0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Tutuklama Nedir?

Tutuklama, delillerin korunması, şüpheli veya sanığın kaçmasını önleme vb. gibi nedenlerle geçici olarak başvurulan bir koruma tedbiridir. Tutuklama kararı, ister soruşturma ister kovuşturma aşamasında olsun mutlaka bir hakim tarafından verilmelidir. Savcılığın belli şartların gerçekleşmesi halinde yakalama kararı çıkartma yetkisi varsa da tutuklama kararı verme yetkisi yoktur.

Somut bir vakıada tutuklama nedenleri olsa bile, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı vermek yerine adli kontrol kararı alarak yargılamayı sağlıklı yürütmek mümkünse tutuklama tedbirine başvurulamaz.

Tutuklama Kararının Amacı Nedir?

Tutuklama kararı, şüpheli veya sanık hakkında verilir. Şüpheli, soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi; sanık ise, ceza davası ile kovuşturmanın başlamasından (iddianamenin kabulünden) hükmün kesinleşmesine kadar geçen sürede suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder (CMK m. 2 (1), a-b).

Tutuklama kararının iki temel amacı vardır:

  • Delillerin korunmasını sağlamak: Şüpheli veya sanığın davranışları; tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma girişiminde bulunma hususunda kuvvetli şüphe oluşturuyorsa, delilleri korumak amacıyla tutuklama kararı verilebilir. Ceza muhakemesinde, belge, beyan ve belirti olmak üzere üç çeşit delil vardır. Şüpheli veya sanığın, herhangi bir delili karartma, yok etme, vasfını değiştirme vb. gibi bir girişimde bulunabileceği somut davranışlarından anlaşılıyorsa tutuklama kararı verilmesi mümkündür.

  • Şüpheli veya sanığın kaçmasını önlemek: Şüpheli veya sanığın davranışlarında, kaçma hususunda somut olgulara dayanan kuvvetli suç şüphesi varsa, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. Hemen özellikle belirtelim ki, kaçma şüphesi somut olgulara dayanmalıdır. Somut olgulara dayanmadan kişinin kaçacağı yönünde subjektif değerlendirmeler tutuklama nedeni olarak kabul edilemez.

Tutuklama Kararının Hukuki Niteliği

Tutuklamanın Geçici Olması: Tutuklama kararı, geçici niteliktedir. Tutuklama, bir ceza veya cezanın infazı aracı değildir. Tutuklama nedenleri ortadan kalkınca tutuklama tedbirine de son verilmelidir. AİHM ve Anayasa Mahkemesi, yargılamanın başında var olan tutuklama nedenlerinin daha sonraki aşamalarda devam edip etmediğinin daha sıkı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini kabul etmiştir. Örneğin, yargılamaya konu deliller toplanmış veya şüpheli ve sanığın delillere etki etmesi mümkün değilse, somut olgulara dayanan kaçma şüphesi ortadan kalkmış ise tutuklama nedenleri de ortadan kalkmıştır.

Tutuklamanın Kişiselliği: Ceza hukukunda suç ve cezanın şahsiliği ilkesi vardır. Bu ilke, ceza muhakemesi hukukunda da şüpheli veya sanık konumunda olmayan kişiler hakkında tutuklama tedbirine başvurulamaması olarak ortaya çıkar. Tutuklama işlemi bir tarafa, şüpheli veya sanık yakınlarının yargı organları tarafından herhangi bir şekilde rahatsız edilmesi dahi hukuk devleti ilkesine ayıkırıdır.

Tutuklamanın Araç Olması: Tutuklama, delillerin korunması veya yargılamanın sağlıklı yapılması için bir araçtır. Tutuklama başlı başına yargılama konusu uyuşmazlığı çözecek bir amaç haline getirilerek cezaya dönüştürülemez. Tutuklamanın cezanın infazını temin gibi bir amacı da olmamalıdır.

Tutuklamanın Görünüşte Haklı Olması: Görünüşte haklılık, tutuklama kararı verilmezse birtakım zararların derhal gerçekleşebileceğine dair bir görünüm olmasıdır. Gecikmede tehlike bulunması, tutuklama işleminin hemen yapılmasının zorunlu olması, gecikmenin telafisi imkansız tehlike doğuracak olmasıdır.

Tutuklamanın Orantılı/Ölçülü Olması: Orantılılık, kişi özgürlüğünü sınırlayan koruma tedbirlerine belli bir gereklilik ve ağırlık sırasına göre başvurmayı ifade eder. En hafif tedbirden en ağır tedbir olan tutuklama kararına kadar, hangi tedbir şüpheli veya sanığın hukuki durumu ile orantılı ise o tedbir uygulanmalıdır.

Tutuklama Sorgusunda Şüphelinin Temel Hakları Nelerdir?

Tutuklama kararı verilip verilmeyeceği konusunda yapılan yargılama, ceza hukukunda bir tali ceza davası yargılaması olarak kabul edilir. Şüpheli veya sanığa sorgudan önce hatırlatılması gereken temel hakları şunlardır:

Avukatın hukuki yardımından yararlanma hakkı: Şüpheli veya sanığın en temel haklarından biri, müdafiin (ceza avukatı) hukuki yardımından yararlanma hakkıdır. Şüpheliye avukat seçme hakkının bulunduğu ve bir avukatın hukukî yardımından yararlanabileceği, avukat seçeçek durumda değilse ve avukatın hukuki yardımından yararlanmak istiyorsa baro tarafından kendisine ücretsiz avukat tayin edileceği, avukatın ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine tutuklama sorgusundan önce bildirilir (CMK md. 147/1-c).

Susma hakkı: Şüpheli veya sanığın susma hakkı evrensel bir haktır. Aleyhine yapılan suçlama hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu tutuklama sorgusundan önce bildirilmelidir (CMK md. 147/1-e).

Delillerin toplanmasını isteme hakkı: Şüpheli veya sanık, kendis lehine olan delilleri ileri sürebilir veya toplanmasını talep edebilir. Şüpheli veya sanığa, somut delillerinin toplanmasını isteme hakkının bulunduğu tutuklama sorgusundan önce hatırlatılır (CMK md. 147/1-f)

Savunma hakkı: Savunma hakkı, sadece bir hukuk devletinde değil, az çok kanunların işlediği her devlette en asgari şüpheli veya sanık haklarından biridir. Şüpheli veya sanığa kendisi aleyhine var olan şüpheleri ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınmak zorundadır (CMK md. 147/1-f).

Tutuklamaya İtiraz Süresi Nedir?

Tutuklamaya itiraz, şüpheli veya sanığa tanınan en önemli haklardan biridir (AİHS md. 5/3 ve Anayasa md. 19/7). Ceza Muhakemesi Kanunu’a göre tutuklamaya itiraz süresi 7 gündür (CMK md.101/5, md. 104/2, md. 267 ve 268).

Tutuklamaya itiraz süresi, şüpheli veya sanığın tutuklandığı gün dikkate alınmadan hesaplanır.

Şüpheli hakkında tutuklamaya dönük yakalama kararı çıkartılmışsa, kanunda açıklık olmamakla birlikte yakalama kararına her zaman itiraz mümkündür. Ancak, şüpheli veya sanık, tutuklamaya yönelik yakalama kararı üzerine yakalandıktan sonra, yapılan değerlendirme neticesinde tutuklanırsa, tutuklamaya itiraz süresi tutuklandıktan sonra işlemeye başlar.

Tutuklama Kararına Kimler İtiraz Edebilir?

Tutuklamaya itiraz, esas olarak tutuklanan kişiye, yani şüpheli veya sanığa ait bir haktır. Şüpheli veya sanık dışında şu kişilerin de tutuklamaya itiraz hakkı vardır:

  • Tutuklamaya itiraz başvurusu, tutuklanan şüpheli veya sanığın avukatı tarafından da yapılabilir CMK md. 261).
  • Tutuklanan kişinin yasal temsilcisi (babası, annesi veya varsa başka yasal temsilcisi) de tutuklama kararına itiraz edebilir (CMK md. 262/1).
  • Tutuklunun eşi de tutuklama kararına itiraz edebilir (CMK md. 262/1).

Tutuklama Kararına İtiraz Nasıl ve Nereye Yapılır?

Tutuklama kararına itirazın nasıl ve nereye yapılacağı CMK md. 268’de ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Tutuklama kararına itiraz, tutuklamaya itiraz dilekçesi verilerek veya tutuklama kararını veren mahkemeye beyanda bulunularak bu beyanın katip tarafından tutanağa geçirilmesi ile yapılabilir (CMK 101/5 ve 268/1).

Tutuklama kararına itiraz üzerine, tutuklama kararını veren hakimlik veya mahkeme, kendi verdiği tutuklama kararının 3 gün içinde değiştirmezse, yani tutukluluğun devam etmesi gerektiği kanaatindeyse itiraz dilekçesinin kendisine verildiği tarihinden itibaren üçüncü günün sonunda itirazı incelemeye yetkili merciiye gönderir (CMK 105).

Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesi bulunmayan yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir (CMK md. 268/3-a).

Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir (CMK 268/3-c).

Tutuklama Süresi En Fazla Ne Kadar?

Tutuklama süresi, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) en fazla mahkum olduğu konudur. AİHS’e (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) göre tutukluluk soruşturma ve kovuşturma için gerekli olan makul süreden uzun ise, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı (AİHS md. 5/3) ihlal edilmiş sayılır.

CMK’nın 102. maddesine göre, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen suçlarda, yani asliye ceza mahkemesinin yargı yetkisine giren işlerde tutukluluk süresi en fazla 1 yıldır. Bu süre zorunluluk hallerinde 6 ay daha uzatılabilir. Yani, soruşturma veya kovuşturma konusu suç, ağır ceza mahkemesinin görevine girmiyorsa tutuklama süresinin üst sınırı en fazla 1,5 yıldır.

Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda (5235 Sayılı Kanun md. 12), yani ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarda, tutukluluk süresi en fazla iki yıldır. Bu süre zorunluluk hallerinde en çok üç yıl daha uzatılabilir. Madde metninde, “uzatma süresi üç yılı geçemez” dendiği için uzatılan süre üç yıl olacaktır. İki yıllık temel tutukluluk süresine bu süre de eklendiğinde ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda tutukluluk süresi en fazla beş yıldır.

Hemen belirtelim ki, bu süreler şüpheli veya sanık hakkında tutuklama nedenleri olsa bile uygulanacak maksimum sürelerdir. Tutuklama nedenleri yoksa bu süreler beklenmeden şüpheli veya sanık derhal tahliye edilmelidir.

Tutuklama ve Masumiyet (Suçsuzluk) Karinesi İlişkisi

Suçluluğu, kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü ile belirlenmedikçe, haklarında ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülen herkes masum kabul edilir. Bu nedenle, her şüpheli veya sanık “masumiyet (suçsuzluk) karinesi” güvencesinden yararlanma hakkına sahiptir (AİHS md. 6/2; AY md. 36, 38/4). Tüm devlet organları (yasama, yürütme ve yargı) ve özellikle basın, haklarında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişilerin suçsuzluk karinesinden yararlanma hakkını korumakla sorumludur.

Hakkında tutuklama kararı verilen kişinin medya organları, devlet kurumları veya kamu görevlileri tarafından suçu kesin bir şekilde işleyen kişi olarak tanıtılması masumiyet karinesinin ihlalidir. Özellikle medyanın hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişi hakkında “görünür gerçekliği” aşan ölçüde yaptığı tüm haberler masumiyet karinesini ihlal eder.

Uluslararası Hukuk Belgelerinde Tutuklama Koşulları

Uluslararası hukuk metinlerinde tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda üç temel koşul bulunduğu söylenebilir:

  • Tutuklamanın Hukukiliği Şartı: Tutuklama, iç hukuktaki maddi hukuk ve usul hukuk normlarına uygun olmalıdır. İç hukuk normlarına uygun yapılmayan bir tutuklamanın hukukiliği şartı gerçekleşmemiştir.

  • Kişinin Suç İşlediğine Dair Makul Şüphe Şartı: Şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilmesi için belli ölçülerde yoğunlaşmış şüphe olmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre kişinin tutuklanabilmesi için suç işlediğinden ‘makul ölçüde kuşku’ duyulmalıdır. Avrupa İnsan Haklar Sözleşmesi, tutuklama kararı verilebilmesi için “kişinin suç işlediği hakkında geçerli şüphenin varlığını, suçun işlenmesinin önlenmesi ya da suçlunun kaçmasının engellenmesi zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin varlığını” aramaktadır (AİHS md. 5/1-c).

  • Tutuklama Kararı ve Risk Koşulu: Şüpheli veya sanığın serbest bırakılması, yargılamanın amacı açısından belli risklerin doğmasına yal açacak ise tutuklama kararı verilebilir. Bu riskler şunlardır:

    • Kaçma, saklanma,
    • Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
    • Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma,
    • Şüpheli veya sanığın tekrar suç işleme ihtimali.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, risk koşulu kavramına yer vermemiştir. Sözleşmeye göre, İnsan Hakları Mahkemesi değerlendirme yaparken “tutuklama kararının hukukiliği + makul şüphe” ölçütlerini dikkate alacaktır.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir (Anayasa md. 19).

Tutuklama Kararı Verilemeyecek Haller Nelerdir?

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tutuklama kararı verilemeyecek haller şunlardır:

  • İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde tutuklama kararı verilemez (CMK md 100/1).
  • Sadece adli para cezası gerektiren suçlarda tutuklama kararı verilemez (CMK md. 100/4).
  • Hapis cezasının üst sınırı 2 yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez (CMK md. 100/4).

Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre Tutuklama Kararı Şartları (CMK m. 100)

Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) göre tutuklama kararı verilebilmesi için aranana tutuklama sebepleri şunlardır:

  • Tutuklama kararı verilebilmesi için ilk şart, şüpheli veya sanık hakkında “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular” bulunmasıdır.

  • Kuvvetli suç şüphesi varsa, ayrıca bir “tutuklama nedeni” de bulunmalıdır (CMK md. 100/1).

Tutuklama konusunda tali ceza davası yargılaması yapacak hakim veya mahkeme, öncelikle kuvvetli suç şüphesinin var olup olmadığını değerlendirecektir. Şüpheli veya sanığın suç işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi varsa, ayrıca bir tutuklama nedeni olup olmadığına bakılacaktır. Bir tutuklama nedeni de varsa, mahkeme tutuklama kararı verebilecektir.

Bir tutuklama sebebinin mevcut olduğu varsayılan haller şunlardır:

  • Şüpheli veya sanığın “kaçması veya kaçması şüphesini uyandıracak somut olguların varlığı” halinde bir tutuklama nedeni olduğu kabul edilir (CMK md. 100/2),
  • Şüpheli veya sanığın “delillerin karartılacağı” konusunda kuvvetli şüphe halinin varlığı bir tutuklama nedenidir (CMK md. 100/2),
  • Katalog suçlar, yani kanunda açıkça tutuklama sebebi olarak gösterilen suçların işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphesi varsa bir tutuklama nedeninin de mevcut olduğu kabul edilir (CMK md. 100/3). Yani, katolog suçlardan birinin işlendiği hususunda kuvvetli şüphe varsa, şüpheli veya sanığın kaçacağı veya delilleri karartma ihtimalinin bulunduğu kendiliğinden varsayılır. Örneğin, kasten adam öldürme veya yağma suçu işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri varsa, bir tutuklama nedeni olduğu kendiliğinden kabul edilir.

Kısaca özetlemek gerekirse, Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre iki durumdan birinin gerçekleşmesi halinde tutuklama kararı veya tutukluluğun devamı kararı verilebileceği söylenebilir (CMK ms. 100):

  • “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması koşulu + risk koşulu” hallerinin birlikte gerçekleşmesi,

veya

  • “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması koşulu + katalog suç koşulu” hallerinin birlikte gerçekleşmesi.

Tutuklama Nedeni Sayılan Katalog Suçlar Nelerdir?

Ceza Muhakamesi Kanunu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması halinde aşağıdaki katolog suçlar (CMK’da tek tek sayılan suçlar) açısından bir tutuklama nedeni olduğunu kabul etmiştir (CMK ms. 100):

  • Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (TCK md. 76, 77, 78),
  • Kasten adam öldürme suçu (TCK md. 81, 82, 83),
  • Silahla kasten yaralama (TCK md.86/3-e),
  • Neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (TCK md. 87),
  • İşkence suçu (TCK md. 94, 95),
  • Cinsel saldırı suçu (TCK md. 102 -birinci fıkra hariç-),
  • Çocukların cinsel istismarı (TCK md. 103),
  • Hırsızlık Suçu (TCK m. 141, 142),
  • Gasp Suçu (TCK ms. 148,149),
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ( TCK md. 188),
  • Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK md. 220 -iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç-),
  • Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (TCK md. 302, 303, 304, 307, 308),
  • Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (TCK md. 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
  • 6136 s. Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’da silah kaçakçılığı (m. 12) suçları,
  • 4389 s. Bankalar Kanunu’nda zimmet (m. 22/3-4) suçu,
  • 4926 s. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,
  • 2863 s. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda (m. 68, 74) suçları,
  • 6831 s. Orman Kanunu’nda kasten orman yakma (m. 110/4-5) suçları,
  • 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33. maddesinde sayılan suçlar,
  • 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun md. 7/3’te belirtilen suçlar.

Tutuklama Kararında İlgili ve Yeterli Gerekçe

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), daha önceki tüm kararlarında ilk tutuklama için suçun işlendiğine dair “makul şüphe”, ilk tutuklamadan sonraki tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda da makul şüphenin yanı sıra, tutukluluğun devamı için “ilgili ve yeterli gerekçe” bulunması gerektiğini yerleşik içtihat haline getirmişti. Ancak, AİHM bu içtihadını tamamen değiştirerek ilk tutuklama kararında da hem suçun işlendiğine dair “makul şüphe” hem de “ilgili ve yeterli gerekçe” olması gerektiğine hükmetmiştir (Moldova vs. Buzadji Kararı - Tarih: 05.07.2016).

AİHM’in ilk tutuklama kararında da iç hukuktaki tutuklama nedenleri ile birlikte “ilgili ve yeterli gerekçe” şartını araması, yerel mahkemelerin karar gerekçelerinde tutukluluk açıklaması yapmasını zorunlu kılmaktadır. Artık, suç vasfı veya suçun katolog suçlar arasında yer alması tutuklama kararı verebilmek için yeterli olmayacaktır.

Moldova vs. Buzadji AİHM kararı, hakimlerin tutuklama kararı verirken kullandığı takdir hakkını daraltarak ceza muhakemesi hukukunda yeni bir tutuklama rejimi dönemi başlatmıştır. Yerel mahkemeler, kararlarında makul şüphenin yanı sıra somut olayda tutuklama tedbirinin neden gerekli olduğuna; yani, kaçma şüphesi veya delil karartma riskini ispatlayan somut olgulara ve bu risklerin neden adli kontrol tedbiri yoluyla giderilemeyeceğine dair açık gerekçelere yer vermek zorundadır. Aksi takdirde, ilk tutuklama kararı veya tutukluluğun devamına ilişkin karar “ilgili ve yeterli gerekçe” içermediğinden hukuka aykırı hale gelecektir.

Bir ülkenin iç hukukunda tutuklama sebepleri ne olursa olsun, bu tutuklama sebeplerinin hukuki olup olmadığı AİHM tarafından “Makul Şüphe + İlgili ve Yeterli Gerekçe” kriterleri esas alınarak denetlenecektir (Moldova vs. Buzadji Kararı).

Tutuklama kararı, ceza mahkemesi aracılığıyla kişi özgürlüğüne yapılan en sert müdahaledir. Tutuklamanın önemi nedeniyle tutuklamaya itiraz başvurularının bir Ceza avukatı aracılığıyla yapılması olası mağduriyetleri engelleyecektir.


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!