0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Boşanmada Mal Paylaşımı Nedir?

Boşanmada mal paylaşımı, evlilik birliğinin mahkeme kararı ile sona ermesinden sonra, kural olarak evlilik içinde edinilmiş malların eşit bir şekilde paylaşılması esasına dayanır. Mal paylaşımı davası, boşanma davası ile birlikte açılamaz. Mal paylaşımı davasının boşanma davası ile aynı anda, fakat ayrı bir dava şeklinde açılması halinde; mahkeme, boşanma davasının kesinleşmesini, mal paylaşımı davası için bekletici mesele yapar. Yani, önce boşanma davası yargılaması yapılır, boşanma kararı kesinleştikten sonra mal paylaşımı davası görülmeye başlanır.

Mevcut Medeni Kanun’unun yürürlük tarihi 01.01.2002’dir. Mal paylaşımı konusunda 01.01.2002 tarihinden önceki dönemin tabi olduğu hukuki kurallar ile bu tarihten sonraki dönemin tabi olduğu hukuki kurallar tamamen farklıdır.

  • Birinci Dönem: 01.01.2002 tarihinden önce satın alınan mallar kimin üzerine kayıtlıysa mal ona ait sayılır. Çünkü 01.01.2002 tarihinden önce yürürlükte olan Medeni Kanun, eşler arasında yasal olarak Mal Ayrılığı Rejiminin geçerli olduğunu kabul etmekteydi.

  • İkinci Dönem (Şimdiki Dönem): 01.01.2002 tarihinden sonra yürürlüğe giren mevcut Medeni Kanun ise malların yarı yarıya paylaşımı esasına dayanan Edinilmiş Mallara Katılma Rejimini yasal mal rejimi olarak kabul etmiştir. Yani, eşlerin evlilik içerisinde elde ettiği mallar kural olarak (istisnalara aşağıda değineceğiz) yarı yarıya paylaşılacaktır.

Her iki dönem açısından da temel kural şöyledir: Evlenmeden önce alınan mallar kimin üzerine kayıtlıysa onun kişisel malı sayılır ve boşanmada mal paylaşımı hesabına dahil edilmez.

Özellikle belirtmek gerekir ki, boşanmada mal paylaşımı davası açılırken mutlaka belirsiz alacak davası olarak açılmalıdır.

Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Boşanma kararı kesinleştikten sonra boşanan taraflar arasında mal paylaşımı davası görülür. Taraflar mal paylaşımı davası ile üç talepte bulunabilir:

Boşanmada mal paylaşımı, tarafların evlilik birliği içinde edindiği malların paylaşıması esasına dayanır. Bu nedenle evlilikten önce elde edilen mallar hiçbir surette mal paylaşımına dahil edilemez. Evlilik birliği içinde edinilen malların paylaşımında kural, malların yarı yarıya paylaşımı ise de bu kuralın paylaşım oranını değiştiren bazı uygulama esasları vardır. Boşanma sırasında mallar paylaşılırken anahatlarıyla şöyle bir prosedür işlemeye başlar:

  • Boşanmada mal paylaşımı yapılırken öncelikle her eş kendi kişisel mallarını geri alır, yani bu mallar paylaşıma dahil edilmez. Kişisel mal sayılan bu mallar şunlardır:

    • Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

    • Eşlerin üçüncü kişilerden olan manevi tazminat alacakları,

    • Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına hasredilebilecek eşyalar,

    • Yukarıdaki kişisel mallar yerine geçen değerler (Satış, takas vs. yoluyla kişisel mallar yerine geçen para veya diğer değerler).

  • Her eş kendi kişisel mallarını aldıktan sonra evlilik içerisinde elde edilen “edinilmiş mallar” yarı yarıya paylaşılır. Evlilik içerisinde elde edilen “edinilmiş mallar” kanunda şu şekilde tarif edilmiştir:

    • Çalışmasının karşılığı olan edimler,

    • Yukarıda saydığımız kişisel malların gelirleri (malın kendisi değil, geliri hesaba katılır mesela kişisel malın kira geliri),

    • SGK veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,

    • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen maddi tazminatlar (örneğin çalışan eşin iş kazası geçirmesi nedeniyle elde ettiği maddi tazminat),

    • Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Eşler, nelerin kişisel mal sayılacağını evlilik içerisinde sözleşme yaparak kararlaştırabilirler. Eşler, mal rejimi sözleşmesi yaparak bir eşin mesleğini icra ederken kazandığı malvarlığı değerlerini veya bir işletmenin faaliyetinden elde edilen malvarlığı değerleri “kişisel mal” sayılarak boşanma sırasında paylaşım dışında tutulabilir.

Eşlerden biri herhangi bir malın kişisel mal olduğu iddiasında ise bu iddiasını ispat etmek mecburiyetindedir. Çünkü evlilik içerisinde elde edilen malların kural olarak kişisel mal değil, edinilmiş mal olduğu kabul edilir. Eşlerden biri evlilik içerisinde elde edilen malın kişisel mal olduğunu ispat edemezse, o mal edinilmiş mal olarak paylaşıma dahil edilir.

  • Bazen kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında bir denkleştirme hesabı yapılması gerekebilir. Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir (MK m.230). Örneğin, evlilikten önce ev alan bir eş, bu evin satış parası ve evlilik içinde kazandığı bir miktar parasını bir araya getirerek yeni bir ev satın alırsa; evlilikten önce satın alınan ev kişisel mal olarak kabul edildiğinden, somut olayda kişisel maldan edinilmiş mala bir geçiş olmuştur. Denkleştirme yapılarak bu geçişin hak kaybına yol açması engellenir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Açma Süresi (Zamanaşımı)

Boşanmada mal paylaşımı davası, belli bir zamanaşımı süresi geçmeden açılmalıdır. Mal paylaşımı davası, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde açılmalıdır (Yargıtay HGK - 2013/520 k). Kanunun belirlediği 10 yıllık süre geçtiği takdirde, mal paylaşımı talebinde bulunmak mümkün değildir.

Uygulamada boşanma davası sonuçlanmadığı halde ayrı bir dava ile mal paylaşımı talep edilmektedir. Bu halde, mal paylaşımı davasına bakan mahkeme boşanma davasının kesinleşmesini beklemekte ve zamanaşımı sorunu bu şekilde daha kolay bertaraf edilmektedir.

Yurtdışında boşananlar açısından mal paylaşımı davasının zamanaşımı süresi, ilgili ülkenin kanunlarına göre boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Boşanmada mal paylaşımı davasının nerede ve nasıl açılacağı; yani yetkili ve görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ve MK m.214 ile belirlenmiştir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Görevli Mahkeme: Boşanma halinde eşler arasında görülecek mal paylaşımı davasına bakmaya, 4787 sayılı kanun ile kurulan Aile Mahkemesi görevlidir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Yetkili Mahkeme: Mal paylaşımı davasının görüleceği yetkili mahkeme, yani davanın Türkiye’deki hangi il veya ilçede açılacağı ise şu şekilde belirlenir (MK md.214):

  • Eşlerden birinin ölümü nedeniyle mal rejimi sona ermiş ise, ölenin son ikametgahı mahkemesi boşanmada mal paylaşımı davasına bakmakla yetkilidir.

  • Evlilik mahkemenin boşanma kararı ile sona ermişse veya devam eden bir boşanma davası varsa, boşanma davasına bakmaya yetkili olan mahkeme mal rejiminin tasfiyesini, yani boşanma halinde mal paylaşımını yapmakla da yetkilidir.

  • Yukarıdaki iki durum haricindeki diğer tüm hallerde davalı eşin ikametgahı aile mahkemesi boşanmada mal paylaşımı davasına bakmaya yetkilidir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı, tarafların özgür iradesi ve arzusunu göre yapılabilir. Eşler, anlaşmalı boşanma protokolüyle isterse malları yine yarı yarıya paylaşabilir veya başka bir paylaşım oranı da belirleyebilir. Eşlerden biri anlaşmalı boşanma protokolüyle mal paylaşımına dair tüm haklarından feragat de edebilir.

Anlaşmalı boşanma protokolü ile mal paylaşımı davası açmaktan feragat edilecekse, feragat beyanı protokole açıkça yazılmalıdır. Protokole şu şekilde bir ibare yazılmalıdır: “….taraflar edenilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağı talep haklarından feragat ederler…”

Anlaşmalı boşanma protokolünde; “…nafaka, maddi ve manevi tazminat aldım, başka hiçbir talebim yoktur…” , “…tüm haklarımı aldım, başka mal istemiyorum..” , “ev eşyalarımı aldım, başka hiçbir mal istemiyorum” şeklindeki ibareler boşanmada mal paylaşımı talep hakkından feragat edildiği anlamına gelmez. Bu şekildeki tüm ibareler boşanma davasının eki niteliğindeki maddi ve manevi tazminat, nafaka, ev eşyalarının paylaşımı vb. gibi haklardan feragat edildiği anlamına gelir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların mal paylaşımını yaptıklarına dair açık herhangi bir ibare yoksa, taraflar anlaşmalı boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren başlayan 10 yıllık dava zamanaşımı süresi içinde boşanmada mal paylaşımı davası açabilirler.

Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Zina (aldatma) nedeniyle boşanma davası, özel bir boşanma sebebi olarak Medeni Kanun m.161’de düzenlenmiştir. Aile mahkemesi, zina (aldatma) nedenine dayalı olarak evlilik birliğinin sona ermesine karar verdiği takdirde mal paylaşımı şu şekilde yapılır:

  • Zina nedeniyle boşanma kararı verilmesinde kusurlu olan eşin katılma alacağı tamamen ortadan kaldırılabilir veya hakkaniyete uygun oranda azaltılabilir. Yani, aldatan eşin diğer eşin edinilen malları üzerindeki alacak hakkı tümüyle sona erdirelebilir veya azaltılabilir.

  • Eşlerin katkı payı alacağı, zina nedeniyle ortadan kaldırılamaz. Yani, eşlerden biri aldatsa dahi, diğer eşin malvarlığına yaptığı katkıyı boşanmada mal paylaşımı sırasında talep edebilir. Örneğin, bir evin tapuda diğer eş üzerine satın alınmasına 50.000 TL vererek katkı sunan eş, zina yapsa bile sunduğu katkının güncel değerini talep edebilir.

Boşanmada Mal Paylaşımına Dair Bazı Güncel Sorunlar

Eşlerden Birinin Ölümü Halinde Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Eşlerden birinin ölümü halinde, eşin ölüm tarihi edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye tarihi olarak belirlenir. Sağ kalan eş, ölüm tarihine kadar evlilik içinde edinilen malların yarısı üzerinde katılma alacağı hakkına sahiptir. Sağ kalan eş, ölenin terekesinden hem mirasçı olması nedeniyle hem de edinilen mallara katılma rejimi nedeniyle alacaklı konumundadır. Ölen eşin terekesinden öncelikle sağ kalan eşin katılma alacağı hakkı ödenmeli, daha sonra sağ kalan eşin de dahil olduğu mirasçılar arasında miras paylaşılmalıdır.

İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, sağ eş tarafından, diğer mirasçılara karşı açılan artık değere katılma alacak isteğine ilişkindir. Mal rejiminin tasfiyesi sonucunda belirlenecek katılma alacağı terekeye ait borç olup, mirasçıların miras paylaşımından önce ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Terekeye ait borç ödendikten sonra kalan miktar, mirasçılar arasında miras payları oranında paylaşılır. Tereke borçlarından bu sıfatını kaybetmemiş tüm mirasçılar, kişisel olarak ( 4721 s.lı 599/2 m ) ve müteselsilen ( 641 m ) sorumludurlar. Mirasçılık sıfatına sahip olduğundan ( 499 ) alacaklı ve borçlu sıfatı davacı sağ eş de birleşmiştir. Tüm bu açıklamalar nedeniyle, davacı mirasçı sağ eşin mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle talep ettiği ve terekeye ait borç sayılan alacak miktarından, davanın mirasçılar arasında görülmesi nedeniyle, davacı da dahil bütün mirasçılar miras payları oranında sorumludurlar (Y8HD-K. 2017/11614)

Evlenmeden Önce Krediyle Alınan Mallar Nasıl Paylaşılır?

Boşanmada mal paylaşımı, kural olarak evlilik içinde edinilen malların paylaşılması esasına dayanır. Evlenmeden önce satın alınan mallar, satın alan eşin kişisel malı olarak kabul edildiğinden mal paylaşımına dahil edilmez.

Evlenmeden önce satın alınan, ancak kredisi evlilik içinde ödenen ev, araba, arsa vb. gibi mallar belli bir hesaplama tekniği ile boşanmada mal paylaşımına dahil edilir. Evlenmeden önce satın alınan, ancak kredisi evlilik içinde ödenen mallar boşanma halinde mal paylaşımına şu şekilde dahil edilir:

  • Evlilik içinde ödenen her türlü kredi ile borcu ödenen her türlü malın “krediyle ödenen kısımı” edinilmiş mal kabul edilir. Bu nedenle, diğer eş evlilik içinde ödenen kredi miktarı üzerinden hak iddia edebilir. Evlilik içinde ödenen kredinin hangi eş tarafından ödendiğinin hiçbir önemi yoktur.

  • Evlilik içinde ödenen kredi bedelinin ev veya arabanın satın alındığı alış fiyatına oranının ne olduğu hesaplanır.

  • Ev veya arabanın boşanma tarihindeki güncel piayasa değeri bilirkişi raporu ile tespit edilir. Daha önce hesaplanan oran (ödenen kredinin evin alım tarihindeki değerine oranı) gayrimenkulün güncel değerine de oranlanarak eşin katılma alacağı hesaplanır.

Örnek vermek gerekirse; 100.000 TL’ye satın alınan bir evin 40.000 TL’lik kredisinin evlilik içinde ödendiğini düşünelim. Evlilik içinde ödenen kredinin evin alım değerine oranı %40’dır. Boşanma sırasında evin güncel piyasa değerinin 200.000 TL olduğunu kabul edersek; evin güncel piyasa değerinin %40’ı 80.000 TL olacaktır. Yani, boşanmada mal paylaşımının konusu olacak değer 80.000 TL olacaktır. Eşler, ednilmiş malları yarı yarıya paylaşacağından diğer eş kredisi evlilik içinde ödenen ev nedeniyle 40.000 TL talep edebilecektir.

Boşanma Davası Açılmadan Önce Satılan Mallar Paylaşıma Dahil midir?

Eşler, evlilik süresi boyunca malları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunabilirler. Ancak, “boşanma davasının açıldığı tarihe kadar edinilmiş olan” ve elden çıkarılan tüm mallar, boşanmada mal paylaşımına dahil edilir. Boşanma davasının açıldığı tarih, eşler arasındaki mal rejiminin de tasfiye edileceği tarihtir. Yani, boşanma davasının açıldığı tarihe kadar edinilen tüm malvarlığı değerleri (nakit para, ev, araba, arsa vs.) mal paylaşımına dahil edilir. Boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin edindiği mallar ise mal paylaşımına dahil edilmezler.

Uygulamada eşlerin boşanma davası açılmadan önce üzerlerine kayıtlı ev, arsa, otomobil vb. malları üçüncü kişilere devrederek paylaşım dışı tutmaya çalıştıkları görülmektedir. Amcak, boşanma davası açılmadan önce satılan mallar da boşanmada mal paylaşımı hesaplamalarına dahil edilir. Yani, mallar satılsa dahi mal paylaşımı yapılırken bu malların değeri bilirkişi raporu ile tespit edilerek diğer eşin alacak hakkı hesaplanır.

Hemen belirtelim ki, boşanmada mal paylaşımı davasında borçlu çıkan eşin malvarlığı diğer eşin alacak hakkını karşılamaya yetmezse, alacaklı eş, karşılıksız kazandırmalardan faydalanarak malı devralan üçüncü şahıslardan eksik kalan alacak miktarını isteyebilir (MK md.241).

Boşanma davası açıldıktan sonra mallar kendisine devredilen üçüncü kişi de belli koşullarda hukuki sorumluluk altına girer:

Davalı eski eşin, diğer davalı H’ye edinilmiş mal niteliğinde olan aracı devretmesi, TMK m. 229/2 uyarınca artık değere katılma alacağı hesabında eklenecek değer niteliğindedir. Aynı maddenin son fıkrasında (TMK m. 229/2-son) ise; bu gibi kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceği öngörülmüştür. Bu tasarruflardan kaynaklanan katılma alacağından öncelikle, davalı eski eş… sorumludur. Bu aşamada diğer davalı ile birlikte müteselsil sorumluluğu oluşmamıştır. Diğer yandan, bu gibi kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı dava açılabilmesinin koşulları da, TMK 241. maddesinde düzenlenmiştir. İşte, belirtilen bu ihbarın yapılmış olmasının yaratacağı hukuki sonuç; üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı Kanun’un 241. maddesine dayanılarak alacak davası açıldığında, 229. maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yeniden araştırma konusu yapılmamasıdır. Eşin talep hakkı, edinilmiş malın mülkiyetine yönelik bir ayni hak olmayıp, malın değeri üzerinden hesaplanan bir alacak hakkı niteliğinde olduğundan; karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve eşle birlikte üçüncü kişi davalı olarak gösterilse bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından üçüncü kişi sorumlu tutulmaz. Üçüncü kişi hakkında eşle birlikte dava açılması halinde; kararda TMK. 229. maddesindeki amaç ve doğrultuda üçüncü kişi lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespit edilmiş olması yeterlidir. İlk aşamada hüküm davalı eski eş yönünden karara bağlanacak ve davalı eski eş yanında davalı gösterilen üçüncü kişi yönünden bu dava aynı zamanda TMK.229/2-son maddesindeki ihbar işlevini de yerine getirmiş olacaktır. Bu sonuç, ancak hüküm altına alınan katılma alacağının tahsili aşamasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine eksik kalan ve kazanılan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabileceği; bir başka anlatımla, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacağına ilişkin TMK. 241. maddesi hükmüyle de uyumlu olacaktır (Y8HD-K.2017/2301).

Mal Paylaşımı için Evlilikten Önce Sözleşme Yapmak Gerekir mi?

Mevcut Medeni Kanuna göre yasal mal rejimi “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi” dir. Yani evlenirken hiçbir sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Deyim yerindeyse, eşler nikah defterine imza attıktan hemen sonra satın alınan tüm mallar, boşanma sırasında kural olarak yarı yarıya paylaşılacaktır. Malların yarı yarıya paylaşılması doğrudan kanundan kaynaklanan bir hak olduğundan ayrıca mal paylaşımı sözleşmesi yapmaya gerek yoktur.

Ancak, eşler malların yarı yarıya paylaşımı dışında bir oran belirlemek veya yasal mal rejimi dışında bir rejim belirlemek için evlilikten önce veya sonra sözleşme yapabilirler.

Şirket Hisseleri Nasıl Paylaşılır?

01.01.2002 tarihinden sonra edinilen şirket hisseleri, edinilmiş mallara katılma rejimi gereği mal paylaşımına dahil edilir. Şirket hisselerinin gerçek piyasa değeri belirlendikten sonra, belirlenen bu değer üzerinden diğer eşin katılma alacağı hesaplanır. Mal bölüşümü konusu yapılan şirket hissesinin, limited şirket, anonim şirket, komandit şirket vb. şirketlerden herhangi biri olmasının hiçbir önemi yoktur. 01.01.2002 tarihinden önce edinilen şirket hisseleri kişisel mal olarak kabul edildiğinden mal bölüşümüne dahil edilemez. Her halukarda şirket hisseleri nedeniyle 01.01.2002 tarihinden sonra elde edilen her türlü gelir veya kar üzerinde diğer eşin katılma alacağı mal bölüşümü yapılırken hesaba katılır. Örneğin, 1999 yılından anonim şirket hisseleri bulunan eşin, bu hisse nedeniyle 2002-2018 yılları arasında 100.000 TL kazanç elde ettiğini varsayalım. Şirket hisseleri, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önce satın alındığından eşler arasında mal bölüşümüne dahil edilemezler. Ancak, şirket hisseleri nrdeniyle elde edilen gelirin yarısı, yani somut örneğimizde 50.000 TL’nin diğer eşin katılma alacağı olarak kendisine verilmesi gerekir.

Eşler, 07.05.2000 tarihinde evlenmiş, 22.05.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TM’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı m. TKM 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202). Tasfiyeye konu … Limited Şirketi ise, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 08.06.1998 tarihinde kurulmuştur ve kişisel maldır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179). Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri, o eşin kişisel malıdır (4721 s.lı TMK’nun m. 220/2) Aksi mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmamışsa kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır (TMK’nun m. 219/4 ve 221/2). Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut edinilmiş mallar tasfiye edilir (4721 s.lı TMK’nun m. 235/1). Malvarlıkları, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, aşama vs.) göre değerlendirilir (TMK’nun m. 228/1). Bu malların, kural olarak tasfiye anındaki (TMK’nun m. 227/1 ve 235/1), sürüm (rayiç) değerleri (TMK’nun m. 232, 239/1) hesaba katılır. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Mahkemece, tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir. Kişisel mal niteliğindeki şirket üzerinde davacı eşin mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacak hakkı bulunmamaktadır. Ne var ki; aksi kararlaştırılmadığından şirket geliri edinilmiş mal olduğundan, mevcut ise tasfiye davasının konusu olabilir. Mahkemece yapılacak iş; öncelikle yukarıda açıklanan yasal düzenleme, ilke ve esaslar çerçevesinde, 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 22.05.2009 tarihine kadar, dava konusu şirketin kar edip etmediğinin, kar etmişse davalı eşe şirket kar payı (temettü=kazanç) ödenip ödenmediğinin, ödenmişse mevcut olup olmadığının ya da her hangi bir yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, kar payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılıp belirlenmesidir. Kar payı ödemesi yapılmış veya karın şirkete yatırım olarak kullanılması durumunda, bu miktarların mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla ulaştığı reel değer belirlenerek mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulmalıdır (Y8HD-K.2016/13500)

Evlilik İçinde Alınan Malları Boşanmada Mal Paylaşımı Dışında Tutmak İçin Ne Yapılmalı?

Eşler evlilik içinde edindikleri mallarını paylaşmak istemiyorlarsa buna uygun bir mal paylaşımı sözleşmesi yapabilirler. Eşler evlenirken veya evlendikten sonra diledikleri mal rejimini seçebilirler. Eşler, evlilik içinde edinilen malları paylaşmak istemiyorsa sözleşme yaparak Mal Ayrılığı Rejimini seçebilir. Böylece, her eş evlilik içinde kazandığı mal üzerinde tek başına hak sahibi olur. Mal ayrılığı rejiminde, boşanmada mal paylaşımı esnasında bir eş diğer eşin evlilik içinde edinilmiş malı üzerinde hak talebinde bulunamaz.

Mal Ayrılığı Sözleşmesi, iki şekilde yapılabilir. Birinci yöntem, evlilik sırasında evlendirme memurluğuna bir dilekçe verilerek eşler arasında Mal Ayrılığı Rejimi’nin seçildiğinin bildirilmesidir. İkinci yöntem ise noterde Mal Ayrılığı Sözleşmesi yapılmasıdır. Noterde yapılacak sözleşme evlilikten önce veya sonra her zaman yapılabilir. Yani, eşler evlendikten 5 yıl sonra dahi notere giderek Mal Ayrılığı Sözleşmesi yapabilirler. Boşanma halinde evlilik mallarının paylaşımı, bu sözleşmeye göre yerine getirileceğinden boşanma sırasında çiftler arasında ortaya çıkması muhtemel bir uyuşmazlık engellenmektedir.

Eşler sözleşmeyle “Mal Ortaklığı” gibi evliliğe özel bir ortaklık rejimi de kurabilirler.

Miras Kalan Mallar Boşanmada Mal Paylaşımına Dahil midir?

Yukarıda açıkladığımız üzere boşanmada mal paylaşımı halinde eşlerin kişisel malları paylaşıma dahil edilmez. Medeni Kanun’a göre evlilik sırasında eşlerden birine kalan miras, kendisine miras kalan eşin kişisel malı olarak kabul edilmiştir. Yani boşanma halinde, diğer eş mal paylaşımı sırasında eşine miras kalan mal üzerinde hiçbir hak talep edemez.

Hemen belirtelim ki; miras kalan mal nedeniyle elde edilen gelirler, örneğin miras kalan gayrımenkulün kiraya verilmesiyle elde edilen kira geliri, edinilmiş mal sayıldığından diğer eş mal paylaşımında evlilik sırasında elde edilen bu gelirin yarısı üzerinde hak sahibi olur.

Bir Eşe Bağışlanan Mallar veya Paralara Boşanmada Mal Paylaşımı Sırasında Diğer Eş Ortak Olabilir mi?

Evlilik sırasında eşlerden birine bağışlanan her türlü ev, araba, para veya parasal değeri olan her şey bağışlanan eşin kişisel malıdır. Yani, diğer eş boşanma halinde mal paylaşımı sırasında bu mallar üzerinde hiçbir hak talep edemez. Fakat bu malların evlilik içerisinde elde edilen kira gelirleri, faiz gelirleri edinilmiş mal kabul edildiğinden, boşanma sırasında diğer eş bu gelirlerin yarısı üzerinde hak sahibi olur.

Evlilikten Önce Alınan Malları Satılarak Evlilik İçinde Yeni Mal Satın Alınması

Mal paylaşımı, evlilik içerisinde elde edilen malların paylaşımı esası üzerine kurulmuş bir sistemdir. Evlilikten önce alınan mallar, kişisel mal olarak kabul edilir. Dolayısıyla evlilikten önce alınan bir malın satılarak evlilik içinde yeni bir mal alınması halinde, bu mal üzerinde diğer eşin hak sahibi olması mümkün değildir. Ama evlilikten önce alınan malın değerine, bir miktar para veya mal eklenerek yeni bir mal alınırsa, bu eklenen değerin malda meydana getirdiği artık değerin yarısı üzerinde diğer eş hak sahibi olur.

Bir Eşin Üçüncü Kişilerden Aldığı Maddi ve Manevi Tazminat ve Boşanmada Mal Paylaşımı

Manevi tazminatlar, kişisel mal olarak kabul edildiğinden boşanmada mal paylaşımı davasında diğer eşin manevi tazminat üzerinde hiçbir yasal hakkı yoktur. Maddi tazminatlar ise edinilmiş mal olarak kabul edilir. Yani, eşlerden biri bedensel zarar nedeniyle herhangi bir maddi tazminata hak kazanırsa, diğer eş boşanma halinde maddi tazminatın yarısı üzerinde hak sahibi olur.

Evlilikten Önce Alınan Malların “Kira Geliri” Mal Paylaşımına Dahil midir?

Evlilikten önce alınan taşınmazların kira geliri, evlilik içinde elde edilen mal sayıldığından, boşanmada mal paylaşımı sırasında diğer eş bu kira gelirlerinin yarısı üzerinde hak sahibi olur. Çünkü, gayrimenkul mallar evlilikten önce alınsa bile malın getirdiği gelir evlilik içerisinde elde edilmektedir. Fakat bir sözleşmeyle diğer eşin bu gelirleri talep etmeyeceği hususu hüküm altına alınabilir.

Bir Eşin Diğer Eş Tarafından Satın Alınan Mallara Sunduğu Katkı Boşanmada Mal Paylaşımı Hesabına Dahil Edilir mi?

Eşlerden biri diğer eşin üzerine kaydedilen herhangi bir taşınır veya taşınmaz malın alınmasını, tamir edilmesini, iyileştirilmesini veya herhangi bir suretle malın değer kazanmasını sağlayacak şekilde katkı sunmuşsa, diğer eşten sunduğu bu katkının güncel değerini boşanmada mal paylaşımı sırasında geri isteyebilir. Örnek vermek gerekirse 2005 yılında 100.000 TL’ye alınan bir taşınmaza bir eş 30.000 TL katkı sunmuşsa, 2015 yılında taşınmazın değerini 200.000 TL olarak kabul ettiğimizde katkıyı sunan eşin alacağının güncel bedeli yaklaşık olarak 60.000 TL olacaktır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi ile Edinilen Malların Boşanmada Paylaşılması Usulü

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarı ile talih ve tesadüfe, ayrıca şekle bağlı bir sözleşme olarak tanımlanabilir. Nitekim söz konusu sözleşme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 611. maddesinde ‘Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.’ olarak tarif edilmiştir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi TBK’nun 611. maddesindeki tarifinden anlaşılacağı üzere tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, karşılıklı taahhüt ve ivazlar içerir. Ayrıca, ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusunun ediminin bir süreye tabi olması nedeni ile de sürekli borç doğuran bir sözleşmedir.

Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde, mahkemece tasfiyeye konu taşınmazın edinilmiş mal olduğunu kabul edilerek taşınmazın değerinin tamamının üzerinden hesaplanan katılma alacağına hükmedildiği, davalı eşin taşınmazı annesinden eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile devraldığı, davalı eşin annesinin (bakım alacaklısının) boşanma dava tarihinden sonra 21.07.2011 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır. Yukarda açıklanan yasal düzenlemeler ve açıklamalardan anlaşıldığı üzere, ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusunun edimi süreklidir ve sözleşme bakım alacaklısının yaşam ömrüne bağlı olarak talih ve tesadüfe bağlıdır. O halde, tasfiyeye konu taşınmazın, evlilik birliği içinde başlayan ve boşanma davasından sonra da devam eden bakım borcunun karşılığında edinmiş, yani taşınmazın karşılığı olan edimin (bakım borcu) boşanma davasından sonra da devam ettimiştir. Tüm bu açıklamalara göre, taşınmazın bir kısmının evlilik birliği içinde emek karşılığında edinildiğine göre, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapıldığı tarih ile bakım alacaklısının vefat ettiği tarihleri, edimin devam ettiği boşanma dava tarihinden sonraki ve evlilik birliği içindeki süreleri dikkate alınarak, edimin tamamının süresinin evlilik birliği içindeki edim süresine oranı belirlenerek ve diğer tüm deliller de değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 8. HD - Karar : 2017/9262).

Aile Konutunun Özgülenmesi veya Mülkiyet Hakkı Talebi

Sağ eş ya da ölen eşin yasal mirasçıları lehine konut üzerinde mülkiyet hakkının tanınması için; aile konutu olması, mal rejiminin ölümle sona ermesi ve sağ eşin katılma alacağının olması ve haklı sebeplerin bulunması gerekir. Mahsuba esas alınacak katılma alacak miktarı, iddia ve savunma doğrultusunda, aynı mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde belirlenmelidir. Haklı sebep, her somut olaydaki tarafların ekonomik ve sosyal yaşantılarına, meslek ve sanatlarına, miras ve tapu sicilindeki pay oranlarına vs göre belirlenmelidir.

Aile konutu üzerine, mülkiyet hakkının tanınmasını gerektiren yasal koşulların gerçekleştiğinin kanıtlanması durumunda, katılma alacağına mahsuben, yetmezse belirlenecek ilave bedelin davacı tarafça mahkeme veznesine depo ettirilmesi sağlandıktan sonra mahkemece tapu kaydının iptali ile tesciline karar verilmelidir.

Söz konusu değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır (Y8HD-Karar:2017/2296).

Evlilik Sırasında %50 Dışında Bir Mal Paylaşımı Belirlemek Mümkün mü?

Eşler arasında uygulamada evlilik sözleşmesi olarak adlandırılan mal rejimi veya mal paylaşımı sözleşmesi yapılmadığı müddetçe esas olan malların yarı yarıya paylaşılmasıdır.

Medeni Kanun’a göre, eşler bir sözleşmeyle kanunun belirlediği oran dışında bir oran belirleyebilir. Eşler, boşanma halinde malların paylaşım oranını noterde yapacakları bir sözleşmeyle belirleyebilir.

Mal paylaşımı davası, birçok pratik sorunların ortaya çıktığı karmaşık bir dava türüdür. Evlilik sözleşmesi, her hükmü geçerli olan bir sözleşme türü değildir. Bu nedenle, mal paylaşımına dair evlilik sözleşmesi yapılırken mal paylaşımı dışında yükümlülük getiren hükümlerin geçerli olup olmadığı Medeni Kanun’un emredici kuralları dikkate alınarak değerlendirilir.

Boşanmada Mal Kaçırma Nasıl Engellenir?

Boşanmada mal kaçırma, uygulamada eşlerin diğer tarafa tazminat ödememek veya mal paylaşımı neticesinde yükümlülüklerini yerine getirmemek için sık sık başvurdukları bir yöntemdir. Boşanmada mal paylaşımı davasının etkili bir sonuç doğurabilmesi için, diğer tarafın mal kaçırma amacıyla yaptığı işlemlerin engellenmesi gerekir.

Boşanmada mal kaçırma işlemlerini engellemenin en kolay yolu, mallar üzerine “ihtiyati tedbir” konulmasıdır. İhtiyati tedbir kararı aile mahkemesi tarafından verilmektedir. Mal paylaşımı davası ile birlikte ihtiyati tedbir talep edildiğinde, aile mahkemeleri davalıya ait malların satışı engellemek için malların tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar vermektedir.

Ayrıca, aile konutu olarak kullanılan gayrimenkul tapuda hangi tarafın adına kayıtlı olursa olsun, ilgili tapu sicil müdürlüğüne yapılacak bir başvuruyla taşınmaz kaydına “aile konutu şerhi” verilebilir. Tapu kaydına aile konutu şerhi düşülen gayrimenkul, diğer eşin rızası olmadan satılamaz.

Boşanmada Mal Paylaşımı Yargıtay Kararları


Boşanma Davası Sonrası Mal Paylaşımı ve Zamanaşımı

01.01.2002 Tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nda, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, katılma alacağına uygulanacak zamanaşımı süresi konusunda Türk Medeni Kanunu’nda ayrı bir hüküm bulunmadığına ve niteliği itibariyle hakkın bir alacak hakkı olduğunun açık olmasına göre, olayda uygulanması gereken hükümler, TMK. m. 5 yollaması ile TBK. m. 146 uyarınca belirlenecektir. Anılan hükümde; “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir” ( 6098 Sayılı TBK. m. 146). Bu nedenle katılma alacağı 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir (Yargıtay HGK - 2013/520 karar).

743 sayılı TKM’nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallardan kaynaklanan katkı payı alacağı TMK’nun 5. maddesi yoluyla TBK’nun 146 (eski BK.m.125). maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunmaktadır (Yargıtay 8.HD- Karar: 2014/9070).

Piyango Bileti Geliri Boşanmada Mal Paylaşımına Dahildir

Piyango biletinin alımı için harcanan para edinilmiş maldan karşılanmış ise, çıkan ve onun yerine geçen ikame değer sayılan paranın da edinilmiş mal sayılmasını gerektirir. Şans oyunları için verilen karşılığın hangi mal grubundan karşılandığını ispatlamak da oldukça güçtür. Ancak, aksi kanıtlanmadığı takdirde bedelinin edinilmiş maldan karşılandığının kabulü gerekir. Eşlerin mevcut ekonomik durumu açısından önemli sayılabilecek veya yatırım olarak değerlendirilebilecek harcamalar dışında yapılan günlük harcamaların edinilmiş mal grubundan yapıldığının kabulü hayatın olağan akışına uygun olduğu gibi, Örneğin, ev, araba veya şirket hissesi alımında kişisel mal grubuna ait değerlerin de kullanılması hayatın olağan akışına uygun düşmektedir. Tüm bu açıklamalardan hareketle bedel karşılığı oynanan şans oyunlarından kazanılan ikramiyeler edinilmiş mal grubunda olduğundan boşanmada mal paylaşımına dahil edilir (Yargıtay 8. Dairesi - Karar: 2014/13668).

Mal Paylaşımı Davasında Boşanma Davasının Kesinleşmesi Beklenmelidir

Kural olarak taraflar arasında geçerli olan mal rejimi MK md. 225 gereği boşanma davasının açılmasıyla sona erer. Boşanmada mal paylaşımı nedenine dayalı alacak hakkı da boşanma dava tarihi itibariyle doğar. Ancak boşanmada mal paylaşımı davası, boşanma davasının sonucunu beklemelidir. Boşanma davası bekletici mesele yapılarak, her iki davanın delilleri bir arada değerlendirilerek sonuca gidilmelidir (Yargıtay 8. Dairesi - Karar: 2014/3820).

Katkı payı alacağının istenebilmesi için eşler arasındaki evliliğin sona ermesi gerekir. Halihazırda açılmış olan boşanma davasının sonucu beklenerek, evlilik birliği boşanma ile sona erdiğinde, boşanmada mal paylaşımı davasına devam edilerek bir karar verilmelidir (Hukuk Genel Kurulu - Karar: 2012/420).

Anlaşmalı Boşanma Protokolü ile Mal Paylaşımı

Taraflar arasında boşanma protokolü yapılmıştır. Boşanma protokolünde, “Tarafların mal istemi yoktur” şeklinde bir ibare vardır. Boşanma protokolünde yer alan “mal” kelimesi dar yorumlanamaz. Düzenlenen protokol mahkeme tarafından da onaylandığından davacının boşanmada mal paylaşımı talep etme hakkı yoktur (Hukuk Genel Kurulu -Karar: 2013/1601).

Eşler Arasında Bağışlanan Değerler Mal Paylaşımına Dahil Edilemez

Davalı taraf eşinin kredi kartı borcunu ödediğini ileri sürmüştür. Eşinin kredi kartı borcunu ödemek için 3 bilezik, 500 TL ve 110 Euro bozdurarak eşine veren davalının bu hareketi hukuken bağışlama sayılır. Bu nedenle boşanmada mal paylaşımı yapılırken hesaplamada dikkate alınmaması gerekir (Yargıtay 8. Dairesi - Karar: 2012/1841).

Boşanmada Mal paylaşımında Katılma Alacağının Hesaplanması

Katılma alacağı talep edebilmek için eşlerden birinin diğerinin mal elde etmesine katkı sunması zorunlu değildir. Mahkeme, boşanmada mal paylaşımı konusu olan taşınmazın sürüm değerini esas alarak, önce eklenecek değerleri eklemeli (MK md. 229), daha sonra denkleştirme yapmalı (MK md. 230), mal nedeniyle elde edilen değerler de malın değerine eklenmeli (MK md. 219), malın bu şekilde bulunan toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (MK md. 231) yarısı üzerinden (MK md.236/1) dava kabul edilmelidir (Yargıtay 8. Dairesi - Karar: 2012/12142 ).

Miras Kalan Mallar Paylaşıma Dahil Edilemez

4721 sayılı Medeni Kanun’un “kişisel malları” düzenleyen 220. maddesinin 2. bendine göre, bir eşin miras ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri kişisel mal kabul edilir. Söz konusu kesinleşen ilamdan da anlaşıldığı üzere davaya konu taşınmazlar yönünden dava açan mirasçılar payı yönünden davalı adına olan tapu kaydının iptaline karar verilmiş olup, sonucu itibariyle taşınmazlar miras yolu ile intikal ettiğinden davalının edinilmiş malı olmayıp Medeni Kanunu 220/2 maddesi hükmü gereği kişisel malıdır. Mahkemece, bu taşınmazlara ilişkin, davacının artık değere katılma alacağı bulunmadığından bunlara yönelik alacak talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 8.HD - Karar: 2016/9059).

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Ne Zaman Açılır?

Davacı kadın 14.09.2015 tarihinde evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi talepli dava açmış, 10.11.2015 tarihli dilekçeyle davadan feragat etmiş, mahkemece feragat nedeniyle boşanma ve mal paylaşımı davalarının reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı tarafça mal rejiminin tasfiyesi davasının feragat sebebiyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile temyiz edilmiştir.

Mal rejiminin tasfiyesi davası, ancak evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesiyle görülebilir hale gelir. Davacı kadın tarafından açılan boşanma davasından feragat edildiğinden, evlilik birliğinin devam ettiğinin, diğer bir deyimle eşler arasındaki mal rejiminin sona ermediğinin kabulü gerekir (TMK m. 225). O halde sonuçlanan ve kesinleşen bir boşanma kararı olmadığından tasfiye istenemez ve yapılamaz. Doğmamış bir haktan feragat mümkün değildir. Söz konusu feragat mal rejiminin tasfiyesi davası bakımından hukuki sonuç doğurmaz. Mahkemece yapılacak iş boşanma davasının feragat sebebiyle reddedilmesinden dolayı, mal rejiminin tasfiyesi davasının görülebilirlik ön koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermekten ibarettir. Bu sebeple mahkemece mal rejiminin tasfiyesi davası yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, usul ve yasaya aykırı olan hükmün açıklanan nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir (Yargıtay 2.HD - Karar:2017/3018).

Satın Alınan Malın Kişisel Mal Olduğunun İspatlanması

Mahkemece, davacının dava konusu taşınmaza ne şekilde katkıda bulunduğu usulünce ispatlanamadığı, dava konusu araç yönünden davalının, tüm aşamalarda çok önceden araç sahibi olduğu, araçlarını zaman içerisinde yenilediği, en son 2006 yılında emekli olduğu, emekli ikramiyesi ile araç satın aldığı, çoğunluğu 2002 yılı öncesi çalışmalarından alınan emekli ikramiyesi ve kişisel mal niteliğindeki önceki araçların satışından karşılanan aracın davalının kişisel malı niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, aracın satın alınmasından sonra aracın değerinde artış meydana gelmediği, aksine değeri de düştüğü gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tasfiyeye konu araç eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 06.01.2009 tarihinde davalı eş adına satın alınmıştır. Mahkemece, aracın davalının kişisel malı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de gerekçe dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Dosya kapsamı, davalının emeklilik tarihi, önceki alınıp satılan araçlarla ilgili evraklar ve toplanan delillerden kişisel mal savunmasının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla edinme tarihi itibariyle tasfiyeye konu edilen aracın davalının edinilmiş malı olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, araç yönünden yukarıda açıklanan ilkeler ve temyiz edenin sıfatı gözetilerek davacı lehine artık değere katılma alacağı hesabı yapılarak karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile talebin reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 8.HD - Karar:2017/686).

Boşanma Davasından Sonra Eşe Alınan Malın Paylaşımında Görevli Mahkemee

Mal rejiminin devamı süresince bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır. (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m)

Somut uyuşmazlık incelendiğinde, taraflar, 07.12.1995 tarihinde evlenmiş; 18.01.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 11.02.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir. (TMK 225/son), Tasfiyeye konu edilen araç ise mal rejimi sona erdikten sonraki bir tarih olan 22.06.2010 tarihinde davalı eş adına satın alınmıştır. Edinme tarihi itibariyle mal rejimi sona ermiştir.

Mahkemece, talebin Aile Hukuku’ndan kaynaklanan uyuşmazlık olarak nitelendirilip kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Talep, genel hükümlere dayalı olarak alacak niteliğinde olup mal rejiminin tasfiyesine ilişkin bulunmadığından, anılan istek bakımından 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi uyarınca Aile Mahkemesi görevli bulunmamaktadır. Uyuşmazlık 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere aile hukukundan (TMK.nun m.118-395) kaynaklanmadığından görev hususunun kamu düzenine ilişkin olup mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Mahkemece, dava dilekçesinin bu istekle ilgili olarak görev yönünden reddine, görevli ve yetkili genel mahkemeye gönderilmesine (tefrik edilerek yeni esas ile) karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru değildir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Karar No: 2017/366).

Evlilik İçinde Kredisi Ödenen Ev Nasıl Paylaşılır?

Tasfiyeye konu taşınmazın, bedelinin tamamının ya da bir kısmının kredi ile karşılanması durumunda, kredi veren kuruluşa yapılan geri ödemelerin isabet ettiği dönemden, miktarından ve taksit sayısından hareketle mal rejiminin tasfiyesi sonucunda eşlerin alacak miktarları belirlenir. 4721 sayılı TMK’nun 202/….maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemelerde, eşler lehine değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacak hakları doğabilecektir. Kredi borcu ödemelerinin bir kısmının mal rejiminin devamı süresince, bir kısmının da daha sonraki tarihlerde yapılmasında, mal rejiminin geçerli olduğu dönemin sonrasına sarkan ödemeler, dava konusu taşınmazın borcu kabul edilerek tasfiye gerçekleştirilir.

Yukarıda açıklandığı gibi iki döneme yayılan kredi borcu ödeme tablosu mevcut olduğunda; öncelikle, mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmediği için ödenmemiş kredi borç miktarının, toplam kredi borcuna oranı bulunur. Sonra bulunan bu kredi borç oranının, taşınmazın toplam satın alım bedeli karşısındaki oranına dönüşümü gerçekleştirilir. Tespit edilen bu oranın, taşınmazın tasfiye tarihindeki(karara en yakın) sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmasıyla borç miktarı belirlenir. Bu ilke ve esaslara göre saptanan taşınmazın borç miktarı, tasfiye tarihindeki sürüm değerinden düşüldükten sonra kalan miktar, değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hesaplamasında göz önünde bulundurulur.

Buna göre; öncelikle, tasfiyeye konu taşınmazın satın alma bedeli, bunun kredi ile ve varsa kredi dışında eşlerin kendi imkanları ile karşıladıkları miktarlar ve oranları ile tasfiye(karara en yakın) tarihindeki sürüm(rayiç) değeri ayrı ayrı belirlenmelidir.

Açıklamalar doğrultusunda hesaplama yapılabilmesi için, iddia ve savunma çerçevesinde, kredi sözleşmesi ve kredi borcu ödeme tablosu dahil finans kuruluşu kayıtları, ihtiyaç duyulması halinde eşlerin malın alınmasında katkı olarak kullandıklarını ileri sürdükleri malvarlıklarına ilişkin sair belgeler bulundukları yerlerden getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmalıdır. Uyuşmazlığın çözümünde kullanılabilecek belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden oluşan kuruldan da yardım alınmalıdır.

Mahkemece yapılması gereken iş, önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden tasfiyeye konu seranın bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın güncelleştirilmiş piyasa sürüm (rayiç) değerinin uzman bilirkişiye tespit ettirilmesi, krediye ilişkin sözleşme, ödeme tablosu ve tüm belgelerin ilgili bankadan getirtilerek, yukarıda belirtilen dairemiz ilke ve esaslarına göre hesaplama yapılması, gerekirse bu hususta konusunda uzman hesap bilirkişisinden denetime uygun rapor alınması, yapılacak hesaplamada davacının usuli müktesep hakkı ile talep miktarı da göz önünde bulundurularak davacının katılma alacağını belirlemek ve bu miktarı hüküm altına almaktan ibarettir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/14898).

Boşanma Davası Kesinleşmeden Mal Paylaşımı Yapılamaz

Boşanma ve mal paylaşmı davasının reddine dair … 8. Aile Mahkemesi tarafından verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen dava dilekçesinde belirtmiş olduğu davalı adına kayıtlı bir adet taşınmaz ve nakit para ile ilgili olarak, taşınmaz yönünden ½ hissenin davacı adına tescilini ve nakit para yönünden yarısının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının katkısının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, taraflar arasındaki evlilik birliğinin halen devam ettiği, boşanmanın gerçekleşmediği, bu durumda mal paylaşımı davasının söz konusu olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm süresi içerisinde red kararı yerine davanın açılmamış sayılması kararı verilmesi gerektiği itirazı ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesine göre; mal rejimi, eşlerden birinin ölümüyle, başka bir mal rejiminin kabulüyle, mahkemece boşanmaya, evliliğin iptaline veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesiyle sona erer. Yargıtay’ın ve Dairemizin sapmaksızın devam eden uygulamalarına göre, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak hakkında bir karar verilmesi için eşler aralarındaki mal rejiminin sona ermesi gerekir. Başka bir anlatımla, şahsi hak niteliğindeki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkının dava konusu yapılabilmesi için muaccel(istenebilir) hale gelmesi gerekir, bu da mal rejiminin sona ermesi ile gerçekleşir. Mal rejiminin sona ermesi, mal rejiminin tasfiyesiyle katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı davalarının görülebilirlik ön koşuludur. Mal rejimini sona erdiren boşanma davasının derdest olduğunun anlaşılması durumunda, usul ekonomisi ilkesi gereğince (6100 s.lı HMK’nun 30. m) sonucunun bekletici sorun yapılması gerekir. Mal rejiminin tafiyesi kapsamında açılan alacak davasında, mal rejimi sona ermemiş veya evliliğin dolayısıyla mal rejiminin sona ermesini sağlayabilecek boşanma/evliliğin iptali davasının açılmamış olması durumunda ise davanın görülebilirlik ön koşul yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekir.

Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, dava mal rejiminin tasfiyesine bağlı alacak davası niteliğindedir. Eşler, 20.08.2000 tarihinde evlenmiş; taraflar arasında 22.06.2010 tarihinde açılan boşanma davası mahkemece reddedilmiş; hüküm 02.12.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Evlilik devam etmekte, mal rejimi sona ermemiştir. Hal böyle olunca, dava ön koşulu gerçekleşmediğinden, davanın HMK 115/2 maddesi uyarınca usulden reddi yerine esastan reddine karar verilmesi doğru değilse de, ret kararı sonuç itibarıyle doğru olduğundan bu husus bozma sebebi yapılmamış, hükmün onanması gerekmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/1793).

Anlaşmalı Boşanma Protolü ile Mal Paylaşımı

Dava, mal rejiminin tasfiyesi (boşanmada mal paylaşımı) ve alacak hakkı talebine ilişkin olup yerel mahkeme mal paylaşımı davasının reddine karar vermiştir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, aynı Mahkemenin 2012/307 Esas sayılı dosyasında görülüp sonuçlandırılan anlaşmalı boşanma davasına konu müşterek imzalı dava dilekçesinde “…Boşanmamızın doğuracağı mali sonuçları belirtir anlaşma-protokol imzaladık, dilekçe ekinde sunuyoruz…” biçiminde işaret edilen 02.07.2012 tarihli protokol metninde “…Evlilik birliğinde edinmiş olduğumuz eşyaları rızaen paylaştık, sonradan her iki taraf da bir talepte bulunmayacaktır…” cümlesi ile mutabık kalmalarına, 13.07.2012 günlü ilk oturuma gelen tarafların serbest iradeleri ile protokolü tekrarla “…Aramızda mal paylaşımına ilişkin anlaşmazlık bulunmamaktadır…” sözleri ile bu durumu kabullendiklerini açıkça bildirmelerine, emsal nitelikteki HGK.’nın 27.11.2013 gün ve 2013/8-185 Esas, 2013/1601 Karar sayılı içtihadına nazaran tarafların aralarındaki mal rejimini tasfiye ettiklerinin kabulü gerekmesine göre, hükmün onanması gerekmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Karar:2014/4769).

Boşanmada Mal Paylaşımı Davasında Bilirkişi Rapronun Denetime Elverişli Oması Gerekir

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Taraflar, 13.09.2003 tarihinde evlenmiş; 25.07.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 25.04.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK m. 202/1. ). Tasfiyeye konu 10 nolu mesken 07.09.2005 tarihinde satış yolu ile davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m.179).

Mahkemece, tasfiyeye konu meskenin satın alınmasında davalının evlilik öncesi sahip olduğu kişisel malı olan dava dışı … plakalı aracın satımından gelen 8.000,00 TL bedelin kullanıldığı kabul edilmiştir. Ne var ki hükme esas alınan 01.08.2014 havale tarihli hesap raporu incelendiğinde dava dışı aracın satımından gelen paranın meskenin alımında kullanıldığı hususunun banka kayıtlarından anlaşıldığı bildirilmiş olmasına karşın söz konusu raporun bu bölümü Yargıtay denetimine açık değildir. Dosya arasındaki banka kayıtlarından bu husus anlaşılmamaktadır. Bilirkişi kurulundan bu hususta rapor alındıktan sonra araç satımından gelen paranın meskenin alımında kullanılıp kullanılmadığına karar verilmesi gerekmektedir.

Ayrıca her ne kadar davalı asıl tarafından bilirkişi raporunda katılma alacağı olarak tespit edilen 83.911.50 TL bedel yargılama devam ederken davacının banka hesabına yatırılmış ise de davalı taraf yargılama sırasında usul hükümlerine göre davayı kabul etmediği gibi, bozma ilamının tümü göz önünde bulundurulduğunda hüküm altına alınacak bedelin bankaya davalı tarafça yatırılan miktar olduğu kesin olarak anlaşılmadığından Mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Mahkemece yapılacak iş, dava dışı aracın satımından elde edilen paranın dava konusu meskenin alımında kullanılıp kullanılmadığı duraksamaya yer vermeksizin belirlenip, meskenin bozmadan önceki belirlenen sürüm değeri güncelliğini yitireceğinden bundan sonra verilecek karar tarihi itibariyle sürüm (rayiç) değeri tespit edilip, davacının dava dilekçesinde faiz isteğinde bulunduğu da göz önünde bulundurularak gerçekleşecek sonuca göre davacı tarafın katılma alacağı talebi hakkında bir karar verilmesidir. Açıklanan yönde işlem ve inceleme yapılmak üzere hükmün bozulması gerekmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Karar : 2017/2744).

Taşınmazın Devredilmesi Halinde Devralan Üçüncü Kişinin Sorumluluğu

Toplanan delillerden davalı eski eş İnan’ın, diğer davalılara edinilmiş malları devretmesi, TMK m. 229/2 uyarınca artık değere katılma alacağı hesabında eklenecek değer niteliğindedir. Aynı maddenin son fıkrasında ( TMK m. 229/2-son) ise; bu gibi kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceği öngörülmüştür. Bu tasarruflardan kaynaklanan katılma alacağından öncelikle, davalı eş … sorumludur. Bu aşamada diğer davalılarla birlikte müteselsil sorumluluğu oluşmamıştır. Diğer yandan, bu gibi kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı dava açılabilmesinin koşulları da, TMK 241. maddesinde düzenlenmiştir. İşte, belirtilen bu ihbarın yapılmış olmasının yaratacağı hukuki sonuç; üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı Kanun’un 241. maddesine dayanılarak alacak davası açıldığında, 229. maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yeniden araştırma konusu yapılmamasıdır.

Eşin talep hakkı, edinilmiş malın mülkiyetine yönelik bir ayni hak olmayıp, malın değeri üzerinden hesaplanan bir alacak hakkı niteliğinde olduğundan; karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve eşle birlikte üçüncü kişi davalı olarak gösterilse bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından üçüncü kişi sorumlu tutulmaz. Üçüncü kişi hakkında eşle birlikte dava açılması halinde; kararda TMK. 229. maddesindeki amaç ve doğrultuda üçüncü kişi lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespit edilmiş olması yeterlidir. İlk aşamada hüküm davalı eski eş yönünden karara bağlanacak ve davalı eski eş yanında davalı gösterilen üçüncü kişi yönünden bu dava aynı zamanda TMK.229/2-son maddesindeki ihbar işlevini de yerine getirmiş olacaktır. Bu sonuç, ancak hüküm altına alınan katılma alacağının tahsili aşamasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine eksik kalan ve kazanılan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabileceği; bir başka anlatımla, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacağına ilişkin TMK. 241. maddesi hükmüyle de uyumlu olacaktır.

Borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ise; ancak alacağın tahsili sürecinin sonunda belli olacağından; üçüncü kişinin mal rejiminin tasfiyesine ilişkin kararın verildiği aşamada borçtan sorumlu tutulması doğru olmayacaktır. O halde, mahkemece, hesaplanan ve hükmedilen 64.512,50 TL katılma alacağından davalı eş İnan’ın sorumluluğuna hükmedilmesi; eşden kazandırma veya devralan üçüncü kişi konumundaki diğer davalılar hakkındaki alacak talebi hakkında HMK 167. maddesi uyarınca üçüncü kişilere (davalılar …, … ve …‘a) karşı açılan dava hakkında ayırma kararı verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eş İnan’a karşı açılan katılma alacağı davası sonucunun ve alacağa karar verilmiş ise, eşden tahsil edilebilme durumunun HMK.165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması, eş hakkındaki alacak davacının kesinleşmesi ve davalı eşten alacağın tahsil edilememesi halinde üçüncü kişi diğer davalıların sorumluluğu doğacağı düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 8.Hukuk Dairesi - Karar : 2016/8978).

Boşanmada mal paylaşımı sistemi, evli çiftlerin boşandıktan sonraki hayatına sosyo-ekonomik zemin sağlayan önemli bir medeni hukuk kurumudur. Boşanmada mal paylaşımı davası; yargılama usulü, delil toplama biçimi ve hakimin resen kullandığı yetkiler dikkate alındığında özgün nitelikte bir özel hukuk davasıdır. Bu nedenle boşanmada mal paylaşımı davasının bir Boşanma Avukatı vasıtasıyla takip edilmesi hakkın etkin kullanımı açısından faydalı olacaktır.


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini sadece dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Paylaş
Read more!