0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Boşanma Davası ve Sebepleri

Medeni Kanuna göre evlilik sözleşmesi tarafların evlenme iradelerini resmi memur huzurunda açıklaması ile kurulan bir sözleşmedir. Resmi memur önünde yapılan evlilik, yasal boşanma sebepleri varsa Aile Mahkemesi’nde anlaşmalı veya çekişmeli boşanma davası açılarak hakim kararı ile sona erdirilebilir.

Medeni Kanun’a göre evlilik temel olarak şu usullerle son bulur:

  • Boşanma davası açılması,
  • Eşlerden birinin ölümü,
  • Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan eş hakkında alınan gaiplik kararı,
  • Evliliğin geçersizlik nedeniyle iptali.

Evliliğin Geçersizliği Nedeniyle İptali ve Sona Ermesi

Evlilik, resmi memur önünde yapılmasına rağmen, geçersizlik nedenleri varsa evliliğin iptali için dava açılabilir. Evliliğin geçersizliği nedeniyle iptali, mutlak butlan ve nisbi butlan olmak üzere iki temel nedene dayanılarak ileri sürülebilir. Evliliğin nisbi veya mutlak butlanla iptali nedenleri şunlardır:

  • Evliliğin Mutlak Butlanla Geçersiz Olma Şartları(TMK m.145)

    • Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
    • Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
    • Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
    • Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın (akrabalık) bulunması.
  • Evliliğin Nispi Butlanla Geçersiz Olma Nedenleri (TMK m. 148-151)

    • Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk,
    • Yanılma (Hata),
    • Aldatma (Hile),
    • Korkutma (İkrah).

Evliliğin geçersizliği nedeniyle iptali davası, mutlak butlan sebeplerinin var olması durumunda cumhuriyet savcısı, ilgililer ve eşler; nispi butlan sebeplerinin var olması durumunda sadece eşler ve bazı durumda yasal temsilciler tarafından açabilir. Tarafların bir avukat vasıtasıyla iptal davası açmaları da mümkündür.

Medeni Kanun, mutlak butlan sebeplerinin bulunması durumunda evliliğin iptali davası açılabilmesi için herhangi bir hak düşürücü süre öngörmemiştir. Evliliğin her aşamasında iptal davası açmak mümkündür. Cumhuriyet Savcısı, eşler ve ilgililer evlilik ilişkisi devam ettiği sürece bu davayı açabilirler. Bazı durumlarda evlilik ilişkisi bitmiş olsa bile (Ölüm vs) ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılabilmektedir. (TMK m.147/1)

Medeni Kanun, nispi butlan sebeplerinden dolayı dava açılabilmesi için 6 ay ve 5 yıllık hak düşürücü süreler öngörmüştür. Buna göre nispi butlan sebeplerine dayanılarak iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve en geç evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer (TMK m. 152)

Boşanma Davası Açılması ve Evliliğin Sona Ermesi (TMK m.161-166)

Boşanma sebeplerinden birinin mevcut olması durumunda açılacak bir boşanma davası ile evlilik sona erdirilebilir. Boşanma davası sadece eşler veya özel vekalet verdikleri bir avukat tarafından açabilir.

Boşanma davası, evliliğin en yaygın sona erme şekli olduğundan Medeni Kanun’da özellikle ayrıntılı düzenlenmiştir. Boşanma davası ile birlikte mal paylaşımı, velayet, nafaka gibi çözülmesi gereken birçok sorun ortaya çıkar. Aile Mahkemesi, boşanma davası ile mal paylaşımı dışındaki tüm çekişmeyi ortadan kaldıracak bir boşanma kararı vermelidir. Boşanmada mal paylaşımı ise eşler arasında boşanmanın kesinleşmesinden sonra ayrı bir davaya konu edilmelidir.

Evlilik İlişkisi, ister mutlak butlan ister nispi butlan isterse boşanma ile sona ermiş olsun mahkeme kararına kadar evlilik bütün sonuçlarını doğurur. Mutlak ve nispi butlan nedeniyle iptal edilen evliliklerde doğan çocuklar evlilik birliği içinde doğmuş sayılır. Bu çocuklar açısından velayet, tazminat, nafaka ve çocuklar ile kişisel ilişki kurulması hususunda boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Medeni Kanunda boşanma sebepleri, özel (mutlak) ve genel boşanma sebepleri olarak iki gruba ayrılarak düzenlenmiştir. Özel boşanma sebepleri ile genel boşanma sebepleri farklı hukuki sonuçlar doğurur. Bir evlilikte özel boşanma sebepleri varsa davacı karşı tarafın kusurlu olup olmadığını ispatlamak zorunda değildir, yalnızca bir boşanma sebebi olduğunu ispatlamalıdır. Halbuki genel boşanma sebepleri varsa boşanma kararı verilebilmesi için hem davacı hem de davalı birbirinin kusurunu ispatlamak zorundadır. Özel (mutlak) boşanma nedenleri ve genel boşanma nedenleri aşağıda makalemizde ayrıntılarıyla açıklanmıştır.

Özel (Mutlak) Boşanma Nedenleri Nelerdir?

Türk Medeni Kanunu m. 161-165 maddeleri arasında düzenlenen özel boşanma sebeplerinin varlığının ispat edilmesi durumunda hakim boşanma ya da ayrılık kararı vermek zorundadır.

Özel (mutlak) boşanma nedenleri şunlardır:

Zina Nedeniyle Boşanma Davası (TMK m. 161)

Zina; eşlerden birinin, karşı cinsten eşi dışında biri ile kurduğu cinsel ilişki anlamına gelmektedir. Zina, aile birliğinde eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüklerinin açık bir ihlalidir. Zinanın kelime anlamında her ne kadar cinsel birleşmenin gerçekleşmesi sonucu çıksa bile, Yargıtay teşebbüs aşamasında kalan, zina yapıldığı intibaını uyandıran olayların bulunması durumunda da zina sebebine dayalı açılan boşanma davasının kabulü gerektiğini kabul etmektedir.

“Davalı-karşı davacı (kadın)’ın ortak konuta erkek aldığı, bu şahsın banyoda yarı çıplak vaziyette gizlenmiş halde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu vakıa mahkemece de sabit kabul edilmiştir. Kadının, yalnızken bir başka erkeği ortak konuta alması ve bu şahsın yarı çıplak vaziyette gizlenirken yakalanması zinanın varlığına delalet eder. Bu bakımdan zina kanıtlanmıştır. Davacı-karşı davalı kocanın çekişmeli boşanma davasının zina sebebiyle kabulü gerekir.” (Yargıtay 2 HD – 2013/17864 Karar).

Eşlerden biri, hem zina sebebine hem de genel boşanma sebebine dayalı olarak boşanma davası açabilir. Bu şekilde iki nedene dayalı olarak açılan çekişmeli boşanma davasında, zina sebebi ile davanın süresinde açılmaması sebebi ile reddi halinde, zinanın ispatlanması durumunda hakim süre nedeniyle doğrudan zina sebebine dayanamasa bile genel boşanma (ortak hayatın temelinden sarsılması) sebebi ile boşanmaya karar verebilecektir.

Zina sebebi ile çekişmeli boşanma davası açma süresi, diğer eşin zina olayını öğrenmesinden itibaren altı ay ve her halükarda zina eyleminin bitmesinden itibaren beş yıldır. Bu süre hak düşürücü bir süredir. Hak düşürücü süre geçtikten sonra sadece zina sebebine dayalı olarak açılacak boşanma davalarının reddi gerekmektedir. Ancak, zina ve genel boşanma nedenlerine aynı anda dayanılarak dava açılmışsa bu durumda zina için hak düşürücü süre geçse bile, zina ispatlandığı takdirde zina sebebiyle değil, ortak hayatın temelinden sarsılmış olması nedeniyle boşanma kararı verilmelidir.

Zina sebebi ile eşini affeden diğer eşin dava hakkı yoktur. Af, örtülü ya da açık olabileceği gibi sözlü ya da yazılı da olabilir. Zina sebebi ile açılmış bulunan davadan feragat etmek de af niteliğinde olup, aynı olaylara (zina) dayanılarak boşanma davası açılmasına engel teşkil eder.

Eşlerden birinin zina gerçekleşmeden önce zinaya izin vermesi, af niteliğinde olmayıp ancak fiil gerçekleştikten sonra af mümkün olabilmektedir (doğmamış bir haktan feragat edilemez). Ancak, zinaya açıkça izin veren ya da zina esnasında sessiz kalarak örtülü olarak onay veren eşin genel boşanma sebeplerine dayanılarak açılacak boşanma davasında davaya itiraz etmesini, Yargıtay, hakkın kötüye kullanılması olarak kabul ederek boşanma kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

“Davacı-davalının sadakat yükümlülüğüne (TMK.md.185/3) aykırı davrandığı, davalı-davacı (koca) nın da aile içinde gerçekleşen bu durumu öğrendiği halde, kayıtsız kaldığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylara göre, davacı-davalı (kadın) daha fazla kusurlu ise de davalı-davacı (koca) da kusurlu olup, davalının davaya itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup, evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamış, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşulları oluşmuştur. Öyleyse davacı-davalının boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına (TMK.md.166/1-2) karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır” (Yargıtay 2. HD -2010/20775 karar).

Zina sebebi ile açılan boşanma davalarında diğer eş zina yapan eşten tazminat hukukunun genel esaslarına göre manevi tazminat talep edebilir.

Çocukların velayeti genel hükümlere göre belirlenir. Başka bir anlatımla çocukların velayetinin zina yapan eşe verilmesi çocukların daha yararına ise mahkeme çocukların velayetini zina yapan eşe verebilir. Hukuken iyi (sadık) bir eş olmak ile iyi bir ebeveyn olmak farklı kavramlar olarak kabul edilmektedir.

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedenleri ile Boşanma Davası (TMK m. 162)

Hayata Kast: bir eşin diğer eşin yaşam hakkına karşı yönelik kasıtlı fiillerinin tamamını kapsar. Eşin fiilinden sonra diğer eşin yaralanması şart olmayıp önemli olan kasıtlı bir hareket ile öldürme iradesinin ortaya konulmasıdır.

Pek Kötü Muamele: Eşe eziyet veren, acı çektiren bedeni ve ruhsal sağlığını bozan davranışlardır. Hangi eylemin pek kötü muamele olduğunu somut olayın özelliklerine göre hakim takdir edecektir. Yargıtay kararlarında; dövme, mahzene kapatma, aç ve susuz bırakma, bilinçli olarak bulaşıcı hastalık bulaştırma, işkence etme gibi hareketler pek kötü muamele olarak kabul edilmektedir.

Onur Kırıcı Davranış: Yargıtay içtihatlarında ağır derecede onur kırıcı hareket olarak kabul edilen bu eylemin, eşi, toplum nezdinde aşağılama, küçük düşürme, hakarette bulunma ve sövme olarak ortaya çıkmaktadır. Bir davranışın bu madde kapsamında boşanma sebebi olarak kabul edilebilmesi için Ağır Derecede Onur Kırıcı bir davranış olması gerekir. Kızgınlık ve şaka yollu ile söylenen söz, eleştiri gibi davranışlar ağır derecede onur kırıcı davranış olarak kabul edilmemektedir.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebi ile dava hakkı eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebi ile eşini affeden diğer eşin dava hakkı yoktur. Af, örtülü ya da açık olabileceği gibi sözlü ya da yazılı da olabilir. Bu dava sebeplerinden birisinin meydana gelmesi halinde eşin savcılığa suç duyurusunda bulunma hakkı da vardır. Ceza soruşturması şikayetçi eşin [şikayetten vazgeçme] talebi nedeniyle sona erdirilse bile, bu durum şikayetçi eşin boşanma davasında eşini af ettiği anlamına gelmez. Hayatına kast edilen eş ya da pek kötü veya onur kırıcı davranışa maruz kalan eş ceza davası açmasa veya açılan davada şikayetten vazgeçse bile her zaman bu nedenlere dayanarak çekişmeli boşanma davası açabilir.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebepleri İle Boşanma Davası (TMK m. 163)

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman çekişmeli boşanma davası açabilir (TMK 163).

Küçük Düşürücü Suç; Toplum nazarında kişiyi utandıran, aşağılayan ve yüz kızartan suç demektir. Hırsızlık, Dolandırıcılık, Rüşvet, İrtikap, Hileli İflas, Uyuşturucu Madde Kullanmak ve Ticaretini Yapmak vb gibi suçlar küçük düşürücü suçlara örnek olarak verilebilir.

Belli bir ideolojiyi savunmak anlamında yapılan siyasi açıklamalar, gösteri, yürüyüş ve toplantılar Ceza Kanunu anlamında suç teşkil etse bile küçük düşürücü suç olarak kabul edilmemesi gerekir.

Bir suçun yüz kızartıcı, küçük düşürücü suç olup olmadığını her somut olayın özelliklerine göre hakim takdir edecektir. Misal adam öldürme ya da yaralama suçunun hangi saik ve şartlarda işlendiğine bakmak gerekir. Meşru müdafaa ya da zaruret halinde bu suçların işlenmesi durumunda küçük düşürücü suç olarak değerlendirilmemesi gerekir. Aynı şekilde hırsızlık suçunun zaruret halinden kaynaklanmış olması durumunda küçük düşürücü suç olarak kabul edilmemsi gerekir.

Haysiyetsiz Hayat Sürme; basit bir ifade ile namus, şeref ve itibar değerlerine aykırı bir yaşam tarzı benimseme ve ona göre yaşamını idame ettirme olarak açıklanabilir. Bu yaşam tarzının süreklilik arz eden bir yaşam tarzı olması gerekir. Ayyaşlık, genelev işletmeciliği, jigololuk, kumarbazlık haysiyetsiz hayat sürme olgusuna örnek olarak verilebilir.

Bu dava her zaman açılabilir. Yukarıdaki boşanma sebeplerinin aksine eşlerden birisinin diğer eşi affetmiş olması, bu sebebe dayanarak boşanma davası açmasına engel teşkil etmez. Af olsa bile bu sebeple boşanma davası açılabilir.

Terk Sebebiyle Boşanma Davası (TMK m. 164)

Medeni Kanun madde 164’te düzenlenen terk sebebi ile boşanma davası açılabilmesi için;

  • Ortak Konutun aşağıdaki sebeplerden biri ile terk edilmesi;

    • Eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla ortak konutu terk etmesi,
    • Başka bir sebep ile ortak konutta bulunmayan eşin haklı bir sebebi olmadan ortak konuta dönmemesi,
    • Eşlerden birinin diğerini ortak konutu terk etmeye zorlaması.
    • Eşlerden biri, diğer eşin, haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engellemesi.
  • Terkin en az altı ay kesintisiz sürmüş ve halen devam etmekte olması,

  • Usulüne uygun olarak ihtar yapılmasına rağmen terk eden eşin haklı sebebi olmadan ortak konuta dönmemiş olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Usulüne uygun bir ihtardan bahsedilebilmesi için Yargıtay bazı kriterler getirmiştir. Buna göre,

  • Eşin terk eylemi üzerinden en az dört (4) ay geçmiş olması gerekir.
  • İhtarda, davet edilen evin açık adresi, davet eden eş evde bulunmayacak ise anahtarın bulunacağı yer belirtilmelidir.
  • Davet edilenin yol gideri ihtarname ile gönderilmelidir.
  • İhtarda, ihtara (iki) 2 ay içinde uyulması aksi durumda bunun doğuracağı sonuçların neler olduğu açıklanmalıdır.

“…İhtar isteğinde bulunabilmenin koşulu; boşanma davası açmak için belirli sürenin (dördüncü ayının) bitmesi yani, eşin terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olmasıdır. Bu halde mahkemece verilecek ihtar kararında; davet edilen evin açık -ayrıntılı- adresi gösterilmeli, davet eden eş evde bulunmayacaksa evin anahtarının bulunduğu yer belirtilmeli; davet edilenin yol gideri konutta ödemeli olarak gönderilmeli ve özellikle davete iki ay içinde uyulması gerektiği, aksi halde bunun doğuracağı sonuçların neler olduğu, açıklanmalıdır…” ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/67 karar).

Terk Sebebine dayalı olarak açılacak boşanma davasında usulüne uygun olarak bir ihtarname göndermek dava şartıdır. Bu sebeple usulüne uygun olarak ihtarname gönderilip gönderilmediğini, ihtarnamenin kanuni unsurları taşıyıp taşımadığını hakim re’sen dikkate alır.

İhtarname ile ortak konuta dönen eşin kusurlarını diğer eşin affettiği ya da en azından hoşgörü ile karşıladığı kabul edilir. Bu sebeple İhtarname gönderen eş, diğer eş ortak konuta döndükten sonra ihtarnamedeki sebeplere dayanarak boşanma davası açamaz.

Terk eden eş ihtarname kendisine tebliğ edilmeden boşanma davasını açması durumunda boşanma davasının doğal sonucu olarak ayrı yaşama hakkına sahip olur. Ancak ihtarname kendisine tebliğ edildikten sonra boşanma davası açması durumunda bu boşanma davası terk olayını haklı kılmayacağı gibi terk eden eşe ayrı yaşama hakkı da vermez.

Terk, mutlak boşanma sebeplerinden olup ayrıca terk sebebi ile ortak yaşamın çekilmez hale gelmesine gerek yoktur. Terk, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadı ile yapılması gerekir. Geçici olarak ya da diğer eşin rızası ile ortak konuttan ayrılan eş terk etmiş sayılmaz (askere gitmek, tedavi için başka şehre gitmek vs).

Terk sebebi ile gönderilen ihtarnamenin samimi olması gerekir. İhtarname gönderen eşin bağımsız bir ortak konut oluşturmadan haklı sebeple ortak konutu terk eden eşini davet etmesi, ortak hayatı inşa etme hususunda samimi olmadığını gösterir. Terk eden eş haklı sebebe dayanarak ortak konutu terk etmiş ise davet eden eş bu sebebi ortadan kaldırmadığı sürece diğer eşin ortak konuta dönmeme ve boşanma davası açma hakkı vardır. Örneğin, kaynanası ile yaşayan, şiddet gören, hakaret edilen eşin ortak konutu terketmede haklı sebebi ortadan kaldırılmadan ihtara rağmen ortak konuta dönmeme hakkı bulunmaktadır.

Terk sebebi ile çekişmeli boşanma davası hak düşürücü süreye tabi değildir. Terk nedenine dayalı çekişmeli boşanma davası Her zaman açılabilir.

Akıl hastalığı Sebebiyle Boşanma Davası (TMK m. 165)

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. (TMK 165)

Akıl hastalığı sebebi ile boşanma davasının dinlenebilmesi için bu akıl hastalığının evlilik süresi içinde ortaya çıkmış olması gerekir. Evlenmeden önce eşlerden birisinin akıl hastalığına yakalanmış olması durumunda TMK m.145 belirtilen mutlak butlan nedeniyle evliliğin iptali davası açılabilir.

Eşlerden birisinin evlilik süresi içerisinde yakalandığı akıl hastalığının resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmiş ve akıl hastalığının evlilik ilişkisinin devamı diğer eşten beklenmeyecek derecede etkilemesi gerekir.

Akıl hastalığı sebebi ile genel boşanma sebeplerine dayanılarak boşanma davası açılamaz. Akıl hastalığına yakalanan eşin hastalığı sebebi ile yapmış olduğu ve ortak yaşamı çekilmez kılan kusurlu hareketler iradi olmadığından kusur atfedilemez. Bu nedenle akıl hastalığı sebebi ile açılacak boşanma davası ancak mutlak boşanma sebeplerine (TMK 165) dayanılarak açılabilir.

Akıl hastalığı sebebine dayanan boşanma davası her zaman açılabilir. Herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır.

Genel Boşanma Sebepleri Nelerdir? (TMK m.166)

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir (TMK 166/1). Genel boşanma sebepleri sayısızdır, çünkü evlilik birliğinin ortak hayatı sürdüremeyecek kadar temelinden sarsılmasının birbirinden farklı sosyal, ekonomik, kişisel, dini, kültürel vb. gibi nedenleri bulunabilir.

Yukarıda incelediğimiz üzere, özel (mutlak) boşanma nedenleri varsa, spesifik bazı olguların ispatı, boşanma nedeninin ispat edildiği anlamına geldiğinden hakim, boşanma ya da ayrılık kararı vermek ile yükümlü tutulmuştur. Özel boşanma sebeplerinde tarafların kusur oranlarının bir önemi bulunmamaktadır. Özel boşanma sebeplerinden birisinin ispatı bu sebebe dayanarak boşanma davası açan tarafın kusurunu önemsiz hale getirmektedir.

Ancak genel boşanma sebeplerinde ise ortak hatayı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede sarsan her türlü eylem, bir olgu olarak bu davaya konu edilebilir. Tarafların ileri sürdükleri vakıaların ispat durumuna göre hakim taraflara atfedilecek kusur oranlarını belirler ve bu kusur oranlarına göre;

  • Davacı daha fazla kusurlu ise ve davalı boşanma davasına itiraz etmiş ise (boşanmak istememişse) hakim, boşanma davasını red eder. İstisnası TMK 165/2 “Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” Örnek olarak; davacı eş diğer eşini evden kovmuş ve 10 yıldan uzun süredir taraflar bir araya gelmemiştir. Terk sebebi ile boşanma davasının şartları yerine getirilmemiştir. Çocukları davacı eş büyütmüş ve bu süre zarfında diğer eşin maddi manevi katkı sunması ve çocuklar ile görüşmesi davacı eş tarafından engellenmiştir. Bu durumda davacı eş her ne kadar kusurlu bile olsa evliliğin devamında davalı ve çocuklar yönünden korunmaya değer bir yarar kalmadığından hakim boşanmaya karar verir.

  • Davacı daha az kusurlu ise davalının yapacağı itirazın hiçbir önemi yoktur. Hakim boşanma davasını kabul ederek boşanma kararı verir.

Evlilik birliğini temelinden sarsan vakıalar kanunda gösterilmediğinden Yargıtay İçtihatları ile bazı vakıaların evlilik birliğini temelden sarstığı kabul edilmiştir. Yargıtay tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açtıkları gerekçesiyle boşanma kararı verilmesi gerektiği kabul edilen bazı vakıalar şunlardır:

Cinsel ilişkiden kaçınma, eşi doğal olmayan yoldan cinsel birleşmeye zorlama, eşlerin aile bireylerine kötü davranması ve hakaret etmesi, aşırı borçlanma sebebi ile icra takibine maruz kalma, eşini sevmediğini beyan etme, eşinin bağımsız konut isteğine duyarsız kalma, eşin ev işlerini yapmaktan kaçınması, Eşlerin çocuklarının bakımı, eğitimi vs. ilgilenmemesi, evlilik sırlarının başkalarına anlatılması, eşin ahlaksızlıkla itham edilmesi gibi sebepler Yargıtayca kabul edilen genel boşanma nedenleridir.

Medeni Kanun m. 166/3-4 fıkralarında iki durumda evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğunu özel olarak düzenlemiştir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nedir? Nasıl Açılır? (TMK 166/3)

Anlaşmalı boşanma, günümüzde en yaygın boşanma davası çeşididir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz (TMK 166/3).

Anlaşmalı Boşanma Davasının dinlenebilmesi için Medeni Kanunda bazı şartlar getirmiştir.

  • Evlilik ilişkisinin en az 1 yıl sürmüş olması

Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için evlilik ilişkisinin en az 1 yıl sürmesi gerekir. Evlilik ilişkisinden kasıt, taraflar arasında yapılan resmi nikahtan itibaren en az bir yıllık bir sürenin geçmiş olmasıdır. Taraflar arasında imam nikahı, nişanlılık ya da birlikte yaşama gibi hallerde geçen süre 1 yıllık süreye dahil edilemez.

  • Eşlerin mahkemeye beraber başvurmuş ya da bir eşin açtığı boşanma davasını diğer eşin kabul etmiş olması gerekir.

Taraflar ortak bir dilekçe ile başvurmaları sonucu anlaşmalı boşanma gerçekleşebileceği gibi eşlerden birinin usulüne uygun olarak açmış olduğu boşanma davasındaki tüm talepleri diğer tarafın kabul etmesi ile de anlaşmalı boşanma gerçekleşebilir. Ayrıca boşanma davası çekişmeli olarak açılmış ve devam etmekte iken tarafların anlaşmalı boşanma iradelerini açıklayan protokolü mahkemeye sunmaları ya da duruşma esnasında anlaşma şartlarını duruşma zaptına geçirmeleri ile de anlaşmalı boşanma gerçekleşebilir.

  • Tarafların hakim huzurunda boşanma iradelerini açıklamaları gerekmektedir.

Kanun, tarafların iradelerini hakim huzurunda özgürce açıklayabilmeleri için anlaşmalı boşanma için bu şartı getirmiştir. Hakim tarafların iradelerinin herhangi bir nedenle fesada uğradığını tespit ederse boşanma talebini ret edecektir. Tarafların boşanma iradelerini hakim huzurunda bizzat açıklamaları gerekmektedir. Boşanma, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu için boşanma avukatının tarafların yerine geçerek boşanma iradesini açıklaması mümkün değildir.

  • Hakim, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu ile ilgili düzenlemeyi uygun bulması gerekir.

Tarafların, hakime sunmuş oldukları anlaşma şartlarındaki maddi-manevi tazminat, nafaka (İştirak ve yoksulluk nafaksı), çocukların velayeti, çocuklar ile kişisel münasebet gibi hususların hakim tarafından uygun bulunması gerekir. Hakim gerek görürse bu şartlarda değişikliğe gidebilir. Ancak hakimin yapmış olduğu bu değişiklikler taraflarca kabul edilmesi durumunda anlaşmalı boşanma gerçekleşebilir. Aksi durumda dava çekişmeli boşanma davasına döner. Ancak uygulamada hakimler genelde tarafların anlaşma sağladıkları şartları kabul ettiklerinden bu durum ile pek karşılaşılmaz.

Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Sebebiyle Boşanma Davası (TMK 166/4)

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir (TMK 166/4).

Madde metninden de anlaşılacağı gibi herhangi bir boşanma sebebine (ister özel ister genel) dayanılarak açılan boşanma davasının red edilmesi durumunda, bu red kararının üzerinden en az üç yıl geçmiş olması ve be bu süre içerisinden her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamadığının ispatı durumunda hakim boşanmaya karar vermek zorunda kalacaktır.

Tarafların geçici bir süreliğine ancak ortak hayatı yeniden kurma iradesi gütmeden bir araya gelmiş olmaları ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmemektedir. Boşanma davasını açan taraf, kesinleşme kararından itibaren geçen en az 3 yıllık sürede ortak hayatın yeniden kurulamadığını ispat etmesi boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir.

Üç yıllık süre asgari olan süredir. Dolayısı ile bu süreden daha kısa bir süre için ortak hayatın kurulamadığının ispatı, boşanma için yeterli olmayacaktır. Ancak bu süreden daha fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen ortak hayat yeniden kurulmuş ise daha sonra bu sebebe dayanılarak boşanma davası açılamayacaktır. Örnek; kesinleşmiş boşanma kararı üzerinden 5 yıl geçmiştir. Taraflar 6. yılda bir araya gelmiş ve ortak hayatı yeniden kurmuşlardır. 7. yılda tarafların evliliklerinde tekrar sıkıntı yaşanmaktadır. Taraflardan biri ilk beş senede TMK 166/4 göre ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebine dayanarak boşanma davası açamayacaktır.

Boşanma davası, velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat, mal paylaşımı gibi çözülmesi gereken birçok önemli hukuki sorunun ortaya çıkmasına neden olduğundan mutlaka bir boşanma avukatı vasıtasıyla takip edilmelidir.


Avukat Kasım BALCI - Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!