Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Nedir?

Yargıtay’a göre şüpheden sanık yararlanır ilkesi; ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Örneğin, haksız tahrik uygulamasında ilk haksız hareketin hangi taraftan kaynaklandığı tespit edilemediğinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle ceza indirimi yapılmalıdır.

“Şüpheden sanık yararlanır ilkesi” latincede “in dubio pro reo” şeklinde ifade edilmektedir.

Yargıtay’a göre şüpheden sanık yararlanır ilkesi oldukça geniş bir uygulama alanına sahip olup aşağıdaki hallerde de kuşkudan sanık yararlanır ilkesi uygulanır:

  • Ceza davasının konusu olan suçun işlenip işlenmediği konusunda şüphe varsa, şüpheden sanık yararlanır. Örneğin, eşini öldürdüğü iddiasıyla gözaltına alınarak tutuklanan sanığın eşinin cesedine ulaşılamaması, eşinin uzun süreden beri kayıp olması dışında eşinin öldüğüne dair somut delil olmaması nedeniyle “şüpheden sanık yararlanır ilkesi” gereği sanık hakkında beraat kararı verilmelidir.

  • İşlendiği tespit edilen suçun sanık tarafından işlenip işlenmediği konusunda şüphe varsa, şüpheden sanık yararlanır. Örneğin, kalabalık içinden gelen hakaret içerikli sözlerin sanığın bulunduğu taraftan geldiğini, sesin sanığın sesine benzediğini, ancak tam olarak göremediğini söyleyen mağdurun iddiasıyla açılan ceza davasında şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık hakkında CMK 223/2-e maddesi gereği beraat kararı verilmelidir.

  • İşlenen suçun gerçekleştirme biçimi konusunda şüphe varsa, şüpheden sanık yararlanır. Örneğin, basit tehdit suçu içeren sözleri söylediği konusunda tanık beyanlarına rağmen fiilin silahla işlendiğine dair şikayetçi beyanı dışında delil yoksa, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık hakkında silahla tehdit suçundan beraat, basit tehdit suçundan ceza verilmelidir.

Soruşturma ve kovuşturma sonucunda toplanan deliller değerlendirildiğinde sanığın suçluluğu konusundaki şüphe yerini suçun sübutuna dair bir kesinliğe bırakmadığı takdirde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık hakkında beraat kararı verilmelidir. Şüphenin giderilemediği her olayda devreye şüpheden sanık yararlanır ilkesi girmeli ve sanık lehine değerlendirme yapılmalıdır.

Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (Ceza Genel Kurulu-K.2015/35).

“Şüpheden Sanık Yararlanır” ve “Masumiyet Karinesi” İlişkisi

Masumiyet karinesi, diğer bir deyişle suçsuzluk karinesi; bir kişinin suçluluğu mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar “masum” kabul edilmesini ifade etmektedir. Kişi şüpheli veya sanık safıtıyla soruşturma veya kovuşturma aşamalarında suç şüphesi altında bulunabilir. Hatta, suç şüphesi nedeniyle hakkında gözaltı, tutuklama vb. koruma tedbirlerine başvurulabilir. Kişi ceza hukuku müdahalesine rağmen tüm bu aşamalarda masumiyet karinesi gereği kural olarak masum kabul edilir. Masumiyet karinesi, 1982 Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) şu şekilde düzenlenmiştir:

  • “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” (1982 Anayasası m.38/4).

  • “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” (AİHS m.6/3).

“Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi ile “masumiyet karinesi” ilkesi birbirini tamamlayan önemli ilkelerdir. Masumiyet karinesinin bir uzantısı olan şüpheden sanık yararlanır ilkesinin esası, bir masumun cezalandırılması ihtimaline karşı bir suçlunun cezasız kalmasının tercih edilmesi düşüncesine dayanmaktadır. Ceza muhakemesi iki yönlü bir faaliyettir, ceza muhakemesinin amacı suçluyu cezalandırarak toplum yararını korumak ve suçsuzun cezalandırılmasını önlemek için sanığın haklarını güvenceye almaktır. Masumiyet karinesi de soruşturma ve kovuşturma sürecinde sanığın lekelenmemesini teminat altına alır. Yargılama sürecinde masum kabul edilen şüpheli veya sanığın suçu kesin ve açık bir şekilde ispatlanmadığı takdirde “şüpheden sanık yararlanır ilkesi” gereği hakkında beraat kararı verilmelidir.

Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan “şüpheden sanık yararlanır ilkesi” ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Kuşkulu ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir olasılığa değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teoride olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksekte olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. Bu açıklama ışığında somut olay incelendiğinde, mağdure ile tanıkların aşamalardaki çelişkili beyanları, sanığın istikrarlı savunması ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın müsnet suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından, ceza muhakemesi hukukunun temel ilkelerinden olan “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi de gözetilerek beraatine karar verilmesi yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi bozma nedenidir (Y14CD-K.2016/5622).

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargılamanın Hangi Aşamasında Uygulanır?

1. Soruşturma Aşaması : Şüpheden sanık yararlanır ilkesi savcılık tarafından yürütülen soruşturma aşamasında uygulanamaz. Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler (CMK m.170/2). Yani soruşturma aşamasında kesin ve açık bir ispat aranmaz. İddianamenin düzenlenmesi için kesin ve açık ispat yerine suçun işlendiğine dair “yeterli şüphe” bulunması yeterlidir. Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi halinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir (CMK 172/1). Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin soruşturma aşamasında uygulanma alanı yoktur.

2. Kovuşturma Aşaması: Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, sübuta ilişkin bir ilke olduğundan yargılamanın hüküm verme aşamasında ceza mahkemesi tarafından uygulanır. Mahkeme, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında toplanan tüm delilleri birlikte değerlendirerek suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği, suçun gerçekleştirilme şekli konusunda hüküm kuracaktır. Mahkeme hüküm kurduğu aşamada, sanığın mahkumiyetine ilişkin kesin ve açık bir ispat olmayan hususlarda şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık yararına yorum yapmalıdır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yerel mahkeme tarafından hüküm aşamasında uygulanabileceği gibi istinaf mahkemesi veya Yargıtay da ilkeyi istinaf veya temyiz denetimi sırasında uygulayabilir.

Şüpheden (Kuşkudan) Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararları


Suçun İşlendiği Zaman Dilimi Bakımından Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Suç tarihi olan 23.05.2014 tarihinde yaz saati uygulaması ile birlikte güneşin 19.50’de battığı, TCK’nın 6/1-e maddesine göre saat 20.50’den öncesinin gündüz vakti olduğu,sanığın suçu 20.00-21.00 sıralarında işlediğini savunduğu, suçun saat 20.50’den sonra işlendiğine ilişkin bir delilin bulunmadığı, ‘‘Şüpheden sanık yararlanır’’ (in dubio pro reo) ilkesine göre suçun gündüz vakti işlendiğinin kabulü gerekirken; suçun gece vakti işlendiği hususundaki delillerin nelerden ibaret olduğu ortaya koyulup tartışılmadan suçun gece vakti işlendiğinden bahisle hırsızlık suçundan TCK’nın 143. maddesi gereğince artırım yapılarak, konut dokunulmazlığının ihlali suçu yönünden de TCK’nın 116/4. maddesi uygulanmak sureti ile fazla ceza tayini, bozma nedenidir (Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2016/3153 E. , 2018/6349 K.).

Suç tarihi olan 05.02.2013 tarihinde güneşin 16.57’de battığı, TCK’nın 6/1-e maddesine göre saat 17.57’den öncesinin gündüz vakti olduğu,sanığın suçu 17.00- 18.00 sıralarında işlediğini savunduğu, suçun saat 17.57’den sonra işlendiğine ilişkin bir delilin bulunmadığı, ‘‘Şüpheden sanık yararlanır’’ (in dubio pro reo) ilkesine göre suçun gündüz vakti işlendiğinin kabulü gerekirken; suçun gece vakti işlendiği hususundaki delillerin nelerden ibaret olduğu ortaya koyulup tartışılmadan suçun gece vakti işlendiğinden bahisle hırsızlık suçundan TCK’nın 143. maddesi gereğince artırım yapılmak sureti ile fazla ceza tayini, bozma nedenidir (Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2017/429 E. , 2018/16372 K.)

Haksız Tahrik Uygulamasında Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Olay günü çıkan tartışmada, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması açısından ilk haksız eylemin kimden kaynaklandığının araştırılması, tespit edilemediği takdirde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmememesi, bozma nedenidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2017/225 E. , 2020/13850 K.).

Sanığın, ilk önce diğer sanıkların kendisine hakaret ettiğini ve sinirlenmesi nedeniyle tehdit ve hakarette bulunduğunu savunması karşısında, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması açısından ilk haksız eylemin kimden kaynaklandığının araştırılması, tespit edilemediği takdirde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği tehdit suçu yönünden TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanma olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi, bozma nedenidir (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/28172 E. , 2016/7529 K.).

Sanıkların karşılıklı olarak birbirlerini yaraladıkları ve sanık .nin ayrıca silahla tehdit suçunu işlediği kabul edilen olayda, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması açısından, ilk haksız eylemin kimden kaynaklandığının araştırılması, tespit edilemediği takdirde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince her iki sanık hakkında TCK’nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması, bozma nedenidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/10218 E. , 2015/24421 K).

Sanıkların karşılıklı olarak birbirlerini tehdit ve hakaret ettikleri kabul edilen olayda, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması açısından ilk haksız eylemin kimden kaynaklandığının araştırılması, tespit edilemediği takdirde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği her iki sanık hakkında tehdit suçu yönünden TCK’nın 29, hakaret suçu yönünden ise anılan Kanunun 129. maddelerinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması, bozma nedenidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2015/6430 E. , 2015/29779 K.).

Şikayetçinin İfadesi Dışında Delil Bulunmayan Hallerde Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Sanığın, bir alt katında oturan ve aralarında önceye dayalı husumet bulunan katılanın evde bulunmadığı bir sırada, katılana ait evin balkonunda bulunan ve çamaşır ipine asılı bir vaziyette … giysilerinin üzerine, çamaşır suyu dökmek suretiyle zarar vermesi şeklinde gerçekleştiği iddia olunan eylem ile ilgili olarak; tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin şikayetçinin iddiasından başkaca kesin ve açık bir delil elde edilmemesi kaşısına “kuşkudan sanık yaralanır” (in dubio pro reo) ilkesi gereğince sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay (K)15. Ceza Dairesi 2013/11463 E. , 2013/13274 K.).

Katılanın evinde kiracı olan sanığın, evi tahliye ederken bahçede bulunan 14 yaşındaki birer adet kayısı ağacı ile erik ağacını kestiği iddia olunan somut olayda; sanığın atılı suçu işlemediğine dair aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmaları, sanığın ağaçları kestiğine dair görgüye dayalı bilgisi bulunan tanık bulunmaması karşısında, sanığın cezalandırılabilmesi için, katılanın soyut iddialarından başka her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilememesi nedeniyle “kuşkudan sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesi gereğince sanığın beraatine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. (Yargıtay (K)15. Ceza Dairesi 2013/13337 E. , 2013/13532 K.).

Kasten Öldürme Suçunda Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın uzantısı olan, Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkumiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir.

Somut olayda sanığın ellerindeki atış artığının, artığın bulunduğu yüzeye temasla sirayetinin mümkün olduğu, maktülden alınan ve atış artığı bulunmayan svapların ellerden alındığı, buna karşılık yaraya yakın olan vücudun diğer bölgelerinde atış artığı bulunup bulunmadığının belirsizliği, atış artıklarının başka nedenlerle oluşma ihtimalinin tamamen ortadan kalkmaması, olay öncesinde ve sonrasında maktülle ve maktülün bulunduğu ortamla temas halinde olan sanığın kabanındaki maktüle ait kan örneğinin de benzer şekilde sirayetinin mümkün olması, sanığın tedirgin ve endişeli davranışlarının dayandığı makul sebeplerin varlığı, maktülün bulunduğu yerin ilçe merkezine mesafesi, araç ile ulaşımın mümkün olması, çeşitli amaçlarla buraya diğer insanların da geldiğinin anlaşılması, sanığın iletişimin dinlenmesi ile tespit edilen telefon görüşmesindeki beyanlarının yoruma açık olması karşısında, tüm bu delillerin, sanığın eylemi gerçekleştirdiği iddiasını kuvvetli bir ihtimalden öteye geçiremediği, kuvetli de olsa, ihtimale dayalı olarak mahkumiyet kararı verilmesi mümkün olmadığından, sanığın kardeşini kasten öldürme suçunu işlediği, her türlü kuşkudan uzak, yasal ve yeterli delillerle kanıtlanamadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2014/3253 E. , 2014/5690 K.).

Hırsızlık Suçunda Kuşkudan Sanık Yararlanır İlkesi

Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı uyarınca sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkumiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorik de olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. İhtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en temel amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir, o halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi bulunan şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) ilkesine göre yapılan ceza muhakemesinin sonunda fiilin sanık tarafından işlendiğinin yüzde yüz açıklığa ulaşmaması halinde mahkumiyet kararının verilemeyeceği, T.C. Anayasa’sının 38/4. maddesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 11. maddesi, İnsan Hakları ve Avrupa Sözleşmesinin 6/2. maddesi, Medeni ve Siyasi haklar sözleşmesinin 14/2. maddelerinde açıkça kabul edilmiş olup, bu ilkenin dayanağını, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesi gerektiği esasının oluşturduğu kabul edilmekle;

Dosya kapsamından, olay günü gece saat 04.15 sıralarında, müştekinin işyeri daraba kilitleri kırılarak, işyerinden 5 adet cep telefonu ve bilgisayar kasasının çalındığı, komşu işyeri kamera görüntülerinin incelenmesinde, eylemi 3 şahsın gerçekleştirdiği, şahıslardan birinin malum kişilerden olan …olduğunun kollukça değerlendirilmesi üzerine yakalanan suça sürüklenen çocuğun tüm aşamalarda, atılı suçu kabul etmediği, görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını söylediği, 18.06.2012 tarihli ekspertiz raporunda, kamera kaydındaki görüntüler ile suça sürüklenen çocuğa ait 3 cepheden çekilmiş mukayese fotoğraflarının karşılaştırılmasında, kayıt çözünürlüğünün düşük olması, yüze ait karakteristik özelliklerin görülmemesi ve görüntünün siyah-beyaz olması nedeniyle karşılaştırma yapılamayacağının bildirildiği, 26.08.2013 tarihli uzman raporunun da aynı doğrultuda olduğu, suça konu eşyaların suça sürüklenen çocuktan ele geçirilmediği gibi suça sürüklenen çocuğun da suçlamayı inkar ettiğinin anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuğun atılı hırsızlık suçunu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli derecede kesin ve somut nitelikte her türlü şüpheden uzak, inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, atılı suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2015/14670 E. , 2016/7107 K.).

Tehdit Suçunda Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Tehdit suçundan verilen mahkumiyet hükmü yönünden;

Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti yargılama aşamasında toplanan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Bu açıklamalar doğrultusunda sanığın aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi, olayın görgü tanığının bulunmaması, dosyada katılan beyanından başka sanığın savunmasının aksini ispata elverişli somut delil bulunmaması karşısında, sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması, bozma nedenidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2018/7219 E. , 2021/18632 K.).

Hakaret Suçunda Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti yargılama aşamasında toplanan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Bu açıklamalar ışığında, hakaret eyleminin sanık tarafından işlendiğine ilişkin katılanın soyut beyanı dışında, savunmasının aksini kanıtlar nitelikte cezalandırılmasına yeter derecede delil bulunmaması karşısında, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2015/40345 E. , 2017/14735 K.).

Kasten Yaralama Suçunda Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Sanığın savunmasında atılı suçları işlemediğini beyan etmesi, dosya kapsamında sanığın atılı tehdit ve kasten yaralama suçlarını işlediğine dair bilgisi olan tanık beyanının olmaması ve yine kasten yaralama suçu yönünden, katılanın beyanında sanığın kendisini şikayet tarihinden yaklaşık 1 ay önce tekme ve tokat vurmak suretiyle dövdüğünü belirtmesine karşın katılanın yaralandığına dair dosyada bir adli rapor bulunmaması karşısında, dosyada katılan beyanından başka sanığın savunmasının aksini ispata elverişli somut delil bulunmaması karşısında, sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması, bozma nedenidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2018/5830 E. , 2021/12485 K.)ç

Her ne kadar tanık … sanığın katılanın koluna vurarak kasten yaralama eylemini gerçekleştirdiğini beyan etmiş ise de; olayın diğer tanığı olan E.B.’in sanığın katılana karşı herhangi bir yaralama eyleminde bulunmadığını beyan etmesi karısında, ‘‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği’’ sanık hakkında beraat kararı veren yerel mahkemenin değerlendirmesinde hukuka aykırı bir durum görülmediğinden tebliğnamenin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir (1. Ceza Dairesi 2021/6009 E. , 2021/6412 K.).

Kasten yaralama suçunda yapılan incelemede; Sanık hakkında mahkumiyetine esas alınan tek delilin müştekinin soruşturma aşamasında kolluk tarafından usüle aykırı şekilde alınan ve kovuşturma aşamasında müşteki tarafından reddedilen teşhisinden ibaret olduğu anlaşılmakla, söz konusu delilin sanığın mahkumiyete yetecek ölçüde her türlü şüpheden uzak, kesin mahiyette olmadığı, ceza hukukunun evrensel olarak kabul edilen ‘‘Şüpheden sanık yararlanır’’ ilkesi gereğince sanığın beraati yerine yetersiz gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/448 E. , 2021/13241 K.).

Taraflar arasında yaşanan kavga sırasında katılanın kulak memesinin kopması neticesinde yüzde sabit ize neden olacak şekilde yaralandığı olayda; katılanın kulak memesindeki kopmanın sanığın parmağında takılı olan yüzük ile gerçekleştiği hususunun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller ile ispatlanamaması karşısında, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, suçun silahtan sayılan bir aletle işlendiğinden bahisle sanık hakkında TCK’nin 86/3-e maddesinin uygulanmayacağının gözetilmemesi, bozma nedenidir (3. Ceza Dairesi 2016/11229 E. , 2017/5517 K.).

Doktor Raporu Olmayan Hallerde Kasten Yaralama Suçunda Şüpheden Sanık Yararlanır

Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın üzerine atılı suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti yargılama aşamasında toplanan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Bu açıklamalar doğrultusunda, sanığın savunmasında atılı suçları işlemediğini beyan etmesi, dosya kapsamında sanığın atılı tehdit ve kasten yaralama suçlarını işlediğine dair bilgisi olan tanık beyanının olmaması ve yine kasten yaralama suçu yönünden, katılanın beyanında sanığın kendisini şikayet tarihinden yaklaşık 1 ay önce tekme ve tokat vurmak suretiyle dövdüğünü belirtmesine karşın katılanın yaralandığına dair dosyada bir adli rapor bulunmaması karşısında, dosyada katılan beyanından başka sanığın savunmasının aksini ispata elverişli somut delil bulunmaması karşısında, sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması, bozma nedenidir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2018/5830 E. , 2021/12485 K.).

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçunda Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Kendisinde uyuşturucu veya uyarıcı madde ele geçirilmeyen, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığı tıbbi yöntemlerle saptanmayan, kullandığını belirttiği maddenin uyuşturucu olup olmadığı tespit edilemeyen sanığın savunmasının aksine, kuşku sınırlarını aşan kesin ve yeterli delil bulunmadığı anlaşıldığından “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi de gözetilerek sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle mahkumiyetine hükmedilmesi, bozma nedenidir (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2015/11824 E. , 2016/7901 K.).


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS