0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Noterin Hukuki/Tazminat Sorumluluğu Nedir?

Noterlerin yaptığı işlemlerden dolayı zarar gören kişiler noterler aleyhine maddi tazminat davası açabilir. Noterin bir işi yapmamasından, hatalı veya eksik yapmasından kaynaklanan her türlü zarar maddi tazminat davasına konu edilebilir.

Noterler yaptığı işlemler nedeniyle tazminat sorumluluğu “kusursuz sorumluluk” rejimine tabidir. Kusursuz sorumluluk rejimi nedeniyle noter, “gerekli özeni gösterseydi dahi zararın yine de meydana geleceğini” ispat ederse tazminat sorumluluğundan kurtulur. Ayrıca, noter zararın bir mücbir sebepten, mağdurun veya bir üçüncü şahsın ağır kusurundan ileri geldiğini ispatladığı takdirde de tazminat sorumluluğundan kurtulur. Aksi halde noter eylem ve işlemleri nedeniyle oluşan her türlü maddi zararı karşılamak zorundadır.

Uygulamada noterin tazminat sorumluluğuna neden olan haller şunlardır:

  • Noterin görevi ihmal suçu işlemesi,
  • Noterin yanlış işlem yapması,
  • Sahte vekaletname düzenlemesi,
  • Sahte kimlikle sözleşme, beyan alma vb. herhangi bir işlem yapması.

Notere Tazminat Davası Açılması ve Sorumluluğu Yargıtay Kararları


Sahte Vekaletname İle Tapuda Taşınmaz Devrinde Notere Açılan Tazminat Davası

Yolsuz tescil nedeniyle tapu kayıtlarının iptal edilerek asıl maliki adına tescil edilmesi nedeniyle uğradığı zararın vekâletname düzenlenmesi ile bu sahte vekâletnamenin tapuda yapılan tescil işlemine dayanak olarak alınmasıyla ortaya çıktığı, bu durumda, davacının zararı ile tapuda yapılan işlem arasında uygun illiyet bağının kesildiğinden söz edilemeyeceği gibi vekâletnamede kullanılan asıl malike ait olduğu belirtilen sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunmaması nedeniyle de davalı noter vekilinin kendisinden beklenen dikkat ve özeni gösterdiğinden bahsedilmeyeceği, davacının zararının, sahte vekâletname ve tapu dairesinde yapılan işlemden kaynaklandığı, kusursuz sorumluluk ilkelerine göre zararın tazminine ilişkin koşulların oluştuğu ve tazminat miktarının yöntemince belirlendiği anlaşıldığından Hazine ve Noter vekili aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmesi hukuka uygundur (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/6202).

Sahte Vekaletnameyle Otomobil Satılması ve Noterin Tazminat Sorumluluğu

Uygulamada; noterler aleyhine, en çok otomobil ve taşınmaz alım satımlarında meydana gelen zararlar bakımından dava açılmaktadır. Bu davalarda; aracın haksız zilyetleri tarafından kullanılan sahte kimlik, vekâletname veya araç trafik tescil belgelerinin sahteliğinin noterlerce ve çalışanları tarafından belirlenip belirlenmediği hususları araştırma konusu olabilmektedir. Tüm bu durumlarda noterin veya çalışanının kimlik veya belge üzerinde yeterli incelemeyi yapıp yapmadığı, dolayısıyla özen yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı araştırılmaktadır. Noterin ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre; noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Bu cümleden olarak noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlaması ve tetkik etmesi yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.

Yargıtay uygulamasına göre; belgenin sahteliği hususundaki en önemli kıstas belgenin veya kimliğin aldatma yeteneğine (iğfal) sahip olup olmamasıdır. Yargıtay bir çok kararında; aldatma (iğfal) yeteneği bulunan belgelerin kullanılmasını üçüncü kişinin ağır kusuru olarak nitelendirmiş ve noterin sorumluluğu bakımından illiyet bağını kestiğini kabul etmiştir. Zarar doğuran işlem veya eylemde aldatma (iğfal) kabiliyetine sahip bir kimlik veya belgesinin kullanılması hâlinde noterin sorumluluğunun doğmayacağının kabul edilmesi gerekir. Ancak detaylı bir incelemeyle ortaya çıkacak sahteliğin fark edilmesi noter veya çalışanından beklenemeyecek bir durumdur. Ayrıca Yargıtay bazı kararlarında; nüfus cüzdanındaki seri ve T.C kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlik ile veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hâllerini “somut sorumluluk nedenleri” olarak kabul edilmiş, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebeplerini, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmiştir. Aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2013 gün ve 2013/4-335-1654 sayılı kararında da vurgulanmıştır.

Somut olayda; Özel Daire bozma ilamında belirtildiği üzere, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden,davalı noter tarafından aslı alınmayan ve fotokopi olan Sakarya 1.Noterliğince 02.05.2005 tarihinde 08966 yevmiye numarası ile tanzim edilmiş vekaletname ile işlem yapıldığı, aracın gerçek maliki ve motor şasi numarasının araştırılmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda davalıların kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde illiyet bağının kesilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece davalı noter ve noter katibi yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Karar: 2015/1444).

Sahte Kimlikle Noterde İşlem Yapılması ve Noterin Hukuki Sorumluluğu

Noterlik Kanunu’nun gereğince; noterliğin bir kamu hizmeti niteliğinde bulunduğu, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendiren bir kurum olduğu belirtilmiştir.

Görevi belge ve işlemlere resmiyet kazandırmak olan noterlerin yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluk olarak kendini göstermektedir. Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları ilk olarak, mülga 3456 Sayılı Noterlik Kanunu’nun 64.maddesi hükmü ile düzenlenmiştir. Hâlen yürürlükte bulunan 1512 Sayılı Noterlik Kanunu’nda ise, 162.maddede noterlerin hukukî sorumlulukları hüküm altına alınmıştır. Bu iki hüküm arasında çok büyük farklılıklar bulunmamaktadır. Noterlik Kanunu’nun 162.maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Buradaki sorumluluğun 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 66. (818 Sayılı Borçlar Kanunu 55) maddesindeki sorumluluğun ağırlaştırılmış şekli olduğu sonucuna varılmaktadır.

Noterliğin bir kamu hizmeti olduğunu belirten kural, aynı zamanda noterin görev ve yetkilerini de düzenlemektedir. Bu derece önemli görev ve işlevleri sebebiyle sorumluluklarının da buna paralel biçimde düzenlenmesi gerekmiştir. Bundan dolayı noterin yapacağı işler son derece sıkı kural ve şekil şartlarına bağlanmıştır. Öte yandan; bir güven kurumu olan ve yaptıkları işlerde uzman olan noter, devlet adına bir takım kamusal yetkileri de kullanmak suretiyle; belgeleri ve beyanları resmileştiren ve aksinin kanıtlanmasını güçleştiren hatta neredeyse imkânsız hâle getiren, hukukî sonuçlar doğuracak belgelerin düzenlenmesi yetkisiyle donatılmıştır. Noterlik Kanunu’nun 82. ve İcra iflas Kanunu’nun 38. maddeleri gereğince; noterlerin düzenlemiş oldukları belgelere ispat gücü ve icra edilebilirlik açısından, özel ve ayrıcalıklı bir konum verilmiştir. Bu kadar önemli bir işin yapılmasıyla yetkili kılınan noterlerin sorumluluklarının da düzenlemeye paralel olması gerekir. Noterlerin uzmanlığına inanan ve güvenen iş sahipleri, yapılan iş ve işlemlerin tam ve sağlıklı olduğu konusunda kuşku duymamalıdırlar. Bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar doğmuşsa noterin bundan sorumlu olması doğaldır.

Noterlik bir güven kurumudur. Buna paralel olarak noterlerin, ağır bir sorumluluğa tabi tutulması, kendilerine yüklenen işlerin önemi ve yanlış yapılmasından dolayı büyük zararların doğması tehlikesinin bulunması ve noterlik işlemlerinin sağlamlığı hususunda iş sahiplerine garanti verme gerekliliği düşüncesine dayanmaktadır.

Doktrinde; Noterlerin hukukî sorumluluğunun, nitelik itibarıyla “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu” olduğu ifade edilmektedir. Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu ve Medenî Kanun’da öngörülen “olağan sebep sorumluluğu” objektif bir özen gösterme ödevinin yerine getirilmesine dayanır. Bunların çoğunda bu özen ödevinin yerine getirildiğini veya özen ödevi yerine getirilseydi dahi, yine de zararın ortaya çıkacağı kanıtlamak suretiyle sorumluluktan kurtulmak kabildir.

Doktrinde Tandoğan, noterlerin hukukî sorumluluğu hakkında; “İşlenen yolsuzluklar istihdam ettiği memurlar tarafından yapılmış olsa bile noterlerin işlerinin yapılmamasından veya hatalı veya eksik yapılmasından dolayı zarar gören alâkalılara karşı malî mesuliyetleri vardır. Müşahede olunduğu üzere bu hükümde, notere müstahdeminin ika ettiği zarar dolayısıyla kurtuluş beyyinesi getirmek imkânı tanınmamaktadır; bu bakımdan noterin mes’uliyeti Borçlar Kanunu madde 55’e nisbetle daha ağırdır. Noterlerin böyle bir ağır mes’uliyete tabi tutulması, onlara tevdi edilen muamelenin yanlış yapılmasında büyük zararlar doğması tehlikesinin bulunması ve noterlerin muamelelerinin sağlamlığı hususunda iş sahiplerine teminat bahşetmenin gerekmesi mülahazasıyla haklı gösterilebilir; kaldı ki, noterlerin veya müstahdemlerinin fiillerinden doğan zarardan Devletin mes’ul olmayacağı da kabul edilmektedir. 3456 Sayılı K. madde 64. noterin müstahdemlerinin fiillerinden mes’ul tutulması için bunların kusurunu da şart kılmamıştır; ancak zararın noterliğe ait işlerin yapılmamasından veya hatalı veya eksik yapılmasından husule gelmesi gerekmektedir. 1512 Sayılı K.md 162 f. I, noterin yardımcılarının eylemlerinden sorumlu tutulması için bunların kusurunu da şart kılmamıştır.” şeklinde görüşünü belirtmiştir. Bu sorumluluğun niteliği ve somut olay yönünden değerlendirilmesine geçilmezden evvel kusursuz sorumluluğa dair temel ilkeler üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.

Kusursuz sorumlulukta; sorumluluğun şartları sorumluluğu düzenleyen hükümlerin her birinde ayrı ayrı belirtilmiştir. ( Borçlar Kanunu’nun genel sorumluluk hükümleri dışında ). Her birinde sorumluluğun kapsamı bu husustaki şartları belirleyen hükmün ( normun ) koruma amacıyla sınırlıdır. Bu sınırın dışında kalan zararların tazmini hüküm ( norm ) kapsamı dışında kalır. Diğer bir ifadeyle kanunun koruma amacı ile zarar arasında bağ bulunmalıdır. Bunu sorumluluğa yol açan olayla zarar arasındaki nedensellik bağı ile karıştırmamak gerekir.

Kusursuz sorumluluğu gerektiren şartların varlığını ispat zarar görene düşer.

Davacının ispat yükünü yerine getirdiği kabul edilen hâllerde davalı sorumluluktan kurtulmasını sağlayacak bir sebebin varlığını iddia ederse bu iddiasını ispat etmelidir. Bu hususta kanun özen yükümlülüğüne dayanan sorumluluklarda “gerekli özeni gösterseydi dahi zararın yine de meydana geleceğini” ispat eden davalının sorumlu olmayacağını kabul etmektedir. Böyle bir kurtuluş imkânı tanınmamış olan hâllerde dahi zararın bir mücbir sebepten, mağdurun veya bir üçüncü şahsın ağır kusurundan ileri geldiğinin ispatı genellikle davalıyı sorumluluktan kurtarır.

Haksız fiil sorumluluğu için, kural olarak failin kusuruna ihtiyaç vardır. Fakat bu kural, adaleti ve toplumsal düşünceleri her zaman tatmin etmemektedir. Sorumluluk, için mutlaka kusurun aranması bazı hâllerde modern tekniğin ve makineleşmenin icaplarına yabancı düşmektedir. Bu sebeple hukukun, esas prensibi olan kusur sorumluluğu yer yer zayıflamış hatta bazı hâllerde tamamen ortadan kalkarak yerini kusursuz sorumluluğa terk etmiştir. Tarihsel gelişim süreci içerisinde kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa kadar uzayan bir yol izlenmiştir. Sorumluluk hukukunda; kusura dayanan sorumluluk için genel bir kural bulunduğu hâlde, kusura dayanmayan sorumluluk hâlleri sınırlı bir şekilde düzenlenmiştir. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür. Tazminat yükümlülüğünü kusura dayandırmak önceleri adalete uygun ve yeterli görülmekteyken, zarar olasılıklarını çoğaltan büyük sanayinin gelişmesi, üretim ve taşıt araçlarının makineleşmesi, yeni enerji kaynaklarının bulunması, halkın büyük şehirlerde yoğunlaşması ile modern hayatta zarar olasılıklarının çoğalması, böylece teknik ilerleme ve ona bağlı tehlikelerin artması ile birlikte zarar görenlere etkili bir koruma sağlamaya elverişsiz ve dolayısıyla adaleti sağlama bakımından da yetersiz kalmasıyla genel kuraldan ayrılarak bir kimse kusurlu olmasa dahi kendisinin verdiği zarar sebebiyle tazmin sorumluluğu yani kusursuz sorumluluk yoluna gidilmiştir. Teknik ilerlemeler ve ona bağlı olan tehlikelerin artması karşısında, kusura dayanan sübjektif sorumluluk artık, yalnız başına, zarar görenlere etkili bir koruma sağlamaya elverişsiz ve dolaysıyla adaleti gerçekleştirmek bakımından yetersiz görünmektedir. Kusur yoksa sorumlulukta ortaya çıkmaz görüşü artık geçerliliğini kaybetmiştir. Objektif ihtimam vazifesinin ihlâli mülâhazası gereğince; bir şeye veya kişi hakkında kendisine kanunî bir ihtimam vazifesi yükletilen kimse, bu vazifeyi kusuru olmaksızın yerine getirmese dahi, bu yüzden doğan zarardan mesul olmalıdır. Kusura dayanmayan sorumlulukta; sorumluluğu doğuran olay, zarar ve zararla söz konusu olay arasında bir illiyet bağı bulunması sorumluluğu doğurmak için yeterlidir.

Öğretide kusursuz sorumluluk hâlleri olağan sebep sorumluluğu, tehlike sorumluluğu olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulduğu gibi hakkaniyet sorumluluğu, nezaret ve ihtimam gösterme yükümlülüğünden doğan sorumluluk, tehlike sorumluluğu şeklinde üçlü ayrıma gidildiği de görülmektedir. Öte yandan objektif sorumluluk üst başlığı altında kusursuz sorumluluk hâlleri olarak da düzenlemeler bulunmaktadır. Tehlike sorumluluğu terminolojide ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu, ağırlaştırılmış objektif sorumluluk olarak yer alır. Diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak bu türde kurtuluş beyyinesi getirme imkânı bulunmamaktadır. Ancak, uygun illiyet bağını kesen sebepler sorumluyu sorumluluktan kurtarır.

Noterlik Kanunu’nun 162.maddesinde noterin kendi yaptığı işten ve çalışanının yaptığı işten dolayı sorumluluğu düzenlenmiş ve aynı hukukî rejime tabi kılınmıştır. Bu sorumluluk adam çalıştıranın sorumluluğuna benzemez. Zira adam çalıştıranın sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirme imkânı sağlanmış iken, bu sorumlulukta kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmamıştır. Bu yönü itibariyle ağırlaştırılmış özen yükümlülüğünün ihlâlinden kaynaklanan sorumluluk olduğu sonucuna varılmaktadır. Noter özene dair genel kurtuluş kanıtı getirebilir. Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmamıştır. Noter gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir. Doktrinde; ağırlıklı görüş maddedeki bu düzenlemenin noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu hatta ağırlaştırılmış, başka bir ifadeyle ağırlaştırılmış özen sorumluluğu olduğu şeklindedir.

Yargıtay uygulamasında da; noterlerin hukukî sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu genel bir ilke ve prensip olarak benimsenmiştir. Ancak, bu sorumluluktan mutlak kusursuz sorumluluk olarak benimsendiği sonucu da çıkarılmamalıdır. Her iki görüşe göre de; noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ortada; noterin veya noter çalışanının bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir.

Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır. Buradaki tazminat yükümlülüğü; sorumlu kişinin somut olaydaki bireysel davranışından ziyade daha çok onun toplum ve ekonomi içindeki durumu ile kanunun ona yüklediği ihtimam ve özen görevine bağlanmaktadır. Böylece toplum içinde bazı iş ve meslekler ile bazı gruplara ve kategorilere daha ağır bir sorumluluk yükletilmektedir. Noterlerin kusursuz sorumluğundan kastedilen, zarar görenin kusuru kanıtlamak zorunda olmamasıdır.

Sorumluluk hukukunun önemli öğelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. Ancak illiyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi zarardan sorumlu tutulmayacaktır. Teoride ve uygulamada mücbir sebep, zarar görenin tam veya üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir, bu üç olgudan birinin bulunması hâlinde kusursuz sorumlu kimse de sorumluluktan kurtulacaktır. Noterlerin yaptığı işlemler bakımından söz konusu işlemin gereği gibi yani özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmiş olsaydı zarar oluşmayacaktı denilebiliyorsa noter sorumlu olacaktır. Örneğin; noter işlemi yaparken gözle görülebilecek bir sahteliğe rağmen işlemi devam ettirmişse ve bu işlemden bir zarar doğmuşsa noter doğal olarak sorumlu olacaktır.

Uygulamada; noterler aleyhine, en çok otomobil ve taşınmaz alım satımlarında meydana gelen zararlar bakımından dava açılmaktadır. Bu davalarda; aracın haksız zilyetleri tarafından kullanılan sahte kimlik, vekâletname veya araç trafik tescil belgelerinin sahteliğinin noterlerce ve çalışanları tarafından belirlenip belirlenmediği hususları araştırma konusu olabilmektedir. Tüm bu durumlarda noterin veya çalışanının kimlik veya belge üzerinde yeterli incelemeyi yapıp yapmadığı, dolayısıyla özen yükümlülüğüne uygun davranıp davranmadığı araştırılmaktadır. Noterin ilgililerin hukukî menfaatlerini korumak için araştırma ve aydınlatma görevi vardır. Noterlik Kanunu’nun 72.maddesine göre; noter, iş yaptıracak kimselerin kimlik, adres ve yeteneğini ve gerçek isteklerinin tamamını öğrenmekle yükümlüdür. Bu cümleden olarak noterin veya çalışanının her zaman belgenin sahte olup olmadığını anlamasını ve tetkik etmesini yani grafolojik bir inceleme yapması beklenemez. Ancak; belgenin veya kimliğin ilk bakışta sahte olup olmadığı veya kimlikte şekli anlamda var olması gereken bir bilginin olmaması yahut olmaması gereken bir ibarenin bulunması noter veya çalışan tarafından dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bu gibi hâllerde noterin veya çalışanının gerekli özeni göstermesi beklenir. Aksine davranış özen yükümlülüğünün ihlâlidir.

Yargıtay uygulamasına göre; belgenin sahteliği hususundaki en önemli kıstas belgenin veya kimliğin aldatma yeteneğine (iğfal) sahip olup olmamasıdır. Yargıtay bir çok kararında; aldatma (iğfal) yeteneği bulunan belgelerin kullanılmasını üçüncü kişinin ağır kusuru olarak nitelendirmiş ve noterin sorumluluğu bakımından illiyet bağını kestiğini kabul etmiştir. Zarar doğuran işlem veya eylemde aldatma (iğfal) kabiliyetine sahip bir kimlik veya belgesinin kullanılması hâlinde noterin sorumluluğunun doğmayacağının kabul edilmesi gerekir. Ancak detaylı bir incelemeyle ortaya çıkacak sahteliğin fark edilmesi noter veya çalışanından beklenemeyecek bir durumdur.

Somut olayda; gerçek araç malikinin kimlik bilgileri kullanılarak sahte olarak düzenlenmiş ve davalı notere ibraz edilmiş bulunan nüfus cüzdanında, ad, soyad, baba adı ve doğum yılı dışındaki tüm hususların farklı olduğu anlaşılmaktadır. Resmi işlem yapma görevini üstlenmiş noterin ve teknolojinin gelişmesi ile kimlik paylaşım sistemi gibi kolaylıklara kavuşmuş olan noterin daha fazla bilgi ve tecrübeye sahip olması nedeni ile daha üst düzeyde dikkat ve özen görevi bulunmaktadır.

O halde, mahkemece; sahte kimlik kullanılarak araç satışı yapılması sebebiyle davacıların zarara uğradığı, davalı noterin yapılan işlemde kusursuz sorumluluğunun bulunduğunun kabulüyle noterin eylemi ile zarar arasında illiyet bağını kesen herhangi bir nedenin bulunup bulunmadığı, yine davacıların oto alım satımı ticareti ile uğraştıkları gözetildiğinde davacıların müterafik kusurlarının olup olmadığını da değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/11401)

Noterin Tazminat Sorumluluğunda Ortak Kusur ve Sebep Sorumluluğu

Noterlik Kanunu’nun 1.maddesi gereğince; noterliğin bir kamu hizmeti niteliğinde bulunduğu, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendiren bir kurum olduğu belirtilmiştir. Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi zarar gören davacı, davalı noterin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Zarar gören davacı yalnızca zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur. Buna göre noter, gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak, gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır.

Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği, bir güven kurumu olduğu, hukuki sorumluluğunun, nitelik itibariyle ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu hususları dikkate alındığında, mahkemenin davacının, noterlik çalışanlarını baskı altına alması, hızlı hareket etmelerine yol açmasının mütefarik kusur niteliğinde kabul etmesi doğru görülmemiş, davacı yararına bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Karar: 2016/11699).

Sahte Kimlik Kullanılarak Araba Satışı Nedeniyle Noterin Tazminat Sorumluluğu

Yargıtay bazı kararlarında; nüfus cüzdanındaki seri ve T.C. kimlik numarasının bulunmaması, numaranın on bir haneli olmaması, eksik veya fazla olması, doğum yerinin ilçe veya merkez ilçe olarak yazılmaması, soğuk damganın veya motorlu araç tescil belgesinde mühür bulunmaması, tescil belgesindeki bilgilerin kullanılan kimlikle veya motor sicil numarası veya şasi numarasının birbirine uymaması gibi hallerini “somut sorumluluk nedenleri” olarak kabul edilmiş, noterlerin ve çalışanlarının yapmış oldukları işlemlerde, sorumluluk sebeplerini, her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmiştir.

Yargılama dosyasına konu olayda sahte kimlik kullanılarak araç satışının yapıldığı davacının bu sebeple zarar uğradığı ve noterin eylemiyle zarar arasında illiyet bağını kesen herhangi bir nedenin bulunmadığı sabit olduğuna göre noterin sorumlu olduğu açıktır.

Araç alım-satım işi ile uğraşan davacının da, araç alım-satımı konusunda mesleki tecrübesi de dikkate alındığında, gerekli dikkat ve özeni göstermediği, araçlara dair herhangi bir araştırma yapmadığı için davacının da bölüşük kusurundan sözedilebilir ise de resmi işlem yapma görevini üstlenmiş ve teknolojinin gelişmesiyle internette sorgulama, mernis sistemi gibi kolaylıklara kavuşmuş olan davalının daha fazla bilgi ve tecrübeye sahip olması sebebiyle daha üst düzeyde dikkat ve özen görevi bulunmaktadır.

Mahkemece, davacının bölüşük kusur oranının tespitiyle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler birlikte yeniden değerlendirilerek, gerekirse Cumhuriyet Savcılığına ait evrakın getirtip incelenerek oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekir iken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş olup, bu husus bozmayı gerektirir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Karar: 2015/9501).

İğfal Kabiliyeti Bulunan Sahte Kimlikle Vekaletname Düzenleyen Notere Tazminat Davası

Davacı sahte vekaletname ile kendisine devredilen tapunun iptal edildiğini, zarara uğradığını zararının karşılanması için vekaletnameyi düzenleyen noter aleyhine maddi tazminat davası açmıştır. Mahkemece, sahte belgelerin iğfal kabiliyeti bulunduğundan, illiyet bağı kesildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından esasa, davalı gerçek kişi vekili tarafından vekalet ücretine yönelik temyiz edilmiştir.

Noterlerin hukukî sorumluluğunu düzenleyen 1512 sayılı Noterlik Kanununun 162. maddesine göre;

“Stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar. Noter, birinci fıkra gereğince ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajiyer veya noterlik personeline rücu edebilir.”

Görüldüğü üzere, noterlerin hukukî sorumluluğunu düzenleyen anılan maddede kusurdan sözedilmemiş olduğundan, noterlerin bu göreve ilişkin kişisel sorumlulukları, kusursuz sorumluluk esasına göre düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca noterlerin sorumluluğu için noterin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin görevleriyle ilgili bir eylemleri olmalı; bir zarar bulunmalı; zarar doğuran eylem hukuka aykırı olmalı ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Kusursuz sorumluluk şeklinde düzenlenen noterin sorumluluğu, ancak zarar ile uygun nedensellik bağının kesildiğinin kanıtlanması durumunda ortadan kalkacaktır. Yani zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurunun veya mücbir sebep halleri gibi illiyet bağını kesen bir durumun varlığının kanıtlanması halinde sorumluluktan kurtulunabilecektir.

Uygun illiyet bağı ile belirtilmek istenen noterin veya çalıştırdığı kişilerin yaptığı noterlik işlemlerinden dolayı zarar doğmuş olmasıdır. Noterin sorumluluktan kurtulması için zararla eylem arasındaki illiyet bağının kesildiğini kanıtlaması gerekir. Bu da ancak mücbir sebebin varlığı veya üçüncü kişinin ağır kusuru veyahutta zarar görenin ağır kusurunun bulunması ile mümkün olacaktır. Kanun koyucu Noterlik Kanununun 162. maddesi ile genel nitelikteki kusursuz sorumluluk ilkeleri dışında özel bir kurtuluş kanıtı getirmemiştir .

Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında, sahte olduğu anlaşılan Y… 1. Noterliğince düzenlenen 24.09.2010 gün 221114 yevmiye numaralı vekâletnamenin, tanzimine esas olarak ibraz edilen ve fotokopisi dosya arasında bulunan nüfus cüzdanının sahte olduğu, 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.04.2011 gün 2010/382-148 sayılı kararı uyarınca olayda kullanılan sahte belgeler nedeniyle üçüncü kişilerin cezalandırıldığı anlaşıldığından, zarar ile eylem arasındaki illiyet bağının üçüncü kişinin ağır kusuru ile kesildiği anlaşıldığından, davacı vekilinin noter olan davalı gerçek kişiye yönelik 1512 sayılı Kanunun 162. maddesine dayalı tazminat isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi - Karar: 2015/4093).

Noterin İlliyet Bağının Kesildiğini İspat Yükümlülüğü

1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesine göre, “Noterler bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar.” Bu maddeye göre noterlerin sorumluluğu Kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumlulukta ise, zarar gören kişinin kusurun varlığını ispat etmek zorunluluğu yoktur, aksine kusursuz sorumlu olan davalının (noterin) olayla zarar arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını kanıtlaması gerekir.

Sorumluluk Hukukunun önemli öğelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Teoride ve uygulamada; mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur.

Diğer taraftan Noterlik Yasası’nın 72. maddesi gereğince noter; iş yaptıracak kişilerin kimlik ve adresleri ile gerçek isteklerini tam öğrenmekle yükümlüdür. Noterin sahte belgeler ile işlem yapması ve gerçek maliki iyi tespit edememesi, hatalı ve eksik bir işlemdir.

Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; dava dışı 3. Kişinin sahte olarak düzenlediği ve gerçek araç maliki R.M. kimlik bilgilerini içeren sürücü belgesini, araç trafik tescil belgesini ve motorlu araç trafik belgesini notere sunduğu, davacıyı zarara uğratan vekaletnamenin, bu sahte belgelere dayalı olarak noterce yapıldığı anlaşılmaktadır.

01.06.2006 tarihli ekspertiz raporu ile, tetkik için gönderilen motorlu araç trafik belgesi ile motorlu araç tescil belgesi üzerinde yapılan incelemede; belgelerin sahte oldukları, muhtemelen boş olarak temin edilip isteğe uygun olarak dolduruldukları, üzerlerinde sahte soğuk mühür izleri oluşturulup, sahte hologramlar yapıştırıldığı, mühür izlerinin basım yerleri ve özellikleri nedeni ile belgelerin iğfal kabiliyetlerinin bulunduğu kanaatine varıldığı rapor edilmiştir. Ancak; vekaletname düzenlenirken kullanılan sahte sürücü belgesinin dosyada sureti mevcut olup, aslına ulaşılamamış, sürücü belgesine ilişkin herhangi bir bilirkişi incelemesi de yaptırılmamıştır.

Somut olayda; sahte sürücü belgesi kullanılarak düzenlenen vekaletname ile aracın satışının yapıldığı, davacının bu nedenle zarara uğradığı sabit olduğuna göre; nedensellik bağının kesildiğinin ispatı davalı notere düşmektedir. Bunun yanında; dosyada fotokopisi bulunan sahte sürücü belgesinin “belge sahibi” bölümündeki imza ile, vekaletnamedeki vekalet veren R.M. tarafından atılan imza arasında gözle görülür şekilde fark bulunduğu hususunun noterce gözden kaçırıldığı ve böylece davalı noterin gerçek maliki tespit için gerekli özeni göstermediği nazara alınmamıştır.

Kamu hizmeti yürüten noterin, sürücü belgesindeki hatalar nedeniyle daha özenli davranıp gerekli araştırmayı yaparak sürücü belgesinin sahte olup olmadığını detaylı şekilde araştırması gerekmektedir. Davalı noterin imza farklılığını fark etmeden sahte sürücü belgesine dayanarak vekaletname düzenlemiş olması özen yükümlülüğünün kusurlu şekilde aksattığını göstermekte olup, noterin eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının kesilmediği açıktır. Bu nedenle, davalı noterin ve onun adına işlem yapan diğer davalının sorumluluğu cihetine gidilmelidir.

O halde, mahkemece; davalı noterin vekaletnameyi düzenlediği sırada kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediği gözetilerek, kamu hizmeti yapan noterin, gerekli dikkat ve özeni göstermemesi onun sorumluluğunu gerektirdiğinden, davacının uğradığı maddi kayıpların belirlenmesi ve davalılardan tazminine karar verilmesi gerekirken; itibar edilmeyen gerekçeler ile, davanın reddine yönelik hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Karar: 2015/3705).

Noterin Sürücü Belgesini (Ehliyeti) Kontrol Etmemesi Nedeniyle Tazminat Davası

Her ne kadar mahkemece; noterin eylemiyle zarar arasındaki nedensellik bağının, sahte sürücü belgesini hazırlayan dava dışı üçüncü kişinin ağır kusuru sebebiyle kesildiği belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, dosyada fotokopisi bulunan sahte sürücü belgesinin “belge sahibi” bölümündeki imzayla satış sözleşmesinde satıcı tarafından atılan imza arasında gözle görülür şekilde fark bulunduğu ve sürücü belgesinin “kullandığı cihaz ve protezler” bölümüne varsa kullanılan cihaz ve protezlerin yazılması, yoksa bu alanın boş bırakılması gerektiği halde “zayii” yazıldığı hususlarının noterce gözden kaçırıldığı ve böylece davalı noterin gerçek maliki tespit için gerekli özeni göstermediği nazara alınmamıştır.

Oysa kamu hizmeti yürüten noterin, sürücü belgesindeki hatalar sebebiyle daha özenli davranıp gerekli araştırmayı yaparak sürücü belgesinin sahte olup olmadığını detaylı şekilde araştırması gerekmektedir.

Davalı noterin imza farklılığını ve “zayii” ifadesini fark etmeden sahte sürücü belgesine dayanarak satış sözleşmesini tamamlamış olması özen yükümlülüğünün kusurlu şekilde aksattığını göstermekte olup, noterin eylemiyle meydana gelen zarar arasında illiyet bağının kesilmediği açıktır. Davalı noterin sorumluluğu cihetine gidilmelidir.

Ancak, araç alım-satım işi ile iştigal eden davacı şirket yetkililerinin, satıcı hakkında yeterli araştırma yapmaması ve satışa esas olan belgeleri incelememeleri, noterde satış işlemi yapılırken kullanılan sürücü belgesinde bulunan eksiklikler sebebiyle kendilerinden beklenen özeni gösterip olaya uygun bir araştırma yapmamaları, davacının bölüşük kusurunun varlığını göstermektedir.

Hal böyle olunca mahkemece: açıklanan olgular gözetilerek, öncelikle davacının uğradığı zararın miktarı belirlenip, davacının bölüşük kusuru nedeniyle, belirlenen zarar tutarından uygun bir indirim yapılarak kalan miktardan davalıların sorumlu tutulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı gerekçeyle istemin tümüyle reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir (Yargıtay 3.Hukuk Dairesi - Karar: 2015/1811).

Noterin Cezai Sorumluluğu ve Dava Zamanaşımı

Görüldüğü üzere, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddenin 2.fıkras 2.fıkrası gereğince, eylemin aynı zamanda ceza kanununda suç sayılması halinde, daha uzun ise olayda ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı, dolayısı ile bu durumda daha kısa zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı hususu açıkça anlaşılmaktadır.

Söz konusu hüküm, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.

Sonuçta; haksız eylemin suç oluşturması durumunda o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.04.2013 gün 2012/4-1161 E., 2013/498 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Somut olay bu hukuksal çerçevede değerlendirildiğinde: davacı, davalı noterin, personeli olan noter katibi tarafından düzenlenen vekaletnameyi onaylarken denetim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürmektedir. 1512 sayılı Noterlik Kanunu (NK)’nun, 151.maddesinde

“Noterler, geçici yetkili noter yardımcıları, noter vekilleri ile noter katipleri ve katip adayları noterlikteki görevleri, Türkiye Noterler Birliği organlarında görev alan noterler ise ayrıca bu görevleri ile bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı Türk Ceza Kanununun uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılırlar.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanun’un 160.maddesinde;

“Noterlik dairesinde çalışan katiplerin ve katip adaylarının görevlerinden dolayı işledikleri suçlara iştiraki bulunmayan hallerde noter, bu kimseler üzerindeki gözetim ve denetim görevini yerine getirmediği sabit olduğu takdirde, Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre cezalandırılır.” düzenlemesi getirilmiştir.

Ayrıca anılan Kanun’un 162.maddesinde

“Stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar. Noter, birinci fıkra gereğince ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere anılan Kanun’un 160.maddesinde noterin, suça iştiraki bulunmaksızın çalışanları üzerinde gözetim ve denetim görevini gereği gibi yerine getirmemesi eylemi ayrıca suç olarak kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı noter hakkında da mülga 818 sayılı B.K.nun 60/2 madde ve fıkrasındaki ceza olup zamanaşımı süresinin uygulanması gerekeceği kabul edilmiş olup, eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı hususu da tartışmasızdır.

Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olduğu benimsenmek suretiyle işin esasına girişilerek, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde hukuken geçerli tüm delilleri sorulup toplanarak, ortaya çıkacak uygun hukuksal sonuç çerçevesinde bir karar verilmesinden ibarettir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Karar: 2015/785).


İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu

Paylaş
Read more!