0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Boşanma Davası ve Boşanma Sebepleri

Boşanma davası; eşlerin nafaka, maddi ve manevi tazminat, velayet vb. gibi feri uyuşmazlıklarla birlikte evlilik birliğini sona erdirmek için anlaşmalı veya çekişmeli bir şekilde aile mahkemesinde açılan bir dava türüdür.

Medeni Kanunda özel ve genel boşanma sebepleri olmak üzere iki tür boşanma sebebi ile boşanma davası açılabilir. Genel boşanma nedenleri, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanan tüm vakıalara dayanılarak açılabilir. Örneğin, hakaret, tehdit, şantaj, dayak atma vb. gibi nedenler genel boşanma nedeni olabilir. Özel boşanma sebeplerine dayalı boşanma davaları ise şu nedenlerle açılabilir:

  • Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası (TMK m. 161),
  • Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedenleri ile Boşanma Davası (TMK m. 162),
  • Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebepleri ile Boşanma Davası (TMK m. 163),
  • Terk Sebebiyle Boşanma Davası (TMK m. 164),
  • Akıl hastalığı Sebebiyle Boşanma Davası (TMK m. 165).

Terk Nedeniyle Boşanma Davası

Davacı erkek münhasıran Türk Medeni Kanununun yer alan “terk” hukuki sebebine dayalı olarak boşanma davası açmıştır. Erkeğin, 166/1-2. maddesinde düzenlenen “evlilik birliğinin sarsılması” hukuki sebebine dayalı bir davası bulunmadığı gibi usulüne uygun olarak yapılmış bir ıslah işlemi de mevcut değildir. Münhasıran terke dayalı olarak açılan boşanma davasında, Türk Medeni Kanununun şartlarının oluştuğundan söz edilip, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma kararı verilemez (m.74; m. 26 ). O halde; mahkemece, toplanan delillerin Türk Medeni Kanununun dayalı dava çerçevesinde değerlendirilip; gerçekleşecek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; bu yön gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş; bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2016/11996).

Dava terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasıdır ( m. 164). Türk Medeni Kanunun gereğince boşanma davası açma hakkı, terk edilen eşe aittir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. ( m.164/1. fıkra son cümle).Toplanan delillerden davalı kadının eşini eve almadığı ve eşini ortak konutu terk etmeye zorladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda terk edenin davalı, terk edilenin de davacı olduğunda tereddüt bulunmamaktadır Daha önce taraflar arasında görülen davalı erkek tarafından açılan boşanma davasının reddine kadının açtığı bağımsız tedbir nafakası davasının kabulüne karar verildiği, kararın 14.01.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı ortak konuta dönmek için 18.05.2012 tarihinde ihtar çekmiş, ihtar 24.05.2012 tarihinde davalıya tebliğ edilmiş, terke dayalı dava ise 22.08.2012 tarihinde açılmıştır. Dinlenen tanık beyanlarından da davacının, eşine terk ihtarının tebliğinden itibaren iki aylık süre içinde 24.07.2012 tarihinde ortak konuta gittiği ancak davalı kadının eşini eve almadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalının haklı bir sebep olmaksızın davacının ortak konuta dönmesini engellediği sabittir. Türk Medeni Kanunun koşulları gerçekleşmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçeli ile reddi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2016/462).

Terk sebebine dayanan boşanma davasının reddedilebilmesi için, terkte haklı olmak yetmez. Usulüne uygun ihtar tebliğine rağmen ortak konuta ve aile birliğine haklı bir sebeple dönmemenin gerçekleşmiş olması gerekir. Koca, 19.12.2011 günü notere başvurarak eşinin eve dönmesi için ihtar edilmesini ( md. 164) istemiş, istek doğrultusunda verilen ihtar kararı 23.12.2011 tarihinde kadına tebliğ edilmiştir. İhtar Türk Medeni Kanunu’nun ile 27.03.1957 tarihli 10/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na uygun ve geçerlidir. Kadın haklı sebeple ortak konuta dönmediğini ispatlayamamış, ihtara uymamakta haklı olduğuna dair bir delil getirmemiştir. Yukarıda değinildiği gibi terkte haklı olmak, usulüne uygun ihtara uymama hakkı vermez. Öte yandan, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken, dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz ( md. 2). Kadının ortak konutu 2002 yılı Ağustos ayında terk ettiği anlaşılmakladır. İleri sürdüğü sebeple boşanma davası açma imkanı varken, bekleyip kocası tarafından kendisine ihtar çekilip aleyhine terk hukuki sebebine dayalı olarak dava açılmasından sonra 23.08.2012 tarihinde terkteki haklılığa dayanak dava ikame etmesi az önce açıklanan dürüstlük kuralına aykırıdır ve hukukça korunamaz. Bu sebeple davalı-davacı (kadın) tarafından açılan Türk Medeni Kanunu’nun dayanan boşanma davasının reddine, koca tarafından açılan terk sebebine dayanan boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde hüküm kurulması doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. HD -Karar: 2014/10775).

Özel ve Genel Boşanma Sebeplerine Dayalı Boşanma Davası

Davalı-karşı davacı kadın dava dilekçesinde zina, pek kötü muamele, onur kırıcı davranış ve evlilik birliğinin sarsılması sebeplerine dayalı olarak boşanma davası açmış, mahkemece davalı-karşı davacı kadının davası tarafların evlilik birliğinin sarsılması sebebi ile kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiştir. Davalı-karşı davacı kadının dava dilekçesinde yer alan zina, pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış nedenine dayalı talepleri hakkında karar gerekçesinde bir açıklama yapılmadığı gibi, bu hususta olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamıştır. Davalı-karşı davacının açıklanan özel boşanma sebeplerine dayalı talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmemesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2.HD - Karar: 2016/255).

Özel Boşanma Sebebine Dayanan Boşanma Davası

Dava, özel sebebe (TMK. m. 162) dayanmaktadır. Kanunda yer alan özel boşanma sebeplerinden biriyle açılmış bir boşanma davasında, bu özel sebebin yanında davacının da boşanmayı gerektirecek ağırlıkta bir kusuru ispatlanmış olsa bile, bu dava konusu yapılmamış ise artık bu husus, özel sebebe dayalı boşanma kararı verilmesinde ve sonuçlarında dikkate alınamaz. Somut olayda davalının eyleminin Türk Medeni Kanununun yer alan boşanma sebebini oluşturduğunda duraksama yoktur. Özel boşanma sebebi ispatlanmıştır. Bu bakımdan, artık davalının dayanılan boşanma sebebini çürütmek amacıyla değil de, “davacının da kusurlu olduğunu” ispat etmeye yönelik gösterdiği deliller ve davacının kusuru dikkate alınmaz. Diğer bir ifade ile özel boşanma sebebine dayalı boşanma davalarında evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davalarında olduğu gibi davacının kusurlu davranışlarının dikkate alınması suretiyle kusur kıyaslaması yapılamaz. O halde, somut olayda özel boşanma sebebiyle boşanmaya karar verildiğine göre davalı kadının tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, bu husus nazara alınmadan, davacı erkeğe kusur izafe edilmesi ve bunun sonucu olarak davalı kadın yararına yoksulluk nafakası takdiri ile davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru olmamıştır. Ne var ki, tarafların temyizi üzerine yapılan ilk incelemede bu husus gözden kaçtığından, hüküm tüm yönleriyle onanmıştır. Davacının bu yönlere ilişkin karar düzeltme talebi açıklanan sebeple yerinde görüldüğünden kabulüne, Dairemiz ilamının onamaya ilişkin bölümünün kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası ve davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine yönelik hükümlere münhasır olarak kaldırılmasına, hükmün kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası ve davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi yönünden açıklanan sebeplerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir (Yargıtay 2. HD -Karar: 2015/22749).

Akıl Hastalığına Dayalı Boşanma Davası (MK m.165)

Dava, şiddetli geçimsizlik sebebine ( TMK.m. 166/1 ) dayalı olarak açılmıştır. Toplanan delillerden, davalı erkeğin akıl hastası olduğu ve kendisine vasi atandığı anlaşılmaktadır. Akıl hastalığına dayalı ( TMK.m. 165 ) bir dava da söz konusu değildir. Mahkemece, Türk Medeni Kanununun gereğince boşanma kararı verilebilmesi için davalı erkeğin davranışlarının iradi olması gerekmektedir. Akıl hastası davalı erkeğin davranışları iradi olmadığına göre, davanın reddi yerine kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2015/19178).

Eşlerin Eşit Kusurlu Olması Halinde Boşanma Kararı

Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı-davacı (kadın)’ın eşine hakaret ve beddua ettiği, davacı-davalı (koca)’nın da eşinin bağımsız konut isteğine duyarsız kaldığı, eşini tayin olduğu yere götürmeyerek ailesiyle oturttuğu ve eşinin maddi ihtiyaçlarını karşılamadığı, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında davalı-davacı (kadın) da boşanma davası açmakla haklı olup, davalı-davacının da boşanma davasının kabulü gerekirken, yazılı şeklide reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2015/2306).

Zina (Aldatma) Nedeniyle Dayalı Boşanma Davası Şartları

Dava, münhasıran Türk Medeni Kanununun dayanan zina hukuki sebebine dayalı boşanma talebidir. Buna göre, dava hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer (TMK. md. 161/2). Davacı kocanın, eşinin bir başka erkekle zina ettiğini Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/304 esas, 2010/134 karar sayılı dosyasının 15.09.2009 tarihli duruşmasında öğrendiği, zina nedeniyle boşanma davasını 01.04.2010 tarihinde açtığı, bu durumda davanın yasada öngörülen altı aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında boşanma davasının münhasıran zina sebebine (TMK. m. 161) dayalı olarak açıldığı konusunda bir çekişme de bulunmamaktadır. Durum böyleyken, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken, yazılı olduğu şekilde boşanma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD- Karar: 2014/20613).

Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası Açma Süresi

Davalı-davacı kadın, kocanın başka kadınla yaşadığı iddiası ile zina sebebine dayalı boşanma davası açmış, ( TMK.md.161 ) mahkemece, davanın 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçe gösterilerek istek reddedilmiştir. Mahkemece, davalı-davacı kadının en geç 01.03.2011 tarihli karşı dava dilekçesi tarihi itibariyle zina olgusunun öğrenilmiş olduğu, buna göre de, 30.01.2012 tarihli zina sebebine dayalı birleşen boşanma davasının 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı kabul edilmiş olmasına rağmen; davalı-davacı kadının tanıkları kocanın başka kadınla yaşamaya devam ettiğini beyan ettikleri gibi, davalı-davacı ( kadın ), kocanın birlikte yaşadığı H. adlı kadından 10.07.2012 tarihinde S. D. isimli bir çocuğun doğduğuna ve kocanın tanıması nedeniyle 17.04.2013 tarihinde nüfusa tescil edildiğine dair nüfus kayıtlarını sunmuştur. Davalı-davacı ( kadın )’ın tanıklarının beyanı ve kocanın evlilik dışı doğan çocuğun doğum tarihi nazara alındığında, kocanın zina eylemini (aldatma) sürdürdüğü, çocuğun doğum tarihine göre H. isimli kadınla yaşadığı, kadının zina sebebine (aldatma) dayalı boşanma davasının süresinde olduğu, bu nedenle bu davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine hükmedilmesi doğru olmamıştır (Yargıtay 2. HD - Karar: 2014/25672).

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedeniyle Boşanma Davası

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda; bağımsız konut teminine yanaşmayan, ailesinin evlilik birliğine müdahalesine tepkisiz kalan, eşine şiddet uygulayan, hakaret eden davalı-karşı davacı (koca) yanında, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı-karşı davalı (kadın)’ın da eşine hakaret ettiği, birlik görevlerini yerine getirmediği ve kayınvalidesine beddua ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı (kadın) az da olsa kusurlu olup, evliliğin devamında davacı-karşı davalı (kadın) bakımından korunmaya değer bir yararın kalmadığı, bu haliyle kocanın davası yönünden Türk Medeni Kanununun koşullarının oluştuğu” anlaşılmaktadır. O halde, davalı-karşı davacı (koca)’nın davasının da kabulü ile boşanmaya ( md. 166/2) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile kocanın davasının reddi doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. HD - Karar: 2014/20335).

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması ve Aldatma (Zina) Nedeniyle Boşanma Davası

Davacı-karşı davalı kadın “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine dayalı olarak, davalı-karşı davacı koca ise, öncelikle zina (TMK. md.161) sebebine, olmadığı takdirde “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine (TMK.md.166/1-2) dayanarak boşanma davası açmıştır. Zina, mutlak boşanma sebebidir. Sebebin gerçekleşmesi halinde birlik temelinden sarsılmış sayılır. Her iki hukuki sebebe birlikte dayanılmış ise, zinanın ispatlanması halinde, bu sebeple boşanma kararı verilmesi gerekir. Böyle bir durumda artık genel boşanma sebebinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşemediğine bakılmaz ve bununla ilgili ayrıca bir hüküm oluşturulması da gerekmez. Toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının, Şener isimli şahıs ile imam nikahlı olarak birlikte yaşadığı, hakkında yakalama emri bulunan Şener’in kadının yaşadığı evde yakalandığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında kadının zinası ispatlanmıştır. Bu durumda, kocanın karşı davası yönünden kadının zinası (TMK. md.161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, boşanma kararının 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine dayandırılması usul ve yasaya aykırıdır. Ne varki, her iki davada tarafların boşanmalarına dair verilen karar temyiz edilmediğinden kocanın karşı davası yönünden boşanma sebebinin “zina” (TMK. md.161) olarak değiştirilmesi suretiyle hükmün gerekçesinin düzeltilerek onanması yönüne gidilmiş (HUMK. md.438/son) ve davalı-karşı davacı kocanın aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında katan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini, 186. maddesi, eşlerin evi birlikte seçeceklerini, birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılacaklarını öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade ve eşit kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (TMK.md,4 TBK.md.50 ve 52) dikkate alınarak davalı-karşı davacı koca yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-karşı davacı kocanın ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK. md.4 TBK. md.50, 51, 52, 58) dikkate alınarak davalı-karşı davacı koca yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2014/14938).

Eşin Suç İşlemesi Nedenine Dayalı Boşanma Davası

Dava Türk Medeni Kanununun yer alan “ … davalı eşin küçük düşürücü bir suç işlemesi “ sebebine dayanan boşanma isteğine ilişkindir.Mahkemece kesinleşme şerhli mahkumiyet kararının ibrazı üzerine başkaca delil toplanmaksızın davanın kabulüne ve boşanmaya karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun gerekçesinde; küçük düşürücü suç ve haysiyetsiz hayat sürmenin nisbi boşanma sebebi haline getirildiği, buna göre ister küçük düşürücü bir suç işlenmiş olsun, ister haysiyetsiz bir hayat sürülmüş olsun boşanmaya hükmetmek için bu durumların diğer eş için birlikte yaşamayı çekilmez hale getirmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Şu halde; suç işleme halinde birliğin diğer eş için çekilmez hal aldığının kanıtlanması gerekir. Bu nedenle davacı tarafın 18.09.2003 ve 23.02.2004 tarihli delil listesindeki kanıtları toplanmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. HD -Karar: 2004/14288).

Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebiyle Boşanma Davası

Davacı kocanın boşanma davası münhasıran “haysiyetsiz hayat sürme” sebebine (TMK. m.163) dayanmaktadır. Haysiyetsiz hayat sürmenin varlığından söz edilebilmesi ve bu sebeple boşanma kararı verilebilmesi için; eşin, sosyal hayatta toplumun genel değer yargılarıyla çatışan, olumsuz nitelikte kabul edilen davranışının süreklilik göstermesi ve bu davranışın diğer eş için birlikte yaşamayı ondan beklenemez hale getirmesi gereklidir. Süreklilik göstermeyen bir defalık bir davranış; Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesindeki evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumu için yeterli olabilirse de, haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayalı boşanma kararı için yeterli değildir. Davalı kadının bir başka erkekle cep telefonu ile konuştuğu ve mesajlaştığı toplanan delillerle anlaşılmaktadır. Davalı kadının gerçekleşen bu davranışı, davacı koca bakımından birlikte yaşamayı ondan beklenemez duruma getirmiş ise de; sürekliliği olmadığı anlaşıldığından; haysiyetsiz hayat sürme ile Türk Medeni Kanunu’nun boşanma sebebi sabit kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar: 2012/17686).

Boşanma talepli açılan bir davada; iki ayrı boşanma sebebine dayanılabilir. Davacı-davalı kocanın dava dilekçesindeki açıklamalarından boşanma talebinin haysiyetsiz hayat sürme ( MK m.163) yanında Türk Medeni Kanunu’nun düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine de dayandığı anlaşılmaktadır. Haysiyetsiz hayattan söz edilebilmesi ve bu sebeple boşanma kararı verilebilmesi için, başkalarıyla ilişkinin bir yaşam tarzı olarak benimsenmiş olması ve bu şekilde yaşamanın az veya çok devamlılık göstermesi gerekir. Davalı-davacının başka erkeklerle cep telefonu ve sanal ortamda çok sayıda görüşmeler yaptığı, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Davalı-davacının gerçekleşen bu davranışları ve toplanan deliller haysiyetsiz hayat sürdüğünü kabule yeterli görülmemiştir. Davada Türk Medeni Kanununun koşulları oluşmamış ise de, davalı-davacının bu davranışlarının Türk Medeni Kanununun yer alan evlilik birliğinin mutluluğunu sağlama ve eşine sadık kalmak yükümlülüğünü ihlal ettiği ve evlilik birliğini ve ortak hayatı sürdürmesi diğer eşten beklenmeyecek derecede temelinden sarstığı da açık ve tartışmasızdır. O halde Türk Medeni Kanununun koşulları davacı-davalı koca lehine oluşmuştur. Kocanın şiddetli geçimsizlik hukuki sebebiyle açılan boşanma davasının kabulü gerekirken bu hususta olumlu olumsuz hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırıdır (Yargıtay 2. HD - Karar: 2014/15341).

Boşanma Davasında Taraf Kusurlarının Belirlenmesi

Toplanan delillerden, davalı (koca) tarafından 05.08.2011 tarihinde açılan boşanma davasının, kocanın tam kusurlu bulunması sebebiyle reddedilip 19.09.2012 tarihinde kesinleştiği, kocanın ret ile sonuçlanan davası sırasında ve sonrasında tarafların bir araya gelmedikleri ve davacı (kadın)’a atfı kabil yeni bir kusurun varlığının da ispat edilemediği, buna karşılık davalı (koca)’nın, ailesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı, birlik görevlerini yerine getirmekten kaçındığı ve davacı (kadın)’a kitap fırlatıp yaralanmasına sebep olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre; boşanmaya neden olan olaylarda davalı (koca)’nın tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesi gerekçe gösterilmek suretiyle davacı (kadın)’ın maddi ve manevi tazminat taleplerinin (md. 174/1-2) reddi doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2014/10991).

Boşanma Davasında Ağır Kusurlu Eş Tazminat Ödemelidir

“Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların eşit kusurlu oldukları” kabul edilmiş, buna bağlı olarak davacının Türk Medeni Kanununun dayanan tazminat istekleri reddedilmiştir. Oysa, davalının, bağımsız konut temininden kaçındığı, eşine müteaddit defalar fiziki şiddet uyguladığı, ailesinin baskılarına kayıtsız kaldığı, davacının ise sık sık ortak konutu terk ettiği yapılan soruşma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olan davalıdır. Boşanmaya ağır kusuru ile sebep olan taraf ise tazminatla sorumlu tutulmalıdır. Hal böyleyken, davacının davalıyla “eşit kusurlu” sayılması ve tazminat isteklerinin bu sebeple reddi doğru bulunmamıştır. Mahkemece yapılacak iş, az kusurlu olan davacı yararına Türk Medeni Kanununun gereğince uygun miktarda maddi, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu gözetilerek, gereğince uygun miktarda manevi tazminat takdir etmekten ibarettir. Bu husus nazara alınmadan davacının tazminat taleplerinin reddedilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2014/10597).

Karşılıklı Hakaret ve Boşanma Davasında Eşit Kusur

Davalı kadın ağır kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, müşterek çocuk için “o zaten T.’dan değil” dediği, buna karşılık davacı kocanın da sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve eşine “mal, salak, gerizekalı” diye hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Hal böyle iken; davacının ağır kusurlu kabul edilmesi doğru değil ise de; tarafların eşit kusurlu olması halinde de boşanma kararı verilebileceğinden, verilen boşanma kararı sonucu itibariyle doğru bulunduğundan davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle boşanmaya ilişkin hükmün kusur belirlemesine ilişkin gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar verilmesi gerekmiştir (Yargıtay 2. HD Karar: 2014/2614).

Boşanma Davasında Maddi Tazminat

Mahkemece “davalı koca tam kusurlu” bulunarak boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş, kadının Türk Medeni Kanununun dayanan maddi tazminat talebi “boşanma neticesi ne tür zararlara uğradığını ispatlayamadığı” gerekçesiyle reddedilmiştir. Türk Medeni Kanununun , mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin evlilik birliğinde sağladığı maddi desteğini yitirmiştir. O halde, mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurları, hakkaniyet ilkesi (TMK. TBK. 52) dikkate alınarak kadın yararına Türk Medeni Kanununun uyarınca uygun miktarda boşanmada maddi tazminat tayin ve takdiri gerekirken, bu husus nazara alınmadan isteğin reddi doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. HD - Karar: 2014/1683).

Boşanma Davasının Kesinleşmesi ve Katılma Alacağı

Davacı-davalı kadın, davalı-davacı kocasından katılma alacağı isteminde bulunmuştur. Katılma alacağı, mal rejimi sona ermeden istenemezse (TMK.md.225) de; boşanma hükmü kesinleşmekle mal rejimi boşanma dava tarihinden geçerli olarak sona ermiş olduğundan; dava dinlenebilir hale gelmiştir. Mahkemece katılma alacağının Türk Medeni Kanununun gereğince reddine karar verilmiştir. Eşin, artık değer üzerinde pay oranının (katılma alacağının) tümüyle kaldırılmasına ya da azaltılmasına karar verilebilmesi için; boşanmanın özel boşanma sebebi olarak zina (TMK.md.161) veya hayata kast (TMK.md.162) nedenine dayalı olarak gerçekleşmiş olması gereklidir. Mahkemece, tarafların Türk Medeni Kanununun düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel boşanma nedenine dayalı olarak boşanmalarına kararı verilmiş ve boşanma hükmü taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Bu durumda, dinlenebilir hale gelen davacı-davalı kadının katılma alacağı istemiyle ilgili olarak; taraflara delillerini gösterme olanağı tanınması ve gösterdikleri takdirde toplanarak, gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektirmiştir (Yargıtay 2. HD - Karar: 2011/12472)

Boşanma davası; nafaka, maddi ve manevi tazminat, velayet ve mal paylaşımı gibi önemli sorunları içeren bir dava türü olduğundan mutlaka bir boşanma avukatı vasıtasıyla yürütülmelidir.


İstanbul - Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!