0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Evliliğin İptali Davası Nedir?

Av. Kasım Balcı1

Evliliğin iptali davası, 4721 sayılı Medeni Kanun’un 145 ile 160. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Evliliğin iptali ile boşanma arasındaki fark şudur: Evliliğin iptali davası ile evlilik sözleşmesinin usulüne uygun yapılmadığı, bu nedenle evliliğin geçersiz olduğu ileri sürülür. Boşanma davası ile geçerli bir şekilde meydana gelen bir evliliğin diğer tarafın kusuru ile sürdürülemeyecek hale geldiği iddia edilir. Medeni Kanun’a göre evlilik temel olarak şu usullerle son bulur:

  • Boşanma davası açılması,
  • Eşlerden birinin ölümü,
  • Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan eş hakkında alınan gaiplik kararı,
  • Evliliğin geçersizlik nedeniyle iptali.

Evliliğin Geçersizliği Nedeniyle İptali Davasının Şartları

Evlilik, resmi memur önünde yapılmasına rağmen, geçersizlik nedenleri varsa evliliğin iptali için dava açılabilir. Evliliğin geçersizliği nedeniyle iptali, mutlak butlan ve nisbi butlan olmak üzere iki temel nedene dayanılarak ileri sürülebilir. Evliliğin nisbi veya mutlak butlanla iptali nedenleri şunlardır:

  • Evliliğin Mutlak Butlanla Geçersiz Olma Şartları(TMK m.145)

    • Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
    • Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
    • Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
    • Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın (akrabalık) bulunması.
  • Evliliğin Nispi Butlanla Geçersiz Olma Nedenleri (TMK m. 148-151)

    • Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk,
    • Yanılma (Hata),
    • Aldatma (Hile),
    • Korkutma (İkrah).

Kimler Evliliğin İptali Davası Açabilir?

Evliliğin geçersizliği nedeniyle iptali davası, mutlak butlan sebeplerinin var olması durumunda cumhuriyet savcısı, ilgililer ve eşler; nispi butlan sebeplerinin var olması durumunda sadece eşler ve bazı durumda yasal temsilciler tarafından açabilir. Tarafların bir avukat vasıtasıyla iptal davası açmaları da mümkündür.

Evliliğin İptali (Butlanı) Davası Açma Süresi

Medeni Kanun, mutlak butlan sebeplerinin bulunması durumunda evliliğin iptali davası açılabilmesi için herhangi bir hak düşürücü süre öngörmemiştir. Evliliğin her aşamasında iptal davası açmak mümkündür. Cumhuriyet Savcısı, eşler ve ilgililer evlilik ilişkisi devam ettiği sürece bu davayı açabilirler. Bazı durumlarda evlilik ilişkisi bitmiş olsa bile (Ölüm vs) ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılabilmektedir. (TMK m.147/1)

Medeni Kanun, nispi butlan sebeplerinden dolayı dava açılabilmesi için 6 ay ve 5 yıllık hak düşürücü süreler öngörmüştür. Buna göre nispi butlan sebeplerine dayanılarak iptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve en geç evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer (TMK m. 152)

Evliliğin İptali Davası Yargıtay Kararları


Korkutularak Yapılan Evlenmenin İptali Davası

Davacı, dava dilekçesinde “davalı tarafından zorla kaçırıldığını ve öldürmekle tehdit ederek zorla sahip olduğunu, daha sonra da çaresizliğinden faydalanarak nikah memurunu eve çağırmak suretiyle 7.8.2007 tarihinde resmi nikah yapıldığını” ileri sürerek evliliğin iptalini istemiştir.

Dava dilekçesinde anlatılan maddi hadiselere göre istek, Türk Medeni Kanununun 151. maddesine dayanmaktadır. Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir (TMK.md.151 ).

Davacının, evlenmeye korkutularak razı edildiğini kabule yeterli delil bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanununun 141. maddesi hükmü dikkate alındığında nikahın evlendirme memuru tarafından davet üzerine davalının kardeşinin evinde yapılmış olması, tek başına evlenmenin baskı altında yapıldığını göstermez. Dosyaya sunulan fotoğraflar ve tanık beyanları nikahın korkutma ve tehdit altında yapıldığını gösterir nitelikte değildir. Öyleyse davanın reddi gerekirken yetersiz gerekçe ile iptal kararı verilmesi doğru bulunmamıştır (Yargıtay 2. HD - Karar : 2011/3882)

Evliliğin İptali Davası ve Nüfus Kaydının Düzeltilmesi

Davalılar A. ve B’inn evlenmelerine engel derecede akrabalıkları bulunduğundan bahisle evliliğin iptali istenmiş, davalılar ise aslında dayı yeğen olmadıklarını, nüfus kayıtlarının gerçeğe aykırı tutulduğunu ileri sürmüşler ve … Aile Mahkemesinin 2014/118 esasında nüfus kayıtlarının düzeltilmesi için dava açtıklarını belirtmişlerdir. Açılan davanın reddine karar verilmiş bulunduğu, ancak kararın taraflara tebliğe çıkartılmadığından henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, kayıt düzeltme dosyasının kesinleşmesinin beklenerek hasıl olacak sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde evliliğin iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/3461).

Davalılar, davalı …‘ın annesinin adının … olduğunu, davalı …‘nin babasının kızını kendisi ile aynı adı taşıyan amcasının eşi olan … üzerine yazdırdığını, nüfus kaydında anne adının … olarak yazılmasından kendisinin sorumlu olmadığını savunmuştur. Bu durumda mahkemece, davalılara usulüne uygun şekilde nüfus kaydının düzeltilmesi için dava açmak üzere süre verilip, sonucu beklenmeden, yazılı şekilde evliliğin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/3384).

Nüfuz ticareti suçu, kamu idaresinin güvenirliğine karşı suçlardan olduğundan hem rüşvet suçu ile hem de dolandırıcılık suçu ile benzer özellikler arz eder. Yargılama sırasında savunmanın bir ceza avukatı tarafından yapılması suç vasfının değerlendirilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi açısından önemi büyüktür.

Boşanma Davası ile Aldatılma Nedeniyle Evliliğin İptali Davasının Karşılıklı Açılması

Davacı-davalı kadın dava dilekçesinde, eşinin kalıcı hastalığı bulunduğunu ve askere gitmediğini, erkeğin niteliklerinde birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez duruma sokacak derecede yanıldığını, ayrıca kendisi veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bu hastalığın kendisinden gizlenerek evliliğin gerçekleştiğini, aldatıldığını beyan ederek, Türk Medeni Kanununun 149/2 ve 150. maddeleri uyarınca nisbi butlan sebebi ile evliliğin iptaline karar verilmesini talep etmiş; Davalı-davacı erkek de birleşen dava ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma talep etmiştir. Yapılan yargılama sonunda kadının davasının reddine ve erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına hükmedilmiştir.

Mahkemece yapılacak iş;

Davacı-davalı kadının davasında, delillerin nisbi butlan sebebi ile (TMK m. 149, 150) evliliğin iptali hakkı yönünden değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi,

Davalı-davacı erkek tarafından açılan boşanma davasında ise, kadının açtığı nisbi butlan sebebi ile evliliğin iptali davasının, boşanma davası açısından bekletici sorun oluşturacağı gözetilerek, boşanma davasının tefrik edilerek kadının açtığı nisbi butlan sebebi ile evliliğin iptali davasının sonucu beklendikten sonra boşanma davası hakkında olumlu ya da olumsuz karar vermekten ibarettir (Yargıtay 2. HD - Karar : 2017/350)

Evlenmenin İptali Şartları

Taraflar arasında görülen boşanma davasının duruşması sırasında davacının evliliklerinin iptaline karar verilmesini talep ettiği; davalının söz konusu bu talebi kabul ettiği, mahkemece evliliğin iptaline karar verildiği; hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği görülmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 145’inci maddesinde mutlak butlan, 149,150 ve 151’inci maddelerinde nisbi butlan halleri düzenlenmiştir.

Dosya kapsamına göre, davacı Aybike ile davalı Tolgahan’ın taraflar arasında yapılan anlaşma gereğince, Aybike’yi kaçıran ve bu nedenle cezaevinde olan Tolgahan’ın ceza almasını engellemek amacıyla evlendikleri; tarafların hiç bir araya gelmediği anlaşılmaktadır.

Tarafların evlenmelerine rağmen bir araya gelmemesi Türk Medeni Kanununda düzenlenen evlenmenin iptali şartları arasında düzenlenmediği halde, davanın kabulü ile evliliğin iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın bozulmasını gerektirmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebepte kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere (BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi (Yargıtay 2. HD - Karar : 2010/19524).

Evliliğin İptali Davasının Islah Yoluyla Boşanma Davasına Çevrilmesi

Davacı, dava dilekçesinde nispi butlan sebebi ile evliliğin iptaline (TMK m. 149-150) karar verilmesini talep etmiş, 13.11.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davası (TMK m. 166/1) olarak ıslah etmiştir. Davacı vekili, 24.03.2015 tarihli celsede ıslahtan vazgeçtiklerini, evliliğin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece ıslahtan vazgeçilmiş olduğu gerekçesi ile davanın nispi butlan sebebi ile evliliğin iptali davası olduğu kabul edilerek davacının davasının reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin 13.11.2014 tarihli celsedeki beyanı, davanın hukuki sebebinin ıslahı niteliğindedir. Bir davada ıslah yoluna ancak bir kez başvurulabilir. Bu sebeple bu celsedeki beyan artık hukuki sonuç doğurmaz. Şu halde dava, ıslah edilmiş şekliyle evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı boşanma davası (TMK m. 166/1) olup, mahkemece delillerin bu yönde değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken davanın nispi butlan sebebi ile evliliğin iptali davası olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/4946).

Bir Hastalığın Gizlenmesi Nedeniyle Evliliğin İptali Davası

Türk Medeni Kanunu’nun 149/2. maddesi “eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse” ve Türk Medeni Kanunu’nun 150/2. maddesi ise “davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse” hükümlerini taşımaktadır.

Toplanan delillerden davalının cilt ( sedef ) hastalığının bulaşıcı nitelikte olmadığı ve tedavi edilebilir olduğu, altsoyun sağlığı için ağır bir tehlike de oluşturmadığı ve yukarıda bahsedilen her iki madde hükmüne uymadığı anlaşılmaktadır. Davacının davasının reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2006/12979).

Evliliğin Mutlak Butlan Sebebiyle İptali İleriye Dönük Hüküm İfade Eder

Dava, evliliğin mutlak butlanla iptal edilen iyi niyetli davacının mirasçılık sıfatının bulunduğunun tespitine ve mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkindir. Borçlar Hukukumuzda, hukuki işlemlerin geçerlilik şartlarından, kamu düzenini ilgilendirecek düzeyde olanların eksikliği halinde, anılan işlemin butlanından söz edilir ki, bu durum, işlemin, kendiliğinden ve baştan itibaren (geçmişe etkili olarak) geçersiz olmasına, hiç bir hüküm ve sonuç doğuramamasına yol açar. İşlemin geçersiz olması için herhangi bir dava açmaya gerek bulunmayıp, işlem taraf iradesi ile yahut belirli bir sürenin geçmesiyle de geçerlilik kazanmaz. Ancak, taraflar isterlerse işlemin batıl olup olmadığını bir tespit davası ile tespit ettirebilirler. Öte yandan, kural olarak, mahkeme, herhangi bir işlemin batıl olduğunu tespit ederse; bu karar ileriye etkili (ex nunc) olduğu kadar geçmişe de etki eder (makable de şamil olur). Yani, böyle bir işlem, hiç bir zaman yapılmamış sayılır. Ne var ki, “Aile Hukuku’nda, “Borçlar Hukuku”ndaki bu kuraldan ayrık ve özel bir düzenleme getirilmiştir. Şöyle ki: Geçerli şekilde kurulmayan evlilikler yok hükmündedir. Buna karşılık, butlan hallerinde, evlilik kurulmuştur, fakat geçerli bir şekilde kurulmamıştır. Geçersiz şekilde kurulan evlilik kendiliğinden sonlanmamaktadır. Bunun için, mutlaka bir mahkeme kararı gereklidir.

Eş anlatımla, evlenmenin batıl olduğu hallerde evlenme, bu geçersizliğe rağmen kurulmuştur; sonradan bir dava ile ortadan kaldırılmadıkça varlığını sürdürür. Batıl bir evlilik, hâkim kararı ile ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir evliliğin doğurduğu hukuki sonuçları tümüyle doğurur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)’nun 156. maddesinde: “Mutlak butlan halinde bile evlenme, hâkim kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.” düzenlemesi yer almakta; mutlak butlanın söz konusu olduğu halde dahi hakim kararına kadar, bu evliliğin geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı açıkça kabul edilmektedir. Görüldüğü üzere, evlenmenin butlanı bu yönüyle Borçlar Hukukuna tabi işlemlerinin butlanından açıkça ayrılmaktadır. Öte yandan, hâkimin evlenmenin butlanına karar verebilmesi için bu hususta dava hakkına sahip olan kimselerin butlan davası açmış olmaları şarttır. Burada, hâkim, Borçlar Hukuku işlemlerinin butlanında olduğu gibi açılmış olan başka bir davada evlenmenin butlanını gerektirecek sebeplerin varlığını tespit etse bile, bunları kendiliğinden (re’sen) gözeterek butlana hükmedemez. Evlenmenin yokluğu, Medenî Kanun’da açıkça düzenlenmediği halde, evlenmeye ilişkin butlan sebepleri kanunda tahdidi (tüketici/sınırlı) olarak belirtilmiştir. Evlenmenin butlanı açısından bu sebepler sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesine tabi olup, kanunda açıkça öngörülmemiş bir sebebe dayanılarak evlenmenin butlanına karar verilemez (TMK’nun 145.maddesi).

Medenî Kanun’da düzenlenmiş bulunan butlan hallerinin hepsinde evlenmenin geçersizliği aynı ağırlıkta değildir. Bu nedenle, evlenmenin butlanı doktrinde ve uygulamada, “mutlak butlan” ve “nispi butlan” olarak ikiye ayrılır. Bilindiği üzere, kesin olan evlenme engelleri, evlenmeyi mutlak butlanla sakatlamakta; istisnalar dışında mutlak butlanla sakat olan evlilik, kural olarak kamu düzenini zedelediğinden sakatlık herkesi ilgilendirmektedir. Mutlak butlan davasının, kimler tarafından açılabileceği ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 146.maddesinin birinci fıkrasında, mutlak butlan davasının “Cumhuriyet Savcısı” tarafından re’sen açılacağı; ikinci fıkrasında ise, bu davanın “ilgisi olan herkes” tarafından da açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Dava açma hakkı olan kimselerin kimler olduğu kanunda açıkça belirtilmemiştir. Doktrinde ve uygulamada, “ilgili olan herkes” kavramından “evlenmenin iptaline madden ya da manen ilgisi olan (menfaati bulunan) kimselerin” anlaşılması gerektiği ifade edilmektedir. O halde, eşlerden biri, onların ana ve babaları, mirasçıları ile vasileri “ilgili” sayılırlar. Açılacak olan butlan davası herhangi bir süreye bağlı değildir. Dolayısıyla tarafların beraber geçirdikleri zaman, batıl evlenmeyi geçerli hale getirmez. Evlenmenin mutlak butlanına yol açan sebepler aynı zamanda birer “kesin evlenme engeli”dir. 4721 sayılı TMK’nun 145. maddesinde mutlak butlan sebepleri; “mevcut evlilik”, “yasak derecede hısımlık”, “ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk” ve “evlenmeye engel derecede akıl hastalığı” olarak sayılmıştır. Aynı Kanunun 129. maddesinde öngörülen, hısımlık derecesi kesin evlenme engellerinden olup, bu hısımlığa rağmen yapılan evlilik mutlak butlanla sakatlanmaktadır. Eşlerin evlenmesi sırasında kanunda öngörülen derecede hısımlığın bulunması halinde, yapılan evlilik mutlak butlanla batıl olacağından, sözü geçen hısımlık yapılacak evlilik için kesin evlenme engeli oluşturmaktadır. Evliliğin, TMK’nun 148 ila 151. maddelerinde sayılan sebeplerden birisi nedeniyle sakat olması halinde nispi butlandan söz edilir ve evliliğin sona erdirilebilmesi sonucunu doğurur. Bu yönüyle nispi butlan, mutlak butlanla benzerlik arz eder. Ayrıca, nispi butlanda süreç tamamlandığında evlilik ileriye etkili olarak son bulur. Geçersizliğin her ilgili tarafından ileri sürülebileceği hallerde mutlak butlan, yalnızca belirli kişiler tarafından ileri sürülebileceği hallerde nispi butlandan söz edilir. Nitekim, nispi butlan, bireysel çıkarları koruyan geçerlilik şartının gerçekleşmemiş olması halinde hukuki işlemin, korunması amaçlanan tarafın irade açıklamasıyla ortadan kaldırılması (geçersizliğin uyandırılması) olarak tanımlanmaktadır.

Nispi butlan davası açma hakkı belirli sürelere bağlıdır. Butlan kararı sonuçlarının, Türk Medeni Kanunun da ayrıntılı bir şekilde değil de genel olarak boşanma hükümlerine atıf yapılarak düzenlendiği görülmektedir. Mutlak butlan davası hukuki niteliği itibariyle bir “tespit davası” değil, “bozucu yenilik doğuran davadır. Zira, batıl evlenme, davanın sonunda verilecek kararla ileriye etkili olarak sonuç doğuracak şekilde iptal edilmektedir. Batıl bir evlenmenin ortadan kaldırılması için açılması şart olan “butlan davası” sonunda hâkimin, evliliğin ortadan kaldırılması konusunda verdiği karara “iptal kararı” denilir ki, bu karar da hukuki niteliği itibariyle “yenilik doğuran karar”dır. Butlan davasında, davacı, mahkemeden dava konusu evlenmenin batıl olduğunu ve bu sebeple ortadan kaldırılması gerektiğini talep eder. Bu açıdan, mutlak veya nispi butlan davalarında davacı tarafından talep edilen husus mevcut bir hukuki durumun ortadan kaldırılmasıdır (TMK’nun 156. Maddesi). Öteki deyişle, butlan davası sonunda hâkimin vereceği “yenilik doğuran iptal kararı” ile, her ne kadar geçersiz de (batıl da) olsa mevcut olan bir evlenme işlemi ve evlilik ilişkisi sona ermekte; var olan bir hukuki durum ortadan kalkmaktadır. Bu yönüyle hâkimin iptal kararı “bozucu yenilik doğuran” bir karar niteliğindedir. 4721 sayılı TMK’nun 156.maddesinin ikinci cümlesi hükmü gereğince, mutlak butlan ya da nispi butlanla sakat olan evliliğin hakim kararıyla sonlandırılması halinde kararın kesinleştiği tarih itibariyle butlan kararı ileriye etkili olur. Dava açılmış olsa bile evlenme, kararın kesinleşme tarihine kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Öteki deyişle, iptal kararı, evlenme ile iptal kararının kesinleşmesi arasındaki süre içerisinde doğmuş olan geçerli bir evliliğe ilişkin hüküm ve sonuçları ortadan kaldırmaz. Her ne kadar, iptal kararı, evliliği sona erdirse de bu karar geçmişe etki etmeyeceği için, karardan önce meydana gelen hüküm ve sonuçlar ortadan kalkmaz. Bu maddenin sonucu olarak, evlenmenin mutlak veya nispi butlanla geçersiz olması halinde dahi, evlilik devam ettiği müddetçe eşlerin mirasçılığını etkilemez. Ancak, batıl bir evliliğin iptali amacıyla butlan (iptal) davası açılmış ve eşlerden her ikisi de hayattaysa, iptal kararının kesinleşmesiyle evlilik tıpkı boşanmada olduğu gibi ileriye etkili olarak sona ereceğinden eşlerin artık birbirlerine mirasçı olmaları söz konusu olmaz. Bu durumda, eşlerin mirasçılık sıfatı ortadan kalkar. Eşlerden biri, henüz iptal davası açılmadan önce ölürse, sağ kalan eş onun mirasçısı olacaktır. Zira, evlilik, ölümle sona ermiştir ve batıl da olsa geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurmaktadır (TMK madde 156/c.2 ). Bu durumda, ölen eşin mirasçılarının (şayet evlenme nispi butlanla geçersizse) evlenmenin iptalini sağlamak yönünde butlan davası açma hakları bulunmamaktadır (TMK madde 159/c.1).Ancak, miras bırakan (ölen eş) ile sağ kalan eş arasındaki evlenme “mutlak butlan” sebeplerinden biriyle sakatlanmışsa, ölen eşin mirasçıları evlenmenin butlanı nedeniyle (TMK madde 147, f.1, c.2) iptal davası açabilirler ve bunun sonuçlarından doğrudan yararlanırlar. Mutlak butlanla batıl bir evlenmenin iptalini istemekte ölen eşin mirasçılarının doğrudan menfaati bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu kimseler, 4721 sayılı TMK’nun 146 ve 147.maddeleri anlamında “ilgili” sıfatına ve doğrudan dava hakkına sahiptirler. Bu kimseler iptal davasını, ölen eşin dava hakkına değil, doğrudan kendi dava haklarına dayanarak açmaktadırlar. Bir başka anlatımla, TMK’nun 159.maddesinin birinci cümlesinde öngörülen “dava hakkının mirasçılara geçmeyeceği” hükmü, mutlak butlanla sakat bir evlenmenin iptalinde “ilgililer” yönünden uygulanmayacaktır. 4721 sayılı TMK’nun bu hükmü ; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 127.maddesi karşılığı olduğundan mutlak butlanla değil de nispi butlanla ilgili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu yönü ile TMK’nun 159 ve 147.maddesi hükümleri birbirleriyle çelişmemektedir. 743 sayılı Medenî Kanun’un yürürlük döneminde, iptal davası açıldıktan sonra ve fakat iptal kararı kesinleşmeden önce (dava devam ettiği sırada) eşlerden birinin ölmesi durumunda sağ kalan eşin ölene mirasçı olup olmayacağı hususu tartışmalıydı. Bir görüşe göre, -butlan kararının kesinleşmesinden önce eşlerden biri ölürse sağ kalan eşin; ancak, iyi niyetli olması hâlinde, ona mirasçı olabileceği, kötü niyetli ise artık ölen eşe mirasçı olamayacağı kabul ediliyordu. Bu görüşün temelinde; 743 sayılı Medenî Kanun’un 126.maddesinin, “hüsnüniyetle evlenen kadın, feshine hükmedilmiş olsa bile evlenme ile iktisap ettiği vaziyeti muhafaza eder.” hükmüne dayanmaktaydı. Diğer görüş ise, butlan kararının kesinleşmesinden önce eşlerden birinin ölmesi hâlinde, sağ kalan eşin, ister iyi niyetli, ister kötü niyetli olsun, mirasçılık sıfatını kazanacağı, zira iptal kararının mirasçılığı engellemesinin; ancak, kesinleştiği tarihten itibaren mümkün olacağı yönünde idi. İşte, 4721 sayılı Medenî Kanun’un 159.maddenin 2. cümlesi ile bu tartışmalara son verilmiş; anılan maddenin, 2.cümlesinde açıkça “Dava sonucunda evlenme sırasında, iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.” hükmü getirilmiştir. Bu açık düzenleme karşısında artık, butlan davası devam ettiği sırada eşlerden birinin ölmesi üzerine onun mirasçıları tarafından devam ettirilen dava sonunda sağ kalan eşin iyi niyetli olmadığı anlaşılırsa, onun mirasçı olmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu durum, kıyasen sağ kalan eş lehine, ölen eş tarafından yapılmış ölüme bağlı tasarruflar açısından da uygulanır. Kural olarak, butlan davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olmayacağı gibi daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder. Bu kural, hem mutlak butlan halinde hem de onun daha hafif bir hali olarak kabul edilen, nispi butlan halinde uygulanmaktadır.

Eş, ölmeden önce, nispi butlan davası açmış olup, dava sırasında ölmüş ise; davaya mirasçıları tarafından halef sıfatıyla devam edilmesi halinde, mirasçıların sürdürdükleri dava artık bir nispi butlan davası değil, davalı eşin iyi niyetli olmadığının tespiti davası sayılır. Öteki deyişle, evlenmenin nispi butlanının dava etme hakkı olan eş dava açmadan önce ölmüşse, bu hak mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar sadece açılmış olan nispi butlan davasını sürdürebilirler. Evlenmenin mutlak butlanında ise mirasçıların kendi adlarına dava açma hakları bulunmakla, muris davadan önce vefat etse de mirasçıların bunu dava etme olanakları vardır. Mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olduğu anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını korur. Ne var ki, mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını da kaybeder (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.11.2011 tarih, 211/7-695 esas, 211/673 karar sayılı kararı) Somut olaya gelince: mirasbırakan A.. M..’in vefat etmeden önce Üsküdar 1. Aile Mahkemesi’nin 2004/195 Esas sayılı dosyasında boşanma davası açtığı, bu dava devam ederken 28.01.2006 tarihinde öldüğü, A..’in mirasçılarından olan oğlu A.. M..’in kusur yönünden davaya devam ettiği, yapılan yargılama sonucunda davacıya TMK 181/ 2 maddesi uyarınca atfı kabil bir kusurun bulunmadığının tespitine karar verildiği ve iş bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, mirasbırakanın ölümünden sonra, davacı ile mirasbırakan arasında görülen boşanma davası sonuçlanmadan mirasçı A.. M.. tarafından davacı aleyhine Üsküdar 2. Aile Mahkemesi’nin 2006/738 Esas sayılı dosyasında evliliğin mutlak butlanla batıl olduğuna ve iptaline karar verilmesi istemi ile dava açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 25/06/2009 tarih, 2009/420 sayılı kararı ile evliliğin mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine ve evliliğin iptaline, davacının iyi niyetli olduğunun tespitine, evlenme ile kazandığı kişisel durumun korunmasına karar verildiği ve verilen bu kararın da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Evliliğin butlanına dair karar ileriye dönük olarak sonuç doğurur, geçmişe etkili olmaz ve yukarıda da ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, 4721 sayılı TMK’nun, 159.maddesinin 2. cümlesinde, mirasçılığın devam edebilmesi için, evlilik akdinin kurulması anında eşin iyi niyetli olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.

Bu sebeple, butlan davası sırasında eşlerden birinin ölmesinin yanı sıra eşlerden birinin ölümünden sonra butlan davası da açılmış olması durumunda da sağ kalan eşin mirasçı olması asıldır. Sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması anında iyi niyetli olmadığı, eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından açılan mutlak butlan davasında kanıtlanmalıdır. Eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılmamışsa, sağ kalan eş evliliğin kurulması anında iyi niyetli sayılır. Mirasbırakan 28/01/2006 tarihinde ölmüş, mirasçı A.. M.. davacı aleyhine 29/12/2006 tarihinde evliliğin mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine ve evliliğin iptaline karar verilmesi istemi ile dava açmıştır. Bu halde, butlan davası açılmadan önce mirasbırakan öldüğüne göre davacı mirasçılık sıfatını kazanmıştır. Ayrıca, butlan davası sonucunda davacının iyi niyetli olduğunun tespitine ve evlenme ile kazandığı hukuksal durumun korunmasına karar verilmiş ve verilen bu karar kesinleşmiştir. Bu halde, evlenme sırasında iyi niyetli olduğu anlaşılan sağ kalan eş yani davacı yasal mirasçılık sıfatını korur.

Hal böyle olunca, yerel mahkemece, dava ehliyeti bulunan davacının mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddi cihetine gidilmesi doğru olmamıştır.

Evliliğin iptali davası; boşanma davası ile aynı hukuki sonuçları doğurduğundan davanın bir boşanma avukatı vasıtasıyla takip edilmesinde yarar vardır.


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

  1. Avukat Kasım Balcı, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2002 yılında mezun olmuştur. 2005 yılından beri istanbul’da serbest avukatlık yapmaktadır. 

UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS