Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

İdare Mahkemesi Nedir?

İdare mahkemesi; idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı açılan idari davalara bakmakla görevli temel mahkemelerden biridir (İdari Yargılama Usulü Kanunu m.1). İdare mahkemesi, idari yargıda genel görevli ilk derece mahkemesidir. İdare mahkemesi genel görevli mahkeme olduğundan kanunla açıkça yetki verilmediği müddetçe diğer mahkemelerin idari davalara bakma görevi yoktur. Örneğin, vergi mahkemesi özel bir mahkeme olduğundan kanunla görevinin çerçevesi çizilmiştir. Vergi mahkemesi ve ilk derecede Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki tüm idari işlem ve eylemlere karşı açılacak davalar idare mahkemesinde görülür.

İdare mahkemelerinin kuruluşu ve görevleri 2576 sayılı kanun ile düzenlenmiştir. İdare mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesi veya değiştirilmesine HSK tarafından karar verilir (2576 sayılı Kanun m.2/2).

İstinaf ve temyiz kanun yolu incelemesi de dahil olmak üzere idari davalara bakma görevi şu mahkemelere aittir:

  • İdare mahkemesi (İlk derece mahkemesi),

  • Vergi mahkemesi (İlk derece mahkemesi),

  • Bölge idare mahkemesi (İstinaf mahkemesi),

  • Danıştay (Temyiz mahkemesi ve bazı idari davalar için ilk derece mahkemesi)

İdare Mahkemesinin Yargılama Usulü Nasıldır?

İdare mahkemeleri, kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapar (İYUK m.1/2). İdari yargılamada inceleme evrak üzerinden yapılır. İdare mahkemesi, idari dava açıldıktan sonra davayla ilgili gerekli gördüğü her türlü bilgi ve belgeyi, talep olmasa bile kendiliğinden ilgili yerlerden veya taraflardan isteyebilir (2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.20/1).

Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebilirler. Davaya bakan idare mahkemesi istemi uygun gördüğü takdirde üyelerden birini bu işle görevlendirebileceği gibi, tespitin mahalli idari veya adli yargı mercilerince yaptırılmasına da karar verebilir (2577 sayılı İYUK m.58).

İdare mahkemesinde yargılamalar evrak üzerinden yapıldığından tanık (şahit) dinlenmesi yada ifade alınması gibi bir yöntem yoktur. Ancak, tüm bilgi ve belgeler toplandıktan sonra keşif ve bilirkişi incelemesi yapılabilir.

İdare mahkemesinde yazılı yargılama kural olmakla birlikte; bazı istisnai davalarda “ivedi yargılama usulü” uygulanır (2577 sayılı İYUK m.20/A). İvedi yargılama usulü uygulanacak istisnai davalar şunlardır:

  • İhaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri hakkında açılan idari davalar,
  • Acele kamulaştırma işlemleri hakkında açılan idari davalar,
  • Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları aleyhine açılan idari davalar,
  • 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleri ile ilgili açılan idari davalar,
  • 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlara karşı açılan idari davalar,
  • 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınan Bakanlar Kurulu kararları aleyhine açılan idari davalar.

Sınırlı sayıda yukarıda yer alan idari davalar hakkında uygulanacak ivedi yargılama usulünün özellikleri şunlardır:

  • İvedi yargılama usulünde dava açma süresi 30 gündür.

  • İYUK m.11’de düzenlenen, bir idari işlem nedeniyle üst makama başvurulması halinde, dava açma süresine ek olarak süreler veren kurallar uygulanmaz.

  • İdare mahkemesi, 7 gün içinde ilk incelemeyi yaparak dava dilekçesi ve eklerini davalıya tebliğe çıkarır.

  • İvedi yargılama usulünde savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır.

  • İvedi yargılama usulüne tabi davlarda yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara itiraz edilemez.

  • İvedi yargılama usulüne tabi davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç bir ay içinde karara bağlanır. Ara kararı verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır.

  • İdare mahkemesi tarafından ivedi yargılama usulüne göre verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi on beş gündür. Temyiz istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır. Karar en geç bir ay içinde tebliğe çıkarılır.

  • İvedi yargılama usulünde Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir.

İdare Mahkemesinin Bakmakla Görevli Olduğu Davalar Nelerdir?

İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki aşağıdaki idari davalara bakmakla görevlidir:

  • İptal davaları: İptal davası, bir idari işlemin hukuka aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi talebiyle açılan idari davalardır.

  • Tam yargı davaları: İdari işlem veya eylemler nedeniyle zarar görenlerin idare aleyhine açtıkları tazminat davasıdır.

  • Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklardan hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar,

  • Diğer kanunların açıkça idare mahkemesini görevlendirdiği işler,

  • Özel Kanunlarda Danıştayın görevli olduğu belirtilen ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile idare mahkemelerinin görevli kılınmış bulunduğu davalar da idare mahkemesinin görevine girmektedir.

İdare Mahkemesinde Yürütmenin Durdurulması Kararı

İdari işlemin iptali davasının en önemli unsuru tedbir mahiyetindeki yürütmenin durdurulması kararıdır. Yürütmenin durdurulması kararı, aleyhine iptal davası açılan işlemin idare tarafından davanın sonuçlanması beklenmeden uygulanması halinde kişilerin zarara uğramasını engellemek amacıyla verilen geçici nitelikte bir karardır.

Danıştay, vergi veya idare mahkemesinde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz (İYUK m.27). Yürütmenin durdurulması davacı tarafından ayrıca talep edilmelidir. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için kanunun aradığı şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir (İdari Yargılama Usulü Kanunu m.27):

  • İdari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması,
  • idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması.

Yukarıdaki iki şartın birlikte gerçekleşmesi halinde davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra, mahkeme tarafından gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.

Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez (İYUK m.27/2).

Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir (İYUK m.27/3).

Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri malî yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26. maddenin 3. fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazı kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.(İYUK m.27/4).

Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16. maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir (İYUK m.27/5).

Yürütmenin Durudurulması veya Durdurulmasının Reddi Kararına İtiraz: Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdarî veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir (İYUK m.27/7).

Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz (İYUK m.27/10).

İdare Mahkemesinin Yetkisi Nasıl Belirlenir?

İdare mahkemesinin yetkisinden kasıt, yer bakımından yetkidir. Yani, coğrafi bakımdan hangi idare mahkemesinin idari davaya bakmaya yetkili olduğudur. Yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir (2577 sayılı İYUK m.32/1). İdare hukukunda yetki, kamu düzenine ilişkin olup mahkeme tarafından resen gözetilir.

Özel kanunlar başka bir idare mahkemesini özel bir hükümle yer bakımından yetkilendirmişse, o mahkeme idari davaya bakar. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 32 ile 38. maddeleri arasında yetki bakımından bazı istisnai ve özel hükümler de ihtiva etmektedir. Örneğin, kamu görevlilerinin atanması ve nakilleri ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlilerinin yeni veya eski görev yeri idare mahkemesidir.

İdare Mahkemesinin Görevsizlik ve Yetkisizlik Kararları

İdare mahkemeleri, “idari yargının görev alanına” giren bir davada görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle davanın reddine karar verirlerse dosyayı Danıştaya veya görevli ve yetkili idare veya vergi mahkemesine gönderirler (İYUK m.43).

  • Görevsizlik sebebiyle gönderilen dosyalarda Danıştay, davayı görevi içinde görmezse dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesine karar verir.

  • Görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle dosyanın gönderildiği mahkeme kendisini görevsiz veya yetkisiz gördüğü takdirde, söz konusu mahkeme ile ilk görevsizlik veya yetkisizlik kararını veren mahkeme aynı bölge idare mahkemesinin yargı çevresinde ise, uyuşmazlık bölge idare mahkemesince, aksi halde Danıştayca çözümlenir

Görev ve yetki uyuşmazlıklarında Danıştay ve bölge idare mahkemesince verilen kararlar ilgili mahkemelere bildirilir ve bu husus taraflara tebliğ olunur.Danıştay ve bölge idare mahkemesince görev ve yetki uyuşmazlıkları ile ilgili olarak verilen kararlar kesindir.

İdari yargının görev alanına giren bir davada görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde görevli ve yetkili kılınan mahkemeye yeniden dava açılması halinde harç alınmaz.

İdare Mahkemesi Kararlarına Karşı İstinaf Başvurusu

İdare mahkemesi kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvuru şartları 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre istinaf kanun yoluna başvuru koşulları şunlardır:

  • İvedi yargılama usulüne tabi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamaz.

  • İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda “farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa” dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu 5 bin TL’yi geçmeyen tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.

  • İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir. İstinaf başvurusuna konu olacak kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularında dilekçelerdeki hitap ve istekle bağlı kalınmaksızın dosyalar bölge idare mahkemesine gönderilir.

  • Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.

  • Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.

  • Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir.

  • Bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir. Kesin kararlar, dosyayla birlikte kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilir ve bu mahkemelerce yedi gün içinde tebliğe çıkarılır.

  • İstinaf başvurusuna konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın istinaf yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz.

İdare Mahkemesi Kararlarına Karşı Temyiz Başvurusu

İstinaf kanun yolundan sonra, bölge idare mahkemesinin bazı kararları aleyhine temyiz kanun yoluna başvurulabilir. Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştay’a temyiz edilebilir (İYUK m.46):

  • Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları,

  • Konusu 100 bin TL’yi aşan tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar,

  • Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davaları,

  • Belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan iptal davaları,

  • Müşterek kararnameyle yapılan atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri ile daire başkanı ve daha üst düzey kamu görevlilerinin atama, naklen atama ve görevden alma işlemleri hakkında açılan iptal davaları,

  • İmar planları, parselasyon işlemlerinden kaynaklanan davalar,

  • Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca itiraz üzerine verilen kararlar ile ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun uygulanmasından doğan davalar,

  • Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar,

  • Ülke çapında uygulanan öğrenim ya da bir meslek veya sanatın icrası veyahut kamu hizmetine giriş amacıyla yapılan sınavlar hakkında açılan davalar,

  • Liman, kruvaziyer limanı, yat limanı, marina, iskele, rıhtım, akaryakıt ve sıvılaştırılmış petrol gazı boru hattı gibi kıyı tesislerine işletme izni verilmesine ilişkin mevzuatın uygulanmasından doğan davalar,

  • 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun uygulanmasından ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar,

  • 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun uygulanmasından doğan davalar,

  • 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun uygulanmasından doğan davalar.

  • Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar.

İdare Mahkemesinin Görevleri Yargıtay ve Danıştay Kararları


İdare Mahkemesi Genel Görevli Mahkemedir

Vergi mahkemeleri, İdari Yargı Düzeninin özel görevli mahkemeleridir. Bu yargı düzeninin genel görevli mahkemeleri ise, idare mahkemeleridir. Bunun anlamı; özel görevli idari mahkeme olan vergi mahkemelerinin görev alanının kanunla belli edilmiş bulunması; kanunla sınırları çizilen bu alan dışında kalan ve özel görevli başka idari yargı yerinin; örneğin, Danıştay’ın görev alanına da girmeyen idari uyuşmazlıkların idare mahkemelerince çözülmesinin gerekli olmasıdır. Başka anlatımla; özel görevli idari yargı yerlerinin görev alanına girmeyen idari uyuşmazlıkların “kanuni hâkimi”, idare mahkemeleridir.

Özel görevli idari yargı yeri olarak vergi mahkemelerinin görev alanı, 2576 Sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 3410 Sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik 6. maddesinde gösterilmiştir. Bu maddenin ( a ) bendine göre; vergi mahkemeleri, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere dair davaların; ( b ) bendine göre, ( a ) bendindeki konularda 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un uygulanmasına dair davaların; ( c ) bendine göre ise, diğer kanunlarla verilen işlerin çözümüyle görevlidir. Öte yandan; aynı Kanunun 5. maddesinde de, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışında, maddede belirtilen davaların idare mahkemelerince karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır.

Sözü edilen hükümlere göre, vergi mahkemelerinin bir uyuşmazlığın görüm ve çözümüne bakabilmeleri, sayılan davalardan birinin mevcut olması koşuluna bağlı bulunmaktadır. Olayda ise, maddede sayılan davalardan birine konu olabilecek türde tesis edilmiş herhangi bir işlem söz konusu olmayıp, davacı adına tescilli beyanname muhteviyatı eşyaya dair olarak, gözetim belgesi aranmaması talebiyle gümrük müdürlüğüne yapılan başvurunun reddine dair işlem davaya konu edilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla; uyuşmazlık, vergi mahkemelerinin sınırları “kanunla çizilmiş özel görev alanı” nın dışında kalmaktadır. Bu itibarla, genel görevli idare mahkemelerinin görev alanına giren söz konusu uyuşmazlığın vergi mahkemesince çözümlenmesi, Anayasanın 37. maddesinde öngörülen “kanuni hâkim ilkesi” ne açıkça aykırı olduğundan, mahkeme kararında görev yönünden yasal isabet yoktur (Danıştay 7. Daire - Karar: 2015/2595).

İdare Mahkemesinin Delil Toplama Yetkisi

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 1. maddesinin 2. fıkrasında, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanacağı ve incelemenin evrak üzerinde yapılacağı, 20. maddesinde Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinin, bakmakta olduğu davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerince yapacakları, belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebileceği, 31. maddesinde ise, bu kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü, şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sükununu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası hükümlerinin uygulanacağı kuralları yer almıştır.

İdare mahkemesince, davacının tez savunma sınavında başarılı olduğu ve tutulan tutanağa sehven oybirliğiyle ret kararı yazılmış olabileceği yolundaki iddialar üzerine, ara kararı ile 5 jüri üyesine, ilgilinin doktora tez sınavında başarılı olup olmadığının, oybirliğiyle verilen ret kararının sehven verilip verilmediği sorulmuş, cevaben gönderilen jüri üyelerinin ifadelerinden, 3 jüri üyesinin olumlu oy kullandığının anlaşıldığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

Anılan Yasa hükümleri ve yerleşmiş idari yargılama usulü ilkelerine göre; yazılı yargılama yapmak zorunda olan idari yargı yerlerinin kendiliğinden yapacakları her çeşit inceleme için, lüzum gördükleri ve taraflar veya ilgili yerlerden isteyebilecekleri evrak ve bilgiler kapsamında, tanık veya şahit dinlenmesi yada ifade alınması şeklinde bir yöntem bulunmamaktadır. Ayrıca, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasına atıfta bulunulan konular arasında da bu yönde bir kural mevcut değildir.

Bu durumda, davacının iddiası ciddi bulunuyorsa başarılı olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak doğacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, idari yargılama usulünde yer almayan bir inceleme ve değerlendirme yöntemine dayalı olarak verilen İdare Mahkemesi kararında usul hükümlerine ve hukuka uygunluk bulunmamaktadır. (Danıştay 8. Dairesi - Karar : 2004/917).

Hizmet Kusuru Nedeniyle Tazminat Davasında Görevli Mahkeme

Dava, haksız eylem sebebiyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı; kanal çalışması sebebiyle sulama sisteminin hasar gördüğünü, taşınmazının dört parçaya ayrıldığını, davalının yapılan bu kanallar üzerine iki adet köprü yapacağını taahhüt etmesine rağmen yapılmadığını, 2013 yılında taşınmazına ektiği pamuğu sulayamaması sebebiyle kuruduğunu beyan ederek, uğramış olduğu maddi zararın tazminini istemiştir. Davalı; davaya konu taşınmazın … Projesi içinde olup … Müdürlüğü tarafından toplulaştırma kapsamına alındığını, husumetin … Müdürlüğü’ne yöneltilmesi gerektiğini, davacının zararının karşılandığını, buna dair muvafakatname ve sulh anlaşması olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davalının haksız eylemi gereğince; ziraat bilirkişi raporunda belirlenen tutar esas alınarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı, kamu kurumu niteliğinde olup; davaya konu zarar, kamusal görevin yerine getirilmesi sırasında meydana gelmiştir. Bu sebeple de davalı, idarenin hizmet kusuruna dayanmaktadır. İdarenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince idareye karşı, idari yargı yerinde dava açılması gerekir. Görev sorunu, kamu düzenine dair olup açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re’sen) dikkate alınır. Mahkemece, yargı yolu yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek incelenmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan kararın bozulması gerekmiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/458).

İdarenin Olumsuz Tutum Alması Halinde Görevli Mahkeme

Davacı vekili, Pamukkale Kaymakamlığı köylere hizmet götürme birliği encümen üyesi olarak görev yapmakta iken, birliğin 06.03.2014 tarih 2014/1 numaralı meclis kararı ile 6360 Sayılı 14 İlde Büyükşehir Belediyesi ve 27 İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gereği mahalli idareler genel seçiminden sonra birliğin tüzel kişiliğinin sona ermesi sebebiyle birliğin feshedildiğini, birliğin mal varlığı alacakları ve borçlarının Pamukkale Kaymakamlığı’na devredildiğini, davacıya görevinden dolayı ikişer adet oturum ücreti verildiğini, 2009 yılı Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz aylarında ikişer oturum ödendiği halde 2009 yılı Ağustos ile 2014 yılı Ocak ayları arasında ödenek yetersizliğinden tek oturum ücreti ödendiğini, encümen kararında davacının alacağının ödenek geldikçe ödenmesine karar verildiğini, davacının ihtarname göndermesine rağmen bu güne kadar ödeme yapılmadığını belirterek 6.155,25 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Somut olayda davacı, 6360 Sayılı Kanun ve 06.03.2014 tarih 2014/1 numaralı meclis kararı ile düzenlenen huzur hakkı ödeneğinin ödenmediğini belirterek alacak isteminde bulunmuştur. Kamu alanında yer alan bir konu hakkında, idarenin olumsuz tutum almasından dolayı zarara uğradığını belirten kişilerin açacakları davalar, idari yargının görev alanına girmektedir. Davacının huzur hakkına dair talebi idari yargı yerlerince incelenip karara bağlanacağından mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasının incelenmiş olması bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/94).

İdare Mahkemesinin Dilekçenin Reddi Kararı Verme Zorunluluğu

Her ne kadar Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı sonrası 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun biçimde düzenlenmiş bir dilekçe ile idari yargı yerine dava açılmamış ise de, idare mahkemesince, adli yargı yerine başvuru esnasında verilen dava dilekçesi esas alınıp, dilekçe ret kararı verilerek, davacıya 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine göre dava dilekçesi düzenleme olanağının tanınması gerekmektedir. Bu durumda, dava açma hakkının doğal olarak kanunlarla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunlarla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı geniş yorumlamalardan kaçınmaları gerekmektedir.

Sonuç olarak, para cezası verilmesine ilişkin belediye encümeni kararına karşı açılan davada, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 9. maddesine göre, adli ve askeri yargı yerlerinde açılan davaların görev yönünden reddi üzerine gönderme kararı verilerek dosyanın görevli idare mahkemesine gönderilmesi üzerine, idare Mahkemesince adli yargı yerine başvuru esnasında verilen dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanunun 3. maddesine uygun biçimde düzenlenmek üzere dilekçenin reddine kararı verilmesi gerekirken, İdare Mahkemesince dosyanın esasının kapatılıp iadesine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır (Danıştay 14. Daire - Karar: 2012/383).

İdari Sözleşmelerle İlgili Davalara İdare Mahkemesi Bakmakla Görevlidir

2576 sayılı Kanun’un 1. maddesinde; bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin bu Kanun’la verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş “genel görevli” mahkemeler olduğu hükme bağlanmış, 5. maddesinde ise; idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla, ilk derecede Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki; iptal davalarını, tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları çözümleyeceği hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile davalı şirket arasında Hazar I ve Hazar II Hidroelektrik Santrallarının rehabilitasyonu, işletilmesi ve üretilecek elektrik enerjisinin satışı görevinin davalı şirkete verilmesine ilişkin 08.08.1996 tarihli imtiyaz sözleşmenin imzalandığı, imtiyaz sözleşmesinin 16. maddesinde, şirketin ticarî işletme tarihinden itibaren üreteceği enerjiyi, sözleşmeye ve ESA’ya uygun olarak TEAŞ’a satacağının belirtildiği, imtiyaz sözleşmesine dayalı olarak da görevli şirket ile TEAŞ arasında ESA’nın imzalandığı, bu davanın da ESA hükümleri uyarınca hesaplanan iç ihtiyaç aktif enerjisi tutarın tahsili istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda; imtiyaz sözleşmesi hükümleri uyarınca TEAŞ ile görevli şirket arasında enerji satışı konusunda imzalanan ve idarî sözleşme olduğu kuşkusuz olan ESA’nın uygulanması ile ilgili olduğu anlaşılan uyuşmazlığın, idarî sözleşmeyi yapan idarî merciin bulunduğu yer idare mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi’nin görev ve yetkisinde bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, özel hukuk sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan bir uyuşmazlık olduğu ve görüm ve çözümünün, adlî yargı yerine ait bulunduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar veren İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır (Danıştay 13. Daire - Karar: 2010/4837)

Birden Fazla İdare Mahkemesinin Yetkisi ve Danıştayın Görev Alanı

Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakınının, Ordu Boztepe Devlet Hastanesinde ve 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki tıbbi müdahalelerde hizmetin kusurlu işlemesi sonucunda hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000 TL manevi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle davanın açıldığı; Samsun İdare Mahkemesince, kusurlu işletildiği ileri sürülen sağlık hizmetinin Ordu Devlet Hastanesine yönelik kısmında Ordu İdare Mahkemesinin; 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesine yönelik kısmında Samsun İdare Mahkemesinin yetkili olduğu; bu nedenle, dava birden çok idare mahkemesinin yetkisine girdiğinden 2575 Sayılı Yasanın 24. maddesinin l/e bendi uyarınca dosyanın Danıştay’a gönderildiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu olayda, zarara neden olduğu ileri sürülen idari eylemlerden bir kısmının Ordu Devlet Hastanesinde, bir kısmının ise 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapıldığı, bu duruma göre uyuşmazlığın Ordu ve Samsun İdare Mahkemelerinin yetki çevresinde kaldığı görüldüğünden, İdare Mahkemesince, mahkemenin yargı çevresi yönünden oluşan tereddüdün giderilmesi yönünden dosyanın 2577 sayılı Yasanın 44. maddesi uyarınca, merci tayini için Danıştaya gönderilmesi gerekirken, davanın görev yönünden reddedilerek Danıştay’a gönderilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Öte yandan, davacılar yakınının, idarenin hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybettiğinden bahisle davacıların uğradığını ileri sürdüğü 50.000 TL manevi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açılan bu dava, Danıştay’da ilk derece görülecek dava niteliği taşımadığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümü yukarıda açıklanan yasa hükümleri uyarınca idare mahkemesinin görev alanı içinde bulunmaktadır.

Bu durumda, davacılar tarafından, Ordu Devlet Hastanesinde başlayan hizmet kusurunun, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde devam ederek davacılar yakınının ölümüne sebebiyet verildiği iddia edildiğinden; uyuşmazlığın, 2577 sayılı Yasanın 36 ( a ) maddesi uyarınca, sağlık hizmetinin sona erdiği 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinin bulunduğu yer idare mahkemesince, bir başka ifade ile Samsun İdare Mahkemesince çözümlenmesi gerekmektedir (Danıştay 10. Daire - Karar: 2009/9318).

İdare Mahkemesinde Taraf Ehliyeti

Dava, haksız eylemden kaynaklanan maddi zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın yargı yolu sebebiyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3533 Sayılı Kanun’un 1. maddesine göre genel, katma ve özel bütçelerle yönetilen daireler ve belediyelerle sermayesinin tamamı devlete veya belediyelere yahut özel idarelere ait olan daire ve müesseseler arasında çıkan uyuşmazlıklardan adli yargının görevi içinde bulunanlar o kanunda yazılı tahkim usulüne göre çözümlenir. Somut olayda; davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlığın özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan maddi zararın tahsiline dair olduğunun anlaşılmasına göre, bu davaya tefrik edilerek hakem sıfatı ile bakılması gerekirken, yargı yolu sebebiyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi gereğince idari yargı yerinde ancak ilgili idari kurum dava edilebilir. Bu yasal düzenlemeye göre, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri aleyhine idare mahkemelerinde dava açılamaz. Somut olayda; bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı aleyhine açılan eldeki davanın görülme yeri idari yargı yeri olmayıp adli yargı yeridir. Bu husus gözetilmeden davanın yargı yolu sebebiyle usulden reddi bu davalı hakkında doğru olmamış kararın bu yönden de bozulmasını gerektirmiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/120499).

İdari Kurumun Dava Edilmediği Davalarda Adli Yargı Görevlidir

Davaya konu edilen olayda; … Üniversitesi Tıp Fakültesinde doktor olan davalı tarafından, diğer davalı şirketin temin ettiği kalp pilinin ameliyat ile davacıya takılması sonucunda, zarara uğranıldığı belirtilerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. İdari yargı yerlerinde açılacak davalarda husumetin kimlere yöneltileceğine dair 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi gereğince, idari yargı yerlerinde ancak ilgili idari kuruluş dava edilebilir. Bu yasal düzenlemeye göre, gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri aleyhine idare mahkemelerinde dava açılamaz. Davacı, tüzel kişi olan davalı şirketin eylemi sebebiyle zarara uğradığını ileri sürüp istekte bulunduğuna göre, davalı şirket yönünden davanın görüm ve çözüm yeri adli yargıdır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/10219).

Tam Yargı Davası İdare Mahkemesinde Görülür

Davacı, 27.09.2012 günü aşırı yağış sebebiyle kanalizasyonun geri teperek evine pis su dolduğunu, evinin ve eşyalarının zarar gördüğünü belirterek davalıların kusurundan kaynaklanan zararının ödetilmesini istemiştir. Davalılar, kusurları ve sorumlulukları olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece, benimsenen bilirkişi görüşü uyarınca davalıların kusur oranına isabet eden zarar tutarının ödetilmesine karar verilmiştir.

Davalı Belediye Başkanlığı bir kamu tüzel kişisidir. Anılan tüzel kişiliğe bağlı olarak ve kamusal kurallar çerçevesinde faaliyet gösteren Belediye organlarının eylem ve işlemleri de kamusal nitelikte olup, kamu hizmeti kavramı çerçevesindedir. İstemin ileri sürülüş ve olayın gerçekleşme biçimine göre davanın anılan davalıya yöneltilmesinin nedeni de davalı Belediye’nin hizmet kusuruna ilişkindir. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince bu tür istemlerin tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/73849).

İdarenin Hizmet Kusuru Varsa İdare Mahkemesi Görevlidir

Dava, idarenin hizmet kusuru sebebiyle uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Davacı, davalı tarafından tarlalarına su verilmemesi sonucu ürünlerinin yeterince gelişemediğini ve verim kaybı meydana geldiğini belirterek oluşan zararının davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur. Davalı, sulamanın yapıldığı derenin ıslahı sebebiyle su verilemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporları doğrultusunda istem kabul edilmiştir.

6172 Sayılı Sulama Birlikleri Kanunu’nun 1/2. maddesi uyarınca sulama birlikleri kamu tüzel kişiliğine sahiptirler. Aynı kanun hükümleri uyarınca; DSİ’nin uygun görüşü alınmak suretiyle ana statülerinin ilgili bakanlıkça onaylanması sonucu tüzel kişilik kazanırlar ve hizmet alanları içerisinde DSİ’nin sahip olduğu görev ve yetkilere sahiptirler. Görev alanı içindeki tesislerin işletme, bakım, onarım ve yönetim hizmetleri sulama birliklerinin görevleri arasındadır.

Davaya konu olayda, bir kamu kurumu olan davalının gerekli hizmeti sunmaması sebebiyle zarar görüldüğü ileri sürülmüştür. Bu olgu, kamu hizmeti ile ilgili ve hizmet kusuruna ilişkindir. İdare’nin, hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince İdare’ye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden (re’sen) dikkate alınır. Mahkemece, açıklanan olgular gözetilerek yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi yerine işin esasının çözümlenmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/6570).

İl Özel İdaresinin Kamu Hizmetlerindeki Kusur Nedeniyle İdare Mahkemesi Görevlidir

Dava, hizmet kusuru nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalı tarafından yapılan yolun kenarında bulunan bahçesindeki meyve ağaçlarının yoldan kallkan tozdan zarar gördüğünü belirterek uğramış olduğu maddi zararın tazminini istemiştir.

Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, hakkaniyet indirimide uygulanarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu edilen zararın, davalı idare tarafından kamu hizmetine tahsis edilen yoldan kalkan tozdan meydana geldiği belirtilerek talep edildiği anlaşılmaktadır. Kamu hizmetini sunmak ve bu anlamda gerekli hazırlıkları ve denetimi yapmak (park, yol vs.) İl Özel İdarelerinin 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunundan doğan görevleri olup, bu görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hizmet kusuru niteliğindedir. İdare’nin işlemi yada eylemi nedeni ile doğan zararlardan dolayı; İdari Yargılama Usulü Yasası’nın gereğince İdare’ye karşı, idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Görev sorunu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de kendiliğinden dikkate alınır. Yerel Mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı yerine, işin esasının incelenmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/6371).

Trafik Güvenliğinin Sağlanmaması Nedeniyle Tazminat Davasında Görevli İdare Mahkemesi

Dava; Antalya İli, Alanya İlçesi, Kuşyuvası mevkiinde davacılar yakınının yolcu olarak bulunduğu seyir halindeki araca dağdan kopan kaya parçasının düşmesi sonucunda vefat etmesi nedeniyle davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen (fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak) 149.000,00 TL zararın, davalı idareden tazmini istemiyle açılmıştır.

Antalya 1. İdare Mahkemesi’nce; 2918 sayılı Yasa’nın 6099 sayılı Yasa ile değişik 110. maddesi uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Sonuç olarak nün kuruluş yasasında belirlenen, 2918 sayılı Yasa’da tekrarlanan görevlerinden, yani; yol yapım, bakım, işletme, trafik güvenliğini sağlama şeklinde yürüttüğü kamu hizmetinden kaynaklanan hukuki sorumluluğunun idare hukuku ilke ve kurallarına göre belirlenmesi; bu sebeple açılacak tam yargı davalarının da idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden; davalının bakım ve sorumluluğunda olan karayolunda yeterli tedbir alınmadığından bahisle meydana geldiği ileri sürülen olaydan kaynaklanan zararın ödenmesi istemiyle temyizen incelenmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu haliyle bakılan uyuşmazlık, özel hukuktaki araç işletenin hukuki sorumluluğundan değil, 6001 sayılı Yasada için öngörülen karayollarının emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarmak, onarımını yaptırtmak, işletmek, işlettirmek, temizliğini yapmak, yaptırmak ve trafik güvenliğini sağlamak şeklindeki görevlerin tam ve eksiksiz yerine getirilmediği, dolayısıyla yürütülen hizmetlerin kusurlu işletildiği, meydana gelen zararda hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklanmakta olup, buna göre davanın görüm ve çözümü idare mahkemelerine aittir.(Danıştay 15. Dairesi - Karar : 2016/4627).

Milli Emlak Dairesinin 2B Arazisi Hakkındaki Kararına Karşı İdare Mahkemesine Başvurulmalıdır

Dava; davacının, İstanbul İli, Üsküdar İlçesi, Çengelköy Mahallesi’nde bulunan taşınmazdaki hissesinin, 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iadesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 15.11.2013 tarihli İstanbul Defterdarlığı Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacının, İstanbul İli, Üsküdar İlçesi, Çengelköy Mahallesinde bulunan taşınmazın, 2/B niteliğinde olduğu ve 6292 sayılı Yasanın 7. maddesi uyarınca taşınmazdaki hissesinin bedelsiz olarak tarafına iadesi istemiyle yaptığı başvurunun 15.11.2013 tarihli İstanbul Defterdarlığı Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığı işlemi ile reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Dava konusu işlem, her ne kadar sonucu itibariyle tapu kaydında değişiklik yapılması sonucunu doğuracak nitelikte bir işlem ise de, söz konusu taşınmazın 6292 sayılı Yasa kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığının tespitine yönelik idari nitelikte bir ön işlem olduğu, anılan taşınmazın orman sınırı içerisine alınmasına ya da 2/B olarak orman sınırı dışına çıkarılmasına ilişkin olmadığı açıktır.

Bu durumda, söz konusu taşınmazın davacıya bedelsiz olarak iade edilebilmesi için 6292 sayılı Yasada öngörülen şartları taşıyıp taşımadığının idari yargı yerince değerlendirilmesi gerektiğinden, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargıya ait olduğu ve davanın görev yönünden reddine dair kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. (Danıştay 8. Dairesi - Karar : 2015/123159.

İdarenin Aylık Kesme Kararına Karşı Açılan Davada Görevli Mahkeme

01.05.2003 tarihinden itibaren kendisine 2022 Sayılı Kanun kapsamında özürlü aylığı bağlanan davacının 01.05.2008-28.02.2010 tarihleri arasında 2926 Sayılı Kanun kapsamında, (5510 Sayılı Kanun’un 4/1-b fıkrası kapsamında) tarım sigortalılığının bulunduğu gerekçesiyle davalı Kurum tarafından aylığının kesilmesi ve 01.05.2008-28.02.2010 tarihleri arasında davacıya yapılan ödemelerin faiziyle istirdadının talep edilmesi üzerine, davacı söz konusu işlemin iptaline karar verilmesini istemiş, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 106. maddesiyle mülga 1479 Sayılı Kanun’un 70. ve mülga 506 Sayılı Kanun’un 134’üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 101. maddesinde de, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği hüküm altına alınmıştır.

İdari nitelikteki bir davanın hukuk mahkemesine açılması durumunda izlenecek sürece dair 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 2577 Sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda bir birini tamamlayan düzenlemeler yer almaktadır. 2577 Sayılı Kanun’un “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerce açılan tam yargı davaları idari dava türleri olarak sıralanmış; “Görevli Olmayan Yerlere Başvurma” başlığını taşıyan 9. maddesinde; çözümlenmesi …, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girmesine karşın, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi durumunda, bu konudaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargı makamına başvuru tarihinin, …, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul dileceği, adli yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra, anılan otuz günlük süre geçirilmiş olsa da, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabileceği bildirilmiştir. Belirtilmelidir ki, hukuk mahkemesince verilecek görevsizlik kararı üzerine yapılacak işlemler söz konusu 9. maddede düzenlendiğinden, bu aşamada 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 193’üncü maddesi hükmünün uygulama alanı bulunmamaktadır. Adli ve/veya idari yargı yerlerine açılan davalarda yargı yolu yanlışlığına dair olarak, taraflarca yargılama sonuna kadar itiraz ileri sürülebileceği gibi, bu hususun mahkemelerce de kendiliğinden gözetilmesi zorunludur. 1086 Sayılı Kanun’un 7. maddesinde; diğer bir mahkeme veya idari makam ya da yargı merciinin görevine giren bir dava veya iş kendisine arz olunan mahkeme tarafından, davanın her aşamasında kendiliğinden görevli olmadığı yönünde karar verilebileceği belirtilerek, yargı yolu itirazında verilecek karar “görevsizlik kararı” olarak tanımlanmış olmakla, burada ifade edilen karar, yargı yolunu değiştirici niteliktedir. 2577 Sayılı Kanun’un 3’üncü vd. maddeleri dikkate alındığında ise; hukuk mahkemesince görevsizlik kararı verilirken, ayrıca, idari yargı düzenindeki hangi mahkemenin görevli olduğu ve dava dosyasının ilgili mahkemeye gönderilmesi yönünde hüküm kurulması olanaksızdır.

Anılan maddelerde idari davalarda izlenmesi gereken dava açma yöntemi belirtilmiş olup, davanın idari nitelikte olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine karar verilmekle, başlangıçta adli yargı yerine açılmış olan davanın idari yargı yerine açılması sağlanamaz. İdari eylem ve işlemlere karşı açılacak davalar hak düşürücü süreye bağlanmış olup, 2577 Sayılı Kanun hükümlerine bakıldığında, davanın süresinde açılmamasının yaptırımı, usul yönünden “reddine” karar verilmesidir (2577 Sayılı Kanun’un 14/3-e, 15/1-b madde düzenlemeleri). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.02.2008 gün ve …sayılı ilâmında da aynı yaklaşım ve görüş benimsenmiştir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmeye göre; davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (devredilen Emekli Sandığı)’na yönelik iş mahkemesine açılan ve görülen inceleme konusu davada, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümünde 506, 1479 veya 5510 Sayılı Kanun’un uygulama yeri bulunmadığından, sözü edilen 134, 70, 101. madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemeleri görevli olmayıp, bu tür davalar idari yargının görev alanı içerisinde yer almaktadır (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/1350)

İdare mahkemesinin görevi; özellikle iptal ve tam yargı davalarında önemli mağduruiyetlere yol açtığından görev konusunun dava açılmadan önce bir idari dava avukatı tarafından dikkatlice değerlendirilmesinde yarar vardır.


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!