0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu Nedir? (TCK 156)

Bedelsiz senedi kullanma suçu; senet borçlusu tarafından bedeli tamamen veya kısmen ödenmiş senedin alacaklı tarafından ödeme olgusu dikkate alınmadan hukuka aykırı bir şekilde “kullanılması” ile oluşur (TCK m.156).

Bedelsiz senedi kullanma suçu, TCK m.156’da “Malvarlığına Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir. Bedelsiz senedi kullanma suçu, özel hukuk uyuşmazlıklarıyla ceza uyuşmazlığının iç içe geçtiği ve suçun ispat açısından özel ispat kurallarının olduğu bir suç türüdür.

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunun Unsurları ve Cezası (TCK 156)

Bedelsiz senet kavramı; senedin kısmen veya tamamen borçlu tarafından ödenmesi veya ödeme yerine kaim olan herhangi bir nedenle, senetteki miktarın borçludan talep edilememesi anlamına gelmektedir. Senedin bedelsiz kalması demek, borcun kısmen veya tamamen ödenmesi yükümlülüğünün ortadan kalkması demektir.

TCK’nın 156. maddesinde kastedilen senet; çek, poliçe, bono gibi kambiyo senetleri olabileceği gibi borç ve alacak ilişkisini ispatlayan başkaca senetler de olabilir. Kural olarak, alacaklı bedeli ödenen senedi borçluya iade etmelidir. Alacaklı, ödenmiş senedi iade etmese bile senedi kullanmadığı takdirde bedelsiz senedi kullanma suçu oluşmaz. Suçun maddi unsuru, “kullanma” fiilinin icra edilmesiyle tamamlanır. Borcun bir bölümü ödenmiş ve geri kalan miktar için elinde tuttuğu senedi, tümü veya kalandan fazla miktarı için kullanan sanığın fiili bedelsiz senedi kullanma suçu olarak nitelenir.

Bedelsiz senedi kullanma suçu olarak kabul edilen bazı hareketler şunlardır:

  • Senedin tahsili için dava açılması veya icra takibine konulması,
  • Senedin başkasına ciro edilerek devredilmesi,
  • Senedi protesto ettirmek veya başka amaçla vermek bankaya vermek,
  • Senedi takas veya mahsup amacıyla kullanma.

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunun İspatı: Suçun ispatı açısından özel bir ispat usulü öngörülmüştür. Buna göre, bedelsiz senedin kullanıldığını iddia eden kişinin bunu yazılı delille ispatlaması gerekir. Tanık delili ispat için yeterli değildir. Ceza mahkemesi, aynı zamanda bünyesinde bir özel hukuk uyuşmazlığı taşıyan bu suçun ispatı açısından hukuk usulünde uygulanan “istisnalar dışında senede karşı iddiaların ancak senetle ispat edilebileceği” ilkesini dikkate alarak; sanığın suç ikrarı yoksa, senedin bedelsiz kaldığı olgusunun yazılı delille ispat edilmesini arayacaktır.

Bedelsiz senedi kullanma suçunun cezası; 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır (TCK m.156). Özellikle belirtelim ki; mahkeme faili aynı anda hem hapis hem de adli para cezası ile mahkum edecektir.

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunda Şahsi Cezasızlık Hali (TCK 167)

TCK m.167/1’e göre, bedelsiz senedi kullanma suçunun;

  • Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,
  • Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın,
  • Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,

zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.

Bedelsiz senedi kullanma suçunun aşağıdaki akrabalar aleyhine işlenmesi halinde 1/2 oranında ceza indirimi uygulanır:

  • Haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi halinde; ilgili akraba hakkında şikayet üzerine verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Bedelsiz senedi kullanma suçu kapsamında hükmedilen hapis cezası adli para cezasına çevrilemez. Çünkü, madde metninde adli para cezası, hapis cezası ile birlikte zaten yaptırım olarak düzenlenmiştir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Bedelsiz senedi kullanma suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb) kararı verilmesi mümkündür.

Cezanın ertelenmesi, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Bedelsiz senedi kullanma suçu nedeniyle verilen hapis cezası hakkında cezanın ertelenmesi kararı verilmesi mümkündür.

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunda Şikayet Süresi, Uzlaşma ve Zamanaşımı

Bedelsiz senedi kullanma suçu, şikayete tabi suçlar arasında yer almaktadır. Şikayet başvurusu olmadan savcılık resen soruşturma açamaz. Şikayet süresi, mağdurun senedin fail tarafından kullanıldığını öğrendiği tarihten itibaren 6 aydır. Örneğin, ödenmiş senedin icraya konması halinde, icra dairesi tarafından gönderilen ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği gün borçlunun 6 aylık şikayet süresi işlemeye başlar. Mağdurun süresinde şikayet etmemesi halinde şikayet hakkı ortadan kalkar. Şikayetten vazgeçme, kamu davasının düşmesi sonucunu doğurur.

Uzlaşma, suç isnadı altındaki şahıs ile suçun mağduru olan şahsın bir uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurarak anlaşmasıdır. Bedelsiz senedi kullanma suçu, uzlaşmaya tabi suçlar arasındadır.

Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış veya dava açılmasına rağmen kanuni süre içinde sonuçlandırılmamış ise ceza davasının düşmesi sonucunu doğuran bir ceza hukuku kurumudur. Bedelsiz senedi kullanma suçu nedeniyle yapılan yargılamalarda olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu Görevli Mahkeme

Bedelsiz senedi kullanma suçu hakkında yargılama yapma görevi asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu Yargıtay Kararları


Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunun İspatı ile Hukuk ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı

Bir eylemin suç olup olmaması başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise, ceza mahkemesi bu sorunu kendi çözümleyebileceği gibi, yargılamaya ara vererek hukuk davası açılması için ilgililere uygun bir süre verebilecek ve hukuk mahkemesinden bu konuda bir karar verilmesini de bekleyebilecektir. İlgililere süre verilerek hukuk mahkemesinden bir kararın çıkması beklendiği takdirde, örneğin senetten kaynaklanan bir borcun ödenip ödenmediği ile ilgili değerlendirme yapan hukuk mahkemesi, ceza usulünde benimsenen serbest delil ilkesi hükümlerine göre değil, hukuk usulünde uygulanan “istisnalar dışında senede karşı iddiaların ancak senetle ispat edilebileceği” ilkesi uyarınca bir karar tesis edecek ve senet hakkında hukuk mahkemesince verilen karar ceza mahkemesini de bağlayacaktır. Görüldüğü üzere, ceza mahkemesi yüklenen suçun ispatı açısından ceza usulü kuralları içinde karara bağlamadığı bir sorunun hukuk mahkemesinde çözümüne imkan tanımışsa, artık hukuk mahkemesinden verilen kararla bağlı olacaktır. Başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunu kendisi karara bağlamak istediği takdirde ise, yine aynı kuralları, yani hukuk usulünde benimsenen kuralları uygulaması gerekecektir. Aksi halin kabulünde çelişkili kararların tesisi ihtimali nedeniyle adalete olan güven sarsılacaktır. Bu durumda ceza mahkemesi, bir fiilin suç olup olmamasını değil, bir hukuki işlemin, yani senede bağlı bir borcun ödenip ödenmediğini belirleyerek sonuca gideceğinden, senede bağlı bir borcun ödenip ödenmediğine bağlı olarak da bedelsiz senedin kullanılması suçunun sübutunu hukuk usulünde öngörülen kuralları uygulamak suretiyle çözümlemek zorundadır. Bu zorunluluk yalnızca ödeme iddiasına ilişkin olup, sanığın kastı, senedi kullanıp kullanmadığı gibi diğer unsurları değerlendirirken ceza muhakemesindeki serbest delil ilkesine uygun şekilde takdirini kullanabilecektir.

Ceza ve hukuk mahkemelerinde, sübuta ilişkin bir sorunun çözümünde farklı usul kurallarının uygulanması farklı hukuki sonuçları ortaya çıkarabilecektir. Senede bağlı bir borcun ödendiği iddiasının ceza mahkemesinde serbest delil usulü, hukuk mahkemesinde ise, istisnalar dışında sınırlı delil usulüne göre çözümünün ve bundan dolayı farklı sonuçların ortaya çıkmasının kabulü, adalet ve hakkaniyete aykırı düşecektir. Bu nedenle, senede bağlı borcun ödenip ödenmediğine ilişkin sorunun çözümünde, ceza ve hukuk mahkemelerinden verilen farklı kararların uygulamada doğuracağı sakıncalarının önlenmesi bakımından, tanıkla ispat konusunda ceza mahkemesinin hukuk mahkemesinin bağlı olduğu usul kurallarını uygulaması gerekmektedir.

Diğer bir anlatımla, farklı usul hükümlerinin uygulanması nedeniyle senetten kaynaklanan borcun ödendiği iddiasının ceza mahkemesinde sabit görülerek mahkûmiyet kararı verilmesi, buna karşılık hukuk mahkemesinde ödeme iddiasının yerinde olmadığının kabulü ile alacağın geçerli görülmesi durumunda, ceza mahkemesi kararı sonucu bedelsiz senedi kullanma suçundan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan alacaklı, hukuk mahkemesi kararına göre alacağını icrada tahsil edebilecektir. Bu tür sakıncalara ve böylesine çelişkili bir durumun ortaya çıkmasına hukuk mantığının cevaz vermeyeceği açıktır. Aksinin kabulü halinde senet borçlusu hiç bir zaman ilgili hukuk mahkemesine başvurma yoluna gitmeyecek, tanık temin ederek Cumhuriyet Savcılığına başvurmak suretiyle kamu davası açılmasını ve açılan kamu davasına katılmak suretiyle şahsi hakkının hüküm altına alınmasını sağlayabilecektir. Hal böyle olunca Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleriyle getirilen sınırlamaların uygulanma imkanı da eylemli olarak ortadan kalkacaktır. Üstelik bu kabul, elinde gerçeğe ve hukuka uygun olarak düzenlenmiş senet bulunan alacaklının senede konu alacağını tahsil edememe tehlikesinin yanında, TCK’nun 156. maddesinde düzenlenen ceza tehdidi altında bulundurulmasına neden olacak, hatta Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra İflas Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümlerine güvenerek alacağını hukuki yönden güvende gördüğü için, işlemlerin yapılması sırasında tanık temini yoluna gitmeyen alacaklının kolayca mahkûm edilmesi sonucunu ortaya çıkaracak ve ekonomik hayatta güvensizliğe neden olacaktır.

Nitekim, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun yürürlükte olduğu dönemde benzer uyuşmazlık konularının değerlendirildiği 12.04.1933 gün ve 31-7 sayılı, 02.04.1941 gün ve 19-12 sayılı, 24.03.1989 gün ve 1-2 sayılı İçtihat Birleştirme Kararlarında ve Ceza Genel Kurulunun 17.03.1986 gün ve 464-126 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmış olup, 1412 sayılı CMUK’nun 254 ve 255. maddeleri ile 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 217 ve 218. maddelerinin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren bölümleri itibariyle paralel hükümler içermeleri nedeniyle değişen ceza mevzuatı karşısında dahi sözkonusu İçtihadı Birleştirme Kararları halen geçerliliklerini korumaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Katılan İ. ile sanık B. arasında 60.000 EURO bedelindeki bono ile ortaya konan bir borç ilişkisinin bulunduğu ve katılanın senetten kaynaklanan borcu ödediğine ilişkin hukuka uygun olarak yalnızca tanık deliline dayandığı olayda; ceza muhakemesinde hakimin delilleri serbestçe takdir edeceği açıklanmış ve ispat vasıtaları yönünden bir sınırlama getirilmemiş ise de, hukuki bir ilişkinin sonucu olup, aynı zamanda cezai sorumluluğu da gerektiren işlemlerde hukuk mahkemelerinde aranılan ispat şeklinin ceza mahkemelerinde de aranması gerektiği, ceza mahkemelerinden verilen mahkûmiyet hükümlerinin hukuk mahkemelerini de bağlayacağı, bedelsiz senedi kullanma suçunun işlendiğinin tanıkla ispatı kabul olunduğu takdirde katılanın ceza ilamına dayanarak 60.000 EURO bedelindeki borcu ödediğini herhangi bir yazılı delile ihtiyaç olmadan ispat edebileceği, bunun da miktar itibarıyla tanıkla ispat edilemeyecek bir iddianın HUMK’na aykırı olarak tanıkla ispatı sonucunu doğuracağı açık olup, katılanın senedin ödenmesine rağmen kullanıldığı yönündeki iddiasının tanık anlatımlarına göre sabit kabul edilmesi ve sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizdir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - K. 2013/40).

Bedelsiz Bononun Ciro Edilerek İcra Takibi Yapılması

Somut olayda; sanığın yetkilisi olduğu dershaneye kızını gönderen şikayetçinin, kayıt ücreti olan 650 TL karşılığı verdiği bono bedelini taksitler halinde ödemesine rağmen, suça konu bonoyu şikayetçiye iade etmeyerek, üçüncü bir şahsa ciro edilerek kullanıldığı anlaşılmakla, sanığın atılı suçtan mahkumiyetine dair kabulde isabetsizlik görülmemiştir (Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Karar: 2014/9693).

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçunun İspatı

Sanıkların, şikayetçiden almış oldukları ve bedelini tahsil ettikleri boş senedi icraya koymak suretiyle bedelsiz senedi kullanma suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; Sanık R.’ın aşamalardaki tüm savunmalarında, suça konu senedi 2005 yılında katılanın borçlarına karşılık ondan aldığını, sonrasında ise, alacağını haricen tahsil edemediğinden, suça konu senet ile ilgili icra takibi başlattığını belirterek suçlamaları kabul etmemesi ile diğer sanık M.’nın kendisinde bulunan senetlerle suça konu senedin bir ilgisinin bulunmadığını söylemesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 24.03.1989 tarih ve 1988/1-1989/2 Sayılı içtihadında da açıklandığı üzere, senedin bedelsiz kaldığının ya da anlaşmaya aykırı kullanıldığının belirttiği istisnalar dışında, tanıkla ispat olunamayacağı da dikkate alındığında, takibe konulan miktarın yazılı delille ispatlanmasının zorunlu olmasına rağmen, katılanın borcunun olmadığına veya borcu ödediğine dair herhangi bir belge ibraz edememesi ve tanık beyanlarının alacağın ispatı için yeterli olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraatları yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Karar: 2016/48).

Kısmen Ödenmiş Senedi İcra Takibine Koyma

Sanığa atfedilen ve 5237 sayılı TCK’nın karşılığını bulan “bedelsiz senedi kullanma” suçunun elinde borçlusunca bedelinin tamamı ya da bir kısmı ödenmiş bir senet bulunan kişinin bu senedi kısmen veya tamamen ödenmemiş gibi kullanması halinde oluşacağı, buna göre; kısmen veya tamamen bedelsiz kalan bir senedi, bu niteliğini bilerek kullanan kişinin bu suçun faili olacağı, bu açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; sanığın aşamalardaki savunmalarında asıl alacağının 1.425 TL olduğunu, bu alacağını tahsil etmek amacıyla suça konu 3.600 TL bedelli senedi icra takibine koyduğunu beyan etmesi, sanığın soruşturma ifadesinin hemen altında sanığın eli ürünü olduğu değerlendirilen ve bir takım hesaplamalar neticesinde sanığın ifadelerinde belirttiği alacak miktarı olan 1.425 TL’ye ulaşıldığını gösteren el yazısı bir notun bulunması, mahkemece sanıkla şikayetçi arasındaki hukuki ilişkiyi ortaya koyan kira sözleşmesi ile sanık tarafından şikayetçi ve A.. Ö.. isimli kişi hakkında yapılan icra takibine ilişkin takip dosyası getirtilmeden ve şikayetçi ile A.. Ö.. isimli kişi usulüne göre çağrılıp dinlenilmeden hüküm kurulduğunun tespit edilmiş olması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması bakımından öncelikle sanık tarafından başlatılan icra takibine ilişkin takip dosyasının getirtilerek onaylı suretinin dosyaya eklenmesi, bilahare takip dosyasındaki belgelere göre takip miktarı ve şikayetçinin şikayetinin süresinde olup olmadığı tespit edilerek, şikayetçi L.. N.. ile A.. Ö..’ün usulüne uygun bir şekilde duruşmaya davet edilerek uyuşmazlığa konu olayla ilgili beyanlarının tespit edilmesinden sonra, toplanan diğer tüm delillerin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 23. Ceza Dairesi - Karar: 2015/7247).

Bono Aslını İade Etmeyerek İcraya Koyma

Sanığın, şikayetçiden alacaklı bulunduğu senet bedeli ödenmesine rağmen, aslı yerine senedin renkli fotokopisini iade edip, senet aslını icra takibine konu ederek kullanması şeklinde sübut bulan eyleminin TCK’nın 156. maddesinde tanımlanan “bedelsiz senedi kullanma” suçunu oluşturduğu dikkate alınmadan suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde “dolandırıcılık” suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 15.Ceza Dairesi - Karar: 2014/18846).

İcra Takibinden Sonra Ödeme Yapılsa Dahi Senedi Kullanma Suç Değildir

Sanığın, suça konu senetleri icra yoluyla takip ettiği ve katılanın PTT aracılığı ile 21/01/2010 tarihinde 1.995 TL ödemede bulunmasına karşın sanığın icra yoluyla takibi devam ettirerek bedelsiz senedi kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda; Sanığın suça konu senetler nedeniyle 2.200 TL’lik alacağı için icra takibini 30.08.2008 tarihinde, katılanın ise PTT aracılığı ile yaptığı 1.995 TL’lik kısmi ödemeyi icra takip tarihinden sonraki bir tarih olan 21.01.2011’de yaptığı, bu nedenle icra takibinin yapıldığı tarihte katılan tarafından yapılan bir ödemenin bulunmaması nedeniyle bedelsiz kalmış senetten bahsedilemeyeceği ve borç miktarı bakımından takibin devam etmesinin bedelsiz senedi kullanma suçunun unsurlarını oluşturmayacağından bahisle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir (Yargıtay 23. Ceza Dairesi - Karar: 2015/4912).

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu Şikayet Süresi

Müşteki hakkında, suça konu senetle ilgili olarak 03/05/2007 tarihinde icra takibi başlatılmasından sonra, katılanın 22/05/2007 tarihinde mal beyanında bulunup yine aynı tarihte vekili aracılığı ile Denizli 1. İcra Hukuk Mahkemesine itiraz davası açtığı, bu şekilde yapılan icra takibinden haberdar olan katılanın, altı aylık şikayet süresi geçtikten sonra, 17/12/2007 tarihinde sanık hakkında şikayetçi olduğu dikkate alınarak, şikayete tabi olan bedelsiz senedi kullanma suçu nedeniyle, 5237 sayılı TCK’nın 156. maddesi kapsamında ve aynı Kanunun 73/1. ile 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince, şikayetin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 5. Ceza Dairesi - Karar: 2015/10487).

Kısmen Bedelsiz Kalmış Senedi Kullanma Suçu

Sanığın yetkilisi olduğu pansiyonda öğrenci olan kızının eğitim sezonu sonuna kadar 8 ay kalacak olması nedeniyle müştekinin sanığa 1600 TL meblağlı senet verdiği, ilki elden 5 aylığı posta çekiyle ödediği sırada bitime iki ay kala pansiyonun kaymakamlıkça kapatılması nedeniyle kızının başka pansiyona gitmek zorunda kalması nedeniyle müştekinin ödemeyi durdurduğu son iki ayda kalma gerçekleşmediğinden ödeme gerekmeyeceği ve kalınmış olan 6 aylık kısma tekabül eden 1200 TL’nin ödenmiş olduğu halde tamamen bedelsiz kalan senedi hatta son kısım dikkate alınmamış olsa dahi 1200 TL’lik kısmı ödenmiş olan senedi diğer sanığa ciro ederek, kısmen veya tamamen ödenmemiş gibi 1200 TL’lik kısmı üzerinden icra takibi yoluyla tahsile sokması karşısında sanıkların 5237 sayılı TCK’nın 156/1. maddesi gereği mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Karar: 2012/37695).

Ciro Silsilesinin Takip Edilerek Araştırma Yapılması

Şikayetçinin, aşamalarda suça konu bono bedelini ödediği halde sanığın bunu iade etmeyerek başkasına verip, birkaç el değiştirdikten sonra aleyhine icra takibine girişildiğini iddia etmesi, sanığın ise, şikayetçinin borcunu ödemesi üzerine suça konu bonoyu ona iade ettiğini savunması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından, hamilden hareketle ciro silsilesi takip edilerek suça konu bononun, lehdara kimden ne şekilde intikal ettiği ve üzerindeki tüm yazı ve rakamların sanık ile katılanın eli ürünü olup olmadığı usulen araştırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle dosya kapsamına uygun olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi - Karar: 2007/4525).

Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu Nasıl İspat Edilir?

Müştekinin, sanık Y.’ya aldığı borç karşılığında kendisi tarafından imzalı ancak vade ve bedel kısmı boş bırakılmış şekilde bono verdiği, daha sonra bu bononun bedelini Y.’a ödemesine rağmen Y.’un bu bonoyu tekrar tahsil etmek için sanık F.’a verdiği, F.’ın söz konusu bonoyu borcunun ödendiğini bilmesine rağmen sanık D.’ya icraya koyması hususunda anlaşarak verdiği, sanıkların söz konusu bononun bedelinin ödendiğini bilmelerine rağmen D. aracılığı ile icraya koyduklarının iddia edildiği olayda; Şikayetçinin söz konusu senedi imzalayıp boş olarak teslim etmesi, senet bedelini ödediğini belirtmesine rağmen buna ilişkin herhangi bir delil ibraz edememiş olması, sanık D.’nın şikayetçiye vermiş olduğu borcun ödenmemesi üzerine şikayetçiden aldığı bonoyu icra takibine koyduğuna dair beyanına karşın, şikayetçinin bu beyanın aksini kanıtlar şekilde delil sunamaması karşısında, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 24.03.1989 tarih ve 1998/1 Esas, 1989/2 Karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere, senedin bedelsiz kaldığının ya da anlaşmaya aykırı kullanıldığının yazılı delille ispatlanmasının zorunlu olmasına rağmen, şikayetçinin borcunu ödediğine dair yazılı delil ibraz edememesi hususları gözetilerek, mahkeme tarafından sanıklar hakkında verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiş olup, katılanın bonoya imza atıp vermiş olması karşısında TCK’nın 209/2. maddesinde belirtilen açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun söz konusu olmaması nedeniyle, tebliğnamede bu yönde bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir (Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Karar: 2015/995).

İcra Masrafları Ödenmeden Senet Bedeli Ödenmiş Sayılmaz

Bedelsiz senedi kullanma suçunun oluşabilmesi için; sanığın elinde borçlusunca bedelinin tamamı ya da kısmen ödenmiş bir senet olmalı ve bunu kısmen veya tamamen ödenmemiş gibi tahsile sokması veya bir başkasına devretmesi gerekmektedir. Borcun bir bölümü ödenmiş ve geri kalan miktar için elinde tuttuğu senedi, tümü veya kalandan fazla miktarı için kullanan sanığın fiili de bedelsiz senedi kullanma suçunu oluşturacaktır.

Katılan Mikro GSM Elektrik Telekom İnşaat Reklam Limited Şirketi’nin borçlusu olduğu 31/06/2008 keşide tarihli 16.750 TL bedelli çeki 28/07/2008 tarihinde Türkiye İş Bankası aracılığıyla sanığın hesabına ödediği ancak ödemeye rağmen, Ankara 16. İcra Müdürlüğünün 2008/8488 Esas sayılı dosyasında ihtiyatı haciz kararına müteakiben icra takibine geçilerek bedelsiz kalan çekin tahsile konulması suretiyle atılı suçun işlendiğinin iddia edildiği somut olayda;

Suça konu çek ile ilgili takip ve ihtiyati haciz talebinin ödemeden önce yapıldığı ve bu bağlamda sanığın bedelsiz senedi tahsil amacı taşıdığını söylenemeyeceği, icra takibinin sadece çek bedeli ile sınırlı olmayıp, faiz, tazminat, masraf ve vekalet ücreti gibi fer’i alacakları da kapsadığı, katılan tarafından yapılan ödemenin takibin tamamını kapsamaması nedeniyle sanıktan takibi durdurmasının beklenemeyeceği ve bu safhadan sonraki işlemlerin hukuki ihtilaf boyutunda olduğu, kaldı ki Ankara 15. İcra Hukuk Mahkemesi’nin anılan kararı ile itirazın kabulüne karar verildikten sonra, alacaklı sanık vekili tarafından karşılıksız çek tazminatı, çekin ibraz tarihi ile ödeme tarihi arasındaki faiz için takip talebinde bulunduğu görülmekle, sanığın suç kastı ile hareket etmediğinin ve takipten sonraki yapılan kısmi ödemeyi takip eden hukuki sürecin taraflar arasındaki hukuki ihtilaf boyutunda olduğu anlaşılmakla, sanığın atılı suçtan beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Karar: 2014/11802).

Dolandırıcılık Suçu ve Bedelsiz Senedi Kullanma

Katılan Ü.’in temyiz talebinde bulunmayan sanık A.’den 21/09/2006 tarihinde 30.000 TL borç aldığı, karşılığında da 21/12/2006 vadeli 30.000 TL bedelli bonoyu imzalayarak verdiği, katılan Ü.’in babası olan katılan R.’in de kefil olarak senede imza attığı, sanık H.’in temyiz talebinde bulunmayan diğer sanıklar A. ve M. F. ile birlikte … ilçesine giderek senedin renkli fotokopisini çektirdikleri, daha sonra katılanın 21/12/2006 günü borcu olan 30.000 TL yi işyerine gelen sanık A.’a ödediği, bunun karşılığında sanık A.’ın renkli fotokopi olan 30.000 TL bedelli senedi yırtarak katılan Ü.’e verdiği, birkaç saat geçtikten sonra katılan Ü.’in .’da bulunan iş yerine sanık H.’in diğer sanıklar ile birlikte geldikleri, sanık A.’ın katılandan 000 TL borcu ödemesini, verdiği bononun sahte olduğunu ve asıl senedin kendisinde bulunduğunu söylediği, katılanın şikayetçi olduğu, bu şekilde gerçekleşen eylemin bedelsiz senedi kullanmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeden, oluşa uymayan gerekçeyle unsurları oluşmayan dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Karar: 2014/7077).

Dolandırıcılık Suçu ve Bedelsiz Senedi Kullanma Suçu

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Katılanların sanıktan 31.000 TL karşılığında adi sözleşme ile bir taşınmaz aldıkları, bu alım karşılığında 1.000 TL peşin, geri kalan borç için 14.000 ve 16.000 TL için ayrı ayrı iki adet bono tanzim edildiği, bono bedellerinin daha sonra ödendiği, sanığın da tanıklar huzurunda senedi katılana ibraz ettiği, yine tanıklar huzurunda senedin yırtılmak suretiyle imha edildiği, daha sonra sanığın avukatı aracılığıyla, katılanlara 19.9.2006 tarihinde bir ödeme ihtarnamesi yazısı gönderdiği, bu yazıda, senet bedelinin üç gün içinde ödenmemesi halinde icraya konulacağının yazıldığı, bu yazıyı alan katılanların, yanlarına tanık E.’u da alarak sanığın yanına gittikleri, sanığın, taşınmazın bedelinin daha yüksek olduğunu, 8.000 TL daha verilmesi halinde senedi verebileceğini, imha edilen senedin kendisi tarafından oluşturulan sahte senet olduğunu söylediği, bunun üzerine katılanların 5.000 TL ödemeyi kabul ettikleri, ama bu paranın henüz sanığa ödenmediği, sanığın bu şekilde senet bedeli ödenmesine rağmen, kendisinin oluşturduğu sahte senedi katılana verip gerçek olan senetmiş gibi imha ettirerek, asıl senedin kendisinde kalmasını sağladığı, daha sonra elinde kalan senedi icraya koymadan katılanlara karşı kullanmaya çalıştığı, böylece haksız menfaat temin etmeye çalıştığının iddia edildiği olayda, Eylemin, dolandırıcılığa teşebbüs ve bir hukukî ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılığa teşebbüs suçu kapsamında kalmadığı dikkate alınarak, 5237 sayılı TCK’nın 156. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 5.2.2013 tarih ve 2012/11-1086 Esas ve 2013/40 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, bedelsiz senedin kullanıldığını iddia eden kişinin bunu yazılı delille ispatlaması gerektiği dikkate alınarak ve katılanların da, yaptığını belirttiği ödemelere dair yazılı bir delil sunamadığı gibi sanığın savunmasının aksinin kanıtlanamadığı anlaşılmakla, suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 Sayılı CMK’nın 223/2-a maddeleri kapsamında sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Karar: 2014/12514).


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!