0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçu (TCK 302) Uygulama Koşulları

Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçu, TCK 302. maddede düzenlenmiştir. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar ile karıştırılmamalıdır.

TCK 302. Madde, TCK’nın “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” bölümünde “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak” başlığıyla düzenlenmiştir:

“Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”

Madde metninde geçen “….yönelik bir fiil”, yani 765 sayılı TCK’da yer aldığı ve ceza hukuku doktrininde yerleşik olarak kullanıldığı şekliyle “matuf fiil”den kastedilen şey, ülke topraklarının tamamını veya bir kısmını devletin idaresinden ayırma, devletin bağımsızlığını azaltma, devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koyma amacına yönelik ve bu sonucu oluşturmaya “elverişli” icra hareketleridir.

TCK 302. maddede ifade edilen “matuf fiil” veya “…yönelik bir fiil” şu amaçları gerçekleştirmeyi hedeflemelidir:

  1. Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,

  2. Devletin bağımsızlığını azaltmak,

  3. Devletin birliğini bozmak,

  4. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmak.

TCK md. 302’deki suçun oluşabilmesi için, fiillerin yukarıda sayılan amaçlara veya amaca yönelik olması ve bu sonucu oluşturmaya “elverişli” olması gerekir. Elverişli ve vehamet arz eden eylemler TCK md. 302’de düzenlenen suça vücut verebilir.

TCK md. 302’deki suç, bir tehlike suçu olup, yukarda açıklanan belirli amaç veya amaçlara yönelik ve bu sonuçları doğurmaya elverişli fiilin işlenmesi ile oluşur. Suçun tamamlanması için sonucun alınması gerekli olmayıp tehlikenin yaratılmasıyla suç oluşur. Ancak eylemin kastedilen sonucu elde etmeye “uygun ve elverişli olması” ve “elverişli araçlarla zorlayıcı eylemlere girişilmiş bulunulması”, başla bir deyimle amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir. Eylemin elverişli olup olmadığının soyut ve genel bir belirleme dışında, eylemin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün özellikleriyle birlikte değerlendirilmek suretiyle saptanması gerekir. Eylemin elverişli araçla icra başlangıcı niteliğinde bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde failin örgütsel bağlılığı, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü, toplumdaki etkinliği de suç vasfı açısından önemlidir.

TCK 302. Madde Suç Vasfının Değerlendirilmesi

Zarar sonucu doğurmaya uygun olmayan eylemler, TCK 302. maddedeki suç kapsamında değerlendirilemez. Eylemin zarar sonucu doğurmaya elverişli olup olmadığı soyut ve genel bir değerlendirme dışında, eylemin işlenme şekli, zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, failin örgütsel bağlılığı ile ölçülür.

a- Eylemin İşleniş Şekli ve TCK 302. Madde

Eylem özel olarak “matuf fiili” gerçekleştirmeye uygun bir şekilde işlenmelidir. Somut eylemin işlenme şekli, matuf fiili gerçekleştirmeye uygun ve elverişli olmalıdır. Eylemin işlenme şekli ile TCK md. 302’de düzenlenen suçun konusu arasında bir illiyet bağı olmalıdır.

Failin işlediği eylemin işlenme şeklinin kendisi vehamet arzetmelidir. Örneğin, devletin silahlı güçleriyle veya başka bir ülke silahlı güçleriyle bir çatışmaya katılmak, vehamet arzeden bir eylem olarak kabul edilmektedir . Örgüt adına zorla para alınması da vehamet arzeden eylem olarak değerlendirilmektedir .

TCK md. 302’deki suç ceza hukuku doktrininde ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında bir “amaç suç” olarak kabul edilmektedir. Sanık, “amaç suçu” gerçekleştirmek için çeşitli “araç suçlar” işlemelidir.

b- Eylemin İşlenme Zamanı ve TCK 302. Madde

Failin, dini veya milli bir bayramda veya yasadışı örgüt açısından önemli bir tarihte vahim nitelikte bir şiddet eylemi işlemesi TCK md. 302’nin uygulanma koşullarının oluşmasına neden olabilir. Eylemin işlenme zamanı failin kastının da anlaşılmasına yardımcı olur.

c- Sanıkların Örgüt İçindeki Konumları ve TCK 302. Madde

Sanıkların örgütsel ilişkisinin sürekliliği ve yoğunluğu, örgütsel bağlılık TCK 302. maddesinin uygulama ölçütlerinden biridir. Sanıkların örgütle doğrudan veya dolaylı bir bağını ispatlayan somut deliller olması gerekir.

Sanıkların örgüt içinde özel veya genel bir görev veya talimat aldığına veya rapor verdiğine dair somut bir delil olmalıdır.

d- Somut Ağır Zarar Tehlikesi ve TCK 302. Madde

Somut ağır zarar tehlikesi TCK md. 302’nin en önemli ölçütüdür. Somut zararın gerçekleşmesi aranmaz, sadece zarar tehlikesinin meydana gelmesi yeterlidir. Somut ağır zarar iki şekilde meydana gelebilir:

  • Bedensel ağır zarar tehlikesi,
  • Malvarlığı ile ilgili ağır zarar tehlikesi.

Örneğin, işlenen yasadışı herhangi bir eylemde insan ölme ihtimalinin yüksek olması veya çok sayıda işyerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde yakılması halinde, sonuç gerçekleşmese bile somut ağır zarar tehlikesinin var olduğu kabul edilmektedir.

e- Nedensellik Bağı İçinde Gittikçe Ağırlaşan Fiiller ve TCK 302. Madde

Sanık fiillerinin gelişim seyri tek yönlü ve doğrusal değil, gittikçe ağırlaşan ve birbiriyle nedensellik bağı içinde amaç suçu gerçekleştirmeye çalışan bir yönde ilerlemelidir. Sanık, çeşitli biçimlerde süren ve gittikçe ağırlaşan fiiller işlemelidir. Sadece siyasi faaliyet çerçevesinde yürütülen faaliyetler bu suçun oluşumuna sebebiyet veremez.

e- Saik ve TCK 302. Madde

TCK 302. maddenin uygulaması açısından sanığın hangi saikle hareket ettiği de önemlidir. Sanığın saiki çeşitli delil araçları vasıtasıyla anlaşılmaya çalışılacaktır. Sanıkların siyasi faaliyetleri ve bu çerçevede icra ettikleri hareketler incelendiğinde TCK md. 302’deki “matuf fiil”in işlenmesi amacını güden fiiller yoksa, TCK 302. madde uygulanamaz.

TCK md.302’deki suçun yasal unsurları ve ölçütleri Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla teorize edilmiştir. Yargıtay içtihatlarında, maddede de belirtilen “elverişli fiili” işlemeye uygun icra hareketlerinin cezalandırılabileceği tespit edilmiştir. Buna göre, matuf fiili işlemeye elverişli, birbirini izleyen, nedensellik bağı içinde bulunan ve gittikçe ağırlaşan fiillerin işlenmesi halinde sanıkların 302. maddeden cezalandırılması mümkündür.

Silahlı Örgüt Üyeliği Suçu ve Cezası (TCK md. 314)

Silahlı örgüt üyeliği suçu, TCK md. 314’te soyut bir tehlike suçu olarak düzenlenmiştir.

Silâhlı örgüt

Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. “

TCK Md.302 ve TCK Md. 314/2 Aynı Anda Uygulanamaz

TCK md. 302/2 şu hükmü içermektedir: “Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”

Madde metniyle ayrıca cezalandırılması amaçlanan suçlar “araç suçlar”dır. Örgüt üyeliği suçu TCK md. 302’nin uygulanması açısından bir araç suç değil, “geçitli bir suç” türüdür. Failin örgüt üyesi olarak somut başka bir suç işlemesi halinde ilgili suçtan ayrıca cezalandırılması mümkündür. Mevcut dosyada sanıklar, hem TCK 314/2’de düzenlenen “örgüt üyeliği” suçu ile hem de TCK md. 302’de düzenlenen “devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” suçu ile aynı anda suçlanamaz. Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesi açık olan bu yasal düzenlemeyi ayrıca içtihatlarla da açıklamıştır:

“…..5237 sayılı TCK’nın 314. maddesinde tanımlanan suç, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin kurucularını, yöneticilerini ve üyelerini cezalandırmaya yönelik hazırlık hareketlerini suç sayan ve yaptırıma bağlayan özel bir suç tipi olup; amaç suç işlendiğinde fail geçitli suçlardaki özellik nedeniyle amaç suç ile amaç suça yönelik olarak gerçekleştirilmiş bulunan araç suçlardan ilgili hükümlere göre cezalandırılacak, ancak örgütün kurucusu, yöneticisi ve üyesi olmaktan ceza verilmeyecektir…..” (Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2011/4205, Karar No: 2011/3247, Tarihi: 7.6.2011).

TCK 302. Madde Unsurları

Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu ise 5237 sayılı TCK’nın 302. maddesinde;

“(1) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup,

Maddesinin gerekçesi;

“Madde, Devletin ülkesine, egemenliğine ve birliğine karşı cürümlerden en ağırını cezalandırmaktadır; korunan hukukî yarar Devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir. Söz konusu suç, serbest hareketli bir suçtur.

Bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir.

Bu amaç, madde metninde,

1.Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,

2.Devletin birliğini bozmak,

3.Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak,

4.Devletin bağımsızlığını zayıflatmak, olarak belirlenmiştir.

Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olması gerekir. Bu bakımdan, fiillerin söz konusu neticeleri yaratabilecek nitelikte bulunması, suçun oluşması için şarttır. Devletin birliğini bozmak, topraklarının bir kısmını veya tamamını başka bir devletin egemenliği altına koymak, topraklarından bir kısmını Devlet egemenliğinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını azaltmak sonuçlarını doğurması mümkün bulunmayan bir fiil suçun maddî unsurunu oluşturmayacaktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise olayların özelliğine göre takdir edilecektir.

Bu fiillerin, cebrî nitelikli olması gerekir. Maddede ayrıca ‘yönelik cebrî fiiller’ denilmesi gereksiz (lüzumsuz, zait) sayılmıştır; zira maddede belirtilen maksatlar çerçevesinde, fiillerin kendisinin nitelikleri gereği cebrî olması icap ettiği aşikârdır.

Suçun oluşabilmesi için, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmiş bulunmasına ihtiyaç yoktur. Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmiş bulunması yeterlidir. Bu suçun işlenmesi sırasında örneğin kişiler öldürülmüş, kasten yaralanmış ya da kişilerin veya kamu mallarına zarar verilmiş olabilir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu suçlardan dolayı da ayrıca cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkrada yer alan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.” şeklinde olup, 01.06.2005 tarihinden önce bu maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCK’nın 125. maddesinden farklı olarak, suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunması gerekeceği belirtilmiştir. Böylelikle, TCK’nın 302. maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan amaç suçun işlenmesi sırasında işlenen araç suçlardan dolayı TCK’nın 302. maddesinin ikinci fıkrası gereği ayrıca cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir.

Her devlet siyasal fonksiyonu kapsamında, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. Anayasa’ya göre, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Kişi hak ve hürriyetlerinden hiç birisi Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak devletin/siyasal iktidarın temel amaç ve görevlerindendir. 5237 sayılı TCK’nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu, bu temel görevin hukuki zeminini oluşturmaktadır.

Suçta korunan hukuki yarar; Devletin birliği, ülke ve ulus bütünlüğü ile egemenliği, suçun konusu; Devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği, suçun faili; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun ya da olmasın, yöneten veya yönetilen herkes, suçun mağduru; Devletin millet/ulus unsurunu oluşturan her bir bireydir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekirse de, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur. Fiilin cebri niteliğinden, maddi cebrin anlaşılması gerekmektedir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir.

Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçu bir kalkışma suçu olarak, peşinen tamamlandığı kabul edilen suçlardandır. Kalkışma suçlarında öngörülen zarar neticelerinin gerçekleşmesine yönelik elverişli, uygun hareketlerin yapılmasıyla oluşmaktadır. Kanun koyucu, çok önemli gördüğü bazı hukuksal değerlerin zarar görmesini önlemek için bu değerlere zarar tehlikesi meydana getirilmesini dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırmaktadır. Suçun oluşması için zarar neticesinin gerçekleşmesi aranmamakta, suçun oluşması için failin hareketinin söz konusu neticenin gerçekleşmesine yönelik olması ve hareketinin o neticeyi gerçekleştirmeye elverişli olması yeterli olacaktır (Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçu konulu makale, Doç Dr. Vesile Sonay Evik, s.1733.).

Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç suçun (TCK 302/2. maddesi) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1. maddesi) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Fiilin elverişli/vahim niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü, fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak amaç suçun gerçekleşmesi için elverişli tehlike ortamını hazırlayacak vahim eylemler bu suçun oluşmasında kriter olarak dikkate alınmaktadır.

Suç tamamlandığında eylemlerin cezalandırılamayacak olması ve teşebbüsün oluşumu için minimum gerekenlerin zaten suçun tamamlanması için yeterli olmasından dolayı kalkışma suçlarından olan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçuna teşebbüs mümkün değildir. (Antolisei, 633; Fiandaca-Musco, 12; Lattanzi-Lupo, 20; Dolcini-Marinucci, 1834 den alıntı Erem Faruk-Toroslu Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Savaş Yayınevi, Ankara, 1983, s 74.). (Ceza Genel Kurulu-K.2020/180)

Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçunun Unsurları (TCK m.302)

Bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir.

Bu amaç, madde metninde,

1.Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,

2.Devletin birliğini bozmak,

3.Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak,

4.Devletin bağımsızlığını zayıflatmak, olarak belirlenmiştir.

Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olması gerekir. Bu bakımdan, fiillerin söz konusu neticeleri yaratabilecek nitelikte bulunması, suçun oluşması için şarttır. Devletin birliğini bozmak, topraklarının bir kısmını veya tamamını başka bir devletin egemenliği altına koymak, topraklarından bir kısmını Devlet egemenliğinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını azaltmak sonuçlarını doğurması mümkün bulunmayan bir fiil suçun maddî unsurunu oluşturmayacaktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise olayların özelliğine göre takdir edilecektir.

Bu fiillerin, cebrî nitelikli olması gerekir. Maddede ayrıca ‘yönelik cebrî fiiller’ denilmesi gereksiz (lüzumsuz, zait) sayılmıştır; zira maddede belirtilen maksatlar çerçevesinde, fiillerin kendisinin nitelikleri gereği cebrî olması icap ettiği aşikârdır.

Suçun oluşabilmesi için, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmiş bulunmasına ihtiyaç yoktur. Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmiş bulunması yeterlidir. Bu suçun işlenmesi sırasında örneğin kişiler öldürülmüş, kasten yaralanmış ya da kişilerin veya kamu mallarına zarar verilmiş olabilir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu suçlardan dolayı da ayrıca cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkrada yer alan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.” şeklinde olup, 01.06.2005 tarihinden önce bu maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCK’nın 125. maddesinden farklı olarak, suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunması gerekeceği belirtilmiştir. Böylelikle, TCK’nın 302. maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan amaç suçun işlenmesi sırasında işlenen araç suçlardan dolayı TCK’nın 302. maddesinin ikinci fıkrası gereği ayrıca cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir.

Her devlet siyasal fonksiyonu kapsamında, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. Anayasa’nın 3. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Kişi hak ve hürriyetlerinden hiçbirisi Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz (Anayasa madde 14). Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak devletin/siyasal iktidarın temel amaç ve görevlerindendir (Anayasa madde 5). 5237 sayılı TCK’nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu, bu temel görevin hukuki zeminini oluşturmaktadır.

Suçta korunan hukuki yarar; Devletin birliği, ülke ve ulus bütünlüğü ile egemenliği, suçun konusu; Devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği, suçun faili; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun ya da olmasın, yöneten veya yönetilen herkes, suçun mağduru; Devletin millet/ulus unsurunu oluşturan her bir bireyi olup söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekirse de, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur. Fiilin cebri niteliğinden, maddi cebrin anlaşılması gerekmektedir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir.

Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçu bir kalkışma suçu olarak, peşinen tamamlandığı kabul edilen suçlardandır. Kalkışma suçlarında öngörülen zarar neticelerinin gerçekleşmesine yönelik elverişli, uygun hareketlerin yapılmasıyla oluşmaktadır. Kanun koyucu, çok önemli gördüğü bazı hukuksal değerlerin zarar görmesini önlemek için bu değerlere zarar tehlikesi meydana getirilmesini dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırmaktadır. Suçun oluşması için zarar neticesinin gerçekleşmesi aranmamakta, suçun oluşması için failin hareketinin söz konusu neticenin gerçekleşmesine yönelik olması ve hareketinin o neticeyi gerçekleştirmeye elverişli olması yeterli olacaktır (“Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçu” konulu makale, Doç Dr. Vesile Sonay Evik, s.1733.).

Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç suçun (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Fiilin elverişli/vahim niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü, fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, Devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak amaç suçun gerçekleşmesi için elverişli tehlike ortamını hazırlayacak vahim eylemler bu suçun oluşmasında kriter olarak dikkate alınmaktadır.

Suç tamamlandığında eylemlerin cezalandırılamayacak olması ve teşebbüsün oluşumu için minimum gerekenlerin zaten suçun tamamlanması için yeterli olmasından dolayı kalkışma suçlarından olan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçuna teşebbüs mümkün değildir. (Antolisei, 633; Fiandaca-Musco, 12; Lattanzi-Lupo, 20; Dolcini-Marinucci, 1834 ten alıntı Erem Faruk-Toroslu Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Savaş Yayınevi, Ankara, 1983, s 74.).

….

Sanık … tarafından “Öz yönetime davet” olarak isimlendirilen açıklamaların bu süreçte örgüte müzahir sitelerden yapılan çağrılar üzerine birçok il ve ilçede yapılması, bu açıklamaların aynı şekilde bu sitelerde “Varto’daki özerklik ilanının duyurulduğu” şeklindeki haberlerle de ilan edilmesi, Öz yönetim çağrılan sonunda il ve ilçelerde meydana gelen terör eylemleri ve bu açıklamalar ile eylemler arasındaki organik bütünlük Emniyet Genel Müdürlüğünün bilgi notunda KCK yapılanmasının bir organı olduğu belirtilen Kent Meclisi oluşumunda sanığın konumu, açıklamalardan 2 gün sonra Varto ilçesinde PKK/KCK silahlı terör örgütünün şehirlerdeki milisleri ve kırsal alandaki örgüt mensuplarının silahları ile şehir merkezlerine gizlice girerek halkın arasına karışmaları, zaman zaman bir kısım belediyelerin araç ve gereçleri kullanmak suretiyle insanların yoğun olarak yaşadıkları sokaklara, mahallelere hendekler kazılarak el yapımı bomba ve düzenekleri yerleştirmeleri, umumun kullandığı kara yollarına ise mayın döşenerek patlamaya hazır hâle getirmeleri, ele geçirilen malzemeler ve sanığın açıklamasının içeriği de gözetildiğinde; sanığın eyleminin suç olarak değerlendirilmesinin demokratik toplum için zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığı ve bu hâliyle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, zarar neticesinin gerçekleşmesi aranmayan, failin hareketinin söz konusu neticenin gerçekleşmesine yönelik ve o neticeyi gerçekleştirmeye elverişli olmasının yeterli olacağı anlaşılan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu yönünden “Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya” yönelik kanuni unsuru bakımından açıklama sonrasında gelişen olaylarla birlikte bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanığın eylemi ile Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma neticesi bakımından nedensellik bağını meydana getirmeye yeterli tüm şartların oluştuğu kabul edilmeli, öte yandan sanığın amacı suç olan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu ile bu suç kapsamında işlenilen araç suçlara iştirakinin, TCK’nın 37. maddesi kapsamında “müşterek faillik mi” yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında “yardım eden” niteliğinde mi olduğu hususu, Özel Dairece değerlendirilmelidir (Ceza Genel Kurulu-K.2020/310).


Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS