Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Memuriyetten Çıkarılma veya Atılma Nedir?

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre memuriyetten çıkarılma veya atılma; bir memurun devlet memurluğuna kabul edilme şartlarından (m.48) herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurluk esnasında bu şartlardan herhangi birini kaybetmesi halinde memuriyet görevine son verilmesidir (657 sayılı Kanun m.98).

Memuriyetten çıkarılma kararı verilmesinin pek çok nedeni vardır. Makalemizde suç işlenmesi nedeniyle hapis veya adli para cezası mahkumiyeti ile cezanın ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb), memnu hakların iadesi, adli sicil kaydının silinmesi gibi kurumların memuriyete etkisi ve ceza miktarına bağlı olmaksızın memuriyete engel suçlar açıklanacaktır.

Suçun İnfazı Sürecinde Devlet Memurluğu Yapma Yasağı

Suçun vasfı veya ceza miktarı ne olursa olsun, bir hapis cezası mahkumiyetinin infazı sürecinde devlet memurluğu yapılamaz. 5237 sayılı TCK’nın 53/1-a maddesi, hapis cezası hükmünün infazı tamamlanıncaya kadar devlet memurluğu yapılmasını yasaklamaktadır. İnfazın tamamlanması, kişinin mahkum olduğu hapis cezası nedeniyle cezaevinde, dışarda denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme süresini tamamlaması, yani bihakkın (hak ederek) tahliye tarihidir. Örneğin, taksirli suçtan 3 yıl hapis cezasına mahkum olan memurun cezasının infazına 01.02.2018 tarihinde başlanmış olsun; 3 yıl hapis cezası alan memur, 1 yıl cezaevinde kalmış, 1 yıl denetimli serbestlik altında dışarda geçirmiş, son 1 yıllık koşullu salıverilme süresini de doldurarak cezasını bihakkın tahliye tarihine kadar infaz etmişse, cezası 01.02.2021 tarihine kadar infaz edilmiş olur. Bu nedenle, suç işleyen bu memur 01.02.2018-01.02.2021 yılları arasında memuriyet yapamayacaktır.

TCK m.53 hükmüne göre, cezanın infazının tamamlanmasıyla kişilerin yoksun kalacağı haklara ve memuriyet görevine de yeni bir işleme gerek kalmaksızın kavuşacağı açıktır.

Suçun taksirli suç olması veya kasten işlenmiş olsa bile 1 yıl veya altında hapis cezasına hükmedilmiş olması halinde; hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar memur hakkında “görevden uzaklaştırma” kararı verilmelidir. (657 sayılı Kanun m.140). Yetkili amir görevden uzaklaştırma kararı uygulanan memurun durumunu her iki ayda bir yeniden değerlendirerek göreve dönüp dönmeyeceği hakkında bir karar alır (m.145/2). Yetkili amir, iki aylık periyotlar halinde yaptığı inceleme sırasında, hapis cezasının infaz süresinin tamamlandığını gördüğünde memurun görevine dönmesine (iadesine) karar verir.

Memuriyete Engel Suçlar ve Cezalar Nelerdir?

Memuriyete engel suçlar ve cezalar bakımından 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu genel olarak üç ilke benimsemiştir:

  • Taksirli suçlar, ceza miktarı ne olursa olsun memuriyete engel suçlardan değildir. Örneğin, trafik kazası neticesinde insan öldürme suçu nedeniyle 5 yıl hapis cezasına mahkum olan kişi memuriyete alınabileceği gibi, suçu memuriyet esnasında işlediği takdirde devlet memurluğu görevine de son verilemez. Ancak, memurun taksirli suçlardan mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar memuriyet görevinden uzaklaştırılması, hapis cezası infaz edildikten sonra memuriyet görevine dönmesi sağlanmalıdır.

  • Kasten işlenen bir suçtan dolayı 1 yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olan kişi memuriyete kabul edilemez. (657 sayılı kanun m.48/5). Kasten işlenen bir suçtan 1 yıl veya daha fazla hapis cezasının memuriyet görevi sırasında işlenmesi halinde, kişinin memuriyet görevi sona erer. Mahkum olunan 1 yıl hapis cezası adli para cezasına çevrildiği takdirde memuriyet engeli ortadan kalkar. Örneğin, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan 1 yıl hapis cezasına mahkum olan kişinin cezası 7200 TL adli para cezasına çevrildiğinde, bu mahkumiyet açısından memuriyet engeli meydana gelmeyecektir.

  • Bazı suçlardan mahkumiyet halinde ceza miktarı ne olursa olsun suçun niteliği (vasfı) memuriyete engeldir. Uygulamada bu suçlara “memuriyete engel suçlar” denilmektedir. Örneğin, güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle 3 ay hapis cezası alan kişinin bu cezası 1800 TL adli para cezasına çevrilse bile, güveni kötüye kullanma suçu mahiyeti itibariyle memuriyete engel suçlardan olduğundan, kişi memuriyete alınmaz, memur ise görevine son verilir.

Memuriyete engel suçlar” kavramı, kişinin mahkum olduğu ceza miktarına bakılmaksızın suç vasfı nedeniyle memur olamamasını ifade eder. Suçun niteliği gereği memuriyet engeli olan hallerde, ceza mahkumiyetinin miktarı, yaptırımın hapis veya adli para cezası olması arasında hiçbir fark yoktur. Örneğin, güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle 4000 TL adli para cezasına mahkum olan kişi memur olamayacağı gibi devlet memuru ise memuriyet görevinden çıkaılmasına karar verilir.

Yüz kızartıcı suçlar olarak da nitelenen memuriyete engel suçlar, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.48/5’te sınırlı sayıda düzenlenmiş olup şunlardır:

Kişi memuriyete kabul edildikten sonra, bu suçları memuriyetten önce işlediği sonradan anlaşılırsa veya memurluk esnasında memuriyet engeli olarak kabul edilen bu suçlardan herhangi biriyle mahkum olursa memurluk görevine son verilir. Memur, tüm memurluk süresi boyunca 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde belirlenen şartları taşımak zorundadır (657 sayılı Kanun m.98). Yukarıdaki suçlardan herhangi birinin işlenmesi halinde devlet memurluğu yapma şartları ortadan kalkmaktadır.

Hapis Cezasının Ertelenmesinin Memuriyete Etkisi

Hapis cezasının ertelenmesi, 5237 sayılı TCK’ya göre cezanın bir infaz biçimi olarak kabul edilmektedir. Cezanın ertelenmesi halinde, hükümlü, cezaevine girmemekte, cezasını cezaevi dışında geçirmekte, mahkeme tarafından belirlenen denetim süresini yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirdiğinde cezası infaz edilmiş sayılmaktadır. Bu nedenle, hapis cezasının ertelenmesi halinde infaz edilen bir mahkumiyet hükmü mevcuttur. Hapis cezasının ertelenmesi halinde memuriyetten çıkarılma ile ilgili şu sonuçlar ortaya çıkar:

  • Ertelenen hapis cezası, 1 yıl veya daha fazla süreli ise hükümlü devlet memurluğuna kabul edilemez, devlet memuru ise memuriyete son verilir.

  • Ertelenen hapis cezası, 1 yılın altında ve memuriyete engel suçlardan kaynaklanmıyorsa, devlet memurluğu statüsüne son verilemez, ancak hükmün infaz süresi boyunca, yani ertelemede kararlaştırılan denetim süresi boyunca kişi geçici olarak devlet memurluğu görevinden uzaklaştırılır.

  • Ertelenen hapis cezası, yukarıda açıkladığımız memuriyete engel suçlarlardan kaynaklanmakta ise ceza mikatarına bağlı olmaksızın memmuriyet statüsüne engel teşkil eder.

657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin A bendinin 5 inci alt bendinde geçen “Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile” ifadesi; bu alt bentde süre (bir yıl veya daha fazla süreli) yönünden belirlenen hapis cezasına veya tür (casusluk, zimmet, hırsızlık gibi) itibariyle sayılan suçlardan dolayı mahkumiyet halinde, cezanın infaz süresi veya ek süre tamamlanarak hak ve yetki yoksunluğu kalksa bile, mahkumiyet kararı kalkmadığı için Devlet memurluğuna atama hakkını kazandırmamakta, nitelik kaybı nedeniyle memuriyete son verilmesini gerektirmektedir. Mahkumiyetin ertelenmiş olması da bu durumu değiştirmemektedir. Sonuç olarak, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin A bendinin 5 inci altbendi hükmü, bu hükümde belirlenen süreli hapis cezası veya nevi sayılan suçlardan mahkumiyet halinde, Devlet memurluğuna atanma ve memuriyeti sürdürme hak ve yetkisini süresiz olarak ortadan kaldırmaktadır (Danıştay 1. Daire -K.2009/535).

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Memurluğa Etkisi

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uygun davranılırsa ceza kararının ortadan kaldırılması ve davanın düşmesine yol açan bir cezanın bireyselleştirilmesi kurumudur (CMK md.231).

Kural olarak, bir suçun karşılığı olan cezai yaptırım ile ilgili verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı memuriyete engelini ortadan kaldırır. Aynı şekilde hagb kararı verilen bir mahkumiyet memuriyetten çıkarılmaya gerekçe yapılamaz.

Özellikle belirtelim ki; hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), işlenen fiilin disiplin hukuku açısından yeniden değerlendirilmesine engel değildir. Örneğin, cinsel taciz suçu işleyen bir kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilse bile, ceza dosyasındaki beyanlar disiplin hukuku açısından yeniden değerlendirilerek memuriyetten çıkarılma cezası verilebilir.

Memuriyetten çıkarılma işleminin sebep unsuru sadece suç işlenmiş olması gösterilmiş ve suçun karşılığı olan ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmişse, işlem hukuka aykırı hale gelir. Memurun bağlı olduğu idarenin suç teşkil eden eylemi disiplin hukuku açısından yeniden değerlendirerek memuriyetten çıkarma kararı vermesi ile doğrudan ceza mahkemesi kararına dayanarak memuriyetten çıkarma kararı vermesi birbirinden farklı hukuki sebeplere dayalı işlemlerdir.

Davacı polis memuru iken, dolandırıcılık suçundan kesinleşmiş mahkumiyeti nedeniyle görevine son verilmiştir. Davacının uyarlama talebiyle yaptığı başvuru üzerine hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Devlet memurlarının 657 sayılı Yasanın 98/b maddesi uyarınca görevlerine son verilmesi işleminin sebep unsurunu 48. maddede sayılan ve memuriyete engel kabul edilen bir suçtan mahkumiyet ve bu mahkumiyete ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı oluşturmaktadır. Bu durumda davacının memuriyetine engel olacak nitelikte bir suçtan mahkum olduğundan söz edilemeyeceğinden, polis memuru davacı hakkındaki göreve son verme işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır (D12-K.2008/4502).

657 sayılı Yasa’nın 48/A-5, 98/b maddeleri uyarınca tesis edilecek işlemlerin tamamen ceza yargılamasının sonucuna bağlı olması ve işlem tarihinde davacı hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunması nedeniyle dava konusu hukuka uygun olarak tesis edilmiş ise de; mahkumiyet hükmü davacının başvurusu üzerine uyarlanmış ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca davacı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Hagb kararı verilmesi nedeniyle davacının memuriyet görevine son verilmesi hukuka aykırıdır (Danıştay 12. Daire - Karar: 2013/439).

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin E fıkrasının (g) bendinde; “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” fiili, disiplin hukuku açısından devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirmektedir. Özellikle vurgulayalım ki, memuriyetten çıkarılma işleminin sebep unsuru, 657 sayılı Kanunun 125/E-g maddesi olarak gösterilmişse, hükmün açıklanmasının geri bırakılması memuriyet görevine son verilmesine engel değildir. Bu maddeye dayanarak yapılan memuriyetten çıkarma işlemlerine karşı, memurun yargılandığı fiilin “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket” olmadığı yönünde işlem aleyhine iptal davası açılmalıdır.

Davacının “resmi belgede sahtecilik” suçundan üç kez 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetindi serbestlik süresine tabi tutulmasına; ayrı ayrı iki kez işlediği eylemlerden dolayı “nitelikli dolandırıcılık” suçundan, 1 yıl 3 ay hapis ve 700 TL adli para cezası ile 11 ay 3 gün hapis ve 160 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetimli serbestlik süresine tabi tutulmasına karar verilmiş ve bu karara yapılan itirazın reddi ile karar kesinleşmiştir. Bu durumda, yukarıda yer verilen Ceza Mahkemesi kararı ile davacı hakkında mahkumiyete hükmedilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında; İdare Mahkemesi tarafından, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ettiği gerekçedeki anlatımla kabul edilen eylemin sübuta erdiği şeklinde ifade kullanılmasında, masumiyet karinesi uyarınca hukuki isabet görülmemiş ise de; davacının zabıt katibi olarak görev yaptığı sırada, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunması sebebiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E-g maddesi uyarınca memurluktan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ve bu karar uyarınca memurlukla ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, bu husus, anılan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir (D16-K.2016/1858).

Bazı memuriyetler açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının memuriyete etkisi ile ilgili özel düzenlemeler mevcuttur. Örneğin, Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin 8. maddesinin (h) bendinde polis memurluğuna kabul için şu özel hüküm mevcuttur:

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin;

1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak,

2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak.

Memnu Hakların İadesi Kararının Devlet Memurluğuna Etkisi

Kural olarak, suç işlenmesine bağlı hak yoksunlukları 5237 sayılı TCK m.53‘te düzenlenmiş, cezanın infazına veya bu maddeye göre ceza mahkemesinin belirlediği süreye kadar hükümlü bazı haklardan mahrum bırakılmıştır. TCK m.53’e göre belirlenen süreler usulüne uygun bir biçimde geçtikten sonra hükümlü mahrum olduğu haklara yeniden kavuşur. Ancak, bazı özel Kanunlardaki hak yoksunluklarına dair düzenlemeler, 5237 sayılı TCK m.53’teki genel kuralın dışındadır. Özel kanunlardaki hak yoksunlukları TCK m.53’te belirlenen süreler geçse dahi devam edebilir. Özel kanunlardaki hak yoksunlukları ancak memnu hakların iadesi müessesesi ile ortadan kaldırılır.

657 sayılı Kanun’nun 48/A-5 maddesi gereği memuriyetten çıkarılanlar, memnu hakların iadesi kararı alsalar bile memuriyete geri dönmeleri mümkün değildir:

Memnu hakların iadesi kararı, 657 sayılı Kanunun anılan 48/A-5. maddesinde sayılan yüz kızartıcı suçlar dışında kalan suçlar bakımından ve Devlet memuru olabilme koşulları yönünden ehliyetsizliği geleceğe dönük olarak ortadan kaldırmakta, ancak anılan Yasa maddesinde Devlet memuru olabilmek için yüz kızartıcı suçlardan mahkum olmamak koşulu arandığından, memnu hakların iadesi kararı, yüz kızartıcı bir suçtan dolayı mahkumiyet kararı almış kişiler yönünden Devlet memuru olabilme koşullarını sağlama bakımından bir hak doğurmamaktadır (İDDK-K.2011/1214).

Memnu hakların iadesi kararı dahi bulunsa, 5237 Sayılı Kanun’un 53/2. ve 657 Sayılı Kanun’un 48/A-5 maddelerinde yer alan hukuki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına alan ya da affa uğramış olsa bile bu maddede sayılan suçlardan mahkum olanların artık hiç bir şekilde memuriyete atanması mümkün değildir (D12- K.2015/3529).

Adli Sicil (Sabıka) Kaydının Silinmesinin Memuriyete Etkisi

5237 sayılı TCK karşısında özel bir kanun olan 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesi ile belli suçlar açısından, bu suçlar affa uğramış olsalar bile, süresiz hak yoksunluğu getirecek bir düzenleme yapıldığından, bu maddedeki hak yoksunlukları adli sicil kaydının silinmesi yoluyla ortadan kaldırılamaz. Yani, adli sicil kaydının silinmesi, devlet memurluğundan ihraç edilen (çıkarılan) kişinin yeniden memuriyete alınmasını sağlamaz.

Özel bir Kanun olan 657 sayılı Kanunun 48/A-5. maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun aksine belli suçlar açısından bu suçlar affa uğramış olsalar bile süresiz hak yoksunluğu getirecek bir düzenleme yapıldığından, adli sicil kaydının silinmesi, yüz kızartıcı suçtan dolayı ortaya çıkan hak yoksunluğunu ortadan kaldıracak nitelikte bulunmamaktadır (İDDK-K.2011/1214)

Memurluktan Çıkarılma (Atılma) Danıştay Kararları


Hukuku Aykırı Delillerin Memuriyetten Çıkarılma/Atılma Kararına Etkisi

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin E fıkrasının (g) bendinde; “Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” fiili Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır. Dava dosyasının incelenmesinden; İzmir 8. İş Mahkemesi’nde ara kararların yerine getirilmesi için taraflardan alınan pulların sürekli olarak azalması üzerine, pulların akıbetinin belirlenmesi için muhafaza edildiği yerleri gösterecek şekilde mahkeme personelince kaleme kamera yerleştirildiği, 26.04.2011 tarihinde Mahkeme hakimi ve bir zabıt kâtibi tarafından düzenlenen tutanak ile, 25.04.2011 tarihinde kaydedilen kamera görüntüsünde, öğle arası olması sebebiyle diğer bir zabıt katibinin masasındaki klavyesinin altına duran pulları davacının alarak kendi odasına götürdüğünün tespit edildiği, davacının disiplin soruşturmasına konu eylemi sebebiyle hakkında zimmet suçundan dolayı yargılandığı İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile davacının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223/2-e maddesi uyarınca “yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesiyle beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, gizli kamera yerleştirmek suretiyle yasaya aykırı şekilde elde edilmiş kayıtların tek başına delil niteliğinin olmadığı, yaklaşık üç yıl boyunca davacıya isnat edilen suçtan dolayı kuşku duydukları halde kalem personeli ve Hakiminin kaybolan pullara dair herhangi bir tespit yapmadığı, konuyu yetkili makamlara taşımadıkları, tanık ifadelerinin görgüye dayalı olmayan, şüphe ve varsayıma dayanan ifadeler olduğu, bu ifadelerden davacının fiilinin sübuta erip ermediğinin tespitinin mümkün olmadığı, kaldı ki yargılandığı ceza davasında, davacının 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca “yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesiyle beraat ettiği göz önüne alındığında, davaya konu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında da hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Danıştay 16. Daire - Karar: 2015/4219).

Memnu Hakların İadesi Kararının Memuriyete Etkisi Nedir?

Olayda, hırsızlık suçundan 5 ay hapis cezası bulunan davacının, bu cezasının kesinleşerek tamamen infaz edildiği tarihten itibaren bu ceza sebebiyle mahrum kaldığı hak yoksunluklarını 5237 Sayılı Kanun’un 53/2. maddesi uyarınca tekrardan kazanacağı kabul edilse de, memuriyete alınmada genel koşulların öngörüldüğü 657 Sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde yer alan Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, anılan maddede sayılan suçlardan herhangi birinden mahkum olmamak gerektiği hükmü dikkate alındığında, davacının memuriyete alınmasına yönelik hak yoksunluğunun devam ettiğinin açık olduğu, memnu hakların iadesi kararı alınmasının da, anılan maddede yer alan “Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile” ifadesi sebebiyle davacı lehine bir hak vermeyeceği ve davacının hukuki durumunda memuriyete atanmasına yönelik olumlu bir değişiklik yaratmayacağı hususları göz önüne alındığında; memuriyete engel mahkumiyetinin bulunduğundan bahisle atamasının yapılmamasına dair davaya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda, her ne kadar İdare Mahkemesince, söz konusu mahkumiyete dair olarak memnu hakların iadesine dair karar sebebiyle davacının kamu haklarını kullanmaktan yasaklı olmadığının kabulü gerektiği, dolayısıyla davacının 657 Sayılı Kanun’un 48/A-5. maddesi uyarınca atamasının yapılmasında mevzuat yönüyle bir engel bulunmadığı, bununla birlikte, bir kamu görevine açıktan ya da yeniden atama yapma konusunda idarelerin takdir yetkisinin bulunduğu, idarelerin bu konuda yargı kararıyla zorlanamayacağı anlaşıldığından konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca davacının hak yoksunluğunun devam etmesi sebebiyle memuriyete atanmasının mümkün bulunmadığı, memnu hakların iadesi kararı bulunmasının da bu durumu davacı lehine değiştirmediği, bu aşamada idarenin bir takdir yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından, gerekçesinde hukuki isabet bulunmamakta ise de karar sonucu itibarıyla yerindedir (Danıştay 12. Dairesi - Karar: 2015/3529).

Taksirli Suç Nedeniyle Memurun Görevden Uzaklaştırılması ve Görevine İadesi

Davacı, taksirle ölüme ve yaralamaya sebebiyet verme suçundan dolayı aldığı ceza sonucunda altı ay beş gün cezaevinde kaldığını, 657 sayılı Yasanın 48/A-5 maddesi uyarınca taksirli suçlar nedeniyle görevine son verilemeyeceğini, Medeni Kanunun 357.maddesi uyarınca getirilen vesayetin ancak hapiste geçen süreyle sınırlı olduğunu öne sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun “Görevden Uzaklaştırma” başlıklı 137. maddesinde “Görevden uzaklaştırma, devlet kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülecek devlet memurları hakkında alınan ihtiyati bir tedbirdir.” hükmüne yer verilmiştir. 140.maddede de, haklarında mahkemelerce cezai kovuşturma yapılan devlet memurlarının görevinden uzaklaştırılabileceği ve 145.maddenin 2.fıkrasında da, bir ceza kovuşturması icabından olduğu takdirde görevinden uzaklaştırmaya yetkili amirin ilgilinin durumunu her iki ayda bir inceleyerek görevine dönüp dönmemesi hakkında bir karar vereceği ve ilgiliye de yazı ile tebliğ edeceği hükme bağlanmıştır.

Olayda: … Sağlık Meslek Lisesinde memur olan davacının, “taksirle ölüme ve yaralamaya sebebiyet” suçundan dolayı yargılanması sonucunda l yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırıldığı ve bu cezanın infazı için 19.2.1997 tarihinden itibaren cezaevinde bulunacağım aynı günlü dilekçeyle idareye bildirdiği, bunun üzerine, 657 sayılı Yasanın 48/A-4 maddesindeki şartı kaybettiğinden bahisle aynı Yasanın 98/b. maddesi uyarınca 14.3.1997 günlü onayla davacının görevine son verildiği dosyanın incelenmesinden anlaşılmıştır.

Bu durumda, hakkında mahkemelerce cezai kovuşturma yapılan, herhangi bir suçtan tutuklanan ya da gözaltına alınan memurlar hakkında uygulanacak işlemler 657 sayılı Yasanın 137. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup. davacının da taksirli suç nedeniyle yargılanması ve bunun sonucunda aldığı l yıl 3 aylık hapis cezasının infazı aşamasında hakkında yukarıda bahsi geçen hükümler uyarınca işlem tesis edilmesi ve cezanın infazından sonra görevine iade edilmesi gerekirken 657 sayılı Yasanın 48/A-4. maddesindeki şartı taşımadığından bahisle aynı Yasanın 98/b maddesi uyarınca görevine son verilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir (Danıştay 12. Dairesi - Karar: 1999/1785).

Suç İşlenmesi Nedeniyle Görevden Uzaklaştırma Halinde Özlük Hakları

Uyuşmazlık; öğretmen olan davacının, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucunda ölüme sebebiyet ve yaralama suçundan dolayı almış olduğu beş yıl hapis cezasının infazına başlanıldığı 28.06.2004 tarihi ile şartlı tahliye edildiği 24.03.2006 tarihleri arasında aylık ve diğer özlük haklarından yararlanıp yararlanamayacağı hususundan kaynaklanmaktadır. Dava konusu işlemle, kadrosu saklı kalmak kaydıyla memuriyetle ilişiğinin geçici olarak kesildiği ve cezasının infazı süresince de aylık ve diğer özlük haklarından yararlandırılmamasına karar verildiği görülmüştür.

Hürriyeti bağlayıcı bir cezanın infazı nedeniyle cezaevinde bulunan kişinin, infaz süresince kamu hizmetlerinden de yasaklı bulunduğu göz önüne alındığında bu durumdaki kişilerin infaz süresince Devlet memuru olmalarına veya Devlet memurluğu statüsünü sürdürebilmelerine hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu durumda, Devlet memurunun hizmet ilişkisinin, cezasının infazı süresince askıda olduğunun kabul edilmesi ve hükümlülük süresinin sona ermesinden sonra da göreve iade edilmek suretiyle memuriyet statüsünü yeniden kazanması gerekmektedir ki bu da, memur hukukunun sonucu olan memur güvenliği ilkesinin bir gereğidir.

Buna göre, yasa koyucu tarafından, ihtiyati bir tedbir kararı niteliğinde olan idari işlemlerle görevinden uzaklaştırılan ya da adli yargı makamlarınca göz altına alınan memurlara bu süre içerisinde aylıklarının üçte ikisinin ödeneceği, 143. maddede tadadi olarak sayılan şartların gerçekleşmesi halinde de aylıklarının kesilmiş olan üçte birinin iade edilerek kademe ilerlemelerinin ve derece yükselmelerinin yapılacağı hususlarının hüküm altına alındığı, memuriyete engel olmayacak bir ceza ile hükümlü olup cezası infaz edilenlerin, cezalarının infazı süresince aylık ve diğer özlük haklarından yararlandırılacaklarına dair her hangi bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir.

Bu durumda, davacının, hakkında verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı süresince memuriyet statüsünün geçici olarak askıda olduğu, 657 sayılı Yasa’da memuriyete engel olmayacak bir ceza ile hükümlü olup da cezası infaz edilenlere maaş ve özlük haklarının ödeneceği hususunda her hangi bir düzenlemeye yer verilmediği hususları dikkate alındığında; tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucunda ölüme sebebiyet ve yaralama suçundan dolayı almış olduğu beş yıl hapis cezasının infazına başlanıldığı 28.06.2004 tarihi ile şartlı tahliye edildiği 24.03.2006 tarihleri arasında aylık ve diğer özlük haklarından yararlandırılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olup; aksi yönde verilen Mahkeme kararında yasal isabet görülmemiştir (Danıştay 2. Dairesi - Karar: 2012/622).

Memuriyete Engel Olmayan Suçlardan Verilen Hagb Kararı Devlet Memurluğuna Etkisi

Davacının, infaz ve koruma memurluğu yazılı ve sözlü sınavlarını kazanarak 20.07.2012 tarihi itibariyle Erzurum Ceza ve İnfaz Kurumu Eğitim Merkezi’nde eğitime başladığı, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında, “Görevli Memura mukavemet” suçu nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, Şırnak Adli Yargı İlk Derce Mahkemesi Adalet Komisyonu’nunca davacının güvenlik soruşturmasının olumlu sonuçlanmak şartını taşımadığından atamasının yapılmasının uygun olmadığının değerlendirildiği ve kararın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne gönderildiği, yapılan inceleme sonucunda, davacının güvenlik soruşturması olumsuz kabul edildiğinden açıktan ve aday olarak atanmasına imkan bulunmadığına dair 18.01.2013 tarihli ve 7772 Sayılı işlemin tesisi üzerine bu işlemlerin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davacının yaklaşık 11 yıl önce ve henüz 18 yaşında iken gerçekleştirdiği fiiller sebebiyle görevli memura mukavemet suçundan 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetime tâbi tutulmasına ve bu sürenin herhangi bir yasaklamada bulunulmadan veya yükümlülük yüklenilmeden geçirilmesine karar verilmesinin, söz konusu fiilin niteliği ve aradan geçen süre göz önüne alındığında hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına neden olduğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır (Danıştay 12. Daire - Karar: 2015/4853).

Disiplin Cezaları (Meslekten Çıkarma, Uzaklaştırma, Uyarma vb.) ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Manisa Akhisar… Teknik ve Endüstri Meslek Lisesinde müzik öğretmeni olarak görev yapan davacının Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun kararıyla 1702 sayılı yasanın 27/1 maddesi uyarınca “meslekten çıkarma” cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 1702 sayılı ilk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanunun “meslekten çıkarma” cezasının uygulanacağı halleri düzenleyen 27 nci maddesinde “Gerek talebeye karşı ve gerek hariçte muallimlik sıfatı ile telif edilmeyen iffetsizliğin sabit olması” hali sayılmıştır.

5271 sayılı Yasada düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin kamu görevi yürüten kişinin göreve devam yönünden değerlendirilmesinde, ceza mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın suçluluğu sabit görülerek hüküm kurulduğu ve suç işlediği sabit olan kişinin bu vasfıyla yürüttüğü kamu görevine etkisinin belirlenmesi gerekmekte olup, disiplin cezaları ve ceza verilmesine neden olan eylemler memurların çalıştıkları kurumun düzenine aykırı fiilleri nedeniyle kendilerine uygulanan zorlayıcı önlemler niteliğinde olduğundan disiplin cezasını gerektiren fiilin niteliğine göre ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olması disiplin hukuku yönünden ortada bir ceza mahkumiyeti bulunmadığından bahisle disiplin cezası uygulanmaması sonucunu doğurmayacaktır. İşlenen fiilin niteliğinin yürütülen görevin gerektirdiği niteliklerin kaybedilmesi mahiyetinde olduğu hallerde fiilin karşılığı disiplin cezasının uygulanması yargı kararıyla suçun sabit olması hususu dikkate alınarak kamu görevlisinin tabi olduğu mevzuat yönünden yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Davacının 17 yaşında olan öğrencisiyle cebir , tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkide bulunduğu, aynı suçun birden fazla işlenmiş olduğu, gerekçesiyle davacının 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası aldığı ve Ceza Muhakemesi Kanunun 231/5 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen ve kesinleşmiş bulunan karara atıfta bulunularak davacının fiili disiplin yönünden, hakkında 1702 sayılı olup ilk ve ortaöğretim öğretmenlerinin terfi ve tecziyelerine ilişkin özel düzenlemeleri içeren yasanın 27/1 maddesinde öngörülen “talebeye karşı muallimlik sıfatıyla telif edilemeyen iffetsizliği sabit olma kapsamında değerlendirilerek meslekten çıkarma cezası teklif edildiği ve ceza mahkemesi kararında yer alan sanık mağdure ve tanıkların beyanları ve bilirkişi değerlendirmelerinin incelenmesinden, Telekomünikasyon İdaresi Başkanlığından celp edilen HTS raporlarından davacı ve öğrencisinin gece gündüz birçok defa kesintisiz ve karşılıklı olarak telefon görüşmeleri ve mesajlaşmalarının bulunması ve davacının savunması içeriğinde yer alan beyanların değerlendirilmesinden davacıya isnad edilen ve 1702 sayılı Yasada karşılığını bulan fiilinin sübut bulduğu sonucuna varılmakta olup, anılan Yasanın 27/1 maddesi uyarınca tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir (Danıştay 12. Daire - Karar: 2012/3553).

Görevi Kötüye Kullanma Suçunda HAGB ve Memuriyetten Çıkarılma (İhraç)

Nitekim, davacının eşinin cep telefonu ile görüşmelerinin tespiti amacıyla hukuka aykırı olarak düzenlenen müzekkereler ile ilgili olarak görevi kötüye kullanma, kamu görevlisinin evrakta sahteciliği ve kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde elde edilmesi suçlamasıyla adli yönden soruşturma yapılmış; bu kapsamda yapılan ceza yargılaması sonucunda davacı, cumhuriyet savcısı ve cumhuriyet savcısının istekte bulunduğu hakimin fiili sabit görülerek görevi kötüye kullanma suçundan hapis cezası ile cezalandırılmalarına, ancak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Uyuşmazlığa konu olayda; davacının hukuka aykırı bir şekilde müzekkere yazarak başkasına ait telefon kayıtlarını temin ettiği hususu sabit olup, bu eyleminin, Devlet memurluğundan çıkarılmayı gerektiren, memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede hareketlerden sayılıp sayılmayacağının irdelenmesi gerekmektedir. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/E-g maddesi, kamu görevinin inanılır, güvenilir, itibarlı görevliler eliyle yürütülmesini amaçlamıştır. Memur sıfatı taşıyan ve kamu hizmetinin personel unsurunu oluşturan kişilere toplumun güven duyması, bireylerin idareye olan güven ve inancını da sağlayacaktır.

Davacının kişilerin temel hak ve hürriyetlerinden olan ve ancak yargı kararı ile tespiti mümkün olan bir hususta eşine ait telefon kayıtlarını hukuka aykırı bir şekilde düzenlediği müzekkereyle temin ettiği, bu müzekkerenin temin edilmesi ile ilgili olarak yargılandığı davada kendisi ve Cumhuriyet Savcısının işlemiş olduğu fiilin birlikte suç işleme kararı kapsamında sabit görüldüğü hususları da birlikte değerlendirildiğinde; kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi fiilinin kamu görevlilerince işlenmesinin, suçu, Türk Ceza Kanunu uyarınca nitelikli hale getirerek ağırlaştırıcı sebep teşkil ettiği; özel yaşamın gizliliğinin korunması ilkesinin, yukarıda belirtilen bireyin temel haklarından olması sebebiyle Anayasada ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alındığı; davacının yetki ve nüfuzunu kötüye kullanarak ve rızası dışında başkasına ait hukuka aykırı bir şekilde ele geçirdiği kişisel verilerin kişi güvenliğinin tehdit edilmesi sonucunu doğurduğu göz önüne alındığında, 657 Sayılı Kanun’un 125/E-g maddesinde sayılan koşullarının davacı yönünden oluştuğu sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla, davacının devlet memurluğu ile bağdaşmayacak surette fiil ve hareketlerde bulunduğu hususun sabit olduğu ve işlenmiş olan fiil ile cezanın birbiriyle örtüştüğü anlaşıldığından, davacının 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E-g maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair davaya konu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır (Danıştay 16. Dairesi - Karar: 2015/1941).

Askerlikten Firar Suçu Devlet Memurluğuna Engel midir?

Firar suçunun sırf askeri suç kapsamında bulunduğu, sırf askeri suçlardan verilen cezaların Askeri Ceza Kanununun 47/A maddesi uyarınca paraya çevrilmesi ve ertelenmesinin mümkün bulunmadığı, Adli Sicil Kanunu hükmü uyarınca sırf askeri suçlardan verilen cezaların adli sicile işlenmediği, memuriyete engel suçların düzenlendiği 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde sırf askeri suçların ayrıca sayılmadığı anlaşılmaktadır.

Olayda, firar suçunun Askeri Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı uyarınca sırf askeri suç kapsamında bulunması, sırf askeri suçların yukarıda açıklanan niteliği göz önüne alındığında memuriyete engel teşkil eden suçların düzenlendiği 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde sayılmaması karşısında; sırf askeri suçlar nedeniyle Askeri Mahkemelerce verilen hapis cezalarının, 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesi kapsamında Devlet memurluğuna atanmaya engel teşkil ettiğinin kabulüne olanak bulunmadığından, davacının askerlik hizmetini yaptığı sırada işlediği firar suçundan dolayı Askeri Mahkemece yargılanması sonucu verilen ve kesinleşen 10 ay hapis cezası mahkumiyetinin bulunması nedeniyle 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde yer alan ve memuriyete girişte aranılan 6 aydan fazla hapis cezası ile hükümlü olmamak koşulunu kaybettiği öne sürülerek aynı Kanun’un 98/b maddesi uyarınca görevine son verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Danıştay 12. Dairesi - Karar : 2011/3449).

Memurluktan çıkarılma ve memuriyete dönme şartları; idare hukuku ile ceza hukukunun birlikte değerlendirilerek tartışılmalıdır. Bu nedenle bu şartların oluşup oluşmadığının bir avukat tarafından ele alınmasında yarar vardır.


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Soru ve Yorumlar İçin Uyarı

Hukuki sorunlara dair her türlü görüş, yorum ve sorularınız hukuk forumu bölümünde cevaplanmaktadır: Hukuk Forumu

Paylaş
Read more!