Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Ceza Hukukunda İkrar Nedir?

Ceza hukukunda ikrar; aleyhe hukuki sonuç doğuran bir olay veya vakıanın kendisi tarafından işlendiğinin şüpheli veya sanık tarafından kabul edilmesidir. Halk arasında, “suçu itiraf etme”, “suçu kabul etme” , “suçu ikrar etme” olarak da ifade edilen ikrar, genel kanının aksine ceza hukukunda tek başına delil olarak kabul edilmemektedir.

İkrar, şüpheli veya sanığın isnat bakımından önemi bulunan bir vakıayı veya olayı kabul etmesidir. İddianamede suçlama konusu yapılmayan ancak iddianamede yer verilen bazı olayların sanık tarafından duruşmada kabul edilmesi ikrar olarak değerlendirilemez. İkrar, iddia makamı tarafından doğrudan ceza davasında uyuşmazlık konusu edilen vakıa veya olaylara ilişkin olmalıdır.

Suçu İkrar Etmenin Delil Değeri

Ceza hukukunda başka delillerle desteklenmeyen ikrar tek başına ispat için yeterli bir delil olarak kabul edilmemektedir. İkrarın tek başına ispat için yeterli bir delil olarak kabul edilmemesinin pek çok nedeni vardır. Örneğin, ikrarda bulunan şüpheli veya sanığın, taraflardan biriyle çıkar ilişkisi olabileceği gibi soruşturma veya kovuşturma altında olmayan üçüncü kişilerle bağlantılı hareket ederek maddi gerçeğin açığa çıkmasını engelleme amacı da olabilir. Bu nedenle diğer yan delillerle doğrulanmayan ikrar, tek başına mahkumiyete yeterli bir delil olarak kabul edilemez.

Yargıtay uygulamasında göre ikrar; kovuşturma aşamasında yargılamayı yapan mahkemede hakim önünde yapılabileceği gibi soruşturma aşamasında savcılıkta, sulh ceza hakimliğinde veya avukat huzurunda kollukta (polis, jandarma vb.) da yapılabilir. Özellikle belirtelim ki, kollukta yapılan ikrarı içeren ifade müdafi (avukat) hazır bulunmaksızın alınmışsa, kolluk ifadesi hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz (CMK m.148/4).

Sanığın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada delil olarak okunabilir (CMK m.213). Duruşmada okunup hakim huzurunda tartışılan bu belgeler hükme esas alınabilir. CMK m.213 gerekçesine göre ise; sanığın, yüklenen suçu işlediğini hâkim huzurunda kabul etmesine ikrar denilmektedir. Böyle bir kabul hâkim huzurunda olmamışsa ikrardan bahsedilemez. Ancak, bunlar ikrar sayılmasalar da “sanık açıklamaları” delili olarak ceza yargılamasında değer taşırlar. Madde gerekçesinin aksine, Yargıtay uygulamasına göre, şüpheli veya sanığın soruşturma aşamasında kolluk ve savcılık ifadesinde, hakimlik sorgusunda veya yargılama sırasında mahkeme önünde ikrarda bulunması mümkündür. Yargıtay, tüm bu aşamalarda yüklenen suça ilişkin şüpheli veya sanığın kabul beyanlarını “ikrar” olarak değerlendirmektedir.

Sanığın 29.03.2006 tarihinde kolluk görevlileri tarafından müdafii huzurunda, 30.03.2006 tarihinde Cumhuriyet savcılığındaki ikrarını içerir savunmaları ile tüm dosya kapsamından, sanıkların Türkiye Vakıflar Bankası TAO’ya ait bankamatik makinasını oksijen kaynağı ile kestikten sonra içerisinde bulunan paraları aldıklarının anlaşılması karşısında, atılı suçtan mahkumiyetleri yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek beraatlerine karar verilmesi, bozma nedenidir (Y9CD-K.2014/5371).

İkrar, şüpheli veya sanığın kendi özgür iradesine dayalı olarak yapılmalıdır. CMK m.148’e aykırı olarak baskı, aldatma, kanuna aykırı vaat yoluyla elde edilen ikrarın hiçbir hukuki geçerliliği yoktur. Bu nedenle, ceza muhakemesinde ikrar, hakim karşısında özgür iradeyle yapılıp da geri alınmadığı ve diğer delillerle desteklendiği takdirde önemli bir delil değerine sahip olur.

Türkiye’nin ceza muhakemesi hukukunda “delillerin serbestçe değerlendirilmesi sistemi” mevcuttur, yani yargıç tüm delilleri kendi vicdani kanaatine göre değerlendirecek hüküm kurarken bir delili diğerinden daha üstün tutuyorsa gerekçesini kararında açıklayacaktır. Bu nedenle, ceza muhakemesinde ispat açısından hiçbir delilin diğer delile üstünlüğü kabul edilmemiştir. Şüpheli veya sanık ikrarı beyan delilinin bir çeşidi olup ispat açısından tek başına bağlayıcılığı yoktur. Sanığın ifadesi, gerçeği öğrenmek konusunda hakim için delil teşkil edebilir ise de, yan kanıtlarla doğrulanmayan, oluşa ve maddi gerçeğe uygun düşmeyen, bilimsel kanıtlarla doğrulanmayan soyut ikrara dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, ceza hukukunun “maddi gerçekliğe ulaşma” ilkesine aykırılık teşkil eder (Y16CD-K.2017/4808).

Tevilli İkrar (Tevil Yoluyla İkrar) Nedir?

Tevilli ikrar veya tevil yoluyla ikrar; şüpheli veya sanığın suçlama konusu vakıanın kendisi tarafından işlendiğini dolaylı bir şekilde kabul etmesidir. Uygulamada tevilli ikrar iki şekilde ortaya çıkmaktadır:

  • Şüpheli veya sanık tarafından işlendiği iddia edilen bir fiilin sadece bir kısmının işlendiğinin şüpheli veya sanık tarafından kabul edilmesi suretiyle fiilin tamamına ilişkin dolaylı bir biçimde ikrarda bulunulmuş sayılması tevilli ikrar olarak değerlendirilmektedir.

  • Şüpheli veya sanığın fiilin kendisi tarafından icra edildiğini kabul etmesine rağmen fiilin gerçekleşme şekli, nedeni veya sorumluluk konusunda başka bir açıklama yapması da tevilli ikrar olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay uygulamasında tevilli ikrar örnekleri aşağıdada verilmiştir :

a. Sanık, soruşturmada alınan beyanında eşine doğrudan vurmadığını, tartışma sırasında eşini iteklerken ayağı takılıp düştüğünü söylemiştir. Sanık olayın oluş biçimini değiştirerek tevilli ikrarda bulunmuştur. Olay sanığın tevil ettiği şekilde gerçekleşip itekleme sonucu mağdurun ayağı takılıp yer düştüğü kabul edilese de kasten yaralama suçu meydana gelecektir.

Sanığın, eşi olan mağdur ile arasında alkolün etkisi ile çıkan tartışmada, sanığın eli ile vurarak mağduru yaraladığının, sanığın soruşturma aşamasında alınan tartışma sırasında eşini iteklerken ayağı takılıp düştüğü şeklindeki tevilli ikrara yönelik savunması, mağdurun soruşturma aşamasında alınan beyanı ile bu beyanları doğrular nitelikteki “ alında 1 cm’lik cilt kesisi olduğu, frontoparietal bölgede 3x3 cm’lik ekimoz olduğu” şeklinde bulgular içeren adli rapordan anlaşıldığı, sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, bozma nedenidir (Y3CD-K.2020/7927).

b. Sanığın silahlı tehdit suçuyla yargılanan sanığın kuaför dükkanından ustura aldığını ikrar etmesi, silahlı tehdit (ustura kullanmak suretiyle) suçunun unsurlarının gerçekleşmesi bakımından tevilli ikrar diğer delillerle birlikte delil olarak değerlendirilmiştir.

Katılan ve tanığın aşamalarda değişmeyen tutarlı beyanları, sanığın kuaför dükkanına girerek eline ustura aldığına dair tevilli ikrarı ve tanık… ‘in sanığın usturayı alıp gittiğine ilişkin beyanı karşısında, sanık hakkında katılanın ifadesi dışında delil olmadığı şeklinde yetersiz ve dosya içeriğine uymayan gerekçeyle silahla tehdit suçundan beraat kararı verilmesi, bozma nedenidir (Y4CD-K.2020/15190).

c. Sanığın müştekiyi sadece ittirdiğine yönelik beyanı tevilli ikrar olarak kabul edilmiştir. Çünkü, yaralama suçunun ittirerek de gerçekleşmesi mümkün olduğu gibi bu şekildeki ikrar müştekinin beyanı ve doktor raporundaki bulgularla da desteklendiğinden sanığın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.

Oluşa, dosya kapsamına, müştekinin aşamalarda değişmeyen beyanlarına, sanığın müştekiyi ittirdiğine yönelik tevilli ikrarına ve bu beyanları doğrular nitelikteki doktor raporunda müştekinin “boyunda, çenede hassasiyet” oluşacak şekilde yaralandığının belirtilmesine göre, sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay (Kapatılan) 3CD - K.2020/16544).

Soyut İkrarın Delil Değeri

Suçun somut delilleri mevcut olmadıkça, şüpheli veya sanığın soyut ikrarı hakimi bağlamaz. Ceza dosyasındaki tek delilin soyut ikrar içeren şüpheli veya sanık beyanı olduğu hallerde beraat kararı verilmelidir. Soyut ikrar; hiçbir delil, somut maddi bulgu veya olayla örtüşmeyen/tamamlanmayan ikrardır.

İkrar, hakim önünde yapıldığında dahi diğer delillerle örtüşmeli, başkaca yan delillerle desteklenmelidir. Soruşturma veya kovuşturmanın herhangi bir aşamasında ikrarda bulunduktan sonra ikrarından dönerek önceki beyanını reddeden sanığın önceki soyut ikrarı esas alınarak mahkumiyet kararı verilemez.

Failin tüm kenevir bitkilerini hasat ettiği veya kurutmaya bıraktığı ahvalde, TCK’nın 188 veya 191/1. maddelerindeki suçun yanında 2313 sayılı 23. maddesinin 5. fıkrasındaki suçlardan da cezalandırılabilmesi için kenevir ekimine ilişkin somut delillerin (kenevri kökü veya hasat artığı gibi) mevcut olması gerekli olup örneğin failin evinde ele geçirilen esrarı kendi ektiği kenevir bitkilerinden elde ettiği yönündeki soyut ikrarı anılan suçtan mahkûmiyeti için tek başına yeterli değildir (YCGK-K.2021/313).

İkametinde yapılan aramada dikili halde 3 kök kenevir bitkisi dışında kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemeyen, suç tarihinde uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığı teknik yöntemlerle belirlenemeyen sanığın, soyut ikrarı dışında, atılı suçu işlediğini somut bir olgu olarak ortaya koyan, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi bozma nedenidir (Y10CD-K.2021/2675).

Ceza Muhakemesinde İkrar Yargıtay Kararları


Ceza Muhakemesinde İkrar Delil midir?

Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Buna ulaştıracak araçlar ise delillerdir.

Deliller: Şahsi açıklamalar, tanık beyanları, sanık ve tanıklardan başka kişilerin açıklamaları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve/veya ses kayıt eden açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Bütün isnat araçları delildir. Soyut olarak deliller eşdeğerdedir. Her olayda lehe ve aleyhe deliller vardır. Deliller; gerçekçi, akılcı, olayı yansıtan ve kanıtlamaya yararlı, hukuka uygun elde edildiklerinde değerlidirler. Bu nitelikteki deliller serbestçe değerlendirildikten sonra, vicdani kanı oluşturacaktır. Vicdani kanı oluşturulurken, toplanan kanıtlardan herhangi birine itibar etme zorunluluğu yoktur.

Sanık ikrarı da bir delildir. İkrar; aleyhe hukuksal sonuç doğuran bir olayı doğrulayan sanığın kabullenmesidir. İkrar, tek başına kesin kanıt kabul edilemez. Çünkü bir kimsenin çeşitli nedenlerle ikrarda bulunması olanaklıdır. Yargıç önünde yapılan ikrarın dahi bağlayıcı olabilmesi için başka yan kanıtlarla doğrulanması gerekir. İkrarını geri alan sanığın önceki soyut ikrarına dayanılarak hiçbir zaman mahkumiyet kararı verilemez. İkrar olunan olay yargıç önünde yapılıp, geri alınmayıp yan delillerle desteklendiğinde değerlidir. Başka bir ifade ile kanıtla doğrulanan ikrar değerlidir. Soyut ikrar tek başına yeterli olamaz.

Genelde yağma olaylarında tanık yoktur. Bu nedenle mağdurun beyanı ve teşhisi önemlidir. Birebir olayın muhattabı olan mağdurun serbest iradeye yaslı beyanı tutarlı süre gelen niteliğinde ise önde ve üstün niteliktedir.

İkrar da dahil hiçbir kanıt tek başına yargıcı bağlamaz. İlk derece mahkemesinin tek ve asli görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bunun için sanığın lehine ve aleyhine tüm kanıtları dava sonuçlanıncaya kadar toplar, tek tek ve/veya bir bütün halinde değerlendirip birbirini tamamlayan parçaları ele alıp, mantıksal bir yol izleyerek vicdani kanaate (hükme konu) sonuca ulaşır.

Varsayıma dayalı ve/veya kuşku duyularak hüküm kurulamaz. Geçerliliği tartışılır ve/veya kanıtlanmamış beyanlar varsa, ortada karanlık kalmış bir nokta olduğu söylenebilir. Kanıtlar mutlaka sanığın suç işlediğini kesin olarak kanıtlayan bir noktaya ulaşmalıdır. Ulaşamıyorsa bu durum sanık aleyhine yorumlanmamalıdır. Ceza yargılamasının en büyük ilkesi olan ‘‘in dubia pro red’’ kuşkudan sanık yararlanır kuralına göre değerlendirme yapılacaktır.

Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen sanık A. Beyazkuş’un, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla (avukat hazır bulundurulmadan) kolluk tarafından alınan, hakim önünde yapılan sorgu sırasında “şahit sıfatıyla ifadesinin alınmış olduğunu” ileri sürerek geri aldığı 12.12.2007 günlü ifadesi, bu haliyle kendisi yönünden bir ‘‘ikrar” niteliğinde ele alınabilirse de, sanık … yönünden hukuken ancak bir “ifade” niteliğindedir ve anılan sanık yönünden bağlayıcı olamayacaktır.

Bu nedenle, sanık A. Beyazkuş’un 12.12.2007 günlü ifadesinin, yan delille doğrulanmayan soyut suç atma niteliğinde bulunduğunun kabulü ile, sanık … aleyhine yorumlanamayacağı dikkate alındığında;

Sanığın, yüklenen suçu işlemediği yönündeki savunmasının aksine, mağdur …’ya karşı yağma suçunun gerçek failinin sanık olduğu yönünde kuşkudan uzak kesin, inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak varsayıma dayalı olarak, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, bozma nedenidir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi-K.2018/1069 ).

İkrarın Hukuka Aykırı Delil Olması

Alınan iletişimin denetlenmesi kararının, CMK’nın 135/8. madde ve fıkrasındaki katalog suçlardan olan uyuşturucu madde ticareti suçuna ilişkin, iddianameye konu edilen telefon görüşmelerinin ise tesadüfen elde edilen delil niteliğinde olduğu, Ceza Genel Kurulunun 03/07/2018 gün ve 2015/1-396; 2018/323 sayılı Kararında da belirtildiği üzere; telefon dinlemesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için, söz konusu suçun da 135. maddede sayılan katalog suçlardan birisine uygun olmasının gerektiği, sanığa isnat edilen tefecilik suçu suç tarihi itibarıyla CMK’nın 135/8. madde ve fıkrasında belirtilen katalog suçlardan olmadığından aynı Kanunun 138/2. madde ve fıkrası gereğince iletişimin tespiti tutanaklarının bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, elde edildikleri tarihte yürürlükte bulunan kanunlara uygun olarak tespit edilmeyen kanıtların hukuka uygun delil olduklarından söz edilemeyeceği, Ceza Genel Kurulunun 26/01/2016 gün ve 2015/9-669; 2016/38 sayılı Kararında işaret edildiği üzere, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanın ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği, ikrarın başkaca deliller veya emarelerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği, şüpheden arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle somut olaydaki ikrarın delil değerinin ortaya konulması ve ispat sorununun bu şekilde çözümlenmesinin gerektiği nazara alındığında, iletişimin tespiti tutanaklarına istinaden alınan ikrarın da, kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden, suçun sübutunda delil olarak değerlendirilemeyeceği, ikrar dışındaki diğer delillerin de suçun sübutuna yeterli olmadığı gözetilerek tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmediği gibi katılan vekilinin temyiz itirazları da yerinde görülmediğinden reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, karar verilmiştir (Yargıtay 5. Ceza Dairesi-Karar:2019/2218)

Avukatsız Alınan Kolluk İfadesindeki İkrar Bağlayıcı Değildir

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 25.11.2014 gün ve 2014/514 sayılı kararında hukuka aykırı elde edilen maddi delil dışındaki delillerin mahkûmiyet için yeterli olup olmadığının irdelendiği bölümde vurgulandığı gibi;

“Amacı isnada konu maddi gerçeği ortaya çıkarmak olan ceza muhakemesinde, somut olaya münhasır delillerden biri de “beyan” delilidir. Beyan, tanığa, sanığa veya sanığın dışındaki taraflardan birine ait olabilir. Sanığın isnat bakımından önemli görülen olayları beyanıyla kabul etmesi şeklinde tanımlanabilecek olan ikrar; eylem hakkında en çok bilgisi bulunanın beyanı olması, soruşturmayı esaslı surette kolaylaştırması, özgür iradeyle verilip gerçeğe de uygun olduğunun saptanması halinde hâkimin vicdani kanaatinin oluşumunda olumlu katkısının bulunması itibariyle önemli bir sübut vasıtasıdır. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda öngörülen sistemde, ikrarın delil oluşturması bakımından, hakim huzurunda olup olmaması arasında fark öngörülmüş ve bunlardan sadece hakim huzurunda yapılanına delil değeri tanınmıştır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 213. maddesinde ise; sanığın hakim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcıları tarafından alınan ifadelerin duruşmada okunabilmesi kabul edilerek, savcı tarafından alınan ifadelere de delil olma değeri tanınmıştır. Buna karşılık, şüphelinin kollukça alınan ifadesine ilişkin tutanağın duruşmada okunabilmesi için, kollukta ifade alındığı sırada müdafiin hazır bulunması şartı aranmıştır. Görüldüğü gibi, her iki kanuni düzenlemede de, hâkim önündeki ikrarın delil değeri kabul edilmiştir. Ancak, vicdani kanıt sisteminin geçerli bulunduğu ceza muhakemesi hukukumuzda, özgür iradeye dayalı olan ikrarın da, dosyada varlığını koruyan diğer tüm deliller gibi hâkim tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gerekecektir.

Gerçekten de, bir kimsenin suçlu olmadığı halde kendisini suçlu sayması veya bir başkasının suçunu kabullenmesi mümkündür. O halde, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanın ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği, ikrarın başkaca deliller veya emarelerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği, şüpheden arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar da gözönünde bulundurulmak suretiyle, somut olaydaki ikrarın delil değeri ortaya konulmalı ve ispat sorunu bu şekilde çözümlenmelidir.”

Bu açıklamalar ışığında temyize konu hüküm incelendiğinde; Mahkemece, yapılan yargılama sırasında hukuka uygun şekilde toplanan tüm deliller değerlendirilip gerekçeli hükümde hangisine itibar edildiği açıklanarak sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sanığın kollukta müdafii hazır olmaksızın verdiği ikrar içerikli savunması esas alınarak hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 148/4. maddesine aykırı davranılması, bozma nedenidir (Yargıtay 14. Ceza Dairesi-K.2016/2015).

Sanığın İkrarının Delil Değeri

Ceza yargılamasında, akla ve mantığa uygun olduğu ve hukuka aykırı şekilde elde edilmediği sürece her türlü delile istinaden hüküm verilebilir. Vicdani delil sisteminin uygulama alanı bulduğu ceza yargılamasında, delillerin resen araştırılması, delil serbestisi ve delillerin serbestçe değerlendirilmesi hâkim olan ilkelerdir. Sanığın beyanı, kendisine isnat edilen ve suç sayılan bir fiilin tamamen veya kısmen doğru olduğunun beyan edilmesi yani ikrarı şeklinde ise, delil olarak değerlendirilebilir. Fakat ikrar edilmek suretiyle tarafların üzerinde uyuştuğu vakıalar ispatın konusu oluşturmaya devam eder; bu durum, ikrarda bulunmanın altında yatan psikolojik ve patolojik etkenlerin araştırılması gereğini ortadan kaldırmaz. Zira, sanığın bir yakınını korumak amacıyla suç teşkil eden fiili üstlenmesi veya ekonomik ve siyasi sebeplerle hapishaneye girmek ve hayali suçlar yaratmak yahut da toplumda kahraman gibi gözükmek amacıyla kendisini suçun faili gibi göstermek istemesi ihtimal dâhilindedir. Yalan ikrar beyanlarına rastlanılabilecek olması, ikrarın delil değerini ve güvenilirliğini azaltmakta, beyanın sorgulanması ihtiyacını doğurmaktadır. Bu sebeple, hukuk yargılamasının aksine, ikrarın ne amaçla yapıldığı ve özel bir ikrar kastının var olup olmadığı önem arz etmekte, ikrar tek başına suç sayılan fiilin gerçekleştiği yönünde belirleyici olmamaktadır. Yüksek Yargıtay Ceza Daireleri ve Ceza Genel Kurulu kararlarında da hâkimi bağlamayan ve tek başına delil olarak kabul edilmeyen ikrarın delil değerine ilişkin; beyanın, hâkim önünde gerçekleşmesi, her türlü maddi ve manevi baskı, tehdit ve hileden uzak, özgür irade ile yapılmış olması ve suç sayılan fiilin işlenişi ile uyumlu tamamlayıcı delillerle doğrulanması hususları gözetilerek sonuca varılmalıdır.

Somut olay değerlendirildiğinde, sanık soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısına verdiği savunması ile sorgusunda mağdura yönelik iddianamedeki suç isnadını kabul etmiş ise de, mahkemedeki savunmasında bu ikrarından dönerek atılı suçlamayı reddetmiş, suç mağduru olan … ise, kolluk ve mahkeme ifadelerinde sanık aracılığı ile fuhuşa teşvik veya aracılık edildiğine dair bir anlatımda bulunmayarak sanığın inkara yönelik savunmasını doğrulamıştır. Sanığın mahkûm olduğu TCK’nın 227/2 maddesi, suç tarihi dikkate alındığında CMK’nın 135. maddesindeki katalog suçlar arasında yer almadığından iletişimin tespiti ile elde edilen görüşme dökümlerininde bu suç açısından yasal delil niteliği bulunmadığı, mahkemece bu delillere itibar edilemeyeceği aşikardır. Tüm bu açıklamalar ışığında, dosya kapsamında atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair, sanığın sonradan döndüğü soyut ikrarı dışında her türlü şüpheden uzak, yasal ve yeterli başkaca bir kanıtında bulunamaması karşısında, beraatine karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 18. Ceza Dairesi-K.2016/2937).

Başka Suç Delilinin Bulunmadığı Hallerde İkrar Delilinin Değeri

Ceza yargılamasında, somut olaya münhasır kanıtlardan birisi de “beyan” delilidir. Beyan; tanığa, sanığa veya sanığın dışındaki birisine ait olabilir. Sanığın isnat bakımından önemli görülen olayları beyanıyla kabul etmesi şeklinde tanımlanabilecek olan ikrar; eylem hakkında en çok bilgisi bulunanın beyanı olması, soruşturmayı esaslı surette kolaylaştırması, özgür iradeyle verilip gerçeğe de uygun olduğunun belirlenmesi halinde hakimin vicdani kanaatinin oluşumunda olumlu katkısının bulunması itibarıyla önemli bir sübut vasıtasıdır. Buna göre, vicdani delil sisteminin geçerli olduğu ceza muhakemesi hukukumuzda, özgür iradeye dayalı olan ikrarın da, dosyada varlığını koruyan diğer tüm deliller gibi hakim tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bir kimsenin, hangi saikle olursa olsun suçlu olmadığı halde kendisini suçlu sayması, bir başkasının suçunu kabullenmesi veya daha ağır bir suçtan kurtulmak için işlemediği bir suçu işlediğini ifade etmesi mümkündür. Bu durumda, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği, özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanının ciddiyetini ve doğacak sonuçlarını bilip bilmediği, ikrarın başka delillerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, şüpheden arınmışlığını ve güvenilirliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar gözönünde bulundurulmak suretiyle, somut olaydaki ikrarın delil değeri ortaya konulmalı ve ispat sorunu bu şekilde çözümlenmelidir.

Öte yandan, uyuşturucu madde ticareti suçlarında zaman zaman sanıkların bu suçtan kurtulmak ve daha az ceza almak maksadıyla ele geçen uyuşturucu maddeleri kullanma amacıyla bulundurduklarını belirttikleri ve kullanmaya yönelik sübutu güçlendirmek ya da suça iştirak edenleri gizlemek için ele geçen esrarı kendilerinin yetiştirdiğini ifade ettikleri görülmektedir.

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 25.03.2014 gün ve 63-145 sayılı kararında da benzer hususlara işaret edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Evinde yapılan aramada 52 gram kubar esrar ve 26 gram kenevir tohumu ele geçirilen sanığın, kolluk ve savcılıkta uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, ele geçen esrarı kenevir ekmek suretiyle temin ettiğini ve esrar kullanıcısı olduğunu ifade etmesi nedeniyle kenevir ekme eyleminin sabit olduğu düşünülebilir ise de; ekili durumda kenevir bitkisinin ya da hasat artığının ele geçirilemediği, kök tespiti yapılamadığı, kenevir ekmeye ilişkin görgüye dayalı tanık anlatımının da bulunmadığı gibi yargılamada gelinen aşamada bu hususların tespitinin de mümkün olmadığı anlaşıldığından, sanığın diğer maddi delillerle doğrulanmayan ikrarına dayalı olarak esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır (Ceza Genel Kurulu-Karar:2016/66).

Tevilli İkrar veya Tevil Yolu ile İkrar Halleri

Katılan …‘in tüm aşamalarda kendisini darp eden ve zorla senet imzalatan kişiler arasında sanık …‘un da olduğunu belirtmesi; sanık …‘un katılan ile aynı ev içerisinde olduğunu ancak darp etmediğini söyleyerek tevilli ikrarda bulunması, katılanın doktor raporunun darp eylemini doğrulaması, zorla imzalandığı belirtilen senetlerin yıllar sonra icraya verilerek katılanın iddiasını doğrulanması karşısında, sanık …‘in yağma ve hürriyetten yoksun bırakma suçlarından cezalandırılması yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi-K.2021/18797).

Olay tutanağına göre yol uygulamasında sanığın sevk ve idaresindeki araca dur ihtarında bulunulduğu ancak sanığın durmayarak kaçması üzerine kolluk güçleri tarafından yakalanması sonucu araçta yapılan önleme aramasında 934 karton kaçak sigaranın ele geçtiği olayda; sanığın dur ihtarına uymayarak kaçması sebebiyle suç üstü hali bulunduğundan arama kararına gerek olmadığı gibi sanığın aşamalarda suça konu sigaraları alacağına karşılık temin ettiğini beyan etmesi nedeniyle tevilli ikrar niteliğinde savunmada bulunduğu da gözetilerek, ticari kastla söz konusu gümrük kaçağı sigaraları aldığı sabit olan sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçeyle beraatine karar verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 7. Ceza Dairesi - K.2021/15976).

Sanığın, suç tarihinde hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayrı soruşturma yürütülen tanık …’a uyuşturucu madde sattığı iddia edilen olayda; tanık …’un soyut beyanları dışında mahkûmiyete yetecek kesin delil bulunmadığı aşamada, soruşturma aşamasında tanık …’a uyuşturucu madde verdiğini, mahkeme aşamasında ise limon tozu verdiğini beyan ederek tevilli ikrarda bulunarak kendi suçunun ortaya çıkarılmasına hizmet ve yardım ettiği anlaşıldığı halde, hakkında TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, bozma nedenidir (Yargıtay 10. Ceza Dairesi-K.2021/9497).

Mağdurun beyanı, sanığın 20/03/2014 tarihli oturumdaki “seni öldüreceğim demiş olabilirim” şeklindeki tevilli ikrar içeren savunması karşısında, yetersiz ve dosya içeriğine uymayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi-K.2021/18303).

Oluşa, dosya içeriğine, katılanın soruşturma ve kovuşturma aşamasında istikrarlı ve samimi bir şekilde sanığın kendisini darp ettiğine ilişkin ifadesi, bu beyanı destekler müşteki Bulut beyanı ve sanığın da savunmalarında aralarındaki tartışma esnasında katılan …‘ın ensesine şaka yollu dokunduğunu ve bunu üzerine ağlayarak abisinin yanına gittiğini belirtir tevilli ikrarı karşısında; sanığın üzerine atılı kasten yaralama suçundan mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken beraat kararı verilmesi bozma nedenidir (Yargıtayb1. Ceza Dairesi-K.2021/6932).

Somut olay kapsamında, eşi olan mağdura şiddet içeren eylemler uyguladığı gerekçesi ile müşterek konuttan uzaklaştırma kararı bulunan sanığın olay günü, bu karara aykırı bir şekilde mağdurun ikametine geldiği, mağdurun kolluk birimlerine haber vermesi üzerine, sanığın elinde bulunan bıçağı apartmana sakladığı, bunu gören mağdurun gelen kolluk görevlilerine bıçağı teslim ettiği olayda, sanığın aşamalarda “bıçağı hasımları olduğu için taşıdığı” şeklindeki tevilli ikrarı karşısında, mahkemenin bu yöndeki kabul, gerekçe ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamenin (1) numaralı bozma görüşüne kısmen iştirak edilmemiştir (Yargıtay 1. Ceza Dairesi-K.2021/6310).

İletişinin Dinlenmesi veya Fizki Takip Tutanaklarına Dayalı Hukuka Aykırı İkrar

5271 sayılı CMK’nin madde 135/8-a-9 ile 140/1-a-6 fıkra ve bentlerinde yer verilen suç işlemek amacıyla örgüt kurma (5237 sayılı TCK madde 220) suçu yönünden iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme tedbirleri uygulanmasına ilişkin mahkeme kararlarına istinaden gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi ve fiziki takip sırasında elde edilen delillerin, alındığı tarihler itibarıyla TCK’nin 220/1. maddesi kapsamındaki suç yönünden delil olarak kullanılması mümkün ise de katalog suçlar arasında yer verilmeyen şike ve teşvik primi suçlarının ispatında kullanılmasına yasal olanak bulunmadığı, bu itibarla iletişim tespitlerinin ve fiziki takiplerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunun ve 5271 sayılı CMK’nin 217. maddesinin ikinci fıkrasına göre hükme esas alınamayacağının, yine Ceza Genel Kurulu’nun 26/01/2016 tarihli, 2015/9-669 Esas ve 2016/38 sayılı Kararında işaret edildiği üzere, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanın ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği, ikrarın başkaca deliller veya emarelerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği, şüpheden arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle, somut olaydaki tevil yollu ikrara havi beyanların delil değerinin ortaya konulması ve ispat sorununun bu şekilde çözümlenmesinin gerektiği dikkate alındığında, iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanaklarına istinaden alınan ikrarın da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak değerlendirilemeyeceği nazara alınarak, hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlanarak mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle sanıkların atılı şike ve teşvik primi suçlarından beraatlerine ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir (Yargıtay 5. Ceza Dairesi-K.2021/6915).

İkrar, CMK uygulamasında beyan delili kapsamında değerlendirilen ancak uygulamada en çok tartışma konusu olan husustur. Suçu ikrar etme, tek başına maddi gerçeğe ulaşmanın aracı olarak görülmemelidir. İkrar, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilerek sübut açısından bir sonuca varılmalıdır.


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS