0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Temyiz Nedir?

Temyiz, istinaf mahkemesinin bozma kararı dışında kalan hükümlerinin yeniden incelenmesi için bir davanın taraflarına tanınan olağan bir kanun yoludur. Esasen temyiz, üst mahkemede açılan yeni bir tür davadır. Taraflar, temyiz başvurusu ile istinaf mahkemesi kararının değiştirilmesini veya bozulmasını talep ederler. İstinaf ceza dairelerinin kararlarının temyiz incelemesi bir üst mahkeme tarafından, yani bir temyiz mahkemesi olan Yargıtay tarafından yapılır.

Hukuk Davası Temyiz Kanun Yolu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (hmk), bu yazımızın konusu olan ceza davası temyiz kanun yolu ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (cmk) düzenlenmiştir.

Temyiz Süresi Ne Kadardır?

Temyiz süresi, istinaf mahkemesi kararının tefhimi veya tebliğinden itibaren 15 gündür (CMK 291/1).Temyiz süresinin hesaplanmasında kararın verildiği gün hesaba katılmaz, son gün tatile denk gelirse sonraki ilk iş günü temyiz süresinin son günü olarak kabul edilir.

Davanın tarafları duruşmada hazır ise karar kendilerine sözlü olarak açıklanır, bu duruma kararın tefhimi denilir. Karar hemen öğrenildiği için tarafların 15 günlük temyiz süresi de öğrenme tarihi olan duruşma gününden hemen sonraki gün işlemeye başlar.

Davanın tarafları duruşmada hazır değilse, mahkeme tarafların yokluklarında karar verip mahkeme kararını taraflara tebliğ eder. Bu durumda kararın PTT yoluyla taraflara tebliğ edildiği, yani ulaştırıldığı günün ertesi günü 15 günlük temyiz süresi işlemeye başlar.

Kimler Temyiz Hakkına Sahiptir?

İstinaf mahkemesi kararını temyiz edebilmek için davanın tarafı olmak gerekir. Bir davanın sanığı, yani yargılanan kişi, davanın tarafı olduğu için temyiz hakkına sahiptir. Davanın sanığı temyiz hakkını temyiz süresi içinde bizzat kullanabileceği gibi yasal temsilcileri (vasi, anne-baba vs.), avukatı veya eşi de sanık adına temyiz başvurusu yapabilir.

Davaya müdahil olan kişiler (şikayetçiler, mağdurlar, suçtan zarar gören üçüncü kişiler) de davanın tarafı olduklarından yerel mahkeme kararını temyiz hakkına sahiptir. Herhangi bir davaya müdahale talebinde bulunup da bu talebi yerel mahkeme tarafından reddedilenler ile katılan olabilecek şekilde suçtan zarar görenler temyiz hakkına sahiptir (CMK md. 260).

Cumhuriyet savcısı sanığın lehine veya aleyhine temyiz başvurusu yapabilir (CMK md. 260/3). Ancak cumhuriyet savcısı, sanığın yararına yanlış uygulanan “hukuk kurallarına aykırılık” olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması amacıyla temyiz hakkına sahip değildir (CMK md. 290).

Temyiz Başvurusu Nasıl Yapılı?

Temyiz başvurusu, hükmü veren istinaf mahkemesine (bölge adliye mahkemesi) bir Temyiz Dilekçesi verilerek yapılır. Temyiz dilekçesinde temyiz nedenlerine yer verilmelidir. Sanığın mahkum olduğu ceza miktarı ne olursa olsun kendiliğinden temyize tabi mahkeme kararları yoktur. Mevcut kanunda (CMK m.272/1-2.cümle) istinaf incelemesi açısından 15 yıl veya daha fazla hapis cezaları için resen istinaf düzenlenmiş, ancak eski CMUK döneminde düzenlenen resen temyiz kurumuna mevcut kanunda yer verilmemiştir.

Sanık, cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak tutuluyorsa temyiz başvurusunu bulunduğu cezaevi müdürlüğüne temyiz dilekçesi vererek kullanabilir.

Temyiz Dilekçesinde Temyiz Sebebi Göstermek Zorunlu mudur?

Ceza temyiz dilekçelerinde sebep bildirilmediği takdirde temyiz istemi Yargıtay tarafından reddedilmektedir. Temyiz dilekçesinde somut bir temyiz sebebi bulunmadığı taktirde, usulüne uygun bir temyiz davası açılmadığı kabul edilmektedir.

Temyiz sebebi bildirilmeden, sadece geekçesiz süre tutum dilekçesi ile yapılan temyiz başvuruları reddedileceği gibi usulüne uygun bir temyiz davası olmadığı için CMK m.289’da yer alan kesin hukuka aykırılık halleri dahi resen incelenemeyecektir. (Y16CD-K.2018/1765).

Temyiz Başvurusu Usulünde Yanılma

Temyiz başvurusu yapan kişi, temyiz dilekçesini hangi mahkeme veya birime vereceği konusunda yanılabilir. Yanlış mahkemeye veya birime verilen temyiz dilekçesi, başvuranın temyiz hakkının kaybolmasına yol açmaz. Yanlış merciiye verilen temyiz dilekçesi, temyiz süresi içinde verilmişse geçerli kabul edilir. Yetkili olmadığı halde temyiz dilekçesini alan mercii, dilekçeyi derhal görevli ve yetkili mahkemeye göndermek zorundadır (CMK md. 264).

Temyiz Edilemeyen İstinaf Mahkemesi Kararları

Bölge adliye mahkemelerinin (istinaf mahkemeleri) bozma kararı dışında kalan tüm kararları için temyiz başvurusu yapılabilir (CMK md. 286). Ancak, hükmedilen cezanın miktarı dikkate alınarak bazı istinaf mahkemesi kararları aleyhine temyiz kanun yolu kapatılmıştır. Yani, bazı hallerde ilk derece mahkemesinin verdiği karar istinaf incelemesi neticesinde kesinleşir. İstinaf mahkemesinin aşağıdaki kararları aleyhine temyiz başvurusu yapılamaz:

  • Miktarı ne olursa olsun adli para cezasına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez (CMK md. 286/2-a).
  • 5 yıl (dahil) veya daha az hapis cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez (CMK md. 286/2-a). Ancak, yerel mahkeme 5 yıldan az ceza vermesine rağmen, istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi yerel mahkemenin verdiği cezayı arttırırsa, bu karara karşı temyiz başvurusu yapılabilir (CMK 286/2-b). Örneğin, herhangi bir bilişim suçu nedeniyle yerel mahkeme tarafından 3 yıl hapis cezası verilen bir kişinin cezası istinaf mahkemesi tarafından arttırılarak 4 yıla çıkartılırsa, ceza miktarı 5 yılın altında olmasına rağmen bu karara karşı temyiz başvurusu yapılabilir.
  • Aynı hükümde yer alan hapis cezalarının toplamı 5 yılı geçse dahi, istinaf mahkemesinin bu kararlarına karşı da temyiz kanun yoluna başvurulamaz (CMK md. 286/2-h). Örneğin, aynı istinaf mahkemesi hükmünde dolandırıcılık suçu nedeniyle 2 yıl 6 ay hapis cezası, resmi evrakta sahtecilik suçu nedeniyle 3 yıl 4 ay hapis cezası alan bir kişinin toplam ceza miktarı 5 yıl 10 ay olmasına rağmen temyiz kanun yoluna başvurma hakkı yoktur.
  • TCK veya diğer kanunlarda üst sınırı 2 yıl hapis cezası gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına dair her türlü bölge adliye mahkemesi (istinaf mahkemesi) kararları aleyhine temyiz kanun yoluna gidilemez (CMK md. 286/2-c).
  • On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararları aleyhine temyiz kanun yoluna gidilemez(CMK md. 286/2-f).
  • Eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair istinaf mahkemesi kararları aleyhine temyiz kanun yoluna gidilemez (CMK md. 286/2-e).
  • Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar aleyhine temyiz kanun yoluna gidilemez (CMK md. 286/2-g).

Cumhuriyet Savcısı ve Sanığın Kararı Temyizi Halinde Olası Sonuçlar

Cumhuriyet savcısı, yargılanan kişinin lehine veya aleyhine temyiz başvurusu yapabilir (CMK md. 260/3). Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesi verirken kararı sanığın lehine mi aleyhine mi temyiz ettiğini belirtmek zorundadır . Cumhuriyet savcısı sanık lehine başvuru yaptıktan sonra sanığın rızası olmadan temyiz başvurusundan vazgeçemez (CMK md. 266)

Cumhuriyet savcısının sanığın aleyhine temyiz başvurusu yapması halinde, sanık temyiz hakkını kullanmamış olsa bile, hüküm sanık lehine Yargıtay tarafından değiştirilebilir veya bozulabilir. Aynı şekilde müdahil tarafın aleyhe temyizi de kararın sanık lehine bozulmasını sağlayabilir ( Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2010/87 karar).

Cumhuriyet savcısı sanık lehine temyiz başvurusu yaptığında, karar sanık aleyhine bozulsa dahi verilecek yeni hükümdeki ceza miktarı eski hükümdeki ceza miktarından fazla olamaz (CMK md. 265).

Sanık yerel mahkeme kararını temyiz edebilir veya hakkında temyiz dilekçesi verdiği kararı dilediği zaman temyiz etmekten vazgeçebilir. Sanığın yerel mahkeme kararını temyiz etmesi halinde, aleyhe temyiz yoksa ceza miktarı yönünden kararın aleyhe bozulması mümkün değildir. Ancak suç vasfı yönünden karar aleyhe bozulabilir. Bu halde Yargıtay’ın bozma kararı üzerine, yerel mahkeme sanığa eski cezayı vererek sadece suç vasfını değiştirebilecektir. Örneğin, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılanan bir sanık yağma suçundan değil, hırsızlık suçundan 3 yıl ceza almıştır. Sanığın bizzat kendisinin temyizi üzerine Yargıtay suç vasfının hırsızlık değil, gasp olduğuna karar vermiştir. Sanığın temyizi dışında aleyhe temyiz de yoktur. Bu durumda bozma üzerine davayı yeniden el alacak olan yerel mahkeme, suç vasfının yağma olduğuna karar verecek, ancak yağmanın cezası yüksek olduğu ve aleyhe temyiz olmadığı için sanığa yalnızca 3 yıl ceza verecektir. Hemen şunu belirtmek gerekir ki, suç vasfı ceza miktarı yönünden olmasa da infaz hukuku açısından hükümlünün bazı hak, olanak ve statülerinde değişiklik yarattığından bu şekildeki uygulama ister istemez sanığın aleyhine olmaktadır. Bu nedenle, bu düzenleme hak arama özgürlüğüne zarar veren bir düzenlemedir.

Temyiz konusunda sanık ile avukatının iradesi çelişirse, örneğin sanığın hükmü temyiz etmek istememesine rağmen avukatı temyiz başvurusu yaparsa, kural olarak asilin iradesine üstünlük tanınır. Ancak, onsekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malûl olan sanığın iradesi ile avukatının iradesi çelişirse avukatının iradesine üstünlük tanınır (CMK md. 266/3)

Temyiz Başvurusu ve Etkisi

Süresinde yapılan temyiz başvurusu hükmün kesinleşmesini engeller. Yani istinaf mahkemesi (bölge adliye mahkemesi) tarafından verilen hüküm aleyhine yapılan temyiz başvurusu bir yargıtay kararı ile neticeleninceye kadar hüküm infaza verilemez. Temyizin sanığın lehine veya aleyhine olmasının hiçbir önemi yoktur. Her iki halde de temyiz hükmün kesinleşmesini engeller.

Temyiz ve Duruşma

Temyiz incelemesi, kural olarak dosya üzerinden yapılır. Ancak, 10 yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini uygun görmesi halinde duruşma yoluyla yapabilir. Sanık, müdahil veya cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya Yargıtay tarafından kendiliğinden hükmün temyiz incelemesi duruşmalı yapılabilir.

Sanık tutuksuz yargılanmakta ise temyiz duruşmasında kendi hazır bulunabileceği gibi avukatı da hazır bulunabilir. Ancak sanık tutuklu ise temyiz duruşmasında hazır bulunma hakkı yoktur (CMK 299/2).

Temyiz Başvurusunun “Esastan Reddine” (Onama) veya Düzelterek Onama

Yargıtay, yapacağı temyiz incelemesi sonucu istinaf mahkemesi kararı aleyhine yapılan temyiz başvurusunun “esastan reddine” karar verebilir. Yargıtay’ın esastan red kararı, istinaf mahkemesi hükmünün hukuka uygun bulunduğu anlamına gelir. Yargıtay’ın bu şekilde verdiği kararına “onama kararı” da denilmektedir. Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonucu hükmü onaması halinde istinaf mahkemesi tarafından verilen hüküm kesinleşir. Sanık bu aşamadan sonra olağan kanun yollarını tüketmiş olduğundan hüküm infaza verilebilir. İstinaf mahkemesi (bölge adliye mahkemesi) hükmünün temyiz incelemesi neticesinde onanması halinde; sanığın, kararın düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yapma hakkı vardır.

Düzelterek onama, istinaf mahkemesi tarafından verilen hükümde yer alan basit hataların temyiz incelemesi sırasında düzeltilerek hükmün onanmasıdır. Düzelterek onama kararı verilebilmesi için yerel mahkemenin yaptığı hatanın yeniden yargılama yapmayı gerektirmeyecek ölçüde basit bir hata olması gerekir. Örneğin, TCK md. 53 hükümlerinin uygulanmaması, yargılama giderlerine yanlış hükmedilmesi, ceza hesaplanırken matematiksel hata yapılması vb. gibi hatalar, yeniden yargılamayı gerektirmeyen basit hatalar olduğundan “düzelterek onama” yolu ile hükümde yer alan yanlışlıklar düzeltilebilir.

Temyiz İncelemesinden Sonra “Kararın Düzeltilmesi” Başvurusu (CMK md. 308)

Yargıtay’ın onama kararından (temyiz isteminin esastan reddine) sonra olağanüstü bir kanun yolu olan “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na kararın düzeltilmesi” için başvurulabilir. Kararın düzeltilmesi kanun yolu, hakkındaki hüküm temyiz incelemesinden sonra kesinleşen sanık tarafından talep edilebileceği gibi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca kendiliğinden de işletilebilir. Kararın düzeltilmesi yolu, özellikle savcılık tebliğnamesine (savcılık görüşü) aykırı verilen daire kararlarına karşı etkin bir yoldur. Örneğin, savcılık yerel mahkeme hükmünün bozulmasını talep etmiş, Yargıtay Ceza Dairesi ise onama kararı vermişse kararın düzeltilmesi yoluna başvurulması gerekir.

Kararın düzeltilmesi yolu, olağanüstü bir yargı yoludur. Bu nedenle, kararın düzeltilmesi talebinde bulunulması hükmün infazını durdurmaz.

Temyiz İncelemesi ve Hükmün Bozulması

Yargıtay Ceza Dairesi, temyiz incelemesi sonucu hükmü bozarsa hüküm yine kesinleşmez. Temyiz incelemesi sonucu ilk derece mahkemesi veya istinaf mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından bozulması halinde dosya yeniden istinaf mahkemesine veya ilk derece mahkemesine gönderilir. Dosya kendisine gönderilen mahkeme, tarafları davet ederek eski hükümde direnme kararı verebilir veya bozma çerçevesinde yeniden bir yargılama yapabilir.

Bozma sonrası yapılacak yeni yargılamada, sanığın bozma öncesi kazanılmış hakları varsa, yargılama neticesinde verilecek yeni hükümde bu kazanılmış haklara riayet edilmelidir. Örneğin, adam yaralama suçu nedeniyle 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılan sanık aleyhine temyiz yoksa; hüküm, Yargıtay tarafından başka nedenlerle birlikte suçun adam öldürmeye teşebbüs suçu olduğu gerekçesiyle bozulmuşsa, yapılacak yeni yargılamada artık sanığa 3 yıldan fazla ceza verilemez. Çünkü, sanık aleyhine temyiz olmadığı için “usuli kazanılmış hak” kurumu devreye girer.

Yapılacak yeni yargılamada verilen hüküm de taraflarca istinaf ve temyize konu edilebilir. Yukarıda anlatılan tüm prosedür, bozma sonrası yapılacak yeni yargılamada da geçerlidir.


“Temyiz Kanun Yolu Başvurusu” Seminer Videosu

Avukatlara yönelik düzenlenen kanun yolu seminerinin “temyiz kanun yolu” bölümüne ilişkin VİDEO kaydı aşağıdadır:


Ceza Temyiz Kanun Yolu Yargıtay Kararları


Temyiz Sebebi İçermeyen Temyiz Başvurusu Reddedilmelidir

İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucunun, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken (5271 sy. CMK madde 273/4), incelemesi hukuki denetimle sınırlı (CMK madde 294/2) olan temyiz yolunda; mülga 1412 sayılı CMUK’tan madde 305.) da farklı şekilde, re’sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde/layihasında temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini/temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu (CMK madde 294/1) şart koşmuş ve temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddedilmesini (CMK madde 298) emretmiş olmasına, anılan Kanunun 289. Maddesinin, usulüne uygun açılmış bir temyiz davasının “sınırlı inceleme ilkesinin” bir istisnasını teşkil etmesine, şartları ve usulü açık bir şekilde ortaya konulmak şartıyla (AİHM Galstyan/Ermenistan Başvuru No ; 26986/03 15.01.2017 t.) öngörülen usul şartlarına uyulmaması sebebiyle kanun yolu başvurusunun reddedilmesini bu hakkın ihlali sonucunu doğurmayacağını (AİHM Sjöö/İsveç Başvuru No; 37604/97) da istikrar kazanmış yargısal kararlarla kabul edilmesine nazaran; sanık müdafinin 15.11.2017 tarihli temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla; temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi - Karar No:2018/1765 - Tarih:31.05.2018).

Kararda Temyiz Merciinin Gösterilmemesi ve Temyiz Süresi

Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 310. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir. Bunlardan ilki istek, ikincisi ise süre şartıdır.

Uyuşmazlık konusu olayda istek şartının gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmadığından süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.

CMUK’nun 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi 310. maddenin 3. fıkras 3. fıkrasındaki farklı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar.

5271 sayılı CMK’nun 34/2,, 231/2, 232/6. maddelerinde5271 sayılı CMK’nun 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde ise, hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolu, başvurunun yapılacağı merci, yöntemi ve başvuru süresinin hiçbir duraksamaya yer vermeksizin açıkça belirtileceği hükümlerine yer verilmiş olup, bu hükümlere aykırılık anılan kanunun 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni oluşturacaktır. Bu bildirimlerdeki temel amaç tarafların başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması, bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilecek veya eski hale getirme nedeni oluşturacak husus, eksik veya yanılgılı bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır.

5271 sayılı CMK’nun 264. maddesinde5271 sayılı CMK’nun 264. maddesinde ise kabul edilebilir bir kanun yolu başvurusunda kanun yolunun veya mercide yanılgının, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağı, bu hâlde başvurunun yapıldığı merciince, başvurunun derhâl görevli ve yetkili mercie gönderilmesi gerektiği hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kural olarak temyiz talebi süresinde verilen dilekçe veya zabıt kâtibine yapılacak beyanla hükmü veren mahkemeye yapılacaktır. Ancak, süresinde olması şartıyla dilekçenin hükmü veren mahkeme dışındaki bir mahkemeye verilmesi veya istemde bulunulması ya da haklı nedenlerin varlığı halinde C.Savcılığına ya da bir başka merciye talepte bulunulması temyiz talebini geçersiz kılmayacak, bu durum mercide hata kapsamında değerlendirilebilecek, dilekçenin verildiği veya talebin yapıldığı mercii tarafından talep veya dilekçe mahkemesine gönderilecektir. Yine aynı şekilde istemin temyiz yerine itiraz olarak belirtilmiş olması da bu kapsamda değerlendirilerek, başvuru sahibinin hakları korunacak, sürenin bildirilmemesi veya yanlış gösterilmesi halinde bunun ilgili taraf açısından bir yanılgı oluşturarak bir hakkın kullanılmasını engellemesi durumunda açıklamalı davetiye ile bu hususun tebliğinden sonra süreler işlemeye başlayacak, böylece olası hak kayıpları önlenecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Hükmün 10.06.2009 tarihli duruşmada sanığın yüzüne karşı tefhim edilmesine karşın, 24.10.2014 günü temyiz edildiği anlaşılmaktadır.

1412 sayılı CYUY’nın 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 310. maddesi uyarınca, yüze karşı verilmiş olan karara yönelik temyiz talebinin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içerisinde yapılması gerekmekte olup, sanık 10.06.2009 günü tefhim olunan karara karşı bir haftalık süreden sonra 24.10.2014 günü temyiz başvurusunda bulunmuştur. Her ne kadar kararda, başvuru şeklinin belirtilmemiş olması nedeniyle kanun yolu bildiriminin eksik olduğu, bu durumun eski hale getirme nedeni olarak kabulü ile temyiz başvurusunun süresinde yapıldığı ileri sürülebilirse de, sadece başvuru şeklinin gösterilmemiş olması “kanun yolu süresinin” işlemeye başlamasını engellemeyecek, bu durumda, başvuru şekli gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa dahi temyiz süreleri işleyecek ve süreden sonra yapılan temyiz başvurusu kabul edilmeyecektir.

Zira belirtilen sürede yanlış mercie yanlış şekilde bir başvuruda bulunulması halinde, bu yanılma 5271 sayılı CMK’nun 264. maddesi kapsamında değerlendirileceğinden başvuranın hakları ortadan kalkmayacaktır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2015/357).

Kanun Yolunun Hiç Gösterilmemiş Olması Temyiz Süresini Durdurmaz

Tarafların yokluğunda verilen ve yasa yolu bildiriminde başvuru şekline dair bir açıklama bulunmayan hükmün sanığa 30.04.2007 tarihinde tebliğ edilmesine karşın. 11.05.2007 günü temyiz edildiği anlaşılmaktadır. 1412 Sayılı CYUY’nın 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 310. maddesi uyarınca, yoklukta verilmiş olan karara yönelik temyiz isteminin tebliğden itibaren bir hafta içerisinde yapılması gerekmekte olup, sanık 30.04.2007 günü tebliğ olunan karara karşı bir haftalık süreden sonra 11.05.2007 günü temyiz başvurusunda bulunmuştur. Her ne kadar kararda, başvuru şeklinin belirtilmemiş olması sebebiyle yasa yolu bildiriminin eksik olduğu, bu durumun eski hale getirme nedeni olarak kabulüyle temyiz başvurusunun süresinde yapıldığı ileri sürülebilirse de, sadece başvuru şeklinin gösterilmemiş olması “yasa yolu süresinin” işlemeye başlamasını engellemeyecek, bu durumda, başvuru şekli gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa dahi temyiz süreleri işleyecek ve süreden sonra yapılan temyiz başvurusu kabul edilmeyecektir. Zira, belirtilen sürede yanlış mercie yanlış şekilde bir başvuruda bulunulması halinde, bu yanılma 5271 Sayılı C.M.K.nın 264. maddesi kapsamında değerlendirileceğinden başvuranın hakları ortadan kalkmayacaktır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2012/146).

Kanun Yolunun Yanlış Gösterilmesi Temyiz Süresinin İşleyişini Durdurmaz

Tarafların yokluğunda verilen hükümde başvurulacak yasa yoluna ilişkin bildirimin “sanık ve müdafii ile müdahil ve vekilinin yokluklarında tebliğden itibaren, … 7 gün içinde Yargıtay’a temyizi mümkün olmak üzere” şeklinde yapıldığı, kararın yakınan vekiline 1.4.2008 tarihinde tebliğ edildiği, yakınan vekilince de 9.4.2008 günü temyiz edildiği anlaşılmaktadır. 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY’nın 310. maddesi uyarınca, yoklukta verilmiş olan karara yönelik temyiz isteminin tebliğden itibaren bir hafta içerisinde yapılması gerekmekte olup, yakınan vekili 1.4.2008 günü tebliğ olunan karara karşı bir haftalık süreden sonra 9.4.2008 günü temyiz başvurusunda bulunmuştur. Her ne kadar kararda başvurulacak kanun yollarına ilişkin bildirimde başvuru şeklinin belirtilmemiş olması sebebiyle bildirimin eksik olduğu, bu durumun eski hale getirme nedeni olarak kabulüyle temyiz başvurusunun süresinde yapıldığı ileri sürülebilirse de, sadece başvuru şeklinin gösterilmemiş olması “yasa yolu süresinin” işlemeye başlamasını engellemez. Bu durumda, başvuru şekli gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa dahi temyiz süreleri işler ve süreden sonra yapılan temyiz başvurusu kabul edilemez. Zira, belirtilen sürede yanlış mercie, yanlış şekilde bir başvuruda bulunulması halinde bu yanılma, 5271 Sayılı CYY’nın 264. maddesi kapsamında değerlendirileceğinden başvuranın hakları ortadan kalkmayacaktır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2010/188).

Yüze Karşı Verilen Kararda Temyiz Başvuru Süresi Başlangıcının Kararda Gösterilmemesi

Gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda başvurulacak yasa yolunun süresinin, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmesi zorunludur. 5271 sayılı CYY’nın 40. maddesinin 1. fıkrasında kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, 2. fıkrasında ise yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde, kişinin kusursuz sayılacağı açıkça belirtilmiştir. Anılan hükümlerden, hak sahibi olanlar bakımından hüküm ve kararlar da yasa yolu bildiriminin; yasa yolu, mercii, şekli ve süresini de kapsayacak şekilde açıkça anlaşılabilir ve her türlü yanıltıcı ifadeden uzak olması gerektiği hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın ortaya çıkmaktadır. Yerel mahkeme tarafından yapılan yasa yolu bildirimi, süre ve şekil yönünden eksik olup başvuru şekli hiç gösterilmemiş, süre ise yokluğunda karar verilen sanık açısından eksik ve yanılgıya yol açacak bir biçimde “7 günlük yasal süre içerisinde” şeklinde belirtilmiştir. Hazır bulunmayanlar için yasa yoluna başvuru süresi “tebliğ” ile başladığından, sürenin başlangıcının gösterilmemesi, yanılgıya yol açacak niteliktedir. CYY’nın 40. maddesinin 1. fıkrasındaki, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği ve 2. fıkrasındaki yasa yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi halinde, kişinin kusursuz sayılacağı hükümleri karşısında, somut olayda, başvuru süresi ve şeklinin gösterilmemiş olmasının yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere açıkça aykırılık oluşturduğu ve eski hale getirme isteminde bulunma koşullarının varlığını koruduğu görülmektedir. Bu nedenle, sanık müdafii tarafından verilen 15.05.2006 havale tarihli, yargılanmanın yenilenmesi talebini içeren dilekçenin öğrenme üzerine süresinde verilen temyiz dilekçesi olarak kabulü ile temyiz incelemesi yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2009/98).

Yoklukta Verilen Kararda İtiraz Kanun Yolu Süresi Başlangıcının Gösterilmemesi

Adana 1. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.06.2008 gün ve 23-659 Sayılı karar ile; sanığın tedavi altına alınmasına ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verildiği, sanığın yokluğunda verilen kararın kanun yolu bildiriminin “Dair, sanığın yokluğunda 268. madde gereğince 7 gün içinde itiraz yolu açık olmak üzere karar verildi” şeklinde olduğu, sanığın 10.09.2008 tarihinde tebliğ edilen karara yönelik itiraz başvurusunda bulunmaması üzerine mahkemece 18.09.2008 tarihli kesinleşme tutanağının düzenlendiği,

CMK’nun 264. maddesinde de, kabul edilebilir bir kanun yolu başvurusunda, kanun yolu veya mercide hatanın, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağı, bu durumda başvurunun yapıldığı merci tarafından, başvurunun derhâl görevli ve yetkili bulunan mercie gönderilmesi gerektiği hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kural olarak itiraz istemi, süresinde verilen dilekçe veya zabıt kâtibine yapılacak beyanla kararı veren mahkemeye yapılacaktır. Ancak, süresinde olması koşuluyla dilekçenin kararı veren mahkeme dışındaki bir mahkemeye verilmesi veya istemde bulunulması ya da haklı nedenlerin varlığı halinde Cumhuriyet savcılığına ya da bir başka merciye istemde bulunulması itiraz talebini geçersiz kılmayacak, bu durum mercide yanılgı kapsamında değerlendirilebilecek, dilekçenin verildiği veya istemin yapıldığı mercii tarafından istem veya dilekçe mahkemesine gönderilecektir. Yine aynı şekilde istemin itiraz yerine temyiz olarak belirtilmiş olması da bu kapsamda değerlendirilerek, başvuru sahibinin hakları korunacak, sürenin bildirilmemesi veya yanılgılı bildirilmesi halinde bunun ilgili taraf açısından bir yanılgı oluşturarak bir hakkın kullanılmasını engellemesi durumunda açıklamalı davetiye ile bu hususun tebliğinden sonra süreler işlemeye başlayacak, böylece olası hak kayıpları önlenecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece sanığın yokluğunda verilen ve 10.09.2008 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine dair karardaki kanun yolu bildiriminde yedi gün içinde itiraz kanun yoluna başvuruda bulunulabileceğinin gösterildiği, her ne kadar sürenin başlangıcının gösterilmemesi sebebiyle bildirimin eksik ve yanıltıcı olduğu ileri sürülebilirse de, yoklukta verilen karara dair olarak sürenin, sanığın bu hükmü usulüne uygun olarak öğrenmesi yani tebliğle işlemeye başlayacağının açık olduğu, kanun yolu bildiriminde sanığı yanıltacak ya da tereddüde düşürecek bir ibarenin olmadığı, dolayısıyla tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine dair 24.06.2008 tarihli kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, bu sebeple sanığın temyiz talebinin tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararına değil, bu karardan sonra dosyanın yeniden ele alınması üzerine kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik olduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Dairenin iade kararının kaldırılmasına, hükmün esasının incelemesi için dosyanın Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2016/260).

Temyiz Süresinin Başlangıcı Gösterilmese Bile Avukat ve Savcı Bu Süreyi Bilen Kişilerdir

Ceza Genel Kurulunun 27.12.2011 gün ve 377-301 Sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı üzere; mesleği bir kamu hizmeti niteliğindeki avukat olan, katılanı ceza muhakemesinde temsil eden ve bu bağlamda yasa yollarına başvurma açısından yeterli düzeyde hukuki bilgiye sahip olan vekilin, temyiz süresinin kararın yüze karşı verildiği hallerde tefhimden itibaren işlemeye başlayacağını ve temyiz başvurusunun hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçeyle veya zabıt katibine yapılacak beyanla olacağını bilmemesi düşünülemeyeceğinden, yasa yolu bildirimindeki bu eksiklikler müdafii açısından bir yanılgı ve bu kapsamda hakkın kullanılması yönünden bir engel oluşturmayacaktır (Yargıtay CGK - Karar: 2012/105).

22.04.2009 tarihli oturumda sanığın ve savunmanının yüzlerine karşı açıklanan kısa kararda, temyiz süresinin başlangıcı gösterilmemiş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27.12.2011 gün ve 377-301 ile 01.02.2011 gün ve 244-14 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararı doğrultusunda, mesleği avukatlık olan sanık savunmanının temyiz süresinin başlangıç tarihini bilecek konumda olduğu ve bu nedenle yasa yolu açıklamasının T.C.Anayasası’nın 5271 sayılı CMK’nın öngörülen biçim ve yönteme uygun yapıldığı kabul edildiğinden; kaldı ki, dosya içerisinde sanık ya da savunmanının kararı temyiz ettiklerine dair bilgi ve belge bulunmadığı gibi aynı şekilde, Cumhuriyet Savcısının da süresi içerisinde hükmü temyiz etmediği anlaşıldığından, Sonuç: Sanık hakkında kurulan 22/04/2009 tarihli hükme yönelik Cumhuriyet Savcısının temyiz mahiyetinde olduğu kabul edilen itirazının, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE, bu konuda “kanun yararına bozma” başvurusunda bulunulabileceğinden dosyanın gereği yapılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE karar verilmiştir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi - Karar: 2014/8076).

Kanun Yolu Süresinin, Şeklinin ve Başvuru Mercinin Gösterilmemesi vb. Tüm İhtimalleri Değerlendiren Yargıtay Kararı

5271 sayılı Yasanın 35. ve devamı maddelerinde kararların açıklanması ve tebliğinden bahsedildikten sonra, 39. ve devamı maddelerde sürelerin hesaplanması usulü belirtilmiştir. 40. madde ise; eski hale getirme talebi ile ilgilidir. Yasanın 40. maddesine göre; “ ( 1 ) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir. ( 2 ) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır.”

Ceza Usul Yasasının 264. maddesinde ise; yasa yolunun belirlenmesinde yanılma halinde ne yapılacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre; “ (1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz. (2) Bu halde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie gönderir.”

Yasal düzenlemelere bakıldığında; gerek yüze karşı verilen kararlarda, gerekse gıyapta verilen hükümlerde yasa yolunun, süresinin, merciin ve şeklinin belirtilmesi ve bu hususların karara yazılması zorunludur.

Sorun; bu zorunluluğa uyulmadığında ne yapılması gerektiği konusunda ortaya çıkmaktadır.

Bununla ilgili olarak öncelikle problemin hangi hallerde ve ne şekilde karşımıza çıkabileceğini öngörmek ve ona göre çözüm üretmek yararlı olacaktır. Bu kapsamda karşılaşabileceğimiz sorunları ve bu olasılıkların her birisine özgü çözümleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Yasa yolu ve merciin yanlış gösterildiği, fakat süre ve şeklin doğru gösterildiği ahvalde, süresi içerisinde veya süresinden sonra yanlış yada doğru yasa yoluna başvurulmuş olması halinde;

Bu durumda; yasanın bildirilmesini ve kararda yazılmasını zorunlu tuttuğu dört unsurdan ikisinin eksik olduğu görülmektedir. Bu nedenle, yapılan uygulamanın hukuka aykırı olduğu tartışmasızdır. Dikkat edilmesi gereken bir hususta; burada iki hususun eksikliğinden bahsedilmesine rağmen; aslında, bu iki hususun birbirine sıkı sıkıya bağlı olmalarıdır. Zira, yasa yolu yanlış gösterildiğinde; örneğin, itiraz olan yasa yolunun temyiz olarak gösterilmesinde, aynı zamanda merci de yanlış gösterilmiş gibi olacaktır, çünkü karara açıkça “Yargıtay’a itiraz edilebileceği” şeklinde yanlış bir ifade yazılsa bile; Yargıtay’a itiraz değil, temyiz yasa yolu ile gidilebileceği bilindiği için yasa yolunun yanlış gösterilmesi ile merciin de yanlış gösterilmiş olacağı veya merciin hangisi olduğunun anlaşılmasında karışıklığa neden olunacağı açıktır. Bu nedenle, yasa yolu ve merciin yanlış gösterilmesi birlikte ele alınmalıdır.

Özellikle, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren büyük çaplı yasa değişikliklerinin ardından yapılan uyarlama yargılamaları nedeniyle gündeme gelen; yasa yolunun kararda yanlış gösterilmesi nedeniyle yanlış yasa yoluna başvurulduğunda ne yapılacağı ile ilgili problem, Yargıtay Özel Dairelerinin tamamınca; yanlış yasa yoluna süresinde yapılan başvurunun, doğru yasa yoluna usulüne uygun olarak yapılmış bir başvuru gibi kabul edilmesi şeklinde çözümlenmiştir. Aslında; 5271 sayılı Yasanın 264. maddesindeki düzenleme de buna açıkça olanak vermektedir. Düzenlemeye göre; kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Aksine, başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie gönderecektir. Bu kuralın tamamlayıcı bir norm olduğunda ve yasa yolu ile merciin yanlış gösterilmesinden ziyade, herhangi bir nedenle yanlış yasa yoluna veya mercie başvurulması halinde başvuranın haklarını korumaya yönelik olarak yasada yer aldığında kuşku yoktur; ancak, bu amaç dahi, aynı yasal düzenlemenin yasa yolunun yanlış gösterilmesi halinde tamamlayıcı norm olarak devreye girmesine engel değildir.

Sonuç olarak; aslında temyiz olan yasa yolunun itiraz olarak gösterilmesi halinde, 7 günlük temyiz süresi içerisinde itiraz yoluna yapılan başvuru, usulüne uygun şekilde yapılmış bir temyiz başvurusu olarak kabul edilmelidir. Yargıtay Özel Dairelerinin yerleşik uygulamaları da bu doğrultudadır.

Bunun yanında, eski Usul Yasamızda, itiraz ve temyiz yasa yolları çeşitli ve farklı sürelere bağlanmışken, 5271 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesiyle oluşan yeni durumda, 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte olan 310. maddesinin 3. fıkras 3. fıkrasındaki hal dışında itiraz ile temyizin süreleri arasında fark kalmamıştır, temyiz yasa yoluna başvurma süresi bir hafta iken itiraz yasa yoluna başvurma süresi 7 gündür. Bu nedenle, süresinde fakat yanlış yasa yoluna ve mercie başvuru halinde, yapılan başvuru doğru yasa yoluna ve merciine yapılmış başvuru gibi işlem göreceği için, süreden sonra yapılacak başvurunun da kabul edilmemesi gerekir.

Özetlenecek olursa; sadece yasa yolu ve merciinin yanlış gösterilmiş olması “yasa yolu süresinin” işlemeye başlamasını engellemez. Bu durumda, yasa yolu yanlış gösterilmiş olsa dahi temyiz süreleri işler ve süreden sonra yapılan temyiz başvurusu kabul edilemez.

2- Yasa yolu ve merciin doğru yada yanlış gösterildiği, süre ve şeklin ise hiç gösterilmediği veya yanlış gösterildiği ahvalde, süresi içinde veya süresinden sonra yasa yoluna başvuru olması halinde;

Temyiz süresi; 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte olan 310. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasındaki istisnai durum hariç olmak üzere bir haftadır. Bir haftalık sure, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar için bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise kararın bunlara tebliğ edildiği tarihte başlar. İtiraz yasa yolunun süresi ise 5271 sayılı Yasanın 268/2. maddesinde belirtilmiş olup, 7 gündür. Sürelerin ne zaman işlemeye başlayacağı konusunda, temyiz ile itiraz arasında fark bulunmamaktadır.

Temyizin şekli; bir başka deyişle temyiz yasa yoluna nasıl başvurulacağı; 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte olan 310/1. maddesinde bununla ilgili olarak; “Temyiz talebi hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak bir beyanla olur, beyan tutanağa geçirilir ve hakime tastik ettirilir.” şeklinde bir düzenleme bulunmaktadır. İtiraz yasa yoluna ne şekilde başvurulabileceği de 5271 sayılı Yasanın 268/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Hakim veya mahkeme kararlarına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hallerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hakim onaylar. 263. madde hükmü saklıdır.” Açıkça görüldüğü gibi, temyize başvuru şekli ile itiraza başvuru şekli arasında fark yoktur. Yeni Usul Yasamız tutuklunun kanun yollarına başvurması ile ilgili olarak her iki yasa yolu için de geçerli olan ek imkanlar getirmiştir. 5271 sayılı Yasanın 263. maddesindeki bu düzenlemede; “ ( 1 ) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt katibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir. ( 2 )Zabıt katibine başvuru halinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir. ( 3 ) Kurum müdürüne başvuru halinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhal ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt katibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder. ( 4 ) Zabıt katibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır.”

Yasa yollarına başvurunun süresi ve şekli ile ilgili yasal düzenlemeler bu şekilde belirtildikten sonra, sorumuzun yanıtına geçecek olursak; kararda sure ve şeklin gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olması halinde; yukarıda metinleri yer alan Anayasa’nın 40/2. maddesindeki düzenleme ile 5271 sayılı Yasanın 34/2., 231/2, 232/6. maddelerindeki hükümlere aykırı davranılmış olacağından, bu durumun 5271 sayılı Yasanın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni teşkil ettiği açıktır.

Bu durumda; yasa yolu süresinin işlemeye başlayacağından söz edilemeyeceği için, tefhim veya tebliğ tarihi esas alınarak süresinde veya süresinden sonra yapılmış olan yasa yolu başvurusunun bir nev’i eski hale getirme talebi olarak kabul edilmesi ve bu nedenle de incelenmesi gerekecektir.

3- Yasa yolu, merci, süre ve şekilden biri veya birkaçının hiç gösterilmediği yada yanlış gösterildiği ahvalde; herhangi bir temyiz yasa yoluna başvurulmamış olması halinde;

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesindeki düzenleme nedeniyle halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 305. maddesi uyarınca, maddede kesin olarak belirtilen hükümler ile re’sen temyize tabi bulunan hükümlere ilişkin istisnalar hariç, olağan yasa yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 310 uncu maddesine göre iki koşulun varlığı gereklidir.

Bunlardan ilki süre koşuludur. Yukarıda da açıklandığı gibi, 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte olan 310 uncu maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre; hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse, tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlemiştir. Temyiz süresi aynı maddenin 3. fıkrasındaki ayrıksı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar.

Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci koşul ise istek koşuludur. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “Davasız yargılama olmaz.” ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. 1412 sayılı Yasanın halen yürürlükte bulunan 305 inci maddesinin 1 inci fıkras 1 inci fıkrası ile bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkumiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden ( re’sen ) yapılması kabul edilmiş ise de, onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümler dışında kalan kararlarda, süre ve istek koşullarına uygun temyiz davası açılmamışsa hükmün Yargıtay’ca incelenmesi olanaksızdır.

Bu itibarla; yasa yolu, mercii, süre ve şekilden birisinin veya birkaçının hiç gösterilmemesi veya yanlış gösterilmesi halinde, 5271 sayılı Yasanın 40. maddesinde düzenleme uyarınca eski hale getirme nedeninin varlığı kabul edilmekle birlikte, bu hal, anılan normlar gereği Yerel Mahkemenin eksikliği gidermeye yeterli meşruhatlı duyuru ile tarafları bilgilendirmesi ve tarafların da eski hale getirme talebinde bulunarak yasa yoluna başvurması durumunda gözetilebilecek niteliktedir. Olağan yolla veya eski hale getirme yöntemiyle açılmış bir temyiz davası olmadığından, saptanan usuli eksikliğe bu evrede ancak işaret edilmekle yetinilebilecektir.

4- Yasa yolu, merci, süre ve şekilden biri veya birkaçının hiç gösterilmediği yada yanlış gösterildiği ahvalde; ilk aşamada yasa yoluna başvurulmaması, fakat nisbeten uzun bir süre geçtikten sonra yasa yoluna başvurulması halinde;

Bu durumda da ( 3 ) sorunun çözümünde ulaşılan sonuca varmak mümkündür. O halde; 5271 sayılı Yasanın 40. maddesi uyarınca, bu talebin eski hale getirme talebi olarak ele alınması ve o şartlarda değerlendirilmesi gerekir.

Ancak, burada Yeni Usul Yasasının 41/1. maddesindeki; “ ( 1 ) Eski hale getirme dilekçesi, engelin kalkmasından itibaren yedi gün içinde süreye uyulduğunda usule ilişkin işlemleri yapacak olan mahkemeye verilir.” hükmü gözetilmek suretiyle, önceki durumdan farklı olarak, 5271 sayılı Yasanın 41. maddesinde düzenlenen; başvurunun, mazeretin ortadan kalkmasından itibaren 7 gün içinde yapılması şeklindeki süre koşuluna uyulup uyulmadığı araştırılarak, hakkın kötüye kullanılması anlamına gelecek başvuruların da önüne geçilmesi gerekir.

Somut olayda; daha önce kesinleşen hükmün 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yasal düzenlemeler karşısında lehe yasa yönünden değerlendirilmesi amacıyla uyarlama yargılaması yapılmış ve duruşmasız yapılan inceleme sonunda karar verilirken; yerleşik kararlara göre “temyiz” olması gereken yasa yolu “itiraz” olarak gösterilmiş; yasa yoluna başvurulabilecek mercii, yasa yoluna başvuru süresi ve şekli ise hiç gösterilmemiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; hükümlü Ayhan Toraman hakkında üç kişiyi kasten yaralama suçundan kurulan hükümlerin 02.05.2005 tarihinde Yargıtay 4. Ceza Dairesince onanarak kesinleşmesinin ardından; 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olan yasal düzenlemeler karşısında, lehe yasanın belirlenmesi amacıyla duruşma açılmadan yapılan uyarlama yargılaması sonunda verilen ve yasa yoluna başvurulacak mercii ile yasa yolu süresi ve şeklinin belirtilmediği, yasa yolunun ise temyiz yerine itiraz olarak yanlış gösterildiği hükmün 07.10.2005 tarihinde hükümlüye tebliğ edildiği, hükümlünün de 7 günlük temyiz süresinin geçmesinden sonra 17.10.2005 tarihinde verdiği dilekçe ile itiraz yasa yoluna başvurduğu görülmektedir. İtiraz mercii olan Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince anılan karara karşı itiraz değil, temyiz yasa yoluna başvurulması gerektiği gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir.

Bu itibarla; her ne kadar temyiz olan yasa yolunan itiraz olarak gösterilip, merciin de hiç gösterilmemesi; itiraz başvurusu üzerine dahi Yargıtayca temyiz incelemesi yapılabileceği kabul edildiğinden sonuca etkili görülmemiş ise de; yasa yoluna başvuru süresi ve şeklinin gösterilmemiş olması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkını” düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün 2. maddesine, 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 40/2. maddesine, 5271 sayılı Yasanın 34/2,, 231/2., 232/6. maddelerine açıkça aykırılık oluşturmakla, belirtilen durumun 5271 sayılı Yasanın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni sayılması gerektiğinde tereddüt yoktur.

Belirtilen sebeple, eski hale getirme yöntemiyle açılmış bir temyiz davasının varlığı kabul edilerek, hükmün incelenmesi ve bir karar verilmesi gerekirken, Özel Dairece temyiz isteminin süreden reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden itiraz değişik gerekçe ile kabul edilmelidir (Yargıtay CGK - Karar: 2007/18).

Temyiz İncelemesi Aşamasında Delil Sunulması ve Yeniden İnceleme

Katılanın keşideci olduğu, ancak çek koçanını kaybettiğine dair ihbarda bulunduğu, çekin ikinci cirantası olan sanığın, kendisine çeki soyadını bilmediği Levent adlı kişiyle olan ticari ilişkisine karşılık verildiğini beyan ettiği, ancak mahkemeye bu kişinin kimlik ve adres bilgilerini vermediği anlaşıldığından dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda;

Sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanığın, savunmasında suça konu çeki kendisine veren Levent adlı kişiye dair hükümden sonra araştırma yapması ve ulaştığı kargo gönderim belgesi ve faturaları temyiz dilekçesi ile beraber sunması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; öncelikle çeki kargoyla gönderen A.L.O.’ın duruşmaya çağrılarak beyanına başvurulması ve çekin iğfal kaabiliyetine, çek üzerindeki yazılara ve imzalara dair bilirkişi incelemesi yapılarak toplanan tüm delillerin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 23.Ceza Dairesi - Karar: 2016/5741).

Temyiz Kanun Yolundan Sonra Kazanılmış Hak Kuralının İhlali

31.07.2007 tarihli kararda sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verildiği ve aleyhe temyiz bulunmadığı halde, bozmadan sonra kurulan hükümde hapis cezasının paraya çevrilmemesi suretiyle kazanılmış hak kuralının ihlal edilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Karar: 2013/16787).

İstinaf Mahkemesi Kararına İlişkin Temyiz İncelemesinin Sınırları

5271 sayılı CMK’nın 288. maddesinde belirtildiği üzere, temyiz ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.

İstinaf kararı sonrasında temyiz incelemesi yapacak olan Yargıtay sadece hukuka aykırılıkları incelemekle yetkilidir. Yargıtay temyiz incelemesi yaparken temyiz edilen dosyadaki maddi olguları inceleyemez, maddi vakıaların denetimini yapamaz ve kararı veren mahkemenin takdirinin yerinde olup olmadığını inceleyemez. Somut olayda, ilk derece mahkemesi olan … Mahkemesi’nin müştekinin soruşturma aşamasında alınan beyanında, olayın saat 20.30-22.30 arasında gerçekleştiğine yönelik beyanına itibar ederek eylemin gece vakti işlendiğini kabul edip kararın istinaf kanun yolu incelemesini yapan …‘nin de oy çokluğu ile müştekinin soruşturma aşamasındaki beyanını gözeterek sanık hakkında TCK’nın 143. maddesi ile yapılan uygulamayı yeterli kabul ettiğinin anlaşılması karşısında;

Dairemizce istinaf kararı sonrası sanık hakkında TCK’nın 143. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağına yönelik yapılan temyiz istemi ile; İncelemenin, sanık hakkında ilk derece mahkemesi ve …‘nce kabul edilen 24/11/2015 günü eylemin işlendiği saat dilimi olan 20.30-22.30 saatlerinin 5237 sayılı TCK’nın 6/1-e. Maddesinde düzenlenen geceden sayılan zaman dilimine girip girmediği ve sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümde TCK’nın 143. maddesi ile yapılan arttırımın kanunda öngörülen oranda doğru yapılıp yapılmadığı ile sınırlı olduğu gözetilerek:

İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kabul edilen eylemin işlendiği zaman diliminin olay günü gece vaktine denk geldiği ve sanık hakkında gece vakti sebebiyle yapılan arttırımın doğru uygulandığı anlaşılmakla, hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK’nın 141. maddesinde tanımı yapılan hırsızlık suçunun uzlaşma kapsamına alındığı, gece vakti müştekiye ait eve girerek hırsızlık yapan sanığın eyleminin TCK’nın 142/2-h, 143. maddelerine uyduğu ve uzlaşma kapsamı dışında kalması sebebiyle sanık hakkında uzlaşma hükümleri uygulanamayacağı, sanığın müştekinin evinden çaldığı suça konu televizyonun değerinin de az olmaması sebebiyle sanık hakkında TCK’nın 145. maddesi uyarınca indirim yapılması mümkün olmadığı ve hırsızlık suçundan kurulan hükümde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı da gözetilerek;

istinaf isteminin esastan reddine dair karar hukuka uygun bulunduğundan, sanık ve avukatının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca, usul ve yasaya uygun olan bölge adliye mahkemesi kararına yönelik TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKMÜN ONANMASINA karar verilmiştir (Yargıtay 13. Ceza Dairesi - Karar : 2017/2313).

Avukatın (Müdafiin) Temyiz Hakkının Sınırı

5237 sayılı TCK’nın 234/3. maddesinde5237 sayılı TCK’nın 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda onsekiz yaşını bitirmeyen çocuğun annesi ile babasının çocuk üzerinde sahip oldukları velayet haklarının koruma altına alınması nedeniyle atılı suçun mağdurunun anne ile baba olması ve yaşı küçük Esra’nın annesi Hülya’nın, sanıktan şikayetçi olup davaya katılmasının ardından yokluğunda verilip usulüne uygun şekilde tebliğ edilen beraat hükmünü temyiz etmemesi karşısında, Esra’ya tayin edilen vekilin anılan kararı temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi - Karar: 2018/138).

Son olarak şunu belirtmek gerekir ki; temyiz başvurusunun bir ceza avukatı vasıtasıyla yapılması bozma nedenlerinin daha anlaşılır bir şekilde Yargıtay incelemesine sunulmasını sağlar.


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Soru ve Yorumlar İçin Uyarı

Hukuki sorunlara dair her türlü görüş, yorum ve sorularınız hukuk forumu bölümünde cevaplanmaktadır: Hukuk Forumu

Paylaş