Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Gerekçeli Karar Nedir?

Gerekçeli karar, mahkemelerin yargılamanın konusu iddia ve savunmayı, vakıa, delil ve talepleri değerlendirerek hangi yasal nedenlerle hüküm kurduğunu açıklamak üzere yazdığı kararıdır. Uygulamada, mahkemeler hüküm fıkrasını “kısa karar” şeklinde duruşma tutanağına yazmak suretiyle hükmü son duruşmada açıklamakta, hükmün gerekçesini ise kısa karara aykırı olmamak kaydıyla kanunen belirlenen süre içinde yazarak ilgililere tebliğ etmektedir.

Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmak zorundadır (Anayasa m.141/3).

Gerekçe, kararın denetiminin yapılabilmesi ve tarafların kararın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmasını sağlayarak kanun yollarına başvurma konusundaki tutumlarının belirlenebilmesi açısından önemli bir işlev görür. Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yasal ve yeterli olması gerekir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar (YCGK-K.2003/259).

6100 Sayılı HMK.’un 27 Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının) ihlâlidir (Y9HD-K.2016/20215).

Hukuk ve Ceza Yargılamalarında Gerekçeli Karar Mevzuatı

Hukuk Mahkemesinde Gerekçeli Karar: Özel hukuk uyuşmazlıkları(tazminat, alacak, boşanma, ticari davalar vb.) ile idari davalara bakan mahkemelerin her türlü kararı gerekçeli yazılmak zorundadır (6100 sayılı HMK m.297/2).

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 maddenin 1. fıkrasının 3. bendine göre; mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşmadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur (Y2HD-K.2017/3290).

Ceza Mahkemesinde Gerekçeli Karar: Ceza davalarına bakan mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır (5271 sayılı CMK m.34/1). Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise 5271 sayılı CMK’nın 230. maddesinde yer almaktadır:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 230:

(1) Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:

a) İddia ve savunma, bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğu,
b) Kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri,
c) Tüm bunların ışığında ulaşılan kanı; sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi,
ç) Cezayı ağırlatan ve hafifleten yasal ve değerlendirmeye bağlı nedenlerle cezayı kaldıran yasal nedenlerin bulunup bulunmadığı, bunlara ilişkin istemlerin kabul veya reddiyle temel cezanın belirlenmesine ilişkin nedenler,
d) Cezanın ertelenmesine, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik veya bu konulardaki istemlerin kabul veya reddine ilişkin dayanaklar gösterilecektir.

(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.

(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.

(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi halinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.

Özellikle vurgulayalım ki; ceza mahkemeleri kararlarında hükmün esasını oluşturan hüküm fıkrasında kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme imkanının bulunup bulunmadığının, başvurma imkanı varsa süresi, şekli ve merciinin açıkça gösterilmesi gerekir (5271 sayılı CMK’nın 232/6).

Gerekçeli Karar Ne Zaman Yazılır?

Ceza, hukuk ve idari mahkemeler usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda davanın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim (duruşmada sözlü bildirim) olunur. Tüm mahkemelerde hükmün tefhimi, hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek taraflara duruşmada okunması yoluyla gerçekleştirilir. Kural olarak hükmün gerekçesi de bu duruşmada açıklanmalıdır. Ancak, uygulamada mahkemeler önce kısa karar denilen hükmün sonuç kısmını duruşma tutanağına geçirerek taraflara açıklamakta, hükme dair gerekçeli kararı daha sonra yazarak taraflara tebliğ etmektedir.

Hükümle birlikte taraflara son duruşmada bildirilmeyen gerekçeli kararın yazılması süresi, ceza ve hukuk mahkemelerinde farklılık arz etmektedir:

  • Hukuk, idare ve vergi mahkemelerinde sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği (duruşmada bildirildiği) hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir (HMK 294/4). Hükmün tefhiminden sonraki bir zamanda yazılan gerekçeli kararın, davanın taraflarına, feri ve asli müdahile tebliğ edilmesi zorunludur.

  • Ceza mahkemeleri, hükmün gerekçesi tümüyle tutanağa geçirilmemişse, yani gerekçeli karar açıklanmamışsa, hükmün taraflara duruşmada bildirilmesinden itibaren en geç 15 gün içinde yazılarak dava dosyasına konulması gerekir (CMK m.232/3).

Gerekçeli Karar Nasıl Yazılır?

Hukuk mahkemelerinde gerekçeli kararın kim tarafından yazılacağı ile ilgili açık hüküm vardır. Hukuk mahkemelerinde gerekçeli karar, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır (HMK m.298). Hukuk mahkemelerinde gerekçeli karar şu şekilde yazılmalıdır:

Mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşmadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, (delillerin) ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur. Yerel mahkemenin hangi delillerle sonuca ulaştığını değil, dayanılan delillerde yer alan hangi vakıanın kabul edildiğini Yargıtay denetimine elverişli şekilde gerekçeli olarak açıklaması zorunludur (Y2HD-K.2015/20758).

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açık hüküm olmamasına rağmen uygulamada ceza mahkemelerinde gerekçeli karar, asliye ceza mahkemesinde davaya bakan hakim, ağır ceza mahkemesinde mahkeme başkanı veya üye hakimlerden biri tarafından yazılmaktadır. Ceza mahkemelerinde gerekçeli karar şu şekilde yazılmalıdır:

“Ceza mahkemesi” kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtayın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanığın eylemlerinin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekir (Y6CD-K.2013/13620)

Uygulamada, kısa karar yazılır yazılmaz UYAP veya E-devlet kaydına “gerekçeli karar yazıldı” ibaresi düşülmektedir. Halbuki, mahkemeler önce kısa kararı son duruşmada yazmakta, gerekçeli karar ise duruşmadan çok sonraki bir tarihte yazılmaktadır.

Kısa Karar ile Gerekçeli Kararın Arasında Çelişki Olması

Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği (taraflara bildirdiği) kısa karar, esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu kısa karara aykırı olmaması gerekir. Gerekçeli kararda, kısa hükmün aynen bulunması ancak bu kararın gerekçesinin açıklanması lazımdır. Gerekçeli karar ile kısa kararın değiştirilmesi mümkün olmayıp, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılması şarttır. Esasen, kısa kararı yazıp, duruşmada bunu bildirmiş olup davadan el çeken hakim, artık bu kararını değiştirmesi yasal açıdan imkansızdır.

Hukuk mahkemelerindeki yargılamalarda gerekçeli karar ile kısa karar arasında çelişki olması halinde, gerekçeli karar yok hükmünde kabul edilmektedir:

HMK’nın 298/2 maddesi gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması, tefhim edilen kısa karara aykırı olmaması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Asıl olan tefhim edilen kısa karardır. Gerekçeli kararın kısa karara uygun olmaması, çelişki yaratır ve gerekçeli kararın yok hükmünde olduğu anlamına gelir. Belirtmek gerekir ki, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisi, İçtihadı Büyük Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Kararı gereğince bozma nedenidir (Y9HD-K.2017/6751).

Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olması halinde, ceza mahkemesi kararlarının infazı kısa karara göre yapılmalıdır:

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 5.3.1962 tarih ve 18/18 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere, gerekçe kısa karara eklenmek üzere yazılır. Bu sebeple de bunda ayrıca bir uygulama yapılması ve gösterilmesi gerekmez. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.6.2003 gün ve 10.188.197 Sayılı kararında da sonradan yazılan gerekçeli kararda kısa kararda yer almayan hususlara yer verilmesinin, eksik yazılmış kısa karara geçerlilik kazandırmayacağı belirtilmiştir. Asıl olan yargılama sonunda açıklanan (kısa kararhüküm fıkrasıdır. Bir çelişki halinde, ister sanığın lehinde, isterse aleyhinde olsun, okunmuş bulunanın esas alınması gerekir, mahkemenin hatasını düzeltmek için de olsa, sonucu değiştirme yetkisi yoktur. Gerekçeli kararda yazılı mahkumiyet hükmünün infazı sırasında vaki olacak başvuru veya tereddüt sebebiyle 5275 Sayılı Kanunun 98. maddesi uyarınca gerekçeli kararın kısa karara göre düzeltilmesi, infaz işlemlerinin kısa karara göre yapılmasının sağlanması mümkün bulunmaktadır (YCGK-Karar: 2010/260).

Gerekçeli Kararın Tebliği, Kesinleşmesi, İstinaf ve Temyiz

Gerekçeli karar yazıldıktan hemen sonra taraflara tebliğ edilir. Hukuk mahkemelerinde genel olarak gerekçeli karar aleyhine istinaf kanun yolu başvuru süresi, kararın tebliğinden itibaren 2 haftadır. Hukuk mahkemelerinin kararları aleyhine istinaf başvurusu üzerine şartları varsa Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi’nin kararına karşı da tebliğinden itibaren 2 hafta içinde temyiz başvurusu başvurulabilir.

Ceza mahkemelerinde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde istinaf kanun yoluna başvurmak mümkündür. İstinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, şartları varsa Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi’nin kararına karşı da 15 gün içinde temyiz kanun yoluna başvurulabilir.

Gerekçeli kararın kaç günde tebliğ edileceği kararın yazılma süresi ve PTT vasıtasıyla gönderileceğinden postada harcanacak süreye göre farklılık gösterir. Kararın tebliğe çıkarılması demek, kararın ilgili tarafa tebliğ edilmek üzere postaya verildiği anlamına gelir. Greekçeli karar tebliğ edilmezse, hüküm, kesinleşmemiş olur.

Gerekçeli kararın kesinleşmesi, kanun yollarına başvurulmaması veya başvurulmuşsa istinaf ve temyiz incelemesi yapan üst dereceli mahkemelerin de hükmü hukuka uygun bulması halinde mümkündür. Gerekçeli kararın kesinleşmesiyle, kararın hüküm fıkrasına uygun bir şekilde infaz edilmesi gerekir.

Hukuk, İdari ve Ceza Mahkemeleri Nelerdir?

Özel hukuk davalarına bakan mahkemeler üçe ayrılır:

Ceza yargılamaları temel olarak üç tür mahkemede yapılmaktadır:

Hukuk ve ceza mahkemelerinin son kararlarına karşı istinaf başvurusu Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi, temyiz başvurusu ise Yargıtay tarafından yerine getirilir.

İdari davalara bakan mahkemeler şunlardır:

Gerekçeli Karar İstinaf ve Yargıtay Kararları


Gerekçeli Kararın Kısa Kararla Çelişkili Olacak Şekilde Yazılması

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı Hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu sebeple bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Bilindiği üzere tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra Hâkimin, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) uyarınca kararlarını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HMK’nın 297 /2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamadan sonra yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve yasal gerekçeleriyle birlikte mahkemenin yazmasından ibarettir. Artık bu karardan dönme (rücu) olanaklı olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde yer alması gerekir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 E. ve 1992/4 K. sayılı ve 10.04.1992 tarihli kararı).

Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, bu kurala kanun koyucu HMK’nın 294, 298. maddeleriyle varlık kazandırmıştır. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı ise HMK’nın 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Ne var ki, uygulamada HMK’nın 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu sebeplerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan Hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine dair Anayasanın 141. maddesiyle buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile Hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama Yargı, Yargıç ve Kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/2825).

Gerekçeli Kararın Duruşmada Tefhim Edilmesi Halinde Usul

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 321.maddesinin 2.fıkrasına göre; kararın tefhimi için hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda, hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın ( İkinci Bölüm ) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı da aynı yöndedi ). Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2 maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar. 5521 sayılı Kanun’un 8.maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal” olarak anlaşılması zorunludur.

Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden önce, temyiz süre tutum dilekçesi veya gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararı temyiz ettikleri hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın taraflara tebliği gerekir. Davanın tümden kabul veya tümden reddedildiği hallerde, reddedilen bir talebi bulunmadığından davacının veya davacı yararına kurulan bir hüküm bulunmadığından davalının kararı temyizde ilke olarak hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmekte ise de tarafların kararın gerekçesini temyiz etme hakları bulunduğundan gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmelidir.

Mahkemece oluşturulan direnmeye ilişkin gerekçeli kararın davacı vekiline tebliğ edildiğine dair dosyada herhangi bir bilgi veya belgeye rastlanamamıştır. O halde, mahkemece yapılacak iş; öncelikle direnmeye ilişkin gerekçeli kararın, davacı vekiline yöntemine uygun olarak tebliği ile temyiz süresinin geçmesinin beklenmesi; direnme kararının temyiz edilmemesi halinde bu şekliyle, temyizi halinde ise devamı işlemler de tamamlanarak ondan sonra dosyanın son kontrolünün yapılıp, eksiksiz olmak üzere temyiz incelemesi yapılmak üzere Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmesi olmalıdır (Yargıtay HGK - Karar: 2014/1000).

Ceza Mahkemesi Kısa Kararında Olmayan Hüküm Fıkrasına Gerekçeli Kararda Yer Verilmesi

Açıklamakla hükmün esasını oluşturan kısa kararda yer almadığı halde, gerekçeli kararın delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi bölümünde “sanığın kamunun uğradığı zararı karşılamaması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemiştir” gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Karar: 2010/13831).

İhtiyati Tedbir Kararları Gerekçeli Karar Şeklinde Yazılmalıdır

İhtiyati tedbir isteyen vekili, şirket tasfiyesine dair açtığı asıl davada, ayrıca şirketin borçlandırılması, aktiflerinin azaltılmasına yönelik satışların durdurulması ve vadeli satışların engellenmesi hususunda ihtiyati tedbir isteminde bulunmuş, mahkemece, ön tensip tutanağının 17 numaralı ara kararı uyarınca ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmiş, ayrıca bir gerekçeli karar yazılmamıştır. İhtiyati tedbire itiraz edenler vekili, ihtiyati tedbir kararına dair itiraz dilekçeleri sunmuşsa da, bu hususta ilk duruşma gününü kadar bir karar verilmemiş, ilk duruşmada, itirazın incelenmesi bağlamında yine ara kararla ihtiyati tedbirin devamına karar verilmiş, yine ayrıca gerekçeli bir karar yazılmamıştır. İhtiyati tedbir kararı H.M.K.nın 391/2. maddesi uyarınca gerekçeli karar şeklinde yazılması gerekmekte olup, esasen Yargıtay denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması mümkündür. İhtiyati tedbir kararına itiraz sonucu verilen kararların da gerekçeli karar şeklinde yazılması gerektiği izahtan varestedir. Mahkemece, gerek ihtiyati tedbir kararı gerekse, ihtiyati tedbire itirazın incelenmesi bağlamında verilen karar usulüne uygun müstakil gerekçeli bir karar şeklinde yazılmadığından, bu durum 1982 Anayasası’nın 141. maddesine göre, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiği hükmüne ve H.M.K.nın 391/2. maddesine aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi - Karar: 2013/11854).

6100 sayılı HMK’nın 394/5. maddesi uyarınca, karşı taraf kendisi dinlenmeden ( yokluğunda ) verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edebilir. İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Ancak temyiz edilen bir kararın Yargıtay tarafından temyiz incelemesinin yapılabilmesi için öncelikle kararın taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi ve süresi içerisinde temyiz edilmiş olması; ayrıca verilen kararın kapsamında gerekçeli karar şeklinde yazılması gerekmekte olup, esasen Yargıtay denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması mümkündür. 1982 Anayasası’nın 141. maddesine göre, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir. Temyiz edilen kısa karar, bu hususları kapsamadığından, temyiz denetimi mümkün değildir. Bu durumda, mahkemece, ihtiyati tedbir kararına itirazın reddine dair karar verilmesi üzerine, hükümleri uyarınca usulüne uygun şekilde gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi - Karar: 2013/14109).

Mahkeme Kararının Usulüne Uygun Gerekçe İçermemesi

Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar. Kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 27., 297. maddeleri işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2011/6-18 Esas-2011/30 Karar sayılı, 05.12.2007 gün ve 2007/3-981/936 sayılı; 23.01.2008 gün ve 2008/14-29/4 sayılı kararları).

Yine, bazen bir mahkeme kararının, başka bir dava yönünden kesin hüküm veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi konularda yapılacak hukuksal değerlendirmelerin sağlıklı olabilmesi de, o kararın yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür (Hukuk Genel Kurulu’nun 18.10.2006 tarih ve 2006/11620 esas, 2006/659 karar sayılı kararı).

Somut olayda; alacaklı vekili icra mahkemesine yaptığı başvuruda, icra müdürlüğünün menkul ihalesinin kesinleşmesinin ardından KDV, cezaevi yapı pulu harcı, tahsil harcı ve damga vergisine ilişkin çıkardığı muhtıra sonucunda verilen satışın düşürülmesine ilişkin kararının iptalini; kabul edilmemesi halinde ise ihale konusu menkuller üzerindeki haczin kalkacağı gerekçesine dayalı olarak borçluya teslimine dair verilen 25.07.2014 tarihli icra müdürlüğü işlemini şikayet konusu yapmıştır. Mahkemece, istemin reddine dair verilen kararın, yukarıda açıklanan nitelikte bir yasal gerekçeyi içermediği anlaşılmakla, kararın bozulması gerekmiştir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi - Karar: 2015/28804).

Kısa Karar İle Gerekçeli Karar Arasında Farklılık Bozma Nedenidir

Son oturumda tefhim edilen “Davanın kabulüne, ödeme emrinin iptaline, davacı şirketin, G.Ç. Şirketi ile ticari ve alacak borç ilişkisinin bulunmadığının tespitine” şeklindeki kısa kararın; “Dava dışı G.D. San. A.Ş. Davacı K. Boru şirketinden her hangi bir alacağı bulunmadığı dosya kapsamı ile anlaşıldığından Sigorta Kurumunun Davacı Şirket aleyhine açılan davanın Kabulüne İcra takibinin iptaline” şeklindeki gerekçeli karara aykırı olduğu zaptın ve kararın incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Öte yandan konuyla ilgili 10.4.1992 günlü ve 991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Karan uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Karar: 2002/10199).

Mahkemece tefhim edilen kısa kararda, davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verildiği halde; gerekçeli kararda, davanın kabulüne karar verilmiştir. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Kararların farklı ve çelişkili olması mahkemelere olan güven ilkesini zedeler. 10.4.1992 gün, 1991/7 esas ve 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ayarınca kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması bozma nedenini oluşturur. Temyiz itirazlarının bu nedenle kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir (Yargıtay 16. Hukuk Dairesi - Karar: 1993/10748).

Davacı-davalı kocanın maddi tazminat istemi hakkında kısa kararda ret hükmü kurulmasına karşılık, gerekçeli kararda bu konuda bir karar verilmeyerek çelişki yaratılmıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının uyarınca kararın tefhimi en az belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Bu durumda gerekçeli kararın, tefhim edilen karar yanlışta olsa, buna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz yoluna başvurulması ve kararın bozulması halinde düzeltilebilir. Tefhim edilen kararla gerekçeli karardaki aykırılık diğer yönler incelenmeden tek başına bozma sebebi olur. O halde mahkemece yapılacak iş, 10.4.1992 tarihli 7/4 Sayılı içtihadı birleştirme kararı gözetilerek yeniden karar oluşturmaktan ibarettir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar: 2011/10389).

Süre Tutum Dilekçesinde Gerekçeli Kararın Tebliği İstemi

Süre tutum dilekçesinde gerekçeli kararın kendisine tebliğini isteyen sanığa tebliğ için çıkartılan gerekçeli hükmün, Tebligat Kanunun aykırı olarak, davada taraf olan eşi …’ e tebliğ edilmesi nedeniyle geçersiz olduğu, bu nedenle hükmün usulüne uygun olarak sanığa tebliği ile, tebligat ilmühaberi ile birlikte verilmesi halinde gerekçeli temyiz dilekçesi de eklenerek incelenmek üzere dairemize gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE karar verilmiştir (Yargıtay 2. Ceza Dairesi - Karar: 2011/1446).

Sanığın dosyaya süre tutum dilekçesi sunduğu ve gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesini istediği, ancak gerekçeli kararın sanığa tebliğ edilmediği anlaşılmakla; gerekçeli kararın sanığa usulüne uygun tebliği ile ek temyiz dilekçesi sunması halinde bu dilekçesi de eklenip bu hususta ek tebliğname düzenlendikten sonra iadesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir (Yargıtay 7. Ceza Dairesi - Karar: 2015/22265).

Mahkeme Direnme Kararında Gerekçe Nasıl Yazılmalıdır?

Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Ayrıca bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisi yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği gibi bozma kararı karşısında uyulup uyulmama yönünden varılacak sonucun ortaya konulması dolayısıyla direnme ve uymaya yönelik hüküm fıkralarının da aynı unsurları taşıması gerektiği aşikardır.

Nitekim, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.1991 gün 323/391 sayılı; Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.1991 gün 281-415 sayılı; Hukuk Genel Kurulu’nun 25.09.1991 gün 355-440 sayılı; Hukuk Genel Kurulu’nun 05.12.2007 gün ve 2007/3-981/936 sayılı; Hukuk Genel Kurulu’nun 23.01.2008 gün ve 2008/14-29/4; Hukuk Genel Kurulu’nun 21.10.2009 gün ve 2009/9-397/453; Hukuk Genel Kurulu’nun 21.11.2012 gün ve 2012/9-839/ 2012/833; Hukuk Genel Kurulu’nun 12.06.2013 gün ve 2012/9-1681 E., 2013/831 K.; Hukuk Genel Kurulu’nun 18.09.2013 gün ve 2012/9-1686 E., 2013/1374 K. sayılı ilamları).

Diğer taraftan, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında tereddüte yol açacak çelişkiler taşımaması ile mümkündür. Önemle vurgulanmalıdır ki, direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yapacağı inceleme ve değerlendirme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini, bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarakta kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur. Başka bir ifadeyle, mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında, Özel Daire bozma ilamına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, varsa hükmedilen miktarların doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulması; kararın gerekçe bölümünde de bunların nedenlerinin ne olduğu ve bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması, kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşullardır.

Nihayet, direnme kararları, yapıları gereği, Yasa’nın hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı bir Yargıtay dairesinin bu denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiklerinden, o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorunda olduğu gibi, direnilen ve uyulan kısımları da kalem kalem net ve birbirine uygun bir biçimde içermelidir. Nitekim, aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.1991 gün 1991/2-323/391; Hukuk Genel Kurulu’nun 10.09.1991 gün 281-415; Hukuk Genel Kurulu’nun 25.09.1991 gün ve 355-440; Hukuk Genel Kurulu’nun 19.03.2008 gün ve 2008/15-278 E. 2008/254; Hukuk Genel Kurulu’nun 18.09.2013 gün ve 2012/9-1686 E., 2013/1374 K. sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır.

Ceza Genel Kurulu’nca da mülga 1412 sayılı benzer hükümleri taşıyan 261, 268 maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden “önceki hükümde direnilmesine” denilmekle yetinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulu’nun 02.02.1976 gün 1976/1-22-25 sayılı kararı ).

Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında:

Mahkemece kısa kararda “Mahkememizin 2009/233 E, 2011/443 K. Sayılı ilamın maddi tazminata ilişkin hükmünde direnilmesine” şeklinde hüküm kurulurken, direnmeye ilişkin gerekçeli kararda ise hüküm altına alınan miktarlar açık ve net olarak gösterilip, karar verildiği anlaşılmaktadır. Aslolan kısa karar ve burada ortaya konulan hüküm fıkrası olduğu gibi, direnme kararının kapsamını belirleyen kısa kararının da yasanın amacı doğrultusunda çelişki ve tereddüde meydan vermeyecek şekilde açık ve anlaşılır olması gerekir. Mahkemenin, kısmi direnmeye konu yapılan maddi tazminata ilişkin kısa kararın hüküm fıkrası, usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş; kısmi direnmeye konu edilen maddi tazminat yönüyle gerekçeli kararın hüküm fıkrasındaki gibi kısa kararda da hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yerel mahkeme kararının işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin salt bu usulü eksikliğe dayalı olarak bozulması gerekmiştir (Yargıtay HGK - Karar: 2015/881).

Gerekçeli Kararın Tebliğ Zorunluluğu

5271 Sayılı Ceza Yargılaması Yasasının uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunan şikayetçinin yasa yollarına başvurma hakkı bulunmaktadır.

Yasa yollarına başvurma hakkı bulunan ve yokluğunda hüküm kurulan suçtan zarar gören şikayetçiye gerekçeli kararın tebliğ edilmediği anlaşıldığından, şikayetçi kuruma gerekçeli kararın tebliğ edilerek, temyiz dilekçesi vermesi halinde temyiz dilekçesi de eklenerek incelenmek üzere iadesinin mahallince sağlanması için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE karar verilmiştir (Yargıtay Ceza Dairesi - Karar:2008/6507)

Gerekçeli karar, tarafların istinaf ve temyiz haklarını kullanabilmesi, üst dereceli mahkemelerin hükmü denetleyebilmesi, başkaca mahkemelerin atıf yapması halinde uygulama sorunlarına yol açmaması açısından hukuk ve ceza mahkemeleri tarafından usulüne uygun yazılmalıdır.


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Soru ve Yorumlar İçin Uyarı

Hukuki sorunlara dair her türlü görüş, yorum ve sorularınız hukuk forumu bölümünde cevaplanmaktadır: Hukuk Forumu

Paylaş
Read more!