0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI

Esas: 2014/12-411
Karar: 2016/133
Tarih: 15.03.2016

  • Taksirli Suç Nedir?
  • % 100 Kusurlu (Tam Kusurlu) Araç Sürücüsünün Cezası
  • Taksirle Adam Öldürme Suçunda Alt Sınır ve Üst Sınır Arasında Ceza Tayini
  • Temel Cezanın Belirlenmesinde Kriterler
  • Trafik Kazasında Kusur Durumuna Göre Ceza Tayini

Özet

Trafik kazası neticesinde üç kişinin öldüğü, sanık araç sürücüsünün de basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı, bilirkişi raporları doğrultusunda sanık sürücünün tam kusurlu bulunduğu sabit kabul edilen olayda, yerel mahkeme tarafından, iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle üç kişinin ölümüne neden olma suçunda, 4 yıl 2 ay hapis cezası vermiştir. TCK md. 85/2’de yer alan taksirle ölüme sebebiyet verme suçu nedeniyle iki sınır arasında temel ceza belirlenirken, “suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı ve maddede öngörülen hapis cezasının alt sınırı” nazara alınarak, tam kusurlu olarak meydana getirdiği trafik kazası sonucu, kazada herhangi bir kusuru bulunmayan üç kişinin ölümüne sebebiyet veren sanık hakkında, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden biraz daha fazla uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerektiği gözetilmelidir.

KARAR:

Taksirle ölüme neden olmak suçundan sanığın 85/2, gereğince dört yıl iki ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sürücü belgesinin iki yıl süreyle geri alınmasına ve mahsuba ilişkin, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.06.2011 gün ve 14-276 sayılı hükmün, sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 19.09.2013 gün ve 33980-20832 sayılı ilamı ile;

“… İki sınır arasında temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı, maddede öngörülen cezanın alt sınırı nazara alınarak asli kusurlu olarak meydana getirdiği kaza sonucu üç kişinin ölümüne neden olan sanık hakkında adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden daha fazla uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerektiğinin gözetilmemesi…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 27.12.2013 gün ve 408-451 sayı ile;

“… cezaların belirlenmesini düzenleyen altmışbirinci maddesinin ilk fıkrasına göre hâkim somut olayda suçun işleniş şeklini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suç konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. Aynı maddenin onuncu fıkrası uyarınca kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir. Bu durumda bir suç sebebiyle alt ve üst sınır arasında ceza belirlenmesi gerektiğinde maddenin ilk fıkrasındaki kıstaslara göre tespit yapmak gerekecektir. Ancak taksirli suçlar açısından maddenin g bendi uygulanamayacaktır. Birden fazla kişinin öldüğü ya da yaralandığı taksirli suçlar açısından cezanın belirlenmesinde failin kusuru, ölü ve yaralı sayısı ile yaralanma derecesinin birlikte değerlendirilmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, suçun işleniş şekli, suçun işlendiği zaman ve yerin kusurun belirlenmesi sırasında suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının da ölü ve yaralı sayısı ile yaralanma derecesinin saptanması sırasında dikkate alınacağında herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. Nitekim bozma gerekçesinde paralel düşüncelerle cezanın az olduğu tespit edilmiştir. Oysa mahkememizin ilk karar gerekçesinde belirtildiği üzere, her ne kadar sanık taksirli hareketi ile üç kişinin ölümüne sebebiyet vermiş ise de, havanın yağışlı bulunduğu, zemin kayganlığı sebebiyle otobüsünün kontrolden çıktığı, bu durumun kusur tespitinde lehine yorumlanacağı, kazadan hemen sonra çevredekilere haber vererek yaralıların hastaneye taşınması yönünde olumlu davranışlar sergilediği, pişmanlığı, hukuk mahkemesinde görülen davada davacıların zararlarını giderme çabaları birlikte değerlendirildiğinde olayda sadece ölü sayısının nazara alınmayacağı, bu durumun alt sınırdan uzaklaşma sebebi olarak kabul edilmesine rağmen en üst seviyeden ceza verilmesini gerektirmeyeceği, mahkememizce belirlenen beş yıllık cezanın olayın oluşuna uygun düşeceği, keza ilk derece mahkemelerinin doğrudanlık ilkesi gereğince yargılama safahatında suçun işleniş biçimi yönündeki delillerin değerlendirilme şekline göre tespitlerinin doğru olup, takdire de uygun düşeceği anlaşılmış ve önceki kararda direnilmesi gerekmiştir.

Sanığın tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu üç kişinin ölümüne neden olma fiilinden, 85/2. maddesi gereğince cezalandırılacağı, kazadaki taksirinin niteliği ve oranı ile tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurularak alt hadden uzaklaşılacağı, sosyal ilişkileri ve kaçamaklı ikrarı gözetilerek cezasında takdiri indirim yapılacağı, fakat daha önce de taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan kesinleşmiş adli para cezası ve hakkındaki trafik cezaları gözönünde bulundurularak bir daha suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat gelmediğinden hakkında seçenek tedbirlerin uygulanamayacağı yönünde tam vicdani kanaat oluşmuş, tüm bunlara dair aşağıdaki hüküm kurulmuş, ayrıca sanığın olay sonrası ölenlerin yakınlarıyla ilgilenme çabası, maddi ve manevi tazminat taleplerine dair davayı kabul edip mağduriyetlerini gidermeye yönelik hareketleri ile sağlık durumu nazara alınarak tahliyesine karar verilmiştir…”,

Şeklindeki gerekçeyle önceki hükmünde direnmiştir.

Direnme hükmünün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.06.2014 gün, 53909 sayı ve “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve çözülmesi gereken uyuşmazlık; iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle üç kişinin ölümüne sebebiyet verme suçundan sanık hakkındaki temel cezanın beş yıl olarak tayin edilmesinin isabetli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın sevk ve idaresindeki otobüsle gündüz vakti, meskûn mahalde, yaklaşık onbir metre genişliğinde, orta refüjle bölünmüş, üç şeritli ve tek yönlü, hafif virajlı, asfalt kaplama, havanın yağışlı olması sebebiyle ıslak yolun sol şeridinde seyir halinde iken, sağa yönelen viraja hızla yaklaşıp, altmış yetmiş metre ilerisinde yolun sol şeridinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasını gördüğünde fren tedbirine başvurup sola doğru manevra yaptığı, ancak direksiyon hâkimiyetini kaybederek otuz metre kadar gidip orta refüjdeki ağaçlara, ardından araçlarının kaza yapması sebebiyle gelen arabaları uyarmak için orta refüje çıkan şahıslara ve aydınlatma direğine çarptığı, kaza neticesinde üç kişinin öldüğü, kendisini de basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı,

Trafik kazası tespit tutanağında; sanığın sevk ve idaresindeki aracı ile ıslak zeminde, sol şeridi takiben kavşağa yaklaştığı sırada, sağa viraj başlangıcında başka bir kazadan dolayı araçların durduklarını görmesi üzerine sola ani manevra yapıp otuz metre seyirle orta refüje çıkarak orta refüjdeki ağaçlara, ardından orta refüj üzerinde bulunan yayalara ve aydınlatma direğine çarparak karşı yönden gelen araçların yol bölümünde durduğu ve üç kişinin ölümü, kendisinin de yaralanmasına neden olduğu kazada; orta refüjle bölünmüş çok şeritli tek yönlü yolun sol şeridinde seyrettiği, yolun ıslak olduğu, önünde bulunan sağa viraja aşırı süratli bir biçimde yaklaştığında altmış yetmiş metre ilerisinde sol şeritte meydan gelen kazayı görerek frenli olarak sola manevra yaptığı, orta refüj üzerinde seyir ile yayalara, ağaca ve aydınlatma direğine çarptığı olayda kural ihlali görüleceği, yayaların ise olay yerinde gerekli tedbirleri alıp, öncesinde meydana gelen kazadan dolayı orta refüjde beklemek suretiyle gelen araçları yavaşlattıkları, ani manevra ile süratli olarak orta refüje çıkan otobüs tarafından çarpıldıkları olayda kural ihlallerinin bulunmadığı, otobüsün takograf cihazının boş olduğu bilgilerine yer verildiği,

Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca düzenlenen raporda; sanığın sevk ve idaresindeki otobüsle gündüz vakti, yağışlı havada, meskûn mahalde, tek yönlü yolda sol şerit ve ıslak zeminde seyri sırasında olay yeri sağa virajlı yol bölümüne geldiğinde hızını aracın yük ve teknik özellikleri ile yol, zemin, hava, mahal ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara göre ayarlayamadığı, viraja hız azaltarak yaklaşmayıp seyir hızıyla giriş yaptığı, bu haliyle geldiği virajda altmış yetmiş metre ileride sol şeritte önceden meydana gelen kazayı gördüğünde frenle birlikte sola ani direksiyon manevrasıyla otuz metre sonra orta refüje çıkıp ağaca, daha sonra da orta refüj üzerinde durup gelen araçları uyaran yayalara çarparak ölümle sonuçlanan kazaya neden olduğu, sevk ve idare hatası gösterdiği, aracı şeridinde tutamadığı, direksiyon hâkimiyetine gerekli önem ve özeni göstermediği, bu haliyle yoldan çıkarak orta refüjde bulunan yayalara çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemekle asli kusurlu olduğu, ölenlerin ise orta refüj üzerinde bulundukları, olayın oluşu üzerine etken hatalı tutum ve davranışlarının, dolayısıyla atfı kabil kusurlarının bulunmadığının belirtildiği,

E sınıfı sürücü belgesine sahip olup, otobüs şoförü olarak görev yapan ve dört sene önce işlediği taksirle yaralama suçundan sabıkası bulunan sanığın trafik işaret ve cihazlarına uymama ve kapasitesinin üzerinde yolcu alma eylemlerinden kaynaklanan trafik cezalarının da bulunduğu, soruşturma aşamasında tutuklandığı ve altı ay tutuklu kaldıktan sonra hükümle birlikte tahliye edildiği,

Katılanların sanık aleyhine maddi manevi tazminat davası açtıkları, sanık müdafiinin 24.06.2011 tarihli dilekçesinde sanığın katılanların maddi ve manevi tüm zararlarını ödemeyi kabul ettiğini, bu durumu tazminat davasında da dile getirdiğini, sanığın iyi niyetli olduğunu, bu sebeple takdiri indirim hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirttiği,

Katılanlar vekilinin; katılanların maddi ve manevi zararlarının giderilmesi yönünde girişimde bulunulduğunu, ancak bunun dışında somut adım atılmadığını, sigortadan kısmi bir ödeme yapıldığını, buna rağmen müvekkillerinin şikâyetlerinin devam ettiğini söylediği,

Anlaşılmaktadır.

Tanık … kollukta; olay günü aracıyla havaalanı istikametine doğru seyir halinde iken kavşakta içerisinde ölenlerin bulunduğu arabaya çarptığını, aracını yolun üzerinde bırakarak dışarı çıktığını, ölenlerin de araçtan indiklerini, anlaşamadıkları için trafik görevlilerini aradıklarını, havanın soğuk, kendisinin de hasta olduğunu, olay mahallinin karşısında bulunan bakkala girdiğini, ölenlerin orta refüjde beklediklerini, kendilerine “yolun ortasında beklemeyin, iki yolda da aşırı trafik var” dediğini ancak kendisini dinlemediklerini, yirmi dakika sonra olay yerinden geçen polis aracındaki görevlinin anlaşıp anlaşmadıklarını sorduğunu ve anlaşamadıklarını öğrenince telsizle bilirkişi çağırdığını, iki saat beklediklerini, bir süre sonra elektrik direğinin lambasının, içerisinde bulunduğu dükkânın önüne düştüğünü, dışarı çıktığında otobüsün orta refüjde olduğunu, araçlarına çarptığı şahısların da orta refüjde yaralı vaziyette yattığını gördüğünü, polisi arayıp yardım istediğini, yaralılardan ikisinin olay yerinde öldüğünü, birinin de ambulansla götürüldüğünü beyan etmiş,

Duruşmada; ilk kazadan sonra ölenlerden birinin kendisiyle birlikte bakkalın önüne geldiğini, ikisinin orta refüjde beklediğini, kendilerine refüjde beklemenin tehlikeli olduğunu söylediğini, hatta hızlı bir aracın reflektörü devirdiğini, reflektörü yerine koyduğunu, bakkala gelen şahsın tekrar orta refüje gittiğini, yanlarına gelen polisin arabadan inmeden kendilerini çağırarak uzlaşma teklif ettiğini, polislerden trafik ekibinin erken gelmesi konusunda yardım istediğini, kazadan sonra otuz ve yetmiş metre geriye iki adet reflektör koyduklarını, reflektör koyarken ölenlerden birinin gelen araçları yavaş olmaları konusunda uyardığını belirtmiş,

Sanık kollukta; olay günü sevk ve idaresindeki otobüsle havaalanı yönüne doğru sol şeritte seyir halinde bulunduğunu, kavşağa yaklaştığında sol şeridin üzerinde üç kişi, yaklaşık on metre kadar ileride de kaza yapmış iki araç gördüğünü, şahıslardan ikisinin arkası dönük, birinin de yolun kenarındaki dükkânlara doğru bakmakta olduğunu, yolun üzerinde herhangi bir ikaz ve işaret bulunmadığını, kornaya ve frene bastığını, havanın yağışlı ve yolun kaygan olması sebebiyle aracının kaydığını, yolda bulunan şahısların panik yaptıklarını, direksiyon hâkimiyetini kaybettiğini, çarpmaya engel olamadığını, şahıslara çarpıp orta refüje çıktığını, ağaca ve elektrik direğine çarptıktan sonra durabildiğini, çarpma neticesi elektrik direğinin devrildiğini ve ayağının kırılmasına neden olduğunu, olay sırasında aracının hızının yüksek olmadığını, uzlaşmak istediğini ifade etmiş,

Cumhuriyet savcılığında; olay sırasında sol şeritte seyir halinde bulunduğunu, diğer şeridin dolu olduğunu, çarptığı şahısların herhangi bir önlem almadıklarını, olayın meydana gelmemesi için gereken hassasiyeti gösterdiğini ancak aracının freninin tutmadığını anlatmış,

Sorguda; olay günü aracının muayenesini yaptırmak amacıyla havaalanı istikametine doğru tahminen kırk kilometre süratle sol şeritte seyir halinde bulunduğunu, havanın yağışlı, zeminin ıslak ve kaygan olduğunu, araçların kaza yaptığını fark ettiğinde önünde küçük bir araç bulunduğunu, dolayısıyla ilerideki kazayı görebildiğini, sağ şeride geçmesi gerektiğini, aracın otobüs, sağ şeridin de yoğun olması sebebiyle sağa yanaşamadığını ve frene bastığını, otobüsün kayarak kontrolden çıkıp solundaki refüjün üzerine yöneldiğini, refüjün üzerinde üç kişi bulunduğunu, istemeden kendilerine çarptığını, ardından da elektrik direğine vurduğunu, şok yaşadığını, kendisine geldiğinde derhal aracından inerek şahıslarla ilgilendiğini ancak bu şahıslardan ikisinin olay yerinde öldüğünü, yaralı olanı ambulansla hastaneye gönderdiğini, kazada bacağının kırıldığını, öncesinde yolda herhangi bir uyarıcı işaret görmediğini, kaza sonrası psikolojisinin bozulduğunu, üzgün olduğunu söyleyip “keşke kendim ölseydim” demiş,

Duruşmada; sevk ve idaresindeki otobüsle yağmurlu havada seyir halinde olduğunu, olay yerine geldiğinde şeridinde bir aracın durduğunu gördüğünü, bu araca çarpmamak için frene bastığını ancak havanın yağışlı ve yerlerin kaygan olması sebebiyle frenin tutmadığını, otobüsün hâkimiyetini kaybettiğini, orta refüje çıktığını ve ikisinin sırtı kendisine, birinin yüzü dükkânlara dönük vaziyette ayakta bulunan şahıslara çarptığını, ardından elektrik direğine vurduğunu, kazada kendisinin de yaralandığını, aracından inerek çarptığı şahıslara baktığında ikisinin hareketsiz yatmakta olduğunu, birinin ise hareket ettiğini gördüğünü, çevredekilere haber verdiğini ve ambulans gelene kadar yaralı şahsı bir araçla hastaneye göndermeyi teklif ettiğini, kazadan dolayı pişman olduğunu, otobüsün bakımlarını yaptırdığını, teknik yönden herhangi bir arızası bulunmadığını, olay günü de muayeneye gitmekte olduğunu, havanın yağışlı, yolların kaygan olması sebebiyle aracın kayarak kontrolden çıktığını, orta refüjdeki şahıslara çarpmak zorunda kaldığını, süratini hatırlamadığını, ancak normal trafik akışı içinde seyir halinde bulunduğunu, hava yağışlı olduğundan yolda trafik yoğunluğu olduğunu, yolun ortasında duran aracın gerisine bir işaret ve reflektör konulmadığını, kazanın havanın yağışlı bulunması ve arabanın yol içerisinde sol şeritte durduğu halde gerideki bir noktaya reflektör konulmamasından kaynaklandığını, otuzbeş senelik şoför olduğunu, ondört yıldır aynı aracı kullandığını, ilk defa kaza yaptığını, meydana gelen neticeden dolayı üzgün olduğunu, karşı tarafın mağduriyetini gidermek için yakınlarının uğraş verdiklerini, bütün zararlarını giderme gayreti içerisinde olduğunu, bu süreci devam ettireceğini, hakkında açılan tazminat davasını kabul ettiğini savunmuştur.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.

Kural olarak suç yalnızca kastla işlenebilir. Ancak yasada açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için, kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 22. maddesinin ikinci fıkrasında; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde açıklanmıştır.

Arapça “kusur” kökünden türetilmiş olan taksir; “kısaltma, bir işi eksik yapma, bir şeyi yapabilirken çekinip yapmama, kusur etme, kabahat ve günah” anlamlarına gelmektedir. ( Kayıhan İçel, Ceza Hukukunda Taksirden Doğan Sübjektif Sorumluluk, Cezaevi Matbaası, İstanbul 1967, s. 22 ) Hukuki anlamda ise; neticenin fail tarafından öngörülebilir olduğu halde öngörülmemesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, öngörüldüğü halde istenmemesi biçiminde de gerçekleşebileceği ifade edilmektedir. ( Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 2. Baskı, c. 1, s. 590 )

Öğreti ve yargısal kararlarda da; “failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içerisinde olmadan, fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde, tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi; bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle, istemediği ve fakat öngörülebilir bir neticeyi gerçekleştirmesi” biçiminde tanımlanmıştır. ( Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 1992, c. 2, s. 336; Turan Tufan Yüce, Türk Ceza Hukuku Temel Kavramları, Turhan Kitapevi, ..984, s. 59; Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, ..993, c. 1, s. 508; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 8. Baskı, s. 172-173; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Baskı, s. 318; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 2015, 4. Baskı, s. 254; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, 18. Baskı, s. 251 )

Suçun manevi unsurlarından olan kast gibi taksirde de birlikte yaşamanın getirdiği kurallara uyulmaması söz konusudur. Toplumsal hayatta belli faaliyetlerde bulunan kişilerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kurallar birlikte yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir. Taksirli suçta fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için ceza yaptırımı ile karşılaşır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle sebep olmaktan kaynaklanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.09.2015 gün ve 2014/12-202-271; Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 gün ve 179-499; 18.02.2014 gün ve 10-80; 25.03.2008 gün ve 43-62; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204 ile 21.10.1997 gün ve 99-202 Sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı ve öğreti ile uygulamada da kabul edildiği üzere taksirin unsurları;

1- ) Taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- ) Hareketin iradiliği,

3- ) Neticenin iradi olmaması,

4- ) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

5- ) Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,

Şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da gerek icrai, gerekse ihmali hareketlerin iradi ve meydana gelen sonucun öngörülebilir olması, bunun yanında hareketle netice arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. Olayda iradi bir davranışın bulunmaması halinde taksirden sözedilemeyecek, öngörülemeyen neticenin gerçekleşmesi durumunda da failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Taksirli hareket ile meydana gelen netice arasında illiyet bağı bulunmaması halinde fail bu sonuçtan sorumlu tutulamayacaktır Neticenin gerçekleşmesinde, mağdur veya başka bir kişinin taksirli davranışının da etkili olması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda taksirle işlenebilen suçlarda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.

Bu açıklamalardan sonra, taksir ve taksirle ölüme neden olma suçuyla ilgili kanuni hükümler de gözden geçirilmelidir.

TCK’nun 22. maddesi;

“1 ) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

2- ) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

3- ) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça dair ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

4- ) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

5- ) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

6- ) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir” şeklindedir.

Madde gerekçesinde de; “Taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.

Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının tespiti açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızası olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda bilirkişinin yapacağı inceleme işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.

Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması halinde, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle, suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir.

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir. Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake dair hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz” ifadelerine yer verilmiştir.

TCK’nun ikinci kısmının birinci bölümünde hayata karşı suçlar arasında yer verilen 85. maddesi

“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu yaptırıma bağlanmıştır. Taksirli hareket sonucu birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunmuş ise fail maddenin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılacaktır.

Bu aşamada cezaların belirlenmesi üzerinde de durulmalıdır.

Türk Ceza Kanununun üçüncü bölümünde yer alan “cezanın belirlenmesi” başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasında, temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınması gereken ilkeler; “suçun işleniş biçimi, suç işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik” biçiminde düzenlenmiş, “adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı üçüncü maddesinin birinci fıkrasındaki; “suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” şeklindeki hüküm ile de, gerçekleştirilen fiille hükmolunan ceza ve güvenlik tedbiri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Söz konusu ölçütler genel nitelikli olup bunların her biri tüm suçlara uymayabileceğinden, her suç için bütün kıstasların değil, sadece ilgili suça uyan hükümlerin nazara alınması gerekmektedir. Sözgelimi, taksirli suçlar açısından “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütü uygulanamayacaktır.

Kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime somut olayın özellikleri ve fiilin ağırlığıyla orantılı bir biçimde gerekçelerini de göstererek, iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi vermiştir. Ancak hâkimin temel cezayı tayin ederken dayandığı gerekçe, yukarıda belirtilen hükümlere uygun olarak; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik ile dosya muhtevasına yansıyan bilgi ve belgelerin isabetli bir şekilde değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.

Buna göre, herhangi bir suç sebebiyle alt ve üst sınırlar arasında ceza belirlenirken göz önüne alınması gereken ölçütler, kanunda açıkça; “suçun işleniş biçimi, suç işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik” şeklinde sıralanmıştır. Taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, 22. maddenin dördüncü fıkrası ile; “taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” şeklinde bir başka ölçüt daha ilave etmiştir. Bu durum karşısında, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, tüm bu hususların birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.

Anılan kanuni Anılan kanuni düzenlemelere göre, taksirle ölüme neden olma suçu açısından temel cezanın tayininde failin kusurunun yanında, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının da göz önüne alınacağında herhangi bir şüphe bulunmamaktadır.

Yeni Türk Ceza Kanununda daha önceden olduğu gibi taksirli suçlarda matematiksel kusur hesabına dayalı cezalandırma sisteminden vazgeçilmiş ise de, alt ve üst sınır arasındaki cezanın; suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar ya da tehlikenin ağırlığı nazara alınarak, fakat ağırlıklı olarak kusura göre belirlenmesi hakkaniyete ve kanuna daha uygun olacaktır. Bunun dışında, cezanın kanunlarda yer alan objektif ölçütler terk edilerek, tamamen sübjektif olan hak ve nasafet gereği tayin edilebileceğinin kabul edilmesi halinde, kişilere göre değişkenlik gösterecek olan adaletsiz uygulamalar ortaya çıkabilecektir.

Bu nedenlerle, taksire dayalı kusurun ağır olduğu ahvalde, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif bulunduğu durumda ise alt hadden veya asgari hadde yaklaşılarak temel cezanın tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan herhalde ağır ya da tam kusurlu olan fail hakkında en üst veya azami hadde yakın, hafif veya tali kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza belirlenmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, somut olaya uygun diğer ölçütlerle birlikte “orantılılık ilkesi” de göz önünde bulundurularak temel ceza belirlenmelidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın sevk ve idaresindeki otobüsle gündüz vakti, meskûn mahalde, yaklaşık onbir metre genişliğinde, orta refüjle bölünmüş, üç şeritli, tek yönlü, hafif virajlı, asfalt kaplama ve havanın yağışlı olması sebebiyle ıslak olan yolun sol şeridinde seyir halinde iken, sağa yönelen viraja hızla yaklaşıp, altmış yetmiş metre ilerisinde yolun sol şeridinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasını ve yolda bulunan reflektörleri gördüğünde fren tedbirine başvurup sola doğru manevra yaptığı, ancak süratini aracının teknik özellikleri ile hava ve yol durumunun gereklerine göre ayarlamaması ve aşırı hızı dolayısıyla direksiyon hâkimiyetini kaybedip orta refüje çıktığı, orta refüjde otuz metre giderek, öncesinde araçlarının kaza yapması sebebiyle gelen araçları uyarmak için sol şeride belirli aralıklarla iki adet reflektör koyan ve orta refüje çıkan şahıslara ve ardından aydınlatma direğine çarptığı, kaza neticesinde üç kişinin öldüğü, kendisinin de basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı, bilirkişi raporları doğrultusunda tam kusurlu bulunduğu sabit kabul edilen olayda, yerel mahkeme tarafından, iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle üç kişinin ölümüne neden olma suçunda, iki sınır arasında temel ceza belirlenirken, “suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı ve maddede öngörülen hapis cezasının alt sınırı” nazara alınarak, tam kusurlu olarak meydana getirdiği trafik kazası sonucu, kazada herhangi bir kusuru bulunmayan üç kişinin ölümüne sebebiyet veren sanık hakkında, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden biraz daha fazla uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerektiği gözetilmelidir.

Bu itibarla, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bulunmayan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27.12.2013 gün ve 408-451 sayılı direnme kararının, tam kusurlu olarak meydana getirdiği trafik kazası sonucunda üç kişinin ölümüne sebebiyet veren sanık hakkında dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden daha fazla uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!