0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Aldatma (Zina) Sebebiyle Boşanma Davası Nedir?

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davası; eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken diğer eşi aldatması sebebiyle Medeni Kanun m.161 gereği aile mahkemesinde açılan ve özel yargılama usullerine tabi bir dava türüdür.

Boşanma sebepleri, özel ve genel boşanma sebepleri olmak üzere ikiye ayrılır. Aldatma (zina); özel bir boşanma sebebidir. Davacının aldatma olgusunu ispatlaması halinde mahkeme tarafların diğer kusur durumlarına bakmaksızın boşanma kararı verir.

Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası Açma Süresi

Eşlerden biri aldatırsa, diğer eşin aldatma (zina) olgusunu öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde boşanma davası açma hakkı vardır (MK m.161/2). Boşanma sebebi daha geç öğrenilse bile, zina (aldatma) nedeniyle boşanma davası açma süresi, aldatma fiilinin işlenmesinden itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Örneğin, 01.01.2013 tarihinde bir eş aldatılmasına rağmen, aldatma fiilini 30.12.2018 tarihinde 5 yıllık dava açma süresi (zamanaşımı süresi) dolmadan öğrenmişse diğer eşe zina nedeniyle boşanma davası açabilir.

Zinayı affetme; eşin dava açma hakkını ortadan kaldırır (MK m.161/3). Affetme, sözlü veya yazılı olabileceği gibi eşler arasında sergilenen davranışlarla da anlaşılabilir. Örneğin; eşi kendisini aldatmasına rağmen, “ne yaptıysan yaptın, lütfen evine dön” şeklinde mesaj üzerine eve dönen diğer eş affedilmiş kabul edilir.

Önemle belirtelim ki, aldatma nedeniyle boşanma davası açma süresi olan 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra, aldatma fiili genel boşanma sebepleri ile açılan boşanma davasında bir boşanma gerekçesi olarak değerlendirilebilir.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılmalıdır?

Aldatma sebebiyle boşanma davası, sadece aldatma olgusuna dayalı olarak açılabileceği gibi hem aldatma özel sebebini hem de şiddetli geçimsizlik vb. genel sebepleri içerecek bir dava şeklinde de açılabilir. Her iki gerekçeyle birlikte açılan boşanma davasında, aile mahkemesi zina (aldatma) iddiasının ispatlandığını gördüğünde öncelikle bu özel nedene dayalı olarak boşanma kararı verecektir. Aile mahkemesi, zina iddiasının ispatlanmadığı kanaatine vardığı takdirde, genel boşanma sebepleri varsa tarafların kusurlarını değerlendirerek genel boşanma nedenine dayalı olarak boşanma kararı verecektir.

Özetle, sadece aldatma nedeniyle açılan boşanma davasında aldatma (zina) ispatlanmadığı takdirde dava mahkeme tarafından reddedilir. Ancak, hem aldatma hem de genel boşanma sebepleriyle açılan boşanma davasında aldatma ispatlanamadığı takdirde genel boşanma sebepleri de dikkate alınacağından, davanın hem aldatma özel nedenine hem de genel boşanma sebeplerine (şiddetli geçimsizlik, aile yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi vb.) dayalı olarak açılması boşanma kararı elde edilmesini kolaylaştıracaktır.

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davasında Gizlilik Kararı

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davasında gizlilik; tarafların kişilik haklarının korunması veya davanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için önemli bir aile hukuku kurumudur. Mahkeme, kendiliğinden veya tarafların talebi üzerine duruşmaların gizli yapılmasına karar verebilir (MK m.184/6).

Aile mahkemesinin gizlilik kararı, sadece duruşmaları kapsar. Duruşmaların gizli yapılması dışında dosyanın taraflarca incelenmesi veya suret alınması gizlilik kararı ile engellenemez. Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davasının ne kadar süreceği her olayın özelliklerine göre farklılık arz edeceğinden, dava dilekçesinde tüm dava süresince görülecek duruşmalar için gizlilik kararı talep edilmesi yargılama sürecinin meydana getireceği olumsuzlukları gidermeye yardımcı olacaktır.

Boşanma Davasında Aldatmanın İspatlanması ve Deliller

Eşler aldatma olgusunu her somut olayın özelliklerine göre çeşitli delil araçlarıyla ispatlayabilir. Aldatmanın ispatı için her türlü delilden faydalanılabilir. Bu delil araçları şunlardır:

  • Tanık beyanları,
  • Telefon görüşme kayıtları veya içerikleri, mesajlar, whatssap içerikleri vb.
  • Aldatma olgusunu ispatlamak amacıyla bir kereye mahsus yapılmış ses kaydı,
  • Sosyal medya içerikleri (instagram, facebook, twitter vb.),
  • Uçak veya otel kayıtları, güvenlik kamerası görüntüleri,
  • Fotoğraflar, video kayıtları vb. her türlü delil,
  • Banka kayıtları, kredi kartı ekstresi vb.

Yargıtay, boşanma davasında aldatmanın nasıl ispatlanacağı aldatma olgusuyla ilgili delillerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini çeşitli kararlarında ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuştur. Yargıtay uygulamasına göre zina (aldatma) olgusunun ispatı açısından bazı ilkeler kabul edilmiştir. Buna göre;

  • Kadın veya erkeğin yalnızken ortak konuta karşı cinsten birini alması zinanın varlığına delalet eder. Bu halde, zina ispatlanmış kabul edilir.

  • Eşlerden birinin karşı cinsten biriyle düzenli bir şekilde gece-gündüz telefonda görüşmesi zinanın varlığına işaret eder.

  • Eşlerden biri evlilik dışı ilişkiye girdiği başka bir kişiden çocuk sahibi olduğu takdirde zina (aldatma) olgusu ispatlanmış olur.

Mahkeme, aldatma nedeniyle boşanma davasında her türlü delili serbestçe takdir eder. Aile mahkemesi, kesin delillerle bağlı değildir. Mahkeme hakimi, aldatmaya temel teşkil eden olayların doğruluğu konusunda tarafların yemin etmesini isteyemez. Tüm deliller toplandıktan sonra zina fiilinin gerçekleşip gerçeklemediğine karar verir.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Tazminat Davası Kimlere Karşı Açılabilir?

Aldatma fiili, bir eşin diğer eşe karşı işlemiş olduğu bir haksız fiildir. Bu nedenle, aldatılan eş, kusurlu olan diğer eşten zina nedeniyle açılan tazminat talep edebilir (MK m.174).

Aldatma (zina) fiili nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan eş; hem kendi eşinden hem de eşiyle birlikte olan üçüncü kişiden manevi tazminat talep edebilir. Ancak, talep edebileceği toplam manevi tazminat tutarı kendisine karşı aldatma fiilini gerçekleştiren kişilerden müştereken ve müteselsilen tahsil edilebilir. Örneğin; Ayşe, eşi Mehmet tarafından üçüncü kişi Fatma ile birlikte olmak suretiyle aldatılmıştır. Bu durumda Ayşe, lehine hükmedilen toplam 50.000 TL manevi tazminatı ister eşi Mehmet’ten ister üçüncü kişi Fatma’dan, isterse her ikisinden belirli oranlarda tahsil edebilir. Ancak, tahsil edeceği miktar toplam tazminatı aşamaz.

Uygulamada, eşlerin zina nedeniyle boşanma davasında manevi tazminat aldıktan sonra ayrıca üçüncü kişiye de dava açtıkları görülmektedir. Ancak, boşanma davasında manevi tazminat tahsil edildikten sonra üçüncü kişiden aldatma nedeniyle ayrıca manevi tazminat tahsil edilmesi hukuken mümkün değildir. Çünkü, hukuken aldatma eylemi iki kişi tarafından müştereken işlenen bir haksız fiil olarak kabul edilmektedir.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davasında Mal Paylaşımı

Aldatma nedeniyle boşanma kararı verilmesi halinde, mal paylaşımında eşlerin katılma alacağı zina olgusu dikkate alınarak belirlenir. Zina (aldatma) nedeniyle boşanma halinde mahkeme, kusurlu eşin katılma alacağının, yani artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya bu hakkın ortadan kaldırılmasına karar verebilir (MK m. 236/2). Yani, bu eşler açısından bazı durumlarda (katılma alacağının olduğu durumlarda) mal paylaşımının yarı yarıya yapılması şart değildir. Medeni Kanun’un bu hükümlerinin uygulanabilmesi için boşanma kararının mutlaka zina nedenine dayanması gerekir.

Zina (aldatma) nedeniyle verilen boşanma kararının, aldatan eşin katılma alacağının azaltılması veya bu hakkın ortadan kaldırılması sonucu doğurması, sadece edinilmiş mallara katılma rejiminde mümkündür (MK m. 218-241). Diğer mal rejimlerinde, örneğin mal ayrılığı rejiminde zina veya hayata kast katkı payı alacağı üzerinde hiçbir hüküm doğurmaz.

Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davası Yargıtay Kararları


Boşanma Davasında Zina (Aldatma) Nasıl İspatlanır?

Mahkemece davalı-davacı kadının zina (aldatma) fiilinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı-davalı erkeğin zina (TMK.md.161) hukuksal sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmiş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı-davacı kadının, 05.12.2010 günü ortak konuta bir erkeği aldığı, aynı gece saat 22.00’de evde bu kişiyle birlikte yakalandığı, bu şahsın tuvalette gizlenmiş halde bulunduğu, bu olay öncesinde de bu şahısla muhtelif tarihlerde çok sayıda görüşmesinin olduğu, bu kişinin 05.12.2010 tarihli kolluk ifadesinde, davalı-davacı kadın ile evlenmeyi düşündüğünü, daha öncede evine bir kez gittiğini, seviştiklerini ancak cinsel ilişkiye girmediklerini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Kadının, yalnızken geceleyin bir başka erkeği ortak konuta alması, zinanın varlığına delalet eder. Bu bakımdan zina kanıtlanmıştır. Tarafların zina – aldatma- (TMK m. 161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davacı-davalı erkeğin zina (TMK. md. 161) hukuksal sebebine dayalı boşanma davasının reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD - Karar : 2015/20095).

Aldatma veya Hayata Kast Sebebleri Dışında Eşlerin Katılma Alacağı Azaltılamaz

Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar, araç ve banka hesabında bulunan birikimler nedeniyle 55.000,00 TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, taşınmazları ve aracı kendi kazancı ile aldığını, borcunun devam ettiği, davacının talep etme hakkı bulunmadığı ve TMK’nun 236/2 maddesi gereğinde davacının katılma alamayacağı gerekçesiyle açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, boşanma davasının davacının ağır kusuru nedeniyle sonuçlandığı gerekçesiyle, TMK’nun 236/2. maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. TMK’nun m. 236/2, “Zina (aldatma) veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Somut olaya gelince; eşler, 02.11.2002 tarihinde evlenmiş, 13.09.2011 tarihinde açılan boşanma davasında TMK’nun 166/1-2 maddesinde düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” ve TMK’nun 163.maddesinde düzenlenen “haysiyetsiz hayat sürme” sebeplerinin gerçekleştiğinden bahisle verilen davanın kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. TMK’nun 236/2. maddesindeki düzenlenen eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına ilişkin hüküm edinilmiş mallara katılma rejimine özgü artık değere katılma alacağına ilişkin olduğu gibi; bu maddenin uygulanabilmesi için evliliği sona erdiren boşanma kararının “zina – aldatma (TMK m. 161)” veya “hayata kast (TMK 162)” sebebine dayalı olarak verilmiş olması gerekir.

Kesinleşen taraflara ilişkin boşanma kararının ne “zina” ne de “hayata kast” sebebine dayalı olmadığı, TMK’nun 166/1-2 ve 163. maddelelerine göre karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle mahkemenin davayı ret gerekçesi yerinde değildir.

Mahkemece, davanın esasına girilerek taraflarca gösterilen deliller toplanıp gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Karar : 2015/21007).

Zina (Aldatma) Fiili ile Eşe Karşı Şiddet Failinin Kusura Etkisi

Davacı-karşı davalı kadının zina (aldatma) eylemine karşılık, davalı-karşı davacı erkeğin de eşine sürekli şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda, tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir.

Eşit kusurlu eş lehine tazminata hükmedilemez.

Hal böyle iken davacı-karşı davalı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur tespitine bağlı olarak davalı-karşı davacı erkek yararına maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2.HD - Karar : 2017/4021).

Aldatma Sebebiyle Açılmayan Boşanma Davasında Zinanın İspatlanması Halinde Ne Olur?

Davacı-karşı davalı erkek, davalı-karşı davacı kadın aleyhine evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1-2) hukuki sebebine dayalı boşanma davası açmış, Davalı-karşı davacı kadında davacı-karşı davalı erkek aleyhine evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1-2) hukuki sebebine dayalı karşı boşanma davası açmıştır.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda kadının davasının reddine, davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının kabulü ile tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen zina hukuksal sebebine dayalı olarak boşanmalarına karar verilmiştir.

Davacı-karşı davalı erkeğin zina (aldatma) hukuki sebebine dayalı davası olmadığı gibi bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah da bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacı-karşı davalının davası evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1-2) hukuki sebebine dayalı olduğuna göre, delillerin bu çerçevede değerlendirilerek, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi gereğince kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir (HMK m.26). (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2017/3791).

Aldatma Fiilinin Affedilmesinden Sonra Boşanma Davası Açılması

Davacı kadın evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166) ve zina (aldatma) (TMK m.161) hukuksal sebeplerine dayalı olarak boşanma talep etmiş, mahkemece tarafların zina sebebiyle boşanmalarına karar verilmiş ise de; tarafların barıştıkları 2013 yılı Ağustos ayından davanın açıldığı 16/02/2015 tarihine kadar davalı erkeğin aldatma fiilini gerçekleştirdiği toplanan delillerle kanıtlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2017/2771).

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davasında Hüküm Fıkrasında Çelişki

Davacı-karşı davalı erkek; zina –aldatma- (TMK m.161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) hukuki sebeplerine dayalı olarak boşanma talep etmiştir.

Mahkemece, kısa kararda erkeğin davasının münhasıran zina sebebi ile kabul edildiği belirtildiği halde, gerekçeli kararın hüküm kısmı ile hükmün gerekçesinde ise, “tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı” kabul olunarak boşanmalarına karar verilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşında, gerekçe ve gerekçeli kararın hüküm kısmı ile tefhim edilen kısa karar arasında çelişki oluşturulmuştur (HMK m. 297). Gerekçe ve hüküm ile kısa karar arasında oluşan çelişki tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2017/2690).

Aldatma (Zina) Özel Bir Boşanma Nedenidir

Davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Davacı-karşı davalı erkek “aynı” boşanma davasında birden çok hukuki sebebe dayanarak öncelikle Türk Medeni Kanunu m.161 (zina nedenli) olmadığı takdirde, Türk Medeni Kanunu m.162 (hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış), Türk Medeni Kanunu m.163’de (haysiyetsiz hayat sürme) gösterilen hukuki sebeplerle boşanma isteminde bulunmuştur. Davacı-karşı davalı erkeğin genel boşanma sebebine (TMK m.166/1) dayalı bir talebi bulunmamaktadır. Münhasıran özel boşanma sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasında genel boşanma sebebine (TMK m.166/1) dayalı olarak karar verilmesi mümkün değildir. Zira, hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır (HMK m.26/1). Mahkemece deliller (bu nedene dayalı boşanma talebi bulunmadığı halde) Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiş, Türk Medeni Kanununun 161. maddede yer alan sebep yönünden bir değerlendirme yapılmamıştır. Erkeğin boşanma davası öncelikle zina (aldatma) nedenine dayalı olduğundan toplanan delillerin özel boşanma sebebi olan zina çerçevesinde değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, bu hususun nazara alınmaması doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2017/2179).

Özel veya Genel Boşanma Sebebi Olarak Zina (Aldatma) Nedeniyle Karşılıklı Boşanma Davası

Davacı-karşı davalı kadın, zina (aldatma) (TMK m.161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki sebeplerine dayanarak boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Davacı-karşı davalı, davalı-karşı davacının zinası nedeniyle hem özel hem de genel sebebe dayanarak boşanma talep edebilir. Mahkemece evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı dava kabul edilmiş, zina (aldatma) sebebine dayalı boşanma davası konusunda ise bir karar verilmemiştir. Zina (aldatma) hukuki sebebine dayalı taleple ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/15885).

Davacı-davalı kadın tarafından açılan dava Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde düzenlenen zina hukuksal sebebine dayalıdır. Türk Medeni Kanununun 166. maddesi uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı bir davası bulunmamaktadır. Münhasıran özel boşanma sebebine dayalı olarak açılan bir boşanma davasında genel boşanma sebebine (TMK m. 166/1) dayalı olarak karar verilmesi mümkün değildir. Zira hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır ( HMK m. 26/1). Ondan fazlasına veya başka birşeye karar veremez. Ne var ki erkeğin davası hakkında verilen boşanma kararı temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olmakla kadının boşanma davası konusuz hale gelmiştir. O halde, kadının boşanma davasının konusuz kalması sebebiyle esası hakkında “bir karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi, yargılama giderleri ile bunun kapsamına dahil olan (HMK m. 323/1-ğ) vekalet ücreti hakkında davanının açıldığı tarihteki haklılık durumu nazara alınarak hüküm tesis edilmek üzere (HMK m. 331/1) hükmün bozulması gerekmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/13549).

Evli Erkekle Birlikte Olan Üçüncü Kişiye Tazminat Davası Açılması

Davacı kadın, evlilik birliği devam ederken davalı kadının kendi eşiyle cinsel birliktelik yaşaması nedeniyle manevi tazminat davası açmıştır. Dosya kapsamından, davacı ile dava dışı eşinin Kastamonu 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi’nin 2012/64 Esas, 2012/261 sayılı kararı ile zina (aldatma) nedeniyle boşanmalarına, eşin davacıyı aldatması nedeni ile 50.000,00 TL manevi tazminat ödemesine karar verildiği anlaşılmıştır.

Mevcut davada davalı olan kadının, davacının resmi nikahlı eşi ile evli olduğu süre içinde duygusal ve cinsel birliktelik kurduğu, eşin davacıya karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalının da eşin eylemine bilerek iştirak ederek davacının zarar görmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.

BK’nın 50 ve 51. maddelerinde haksız eylemin ve bunun sonucunda doğan zararın birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi durumunda zarar görenin dilediği takdirde eyleme katılanların birisinden, birkaçından veyahut tamamından zincirleme olarak sorumlu tutulmalarını isteme hakkına sahip bulunduğu düzenleme altına alınmıştır. Aynı hüküm 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesinde de tekrar edilmiştir.

Davacının eşi, davacıdan boşanmalarına karar verilen mahkeme ilamı ile sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeni ile 50.000,00 TL manevi tazminat ödemeye mahkum edilmiştir. Şu durumda, davalı ile dava dışı eşin birlikte neden oldukları zarar sebebiyle davacı yararına 50.000,00 TL manevi tazminat ödetilmesine karar verilmiş bulunmasına göre, konusu ve hukuki sebebi aynı olan eldeki davada hüküm altına alınan tazminat tutarının boşanma davasında hüküm altına alınan tazminat ile “tahsilde tekerrür olmamak üzere ödetilmesi” gerekirken bu hususun gözetilmemiş olması doğru değil ise de anılan yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/son maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir (Yargıtay 4. HD - Karar : 2015/1097).

Aldatma Sebebiyle Üçüncü Kişiye Manevi Tazminat Davası Açılması

Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden; davacı ve eşi arasında karşılıklı olarak boşanma davaları açıldığı, davacı tarafından eşi aleyhine açılan boşanma davasının 22/01/2013 tarihinde feragat nedeniyle reddedildiği ve evlilik birliğinin halen devam ettiği, davalının dava dışı M.K. ile 2012 yılının ikinci yarısında görüşmeye başladıklarında evli olduğunu bilmediğini, daha sonra davacı ile aralarında boşanma davasının devam ettiğini öğrendiğini beyan ettiği, dinlenen tanıkların beyanları ve ayrıca davacı tarafından dosyaya ibraz edilen CD’nin çözümlemesinde, davalı ile dava dışı M.K. arasında samimi konuşmaların geçtiği göz önüne alındığında; davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek ilişki yaşadığı anlaşılmaktadır.

Şu halde, davacının eşinin davacıya karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, davalının da eşin eylemine bilerek iştirak ederek davacının zarar görmesine neden oldukları anlaşıldığına göre davacı yararına uygun bir tutarda bir manevi tazminat ödetilmesi yerine, istemin tümden reddi doğru bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar : 2015/739).

Zina (Aldatma) Sebebiyle Boşanma Davası Açma Süresi Nasıl Belirlenir?

Davalı-davacı kadın, kocanın başka kadınla yaşadığı iddiası ile zina (aldatma) sebebine dayalı boşanma davası açmış, (TMK.md.161) mahkemece, davanın 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçe gösterilerek istek reddedilmiştir. Mahkemece, davalı-davacı kadının en geç 01.03.2011 tarihli karşı dava dilekçesi tarihi itibariyle zina olgusunun öğrenilmiş olduğu, buna göre de, 30.01.2012 tarihli zina sebebine dayalı birleşen boşanma davasının 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı kabul edilmiş olmasına rağmen; davalı-davacı kadının tanıkları kocanın başka kadınla yaşamaya devam ettiğini beyan ettikleri gibi, davalı-davacı (kadın), kocanın birlikte yaşadığı H. adlı kadından 10.07.2012 tarihinde S. D. isimli bir çocuğun doğduğuna ve kocanın tanıması nedeniyle 17.04.2013 tarihinde nüfusa tescil edildiğine dair nüfus kayıtlarını sunmuştur. Davalı-davacı (kadın)’ın tanıklarının beyanı ve kocanın evlilik dışı doğan çocuğun doğum tarihi nazara alındığında, kocanın zina eylemini sürdürdüğü, çocuğun doğum tarihine göre H. isimli kadınla yaşadığı, kadının zina (aldatma) sebebine dayalı boşanma davasının süresinde olduğu, bu nedenle bu davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine hükmedilmesi doğru olmamıştır (Yargıtay 2. HD - Karar : 2014/25672).

Davacı kadın; kocasının başka kadınlarla birlikte yaşadığı, bu kadınlardan çocuklarının olduğu, şiddet ve hakarete uğradığını ileri sürerek zina (TMK.md.161), pek fena muamele (TMK.md.162) ve geçimsizlik (TMK.md.166) nedenlerine dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş mahkemece Türk Medeni Kanunun 166/1-2 maddeleri gereğince boşanmaya, hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle diğer boşanma nedenleri yönünden ret kararı verilmiştir.

Zina (TMK.md. 161) sebebine dayanan boşanma davalarında yasada öngörülen hak düşürücü süre, süre gelen eylemlerde, son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. Davalının davacıdan başka iki ayrı kadınla karı-koca gibi birlikte yaşamasının devamlılık arz ettiği tanıklarca ifade edildiğine göre, zina nedenine dayanan boşanma nedeni için öngörülen altı aylık sürenin son eylem tarihinden başlayacağı, buna göre davanın süresinde açıldığı gözetilmeden olayın tek eylem gibi değerlendirilerek, şartları oluşmuş olmasına rağmen zina nedenine dayanan boşanma talepleri yönünden davanın reddedilmesi doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2014/1553).

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Aldatma (Zina) ve Sonuçları

Mahkemece; davacının ikinci hamileliğinde eşinin haberi olmadan kürtaj olduğu, davalı erkeğin ise davanın devamında sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu oldukları kabul edilerek davacı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m.174/1-2) taleplerinin reddine karar verilmiş ise de;

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; Davalı erkeğin alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullandığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve eşine sinkaflı küfürler ettiği anlaşılmaktadır. Davalı kadına kusur olarak yüklenen fiil davalı erkek tarafından öğrenildikten sonra evlilik birliğinin iki yılı aşkın bir süre daha devam ettiği anlaşıldığından, davalının bu fiili affettiği en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekir. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.

Ayrıca her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirileceğine göre, davalı erkeğin dava tarihinden sonra gerçekleşen fiilleri sebebiyle kendisine sadakat yükümlülüğünü ihlal vakıası kusur olarak yüklenemez (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar:2016/12575).

Boşanma Kararı Kesinleşmeden Aldatma Tazminat Gerektirir

Mahkemece boşanma kararı verildiğini bilen davalının, sosyal-kültürel durumu da gözetilerek kararın kesinleşmesini beklemesi gerektiği bilincinde olmaksızın KENDİSİNE YENİ BİR HAYAT KURMAYA ÇALIŞMASININ sadakatsizlik olarak DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ sonuç ve vicdani kanaati ile tarafların ve toplumun evlilik birliğinden beklediği herhangi bir menfaatin kalmadığı anlaşıldığından davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına kararı verilmiş ise de; toplanan delillerden, davalı erkeğin feragat tarihinden sonra BAŞKA BİR KADINLA YAŞAMAYA BAŞLADIĞI VE SADAKATSİZ OLDUĞU anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur. Gerçekleşen kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı niteliğini taşımaktadır. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2 maddesi gereği maddi ve manevi tazminat koşulları oluşmuştur. (Yargıtay 2. Hukuk Daireei - Karar:2017/6785).

Aldatma (zina) nedeniyle boşanma davası; eşlerin ve çocukların birlikte yıprandığı önemli bir boşanma davası türü olduğundan iddia ve savunmanın bir boşanma avukatı tarafından yapılması yararlı olacaktır.


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!