0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Hukuka Uygunluk Nedenleri Ne Demek?

Suç teşkil eden her fiilde bulunan hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıran, fiili, ceza kuralının amacına aykırı olmaktan çıkaran nedenlere “hukuka uygunluk nedenleri” denilmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nde mahkemenin yargı yetkisine giren suçlara özgü hukuka uygunluk nedenleri mevcuttur.

(1) Amirin Emrini Yerine Getirme


Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 33. Maddesi, “Üst Makam Emirleri ve Kanunun Tanımı” madde başlığıyla yetkili makamın emirlerini yerine getirmenin cezai sorumluluktan kurtulmak için yeterli olmadığını açıkça düzenlemiştir. Maddedeki düzenlemeye göre mahkemenin yargı yetkisine giren bir suçun, bir hükümet veya askeri veya sivil bir üst makam emrine uyan bir şahıs tarafından işlenmiş olması sanığı kural olarak cezai sorumluluktan kurtaramayacaktır (Statü m.31/1). Bu kuralın istisnasına da hemen akabindeki maddelerde yer verilmiştir. Buna göre, suç teşkil eden fiili işleyen fail:

i. Şahsın hükümet veya söz konusu üst makamın emirlerine uyması kanuni bir zorunluluk ise;

ii. Şahsın emrin kanunsuz olduğunu bilmemesi halinde;

iii. Emrin açıkça kanunsuz olmaması halinde failin cezai sorumluluğu olmayacaktır (Statü m. 33/1-a,b,c).

Kuralın istisnası olarak ifade edilen yukarıdaki üç durum bir arada bulunmalıdır. Aksi takdirde maddenin uygulanmasında kendi arasında bir çelişki meydana gelmesi kaçınılmazdır. Emrin açıkça hukuka aykırı olup olmadığını belirleyen kriterin ne olduğu tartışma konusu olabilir. Fakat, emrin açıkça hukuka aykırı olup olmadığı temel insan haklarına ve savaş hukukunun bilinen genel ilkelerine ve objektif kriterlere göre belirlenecektir .

Statü hemen sonraki, 33. maddenin 2. fıkrasında da bu maddenin amaçları bakımından, soykırım veya insanlığa karşı suç işlenmesine yönelik emirlerin açıkça kanunsuz kabul edildiği hüküm altına alınmıştır. Tarihsel deneyimlerden hareketle UCM’de yargılanan sanıkların en çok işlediği ve insanlığı en derinden etkileyen iki suç tipi açısından özel düzenleme yapılması yerinde olmuştur.

(2) Meşru Savunma


Meşru savunma, kişinin, hukuk tarafından korunan haklarına karşı veya üçüncü kişilerin maruz kaldığı bu tür fiillere karşı kuvvet kullanarak saldırıyla orantılı karşı koymasıdır .

Meşru savunma ceza yargılamasının yapıldığı her yerde ceza hukuku sistemin içinde yer alması gereken bir kurumdur. Nitekim, Statü’de meşru savunmayı 31/1-c maddesinde düzenlemiştir. Maddedeki düzenlemeye göre kişinin kendisine ve başka bir şahsa veya eşyaya karşı yönelmiş bir tehlike ile orantılı bir şekilde; yakın ve kanunsuz bir kuvvet kullanımına karşı kendini veya başkasını ya da savaş suçlarında hayati öneme haiz eşyayı veya askeri bir görevin yerine getirilmesinde önemli olan bir eşyayı savunmak için makul hareket etmesi halinde meşru savunma kurumundan yararlanarak cezasının ortadan kalkacağı kabul edilmektedir. Statü, ulusal ceza hukuk sistemlerinin kavramsallaştırdığı şekilde birtakım unsurlara yer vermesine rağmen meşru savunmayı daha özgün bir şekilde tanımlamıştır. Çünkü, Statü bazı durumlarda malvarlığı değerlerine yönelik saldırılarda da meşru savunma hakkının kullanılmasını öngörmüştür . Buna göre, Statü açısından meşru savunmanın uygulanabilmesi için şu unsurların bulunması gerektiğinden bahsedilebilir:

i. Saldırının haksız olması: Saldırının haksız olması meşru savunma açısından genel olarak tüm hukuk sistemlerinin aradığı temel bir şarttır. Haksız saldırıdan kastedilen saldırının hukuka aykırı bir saldırı olmasıdır. Nitekim Statü de “kanunsuz bir kuvvet kullanımı”ndan bahsederek saldırının haksız olması gerektiğini vurgulamıştır.

ii. Saldırının sanığın kendisinin veya üçüncü kişinin korunması gereken bir hakkına yönelik olması: Statü’nün bu hükmü, sanığın şahsına veya üçüncü şahıslara dönük kuvvet kullanımlarında tereddütsüz uygulanabilir. Yine kendisinin veya başkasının hayatta kalabilmesi için zaruri olan eşyaya yönelen saldırıların da dolaylı bir biçimde kişiliğe bir saldırı olarak değerlendirilebilir . Fakat, madde metninde açıkça “savaş suçlarında hayati öneme haiz eşyayı veya askeri bir görevin yerine getirilmesinde önemli olan bir eşyayı savunmak” için meşru savunmaya başvurulabileceği şeklindeki düzenlemenin klasik meşru savunma doktrinine uygun olmadığını tespit etmek gerekir.

iii. Saldırının devam ediyor olması: Saldırının devam ediyor olması meşru savunma hakkının kullanılabilmesi için zorunlu bir önkoşuldur. Statü’de de “yakın kuvvet kullanımı” deyimi kullanılarak saldırının mahiyeti itibarıyle şahsa yönelmesi muhtemel olan, devam eden veya tekrar gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel olan saldırılar maddenin kapsamına alınmıştır.

iv. Savunmaya ilişkin koşullar bulunmalıdır: Savunma zorunlu bulunmalıdır, yani saldırıyı başka türlü defetme imkanı bulunmamalıdır. Sanığın kendisine veya başkasına veya maddede tanımlanan mallara yönelik saldırıyı defetmek üzere “makul hareket etmesi halinde” savunmanın zorunlu olduğunu kabul etmek gerekir. Ayrıca savunma saldırıyla orantılı bulunmalıdır. Saldırı ile savunma arasında orantılılık ilkesi açıkça düzenlenmemiş olsaydı bile meşru savunma açısından olmazsa olmaz bir temel ilke olduğundan hakim tarafından saldırı ile savunma arasında bir orantı bulunup bulunmadığı somut olaya göre takdir edilecektir. Savunma fiilinin bizzat saldırıyı yapana yönelik olarak meşru savunma amacıyla yapılması da meşru savunma koşullarının gerçekleşmesi için hukuki bir zorunluluktur.

3) Zorunluluk Hali


Zorunluluk hali, bir kimsenin bilerek neden olmadığı bir tehliken kendisini veya başkasını kurtarma zorunluluğu karşısında, üçüncü bir şahsa karşı suç teşkil eden ve tehlikeyi ortadan kaldırmaya yetecek ölçüde bir fiil işlenmesi zorunluluğunu doğuran bir haldir . Bu ceza hukuku kurumuyla, bir tehlikeyle karşı karşıya bulunan kişiye başka bir kimsenin hukuksal değerlerini ihlal etme yetkisi verilmektedir . Savaş suçlarına ilişkin yargılamalarda, suç teşkil eden fiilin zorunluluk hali nedeniyle işlenmesi, koşulları varsa geçerli bir savunma olarak kabul edilmektedir.

Statü, zorunluluk halini ayrı bir bent halinde açıkça düzenlemiştir. Statü’nün 31/1-d hükmüne göre mahkemenin yargı yetkisine giren suçu oluşturduğu iddia edilen fiilin, kendisine veya başka bir şahsa karşı yakın ölüm veya sürekli veya yakın fiziksel zarar tehdidi kaynaklı bir baskı sonucu meydana gelmesi ve önlenmesi gereken zarardan daha fazlasına yol açmayı kastetmemiş olmak koşuluyla, bu tehdidi önlemek için, şahsın gereği kadar ve makul ölçüde davranması halinde sanığın cezai sorumluluğu ortadan kalkacaktır. Bendin devamında, bentte bahsi geçen tehdidin başka kişiler tarafından yaratılabileceği veya yargılanan kişinin kontrolü dışında bulunan diğer koşulların tehdide neden olabileceği ifade edilmiştir. Statü’nün zorunluluk haline dair şartları şu şekildedir:

i. Tehlikeye ilişkin koşullar: Meşru savunma haline benzer bir şekilde tehlikenin devam ediyor olması zorunluluk halinin doğması için temel bir şarttır. Statü’deki düzenleme göz önüne alındığında bu hükmün uygulanması için meydana gelmesi kuvvetle muhtemel olan tehlikeyi yeterli görmek gerekir.

ii. Zarar koşulu: Zorunluluk halinin cezai sorumluluğu ortadan kaldırabilmesi için meydana gelen veya gelecek tehlikenin kişiyi ağır bir zarara uğratacak nitelikte olması gerekir. Hangi zararların kişiyi ağır bir tehlikeye uğratacak olacağı ise hakim tarafından sıkı bir değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmelidir.

iii. Şahsa ilişkin koşullar: Zorunluluk hali savunmasından yararlanacak şahıs, tehlikenin meydana gelmesine bilerek yol açmamalıdır. Statü açık bir biçimde fail tarafından yaratılan tehlikelerden kurtulmak için yapılan hareketlerin bu madde kapsamına girmeyeceğini düzenlemiştir (Statü m.31/1-d (i), (ii)). Kişinin meydana gelen tehlikeye katlanma yükümlülüğünün hukuksal açıdan bir zorunluluk olmaması gerekir. Kişi tehlikeye göğüs germe yükümlülüğü altındaysa zorunluluk halinden yararlanamaz.

iv. Orantılılık ilkesi: Tehlikeden başka türlü korunma imkanı bulunmayan failin, korunmak için yaptığı hareketin koruduğu değer ile zarar verilen değer arasında bir orantı mevcut olmalıdır. Korunan değer ile zarar verilen değer en azından birbirine eşit olmalıdır. Statüde bu ilke “failin, meydana gelmesi ve önlenmesi gereken zarardan daha fazlasına yol açmayı kastetmemiş olmak koşuluyla” şeklinde düzenlenmiştir.

Hukuka uygunluk nedenleri, uluslararası suçlarda devlet görevlilerinin bir kaçış mekanizması olarak işlemektedir. Bu nedenle bu davalarda müştekiyi savunma işlevini yerine getiren Ceza avukatı tüm parametreleri dikkatlice değerlendirerek cezasızlığın önüne geçmelidir.


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!