Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Sulh Hukuk Mahkemesi Nedir?

Sulh hukuk mahkemesi; belirli özel hukuk davalarına bakmak üzere kurulmuş olan, asıl görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi ile birlikte iki genel mahkemeden biridir (5235 sayılı Kanun m.4). Sulh hukuk mahkemeleri, tek hakimli olup her yargı çevresinde (adliyede) kurulması gereken mahkemelerdendir.

Özel hukuk uyuşmazlıklarını yargılayan mahkemeler esasen üçe ayrılır:

Asliye hukuk mahkemesi ve sulh hukuk mahkemesi özel hukuk uyuşmazlıklarına bakmakla “genel görevli” temel iki mahkemedir. Genel mahkemelerden olan asliye hukuk mahkemesinin görevi asıl, sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisnadır. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülür. Kanunda belirli bir uyuşmazlık türü için açıkça özel bir mahkemenin görevli olduğu kabul edilmişse, uyuşmazlığı çözmeye görevli mahkeme kanunun belirlediği o “özel görevli” mahkeme olduğu kabul edilir.

Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevleri Nelerdir?

Sulh hukuk mahkemesi, dava konusunun değer veya tutarına bakmaksızın aşağıdaki uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir (6100 sayılı HMK m.4):

  • Arabuluculuk faaliyeti neticesinde tanzim edilen anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi,

  • Arabuluculuk bürosunun yetkisine yapılan itiraz hakkında karar vermek (7036 sayılı Kanun m.3/9),

  • Arabuluculuk büroları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev yapar. Arabuluculuk bürosunun olmadığı yerlerde büronun görevinin sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğü tarafından hakimin gözetimi ve denetimi altında yerine getirilir (7036 sayılı Kanun m.28/3),

  • Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar,

  • Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar,

  • Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar,

  • 6100 sayılı HMK ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davalar.

Aralarındaki bağlantı nedeniyle birlikte açılan davalarda bir kısım dava arkadaşları veya talepler yönünden özel mahkeme, bir kısmı yönünden de genel mahkeme görevli ise davaya bakmaya tümüyle özel mahkeme görevlidir. Davanın diğerine tabi olarak tümüyle özel mahkemede görüleceği ilkesi, yargısal uygulamalarda kararlılıkla kabul edilip sürdürülmektedir. (Yargıtay HGK – Karar: 2015/1232).

Davada bir kısım dava arkadaşları veya talepler yönünden farklı özel mahkemeler görevli ise davanın açıldığı mahkeme bu özel mahkemelerden biri ise davaya o mahkemede bakılmalıdır. Dava genel mahkemede açılmış ancak birden fazla özel mahkeme görevli ise ağırlıklı hukuki ilişkiye göre görevli mahkeme olan özel mahkemede dava görülmek üzere görevsizlik kararı verilmelidir. Davadaki talepler hem asliye hukuk mahkemesinin hem de sulh hukuk mahkemesinin görevine girmekte ise dava tümüyle asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir.

Sulh Hukuk Mahkemesi Hangi Davalara Bakmakla Görevlidir?

Sulh hukuk mahkemesi, aşağıda yazılı bazı özel hukuk davalarına bakmakla görevlidir:

  • Kat mülkiyetinden kaynaklanan davalar,

  • İzale-i şuyu (ortaklığın giderilmesi) davası,

  • Kiralananın tahliyesi davası,

  • Kira ilişkisinden kaynaklanan tespit davası,

  • Kira bedelinin uyarlanması davası,

  • Kira sözleşmesinin iptali,

  • Miras ortaklığına temsilci atanması,

  • Mirasçılık belgesinin iptali,

  • Mirasın reddi davası,

  • Terekenin borca batık olduğunun tespiti davası,

  • Kayyım atanması ve kayyımlık ile ilgili diğer davalar,

  • Vasi atanması veya vasinin görevinden çekilmesi davası,

  • Vasiyetnamenin açılması,

  • Zilyetliğin tespiti ve korunması davası,

  • Arabuluculuk uygulamasında icra edilebilirlik şerhi verilmesi,

  • Çocuk mallarının korunması davası.

Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevsizlik Kararı

Görevsizlik kararı veren sulh hukuk mahkemesi bu kararında dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesine karar vermekle yetinir. Dava dosyasını kendiliğinden ( re’sen ) görevli mahkemeye gönderemez.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20. maddesi hükmü gereğince; taraflardan birinin görevsizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki; bu süre hak düşürücü nitelikte olup mahkemece re’sen gözetilir. Hak düşürücü süre içerisinde dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi başvurusu yapılmadığı takdirde, sulh hukuk mahkemesi tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

Sulh hukuk mahkemesinin görevsizlik kararına karşı 2 hafta içinde istinaf mahkemesine (bölge adliye mahkemesi) istinaf başvurusu yapılabilir. İstinaf mahkemesinin yerel mahkemenin görevi ile ilgili verdiği karar kesindir.

Sulh Hukuk Mahkemesinin Kararına Karşı İstinaf ve Temyiz Başvurusu

Sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı istinaf başvurusu yapılması mümkündür. İstinaf, sulh hukuk mahkemesi tarafından verilen kararın hem maddi vakıa hem de hukuki açıdan bir üst mahkeme tarafından yeniden değerlendirilmesini sağlayan bir kanun yoludur. İstinaf kanun yoluna başvuru süresi, sulh hukuk mahkemesi kararının usulüne uygun bir şekilde taraflara tebliği edildiği günden itibaren 2 haftadır. İstinaf başvurusu, bölge adliye mahkemesine gönderilmek üzere kararı aleyhine başvuru yapılan sulh hukuk mahkemesine bir istinaf dilekçesi verilerek yapılır.

Sulh hukuk mahkemesi kararlarına karşı istinaf başvurusu yapılabilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

  • Aleyhine istinaf başvurusu yapılan asliye ticaret mahkemesi kararında yer alan malvarlığı davasının miktar ve değeri 3110 TL’yi aşmalıdır (HMK 341/2). Miktar ve değeri 3110 TL’yi aşamayan asliye ticaret mahkemesi kararları kesin olduğundan aleyhine istinaf başvurusu yapılamaz.

  • Kural olarak ara kararlar aleyhine istinaf başvurusu yapılamaz. Ancak, ihtiyati tedbir ve ihtiyati gibi kararlar ara kararı olmasına rağmen son kararı beklemeden bu kararlar aleyhine istinaf başvurusu yapılması mümkündür (HMK 341/1).

Kural olarak sulh hukuk mahkemesi kararları ile ilgili verilen istinaf mahkemesi kararları kesin olup bu kararlar aleyhine temyiz kanun yoluna başvurulamaz. Temyiz, sulh hukuk mahkemesi kararı hakkında istinaf incelemesi neticesinde verilen hükmün, hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığı açısıdan denetlenmesini sağlayan bir kanun yoludur.

Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına giren kira ilişkisinden doğan ve miktar veya değeri itibarıyla temyiz edilebilen alacak davaları hariç olmak üzere; HMK md.4’te gösterilen davalar ile (Kat Mülkiyeti Kanunundan doğup taşınmazın aynına ilişkin olan davalar hariç) özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalar ile ilgili istinaf mahkemesi kararları kesin olup aleyhine Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılmaz.

Kira ilişkisinden doğan ve miktar veya değeri itibariyle temyiz kanun yoluna başvurulabilmesi mümkün olan alacak davası ile ilgili sulh hukuk mahkemesi kararlarının şu şartları sağlaması gerekir:

  • Aleyhine temyiz başvurusu yapılan istinaf mahkemesi kararında yer alan miktar ve değer 41.530 TL’yi aşmalıdır (HMK 362/1-a). Miktar ve değeri 41.530 TL’yi aşamayan istinaf mahkemesi kararları kesin olduğundan aleyhine temyiz başvurusu yapılamaz.

  • İstinaf mahkemesinin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz gibi kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurulamaz.

Sulh Hukuk Mahkemesi Görevleri Yargıtay Kararları


Kira İlişkisinden Kaynaklanan Uyuşmazlıklar Sulh Hukuk Mahkemesinde Çözülür

Dava, eksik ödenen stopaj bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece dava dilekçesinin görevsizlik sebebiyle reddine, dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’ ne gönderilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6100 Sayılı Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevini düzenleyen maddesi gereğince kiralanan taşınmazların İcra ve İflas Kanunu’na göre ilamsız icra yolu ile tahliyesine dair hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevine girmektedir. Mülga 1086 Sayılı HMUK’dan farklı olarak bu düzenlemede miktar ayırımı yapılmaksızın tahliye, alacak, tazminat, kiracılık sıfatının tespiti gibi tüm kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri Sulh Hukuk Mahkemesi olarak gösterilmiştir.

Dava, 01.04.2006 başlangıç tarihli ve on yıl süreli kira sözleşmesi ile kiralanan taşınmaz için ödenmesi gereken stopaj bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, taraflar arasındaki kira ilişkisine dayanarak talepte bulunmuş olup bu hususun değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi görevi Sulh Hukuk Mahkemesi’ne aittir. Bu sebeple mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde görev yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru değildir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/6098).

Taşınmazı Yeni Satın Alan Malik ile Eski Kiracının İlişkisi / Görevli Sulh Hukuk Mahkemesi

Dava, kira sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda; Davacı ecrimisil bedelinin tahsilini talep etmiş, davalı ise taşınmazda kiracı olduğunu ileri sürerek önceki malikle aralarında imzalanmış olan kira sözleşmesine dayanmıştır. Davacı yeni malik taşınmazı satın almakla 310.maddesi uyarınca kira sözleşmesinin tarafı olur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık kira sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Dava, 6100 Sayılı yürürlüğe girmesinden sonra 20.06.2014 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmıştır. Bu durumda mahkemenin yukarıda belirtilen yasal düzenleme gereği dava dilekçesini görev yönünden reddederek görevsizlik kararı ile dosyayı görevli Sulh Hukuk mahkemesine göndermesi gerekirken, işin esasının incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/135).

Lojman Yakıt Bedelinin Ödenmemesi / Görevli Sulh Hukuk Mahkemesi

Dava, lojman yakıt bedeli farkından kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nun 4/1-a maddesine göre “Kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine dair hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda” Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Mahkemelerin görevi kamu düzenine dair kurallardan olup, yargılamanın her aşamasında istek üzerine ya da re’sen gözetilmesi gerekir.

Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılması veya ondan yarar elde edilmesinin kiracıya bırakıldığı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Davacı vekili davalının görev yaptığı sırada oturduğu kamu konutundan kaynaklanan yakıt bedelinin tahsilini talep etmektedir. 2946 Sayılı Kamu Konutları Kanunu, kamu konutlarının tahsis biçimi, oturma süresi, kira, bakım, onarım ve yönetimine dair temel ilkeleri belirlenmiş olup kanunun 4. Maddesinde oturma süreleri, 5. Maddesinde aylık kira bedelinin ne şekilde tahsil edileceği düzenlenmiştir. Kamu Konutları Yönetmeliğinin 21. Maddesinde ise yakıt bedellerinin ne şekilde tespit edileceği belirtilmektedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, lojman tahsisi şeklindeki kira ilişkisinden kaynaklanan yan giderin tahsili talebine dair olup görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Mahkemece yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması doğru görülmediğinden hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi -Karar: 2016/250) .

Kat Mülkiyetinden Kaynaklanan Davalar Sulh Hukuk Mahkemesinde Açılmalıdır

634 sayılı Kanunun 35/b maddesinde634 sayılı Kanunun 35/b maddesinde ise “Ana gayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması” hükmüne, 16. maddesinde “Kat malikleri ana gayrimenkulün bütün ortak yerlerine, arsa payları oranında, ortak mülkiyet hükümlerine göre malik olurlar.” hükmüne, ayrıca 19/3. maddesinde de “Her kat maliki ana gayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere, kusuru ile verdiği zarardan dolayı diğer kat maliklerine karşı sorumludur.” hükmüne yer verilmiş, diğer yandan aynı Kanunun Ek madde 1. maddesi ile de “Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Somut olayda, bağımsız bölüm malikinin halefi olan davacı sigorta şirketi, davalı bağımsız bölüm malikinin dairesinden gelen su sızıntısı nedeniyle sigortalıya ödenen tazminatın rücuan tahsili amacıyla yapılan icra takibine itirazın iptalini talep etmekte olup, bu şekilde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılan uyuşmazlığın İstanbul 15. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği anlaşılmaktadır (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/10231).

Çocuğun Ergin Kılınması Kararı Sulh Hukuk Mahkemesi Tarafından Verilir

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382/2-a-l maddesinde, ergin kılınma (kaza-i rüşt) kararı verilmesine ilişkin davanın çekişmesiz yargıya ilişkin olduğu düzenlenmiş aynı Kanun’un 383. maddesinde çekişmesiz yargıda aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu belirlenmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/734).

Tapu Kayıt Malikinin Tespiti Davası Sulh Hukuk Mahkemesinde Görülür

Dava, tapu kayıt maliki ile davacı mirasbırakanının aynı kişi olduğunun tespitine ilişkindir. Bilindiği üzere, HMK’nın 382/1. maddesinde; “Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır” hükmüne yer verilmiş; bu ölçütler ise ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın bulunmadığı haller ve hakimin re’sen harekete geçtiği haller olarak ifade edilmiştir. Diğer taraftan, 382. maddenin 2-ç/1. fıkrasında “Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması” çekişmesiz yargı işi olarak sayılmış olup, niteliği itibariyle tapu kayıt maliki ile davacıların murisinin aynı kişi olduğunun tespiti işleri de bu tanıma uymaktadır.

Bu talepler, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesi gereğince mahkemeye yapılırsa, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382/2-ç-1 maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre Sulh Hukuk Mahkemesinde ve taşınmazın aynına dair bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinde görülür.

6100 Sayılı HMK’nın 1. maddesi gereğince görev kamu düzeni ile ilgili olup taraflarca ileri sürülmese dahi yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen gözetilmesi zorunlu bir usul kuralıdır. Hâl böyle olunca, işin esasının görevli Sulh Hukuk Mahkemesinde değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile işin esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/9245).

Tapu Kayıt Malikinin Mirasbırakan Olduğunun Tespiti Sulh Hukuk Mahkemesinden İstenir

Dava, tapu kayıt malikinin davacının miras bırakanı ile ayni kişi olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/1 maddesinde; “Çekişmesiz yargı, hukukun mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır” hükmüne yer verilmiş; bu ölçütler ise ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın bulunmadığı haller ve hakimin re’sen harekete geçtiği haller olarak ifade edilmiştir.

Kanunda çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu önce genel çerçevesi belirlenerek, daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir. Ancak bu sayma sınırlı olmadığından yasa maddesinde sayılmayan fakat çekişmesiz yargı ölçütlerini taşıyan diğer işlerin de çekişmesiz yargı işi olarak kabulü gerekir. Yani, 382. maddede sayılmamakla beraber çekişmesiz yargının ölçütlerinden birini veya birkaçını taşıyan bir iş de çekişmesiz yargı işi olarak değerlendirilebilir.

Tapu kayıt maliki ile davacının miras bırakanının aynı kişi olduğunun tespiti davaları da 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382. maddesinde belirtilen çekişmesiz yargı işlerinden sayılmalıdır. Kaldı ki, 382. maddenin 2-ç/1 fıkrasında “Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması” çekişmesiz yargı işi sayılmış olup, niteliği itibariyle tespit taleplerinden başka bu tarife uyacak bir dava türü de bulunmamaktadır.

Talep tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 383. maddesine göre de, çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemeleridir. Bu itibarla, çekişmesiz yargı işi olan tespit taleplerine Sulh Hukuk Mahkemelerince bakılması gerekir. Anılan Kanunun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince, görev dava şartlarından olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmalıdır.

Somut uyuşmazlıkta davacı; 6100 Sayılı yürürlük tarihinden sonra 19.11.2013 tarihli dava ile 944 ada 6 parsel sayılı taşınmazda malik gözüken ‘… … oğlu …’’ ile kendi mirasbırakanı ‘‘… oğlu …“in aynı kişi olduklarının tespiti isteğiyle eldeki davayı açmıştır. Hâl böyle olunca anılan isteğin Asliye Hukuk Mahkemesinde yazılı yargılama usulüne göre görülmesi mümkün olmadığından, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken aksi düşünce ile yazılı şekilde davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değildir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/4073).

Veraset İlamındaki Murisin Tapu Maliki Olarak Tespiti Davası

Davacı, 19 Sayılı parselin paydaşlarından olan A. ile Sulh Hukuk Mahkemesi’nin veraset ilamına konu muris A.’nın aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın çekişmesiz yargıya konu olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere; 01.10.2011 tarihinde yürülüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ‘‘Tespit Davası’’ başlıklı 1. fıkrasında; Tespit davası yoluyla mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir’’ hüküm altına alınmıştır.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 383. maddesinde de; Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemeleri ‘’ olduğu belirlenmiş, çekişmesiz yargı işlerinin nelerden ibaret olduğu ise aynı Kanunun 382. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde düzenlemesinde de; Kanunda çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu önce genel çerçevesi belirlenerek, daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir.

Öte yandan; aynı Kanunun 2. maddesinde de; ‘‘Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına dair davalarla, kişi varlığına dair davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. ‘’ hüküm altına alınmıştır.

Somut olaya gelince, iddianın ileri sürülüş biçiminden, davanın 6100 Sayılı HMK’nın 106. maddesine dayanılarak açılan tespit davası olduğu ve mutlaka hasımlı olarak görülmesi gerektiği gözetildiğinde, davanın HMK’nın 2. maddesi kapsamında kaldığı ve görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu açıktır (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/9107).

Kat Mülkiyetinden Kaynaklanan Maddi Zarar Davası / Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevi

Dava, su tesisatından sızan sular nedeniyle uğranılan maddi zararların tazmini istemine ilişkin olup, ana taşınmazın tek ada ve tek parsel üzerinde bulunduğu ve kat mülkiyeti kurulu olduğu anlaşılmakla, olayda Kat Mülkiyeti Kanunu uygulanacaktır.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek 1. maddesi uyarınca, bu kanundan doğan her türlü uyuşmazlığın değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesince çözümleneceği gözetilerek taraflar arasındaki davaya sulh hukuk mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/10569).

Site Yöneticisinin Neden Olduğu Zararın Tahsili / Görevli Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili dava dilekçesinde, davalıların 05.08.2003 ve 31.07.2004 tarihleri arasında yönetici olarak görev yaptıkları dönemde bir çok usulsüz harcama yaparak siteyi zarara uğrattıklarını, davalılardan 25.000 TL nin haksız zenginleştikleri tarihten itibaren müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesini; birleşen davada ise davacı A. Ö., yönetici olarak görev yaptığı dönemde gelir ve gider arasındaki 11.185,00 TL farkın tarafından harcandığından, bu miktarın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte site yönetiminden alınarak tarafına verilmesini istemiş, mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgeler ile özellikle tapu kayıt örneğinden; anataşınmazın tek parsel üzerinde olduğu ve üzerinde kat irtifakı kurulduğu anlaşıldığından; anlaşmazlığın değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesinde çözümleneceğini düzenleyen Kat Mülkiyeti Kanununun Ek.1 maddesi gereğince görevsizlik kararı verilmesi yerine, asliye hukuk mahkemesince davaya bakılıp işin esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/1509).

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Asliye Hukuk Mahkemesinde Açılmalıdır

4721 Sayılı Türk Medenî Kanununun uyarınca, haklı bir sebebe dayanmak kaydıyla, adın değiştirilmesi hâkimden istenebilir. Diğer yandan 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına dair düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun ( b ) fıkrasında ise ad ve soyada dair düzenleme bulunmaktadır. Davacının talebinin çekişmesiz yargı kapsamında olmadığı, adı geçen Kanun maddeleri uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.12.2013 gün ve 2013/18-464 E. - 2013/1698 K. sayılı ilâmıyla da benimsenmiştir.

Bu durumda 5490 Sayılı Kanun’un 36/1-a-b maddesi kapsamında olan uyuşmazlığın 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesi uyarınca genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/7946).

Kira İlişkisinden Kaynaklanmayan Alacak Davaları Asliye Hukuk Mahkemesinde Görülür

Asliye hukuk mahkemesi, uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı, davaya bakma görevinin sulh hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 Sayılı HMK’nun 4/1-a maddesiyle “Kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine dair hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaların Sulh Hukuk Mahkemesinde görüleceği” hüküm altına alınmıştır.

Dava konusu olayda, davacı ile davalılar arasında bir kira ilişkisi mevcut değildir. Uyuşmazlık, tarafların müşterek malik oldukları taşınmazlarda hisselerine düşen kira alacaklarının birbirlerine ödenmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Yukarıda anılan yasa gereği, kiraya veren ile kiracı arasındaki uyuşmazlıklar Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görev alanına girmektedir. Taraflar arasında böyle bir kira ilişkisi mevcut olmaması ve davanın konusunun alacak istemine dayalı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemeleri görevlidir. Mahkemece bu husus gözönüne alınmaksızın sulh Mahkemesi görevli kabul edilerek, yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş; hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/8299).

Kira İlişkisinden Kaynaklanan Zararlar Sulh Hukuk Mahkemesinde Talep Edilir

Dava, kira sözleşmesine dayalı menfi zarar istemine ilişkindir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nın Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevini düzenleyen 4. maddesinin 1/a bendi 1/a bendi gereğince kiralanan taşınmazların İcra ve İflas Kanununa göre ilâmsız icra yolu ile tahliyesine dair hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar sulh hukuk mahkemesinin görevine girmektedir. Mülga 1086 Sayılı HMUK’dan farklı olarak bu düzenlemede miktar ayırımı yapılmaksızın tahliye, alacak, tazminat, kiracılık sıfatının tespiti gibi tüm kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri sulh hukuk mahkemesi olarak gösterilmiştir.

Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin 05.07.2014 başlangıç tarihli işletme sözleşmesi ile davalı ile sözleşme yaptığını, bu sözleşmeye göre davacıya ait kuaförü davalıya ait imza kuaförüne dönüştüreceğini, 6 aylık deneme süresi olacağını, deneme süresi içinde imza kuaför istediği ciroya ulaşır ise sözleşmenin 7 yıl devam edeceğini, her ayın 5 inde davalının davacıya devir hakkı olan aylık 2.500,00.-TL ödeyeceğini, ancak davalının 4 aylık devir bedelini ödemediğini ve aynı şekilde dükkanın tüm elektrik, su, telefon, internet, alarm giderleri ile aylık vergi, KDV, stopaj ve buna benzer giderlerinde davalıya ait olacağının kararlaştırıldığını, ancak ödenmeyen aylık kiralar ile diğer giderlerin müvekkilince yapılması nedeni ile toplam 14.795,00.-TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiği anlaşılmış olup uyuşmazlığın Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/6767).

Site Yönetiminin Haksız Fiili Nedeniyle Tazminat Davası Asliye Hukuk Mahkemesinde Açılır

Dava, haksız fiilden kaynaklı maddi-manevi tazminat isteminden ibarettir. İstanbul Anadolu 5. Asliye Hukuk Mahkemesince, taraflar arasındaki uyuşmazlığın Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinden kaynaklandığı, üzerinde kat mülkiyeti kurulu bulunan ana taşınmazlarla ilgili her türlü davaya değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemelerinde bakılacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İstanbul Anadolu 18. Sulh Hukuk Mahkemesi ise 6100 Sayılı HMK’nın 4. maddesiyle sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren işlerin tek tek belirtildiği, HMK’nın 2. maddesiyle de malvarlığı ve kişi varlığına dair uyuşmazlılaksine düzenleme bulunmadıkça için genel görevli olarak asliye hukuk mahkemelerinin düzenlendiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Somut olayda; davacı, … sakini iken, 15.05.2013 tarihinde çocuğunu okula götürmek üzere bloktan çıktığında binanın deposunda bulunan şahsına ait bir kısım eşyaların kırmızı bir kamyonete yüklenmiş olarak gördüğünü, yöneticiye sorduğunda apartman sakinlerince karar alındığını ve ilân panosuna asıldığını söylediğini, ilânı görmediği hususunda tartıştıklarını ve kamyonete yüklü eşyalarını araçtan indirdiğini, ancak, manevi değeri olan diğer bir takım eşyalarını ise bulmak için depoyu aradığında bulamaması üzerine, yöneticiden hurdacının adresini istediğini, kendisine bitti gitti denmek suretiyle yanıt verildiğini beyan ederek, apartman yönetiminin ağır ihmal ve kusurunun bulunduğunu beyanla site yönetimi adına yönetici davalıdan maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

4721 Sayılı Türk Medenî Kanununun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” denilmektedir. Kat Mülkiyeti Kanununun 38. maddesinde yöneticinin sorumluluğu “Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur.” şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar davalı yönetici, davacıya karşı KMK’nın 38. maddesi gereği kat maliklerine karşı uğradıkları cismani ve maddi zararlara karşı sorumlu bulunsa da, davacının kiracı olduğu, ayrıca, sulh hukuk mahkemelerinin yalnızca Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan maddi zararlara dair davalara bakmakla görevli olduğu bilindiğinden, sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğundan bahsedilemez (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/6713).

Mevcut İsme Yeni İsim Eklenmesi / Görevli Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının Nazife olan adına Ebru adının eklenmesini istemiş; mahkemece, davanın çekişmesiz yargı işlerinden olup sulh hukuk mahkemesinin görevi kapsamında olduğundan görevsizlik kararı verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382. maddesinde6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382. maddesinde ad ve soyadı düzeltilmesi işlerinin çekişmesiz yargı kapsamında bulunduğu; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 383. maddesinde ise çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi olduğu; 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinde de nüfus kayıtlarına dair düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlandığından; mahkemece, işin esasına girilerek gösterilecek deliller toplanıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi yerine, uygun bulunmayan gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi -Karar: 2016/1389).

Vasiye İtiraz / Sulh Hukuk Mahkemesi Kararına İtiraz ve Temyiz

Vasinin şahsına dair itiraz talebi Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 06.02.2015 tarihli kararı ile itirazın reddi görüşüyle dosyayı değerlendirme için denetim makamına gönderilmiştir. Denetim makamı sıfatıyla Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 16.02.2015 gün ve 2015/14-14 D.iş sayılı kararı ile Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 05.11.2014 gün ve 2013/1794-2014/1196 Sayılı kararına yapılan itirazın reddine, diğer hususlar yönünden dosyanın temyizen incelenmesi için Yargıtaya gönderilmek üzere vesayet makamı olan Ankara 12. Sulh Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 422. maddesi gereğince vasinin şahsına-sıfatına karşı yapılan itirazları veya vasinin ileri sürdüğü kaçınma sebeplerini (özürleri) inceleme görevi, öncelikle vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesine, onun kabul etmemesi halinde denetim makamına aittir. Aynı Kanun’un 488. maddesi uyarınca ise, vesayet makamının kararlarına dair itiraz üzerine verilen denetim makamı kararları kesindir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/1047).

Toplu Yapı Yönetimine Geçmeyen Site / Görevli Asliye Hukuk Mahkemesi

Davada, birden çok parsel üzerinde kurulu sitede 20.01.2013 tarihli genel kurul toplantısının iptali ve hakimin müdahalesi istenilmiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerle tapu kayıtlarının incelenmesinden; davaya konu sitenin birden fazla parsel üzerinde olduğu ve Kat Mülkiyeti Yasasında değişiklik yapılmasına dair 5711 Sayılı Kanununun 22. maddesiyle Kat Mülkiyeti Yasasının 66 vd. maddelerinde düzenlenen Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler uyarınca sitede henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşıldığından; uyuşmazlığa genel hükümlerin uygulanması görev hususunun da genel hükümlere göre belirlenmesi gerekir.

Hukuki uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemesinin görevi asıl, sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisnadır. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülür. Bu sebeple mahkemece, genel hükümlere göre asıl görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde bakılmak üzere dava dilekçesinin görev yönünden reddi yerine esas hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir (Yargıtay 18.Hukuk Dairesi - Karar: 2016/783).

İcra Hukuk Mahkemesi ve Sulh Hukuk Mahkemesi Görev Ayrımı

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine yönetim ücreti, kıdem ve ihbar tazminatına dayalı olarak genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız takipte borçlunun borca itirazı üzerine, alacaklının itirazın kaldırılması talebiyle icra mahkemesine başvurduğu; mahkemece, icra takibine konu edilen kat malikleri kurulu kararlarının geçerli olup olmadığı genel mahkemelerin görevi dahilinde olduğundan, dava dilekçesinin görev nedeni ile reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın Küçükçekmece Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

İcra mahkemeleri önlerine gelen takip hukukuna yönelik şikayet, itiraz ve itirazın kaldırılması talepleri hakkında ya kabul ya da ret kararı verebilirler. Ancak görevsizlik kararı veremezler. 68. maddesine göre itirazın kaldırılması isteminde icra mahkemesi görevlidir.

O halde mahkemece, takip ve dava tarihi itibariyle davacı C. Ö.’ün apartman yöneticiliğini temsil yetkisinin bulunup bulunmadığı, dayanak belgelerin 68. maddesinde sayılan belgelerden olup olmadığı yönünde işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, sulh mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile yazılı şekilde görevsizlik yönünde hüküm tesisi isabetsizdir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/577).

Tapu Kaydındaki Kimlik Bilgilerinin Düzeltilmesi Davası

Dava, tapu kaydında yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine dair olup, dava 09.06.2010 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, Asliye Hukuk Mahkemesince 11.10.2012 tarihinde davanın çekişmesiz yargı işi olduğundan bahisle Sulh Hukuk Mahkemesi’ne görevsizlik kararı verilmiş, görevsizlik kararının itiraz edilmeksizin 27.02.2013 tarihinde kesinleşmesi ve süresinde başvuru üzerine Sulh Hukuk Mahkemesince işin esasına girilerek karar verildiği anlaşılmıştır.

Ne var ki, eldeki davanın 1086 Sayılı HUMK’nın yürürlüğü zamanında 09.06.2010 tarihinde açıldığı sabittir. Bilindiği üzere, 6100 Sayılı HMK’nın geçici 1. maddesinin ilk fıkrası; “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve dair hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz.” düzenlemesini içermektedir.

Bu durumda, tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesine dair uyuşmazlık 6100 Sayılı HMK’nın 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce Asliye Hukuk Mahkemesine getirilmiş olup Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/9807).

Sulh hukuk mahkemesi, asliye hukuk mahkemesi ile birlikte önemli davaların görüldüğü genel görevli iki mahkemeden biri olduğundan davacı ve davalının savunmayı bir avukat vasıtasıyla yapması faydalı olacaktır.


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!