0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

İç Güvenlik Kanunu Nedir

Kamuoyunda İç Güvenlik Paketi olarak bilinen kanun tasarısının tam adı “Polis Vazife Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” şeklindedir. Kanun tasarısının ilk kelimesinden anlaşılacağı üzere kanunun, toplumda hukuk egemenliğini arttırmak yerine “polis” etkisini arttırarak kamu düzenini sağlamaya çalıştığı görülüyor.

Bu tarz torba yasalar hukuk metodolojisinden yoksun olduğundan hukuksal kavramlarla kanunu anlamaya çalışmak sonuç vermeyebilir. Fakat bazı hukuksal kavramların ışığında değerlendirme yapılmaz ise bu kez kanunun amacı anlaşılmayabilir. Bu nedenle kanunu hem madde madde hem de kavramsal açıdan analiz etmeyi deneyeceğiz.

Polise Vatandaşın Üstü, Eşyası ve Aracını Arama Yetkisi

Esasen polisin ister yaya isterse araçla seyir halindeyken vatandaşı durdurma ve kimlik sorma yetkisi 2007 yılında yasalaşmıştı. İşte bu durdurma yetkisinin çerçevesi mevcut kanun tasarısıyla genişletilmiştir.

İç Güvenlik Paketi bu şekilde yasalaşırsa polis, durumdan edindiği izlenime göre vatandaşı durdurarak hiçbir yargısal karar olmadan “el ile dıştan kontrol” ( Tasarı md. 1 ) gerekçesiyle elle arama yapabilecek. Elle arama neticesinde, beden üzerinde şüphelendiği herhangi bir obje veya durum fark ettiğinde, her türlü işlemi yapma yetkisi olacak. Yani polisin vatandaşı yere yatırıp ters kelepçe yapmak için hiçbir izne ihtiyacı olmayacak.

Araç aramasına yeni bir sistem getirilmektedir. Polis aracın kapalı olmayan bölümlerini, yani şoför ve yolcuların bulunduğu kısmı, durdurma esnasında kontrol edebilecek. “Aracın dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen kapalı bölümlerini”, ( bagaj, torpido vs.) ( Tasarı md. 1 ) ise kolluk amirinin yazılı veya sözlü emriyle derhal arayabilecek.

Görüldüğü üzere, vatandaşın üstü, eşyası, arabasının aranması polis memuru veya amirinin iradesine bırakılıyor. Seyahat özgürlüğü ( Anayasa md. 23 ) , kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ( Anayasa md. 19, AİHS md. 5 ) temel hak ve özgürlüklerdendir. Demokratik bir hukuk devletinde temel hak ve özgürlüklere polis eliyle müdahale edilemez. Kötü bir yargısal karar, her zaman en iyi polis uygulamasından daha iyi bir güvence mekanizmasıdır. Kanun tasarısı, idarenin kendi mekanizması içerisinde dilediği gibi temel haklara müdahalesine olanak sağlamaktadır.

Mevcut uygulamada polis yargısal karar olmadan durdurma işlemi yaptığında, aracın kapalı bölümlerini psikolojik baskıyla vatandaşın kendisine açtırarak aramakta, kişilere zaten her türlü kötü muameleyi uygulamaktadır. Kanun tasarısı bu haliyle yasalaşırsa yürürlükteki kötü kanuna mevcut uygulamada dahi uymayan polis sokakta İç Güvenlik Zaafiyeti yaratacaktır.

Polise Toplumsal Olaylarda Silah Kullanma Yetkisi

Polisin silah kullanma yetkisi, yürürlükteki Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu değişikliğiyle 2007 yılında genişletilmişti. Kanun tasarısına göre toplantı ve gösteriler sırasında “Molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, yaralayıcı ve benzeri silahlarla” saldıran veya saldırıya teşebbüs edenleri ( Tasarı md. 1/4 – d ) etkisiz kılmak amacıyla silah kullanabilecek.

Polisin silah kullanma yetkisi, yanlış bir şekilde molotof kokteylinin silah olarak kabul edildiği bilgisi üzerinden tartışılmaktadır. Halbuki zaten molotof kokteylini atmak bir tarafa, bu tarz olaylarda elde bulundurmak dahi yürürlükteki TCK md. 174 gereği 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır. Bu maddenin cezası silah taşımadan çok çok daha ağır olup, binlerce insan bu maddeden yargılanıp ağır cezalar almıştır. Tartışmanın molotof kokteyli üzerinden yürütülmesini bilinçli bir manipülasyon olarak görüyoruz. Kanun Tasarısı’nda geçen “yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran” ibaresi daha tehlikeli ve öngörülemez sonuçlara yol açabilecek niteliktedir. Çünkü, neyin “benzeri silah” olduğunu polis takdir edecektir. Hangi cismin yaralamaya neden olabileceğine dair polisin olay anındaki yanlış değerlendirmesi silah kullanmasıyla vahim neticeler doğuracaktır.

Silah kullanma yetkisini denetlemek açısından avukata, özellikle ceza avukatı olarak faaliyet gösteren avukatlara büyük bir toplumsal sorumluluk düşmektedir.

Telefon Dinlemelerinde Tek Mahkeme Düzeni

Yürürlükte bulunan mevcut kanunlara göre Jandarma ve Emniyet telefonları idari bir emirle dinlemekte, eğer gecikmesinde sakınca bulunan bir hal varsa idari karar hakimin onayına sunmaktadır. Gecikmesinde sakınca bulunan bir hal yoksa idari emir, dinleme işleminin sonuna kadar hakime bildirilmemektedir. Mevcut haliyle bile hukuka aykırı olan telefon dinleme usulü tasarıyla daha da hukuksuz hale getirilmiştir. Yürülükteki düzenlemede ilgilisinin talebi üzerine dinlemenin yapıldığı yere göre yetkili hakim belirlenmiştir. Yani Türkiye’deki tüm hakimler yasal koşullar uygunsa dinlemenin hukukiliği denetimini yapmaya yetkiliydi. Kanuni hakim güvencesine uygun olan bu düzenleme Kanun Tasarısı’yla değiştirilerek Jandarma ve Emniyet’in yaptığı telefon dinlemelerinin hukukiliğinin tek mahkeme tarafından denetlenmesi sağlanmıştır. Bundan böyle Türkiye çapındaki tüm telefon dinlemeleri için hukukilik denetimi yapacak tek mercii Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimleri’dir.

Telefon dinlemeleri vatandaşın özel alanına devletin pervasızca müdahalesine olanak tanımaktadır. Bu dinlemelerin tek yetkili ve görevli mahkeme üyeleri tarafından yapılması, yürütmenin yargı üstündeki gücü düşünüldüğünde Türkiye’de tüm yurttaşların aile hayatı, iş ilişkileri vs. tehlike altında olacaktır.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerine Ağır Cezalar

Türkiye’de sık sık “tehlike suçu” düzenlemelerine yer verilmektedir. Tehlike suçu, doğrudan zarar sonucu doğurmasa da sadece davranışın cezalandırıldığı suç tipidir. Hukuk tekniğine uygun düzenleme yapılmazsa, bu suç tipi düşüncenin yargılanmasını dahi mümkün kılar.

Toplantı ve gösterilerde taş, bilye, sapan taşıyanlar veya yüzlerini bez vesair malzemelerle (Tasarı md. 3/2 ) örtenler 2 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Bu bir tehlike suçu düzenlemesi olup özellikle suçun alt sınırı 2 yılı aştığından, yargıcın cezayı ertelemesi veya diğer seçenek yaptırımlara çevirmesi engellenmek istenmiştir.

Kanun Tasarısı, “terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde” ( Tasarı md. 4 ) şeklinde bir ifadeyle oldukça soyut bir suç tanımı yapmıştır. Hangi toplantının neye göre propagandaya dönüşeceği hususunda yargıca geniş bir geniş bir değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Ayrıca bu durumda yüzün örtülmesi halinde ceza alt sınırı 3 yıl, birtakım yasak maddelerin taşınması halinde alt sınır 4 yıl olarak belirlenmiştir.

Eğer tasarı bu şekilde yasalaşıp uygulanırsa Türkiye’nin daha büyük hapishane komplekslerine ihtiyacı olacaktır.

Yeni Gözaltına Alma Rejimi

Kanun Tasarısı’nın genel olarak polisin toplumsal etkisini arttırmaya dönük hazırlandığını yazının giriş kısmında belirtmiştik. Gözaltı kavramı bu kanun tasarısında alt üst edilerek polise adeta vatandaşı hapsetme yetkisi verilmiştir. Yürürlükteki Ceza Muhakemesi Kanunu’na ( CMK md. 90 – 91 ) göre, kişi kolluk tarafından yakalandıktan sonra, özgürlüğünün esaslı bir şekilde kısıtlanmasına neden olan gözaltına alma kararını savcılık vermektedir. Mevcut uygulamada polis gözaltına alma kararı veremez, yakaladığı kişi ve suç ile ilgili bilgileri savcıya derhal ulaştırır, savcı da kişinin gözaltına alınıp alınmayacağına dair bir karar verir.

Kanun Tasarısı ise savcıyı devre dışı bırakarak gözaltına alma kararını kolluk amirine vermektedir. Bu durumda herhangi bir komiserin emriyle bireysel suçlarda 24 saat, toplu suçlarda (üç veya daha fazla kişinin yer aldığı suçlar) ise 48 saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilecektir. Polis veya jandarma amirinin emriyle gözaltına alınan şahıs hakkında işlemler tamamlanıncaya kadar savcılığa bilgi verme zorunluluğu yok. Bu yetkiye polisin sorgusuz sualsiz vatandaşı gözaltına alma yetkisi de denilebilir. Kanun Tasarısı’na göre polis aşağıdaki suçlarda gözaltı kararını savcılığa bilgi vermeden alabilir :

“ A) Toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar

B) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan ; 1) Kasten öldürme (madde 81, 82 ), taksirli öldürme ( madde 85 ).

2) Kasten yaralama ( madde 86, 87 ).

3) Cinsel saldırı ( madde 102 ).

4) Çocukların cinsel istismarı ( madde 103 ).

5) Hırsızlık ( madde 141, 142 ).

6) Yağma ( madde 148, 149 ).

7) Uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti ( madde 188 ).

8) Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma ( madde 195 ).

9) Fuhuş ( madde 227 ).

10) Kötü muamele ( madde 232 ).

C ) Terörle Mücadele Kanununda yer alan suçlar.

D ) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33’üncü maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendinde belirtilen suçlar.

E ) 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanılarak ilan edilen sokağa çıkma yasağının ihlal etme.”

Özellikle bu maddenin “toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar” ( Tasarı md. 6 ) açısından da uygulanacağı şeklindeki hüküm suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırıdır. Hangi suçların cebir ve şiddet içeren suç olduğu yine muğlak bırakılarak uygulamada geniş yorum yapılması sağlanmıştır.

Valilere Yargısal Nitelikte Yetkiler

Suç işlenmeden önce alınacak idari nitelikte önleyici tedbirler valiler veya diğer mülki amirler tarafından alınabilir. Ceza hukukunda suç işlendikten sonra yargı fonksiyonu devreye girer. Bu ilke, ceza hukuku alanında yürütme ile yargı arasındaki en önemli çizgilerden biridir. Kanun Tasarısı ile valilere suç işlendikten sonra suçun kovuşturulması için talimat verme yetkisi ( Tasarı md. 7 ) tanınmıştır. Vali bu yetkisiyle yargı kuvvetinin fonksiyonunu ifa edecektir. Mevcut sistemde suçun kovuşturulması yargısal bir görev olarak savcılık makamına verilmiştir. Kanun Tasarısı ise bu işlevi yargı görevlisi olan savcının yanı sıra yürütmenin parçası olan valiye de sağlamıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi yasama, yürütme ve yargı fonksiyonunun açık ve net bir şekilde ayrılmasıyla anlam kazanır. Valiye verilen bu yetki, hem suçun kovuşturulmasında yetki karmaşasına yol açacak hem de yargısal bir sürecin siyasi müdahaleye açık hale gelmesine neden olacaktır.

“Şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylara yönelik olarak alınan ve usulüne göre tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır” (Tasarı md. 7/2 ). Yani, valinin aldığı sokağa çıkma yasağı kararına aykırı hareket edenler suç işlemiş olacaklardır. Yürürlükteki Kabahatler Kanunu’na göre kabahat sayılan ve yaptırımı para cezası olan fiiller suça dönüştürülerek cezası ağırlaştırılmıştır.

Sonuç

Hukuk devleti, devletin kendisini hukukun genel ilkeleriyle sınırladığı ve sınadığı rejimin adıdır. Hukuk devletinde devlet, toplumu bastırmak, değiştirmek, maniple etmek için hukuku bir araç haline getirmez. Kuvvetler ayrılığı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün türevi olan toplantı ve gösteri özgürlüğü gibi tüm özgürlükler güvence altındadır. Polise 1990’lı yılların Türkiye’sine dönüş uygulamaları için imkan tanıyan yasal düzenlemeler toplumun ortak geleceğine ve ortak hukukuna zarar verecektir. Her zaman bir iktidar ve iktidara karşı gelen bir toplumsal muhalefet olacaktır. Ama hukuk kültürü kolay kolay oluşmaz.Hele polis jopuyla, kalkanıyla, gazıyla ne kamu düzeni sağlanabilir ne de hukuk devletine ulaşılabilir.


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!