0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

CMK Madde 176

(1) İddianame, çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunur.

(2) Tutuklu olmayan sanığa tebliğ olunacak çağrı kâğıdına mazereti olmaksızın gelmediğinde zorla getirileceği yazılır.

(3) Tutuklu sanığın çağrılması duruşma gününün tebliği suretiyle yapılır. Sanıktan duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesi istenir; müdafii de sanıkla birlikte davet olunur. Bu işlem, tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle yapılır.

(4) Yukarıdaki fıkralar gereğince, çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerekir.



CMK Madde 176 Gerekçesi

Maddenin birinci fıkrasına göre iddianame, bütün ceza yargılamalarında, sulh ceza işleri de dahil olmak üzere sanığa davetiye ile birlikte tebliğ edilecektir. Sanığın, ne ile suçlandığını öğrenmesi temel haklardan olduğundan, madde bu hakkı sağlama amacına yönelik olarak düzenlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası, 1412 sayılı Kanunun 209 uncu maddesindeki mazereti olmaksızın gelmeyen sanığın tutuklanacağı deyimi yerine yakalama müzekkeresi çıkarılmasını öngörmüştür. Bu hüküm, Tasarının kabul ettiği tutuklama sistemi gereğidir.

Diğer yandan, maddenin üçüncü fıkrasında tutuklu sanığa savunma hakkının tam olarak sağlanması amacıyla, işlemin “zabıt kâtibi” tarafından değil, mahkeme önüne getirilerek saptanması zorunluluğu kabul edilmiştir. Bu düzenleme Tasarının sanık haklarına ve savunmaya verdiği önemin sonucudur. Getirilen sanıktan, savunma için bir istemde bulunup bulunmayacağı, bulunacaksa bunları bildirmesi istenecektir. Sanığın bunları nasıl bildireceği ise 177 üncü maddede gösterilmiştir.

Davetiyenin tebliği ile duruşma günü arasında en aşağı bir hafta geçmesi zorunludur. Savunma hakkının kısıtlanması mutlak bir bozma nedeni olduğu için gerekli sürenin verilmediği anlaşıldığında süre verilerek duruşmaya ara verilmesi gerekir.

Savunma hakkı yönünden maddenin üçüncü fıkrasına göre, tutuklu sanık duruşma günü tebliğ edilerek çağırılacaktır.


CMK 176 (İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/1434 Karar : 2018/196 Tarih : 24.01.2018

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

19/12/2013 tarihli duruşmada sanığa 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 143, 116/1-4. maddelerinin uygulanma ihtimaline karşı ek savunma hakkı tanındığı, sanığın süre talep etmesi üzerine ek savunmasını sunmak için sanığa uygun bir süre verildiği anlaşıldığından tebliğnamedeki “4. no’lu” bozma düşüncesine iştirak edilmemiş; tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanması ile; hüküm tarihine kadar yapılan yargılama gideri toplamı, 5271 sayılı CMK’nun 324/4 maddesinde atıfta bulunulan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken tutar olan 20 TL’den az olduğu halde yargılama giderinin sanıktan tahsiline karar verilmiş ise de, hüküm kesinleşinceye kadar yapılacak yargılama giderlerinin de toplam yargılama gideri kapsamında olması nedeniyle hükmün kesinleştiği tarihte sanıktan tahsili gereken yargılama giderinin yukarıda açıklanan terkin edilmesi gereken miktardan az olması halinde Devlet Hazinesi üzerinde bırakılmasının infaz aşamasında değerlendirilmesi mümkün görülmüş; dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

1- İddianame ekli duruşma gününü bildirir davetiyenin sanığa tebliğ edilmemesi ve tutuklu sanığın cezaevi kanalıyla duruşmaya getirtilerek savunmasının alınması karşısında, ilk defa sorgusu sırasında okunan iddianame ile sorgu arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği yönündeki CMK’nın 176/4. maddesine aykırı davranıldığı gibi duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı olduğunun da hatırlatılmaması suretiyle CMK’nın 176/4 ve 190/2. maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,

2- Güneşin doğuş ve batış zamanlarını gösteren çizelgeye göre, suç tarihinde güneşin doğuş saatinin yaz saati uygulaması da dikkate alındığında, 06.38 olduğu, 5237 sayılı TCK’nın 6/1-e maddesine göre gecenin saat 05.38’de biteceği, mağdurun soruşturma aşamasındaki anlatımına göre atılı suçların 03.30 sıralarında gece vakti işlendiğinin anlaşılması ve hükmün gerekçesinde de suçların gece vakti işlendiğinin kabul edilmesi karşısında; sanık hakkında hırsızlık suçundan hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK’nın 143/1. maddesiyle artırılmaması ve konut dokunulmazlığını bozma suçundan aynı Kanun’un 116/4. maddesi yerine 116/1. maddesi ile uygulama yapılması suretiyle eksik ceza tayini,

3- Kısa kararın açıklandığı 30/12/2013 tarihli duruşmada, sanığın, süre verilmesi halinde mağdurun zararını hemen giderebileceğine dair beyanda bulunduğunun anlaşılması karşısında; gerektiğinde ödeme yeri de belirlenmek suretiyle sanığa makul bir süre içerisinde zararı tazmin etme imkanı sağlanıp sonucuna göre hırsızlık suçu yönünden sanık hakkında TCK’nın 168/2. maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

4- Sanığın cezaevinden gönderdiği 20/12/2013 tarihli dilekçesinde, hakkında ceza verilecekse, cezanın indirilip para cezasına çevrilmesine dair lehe hükümlerin uygulanması isteğinin, TCK’nın 62. maddesi uyarınca taktiri indirim hükümlerinin uygulanması talebi ile TCK’nın 50. maddesi uyarınca tayin olunan kısa süreli hapis cezasının seçenek tedbirlere çevrilmesi talebini de içerdiği halde, hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçları yönünden sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki etkileri gibi hususlar tartışılmadan ve gerekçe gösterilmeden sanık hakkında başkaca artırım ya da indirim sebebinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi ile konut dokunulmazlığını bozma suçu yönünden TCK’nın 50. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda olumlu yada olumsuz bir karar verilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 24/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/2645 Karar : 2018/151 Tarih : 16.01.2018

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Suç: Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına

suç işlemek, 2911 sayılı Kanunun 32. maddesine muhalefet

Hüküm: 1-2911 sayılı Kanunun 32/1, TCK’nın 62, 50, 52/2-4.

maddeleri gereğince mahkumiyet,

2-TCK’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri delaletiyle 314/2,

220/6, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63.

maddeleri gereğince mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık hakkında TCK’nın 179. maddesi gereğince trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan zamanaşımı süresince her zaman dava açtırılması mümkün görülmüştür.

CMK’nın 176. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile sanığa tebliğ edileceği ve çağrının tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiğinin belirtildiği, bu süreye riayet edilmemesi halinde ise CMK’nın 190/2 maddesi uyarınca sanığa “duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı” olduğunun hatırlatılması gerektiği nazara alındığında, usulüne uygun olarak iddianame tebliğ edilmeyen sanık hakkında zorla getirme kararı çıkartılıp CMK’nın 190. maddesi uyarınca hakları hatırlatılmadan sorgusunun yapılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 16.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/18482 Karar : 2017/19237 Tarih : 12.07.2017

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Sanık … hakkında tehdit, 6136 sayılı Yasaya muhalefet ve mala zarar verme, sanık … hakkında tehdit, 6136 sayılı Yasaya muhalefet, mala zarar verme ve yaralama suçlarından yapılan yargılama sonucunda mahkumiyetlerine dair Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23/02/2010 gün ve 2009/117 esas, 2010/99 karar sayılı hükümlerin sanıklar tarafından temyizi üzerine,

Dairemizin 03/02/2015 gün ve 2014/42283 esas, 2015/3096 sayılı kararıyla,

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Sanıklara yükletilen tehdit, mala zarar verme, ruhsatsız silah taşıma ve sanık …’a yükletilen yaralama eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanıklar tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,

Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunlarda öngörülen suç tiplerine uyduğu,

Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı,

Anlaşıldığından sanıklar … ve …‘un ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, karar verilmiştir.

I-İTİRAZ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/07/2017 gün ve 2017/31843 sayılı yazısı ile,

Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 23/02/2010 gün, 2009/117 Esas - 2010/99 Karar sayılı ilamı ile;

1- Sanık …‘un;

a) Tehdit suçundan TCK’nın 106/2, 43, 53, 58. maddeleri gereğince 4 yıl 6 ay hapis,

b) 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 6136 sayılı Yasının 13/1, TCK’nın 53, 58. maddeleri gereğince 2 yıl hapis, 450 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,

2- Sanık …‘ın tehdit suçundan TCK’nın 106/2, 43, 53, 58. maddeleri gereğince 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olup; hükmün sanıklar tarafından temyizi üzerine Başsavcılığımızca temyiz itirazlarının reddi ile hükümlerin onanması talep edilmiş ve Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 03/02/2015 gün ve 2014/42283 Esas, 2015/3096 Karar sayılı ilamı ile de hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.

Sanık … vasisinin itiarz istemi nedeniyle gönderilen dosyanın incelenmesinde; sanık … hakkında tehdit ve 6136 sayılı yasaya aykırılık, … hakkında ise tehdit suçundan itiraz yoluna başvurulması gerekmiştir.

İTİRAZ NEDENLERİ: 1- İddianamede sanıklar hakkında sadece mağdur …‘ye yönelik tehdit suçundan kamu davası açıldığı halde, tehdit suçunun birden fazla kişiye karşı işlendiği gerekçesiyle sanıklar hakkında TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanması suretiyle dava konusu yapılmayan fiilden hüküm kurulması suretiyle CMK’nın 225/1 maddesine aykırı davranılması,

2- Sanık … hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 07/01/2010 tarihli iddianame ile açılan ve hiç bir işlem yapılmadan 14/01/2010 tarihinde bu dava ile birleştirilen kamu davasında, iddianamenin sanığa tebliğ edilmemesi nedeniyle CMK’nın 176/1-4 maddesine aykırı davranılması karşısında, CMK’nın 190/2. maddesi uyarınca sanığa duruşmaya ara verme hakkının olduğunun bildirilmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle, hükümlerin bozulması gerektiği düşünüldüğünden itiraz yoluna başvurulumuştur.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6352 sayılı Yasa’nın 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesine eklenen 2. fıkra uyarınca, İTİRAZIN KABULÜ ile Yüksek Dairenizin 03/02/2015 gün ve 2014/42283 Esas, 2015/3096 Karar ilamının, sanık … hakkında tehdit ve 6136 sayılı yasaya aykırılık, sanık … hakkında ise tehdit suçundan kaldırılarak;

Sanık … hakkında tehdit ve 6136 sayılı yasaya aykırılık, sanık … hakkında ise tehdit suçuna ilişkin, Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 23/02/2010 gün, 2009/117 Esas - 2010/99 Karar sayılı ilamının;

1- İddianamede sanıklar hakkında sadece mağdur …‘ye yönelik tehdit suçundan kamu davası açıldığı halde, tehdit suçunun birden fazla kişiye karşı işlendiği gerekçesiyle sanıklar hakkında TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanması suretiyle dava konusu yapılmayan fiilden hüküm kurularak CMK’nın 225/1 maddesine aykırı davranılması,

2- Sanık … hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 07/01/2010 tarihli iddianame ile açılan ve hiç bir işlem yapılmadan 14/01/2010 tarihinde bu dava ile birleştirilen kamu davasında, iddianamenin sanığa tebliğ edilmemesi nedeniyle CMK’nın 176/1-4 maddesine aykırı davranılması karşısında, CMK’nın 190/2. maddesi uyarınca sanığa duruşmaya ara verme hakkının olduğunun bildirilmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması hususlarında, BOZULMASI;

İtirazın kabul edilmemesi halinde ise, 6352 sayılı Yasa’nın 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesine eklenen 3. fıkrası uyarınca, dosyanın itirazın incelenmesi için Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na GÖNDERİLMESİNE karar verilmesi;

İtirazen arz ve talep olunur isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

II-İTİRAZIN KAPSAMI:

İtiraz, sanık … hakkında tehdit ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet, sanık … hakkında ise tehdit suçlarından kurulan Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/02/2010 gün ve 2009/117 esas, 2010/99 karar sayılı hükümlerinin,

1- İddianamede sanıklar hakkında sadece mağdur …‘ye yönelik tehdit suçundan kamu davası açıldığı halde, tehdit suçunun birden fazla kişiye karşı işlendiği gerekçesiyle sanıklar hakkında TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanması suretiyle dava konusu yapılmayan fiilden hüküm kurulması suretiyle CMK’nın 225/1 maddesine aykırı davranılması,

2- Sanık … hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 07/01/2010 tarihli iddianame ile açılan ve hiç bir işlem yapılmadan 14/01/2010 tarihinde bu dava ile birleştirilen kamu davasında, iddianamenin sanığa tebliğ edilmemesi nedeniyle CMK’nın 176/1-4 maddesine aykırı davranılması karşısında, CMK’nın 190/2. maddesi uyarınca sanığa duruşmaya ara verme hakkının olduğunun bildirilmemesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, nedenleriyle Dairemizce bozulmasına ilişkindir.

III-KARAR:

Sanık … hakkında tehdit ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet, sanık … hakkında tehdit suçundan kurulan hükümlerde;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,

Dairemizce verilen 03/02/2015 gün ve 2014/42283 esas, 2015/3096 karar sayılı ve sanık … hakkında tehdit ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet, sanık … hakkında tehdit suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına dair kararın bu suçlar yönünden itiraz nedenleriyle sınırlı olarak KALDIRILMASINA,

1-Sanık …‘un 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan düzenlenen 07/01/2010 tarihli iddianamenin Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/38 esasına kaydedilip, tensiple 14.01.2010 tarihinde anılan mahkemenin 2009/117 esas sayılı dosyasıyla birleştirildiğinin ve bu suça ilişkin iddianamenin sanığa tebliğ edilmediğinin anlaşılması karşısında, iddianamenin sanığa tebliğ edilmemesi suretiyle CMK’nın 176/1-4 maddesine aykırı davranıldığı ve CMK’nın 190/2. maddesi uyarınca sanığa duruşmaya ara verme hakkının olduğunun hatırlatılmasının gerektiği gözetilmeden hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2-Sanıklar … ve … hakkında tehdit suçlarından kurulan hükümlerde ise; 5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesi gereğince hükmün konusu, iddianamede gösterilen eylem olduğundan iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Somut olayda, iddianamenin anlatım kısmında sanıkların sadece mağdur …‘ye yönelik tehdit suçunu işlediğinin belirtilmesine karşın, tehdit suçunun birden fazla kişiye karşı işlendiğine ilişkin bir eylemin açıklanmadığı gözetilmeden, “Fail ve Fiilde Bağlılık Kuralı”na aykırı olarak uygulama yapılarak, iddianamede tanımlanmayan eylemden hüküm kurulmak ve anılan suçun birden fazla kişiye karşı işlendiği kabul edilip sanıklar hakkında TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesine aykırı davranılması,

Bozmayı gerektirmiş, itiraz bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

3-17.08.2016 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 32. maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna eklenen geçici madde 6 ile getirilen yeni düzenleme ve bozma kararı karşısında; hak kaybına sebebiyet verilmemesi için, sanık …‘un cezaevinde geçirdiği süre, bozma kararlarının içeriği gözetildiğinde, 6136 sayılı Yasaya muhalafet ve tehdit suçlarına ilişkin mahkumiyet hükümlerinin İNFAZLARININ DURDURULMASINA, sanık … bu suçların dışında başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu değilse, derhal TAHLİYESİNE,

Yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/11706 Karar : 2017/3244 Tarih : 22.05.2017

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

1)Sanık hakkında 03.05.2012 tarihli eylemi nedeniyle açılan Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/239 esas sayılı dosyasının aslı veya onaylı suretinin dosya içerisinde bulundurulmaması,

2)Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin “03.05.2012” yerine “13.12.2011” yazılması,

3)Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine sanığın uymadığının bildirilmesi üzerine, Mahkemece duruşma açılarak sanığa, “tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığının iddia edilmesi nedeniyle, duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunması veya diyeceklerini duruşma gününe kadar yazılı olarak bildirmesi gerektiği, mazeretsiz olarak duruşmaya gelmediği ve diyeceklerini yazılı olarak bildirmediği takdirde tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uymadığı kabul edilerek hakkında hüküm kurulacağı” uyarısını içeren davetiye tebliğ edilmesi gerektiği halde ‘‘mazeretiniz olmadığı halde, duruşmaya gelmediğinizde CMK 176/2 maddesi uyarınca zorla getirileceğiniz, CMK 206/1 madde uyarınca delillerin ortaya konulmasına başlanacağı, CMK 98/3 maddesi gereğince hakkınızda yakalama emri düzenlenebileceği’’ şeklinde ihtar içeren davetiye tebliği ile yetinilerek, yukarıda belirtilen nitelikle davetiye tebliğ edilmeden veya sanık dinlenmeden sanığın yokluğunda ve savunma hakkı kısıtlanarak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığından bahisle hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması,

4)Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;

a) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”,

b) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine”

Karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, 22.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/8432 Karar : 2017/4115 Tarih : 18.05.2017

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü;

Sanığın savunmasının alındığı 03.06.2015 tarihli duruşmada sanığa iddianamenin okunduğu açıkça belirtilmemiş ise de; duruşma zaptına göre CMK’nın 191/3-c,150/1,176/1-2, 177/1, 180,196 ve 147’nci maddelerinde belirtilen yasal hakları tek tek hatırlatılarak sanığın da yasal haklarını anladığını ve savunmasının kendisinin yapacağını beyan ettiği anlaşılmakla; iddianame okunmadığından bahisle bozma öneren tebliğname görüşüne iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;

TCK’nın 50/6. maddesinde bulunan “yaptırım” ibaresinin 01.03.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 26.02.2008 tarih 5739 sayılı Kanunun 4. maddesi ile “tedbirin” olarak değiştirilmesi ile sözü edilen maddenin birinci fıkrasının “a” bendi uyarınca hapis cezasının paraya çevrilmesi seçenek yaptırım ,diğer bentlerde düzenlenen hususların ise seçenek tedbir niteliğinde olduğu,TCK nın 50/6. maddesinde hükmün kesinleştikten sonra Cumhuriyet Savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesinin sonuçlarının düzenlendiği, somut durumda ise sanık hakkında bir tedbir niteliğini haiz olmayan, kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verildiği, kaldı ki bu durumun hükmün tesisi aşamasında değil, hükmün kesinleşmesinden sonra infaz aşamasında nazara alınacağı hususu gözetilmeksizin infazı kısıtlar biçimde karar tesis edilmesi, yine sanık hakkında hükmolunan adli para cezasının taksitlendirilmesi akabinde taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususuna hükümde yer verilmemek suretiyle TCK’nın 52/4. maddesine aykırı davranılması,

Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden, hüküm fıkrasının 5 numaralı bölümündeki “TCK’nın 50/6. maddesi gereğince hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet Savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde sanık hakkında verilen kısa süreli hapis cezasının tamamen infaz edileceğinin sanığa ihtarına,” ibaresinin hükümden çıkarılması yerine ‘‘TCK’nın 52/4. maddesi gereğince taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına’’ ibaresinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve Kanuna uygun bulunan hükmün, DÜZELTİLEREK ONANMASINA; 18.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/3570 Karar : 2017/1088 Tarih : 9.02.2017

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

1- Konya 8. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından sanığın talimat yolu ile ifadesinin alındığı 2012/260 Değişik iş numaralı duruşma tutanağına, duruşmanın hangi tarihte yapıldığı, duruşmanın açık ve ya gizli yapılıp yapılmadığı hususları yazılmayarak 5271 Sayılı CMK’nın 196/2, 220/1-b, 221/1-b maddelerine aykırılığa sebebiyet verilmesi,

2- 5271 Sayılı CMK 176/3.maddesine aykırı olarak, Sincan 3. Noterliği tarafından düzenlenmiş 26/03/2012 tarih ve 05122 sayılı vekaletnameyi ibraz eden sanık müdafiinin duruşmalardan haberdar edilmemesi,

3- 5237 Sayılı TCK’nın 142/1-a maddesi gereğince cezalandırılması için kamu davası açılan sanığa ya da müdafiine CMK’nın 226. Maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan aynı yasanın 163/3 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi,

4- Sanığın, hakkında suç tutanağı düzenlenen… Eğitim Basın Yayın Tic. Ltd. Şti’ni temsile yetkili olup olmadığı ilgili adli ticaret sicil memurluğundan araştırılıp, buna ilişkin belge dosya arasına konulmadan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,

5- Katılan kurumun gerçek zararını tespit için bilirkişi raporu aldırılmayan ve 6352 Sayılı Yasa uyarınca uygun bildirimde bulunmayan sanığın, hüküm verildikten sonra katılan kurumun tüm zararını gidermesi karşısında, sanık hakkında 6352 Sayılı Yasa uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 09.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/7545 Karar : 2017/211 Tarih : 23.01.2017

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

1-İddianamenin sanığa tebliğ edilmemesi suretiyle CMK’nın 176/1. maddesine muhalefet edilmesi,

2-6706 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca temyize tabi hükmün, yargılamasının duruşmalı olarak yapılması gerektiği gözetilmeyerek duruşma açılmaksızın tensiple karar verilmesi,

3-6706 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde düzenlenen rızaya dayalı iade edilmesi hususunu kabul edip etmediği hakkında, mahiyeti ve hukuki sonuçları hatırlatılmak suretiyle, sanığın beyanının alınması gerektiğinin gözetilmemesi,

4-Sanığın iadesine konu silahlı terör örgütü olduğu iddia edilen örgütün kuruluşu, yapısı, amacı, faaliyetleri ile eylemleri hakkında somut bilgi ve belgeler temin edilmeden; iade dosyasındaki tanık beyanlarının aslı veya onaylı örnekleri getirtilmeden; fotoğraflardaki patlayıcı oldukları belirtilen maddelerin ne surette ele geçirildiği, niteliği ve patlayıcı madde olup olmadığına dair uzman kişilerce hazırlanan inceleme raporları bulunup bulunmadığı tespit edilmeden; ayrıca iade talebine dayanak beyan sahiplerinden bir kısmının iadeyi talep eden Çin Halk Cumhuriyeti tarafından idam edildiğine dair savcılıktaki savunmasının doğru olup olmadığı usulünce araştırılmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,

Kanuna aykırı, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 23.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/4812 Karar : 2017/32 Tarih : 9.01.2017

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile TCK’nın 75. maddesinde yapılan değişiklik sonucu 1163 sayılı Kanun’un Ek 2/2. maddesinde öngörülen suçun önödeme kapsamına alınması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,

Kabule göre de;

CMK’nın 176/1. maddesine aykırı olarak iddianamenin sanığa tebliğ edilmediği gibi 190/2. maddesine göre de 176. maddede belirtilen süreye uyulmaması durumunda sanığa sorgusu yapılmadan önce duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı olduğunun hatırlatılmaması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 09/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/25281 Karar : 2015/22593 Tarih : 1.12.2015

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

1-Sanığın 28/01/2012 tarihli fiili için düzenlenen iddianame kapsamında CMK. 176. 230. maddelere aykırı olarak, sanığın savunmasının alınmadan karar verilmesi,

2-Sanığın eylemleri zincirleme şekilde gerçekleştirdiği bu itibarla, TCK`nun 43. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK`nun 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/4080 Karar : 2014/6698 Tarih : 29.12.2014

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

A) Sanık Vahdet’in mağdur Ömer’i kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; 5271 sayılı CMK’nun 176/4 fıkrası uyarınca “iddianamenin tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması” gerektiği gözetilmeden, sanığa iddianame okunduktan sonra süre yönünden açıkça sanığın muvafakati da alınmadan duruşmaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

B) Sanık hakkında kurulan hükümde takdiri indirim yapılırken, indirim maddesi olan TCK’nun 62. maddesinin kararda gösterilmemesi suretiyle sayılı CMK`nun 232/6. maddesine muhalefet edilmesi;

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz istemi bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, hükmün CMUK’nun 321. maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ Esas : 2012/25817 Karar : 2013/1921 Tarih : 8.02.2013

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Hırsızlık suçundan sanık …un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu`nun 141/1, 143/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair …Asliye Ceza Mahkemesinin 08/02/2012 tarihli ve 2011/40 esas, 2012/7 sayılı kararına karşı

Adalet Bakanlığı`nın 17.10.2012 tarih ve 2012/15978/59171 sayılı Kanun Yararına Bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.11.2012 tarih ve 2012/274027 sayılı ihbarnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.

Dosya kapsamına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 176/3, 193/1 ve 196/5. maddelerinde belirtildiği üzere tutuklu sanığın savunmasının bizzat yargılamayı yapan mahkeme tarafından alınması gerektiğinin belirtilmesi ve sanık …un …Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/40 esas sayılı yargılamasına konu eylemi nedeniyle, …Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/67 sorgu numarasıyla tutuklanması karşısında, sanığın savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK`nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden istemin kabulü ile

….Asliye Ceza Mahkemesi’nin 08.02.2012 tarih ve 2011/40 esas ve 2012/7 karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK`nın 309/4-b. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2011/1 Karar : 2011/639 Tarih : 14.02.2011

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Mehmet T. ile Fevzi T.’ı kangütme saikiyle öldürmekten ve izinsiz silah taşımaktan sanık İbrahim T., işbu suçlara yardımdan sanıklar Hasan T., İsmail T., Mehmet F. T. ile Salih T.’ın yapılan yargılanmaları sonunda; hüküm lülüklerine. Mehmet F. T.’ın atılı suçlardan. H. T.’ın öldürmeden beraatlerine ilişkin ( ŞANLIURFA ) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 365/349 gün ve sayılı hükümün Yargıtay`ca incelenmesi C. Savcısı, sanık müdafii ile müdahil-sanıklar vekili taraflarından istenilmiş, sanıklar İsmail, Salih ile İbrahim müdafii duruşma da talep etmiş ve hüküm kısmen resen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; sanıklar İsmail, Salih ile İbrahim haklarında duruşmalı, C. Savcısının temyizi üzerine incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

1- Sanık Hasan`ın, 6136 Sayılı Yasaya aykırılık suçu yönünden,

23.1.2008 gün ve 5728 Sayılı Kanunun 562. maddesi ile değişik 5271 Sayılı C.M.K.nun 231/12. maddesi uyarınca kurulan hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar temyizi kabil olmayıp, itiraz yasa yoluna tabi bulunduğundan, mahallince değerlendirme yapılmak üzere temyiz incelemesi dışı bırakılmıştır.

2- Cezaevinde tutuklu olan sanıklar İbrahim, Salih, İsmail, Mehmet F. ve Hasan`a, duruşmadan önce iddianame tebliğ edilmeden, savunmalarının alındığı 6.9.2006 tarihli oturumda iddianame okunmadan ve savunmalarını hazırlayabilmeleri için süre isteme haklarının bulunduğu açıkça hatırlatılmadan, duruşmaya devamla hüküm kurulması suretiyle savunma hakları kısıtlanarak C.M.K.nun 176 ve 191/3-b maddelerine aykırı davranılması,

Usule aykırı olup, katılan sanık İbrahim müdafii ile sanıklar Salih, İsmail, Mehmet F. ve Hasan müdafiilerinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemedeki temyiz itirazları ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair cihetleri incelenmeksizin, öncelikle bu sebeple hükümlerin ( BOZULMASINA ), hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre gözönüne alındığında sanıklar İsmail ve Salih müdafiinin tahliye taleplerinin ( REDDİNE ), oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2017/1775 Karar: 2017/2482 Tarih: 08.05.2017

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yapılan yargılama sonunda; sanığın mahkûmiyetine dair Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 22.12.2015 gün ve 2015/161 Esas, 2015/114 Karar sayılı hükümlerin sanık müdafii, katılanlar vekili ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 28.06.2016 gün ve 2016/4487 Esas, 2016/6369 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onama yönündeki kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.03.2017 gün ve 2017/13089 Sayılı itiraznamesi ile 5271 Sayılı CMK’nın 308. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları gereğince itiraz etmesi üzerine dosya Daireye gönderilmekle incelendi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görüldüğünden İTİRAZIN KABULÜNE, Dairemizin 28.06.2016 gün ve 2016/4487 Esas, 2016/6369 Sayılı onama kararının 6352 Sayılı Kanun’un 99. maddesiyle 5271 Sayılı CMK’nın 308. maddesine eklenen 2, 3. fıkraları uyarınca KALDIRILMASINA karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Sanığın üzerine atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna dair düzenlenen iddianamede sevk maddesi olarak gösterilen 5237 Sayılı TCK’nın 103/2. maddesinde öngörülen cezanın beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektirmesi sebebiyle 5271 Sayılı CMK’nın 196/2. maddesi uyarınca ifadesi ilk derece mahkemesinde bizzat alınmak üzere duruşma günü istinabe edilen mahkemede hazır bulundurularak, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ( SEGBİS ) aracılığıyla alınmasına yönelik ara karara istinaden savunması alınmış ise de; sanığa iddianame tebliğ edilmeden ve iddianame tebliği ile duruşma günü arasında en az bir haftalık süre bulunması gerektiği, şayet bir haftalık süre dolmamış ise, sanığa duruşmaya ara verme hakkının olduğu ihtarı yapılmadan yargılamaya devam edilip CMK’nın 176/1,, 176/4,, 190/2. maddelerine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafii, katılanlar vekili ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, esası incelenmeyen kısmen re’sen de temyize tabi hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/22491 Karar: 2016/8467 Tarih: 16.06.2016

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : I. Katılan İdare Temsilcisinin temyiz talebine yönelik yapılan incelemede;

06.03.2013 tarihinde tebliğ edilen hükmü yasal süresinden sonra 14.03.2013 günü temyiz etmiş bulunan katılan İdare temsilcisinin temyiz inceleme isteğinin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK’nun 317. maddesi gereğince REDDİNE,

II. Sanık … müdafiinin ve sanık …‘ın temyiz taleplerine yönelik yapılan incelemede;

1- ) Sanıkların eylemleri arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunmadığından, haklarında açılan davaların birlikte görülemeyeceği gözetilmeksizin yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi,

Uygulamaya göre;

2- ) 5271 Sayılı CMK’nın 176/1. maddesine aykırı olacak şekilde, sanık …‘a hakkında tanzim olunan 10.05.2011 tarih ve 2011/1178 esas sayılı iddianame usulüne uygun çağrı kağıdı ile birlikte tebliğ edilmeden veya sanığın hazır olduğu celsede okunmadan hüküm tesis edilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

3- ) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesine engel hali bulunmayan ve savunmalarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasını talep eden sanıklara Gümrük İdaresi’nce çaylar ile sigaralar için ayrı ayrı tespit edilecek olan davaya konu eşyanın ithalinde öngörülen gümrük vergileri ve diğer eş etkili vergiler ile mali yükümlülükler toplamının kamu zararı olduğu bildirilerek her bir suç teşkil eden eylem için belirlenen vergiler toplamının ödenmesi için süre verilmesi ve sonucuna göre, gerektiğinde CMK’nın 231/9 maddesi de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, sanıklarda ele geçen tüm eşyanın vergiler toplamının kamu zararı olduğu ayrı ayrı bildirilerek bu zararı ödemediklerinden bahisle başka bir gerekçede gösterilmeksizin yazılı şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

4- ) 24.11.2015 tarihli 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Sanıklar hakkında 4733 Sayılı Yasa’ya muhalefet suçundan verilen erteli hapis cezalarının kanuni sonucu olarak 53/1. maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakmaya karar verilirken, anılan Yasa maddesinin 3. fıkrasının “Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki, velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz” amir hükmü dikkate alınarak, TCK’nın 53/1-c maddesindeki hak yoksunluğunun sanıkların alt soyları dışında kalanlar için cezalarının infazına kadar uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

5- ) Suça konu sigaraların müsaderesine karar verilmesi gerekirken tasfiyesine dair hüküm tesisi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık … müdafiinin ve sanık …‘ın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/7599 Karar: 2016/2409 Tarih: 25.04.2016

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

KARAR : 05.09.2012 tarihli ek kararın 26.09.2012 tarihli ek kararla ortadan kaldırıldığı ve temyizin süresinde olduğunun kabul edildiği anlaşılmakla tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.

A-) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair kararın incelenmesinde:

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.03.2012 tarihli ve 2011/785 esas, 2012/101 Sayılı kararında açıklandığı üzere; “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma” suçundan dolayı, TCK’nın 191 . maddesinin ı gereğince verilen “tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” dair kararın, sözü edilen fıkraya 6217 Sayılı Kanunla eklenen cümlenin yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihinden önce ya da sonra verilip verilmediğine bakılmaksızın, temyiz değil itiraz kanun yoluna tabi olması nedeniyle, itirazla ilgili gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi için, bu suç yönünden dosyanın incelenmeksizin Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE,

B-) Kenevir ekme suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde:

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1-)Başka suçtan hükümlü sanığa iddianamenin 05.03.2012 tarihinde tebliğ edildiği, sanığın savunmasının alındığı duruşma tarihinin ise 07.03.2012 olduğu, CMK’nın 176/4. maddesi gereğince tebliğ ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği ancak bu süreye uyulmamasına rağmen sanığa CMK’nın 190. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası uyarınca duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı olduğunun hatırlatılmadığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-b maddesi gereğince sanığın savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkının kullandırılmaması sureti ile sanığın savunma hakkının kısıtlanması ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi,

2-)Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 Sayılı kararının 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması sebebiyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu sebeple yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 25.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10137 Karar: 2016/1379 Tarih: 17.02.2016

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

İlk derece mahkemesince verilen hükümlerin suça sürüklenen çocuklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi ve suça sürüklenen çocuk … müdafiince incelemenin duruşmalı yapılmasının talep edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle, 10.02.2016 Çarşamba saat 13:30’a duruşma günü tayin olunarak suça sürüklenen çocuk … müdafiine çağrı kâğıdı gönderilmişti.

Belli günde Hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından … hazır olduğu halde oturum açıldı.

Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekâletnameye dayanarak sanık … adına gelen Av. … huzura alınarak duruşmaya başlandı.

Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık … hakkında DURUŞMALI inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.

Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.

Sanık müdafii temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün BOZULMASINI istedi.

Sanık müdafii 17 sayfalık yazılı savunma dilekçesi sundu. Alındı, okundu, dosyasına konuldu.

Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.

Son sözü sorulan sanık müdafii savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşmanın 24.02.2016 Çarşamba günü saat 13:30’a bırakılmasına oybirliğiyle karar verildi.

Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenerek gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu:

KARAR : Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı üçüncü fıkrasında, “Bir suç ile itham edilen herkesin; a) Kendisine karış yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak” haklarının bulunduğu Anayasanın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı birinci fıkrasında ise, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “İddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması” kenar başlıklı , iddianamenin, çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunacağı, tutuklu sanığın çağrılmasının duruşma gününün tebliği suretiyle yapılacağı, sanıktan duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa isteminin neden ibaret olduğunun bildirmesinin isteneceği ve müdafiin de sanıkla birlikte davet olunacağı ve çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta sürenin bulunması gerektiği vurgulanmıştır.

Aynı Kanunun “Ara verme kenar başlıklı ikinci fıkrasında da, belirlenen süreye uyulmamış ise duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı olduğunun sanığa hatırlatılması öngörülmüştür.

Buna göre; duruşma gününü bildiren çağrı kağıdı ile birlikte iddianamenin suça sürüklenen çocuklara tebliğ edilmemesi suretiyle kendilerine yüklenen suçu öğrenme hakkından yoksun bırakılmaları; 02.06.2015 ve 07.07.2015 tarihli oturumlarda, 5271 sayılı Kanunun 190. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca suça sürüklenen çocuklara verilmesini isteme hakları hatırlatılmayarak, savunmalarını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakları ellerinden alınarak savunma haklarının kısıtlanması suretiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6, Anayasanın 36, CMK’nın 176, 190. maddelerine muhalefet edilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin temyiz itirazları ile suça sürüklenen çocuk … müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin öncelikle anılan sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/5985 Karar: 2015/5806 Tarih: 28.09.2015

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 18.11.2014 gün ve 2013/663 E - 498 K sayılı ilamında belirtildiği gibi;

Hakaret suçunun farklı mağdurlara karşı tek fiille gerçekleştirildiğinden söz edilebilmesi için hakaretin mutlaka ortak söz veya davranışlarla gerçekleştirilmiş olması şart değildir. Her bir mağdura veya mağdurlardan bazılarına özel olarak hitap edilerek hakaret içeren sözler söylenmiş veya davranışlarda bulunmuş olsa bile objektif bir gözlemcinin bakış açısıyla bakıldığında failin hareketlerinin tekbir iradi karara dayalı olduğu, aralarında yer ve zaman bakımından bağlantı bulunduğu, bu nedenle bir bütünlük oluşturduğu sonucuna ulaşılması durumunda, fiilin hukuken tek olduğu kabul edilmelidir. Aksine, şekli bir yorum ve bakış açısıyla bu bütünlük görmezlikten gelinerek, her bir mağdura yönelik hareketin bağımsız birer fiili oluşturduğunun kabul edilmesi ve gerçek içtima hükümlerinin uygulanması halinde, cezalandırmada adaletsizliğe yol açılacağı gibi “fiilin hukuki anlamda tekliği” prensibine de aykırı davranılmış olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın önce mahkeme hakimi olan mağdura, hemen akabinde de duruşma salonundan çıkarılırken avukatı olan diğer mağdura hakaret ettiği olayda, sanığın her iki mağdura yönelik hareketlerinin aynı yer ve zamanda, aynı suç işleme kararıyla, birbirini takip eden söz ve davranışlarla gerçekleşmesi nazara alındığında, hukuken bir bütün halinde tek bir hakaret fiilini oluşturduğu anlaşıldığından buna bağlı olarak da tek fiille birden çok mağdura karşı hakaret suçunu işleyen sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinde düzenlenmiş bulunan aynı nev’iden fikri içtima hükümleri uyarınca tek ceza verilip, bu cezanın aynı Kanunun 43/1. maddesi uyarınca arttırılması usul ve yasaya uygun bulunmakla, tebliğnamede yer alan eylemlerin iki farklı suç oluşturduğu düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Ancak;

1- Hükümlü olan sanığın istinabe suretiyle savunmasının alınması için CMK’nın 176/1-4. maddesi uyarınca, iddianamenin tebliğ edilerek savunma süresinin tanınması, olmadığı takdirde CMK’nın 190/2. maddesindeki hakkının hatırlatılması gerektiği gözetilmeden, sanığın doğrudan duruşmaya celbi ile savunmasının alınması,

2- Sanığın duruşmadaki lehe hükümlerin uygulanması talebinin, TCK’nın 62. maddesindeki takdiri indirim uygulanmasını da kapsadığı gözetilerek, CMK’nın 230/1-d maddesi uyarınca, bu hususta kanuni dayanakları da gösterilerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi,

3- Sanığın, Akşehir Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/850 K. sayılı ilamı ile verilen 2 yıl hapis cezasına ilişkin mahkumiyeti yerine, daha hafif ceza olan 1 yıl 14 ay 7 gün hapis cezası nedeniyle hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilerek TCK’nın 58, 5275 sayılı Kanunun 108/2. maddelerine aykırı davranılması,

4- TCK’nın 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması sırasında hesap hatası yapılarak, 1 yıl 9 ay 26 gün olması gereken sonuç cezanın eksik tayini,

Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnameye aykırı olarak hükmün bozulmasına, yeniden hüküm kurulurken karşı temyiz olmadığından 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28.09.2015 tarihinde, oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/226 Karar: 2014/2288 Tarih: 09.04.2014

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

1- Sanık N.’ın mağdurlar Ü. ve P.’ı kasten yaralama, mağdurlar N., B. ve A.’ya karşı görevi yaptırmamak için direnme, sanık R.’ın mağdurlar P., F. ve F.’i kasten yaralama, sanık Ö.’ün mağdur P.’ı kasten yaralama, sanık O.’nın mağdurlar K. ve P.’ı kasten yaralama ve sanık M.’nin mağdur K.’yı kasten yaralama suçlarından kurulan hükümlerde, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar aynı Yasanın 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi kararlardan olduğundan ve temyiz kabiliyeti bulunmadığından, sanık N. müdafii ve katılanlar F., K., P. ve F. vekilinin temyizi üzerine, bu suçlardan kurulan hükümlerin, mahallince incelenmek üzere temyiz incelemesi dışı tutulmasına karar verilmiştir.

2- Katılanların duruşmalı inceleme talebine yetkisi bulunmadığından, katılan V.’ın, katılan V.’ın ve katılanlar vekilinin duruşma talebinin CMUK’nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.

3- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 21/11/2006 gün ve 2006/2-249-247, 15/07/2008 gün ve 2008/9-95-195, 27.01.2009 gün ve 2008/5-145-2009/8, 19/10/2010 gün ve 2010/9-149-105 sayılı kararları da gözetilerek;

Maktül V.’in eşi F.’nin kendi adına asaleten küçük çocuğu 1998 doğumlu F.’a velayeten ve maktül V.’nin oğlu 1990 doğumlu Y. E.’nin vekilleri aracılığıyla 04.08.2011 tarihinde sanıkların tutuklanması talebi ve 19.06.2012 tarihinde sanıkların cezalandırılması talebine ilişkin esas hakkındaki savunmaları davaya katılma talebi niteliğinde olduğundan, katılma talebi ile ilgili mahkemece olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği anlaşılmakla, maktüller V. ve V.’nin çocuklarının kasten öldürme suçu ile kasten öldürme suçuna yardım yönünden doğrudan zarar görmeleri ve bu hususta herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasına gerek bulunmaması nedeniyle, F.’nin davaya katılmasına karar verildiği de gözetilerek, maktül V.’in eşi F.’nin küçük çocuğu 1998 doğumlu F.’a velayeten sanık N. hakkında açılan kamu davasına ve maktül V.’nin oğlu Y. E.’nin sanıklar G., A. ve R. aleyhine açılan kamu davalarına 5271 sayılı CMK’nın 237/2. maddesi uyarınca katılmalarına karar verilerek yapılan incelemede;

a) Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulu’nun 20/10/2009 gün ve 2009/1-85/242 sayılı kararında açıklandığı üzere, aynı öldürme suçunun failleri olarak yargılanan ve aralarında menfaat çatışması bulunan sanıklar G., A. ve R.’ın ayrı ayrı müdafiiler tarafından temsil edilmeleri gerekirken, savunmada zaafiyet oluşturacak şekilde aynı müdafii tarafından temsil edilmeleri suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 38 ve 5271 sayılı CMK’nın 152. maddelerine aykırı davranılması,

b) Yakalamalı sanık R.’ın duruşmaya kendiliğinden gelmesi üzerine savunması alınmadan önce, 5271 sayılı CMK’nın 176/4 fıkrası uyarınca “iddianamenin tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması” gerektiği gözetilmeden, sanığa iddianame okunduktan sonra süre yönünden açıkça sanığın muvafakatı da alınmadan duruşmaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

c) Dosya kapsamından kimliği tespit edilemeyen ve kararı temyiz eden katılan V.’ın, kamu davasına usulüne uygun katılma talebi bulunmadığı ve katılma kararı da verilmediği halde, 13.09.2012 tarihinden sonraki duruşma zabıtlarına katılan olarak yazıldığı anlaşılmakla, CMK’nın 234 vd. Maddelerine aykırı davranılması,

Karar ve Sonuç: Usule aykırı ve sanık N. müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede ileri sürdüğü temyiz itirazları ile katılan V., katılan V., katılanlar vekili ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sair cihetleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle sanık G.’in maktül V.’yi kasten öldürme ve mağdur N.’i kasten yaralama, sanıklar A. ve R.’ın maktül V.’yi kasten öldürme suçuna yardımdan kurulan beraat hükümleri ile sanık N.’ın maktüller V., S., Y. ve H.’ı kasten öldürme suçlarından kurulan re’sen de temyize tabi bulunan mahkumiyet hükümlerinin kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi farklı gerekçe ile 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09.04.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/1882 Karar: 2014/2591 Tarih: 04.03.2014

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve ekindeki dava dosyası, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesine eklenen 2, 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık hakkında muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan açılan davanın yargılaması sonunda kurulan mahkumiyet hükmü sanık tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 04.10.2013 tarih ve 2013/7319 - 2013/12336 sayılı kararı ile;

“İddianame okunmadan sanığın sorgusu yapılmak suretiyle CMK’nın 147,, 191/3-b maddelerine muhalefet edilmesi,” kanuna aykırı görüldüğünden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 30.01.2014 tarihli itiraz dilekçesinde;

“5271 sayılı CMK’nun 176. maddesinin birinci fıkrasında iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ edileceği hükme bağlanmış, aynı maddenin son fıkrasında iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği belirtilmiştir.

Kanunun “İfade ve Sorgunun Tarzı” başlıklı 147. maddesinin birinci fıkrasında da; “Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

…b) Kendisine yüklenen suç anlatılır” denilmek suretiyle sorguya çekilmeden önce sanığa yüklenilen suçun anlatılması gerektiği vurgulanmıştır.

Duruşmanın Başlaması başlıklı 191. maddesinin üçüncü fıkrasında ise;

“Duruşmada, sırasıyla;

a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,

b) İddianame veya İddianame yerine geçen belge okunur,

c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147’nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,

d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır” düzenlemelerine yer verilerek, sanığın sorgusu yapılmadan önce iddianamenin veya varsa iddianame yerine geçen belgenin okunması gerektiği belirtilmiştir.

Bu düzenleme, sanığın en temel haklarından olan “savunma” ve “isnadı öğrenme” hakkı kapsamında olup, savunması alınmadan önce iddianamenin okunmasıyla müsnet suçtan haberdar olması, dolayısıyla neyle suçlandığını bilmesi ve bu kapsamda kendisini daha etkin bir biçimde savunması amaçlanmıştır.

Buna karşın iddianame ve yerine geçen belge okunmadan savunmasının alınması durumunda 191. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan usul kurallarına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte, sanığa iddianamenin tebliği ve savunması alınmadan önce de üzerine atılı suçun anlatılmasıyla suçtan haberdar olması ve savunmasını iddianamede anlatılan olay ve yöneltilen suçlamayı karşılayacak şekilde yapması halinde, sadece iddianamenin okunmaması nedeniyle savunma hakkının sınırlandığı ve sanığın kendisini yeterince savunamadığı söylenemeyeceği gibi, buna bağlı olarak yapılan diğer işlemler de varlıklarını ve geçerliliklerini koruyacaktır. Dolayısıyla bu eksiklik savunma hakkının sınırlandırılması sonucunu doğurmayacak ve hükmün esasına da etki etmeyecektir.

Diğer taraftan, 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308. maddesinin

“Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.

1- Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması,

2- Hakimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hakimin hükme iştirak etmesi,

3- Makbul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vaki olup da bu talep kabul olunduğu halde hakimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hakimin hükme iştirak ettirilmesi,

4- Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmağa kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi,

5- Cumhuriyet Müddeiumumîsi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması,

6- Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlal edilmesi,

7- Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi,

8- Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tehdit edilmiş olması” şeklindeki açık düzenlemesi karşısında, belirtilen hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olmaları gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme doğrudan bir etkisi bulunmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise tek başlarına bozma nedeni kabul edilemeyecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 05/11/2013 gün ve 444 no.lu kararı da bu yöndedir.

Somut olaya bakıldığında, hakkında Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamenin sanığa, 03/05/2012 günü 7201 s. Tebligat Kanunu’nun 21/1 maddesine göre ve usulünce tebliğ edildiği, sanığın duruşmaya savunma yapmak üzere gelmemesi üzerine hakkında yakalama emri çıkarıldığı, yakalama emrinin 17/06/2012 günü Bodrum 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 2012/266 değişik iş sayısı ile infaz edildiği, sanığa Kocaeli 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin yakalama emrinde yazılı bilgilerin okunduğu, 147 ve 191. maddeler gereğince yasal haklarının hatırlatıldığı ve sanık hakkında düzenlenen iddianame içeriğindeki isnada uygun olarak sanığın savunma yaptığı, keza yakalama emri ekinde sanık hakkında atılı suçtan düzenlemiş iddianamenin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda yazılı açıklamalar ışığında kendisine hakkında düzenlenen iddianame tebliğ edilen ve savunmasının iddianamedeki isnada yönelik olarak yapıldığı görülen sanığın sorgusu sırasında iddianamenin kendisine okunmamış olmasının savunma hakkını kısıtlar mahiyette ve sonuca etkili olmadığı ve bu nedenle tek başına bozma nedeni olarak kabul edilemeyeceğini” belirterek Dairemiz bozma kararına karşı itirazda bulunmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık, iddianame ile uyumlu savunma yapan sanığa, iddianame okunmadan sorgusu yapılarak hüküm kurulmasının savunma hakkının sınırlandırılması niteliğinde olup olmadığı ve mutlak bozmayı gerektiren bir kanuna aykırılık durumu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.

İtiraz, 6352 sayılı Kanun’un 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesine eklenen 2, 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelendiğinde;

Dosya içeriğine göre hakkında düzenlenen iddianamenin sanığa, 03.05.2012 günü tebliğ edildiği, duruşmaya savunma yapmak üzere gelmemesi üzerine yakalama emri çıkarıldığı, 17.06.2012 günü Bodrum 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 2012/266 değişik iş sayısı ile anılan yakalama emrinin infaz edildiği ve sanığa Kocaeli 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin yakalama emrinde yazılı bilgilerin okunduğu, yakalama emri ekinde sanık hakkında atılı suçtan düzenlemiş iddianamenin de bulunduğu, 147 ve 191.maddeler gereğince yasal haklarının hatırlatıldığı ve hakkında düzenlenen iddianame içeriğindeki isnada uygun olarak sanığın savunma yaptığı anlaşılmakla, ayrıca Dairemizin bozma kararından sonra verilen ve Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.11.2013 tarih ve 2012/10-1440 esas, 2013/444 sayılı kararının içeriği de gözetildiğinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı yerinde görülerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

Karar:

1- Dairemizin itiraz edilen “bozma” kararının kaldırılmasına,

2- Sanığın temyizine ilişkin incelemede;

Sanığın diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Yanında çalıştığı işvereni borçlu A.. Z.. G..’a ait olup 20.06.2011 tarihli haciz tutanağı ile kendisine muhafaza için bırakılan mahcuzların, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu kaybolmasına neden olan sanığın hukuki durumunun TCK’nın 289/3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı biçimde anılan maddenin 1. fıkrası uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması,

2- Kabul ve uygulamaya göre de;

Sanık hakkında asgari hadden ceza tayin edildiğinin belirtilmesine ve TCK’nın 289/1. maddesi uyarınca hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın da alt sınırdan belirlenmesine karşın, anılan maddeye göre hürriyeti bağlayıcı ceza yanında hükmolunan gün adli para cezasının gerekçe gösterilmeden alt sınırın üzerinde tayini suretiyle fazla ceza tayini,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 04.03.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas : 2012/9-1467 Karar : 2013/610 Tarih : 17.12.2013

  • CMK 176. Madde

  • İddianamenin Sanığa Tebliği ve Sanığın Çağrılması

Mala zarar verme suçundan sanığın 5237 sayılı TCK`nun 151/1, 58/6 ve 53. maddeleri uyarınca 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Torbalı 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.11.2008 gün ve 154-615 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.05.2012 gün ve 6172-6718 sayı ile;

“İddianame okunmadan sanığın sorgusu yapılmak suretiyle CMK`nun 147 ve 191/3-b maddesine muhalefet edilmesi” nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.07.2012 gün ve 2010/75874 sayı ile;

“CMK’nun 191/3. maddesinde iddianamenin duruşmada hazır olan sanığa okunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile amaçlanan, sanığın hangi suçtan dolayı yargılandığı hakkında bilgi sahibi olması ve mahkeme huzurunda kendisini savunabilmesidir. İddianame kendisine tebliğ edilen sanık hangi suçlama ile karşı karşıya olduğunu öğrenmiş, CMK`nun 147/1-b maddesinde yüklenen suç anlatımı dâhil, maddede düzenlenen tüm hakları hatırlatılan, dosyadaki önceki ifadesi ile nüfus ve sabıka kaydı okunan sanık, iddianame ile uyumlu savunma yapmıştır. Dolayısıyla duruşmada iddianamenin okunmaması savunma hakkını kısıtlamamaktadır. Yüksek Daire kararındaki savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin düşüncesinde isabet bulunmamaktadır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK`nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 06.11.2012 gün ve 8295-12094 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın mala zarar verme suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iddianame okunmadan sanığın sorgusu yapılarak hüküm kurulmasının savunma hakkının sınırlandırılması niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın müştekilerin kalmakta olduğu evin balkon ve camlarına çalışmakta olduğu tezgahtaki karpuzları atarak zarar vermeye çalıştığı iddiasıyla düzenlenen ve mahkemece kabul edilen iddianamenin sanığın bizzat kendisine usulüne uygun olarak tebliğ edildiği,

Sanığın davetiye tebliğine rağmen ilk oturuma katılmaması nedeniyle zorla getirilmesine karar verildiği ancak adresinde bulunamaması üzerine savunmasının alınması amacıyla yakalama emri çıkartıldığı, 02.09.2008 günü yakalanarak mahkemeye getirilen sanığın ayrıntılı kimlik tespitinden sonra, CMK’nun 147. maddesi uyarınca kanuni hakları hatırlatılıp sorgusu yapılarak serbest bırakıldığı, son oturuma katılan sanığın Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşüne yönelik de savunma yaptığı,

Anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK`nun 176. maddesinin birinci fıkrasında iddianamenin çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ edileceği hükme bağlanmış, aynı maddenin son fıkrasında iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği belirtilmiştir.

Kanunun “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesinin birinci fıkrasında da;

“Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.

b) Kendisine yüklenen suç anlatılır” denilmek suretiyle sorguya çekilmeden önce sanığa yüklenilen suçun anlatılması gerektiği vurgulanmıştır.

“Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesinin üçüncü fıkrasında;

“Duruşmada, sırasıyla;

a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,

b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,

c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147. maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,

d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır” düzenlemelerine yer verilerek, sanığın sorgusu yapılmadan önce iddianamenin veya varsa iddianame yerine geçen belgenin okunması gerektiği belirtilmiştir.

Bu düzenleme, sanığın en temel haklarından olan”savunma” ve “isnadı öğrenme” hakkı kapsamında olup, savunmasının alınmasından önce iddianamenin okunmasıyla müsnet suçtan haberdar olması, dolayısıyla neyle suçlandığını bilmesi ve bu kapsamda kendisini daha etkin bir biçimde savunması amaçlanmıştır.

Öte yandan, iddianame ve yerine geçen belge okunmadan savunmasının alınmasıyla CMK`nun 191. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan usul kurallarına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte, sanığa iddianamenin tebliği ve savunması alınmadan önce de üzerine atılı suçun anlatılmasıyla suçtan haberdar olması ve savunmasını iddianamede anlatılan olay ve yöneltilen suçlamayı karşılayacak şekilde yapması halinde sadece iddianamenin okunmaması nedeniyle savunma hakkının sınırlandırıldığı ve kendisini etkili savunamadığı söylenemeyeceği gibi, buna bağlı olarak yapılan diğer işlemler de varlıklarını ve geçerliliklerini koruyacaktır.

Bu aşamada mutlak ve nispi bozma nedenleri üzerinde de durulması gerekmektedir.

1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308. maddesinin;

“Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.

1- Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması,

2- Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi,

3- Makbul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vaki olup da bu talep kabul olunduğu halde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi,

4- Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmağa kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi,

5- Cumhuriyet Müddeiumumîsi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması,

6- Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlal edilmesi,

7- Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi,

8- Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması” şeklindeki açık hükmü karşısında, belirtilen hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olmaları gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme doğrudan bir etkisi bulunmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise tek başlarına bozma nedeni kabul edilemeyecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin istikrarlı uygulamaları da bu yöndedir.

Nitekim 20.05.1957 gün ve 5-13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlakada kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı”, Ceza Genel Kurulunun 29.06.2004 gün ve 124-155 sayılı kararında; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 307. maddesine göre temyiz, ancak hükmün yasaya aykırı olması sebebine dayanır. Yasaya aykırılık ise bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Anılan Yasanın 308. maddesinde sekiz bent halinde, tamamı usule ilişkin olan ve yasaya mutlak aykırılık oluşturduğu varsayılan haller sıralanmıştır. Bozma gerektirip gerektirmeyeceği hususunda Yargıtay’a araştırma yetkisi tanınmamış olan bu hallerin varlığının saptanması durumunda hükmün Yargıtay’ca bozulması gerekmektedir. Bu madde dışındaki muhakeme normlarına aykırılık bakımından aykırılığın son karara etkisi olup olmadığının araştırılması gerekir. Hukuka aykırılığın son karara etki etmediği, kaldırılmasının da etkide bulunmayacağı muhakkak ise bu aykırılıkların bozma sebebi sayılması çoğu kez yargılamanın uzamasından başka bir işe yaramayacaktır. CYUY’nın 320. maddesinde düzenlenen ve Yargıtay`ın temyiz dilekçesinde ileri sürülmeyen husus ve vakıalarla ilgili incelemesini hükme etkili olabilecek derecedeki hukuka aykırılıklar ile sınırlayan ilke bu hususa işaret etmektedir. Her ne kadar yazılılık ilkesi gereğince hazırlık soruşturmasında yapılan işlemlerin tutanağa geçirilerek düzenleyen ve hazır olan ilgililer tarafından imzalanması gerekli ise de, içerikleri sanığın Cumhuriyet savcısı ve sulh hâkimliği ifadelerindeki benzer anlatımları ile teyit edilen kollukça düzenlenmiş tutanaklara yönelik bir sahtelik iddiasında bulunulmadığı, üstelik tutanakların sonuncu sayfalarının düzenleyenler ve sanık tarafından imzalandığı, tutanakların içeriğini doğrulayan başka kanıtlar bulunduğu dikkate alındığında, içeriğindeki hususları kanıtlayabilme özelliklerinde noksanlık meydana gelmediği saptanan tutanakların bir kısım sayfalarının imzalanmamış olması sonuca etkili olmadığından açıklanan ilkeler ışığında bu husus bozma nedeni sayılmamalıdır”, 28.02.2012 gün ve 294-64 sayılı kararında; “Hazır bulunduğu duruşmada şikâyetçi ve vekilinin davaya katılma istemi üzerine sanık ve müdafiinin görüşü alınmadan katılma isteminin kabulüne karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmakta ise de, sanık ve müdafiinin katılma kararından haberdar olmaları, katılma kararı verildikten sonra yapılan duruşmada hazır bulunmalarına rağmen katılma kararı konusunda herhangi bir itirazda bulunmamaları, hükmü temyiz eden sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde bu konuya ilişkin bir itirazının bulunmaması karşısında, nispi nitelikteki bu hukuka aykırılığın esasa etkili olduğundan veya sanığın savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyecektir”, 19.02.2013 gün ve 1464-61 sayılı kararında ise; “Sanığın sorgusuna geçilmeden önce hakkında düzenlenen iddianamede yer alan suçlama ve hangi kanun maddesinin uygulanmasının talep edildiği konusunda yeterince bilgilendirilmiş olması karşısında, bu usul hükmüne uyulmaması hükmün esasına tesir eder nitelikte aykırılık olmayıp mutlak bozma nedenleri arasında sayılmadığından bozma nedeni yapılmamalıdır” sonucuna ulaşılmıştır.

Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, s. 529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna ilişkin aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılık verilmiş kararı etkilememişse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. İstisnası CMUK’nun 308. maddesindeki mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s. 200), “CMUK`nun 308. maddesinde sayılanlar dışındaki muhakeme hukukuna aykırılık mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilir. Mutlak temyiz nedenleri bulunduğunda hüküm bozulacaktır. Mutlak olmayan temyiz nedenlerinin varlığı halinde ise hükmün bozulabilmesi için söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkilemiş olup olmadığına bakılır” (Bahri Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, s. 611), “Temyiz sebebi ile bozma sebebi birbirlerinden farklı kavramlardır. Hükme tesiri bulunmayan aykırılıklar bozma sebebi teşkil etmezler” (Feridun Yenisey, Duruşma ve Kanun Yolları, 2. Bası, s. 184), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, bunun temyiz nedeni olarak kabul edilmesi ve kararın bozulması gerekir. Aksine son kararda bir hukuku zedeleme olmasına karşılık, bu aykırılık kararı etkilememiş, mahkemenin son kararı bu ihlal olmadığı takdirde değişmeyecek halde olursa bir temyiz nedeninden söz edilemez. Nispi temyiz nedenlerinden söz edildiğinde, yargılama hukuku ihlalinin son karara nispeti, yani etkisi araştırılmalıdır” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4. Bası, s. 443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4. Bası, s. 365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık bozma nedeni sayılmamaktadır. Kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkeme tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun, hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte bulunmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s. 82), “Her hukuka aykırılık; temyiz, dolayısıyla bozma nedeni sayılmaz. Sadece hükme esas teşkil eden hukuka aykırılıklar temyiz nedeni olarak ileri sürülebilir. Başka bir değişle bir hukuka aykırılığın temyiz nedeni sayılabilmesi için hukuka aykırılık ile hüküm arasında sebep sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır. Şu halde, mutlak temyiz nedenleri dışında kalan ve son karara etkisi olmayan hukuka aykırılıklar temyiz nedeni sayılamazlar” (Centel-Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, s. 751), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Ünver-Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, 2.cilt s. 361), “Şayet bir hukuka aykırılık hali sanığın lehine bir şekilde hükme etki ediyor veya lehte ya da aleyhte herhangi bir etkide bulunmuyorsa, bu halde ortada bir temyiz sebebinin olduğundan bahsedilemez” (Özbek-Kanbur-Doğan-Bacaksız-Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Bası, s. 719) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların bozma nedeni yapılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir.

Hükmün esasına etkisi bulunmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce tek başına bozma nedeni yapılması Anayasanın 141. maddesinin dördüncü fıkrasındaki; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükme ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına, yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin; “Herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerekse cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkemece davasının makul süre içerisinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesinin ihlali anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

İddianamenin kanuna ve usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edilmesi, duruşmada da kanuni haklarının hatırlatılması, sanığın aşamalarda iddianamede anlatılan olay ve yöneltilen suç doğrultusunda savunma yapması, isnat edilen suçu kabul etmesi ve ne kovuşturma, ne de temyiz aşamasında suçlama ile ilgili olarak yeterince bilgilendirilmediği için etkili savunma yapamadığı yönünde bir iddiasının olmaması karşısında, savunma hakkının sınırlandığından söz edilemeyecektir.

Sanığın savunmasının alındığı oturumda kendisine iddianame okunmaması suretiyle CMK`nun 191/3. maddesine aykırı davranılmış ise de, sanığın sorgusuna geçilmeden önce 147. maddedeki tüm kanuni hakları konusunda bilgilendirilmiş olması ve tüm yargılama boyunca sanığın kendisini yeterince savunma imkanının sağlanması karşısında, sözkonusu usul hükmüne uyulmaması, hükmün esasına tesir eder nitelikte bir aykırılık olmayıp, mutlak bozma nedenleri arasında da sayılmadığından bozma nedeni yapılmamalıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, hükmün esastan incelenebilmesi için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi S. Bakıcı; “1- Adil yargılama, davanın sadece erken sonuçlandırılması olmayıp sanık ve katılanın tüm haklarını tamamen ve en iyi şekilde kullandıkları, yargılamaya esas olan ilkelere uyulan ve en az giderle en çabuk bitirilen yargılamadır. Davanın uzadığından bahisle savunma hakkı kısıtlanamaz, engellenemez.

Yasa koyucu, CMK`nun 176/1, 4. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğinin ve savunmasını hazırlamak üzere tebliğ ile sorgusu arasında bir haftalık sürenin geçmesini aramıştır. Bu hükümle yetinmemiş, 15 madde sonra iddianamenin duruşmada okunması gerektiğini kabul etmiştir.

Yasa koyucunun yeterli görmediği iddianamenin tebliği ile yetinilmesi, yasanın amacına aykırı olup savunma hakkını kısıtlamaktadır.

2- İddianame, dava açan belge olup CMK`nun 170. maddesindeki unsurları taşıması gerekir. Bu unsurları taşımayan iddianameler kabul edilerek yargılamaya başlandığında; okunmayan, anlatılmayan bu eksiklikleri sanık bilmemekte, kendini savunamamaktadır. Tebliğ edilen iddianame 170. maddedeki unsurları taşımadığında sanığın yüklenen suçu öğrendiği kabul olunamaz. Çoğu zaman iddianamelerde deliller gösterilmemekte, olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilmemekte, sanık lehine olan hususlar belirtilmemektedir. Yüklenen suça ilişkin delillerin ne olduğunu, delillerin olaylarla ne şekilde bağlantısı bulunduğunu, lehine ve aleyhine olan hususların nelerden ibaret olduğunu, 170/6. madde uyarınca ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangisine hükmedilmesinin istendiğini bilmeyen sanığın, savunmasını yaptığı söylenemez.

3- CMKnun 193/3-c maddesine göre, iddianamenin okunup yüklenen suçun, uygulanması istenen maddelerin açıklanmasından sonra yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu ve 147. maddedeki hakları` açıklanacaktır. İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunup suçu anlatılmadan, haklarından bahsedilmesi, amaca hizmet etmeyen, usulen yapılan soyut bir bildirim olacaktır.

4- İddianame veya yerine geçen belge okunmadan, suçu anlatılmadan CMK`nun 191/3-d maddesi uyarınca açıklamaya hazır olduğunu bildiren sanığın bu beyanı, bir şekilden ibaret olup amaca hizmet etmemektedir.

5- CMKnun 191/3-b maddesinde okunur, alınır, bildirilir, yapılır` ibareleri kullanılmış olup bu hükümler emredici niteliktedir. Vazgeçilemez, iddianamenin okunmasının faydası olmadığı ileri sürülemez, iddianame tebliğ edilmekle bu hususa ihtiyaç kalmadığı söylenemez.

6- Yargılamada sözlülük ilkesi dünya ülkelerince kabul edilmiştir. Bu ilke gereğince dosyadaki belgeler sanığa okunacak, tartışılacak ve CMK`nun 217. maddesi gözetilerek karar verilecektir. Dava açan belge olan iddianame veya yerine geçen belgenin de okunması, anlayabileceği cümlelerle sanığa suçunun anlatılması gerekir. Suçun, delillerin açıklanması adil yargılamanın ve sözlülük ilkesinin gereğidir.

Duruşmada iddianame okunmayacaksa, sanığın duruşmaya gelmesine gerek yoktur. Mahkemeye bir mektup yazarak savunmasını yapabilir. İddianamenin tebliği yetiyorsa, mektupla cevap verilmesi de yeterli olacaktır. Sanığın duruşmaya gelmesine gerek yoktur.

Halbuki yüze karşılık, sözlülük ilkeleri gereğince sanıkların duruşmaya gelmeleri, iddianın anlatılıp sorgusunun yapılması gerekir.

İddianame yerine geçen belge duruşmada okunmadan yargılamaya geçilemez. Aksi halde savunma hakkı kısıtlanacağı, CMK`nun emredici olan 191/3-b maddesine aykırı davranılacağı gibi sözlülük ilkesi de ihlal edilmiş olacaktır.

7- CMK’nun 308. maddesinde sayılan mutlak hukuka aykırılık halleri dışında kalan bozma nedenlerinin esasa etkili olması gerektiği, hükme etkisi olmayan nisbi hukuka aykırılık hallerinin bozma nedeni olamayacağına`` ilişkin görüşün olayda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Çünkü iddianame veya yerine geçen belgenin okunmaması savunma hakkının kıstlanması olup CMK`nun 308/8. madde hükmünün ihlalidir.

Nisbi hukuka aykırılık, beraat eden sanığa son sözünün sorulmaması, eylemi suç teşkil etmeyen sanığa nüfus ve sabıka kaydının okunmaması gibi hallerde söz konusudur. Evrensel bir ilke olan savunma hakkının kutsallığına aykırı olarak, savunmayla ilgili emredici bir hükme uymamak, mutlak hukuka aykırılık hallerinden olup bir itirazın reddine karar verilmelidir” görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi ise; “Sanığa iddianame okunmadan sorgusunun yapılarak hüküm kurulmasının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde ve kanuna aykırı olduğu, bu nedenle itirazın reddi gerektiği” düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24.05.2012 gün ve 6172-6718 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, hükmün esasının incelenebilmesi amacıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS