Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Uyarlama Yargılaması Nedir?

Uyarlama yargılaması, hüküm kesinleştikten sonra yürürlüğe giren kanunun sanığın lehine yeni hükümler getirip getirmediğinin tespiti amacıyla yapılan ve infaza yönelik kendine özgü sonuçlar doğuran tali bir yargılamadır.

Yargıtay’a göre uyarlama yargılaması, yani kesinleşmiş bir hükümde değişiklik yargılaması yapılması, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesi ve bunların karşılaştırılması suretiyle sanık lehine olan yasanın uygulanması faaliyetidir.

Kesinleşmiş hükümler hakkında uyarlama yargılaması yapılabilir. Kesinleşmemiş hükümler, istinaf veya temyiz gibi olağan kanun yollarından geçtikten sonra şartları varsa uyarlama yargılamasına konu olabilirler.

Kararın infaz edilmiş olması uyarlama yargılaması yapılmasına engel değildir. Örneğin, bir suçtan hakkında 5 yıl hapis cezası verilen hükümlü H’nin cezası infaz edildikten sonra, yeni bir yasayla söz konusu suçun cezası 2 yıl hapis cezasına indiğinde hükümlü H uyarlama talebinde bulunabilir. Çünkü ceza infaz edilmiş olsa bile cezaya bağlı bazı yasakların ortadan kalkması uyarlama yargılaması ile mümkün hale gelebilir. Somut olayımızda hükümlü H hakkında uyarlama yapılarak 2 yıl hapis cezasına hükmedildiğinde bu ceza ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilebilir. Bu karar da hükümlünün bazı yasaklılık hallerini ortadan kaldırır.

Uyarlama Yargılamasının Hukuki Niteliği (Tali Yargılama)

Kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünde değişiklik (uyarlama) yargılaması, asıl ceza yargılamasının bütünüyle sonuçlanıp hükmün kesinleşmesinden sonra, ancak infazın tamamlanmasından önce yürürlüğe giren bir ceza yasasının, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne, dolayısıyla infaza etkisi bulunup bulunmadığının saptanmasına ilişkin ve esas itibariyle infazı ilgilendiren ve etkileyen bir yargılama faaliyetidir. Ancak bu yargılamanın amacı, kesinleşmiş hükümde suç olduğu saptanan olaya ilişkin lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması ile sınırlı olduğundan, yeniden bir olay yargılaması yapılmasını gerektiren ayrıksı durumlar dışında, önceki yargılamada iddia ve savunma olarak ileri sürülen görüşler ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır.

(Uyarlama yargılamasının) temel özelliği, talî yargılama olmasıdır. Bu bağlamda, sonraki yasanın lehe sonuç doğurup doğurmadığının saptanması, lehe ise uygulanması ile sınırlı, kendine özgü bir yargılamadır. Bu talî yargılamada, aslî ceza yargılaması sürecinde kesinleşmiş bulunan önceki kararın dışına çıkılamayacak, oradaki suça konu sabit eyleme uygulanması olanağı bulunan yeni yasadaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra yeni yasanın lehe sonuç doğurduğunun saptanması halinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için, infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecektir (CGK-K.2015/204).

Uyarlama Yargılamasının Şartları ve Duruşma

Uyarlama yargılaması (mahkumiyet hükmünde değişiklik yargılaması), kesinleşmiş hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmek suretiyle talep edilir veya mahkemece resen dosya ele alınabilir. Talebi inceleyen veya resen hareket eden mahkeme, olayın özelliğine göre uyarlama yargılamasının evrak üzerinde veya duruşma açılmak suretiyle yapılmasına karar verir.

Uyarlama yargılaması yapılırken her iki kanunun (eski ve yeni kanun) ilgili tüm hükümleri karşılaştırılarak hükümlünün lehine olan kanun belirlenmelidir. Her iki kanun kesinleşmiş hükmü veren mahkemenin sabit kabul edilen olaya uygulanmalıdır. Her iki kanun, sabit kabul edilen olaya uygulandığında lehe sonuçlar doğuran kanun hükümlü hakkında uygulanmalıdır.

Uyarlama yargılaması, prensip olarak duruşmalı yapılmalıdır. Ancak, bazı hallerde uyarlama yargılaması duruşma açılmadan dosya/evrak üzerinde de yapılabilir.

1) Evrak Üzerinde Uyarlama Yargılaması Yapılabilecek Haller (CGK-K.2006/133)

a. Herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği hallerde, mahkeme uyarlama yargılamasını evrak üzerinde yapmalıdır.

b. Eylemin suç olmaktan çıkarılması halinde uyarlama yargılması evrak üzerinde yapılmalıdır.

c. Ceza sorumluluğunun kaldırılması halinde uyarlama yargılaması dosya üzerinde yapılmalıdır.

d. Önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerde de uyarlama yargılması evrak üzerinde yapılmalıdır.

2) Duruşmalı Uyarlama Yargılaması Yapılabilecek Haller (CGK-K.2007/3)

a. Suçun unsurlarının veya özel hallerinin değiştirilmiş olması halinde, uyarlama yargılması duruşmalı yapılmalıdır.

b. Cezanın tayininde 5237 sayılı TCY.nın 61 inci maddesi gözetilerek cezanın tayin ve taktirinin gerekmesi halinde uyarlama yargılaması yapılmalıdır.

c. Önceki hükümde cezanın asgari haddin üzerinde tayini nedeniyle bu olguların 5237 sayılı Yasanın 61. maddesi uyarınca tartışılmasının gerekmesi halinde duruşmalı yargılama yapılmalıdır.

d. Artırım ve indirim oranlarının belirlenmesinin takdiri gerektirmesi halinde duruşmalı yargılama yapılmalıdır.

e. Seçimlik cezalardan birinin tercihinin söz konusu olması halinde duruşmalı yargılama yapılmalıdır.

f. Seçenek yaptırımların ya da cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hallerin değerlendirilmesinin gerekmesi halinde duruşmalı yargılama yapılmalıdır.

Uyarlama yargılamasında değerlendirme yapılırken hükmün gerekçe bölümünde yukarıda belirtilen ilkelere uygun olarak, her iki yasaya göre uygulama ve sonuçları yasal dayanakları ile birlikte belirtilmeli, lehe yasanın hangisi olduğu saptandıktan sonra, hüküm fıkrasında; lehe olduğu kabul edilen yasa ilgili tüm hükümleriyle birlikte olaya uygulanmak suretiyle hüküm tesis edilmelidir. Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılamanın sonraki yasanın lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu unutulmamalı, lehe yasanın tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki karar dışına çıkılmamalı, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan 5237 sayılı Yasa hükümlerinin tamamının uygulanarak bulunacak cezaların karşılaştırılıp lehe yasanın saptanması ile yetinilmelidir. (Ceza Genel Kurulu - 2006/6-134 E., 2006/133 K.).

Uyarlama yargılaması, özellikle ceza muhakemesi sistemine yeni kurumların eklenmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır.. Örneğin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb), uzlaşma vb. kurumların ceza muhakemesi sistemine eklenmesi nedeniyle kesinleşmiş dosyalarda uyarlama yargılması yapılmıştır.

Uyarlama Yargılamasında Verilen Hükme İtiraz Yolu

Uyarlama yargılaması yaparak yeni bir hüküm veren mahkemenin kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun 101. maddesinin 3. fıkrasına göre uyarlama yargılaması neticesinde verilen kararlara itiraz edilebilir.

İtiraz kanun yoluna, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde başvurulmalıdır. Uyarlama yargılması kararına itiraz edilmesi ile itiraz kanun yolu prosedürü işleyecek olup bu aşamadan sonra CMK’nın itiraz kanun yoluna ilişkin genel hükümleri uygulanacaktır.

Uyarlama Yargılaması Yargıtay Kararları


Uyarlama Yargılamasında Verilen Hükme Karşı İtiraz Yolu

Ceza yasalarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesi ile 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinde benzer biçimde düzenlenmiştir. Anılan maddelerde iki önemli ilke vurgulanmaktadır. Bunlardan ilkine göre; ceza hukuku kuralları yürürlüğe girdikleri andan itibaren ileriye etkili olarak uygulanırlar. “Geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesi denilen ikinci prensibe göre, failin lehine olan yasa geçmişe etkilidir. Dolayısıyla, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine olan yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır. Bazen, sonradan yürürlüğe giren yasanın kendisi sonucu belirler ki, bu durumda yeni bir yargılama faaliyetine ihtiyaç bulunmaz. Kimi zaman da sonradan yürürlüğe giren yasanın suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili halleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi nedenlerle, önceki suç bakımından doğurduğu sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir. Daha önce bu tür bir yargılamayı münhasıran düzenleyen yasa normu mevcut olmadığından yerleşmiş yargısal uygulamalar doğrultusunda bu yargılama, 1412 sayılı CMUK’nın mahkûmiyet hükmünün yorumunda doğan tereddüdün giderilmesi bakımından hâkimden karar istenmesi yöntemini düzenleyen 402. maddesine göre gerçekleştirilmekteydi.

Ancak, her ikisi de 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98 vd. maddelerinde uyarlama yargılamasını düzenleyen hükümler getirilmiştir.

01 Haziran 2005 tarihinden sonra gerçekleştirilen kanun değişiklikleri nedeniyle uyarlama yargılamasının tabi olacağı ilkeler 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre değil, 5275 sayılı Kanun’un 98 ilâ 101. maddelerine göre belirlenmelidir. Kaldı ki, aynı husus 5728 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde de açıkça belirtilmiştir. Buna göre; 01.05.2005 tarihinden sonra kesinleşen hükümlerin, gerçekleştirilen yasa değişiklikleri nedeniyle uyarlama yargılamasına konu edilmeleri durumunda, uyarlama yargılaması sonucunda verilen kararlara karşı başvurulabilecek yasa yolu 5275 sayılı Kanun’un 101. maddesinin 3. fıkrası uyarınca itirazdır (Ceza Genel Kurulu 2017/761 E. , 2021/87 K.).

Uyarlama Yargılamasının Duruşmalı Yapılması

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere, sonradan yürürlüğe giren kanunun, suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili hâlleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi durumlarda, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bakımından doğuracağı sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir. Bu yargılama gerçekleştirilirken, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, kanıt toplanması veya takdir hakkının öncekinden farklı biçimde ve kanunda öngörülen alt sınırın üzerinde ceza tayin edilerek kullanılması söz konusu ise ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki kanun ile doğmuşsa, kanun koyucunun “derhal uygulanabilirlik” kavramıyla amaçladığının dışında kalan bu gibi hâllerde yargılamanın duruşmalı yapılması zorunludur. Bunun dışındaki hâllerde ise evrak üzerinde inceleme yapılarak karar vermek olanaklı hâle gelebilecektir. Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılama, sonraki kanunun lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü talî bir yargılama olup uyarlama yargılamasında önceki karar dışına çıkılamayacak, kesinleşen karardaki suça konu sabit eyleme uygulanma olanağı bulunan yeni kanundaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra yeni kanunun lehe sonuç doğurduğunun saptanması hâlinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecektir. Uyarlama yargılaması, ister 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesine, isterse 5275 sayılı Kanun’un 98. maddesine göre yapılsın, yargılama sonucunda verilen karar esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir karar niteliğindedir. Uyarlama yargılamasının 5275 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca yapıldığı hâllerde verilen karar aynı Kanun’un 101. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna; 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre yapıldığı hâllerde ise, bu Kanun’da açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle genel hükümler uygulanmak suretiyle temyiz yasa yoluna tabi olacaktır. 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesinin uygulandığı hâllerde hükmün temyiz yasa yoluna tabi olması, verilen kararın infaza ilişkin bir karar olma niteliğini değiştirmeyecektir (Ceza Genel Kurulu - 2017/181 E. , 2019/443 K.).

Kesin yargı haline gelmiş bir hükümde değişiklik yargılaması yapılması, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerektirir. Bu yargılama faaliyetinde genel prensip incelemenin duruşmalı yapılmasıdır. Sonraki yasanın uygulamada lehe sonuç doğurması bir çok farklı nedene dayanabilir. Örneğin, suçun unsurları sonraki yasada değiştirilmiş, ilave unsurlar getirilmiş, fakat önceki yargılamada bu hususlar saptanmamış olabilir. Bu durumda, araştırma yapılması ve gerektiğinde kanıt toplanması, başka bir deyişle olay yargılaması yapılması gerekir.

Kimi zaman da, cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa nedeniyle ortaya çıkabilir. Nitekim, 1 Haziran 2005 tarihinden önceki yasal düzenlemeye göre ağır hapis cezalarının para cezasına veya tedbire çevrilmesi olanağı bulunmadığı halde, 5252 sayılı Yasanın 6. maddesi ile ağır hapsin hapse dönüştürülmesi nedeniyle, önceki bir kısım hürriyeti bağlayıcı cezaların bundan böyle para cezasına veya seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi olanağı doğmuştur. Bu konuda karar verebilmek için de, suçlunun kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık ve suçun işlenmesindeki özelliklerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Yine, cezanın yasada öngörülen sınırın üzerinde belirlenmesi halinde takdir hakkının kullanılması söz konusu olacaktır ki, bu durumda, yargılamanın diğer süjelerinin de yargıcın takdir hakkını kullanması sürecine görüşleriyle ve gerektiğinde kanıt sunarak katkıda bulunmaları sağlanmalıdır.

Açıklamaları özetleyecek olursak; lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılması zorunludur. Evrak üzerinde inceleme yapılabilmesi ise ancak belirtilen haller dışında söz konusu olabilecektir (Ceza Genel Kurulu 2005/11-136 E., 2006/3 K.)

Uyarlama Yargılamasında Aleyhe Değiştirme Yasağı Uygulanmaz

5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “aleyhe değiştirmeme yasağı” 1412 sayılı CMUK’nın, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin son fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” biçiminde düzenlenmiş, ceza usul hukukumuzda kazanılmış hakkı düzenleyen başka bir hükme yer verilmemiştir.

Görüldüğü üzere, anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi “sanıklar” yönünden kabul edilmiştir. Sanık, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle uyarlama yargılamasında kazanılmış hak sadece kesinleşen ceza miktarıyla sınırlı olup hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler karşısında mümkün görünmemektedir.

Nitekim, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 23.09.2003 tarihli, 160-216 sayılı ve 08.10.2002 tarihli, 179-354 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere yerleşmiş uygulamada, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir (Ceza Genel Kurulu 2017/82 E. , 2019/71 K.).

Uyarlama Yargılamasında Hüküm

Ceza Genel Kurulunun 28.05.2013 tarihli ve 42-272 sayılı kararında belirtildiği üzere; uyarlama yargılamasında yeni kanunun lehe sonuç doğurduğu belirlendiğinde sonraki kanuna göre uygulama yapılması, aksi belirlendiğinde ise önceki hükümde değişikliğe yer olmadığına, başka bir deyişle uyarlama davasının reddine karar verilmesi gerekir. Mahkeme, ulaştığı sonuca göre beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararlarından birine hükmedecek, uyarlama isteminin reddi hariç, usûlünce kesinleştiğinde, önceki hükmü ortadan kaldıracak ve gerektiğinde infaza konu olabilecek olan yeni kararın 5271 sayılı CMK’na göre hüküm fıkrasında bulunması zorunlu unsurları taşıması gerekecektir.

Diğer bir ifadeyle, uyarlama yargılaması sonucunda verilen ve önceki mahkûmiyet hükmünde değişiklik yapan yeni hüküm usulüne uygun biçimde kesinleştiğinde, öncekinin infaza dayanak tutulacak hüküm bölümü ortadan kalkacak ve infaz sırasında infaz işlemleriyle sorumlu birimlerin sadece ve yalnız uyarlama hükmünün hüküm fıkrasıyla yetinerek işlemlerini yürütmeleri gerekecektir (Ceza Genel Kurulu 2015/38 E. , 2018/689 K.).

Uyarlama Yargılamasının Tali Niteliği

Kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünde değişiklik (uyarlama) yargılaması, asıl ceza yargılamasının bütünüyle sonuçlanıp hükmün kesinleşmesinden sonra, ancak infazın tamamlanmasından önce yürürlüğe giren bir ceza yasasının, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne, dolayısıyla infaza etkisi bulunup bulunmadığının saptanmasına ilişkin ve esas itibariyle infazı ilgilendiren ve etkileyen bir yargılama faaliyetidir. Ancak bu yargılamanın amacı, kesinleşmiş hükümde suç olduğu saptanan olaya ilişkin lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması ile sınırlı olduğundan, yeniden bir olay yargılaması yapılmasını gerektiren ayrıksı durumlar dışında, önceki yargılamada iddia ve savunma olarak ileri sürülen görüşler ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Temel özelliği, talî yargılama olmasıdır. Bu bağlamda, sonraki yasanın lehe sonuç doğurup doğurmadığının saptanması, lehe ise uygulanması ile sınırlı, kendine özgü bir yargılamadır. Bu talî yargılamada, aslî ceza yargılaması sürecinde kesinleşmiş bulunan önceki kararın dışına çıkılamayacak, oradaki suça konu sabit eyleme uygulanması olanağı bulunan yeni yasadaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra yeni yasanın lehe sonuç doğurduğunun saptanması halinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için, infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecektir.

Bu özellikleri itibariyle uyarlama yargılamasında, asıl ceza yargılamasının esasları ancak zorunlu olduğu ölçüde uygulanacaktır; genel yargılama kurallarının bütünüyle uygulanması söz konusu değildir. Nitekim sanığın sorguya çekilmesi, gelmeyen sanık hakkında duruşmaya devam olunamaması, sanığın beraberinde getireceği tanıkların dinlenmesinin zorunlu olması gibi birçok kural hükümlüler hakkında uygulanmayabilecek, keza gerektiğinde duruşma açılmaksızın evrak üzerinden inceleme yapılarak karar verilebilecektir. Ayrıca, esas itibariyle yargılamanın yenilenmesine konu olabilecek biçimde yeni kanıt ileriye sürülmesi ve toplanması da mümkün olmadığından, olay yargılamasının zorunlu olduğu durumlar dışında sübut sorunu da çözümlenemeyecek, sadece hukuki değerlendirme yapılabilecektir (Ceza Genel Kurulu 2013/604 E. , 2015/204 K.).

Uzlaştırma Hükümleri ile İlgili Uyarlama Yargılaması

Kesinleşen mahkumiyet hükümleri ile ilgili olarak, mala zarar verme suçunun sonradan uzlaştırma kapsamına girmesi nedeniyle, birlikte işlenen basit hakaret suçunda uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasına bir engel kalmamış olup uzlaştırmanın maddi ceza hukukuna ilişkin sonuçları ile TCK’nın “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesi uyarınca, sonradan sanık lehine ortaya çıkan bu durum üzerine kesinleşen her iki hükümde de uyarlama yargılaması yapılması mümkün olmuştur. Anılan suçlarda uyarlama yargılaması sonucu uzlaştırmanın olumlu sonuçlanması hâlinde, sanık hakkındaki görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının açıklanmasına neden olan “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi” koşulu ortadan kalkacağından, sanık lehine getirilen yasa değişikliği doğrultusunda, ihbara konu suçlarda uyarlama yargılaması yapılması ve bu bağlamda uyarlama yapılıp yapılmadığının Yerel Mahkemece araştırılmasında ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin edilmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gereklidir (Ceza Genel Kurulu 2018/425 E. , 2018/625 K.).

Uyarlama Yargılamasının Tekerrüre Etkisi

Tekerrür nedeniyle koşullu salıverilme süresine eklenecek miktarı etkileyebileceği de gözetilerek, sanığın adli sicil kaydında yer alan ve yerel mahkemece tekerrüre esas alınan ilamla ilgili olarak; hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren yasa uyarınca uyarlama yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmamış ise uyarlama yapılmasının sağlanması ve sonucuna göre sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.06.2011 gün ve 60–126 ile 100-127 sayılı kararlarında; belirtilen araştırmanın, adli sicil kaydına konu hüküm kesinleştikten sonra infaz aşamasında yapılmasının olanaklı bulunduğu, Cumhuriyet savcılığınca tekerrüre esas alınan ilam ile ilgili olarak, gerektiğinde mahkemesinden uyarlama yargılaması yapılmasının istenebileceği, aksinin kabulü halinde, davaların sabıka kaydında yer alan ilamların uyarlama yargılamalarının sonuçlarının beklenmesi için gereksiz yere uzayacağı ve bunun sonucunda da zamanaşımına uğramasına ve sabıkası bulunan sanıklar ile sabıkasız olan sanıklar arasında yargılama sürecine ilişkin olarak oluşacak adaletsizliklere neden olacağı sonucuna ulaşılmıştır. (Ceza Genel Kurulu - 2011/214 E. , 2011/270 K.)

Mükerrir sayılan sanıklar hakkında, sonraki suç nedeniyle yasa maddesinde seçimlik ceza olarak hapis veya adli para cezasına hükmolunması, hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ve hükümlü hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanması gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu’nun 08.04.2008 gün ve 57-74 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesi uyarınca kişinin mükerrir sayılması için ilk hükmün kesinleşmesinden sonra ikinci suçun 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenmiş olması yeterli olup, ilk suçun 1 Haziran 2005 tarihinden önce veya sonra işlenmesinin herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu durumda sanığa ait adli sicil kaydında yer alan ve 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesi uyarınca “suçta tekerrür” hükümlerinin uygulanmasını gerektirebilecek nitelikte olduğu düşünülen 5, 7 ve 9 numaralı 3 kayda ilişkin kararların infaz şerhli ve onaylı örneklerinin celbi ile 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinin 7. fıkrası ile Ceza Genel Kurulu’nun 17.04.2007 gün ve 71-98 sayılı kararı da gözetilerek; bu hükümlülüklerin tekerrüre esas teşkil edip etmeyeceğinin, hükümlü hakkında kaçıncı kez tekerrür hükümlerinin uygulanması gerekeceğinin ve tekerrür nedeniyle hükümlünün ceza evinde kalacağı süreye eklenecek miktarın ne olacağının saptanması, hükümlülükle ilgili olarak uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı gibi konularda duraksama yaşanması halinde ise bu hususlar da değerlendirildikten sonra, tüm koşulların varlığı durumunda kişi hakkında suçta tekerrür hükümlerinin uygulanacağı ve bu uygulama sırasında kişinin hangi hüküm nedeniyle mükerrir sayılacağının mahkûmiyet hükmünde açıkça gösterilmesi gerektiğinin zorunlu olduğu nazara alınmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak 5237 sayılı TCY’nın 58. maddenin uygulanmasına yer olmadığına kararı verilmesi isabetli değildir (Ceza Genel Kurulu - Karar:2009/294).

İnfazı Tamamlanmış Hükümlerin Uyarlanması

5275 sayılı Yasanın 98/1. maddesinde; “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hüküm¬lünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiş olması, infaz edilmekte olan hükümlerin de uyarlamaya konu edilebileceğini açıkça göstermektedir.

“İnfazı tamamlanmış olan hükümlerin uyarlama yargılamasına konu edilip edilemeyeceği” hususunda açık bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, infaz edilmiş hükümlerin uyarlama yargılamasına konu edilip edilemeyeceği kuşkulara yol açmış ise de, yasanın infaz edilmiş hükümlere infazdan sonra da bir takım sonuçlar bağladığı, bu anlamda lehe yasanın belirlenerek uygulanmasının, hakkındaki hüküm infaz edilmiş olan hükümlüler açısından da “lehe durumlar oluşturabileceği” ve hükümlünün böyle bir istemde bulunmasında hukuki yararı bulunacağında kuşku bulunmamaktadır.

Bu bağlamda; mahkûmiyete bağlı hak yoksunlukları yönünden, suç niteliğinin değişmesi nedeniyle mahkûmiyetin dolaylı sonuçlarıyla ilgili olarak veya güvenlik tedbirlerine ilişkin bir kısım lehe sonuçlar doğabileceği gibi, bihakkın tahliye tarihinin öne çekilecek olması sebebiyle tekerrür uygulaması ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 06.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasanın 38. maddesiyle eklenen 13/A maddesi uyarınca memnu hakların iadesine başvurma süresinin kısalması gibi nedenlerle de lehe sonuçların doğması söz konusu olabilecektir. Örneğin; 5 yılı aşan ve ağır hapse ilişkin olan mahkûmiyetlerde, 765 sayılı Yasanın 31. maddesi uyarınca müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmaya karar verilirken, 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinde süreli bir mahrumiyet söz konusu olabilmektedir. Ya da, önceden rüşvet sayılan bir eylemin yeni yasada rüşvet olarak değil de, görevi kötüye kullanma vs. olarak sayılması durumunda, mahkûmiyetin memuriyetle ilgili dolaylı sonuçlarının değişmesi mümkün olabilecektir (Ceza Genel Kurulu - Karar: 2009/28).

Uyarlama Yargılamasında Hükümlünün Duruşmada Hazır Edilmesi Şart Değildir

Uyarlama yargılamasına hakim olan ilkeler bu şekilde belirlendikten sonra, hükümlünün duruşmada hazır edilip dinlenmesinin gerekip gerekmediği sorununa gelince;

Uyarlama yargılamasının yukarıda açıklanan özellikleri gözetildiğinde, olay yargılaması yapılmayan ve salt yeni yasal düzenlemenin daha lehe sonuç doğurup doğurmadığını saptamakla sınırlı olan bu yargılama faaliyetinde, hükümlü duruşmaya davet edilecek, davetiye tebliğine rağmen gelmediğinde ya da aramalara rağmen bulunamadığından tebligat yapılamaması halinde yokluğunda duruşmaya devam edilerek karar verilebilecektir. Ancak, olay yargılaması yapıldığı hallerde savunma hakkının kısıtlanamayacağı ilkesi gözetilerek hükümlünün duruşmada hazır edilip dinlenmesi söz konusu olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Hükümlünün sabit kabul edilen ve kesinleşmiş hükme konu eylemi tahrik altında bir kişiyi öldürmek ve iki kişiyi de yaralamak olduğunda kuşku yoktur. Uyarlama yargılamasında da lehe olduğu kabul edilen 5237 TCY hükümleri uygulanmak suretiyle infazı gereken ceza süresi indirilerek yeniden belirlenmiş olup, bir olay yargılaması yapılması söz konusu değildir. Yerel Mahkemece duruşma açılarak yapılan yargılamada hükümlü adına davetiye çıkarılmış, ancak davetiye tebliğ olunamaması ve yapılan adres araştırmasında yeni adresinin de belirlenememesi üzerine hükümlünün dinlenmesinden vazgeçilerek yokluğunda hüküm verilmiştir. Yerel Mahkemenin bu uygulaması yukarıda açıklanan ilkelere uygun olup, bu uygulaması yönünden direnme kararı vermesi de isabetlidir (Ceza Genel Kurulu- Karar: 2008/171).

Yargılama Giderleri ve Müsaderenin Uyarlama Yargılamasında Gösterilmesi

Yargılama giderleri ve zoralım hususlarının da kararda gösterilmesinin gerekip gerekmediği konusundaki direnme gerekçesinin incelenmesinde;

Bu konu da yukarıda açıklanan ve mahkûmiyet hükmünde değişiklik (uyarlama) yargılamasına hakim olan ilkeler doğrultusunda değerlendirilmelidir. Uyarlama yargılamasına hakim olan ilkeler, güvenlik tedbirlerine ilişkin olanlar da dahil olmak üzere, önceki ve sonraki yasaların ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın ayrı ayrı uygulanması suretiyle belirlenecek sonuçların karşılaştırılmasını, yeni yasanın lehe sonuç doğurduğunun saptanması halinde bu düzenlemenin bir bütün olarak olaya uygulanmasını ve yargılama konusu suç yönünden varılacak hukukî sonuca göre suç eşyasının müsaderesi veya iadesi ile yargılama giderleri gibi hususların da karar altına alınmasını gerektirecektir. Bu uygulama sonucunda sadece cezanın yeni yasaya göre belirlenmesi ile yetinilip suç eşyası ve yargılama giderleri hakkında bir karar verilmemesi hükümde eksiklik niteliğinde olduğu gibi, bu hususlarda kesinleşmiş önceki hükme atıf yapmak da hatalı bir uygulama olacaktır. Zira, önceki mahkûmiyet hükmünde değişiklik yapan yeni hüküm usulüne uygun biçimde kesinleştiğinde, öncekinin infaza dayanak tutulacak hüküm bölümü ortadan kalkacak böylece geçerliliği sona eren önceki hükmün, şayet bu aşamaya kadar infaz edilmemişse müsadere ve yargılama giderlerine ilişkin bölümünün de uygulama yeteneği kalmayacak, infaz sırasında infaz işlemleriyle sorumlu birimlerin sadece ve yalnız uyarlama hükmünün hüküm fıkrasıyla yetinerek işlemlerini yürütmeleri gerekecektir. Bu nedenle, esasen sadece hükmün kesinleşmesinden önceki yargılama giderlerinden sorumlu bulunan ve CYY’nın 325/2. maddesinde öngörülen “hakkaniyet” ölçütünün bir gereği olarak sınırlı, istisnai ve zorunlu bir yargılama faaliyeti olan mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması sırasında yapılan yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacak olan hükümlüden kesinleşme öncesindeki yargılama giderlerinin tahsil edilebilmesi bakımından, uyarlama yargılamasında verilen yeni kararda bu sorumluluğunun saptanması ve kesinleşen önceki hükümdeki yargılama giderlerinin infazda doğabilecek kuşku ve duraksamaları gidermek üzere uyarlama hükmünde de aynen gösterilmesi gerekmektedir.

Öte yandan somut olayda, 5237 sayılı Yasanın hükümlü lehine sonuç doğurduğu kabul edilip yeni bir uygulama yapılmıştır. Bu durumda eşya müsaderesi hususu da esasen bir bütün halinde olaya uygulanması gereken 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 54. maddesine göre karara bağlanmalıdır. Oysa, kesinleşmiş hükümdeki müsadere kararı 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 36. maddesine göre verilmiştir. Dolayısıyla, müsadere hususunun yeni hükümde ayrıca karara bağlanmayıp önceki hükme atıfla yetinilmesi, önceki ve sonraki yasaların karşılaştırılmasında “karma uygulama yapılamayacağı” yolundaki temel ilkeye de aykırılık oluşturacaktır. Bu nedenle Yerel Mahkemece uyarlama hükmünde yargılama giderlerinin ve zoralıma ilişkin uygulamanın da gösterilmemiş olması yasaya aykırıdır (Ceza Genel Kurulu - Karar: 2009/97)

Kanun Yararına Bozma ve Uyarlama Yargılaması

Ksin yargı hâline gelmiş bir hükümde sonradan yürürlüğe giren ve lehte hükümler içeren kanuna dayalı bulunan değişiklik yargılaması, her iki kanunun ilgili tüm hükümleri, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya uygulanmak suretiyle belirlenmeli, bu belirleme herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği durumlarda evrak üzerinde, aksi hâlde hükmü veren mahkemece duruşma açılıp yargılama yapılmak suretiyle gerçekleştirilmelidir. Sonraki kanunun lehe hükümler içermesi hâlinde, önceki hükmün yeniden ele alınması olanağını sağlayan istisnai ve sınırlı bu yetki, hükmü veren mahkemeye dar kapsamlı bir yargılama ve uyarlama yetkisi vermekte olup, bu yolla gerek olağan, gerekse olağanüstü yasayolu denetimine konu olabilecek hukuka aykırılıkların giderilmesi olanağı bulunmamaktadır. Aksi kabul, kesinleşmemiş veya kesinleşmiş hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesi için Yargıtaya tanınan temyiz ve kanun yararına bozma yetkisini işlevsiz bırakabileceği gibi, Yargıtaya tanınan bu yetkinin de Yerel Mahkemece kullanılması sonucunu doğurur. Görüldüğü gibi kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan gerek usul, gerekse maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olup, sonradan gerçekleşen kanun değişikliklerine dayanılarak bu olağanüstü yasayoluna başvurulamayacağı gibi, Yargıtay tarafından da sonraki yasa değişiklikleri kanun yararına bozma gerekçesi yapılamaz. Kanun yararına bozma istemi üzerine, öncelikle kesinleşen hükümdeki hukuka aykırılığın hüküm tarihindeki mevzuat uyarınca giderilmesi gerekmektedir. Hükmün kesinleşmesinden sonra yapılan yasa değişikliklerinin lehe hükümler getirmesi hâlinde hükümlünün hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi ise kanun yararına bozma işlevinden farklı bir hüküm değiştirme yöntemi olup kendine özgü bir yargılama biçimine tabi tutulmaktadır. Bu kapsamdaki uyarlamalarda ilk hükmü veren mahkeme yetkili olmakta ve bu mahkeme sonradan yürürlüğe giren lehteki kanunun sağladığı olanakla sınırlı olarak kesinleşmiş ilk hükmü değiştirme yetkisiyle donatılmaktadır. Bu yeni hükmün de kendine mahsus yasayolu başvurusuyla denetlenmesi yapılabilmektedir. Sonradan yürürlüğe giren lehte yasa uygulamasıyla, yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmiş önceki hükmün, kendi bünyesinde yer alan ve ancak kanun yararına bozma yoluyla düzeltilebilir nitelik arzeden aykırılıkların ilk hüküm mercisince düzeltilmesi olanaklı bulunmamaktadır. Kanun yararına bozma istemi üzerine, kesinleşmiş hüküm veya kararlarda verildiği zaman yürürlükte bulunan, gerek maddî hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hukuka aykırılıkları saptayan Yargıtay, karar veya hükmü CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bozmak suretiyle, hüküm ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 4. fıkrasında belirtilen şekilde hareket etmek zorundadır. Sonradan gerçekleşen lehe kanun değişikliğinin bu hukuka aykırılığı etkisiz hale getirebileceği varsayımıyla münhasıran kendisine tanınan bu yetkiyi kullanmaktan sarfınazar edemeyeceği gibi, yetki devri anlamına gelebilecek şekilde yapılacak işlemleri Yerel Mahkemeye bırakması da mümkün değildir (Ceza Genel Kurulu 2018/515 E. , 2022/314 K.).

Değişen ceza mevzuatı karşısında dahi halen geçerliliğini koruyan 23.2.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise, lehe yasanın belirlenebilmesi bakımından yapılacak incelemede başvurulacak yöntem özetle; “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri farklı ise, her iki yasa birbirine karıştırılmamalı, ayrı ayrı her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalıdır” şeklinde belirtilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; kesin yargı haline gelmiş bir hükümde sonradan yürürlüğe giren ve lehte hükümler içeren yasaya dayalı bulunan değişiklik yargılaması, her iki yasanın ilgili tüm hükümleri, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya uygulanmak suretiyle belirlenmelidir. Sonraki yasanın lehe hükümler içermesi halinde, önceki hükmü yeniden ele alma olanağı tanıyan istisnai ve sınırlı bu yetki, hükmü veren mahkemeye sınırlı bir yargılama ve uyarlama yetkisi vermekte olup, bu yolla gerek olağan, gerekse olağanüstü yasayolu denetimine konu olabilecek hukuka aykırılıkların giderilmesi olanağı bulunmamaktadır. Aksi kabul, kesinleşmemiş veya kesinleşmiş hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesi için Yargıtay’a tanınan temyiz ve yasa yararına bozma yetkisini işlevsiz bırakabileceği gibi, Yargıtay’a tanınan bu yetkinin de Yerel Mahkemece kullanılması sonucunu doğurur. Görüldüğü gibi yasa yararına bozma, kesinleşen hükümde, verildiği zaman yürürlükte bulunan gerek usul, gerekse maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlıdır. Sonradan gerçekleşen yasa değişikliklerine dayanılarak bu olağanüstü yasayoluna başvurulamayacağı ve bu husus Yargıtay’ca da kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağı gibi, ancak kanun yararına bozma konusu olabilecek bir hukuki yanılgının sonraki yasa değişikliği nedeniyle Yerel Mahkemece yapılacak uyarlama yargılaması sırasında düzeltilmesi olanağı da bulunmamaktadır. Bu itibarla, esasen olağanüstü yasayolu olan “kanun yararına bozma” ve “sonradan yürürlüğe giren yasanın lehe hüküm içermesi nedeniyle hükmün yeniden uyarlanması” kurumlarının yöntem ve ihdas ediliş nedenleri bakımından birbirinden farklı yargılama kurumları olduğu, değişik alanlara ait düzenlemeleri içerdiği tartışılmaz bir gerçektir (Ceza Genel Kurulu 2005/7-132 E., 2005/128 K.)

Uyarlama Yargılamasının Dava ve Ceza Zamanaşımına Bir Etkisi Yoktur

Uyarlama yargılamasının yeni yasanın uygulanması koşullarının belirlenmesi amacı ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu, bu yargılama sonunda verilen karar hüküm niteliğinde ve temyizi kabil olmakla birlikte, sonradan yürürlüğe giren lehe yasanın hükümlü lehine uygulanması ve infaz yeteneği bulunan ilk hükmü değiştirmekten ibaret ve infaza ilişkin bir karar olduğu, bu nedenle ceza zamanaşımını yeniden başlatıcı vasfı bulunmadığı gibi 765 sayılı TCK.nun 114 ve 5237 sayılı TCK.nun 71. maddelerinde ceza zamanaşımını kesen nedenler arasında da sayılmadığı, kanunda sınırlı olarak gösterilen zamanaşımını başlatan ve kesen nedenlerin yorum ve kıyas yoluyla hükümlü aleyhine genişletilemeyeceği, 19.02.1991 tarihli yakalama kararından itibaren yirmi yıllık ceza zamanaşımının dolduğu, kaldı ki 13.06.2005 günlü ek karar duruşma dışı verilse dahi davanın esasını çözmesinden dolayı temyizinin olanaklı bulunduğu ve kesinleşmediği anlaşıldığından CMK.nun 309. maddesi uyarınca yerinde görülmeyen istemin REDDİNE karar verilmiştir. (Yargıtay 5. CD-Karar: 2011/25072)


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS