0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

TCK Madde 134

(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.



TCK Madde 134 Gerekçesi

Maddenin birinci fıkrası metninde, özel hayatın gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece, gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması ve kaydedilmesi cezalandırılmaktadır.

İkinci fıkrada, böylece elde edilen saptama ve kayıtlardan herhangi bir suretle yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kimselerin bilgi edinmelerinin temini veya basın ve yayın yoluyla açıklanması suçun ağırlaşmış şeklini oluşturmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler örneğin soruşturma kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği gibi, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle elde edilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, elde edilmiş olan bu ses veya görüntü kayıtlarının ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Bu ifşanın hukuka aykırı olması gerekir. Bu bakımdan özel hayata ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada gösterilmesi ve dinlenmesi hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. İfşanın, basın ve yayın yoluyla yapılması, söz konusu suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.


TCK 134 (Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu)Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/1129 Karar: 2017/6742 Tarih: 27.09.2017

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

A-) Hayasızca hareketler suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Sanık …‘in, gece vakti, 17 yaşındaki mağdur …‘in ailesi ile beraber yaşadığı evin zeminden 1-2 metre yüksekte olan açık penceresine yaklaşıp, uyumakta olan mağduru gizlice gözetlemeye başladığı sırada, parkasının önünü açıp, pantolonun fermuarını çözerek, tanıklar …, … ve … tarafından da görülecek şekilde alenen mastürbasyon yapması biçiminde sübutu kabul edilen eyleminin TCK’nın 225/1. madde ve fıkrasında tanımlanan hayasızca hareketler suçunu oluşturduğuna dair yerel mahkemenin kabulünde dosya kapsamına göre bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sübuta, hükmedilen hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmemiş olmasına dair sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-) Sanığın adli sicil ve arşiv kaydındaki İzmir 18. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 31.10.2011 tarihli, 2011/560 esas, 2011/1756 karar sayılı cinsel taciz suçundan dolayı TCK’nın 105/1,, 43/1,, 52/2-4. madde ve fıkraları gereğince mahkumiyetini içerir ilamla doğrudan hükmedilen 2240 TL’den ibaret adli para cezasının 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 305/2-1. maddesi gereğince kesin nitelikte olduğu ve aynı Kanun’un 305/ son maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeksizin, adli sicil ve arşiv kaydında başkaca ilam bulunmayan sanık hakkında, TCK’nın 58/6-7. madde ve fıkraları uyarınca “mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına” karar verilmesi, kanuna aykırı,

2-) Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususlarda aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının C harfiyle gösterilen bölümünün 53. maddenin uygulanmasına dair ilk ve aynı bölümün tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair ikinci paragraflarının hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerlerine, “Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (d), (e) bentlerindeki hakları kullanmaktan aynı Kanun’un 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hakları kullanmak yönünden ise, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından aynı Kanun’un 53/3. maddesi gereğince koşullu salıverilme tarihine kadar, diğer kişiler bakımından TCK’nın 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendindeki hak yoksunlukları açısından ise Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesine,” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

B-) Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;

Oluşa ve dosya kapsamına göre; Eskişehir İl Jandarma Komutanlığı Hizmet Muhafız Bölük Komutanlığı emrinde jandarma er olarak askerlik hizmetini yerine getirmekte olan ve 09.12.2011 günü 00.00-02.00 saatleri arasında İl Jandarma Komutanlığı lojmanlarında çevre emniyet nöbetçisi olarak görevlendirilen sanık …‘in, saat 01.55 sularında, 17 yaşındaki mağdur …‘in ailesi ile beraber yaşadığı lojmanın 1. katındaki evin penceresinin açık olduğunu görüp, etrafta bulunan bir bisikleti zeminden 1-2 metre yüksekte olan pencerenin altına dayadıktan ve silahını bıraktıktan sonra, bisikletin üzerine çıkarak, açık olan pencerenin sinekliklerini çıkarıp, perdeyi hafifçe çekerek, içeride uyumakta olan mağduru gizlice gözetlediği olayda,

Mağdurun başkalarınca görülmesini ve bilinmesini istemediği konutu içerisindeki özel yaşantısına müdahalede bulunan sanık … hakkında TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının 1. cümlesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet hükmü kurulmasında; ayrıca, TCK’nın 6/1-c madde, fıkra ve bendinde, “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi”nin anlaşılması gerektiğinin belirtilmiş olması karşısında, askerlik hizmetini yerine getirmekte olan ve çevre emniyet nöbetçisi olarak görevlendirilen sanığın, kendisine verilen görev gereği sahip olduğu yetkiyi kötüye kullanarak üzerine atılı özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlemesinden dolayı sanığa hükmedilen cezada TCK’nın 137/1-a madde, fıkra ve bendi gereğince yarı oranında artırım yapılmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sübuta, hükmedilen hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmemiş olmasına dair sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-) TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının 1. cümlesinde, kişilerin özel hayatının gizliliği ihlal edildiği takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüş iken, suç tarihinden sonra, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 81. maddesiyle yapılan değişiklikle TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının 1. cümlesindeki ceza miktarı bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiş olup, TCK’nın 7/2. madde ve fıkrası gereğince, suçun işlendiği zamandaki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun ilgili tüm hükümlerinin somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve her iki kanuna göre hükmedilecek sonuç cezalar belirlendikten sonra sanığın lehine olan kanunun tespiti ile lehe kanunun bir bütün halinde uygulanması ve bu durumun kararın gerekçesine yansıtılması suretiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının 1. cümlesi gereğince hükmolunan 6 ay hapis cezasının aynı Kanun’un 137/1-a madde, fıkra ve bendi gereğince yarı oranında artırılması sonucunda 9 ay hapis cezası hükmedilmesi gerektiği de nazara alınmadan, TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının 1. cümlesi gereğince hükmolunan 6 ay hapis cezasının aynı Kanun’un 137/1-a madde, fıkra ve bendi gereğince yarı oranında artırılması sonucunda 1 yıl 6 ay hapis cezası ve TCK’nın 62/1. madde ve fıkrası gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak neticeten 1 yıl 3 ay hapis cezası hükmolunarak, sanığın lehine olan düzenleme tespit edilmeden ve hesap hatasından dolayı fazla ceza tayin edilerek hüküm kurulması,

2-) Sanık hakkında tekerrüre esas alınan hükümlülüğe dair 2240 TL adli para cezasının 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 305/2-1. maddesi gereğince kesin nitelikte olması karşısında aynı Kanun’un 305/ son maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağının gözetilmemesi, kanuna aykırı,

3-) Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 27.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/17252 Karar: 2017/4260 Tarih: 24.05.2017

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

A- ) Hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Anayasa Mahkemesi’nin 07.10.2009 gün ve 27369 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp, yayımından itibaren bir yıl sonra 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren, 23.07.2009 gün ve 2006/65 Esas, 2009/114 karar sayılı iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihe kadar 5237 Sayılı TCK’nın 50 ve 52 . maddeleri ve 765 Sayılı hükümleri uyarınca doğrudan hükmedilip, başkaca hak mahrumiyeti içermeyen 2000 TL’ye kadar ( 2000 TL dahil ) adli para cezalarına dair mahkumiyet hükümleri 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı Kanun’un 305. maddesi gereğince kesin nitelikte olup, 07.10.2010 ila 6217 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihine kadar ise mahkumiyet hükümlerinin hiçbir istisna öngörülmeksizin temyizinin mümkün olduğu, 14.04.2011 ve sonrasında ise, doğrudan hükmedilen 3000 TL’ye kadar ( 3000 TL dahil ) adli para cezalarının 5320 Sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu anlaşılmakla; 22.09.2011 tarihinde hakaret suçundan dolayı doğrudan hükmedilen 2500 TL’den ibaret mahkumiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak REDDİNE,

B- ) Tehdit ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın savunma hakkının kısıtlandığına, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine dair sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- ) Suçların işlendiği 20.07.2010-23.11.2010 tarihlerinin gerekçeli karar başlığına “06/2010” olarak yazılması suretiyle CMK’nın 232/2-c madde, fıkra ve bendine aykırı hareket edilmesi,

2- ) Temel cezalar belirlenirken, TCK’nın 61/1. madde ve fıkrasında yer alan ölçütler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle aynı Kanun’un 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiillerin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddelerde öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerektiği gözetilmeden, suçların işleniş biçimi ve sanığın kastının yoğunluğu dikkate alınarak alt sınır aşılıp hak ve nasafete uygun cezalar hükmedilmesi yerine, temel cezaların asgari hadden tayini,

3- ) TCK’nın 6/1-g madde, fıkra ve bendinde, ceza kanunlarının uygulanmasında, basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınların anlaşılacağının belirtilmesi karşısında, mağdurun özel fotoğraflarını facebook adlı sosyal paylaşım sitesi üzerinden belirsiz sayıda kişinin bilgi ve görgüsüne sunan sanık hakkında, hükmedilen temel cezada, TCK’nın 134/2-2. madde, fıkra ve cümlesi gereğince, yarı oranında artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, anılan cümlenin uygulanmaması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı sanığa eksik ceza tayini,

4- ) Sanık istinabe suretiyle Bodrum 4. Asliye Ceza Mahkemesince alınan 14.07.2011 tarihli savunmasında, mahkumiyet kararı verilmesi halinde, lehe olan yasa hükümlerinin uygulanmasını talep ettiği halde, TCK’nın 62. maddesi gereğince hükmedilen cezalarda takdiri indirim yapılması, tehdit suçundan hükmedilen kısa süreli hapis cezasının TCK’nın 50/1. madde ve fıkrası uyarınca adli para cezasına veya seçenek tedbirlere çevrilmesi ya da hükmolunan hapis cezalarının TCK’nın 51. maddesi gereğince ertelenmesi talebini de kapsayan bu istek hakkında bir karar verilmemesi, kanuna aykırı,

5- ) Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

6- ) Hükümden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının ( b ) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve TCK’nın 106/1-1. madde ve fıkrasında tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; TCK’nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek, 6763 Sayılı Kanun’un 35. maddesiyle değişik CMK’nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirilip, sonucuna göre tehdit suçu açısından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

7- ) TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasının 1. cümlesinde, kişilerin özel hayatına dair görüntü veya seslerinin ifşası halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş, aynı maddenin 2. cümlesinde, fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlenmiş iken, suç tarihinden ve hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 81. maddesiyle TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasında yapılan değişiklikle, temel ceza miktarı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiş ve ifşanın basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi halinde de aynı cezaya hükmolunacağının belirtilmiş olması; ayrıca, 6352 Sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin, “31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a ) Soruşturma evresinde, 04.12.2004 tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 . maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b ) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c ) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmüne göre, TCK’nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu açısından sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/ son maddesi uyarınca ceza miktarları yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 24.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/30189 Karar: 2016/2019 Tarih: 09.03.2016

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

I- )Yağma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Yağma suçunun, konut niteliğindeki otel odasında gerçekleşmesi karşısında, sanık hakkında, TCK.nın 149/1-d maddesiyle uygulama yapılması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış;

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53 /1-a-b-c-d-e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildiği takdirde, kendi altsoyu üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluğunun sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140- 2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü itiraz ve savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeple isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8 /1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından TCK’nın 53. maddenin uygulanmasına dair bölüm çıkarılarak yerine, “Sanığın, kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddesinin ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, ( c ) bendinde yazılı kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar kullanamamasına” cümlesinin yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II- ) Özel hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesine gelince;

1- )Sanığın mağdureyle sevişirken onun rızasıyla çektiği görüntüleri, sonradan rızası dışında alıkoymaya devam etmesi ve yine yağma suçunu işlerken “ben geçimimi senin gibi orospulardan sağlıyorum” demek suretiyle, özel hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarını işlediği, ele geçen telefon görüntüleri, mağdurenin aşamalardaki anlatımı ve sanığın yakalanma biçimiyle sübuta erdiği gözetilmeden, dosya içeriğiyle uyumlu olmayan gerekçeyle yazılı biçimde beraat kararı verilmesi,

2- )Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda kullanılan ve içinde görüntüler bulunan telefonun zor alımı yerine sanığa iadesine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan … vekilinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 09.03.2016 tarihinde Üye …‘un muhalefetine karşın oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Evli ve ev hanımı olan katılan 1967, dul olan sanık 1974 doğumludur. Taraflar, Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde 25 gün önce sanal ortamda tanışmış ve arkadaş olmuşlardır. 29.05.2012 günü ‘de buluşmak için anlaşmışlar; sanık …‘dan, katılan da …‘dan …‘e gelmiş, bu arada saat 8.37 ila 11.01 arasında mesajlaşmış, saat 12.00’de tren istasyonunda buluşmuş, içkili bir lokantada yemek yemiş ve saat 17.00’de cinsel ilişki kurmak için sanığın daha önceden tuttuğu otel odasına gitmişlerdir. Burada rızaları tahtında birlikte olmuşlar; sanık, katılanın rızası ile birlikteliklerini cep telefonundaki kameraya çekmiştir. Cinsel ilişki sonrasında, saat 19.30 sıralarında katılan otelden ayrılmak istediğinde; sanık katılana yönelik olarak yağma ve hakaret suçlarını işlemiştir. Katılan aynı gün saat 23.00’de şikayetçi olmuş, sanık akabinde gözaltına alınmıştır. Olayın yukarıda aktarılan gelişiminde, cinsel ilişki kurmaları şeklindeki birliktelikleri sırasında görüntü alınmasında mağdurun rızası vardır. Rızaya dayalı bu görüntülerde, mağdurun özel hayatının gizliliği ihlal edilmiş değildir. Bu görüntüler ifşa edilmiş de değildir. Yukarıda anlatılan oluşa ve tüm dosya içeriğine göre, TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlâl suçu oluşmamıştır. Keza, sanığın amacı baştan beri yağma olduğundan, katılanın görüntülerini kocasına gönderme ve açıklama tehditi yağma suçunun devamı şeklinde olup, olayda tehdit suçunun özel bir şekli olan şantaj suçu da oluşmamıştır. Açıklanan sebeplerle mahalli mahkemenin özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan verdiği beraat kararı usul ve kanuna uygun olduğundan, onanması gerektiği görüşündeyim.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/8457 Karar: 2016/1763 Tarih: 24.02.2016

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Sanık müdafiin kanuni süresinden sonra yaptığı duruşmalı inceleme talebinin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verilmekle evrak tetkik edildi.

Katılanlar ile katılan … vekillerinin 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçu yönünden temyize hakları bulunmadığından, temyiz istemlerinin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin sanık müdafiin temyizi ile katılanlar vekili ve katılan … vekilinin beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması, şantaj ( iki kez ) ve hakaret ( iki kez ) suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiziyle sınırlı olarak yapılmasına karar verilmekle yapılan incelemede gereği düşünüldü:

KARAR : Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ile şantaj ( iki kez ) ve 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, beraati ve sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanık müdafii, katılanlar … ve … vekili ile katılan … vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle tehdit suçlarından kurulan beraat hükmü ile şantaj ( iki kez ) ve 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin ONANMASINA,

Sanık hakkında katılan …‘e yönelik hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, katılan … vekilinin temyiz itirazları ile sanık müdafiin sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

TCK’nın 53. maddesindekiTCK’nın 53. maddesindeki belli haklardan yoksunluğun kasten işlenen suçlardan verilen hapis cezalarının sonucu olarak uygulanacağı gözetilmeksizin, 5.000 TL adli para cezasına hükmedilen sanık hakkında kanunda belirtilen haklardan yoksunluğa karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetki uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümde yer alan TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün karardan çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Sanık hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Sanığın cinsel ilişkilerin rıza ile meydana geldiğine dair istikrarlı savunması, müşteki …‘nın, mağdureyi 2010 yılı Şubat ayında elinde telefonla yakalamasına karşın mağdurenin sadece sanık ile görüştüğünü belirttiği ancak zora dayalı olduğunu iddia ettiği eylemlerinden bahsetmediği gibi olayın 2010 yılı Eylül ayında ikinci kez müşteki …‘nın mağdureyi sanığa ait cep telefonuyla yakalaması sebebiyle ortaya çıkması, mağdurenin eylemlerin başladığını ifade ettiği 2008 yılı Kasım-Aralık ayı ile şikayet tarihi arasında iki yıla yakın zaman geçmesi, bilirkişi raporları ve tüm dosya içeriğine göre, sanık ile mağdure arasındaki cinsel ilişkinin gerek başlangıç tarihinin mağdurenin onsekiz yaşından küçük olduğu dönemde olduğuna gerekse de bu eylemlerin sanık tarafından mağdureye ait çıplak fotoğrafları ailesine vermekle tehdit etmek suretiyle gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinin anlaşılması karşısında, sanığın atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

Sanık hakkında kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Konuşmanın sadece sanık ile katılan arasında geçmesi ve sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesi sebebiyle TCK’nın 133/1-2. maddesindeki; 6352 Sayılı Kanun’un 80. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki TCK’nın 133/3. maddesinin, “Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi…cezalandırılır.” hükmü, anılan maddenin gerekçesinde yer alan, “Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır…” açıklamalarıyla birlikte göz önüne alındığında, sanığın mağdure ile arasındaki konuşmalarına dair kayıt, TCK’nın 133/1-2. maddesindeki suç işlenerek elde edilen bilgi niteliğinde kabul edilemeyeceğinden, aynı Kanunun 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun oluşmayacağı, ancak sanığın mağdure ile arasındaki cinsel içerikli konuşmaları ve mağdurenin görüntülerini rızası dışında kaydetmesinin ve bunları müşteki …‘ya vermesinin, mağdurenin özel yaşam alanına dair ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin hem TCK’nın 134/1. maddesinde düzenlenen görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal hem de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenen görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu ve sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sanık hakkında katılan …‘ya yönelik hakaret suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

Sanığın, katılan …‘ya çektiği hangi mesajın hakaret içerdiği karar yerinde açıklanmandan, sanık hakkında zincirleme şekilde hakaret suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de,

TCK’nın 53. maddesindekiTCK’nın 53. maddesindeki belli haklardan yoksunluğun kasten işlenen suçlardan verilen hapis cezalarının sonucu olarak uygulanacağı gözetilmeksizin, 5.000 TL adli para cezasına hükmedilen sanık hakkında kanunda belirtilen haklardan yoksunluğa karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafii, katılanlar vekili ile katılan … vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re’sen de temyize tabi hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/1519 Karar: 2015/12946 Tarih: 09.09.2015

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın, ölen sanık E. ile katılanın cinsel ilişki anına ait görüntülerini, katılanın rızası dışında tanık İ.’e izletmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın, katılanın özel görüntüsünü temin edip, onun rızası dışında ifşa ettiği anlaşılmakla, katılan ve tanık İ.’in beyanları ve tüm dosya kapsamından, sanığın sübut bulan eyleminin TCK’nın 134/2-1. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğunun kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden,

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahkumiyete yeter delil bulunmadığına, sübuta, erteleme, paraya çevirme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanması istemine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Emanetin 2012/5569 sırasında kayıtlı 1 adet Arçelik marka laptop bilgisayarın sahibine iadesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden müsadere kararı verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususta, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hükmün 4 nolu bendinde yer alan “ 1-)Şüpheli M.. Ö..’den elde edilen 1 adet Arçelik marka laptop bilgisayar, 1 adet Samsung S5620 marka cep telefonu ve içerisinde 4 GB hafıza kartı, Şüpheli N.. K..’e ait Samsung cep telefonu hafıza kartı delil Dvd’si, Şüpheli M.. Ö..’e ait Arçelik Laptop bilgisayardan elde edilenlere ait DVD, M.. Ö..’e ait İphone cep telefonu içerisindeki görüntü DVD’si’nin 54. maddesi gereğince MÜSADERSİNE, aynı emanette kayıtlı; 1 adet Iphone marka cep telefonu, 1 adet fiju marka fotoğraf makinası, 1 adet wento marka cep telefonu’nun sahip M. Ö.’e İADESİNE,” ibaresinin hükümde çıkarılarak yerine “1)Şüpheli M.. Ö..’den elde edilen, 1 adet Samsung S5620 marka cep telefonu ve içerisinde 4 GB hafıza kartı, Şüpheli N.. K..’e ait Samsung cep telefonu hafıza kartı delil Dvd’si, Şüpheli M.. Ö..’e ait Arçelik Laptop bilgisayardan elde edilenlere ait DVD, M.. Ö..’e ait Iphone cep telefonu içerisindeki görüntü DVD’si’nin 54. maddesi gereğince MÜSADERSİNE, aynı emanette kayıtlı; 1 adet Arçelik marka laptop bilgisayar, 1 adet Iphone marka cep telefonu, 1 adet fiju marka fotoğraf makinası, 1 adet wento marka cep telefonu’nun sahip M. Ö.’e İADESİNE” ibaresinin yazılması, suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün düzeltilerek ONANMASINA, 09.09.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/81 Karar: 2015/7817 Tarih: 11.05.2015

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Sanığın, katılanın kaynanası olduğu ve katılan tarafından sanığın oğlu N…’ye karşı açılan boşanma davası nedeniyle katılanın ve sanığın oğlunun ayrı yaşadıkları, sanığın, oğlundan ayrı yaşayan katılanın yanında küçük oğlu olduğu halde başka erkeklerle birlikte yolda yürürken fotoğrafını çekmesi şeklinde gerçekleşen olayda,

Sanığın, katılanın başka erkeklerle birlikte yürürken fotoğraflarını çekme eyleminin TCK’nın 134/1-2. cümlesinde düzenlenen özel hayata ait görüntüleri kaydetme suçunu oluşturduğu, ancak; bahse konu fotoğrafların sanığın oğlu ile katılan arasında görülen boşanma dosyasına delil olarak sunulması eyleminde, sanığın, oğlu ile gelini arasında görülen boşanma davasındaki katılanın oğluna karşı sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla, sanığın özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan beraatine karar verilmesi gerekirken, kişilerin huzur ve sükunu bozma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi gereğince hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 11.05.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/9669 Karar: 2014/3760 Tarih: 17.02.2014

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Sanıkların üzerlerine atılı kişilerin huzur ve sükunu bozma suçundan yapılan yargılamaları sonunda, sanıklara yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığının kabulüyle sanıklar hakkında kurulan beraat hükümlerinin temyiz edilmediği ve anılan beraat hükümlerinin kesinleştiği belirlenerek yapılan incelemede:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin takdiri indirim maddesinin uygulanmamasına, hükmedilen cezaların ertelenmemesine ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, TCK’nın 135. maddesinde “Kişisel verilerin kaydedilmesi” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, aynı Kanunun 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir; ancak, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda “kişisel veri” olarak değerlendirilemez, aksinin kabulü; anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurur, bu nedenle, bir kişisel bilginin, açıklanan anlamda “kişisel veri” kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da tespit edilmesi gerekir.

Ayrıca; bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, “kişisel veri” olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi TCK’nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde; rızası dışında ifşa edilmesi; yani, yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması TCK’nın 134/2. maddesinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında düzenlendiğinden, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü, fotoğrafı ya da sesi, yasal anlamda, TCK’nın 135. maddesi kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez.

Kişinin özel yaşam alanı içerisinde yer almayan görüntüsü, fotoğrafı ya da sesinin rızaya aykırı olarak kaydedilmesi veya kullanılması ise, kişilik hakkının ihlali olarak değerlendirilebilir ve sanığın suç oluşturmayan eylemi özel hukuk yaptırımlarına konu olabilir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; katılan F..ile sanık A.. aynı mevkide eczane işletmekte olup, sanık A.. eşi olan diğer sanık A.. işyerinde işçi olarak çalıştığı ve sanıklarla katılan arasında ticari rekabet ve önceye dayalı husumet bulunduğu, sanıkların, katılan F..eczanesini hangi saatte açıp, hangi saatte kapattığı, hafta sonu çalışıp çalışmadığı, gelen müşterilerinin sayısı ve kim oldukları, hangi arkadaşlarının onu ziyaret ettiği gibi hususları tespit etmek amacıyla, iş yerinin çatı katına yerleştirdikleri güvenlik kamerasının yönünü, katılan F.. işlettiği eczaneye doğru çevirip, sürekli çekim yaparak elde ettikleri görüntüleri, kameranın bağlı bulunduğu bilgisayara kaydettikleri iddia ve kabulüne konu olayda,

Şikayete konu görüntülerin kaydedildiği bilgisayara ait hard disk üzerinde yapılan inceleme sonucu hazırlanan 07.09.2010 tarihli bilirkişi raporu ve dosya içeriğine göre; sanıklar tarafından iş yerine yerleştirilen iki adet güvenlik kamerasının 01.07.2008 tarihinden itibaren kendi eczanelerinin iki farklı alanındaki görüntüleri çekmeye başladığı, katılan F..eczanesini açtığı 07.11.2008 tarihinden 13 gün sonra ise kamera sayısının üçe çıktığı, üçüncü kameranın yönünün, önceleri yüksek bir yerden, daha sonra ise daha düşük bir konumdan, katılan F.. tarafından işletilmekte olan karşı eczaneyi görecek şekilde ayarlandığı anlaşılmakta ise de,

Katılanın işlettiği eczanenin dış kısmını, zaman zaman eczane önünde duran ya da eczaneye giriş-çıkış yapan insanlarla ve zaman zaman kepenkleri indirilmiş halde gösteren görüntüler, katılana ait “kişisel veri” olarak kabul edilemeyeceği gibi, söz konusu görüntülerin, katılanın özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte olmadığı da nazara alındığında, sanıkların üzerlerine atılı kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle, sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de:

1- Hükümlerin esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, sanıklara hükmedilen hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, sanıklar hakkında belirlenen tam gün sayısının gösterilmemesi suretiyle TCK’nın 52/3. maddesine aykırı hareket edilmesi,

2- Katılanın maddi bir zararının tespit edilmediği olayda, kişilik özellikleri olumlu değerlendirilerek, hükmedilen 1 yıl hapis cezaları adli para cezasına çevrilen ve dosya içeriğindeki delillere göre olumsuz bir kişiliği belirlenemeyen sabıkasız sanıklar hakkında, 6008 sayılı Kanunun 7. maddesiyle CMK’nın 231. maddesinin altıncı fıkrasına eklenen, “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” düzenlemesi de nazara alınıp, sanıkların kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyecekleri hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenlemenin uygulanıp uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, “Sanıkların dosya kapsamına göre yeniden suç işlemeyecekleri konusunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmaması nedeniyle suç işleme eğilimlerinin olumsuz olarak değerlendirilmesi nedeniyle” şeklindeki soyut ibarelere dayalı olarak sanıklar hakkındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmamasına karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 17.02.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas: 2010/65 Karar: 2011/40855 Tarih: 07.12.2011

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

5237 Sayılı T.C.K.nun 53. maddesinin uygulandığı karar yerinde belirtilmemiş ise de; hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olarak infaz aşamasında dikkate alınması mümkün görülmüştür.

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 Sayılı C.M.K.’nun 231/6. maddesinin ( a ) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmama” koşulunun bulunmaması sebebiyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

Sanığın Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 23.6.2004 tarih ve 2004/41 E - 511 K sayılı ilamıyla kasıtlı suçtan mahkumiyetinin 5237 Sayılı T.C.K.nun 58/1-2-b madde ve fıkraları gereğince tekerrüre esas olması sebebiyle hükmolunan cezanın aynı maddenin 6. fıkrası gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır.

Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Sanığın, yakınana ait konutun eklentisi sayılan bahçe içerisindeki odunluk tabir edilen yere girip yanan banyo ışığı ve su sesinden birinin banyo yaptığını düşünerek, cep telefonunu banyo penceresinin aralık olan yukarı kısmından içeri tutmak suretiyle içerisini görmeden ve daha önce hiç tanımadığı halde banyo yapmakta olan mağdurenin çıplak görüntülerini kaydetmesi şeklindeki eyleminin, mağdurenin gizli yaşam alanına girerek başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanması sebebiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen 5237 Sayılı T.C.K.nun 134. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğinin tartışılmaması,

2- ) Kabule göre de; Adli sicil kaydında yer alan önceki mahkumiyetin adli para cezasına dair olması karşısında, 5237 Sayılı T.C.K.nun 51/1 madde ve fıkrasının ( a ) bendine göre tayin olunan cezanın ertelenmesine yasal engel bulunmadığı belirlenen sanık hakkında ertelemeye yer olmadığına karar verilirken; “sanığın suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığını” irdeleyen yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, C.M.U.K.326/son maddesi gereğince kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 07.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/4883 Karar : 2018/10800 Tarih : 14.11.2018

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık …‘ın, … Metro İstasyonunda yürüyen ve buradaki merdivenleri kullanarak dışarı çıkış yapmakta olan mağdurlar … ve …‘ya yaklaşıp, kamera fonksiyonunu açık halde bıraktığı cep telefonunun çekim yönünü, mağdurların etek altına odaklayarak, onların bilgisi ve rızası dışında, erojen bölgelerinin görüntülerini video olarak kaydetmesi biçiminde sübut bulan eyleminin TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasında tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğuna, aynı suçun mağdurlara karşı tek bir fiille işlenmesi nedeniyle zincirleme suç koşullarının gerçekleştiği gözetilerek sanık hakkında TCK’nın 43/2. maddesi yollamasıyla aynı kanunun 43/1. maddesinin uygulanmasına, suçta kullanıldığı anlaşılan ve sanıktan ele geçirilen 1 adet cep telefonunun sim kartıyla birlikte TCK’nın 54/1. madde ve fıkrası gereğince müsaderesine ilişkin yerel mahkemenin kabulünde dosya kapsamına göre bir isabetsizlik görülmemiş; Anayasa Mahkemesinin, TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete`de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilmiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığa atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının isabetsiz olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 14.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/3063 Karar : 2018/8716 Tarih : 26.09.2018

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın 2010 yılında katılanın çıplak görüntülerini çekmesi eylemi nedeniyle zaman aşımı süresi içerisinde karar verilebileceği değerlendirilerek yapılan incelemede:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin, sanık hakkında beraate karar verilmesi gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın, katılanın üst tarafında sadece sütyen bulunan çıplak görüntülerinin ifşa edilmesine neden olduğu olayda;

1- Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli, 2014/14-603-2015/66 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; katılanın cinsel ve fiziksel mahremiyetine ilişkin çıplak görüntülerini, onun bilgisi dışında, ifşa edilmesine neden olan sanığın eyleminde TCK’nın 134/2. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yanı sıra toplumun sahip olduğu ortak ar ve haya duygularını, yerleşik edep kurallarını incitici ve genel ahlâka aykırı nitelikteki videonun çekildiği sırada 15 yaşındaki katılana ait müstehcen görüntünün yayımlanması nedeniyle 226/5 maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun da oluştuğu, bir fiili ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığın, TCK’nın 44. maddesi gereğince, daha ağır cezayı gerektiren müstehcenlik suçundan cezalandırılması, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabul ve uygulamaya göre de;

a) Sanığın katılana ait çıplak görüntüyü birden fazla kişiye göndermesi nedeniyle, sanık hakkında TCK 43. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini,

b) Uzlaşma kapsamında olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu hakkında soruşturma aşamasında CMK’nın 253. maddesi gereğince uzlaştırma işlemi sağlanmadan kamu davası açılması, yargılama aşamasında da aynı Kanun’un 254. maddesi uyarınca bu eksikliğinin giderilmemesi,

c) Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 26.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/10755 Karar : 2018/4828 Tarih : 25.04.2018

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Katılan sanık …‘nin, evli olan sanık … ile arkadaşlık kurup, beraber oldukları dönemde cep telefonuna kaydettiği sanık …‘ın bilgisi dahilinde çekilen sanık …‘a ait biri tamamen çıplak toplam üç adet fotoğrafı, sanık …‘ın resmi nikahlı eşi olan tanık … cep telefonuna göndermesi eyleminden dolayı katılan sanık … hakkında, TCK’nın 134/2. madde ve fıkrası gereğince 2 yıl ile 5 yıl arasında hapis cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan yerel mahkemece, “suçun işleniş biçimi, sanığın kastının derecesi ve yoğunluğu, suçun işlenmesindeki özellikler, ifşa edilen görüntülerin niteliği” biçimindeki gerekçelerle 2 yıl 4 ay hapis cezası olarak belirlenen temel cezanın, TCK’nın 3/1. madde ve fıkrası uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, adalet ve hakkaniyete uygun olduğu anlaşıldığından, tebliğnamedeki temel cezanın asgari hadden belirlenmesi gerektiğinin gözetilmediği düşüncesiyle katılan sanık … hakkında görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı kurulan hükmün bozulmasını öneren görüşe iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan sanık … müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik CMK’nın 253/1-a madde, fıkra ve bendi ile TCK’nın 139/1. madde ve fıkrası gereğince uzlaşma kapsamında olan katılan sanık … hakkındaki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı soruşturma evresinde CMK’nın 253. maddesi uyarınca katılan sanık … ile sanık … arasında uzlaştırma işlemi sağlanmadan dava açılması, yargılama aşamasında da aynı Kanun’un 254. maddesi uyarınca bu eksikliğin giderilmemesi,

2- Sanık …‘a yüklenen suçların işleniş biçimine, zamanına, gerçekleşme şekillerine göre; uzlaştırma kapsamına giren hakaret suçunun, bu kapsama girmeyen tehdit suçuyla birlikte işlendiği dikkate alındığında, karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile değişik CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve TCK’nın 106/1. madde ve fıkrasında tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alınması, tehdit suçuyla birlikte işlenmesi nedeniyle CMK’nın 253/3. madde ve fıkrasına 26.06.2009 tarihli 5918 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen ve 09.07.2009 tarihinde yürürlüğe giren “Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” hükmü gereğince suç tarihi itibariyle uzlaşma hükümleri uygulanamayan hakaret suçu açısından da 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik uyarınca uzlaştırma önerisinde bulunulmasının gerektiğinin anlaşılmış olması karşısında, TCK’nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile değişik CMK’nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirilip, sonucuna göre sanık …‘ın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

3- Kabul ve uygulamaya göre de:

a) Katılan sanık …‘nin, sanık …‘ın eşi ile aralarının kötü olduğunu, ciddi bir ilişki düşündüğünü ve kendisine değer verdiğini söylemesi nedeniyle onunla arkadaş olup, birlikte olmalarına rağmen ilerleyen süreçte adı geçen sanığın evliliğini devam ettirip, eşinden gizli olarak görüşmeye devam etmek istemesinden dolayı kandırıldığını anlayarak sanık …‘a ait cinsel içerikli görüntüleri sanık …‘ın resmi nikahlı eşi olan tanık … cep telefonuna gönderdiğini beyan etmiş olması, sanık …‘ın ise eşini aldatmasından dolayı pişmanlık duyup katılan sanık … ile olan ilişkilerini bitirmek istemesinin ardından katılan sanık …‘nin kendisine ait özel görüntüleri eşine gönderdiğini ve kendisinin de eşi ile boşanma aşamasına gelmesi nedeniyle sinirlenerek katılan sanık …‘ye tehdit ve hakaret içeren mesajlar gönderdiğini ifade etmesi karşısında, katılan sanık … tarafından sanık …‘ın eşine gönderilen “Ankara’ya birlikte gittik, … da vardı, avukata bile götürdü utanmadan beni, kör olmuşum, çok sevdim, ama hikayenizi öğrenince utandım sizden, afedersiniz” biçimindeki mesajda yer alan açıklamaların doğruluğu da araştırılıp, mevcut deliller irdelenerek, olayın çıkış nedeni ve gelişimi ile ilk haksız eylemin kimden geldiğine ilişkin bir değerlendirmede bulunulup sonucuna göre katılan sanık … ve sanık … hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli, 2002/238-367 sayılı kararı uyarınca ve bu kararla uyumlu ceza dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında kabul edildiği üzere, ilk haksız eylemin kimden kaynaklandığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği takdirde, şüpheli kalan bu hal nedeniyle hem katılan sanık … hem de sanık … lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekirken, sanık …‘ın, katılan sanık … tarafından özel görüntülerinin ifşa edilmesinden dolayı haksız tahrik altında hakaret ve tehdit suçlarını işlediği kabul edilip, katılan sanık … açısından haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmaksızın, eksik incelemeye ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi,

b) Katılan sanık … hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, katılan sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 25.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/7454 Karar : 2018/3985 Tarih : 4.04.2018

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Dosya kapsamına göre, sanık …‘un, arkadaşlık tekliflerine olumlu yanıt vermeyen ve çeşitli adli uyuşmazlıklardan dolayı aralarında husumet bulunan mağdur …‘nin peşinden giderek, sürekli gözetimi altında tuttuğu mağdurun görüntüsünü cep telefonu ile kaydetmeye başladığı, toplu taşıma merkezinde arkadaşı ile birlikte dolmuş beklediği esnada görüntüsünün kaydedildiğini fark eden mağdurun, yanına doğru gelen sanığa, çekime rıza göstermediğini ısrarla ifade etmesine rağmen sanığın, mağdurun “mahremiyet” beklentisini önemsemeksizin çekime devam edip mağdurun özel hayatına ağır ve haksız müdahalede bulunduğu, daha sonra da bu video görüntüsünü, mağdurun bilgisi dışında, “Saldırı anı” ibareleri ile birlikte twitter hesabında yayımladığı olayda;

Bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesinin, TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasında, bu kayıtların, taksirle ya da tamamen hukuka uygun elde edilmiş olsa dahi, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulmasının, TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasında, birbirinden bağımsız iki ayrı suç olarak düzenlendiği gözetilmeden, iddianamede tarif edilen ve sübut bulan eylemlerinden dolayı sanık hakkında TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 2. cümleleri; aynı maddenin 2. fıkrası gereğince iki ayrı hüküm kurulması gerekirken, yalnızca TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasındaki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet hükmü kurulması, temel ceza belirlenirken, TCK’nın 61/1. madde ve fıkrasında yer alan ölçütlerden suçun işleniş biçimi ve sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı nazara alınarak, aynı Kanun’un 3/1. madde ve fıkrası uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, asgari hadden ceza tayini, TCK’nın 51/1-(b) madde, fıkra ve bendi uyarınca, sanığın suçu işledikten sonra yargılama sürecinde pişmanlık duyup duymadığı irdelenip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerektiği gözetilmeden, sanığa hükmolunan hapis cezasının yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle ertelenmesine karar verilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni olarak kabul edilmemiş, uzun süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde yer alan velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından hak yoksunluğunun kendi alt soyu bakımından uygulanmamasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinin, Anayasa Mahkemesinin TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında dikkate alınabileceği değerlendirilmiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 04.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/9333 Karar : 2017/7647 Tarih : 18.10.2017

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

1- Şantaj, tehdit ve cinsel taciz suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde:

Anayasa Mahkemesinin, TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilerek yapılan incelemede:

Sanık hakkında TCK’nın 107. maddesinde düzenlenen şantaj suçundan hüküm kurulurken adli para cezası belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin cezalandırılmaya yeterli delil bulunmadığına, hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmamasına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, eleştirilen husus dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA,

2- Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin cezalandırılmaya yeterli delil bulunmadığına, hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmamasına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın, katılanın kendisine gönderdiği çıplak resimleri internette yayımladığı iddia ve kabul edilen olayda,

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli, 2014/14-603-2015/66 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; katılanın cinsel ve fiziksel mahremiyetine ilişkin çıplak görüntülerini, onun bilgisi dışında, internetten yayımlayan sanığın eyleminde TCK’nın 134/2. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yanı sıra toplumun sahip olduğu ortak ar ve haya duygularını, yerleşik edep kurallarını incitici ve genel ahlâka aykırı nitelikteki 13 yaşındaki katılana ait müstehcen görüntünün yayımlanması nedeniyle 226/5 maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun da oluştuğu, bir fiili ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığın, TCK’nın 44. maddesi gereğince, daha ağır cezayı gerektiren müstehcenlik suçundan cezalandırılması, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan gerekçelere dayalı olarak, sanık hakkında, TCK’nın 134/2. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,

Kabul ve uygulamaya göre de;

1-TCK’nın 134/2. maddesinin 1. cümlesinde, kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerinin ifşası halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş, aynı maddenin 2. cümlesinde, fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlenmiş iken, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 81. maddesi ile TCK’nın 134/2. maddesinde yapılan değişiklikle, temel ceza miktarı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiş ve ifşanın basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi halinde de aynı cezaya hükmolunacağının belirtilmiş olması karşısında, TCK’nın 7/2. maddesi gereğince, suçun işlendiği zamandaki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun ilgili tüm hükümlerinin somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve her iki kanuna göre hükmedilecek sonuç cezalar belirlendikten sonra sanığın lehine olan kanunun tespiti ile lehe kanunun bir bütün halinde uygulanması ve bu durumun hükmün gerekçesine yansıtılması suretiyle hüküm tesisi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nın 134/2. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası tayin edildiği belirtilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırı,

2-Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 18.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/2720 Karar : 2017/7643 Tarih : 18.10.2017

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Müstehcenlik suçundan suça sürüklenen çocuk Seren Niğdeli’in beraatine ilişkin hüküm ile verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan suça sürüklenen çocuk …‘un mahkumiyetine ilişkin hüküm, katılan vekili ve suça sürüklenen çocuk … müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

1- Suça sürüklenen çocuk Seren Niğdeli’nin müstehcenlik suçundan beraatine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde:

Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin atılı suçun oluştuğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

2- Suça sürüklenen çocuk …‘un verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk müdafiinin bir nedene dayanmayan temyiz talebine ilişkin, katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Oluşa ve dosya kapsamına göre; suça sürüklenen çocuğun, katılanın çıplak görüntülerini facebookta yayımladığı iddia ve kabul edilen olayda,

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli, 2014/14-603-2015/66 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; katılanın cinsel ve fiziksel mahremiyetine ilişkin çıplak görüntülerini, onun bilgisi dışında, facebooktan yayımlayan suça sürüklenen çocuğun eyleminde TCK’nın 134/2. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yanı sıra toplumun sahip olduğu ortak ar ve haya duygularını, yerleşik edep kurallarını incitici ve genel ahlâka aykırı nitelikteki 14 yaşındaki katılana ait müstehcen görüntünün yayımlanması nedeniyle 226/5 maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun da oluştuğu, bir fiili ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan suça sürüklenen çocuğun, TCK’nın 44. maddesi gereğince, daha ağır cezayı gerektiren müstehcenlik suçundan cezalandırılması, özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek dosya kapsamıyla uygun olmayan gerekçelere dayalı olarak, suça sürüklenen çocuk hakkında, TCK’nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,

Kanuna aykırı olup, suça sürüklenen çocuk müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 18.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/5187 Karar : 2017/7630 Tarih : 18.10.2017

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

A) Yargılama giderlerinin tahsiline dair ek karara ve tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Sanık hakkında tehdit, şantaj ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından 03.02.2016 tarihli karar ile mahkumiyet hükümleri kurulmak suretiyle esas hakkında karar verilerek dosyadan el çekildikten ve hükümler temyiz edildikten sonra dosyanın tekrar ele alınarak esas kararda hüküm altına alınması unutulan bazı yargılama giderlerinin sanıktan alınmasına dair 17.03.2016 tarihli ek karar hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olup, temyiz isteminin konusunun olmadığı,

Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin 07.10.2009 gün ve 27369 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp, yayımından itibaren bir yıl sonra 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren, 23.07.2009 gün ve 2006/65 Esas, 2009/114 karar sayılı iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 50 ve 52. maddeleri ve 765 sayılı TCK hükümleri uyarınca doğrudan hükmedilip, başkaca hak mahrumiyeti içermeyen 2000 TL’ye kadar (2000 TL dahil) adli para cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümleri 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı Kanun’un 305. maddesi gereğince kesin nitelikte olup, 07.10.2010 ila 6217 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihine kadar ise mahkumiyet hükümlerinin hiçbir istisna öngörülmeksizin temyizinin mümkün olduğu, 14.04.2011 ve sonrasında ise, doğrudan hükmedilen 3000 TL’ye kadar (3000 TL dahil) adli para cezalarının 5320 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu, dolayısıyla yerel mahkemece 03.02.2016 tarihinde tehdit suçundan dolayı doğrudan hükmedilen 600 TL’den ibaret mahkumiyet hükmünün kesin nitelikte olduğu anlaşıldığından,

Sanık müdafiinin 17.03.2016 tarihli ek karara ve tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak REDDİNE,

B) Şantaj ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;

1- Dairemizin 04.11.2015 tarihli bozma ilamı üzerine duruşma açılmasına karar verildikten sonra sanığa, sanık müdafiine, katılana ve katılan vekiline duruşma günü bildirilmeksizin ve bozmanın sanık aleyhine de olması karşısında sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespiti gerektiği nazara alınmaksızın tarafların yokluğunda karar verilmek suretiyle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 326. maddesine aykırı hareket edilmesi,

2- Kabul ve uygulamaya göre de:

a) Dairemizin 04.11.2015 tarihli bozma ilamında vurgulanmasına ve bozma ilamına uyulmasına rağmen sanığın hangi eyleminin şantaj suçunu oluşturduğu açıklanmaksızın ve deliller tartışılıp değerlendirilmeksizin, önceki kararda yer alan ibarelerin tekrarı ile yetinilerek yasal gerekçeden yoksun şekilde şantaj suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulması,

b) Sanık müdafii 20.05.2013 hakim havale tarihli esasa ilişkin savunmalarını içeren dilekçesinde, mahkumiyet kararı verilmesi halinde, seçenek yaptırımlara başvurulmasını talep ettiği halde, şantaj suçundan hükmedilen kısa süreli hapis cezasının TCK’nın 50/1. madde ve fıkrası uyarınca adli para cezasına veya seçenek tedbirlere çevrilmesi talebini kapsayan bu istek hakkında bir karar verilmemesi,

c) TCK’nın 134. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında birbirinden bağımsız iki ayrı suç düzenlendiği gözetilmeksizin, sanık hakkında görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı TCK’nın 134/2. madde ve fıkrası gereğince 2 yıl hapis cezası belirlendikten sonra, aynı Kanun’un 134/1. madde ve fıkrası gereğince hükmedilen cezada bir kat artırım yapılarak sanığa 4 yıl hapis cezası hükmedilmesi suretiyle hükmün karıştırılması,

d) Bozma kararı öncesi özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan hükmedilen 2 yıl hapis cezasına ilişkin ilk hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi nedeniyle sonuç ceza miktarının sanık lehine kazanılmış hak teşkil edeceği gözetilip, 1412 saylı CMUK’un 326/son madde ve fıkrası uyarınca kazanılmış hak nedeniyle infazın 2 yıl hapis cezası üzerinden yapılacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken, sonuç cezanın 2 yıl hapis cezası olarak tayin edilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 18.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/2650 Karar : 2017/7389 Tarih : 11.10.2017

  • TCK 134. Madde

  • Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığın suç işleme kastıyla hareket etmediğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Dosya kapsamına göre; market işleten sanık …‘nın, aynı mahallede oturan ve müşterisi olan mağdur …‘nın üvey kızı …le evlenip evlenmeyeceğine dair 2012 yılı Haziran ayında mağdurla market içerisinde yaptıkları aleni olmayan konuşmaları ve mağdurun akrabaları başta olmak üzere başka kişiler hakkındaki olumsuz açıklamalarını gizlice kaydedip, mağdurun üvey kızı ile ilişkisi olduğuna dair dedikoduları işitmesi ve mağdurun üvey kızının bir başkası ile evlenmesi üzerine, mağdurun üvey kızına ilgi duymadığına, onunla bir ilişkisinin bulunmadığına, aksine, mağdurun kendisine baskı yaparak üvey kızıyla evlendirmeye çabaladığına ilişkin iddialarını ispatlamak amacıyla, ses kaydını, arkadaşları ve mağdurun eşinin akrabaları olan tanıklar …, … ve ……, 2013 yılı içerisinde ayrı ayrı dinlettiği ve ses kaydının içeriğinin ifşa edilmesi nedeniyle mağdurun ailevi sorunlar yaşadığı olayda;

Sanık tarafından sadece mağdurla yüz yüze yapılan, bir üçüncü kişinin dahil olmadığı konuşmaların kaydedilmesi karşısında, TCK’nın 133. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları bir aletle dinleme veya bir ses alma cihazı ile kaydetme ve sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmek suretiyle elde ettiği verileri ifşa etmesi karşısında, aynı Kanun’un 133. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri ifşa etme suçlarının yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilerek, ses kaydının içeriğine göre, mağdurun özel yaşam alanına girdiğinde kuşku bulunmayan konuşmalarını, mağdur tarafından kendisine karşı işlenmekte olan ve ani gelişen bir suç bulunmadığı halde, onun bilgisi ve rızası dışında kaydeden ve mağdurun içeriği özel konuşmalarının kaydedildiği ses kaydını tanıklara dinleterek ifşa eden sanık hakkında TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasında tanımlanan görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ve aynı Kanun’un 134/2. madde ve fıkrasında tanımlanan görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayı ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması, 2012 yılının Haziran ayında konuşmaların kaydedilmiş olması karşısında, görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan hüküm kurulurken, TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde, kişilerin özel hayatının gizliliği ihlal edildiği takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası, aynı madde ve fıkranın ikinci cümlesinde, gizliliğin görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle gerçekleşmesi halinde, bir yıldan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüş iken, suç tarihinden sonra, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 81. maddesi ile yapılan değişiklikle TCK’nın 134. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesindeki ceza miktarı bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiş, aynı madde ve fıkranın ikinci cümlesi gereğince, gizliliğin görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle gerçekleşmesi halinde verilecek cezanın bir kat artırılacağı düzenlenmiş olup, TCK’nın 7/2. madde ve fıkrası gereğince, suçun işlendiği zamandaki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun ilgili tüm hükümlerinin somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve her iki kanuna göre hükmedilecek sonuç cezalar belirlendikten sonra sanığın lehine olan kanunun tespiti ile lehe kanunun bir bütün halinde uygulanması; ayrıca, ses kaydının bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda tanıklara dinletilerek ifşa edilmesi nedeniyle de görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı hükmedilen cezada TCK’nın 43/1. madde ve fıkrası gereğince artırım yapılması gerekirken, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülüp, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle TCK’nın 133. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları bir aletle dinleme veya bir ses alma cihazı ile kaydetme ve aynı Kanun’un 133. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri ifşa etme suçlarından dolayı ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması ve kabule göre de kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları bir aletle dinleme veya bir ses alma cihazı ile kaydetme suçundan dolayı TCK’nın 133/1. maddesi gereğince 2 yıl hapis cezası tayin edilip, 6352 sayılı Kanun’un 80. maddesi ile yapılan değişiklikten önce TCK’nın 133. maddesinin 1. fıkrasında iki aydan altı aya kadar hapis cezası öngörülmesi nedeniyle suç tarihinde yürürlükte bulunan bu düzenlemenin sanık lehine olduğunun ve TCK’nın 133. maddesinin 3. fıkrası gereğince hükmedilen cezada TCK’nın 43/1. madde ve fıkrası gereğince artırım yapılması gerektiğinin nazara alınmaması, kanuna aykırı,

2- Uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanık hakkında, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde yazılı hak yoksunluğuna, aynı Kanun’un 53/3. madde ve fıkrası da nazara alınarak hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve Anayasa Mahkemesinin TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının dikkate alınmasında zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarları yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 11.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS