0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Görevi Kötüye Kullanma Suçu

TCK Madde 257

(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)



TCK Madde 257 Gerekçesi

Bir kamu göreviyle görevlendirilen kişi, bu kamu faaliyetinin yürütülmesi sırasında, görevinin gerekli kıldığı yükümlülüklere uygun hareket etmek zorundadırlar. Öyle ki; kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir.

Bu yükümlülükle bağdaşmayan davranışlar, belli koşullar altında suç olarak tanımlanmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu, bu bakımdan genel, tali ve tamamlayıcı bir suç olarak tanımlanmıştır.

Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen fiilin, kamu görevlisinin görevi alanına giren bir hususla ilgili olması gerekir.

Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunun oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetini sonuçlamış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir.

Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir. Örneğin kişi, tabi tutulduğu sınavda başarılı olmasına rağmen, başarısız gösterilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel, sahibine duyulan husumet dolayısıyla, plan tekniğine aykırı olarak, yeşil alan olarak gösterilmiş olabilir. Kişinin, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşıdığı hâlde, yararlanması engellenmiş olabilir. Kişinin, belli bir sınai veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşıdığı hâlde, bu faaliyeti engellenmiş olabilir.

Haklı olan işin görülmesinden sonra kişilerden yarar sağlanması da, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur. Çünkü, bu yarar, kamu görevlisi sıfatını taşıması ve işi görmüş olması dolayısıyla kişiye sağlanmaktadır. Bu gibi durumlarda, kişiler hakkının teslim edilmesi konusunda en azından bir kaygıyla hareket etmektedirler. Kamu görevlisine yarar sağlanması görünüşte rızaya dayalı olsa bile; kamusal görevlerin eşitlik ve liyakat esasına göre yürütüldüğü hususunda taşınan kaygı dolayısıyla, burada da bir mağduriyetin varlığını kabul etmek gerekir.

Görevin gereklerine aykırı davranış dolayısıyla, kamu açısından bir zarar meydana gelmiş olabilir. Örneğin orman alanında veya kamu arazisinin işgaliyle yapılan işyeri veya konutlara elektrik, su, gaz, telefon ve yol gibi alt yapı hizmetleri götürülmekle, görevin gereklerine aykırı davranılmış olabilir.

Görevin gereklerine aykırı davranmak suretiyle kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olabilir. Örneğin kişi, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşımadığı hâlde, yararlandırılmış olabilir. Kişiye, belli bir sınai veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşımadığı hâlde, bu faaliyetin icrasına yönelik olarak izin verilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel üzerinde, plan tekniğine veya imar planına aykırı olarak yapılaşmaya imkan sağlanmış olabilir.

Böylece, İtalyan hukukunun etkisiyle gerek doktrinimizde gerek Yargıtay’ın kimi kararlarında kabul gören sübjektif sınırlama ölçütü terk edilmiştir.

Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, görevin gereklerine aykırı davranışın mutlaka icrai davranış olması gerekmemektedir. Görevin gereklerine aykırı davranışın, ihmalî bir hareket olması hâlinde de, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir. Görevi kötüye kullanma suçunun icrai veya ihmali davranışla işlenmesinin sadece ceza miktarı üzerinde bir etkisi olabilecektir.

Bu düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer verilen keyfi muamele, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçları ayırımından vazgeçilmiştir.

Görevin gereklerine aykırı davranış sonucunda, bir insan ölmüş veya yaralanmış olabilir. Bu durumda; kamu görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icraî davranışta bulunmak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğunda kuşku yoktur. Ancak, bu durumda aynı zamanda ihmalî davranışla öldürme veya yaralama suçu oluşmaktadır.

Görevi kötüye kullanma suçu, genel, tali ve tamamlayıcı bir suç tipidir. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın başka bir suçu oluşturmadığı hâllerde, kamu görevlisini bu suça istinaden cezalandırmak gerekir. Buna karşılık, görevle bağlantılı yükümlülüğün ihmali sonucunda şayet bir kişi ölmüş veya yaralanmış ise, kişi artık görevi kötüye kullanma suçundan dolayı cezalandırılamaz. Bu durumda, ihmalî davranışla işlenmiş öldürme veya yaralama suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre; kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması, bazı hâllerde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır. Ancak, bunun için, fiilin icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturmaması gerekir. Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için, kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması, rüşvet suçunu oluşturacaktır. Buna karşılık, kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranmak amacıyla kişilerden menfaat temin etmesi durumunda ise, rüşvet suçu değil, kural olarak icbar suretiyle irtikap suçu oluşur. Ancak, somut olayda, kişinin menfaat sağlama yönünde icbar edildiği yönünde somut dayanak noktalarının bulunmaması durumunda, fiil görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilerek cezaya hükmedilecektir.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/11172 Karar : 2018/4442 Tarih : 18.06.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;

Sanıklardan … ve … haklarında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın, 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itirazı kabil olup temyizinin mümkün bulunmadığı, sanıklar müdafiin itirazının, mercii olan Kozan Ağır Ceza Mahkemesince incelenerek reddine karar verildiği gözetilerek incelemenin, sanık … müdafii ile sanık …‘nın ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazları ile sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Kooperatif yönetim kurulu başkan yardımcı ve üyesi olan sanıkların medeni hakları kullanma yeterliliğine sahip bulunmayan ve sanıklardan …‘un kızı olduğu belirtilen …‘u kooperatife üye yaparak görevlerini kötüye kullandıkları iddia edildiği ancak, sanık …‘nın toplantılara katılmadığı ve yönetim kurulu kararlarında imzasının bulunmadığını savunduğu da gözetilerek, kooperatife ait suç tarihlerini kapsayan yönetim kurulu karar ve üye defteri getirtilip incelenerek denetime olanak sağlayacak biçimde ilgili kısımların onaylı suretleri dosya arasına alınarak eylemi hangi sanık veya sanıkların ne şekilde gerçekleştirdiği tespit edilip sonucuna göre bir hüküm kurulması yerine eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabule göre de;

Görevi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği TCK’nın 257. maddesinin genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olup, kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacağı, 1163 sayılı Yasanın 8/1-2. ile Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Ana Sözleşmesinin 9 ve 77/1-u madde ve fıkra hükümlerine göre kooperatif ortaklığına girmek için gerçek kişilerin medeni hakları kullanma yeterliliğine sahip olmaları gerektiği ve yönetim kurulunun ortaklar ile ortak olmak için müracaat edenlerin anasözleşmede gösterilen ortaklık şartlarını taşıyıp taşımadıklarını araştırmak zorunda oldukları nazara alındığında, kooperatif yönetim kurulu üyesi olan sanıkların henüz 18 yaşını ikmal etmeyen…‘u 30/11/2008 tarihinde kooperatife üye yapmak şeklindeki eylemlerinin 1163 sayılı Kanunun 8/2. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın ek 2/2. maddesine temas ettiği ve bu suçun hükümden sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasanın 12. maddesiyle değişik TCK’nın 75. maddesi gereğince ön ödemeye tabi olduğu gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

…Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi yönetim kurulu üyeleri olan sanıkların, kooperatif ana sözleşmesine aykırı olarak kayden 05/01/1992 doğumlu olup 18 yaşından küçük olan …‘u 30/11/2008 tarihinde kooperatife üye yapmaları şeklindeki eylemlerinin görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme boyutunu aşacak şekilde icrai davranışla işlendiği gözetilmeden ve TCK’nın 257. maddesinde yer alan kişi mağduriyeti, kamu zararı veya kişilere haksız menfaat sağlama unsurlarının ne şekilde gerçekleştiği araştırılıp denetime imkan verecek şekilde karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, yetersiz gerekçe ve yanılgılı değerlendirme sonucu TCK’nın 257/1 maddesi yerine aynı Yasanın 257/2. maddesine göre hüküm kurulması,

Suçu TCK’nın 53/1-d maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanıklar haklarında aynı Yasanın 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesinde; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde verilen adli para cezasını ödememesi durumunda hapse çevrileceğine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık … müdafii ile sanık …‘nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 18/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/8142 Karar : 2018/6663 Tarih : 12.06.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 318 ve 5271 sayılı CMK’nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;

Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;

Olay günü iş kazası sonucu mermer blokun üzerine düşmesi nedeni ile yaralanan …‘a kaldırıldığı Karabük Şirinevler Devlet Hastanesinde ortopedi uzmanı olarak görev yapan sanık tarafından müdahale edildiği, bilahare ilk olarak buradan saat 21.00 sıralarında genel cerrahi konsültasyonu için Karabük Devlet Hastanesi’ne, buradan da saat 23.00 sıralarında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği, yolda genel beden travmasına bağlı sağ femur kırığı ile karakterli büyük damar (sağ femoral arter ve sağ femoral ven) yaralanmalarından gelişen iç kanama sonucu öldüğü anlaşılan olayda; Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nin 09/05/2011 tarihli raporuna göre, …‘ın genel beden travması sonucu femur kırığı nedeni ile götürüldüğü Karabük Şirinevler Devlet Hastanesi’nde, genel cerrahi ve kalp damar cerrahi konsültasyonları istenmeden ve hasta stabil hale getirilmeden sevk edilmesinin tıp kurallarına uygun olmadığının belirlendiği, sanığın bu eylemi ile ölüm arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı tespit edilemese de, sanığın ihmal göstererek görevinin gereklerini usulüne uygun bir şekilde yapmadığının sabit olduğu cihetle, sanığın eyleminin ihmal sureti ile görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğunun kabulü ve TCK’nın 257/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, eylemin TCK’nın 257/1. maddesinde belirtilen Görevi Kötüye Kullanmak suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,

2)Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrildiği aşamada bir gün karşılığı miktarın belirlenmesine ilişkin uygulama maddesinin gösterilmemesi sureti ile CMK’nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 12/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/11535 Karar : 2018/4352 Tarih : 7.06.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Olay tarihinde …PTT Müdürlüğünde köy dağıtıcısı olarak görev yapan sanığın katılan hakkında Siverek Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen 2012/526 E. 2012/588 K. sayılı mahkumiyet kararını usule aykırı olarak köy muhtarına tebliğ etmesi sonucu katılanın temyiz süresini geçirmesine sebep olup mağduriyetine yol açtığı iddia ve kabul olunan olayda; TCK 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için norma aykırı davranışın yeterli olmadığı, ayrıca objektif cezalandırma şartlarının da gerçekleşmesi gerektiği cihetle; eylem neticesinde kişi mağduriyeti, kamu zararı veya kişilere haksız menfaat sağlanması unsurlarının bulunup bulunmadığı varsa ne şekilde oluştuğunun denetime imkan verecek şekilde gerekçeleriyle, yine katılanın aşamalarda değişmeyen beyanlarında sanığın, Siverek Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen karar dışında başka mahkemelerce verilmiş kararları da usulüne uygun tebliğ etmemesi sonucu temyiz hakkını kaybettiğini beyan etmesi karşısında, katılanın yeniden beyanına başvurularak ilgili mahkeme kararlarının araştırılıp getirtilerek incelenmesi suretiyle sanık hakkında TCK 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılarak neticesine göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de;

Yüklenen suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Hükümden sonra 28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesi hükmüne aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 07/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/11551 Karar : 2018/4240 Tarih : 5.06.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Görevi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği TCK’nın 257. maddesi genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olup kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacağı nazara alındığında, … İlçesi…Beldesi Belediye Başkanı olan sanığın kamulaştırma kararı olmaksızın veya malikinin rızası alınmadan istinat duvarı yapmak amacıyla belediye görevlilerince yapılan çalışmalarda katılana ait taşınmaz sınırlarındaki eski ahır ve tuvaletin kaldırılarak yerine istinat duvarı yapılması için onay vermek suretiyle katılanın mağduriyetine neden olduğu iddia edilen olayda, sanığın eyleminin TCK’nın 151/1 maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçunu veya TCK’nın 261. maddesinde “İlgili kanunlarda belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek, kişilerin taşınır veya taşınmaz malları üzerinde, karşılık ödenmek suretiyle de olsa, zorla tasarrufta bulunan kamu görevlisi, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenen kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceği ve bu suçlardan hangisinin oluştuğuna ilişkin delilleri takdir, tartışma ve davaya bakma görevinin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesinin görevi kapsamında bulunması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, karar tarihinde faaliyette bulunan Sulh Ceza Mahkemesinde yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre;

24/03/2010 olan suç tarihinin karar başlığında 2010 şeklinde gösterilmesi suretiyle CMK’nın 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi,

Sanığın savunmasında lehe olan hükümlerin uygulanması yönündeki talebinin TCK’nın 50 ve 51. maddeleri de kapsadığı gözetilmeden hüküm kurulurken bu hususlarda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,

Suç tarihinden sonra kesinleşen ilam dışında adli sicil kaydı bulunmayan sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, CMK’nın 231/6. maddesindeki objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeksizin, “sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu” şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle yüklenen suçu işlediği kabul edilmesine rağmen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmemesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 05/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/10952 Karar : 2018/3762 Tarih : 21.05.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

TCK’nın 257. maddesinde bir zarar suçu olarak düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için norma aykırı davranışın yeterli olmadığı, ayrıca objektif cezalandırma şartlarının da gerçekleşmesi gerektiği gözetilerek kazı heyeti başkanı olan katılan ….n hakkında hırsızlık suçundan isnatlarda bulunulduğuna dair beyanları üzerinde durularak bu hususun da araştırılması suretiyle eylem neticesinde kişi mağduriyeti, kamu zararı ve kişilere haksız menfaat sağlanması unsurlarının oluşup oluşmadığı varsa ne şekilde oluştuğunun denetime imkan verecek şekilde gerekçeleriyle karar yerinde tartışılması ile neticesine göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/06/2008 gün ve 2008/149-163, 13/11/2007 gün ve 2007/171-235 sayılı Kararlarında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilemeyeceğinin CMK’nın 231/5-6. maddesindeki şartlar gözetilmek suretiyle seçenek yaptırımlara çevirme ve erteleme gibi diğer kişiselleştirme nedenlerinden önce hakim tarafından değerlendirilmesinin zorunlu bulunduğu ve CMK’nın 231/8. maddesine 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunun 72. maddesi ile eklenen cümlenin de eylem tarihinde yürürlükte bulunmadığından 6545 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların niteliği gereği yasal engel teşkil etmeyeceği gözetilerek, görevi kötüye kullanma suçundan hapis cezası ertelenen sanık hakkında, kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyecekleri hususunda ulaşılacak kanaate

göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle anılan hükmün açıklanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Yüklenen suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 21/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/10795 Karar : 2018/3288 Tarih : 2.05.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

1-a)Yalova Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, kendisine teslim edilen toplam 590.000 Türk Lirası meblağlı on altı adet çeke dayalı alacağı icra yoluyla tahsil etmek ve keşidecileri hakkında karşılıksız çek keşide etmek suçundan şikâyette bulunmak üzere masraf olarak 12.000 Türk Lirası aldığı hâlde, çeklerle ilgili icra takibi başlatmadığı gibi karşılıksız çek keşide etmek suçundan suç duyurusunda bulunmadığı ve vekalet süresi sona erdiği halde çekleri katılan şirkete iade etmeyerek mağduriyetine sebep olduğu iddia edilen olayda: sanığın 12.000 TL’yi vekalet ücretine mahsuben aldığı, katılan şirketin çek bedellerini tahsil ettiği ve zararının bulunmadığı şeklindeki savunmaları karşısında katılan şirketin çek bedellerini tahsil edip etmediği hususunun araştırılması ile sanığın tanık olarak bildirdiği … dinlenilmesinden sonra objektif cezalandırma şartı olan kişi mağduriyeti, kamu zararı ve kişilere haksız menfaat sağlanması unsurlarının oluşup oluşmadığı, varsa ne şekilde oluştuğu denetime imkan verecek şekilde gerekçeleriyle tartışılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

b)İddianamede TCK’nın 257/2. maddesinin uygulanması talep edildiği halde, ek savunma hakkı verilmeden anılan Yasanın 257/1. maddesinin tatbik edilmesi suretiyle CMK’nın 226. maddesine aykırı davranılması,

2-)Kabule göre de;

a-)Sanığın katılandan teslim aldığı çeklerle ilgili icra takibi başlatmamak ve çekler ile masraf avansını katılana iade etmemek şeklinde kabul edilen eylemlerinin TCK’nın 257/2. maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden 257/1. maddesiyle uygulama yapılması,

b-)Yüklenen suçu TCK’nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, aynı Kanunun 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 02/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/758 Karar : 2018/3010 Tarih : 24.04.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Olay tarihinde Adana Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde başhekim olarak görev yapan sanığın, hiyerarşik denetim yetkisinin gereğini yerine getirmeyerek hastane temizlik görevlilerinin hastalara kötü muamelede bulunmasına ve hastane içerisinde uyuşturucu madde satışı yapılmasına sebebiyet vermek suretiyle görevini ihmal ettiği kabul edilen olayda; sanığın suç tarihi itibariyle görevde bulunduğu süreler de nazara alınarak, başhekim ve başhekim yardımcılarıyla idari görevde bulunanların görev dağılımları ile sorumluluk alanlarının ilgili kurumdan sorulmasından, iddiaya konu hastane temizlik görevlilerinin yargılandığı Adana 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/781 Esas 2010/877 Karar ve Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/131 Esas, 2009/29 Karar sayılı dosyaların getirtilip incelenerek onaylı bir örneğinin dosya arasına alınmasından ve sanığın sorumlu olup olmadığının belirlenmesinden sonra hasıl olacak sonuca göre sanığın hukuki durumunun ve suç vasfının tayin ve takdiri de gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabule göre de;

Hükümden önce 19/12/2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Yasanın 1. maddesi ile TCK’nın 257/1-2. madde-fıkralarında yer alan “kazanç” sözcüğünün “menfaat” olarak değiştirilmesi ve TCK’nın 257/2. maddesindeki cezanın alt sınırının 3 ay hapis cezası olarak düzenlenmesi karşısında “alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirir bir durum olmadığı” ibaresine yer verilmesine rağmen temel cezanın 6 ay hapis olarak belirlenmesi,

Yüklenen suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nun 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 24/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/3585 Karar : 2018/328 Tarih : 1.02.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

12/10/2009 gün, 2008/339 Esas ve 2009/709 sayılı sanığın mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair ilk karar sonrası sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle dosyanın tekrar ele alındığı, mahkemenin verdiği yeni hükmün Yargıtay incelemesine tabi ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hüküm olacağı gözetilerek kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması ve bu şekilde cezanın şahsileştirilmesi gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, gerekçeli kararda sadece önceki kararın ortadan kaldırılma ve yeni hüküm kurma nedenleri ile hüküm kısmına yer verilmek suretiyle Anayasanın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34, 223, 230 ve 289/1-g maddelerine aykırı davranılması,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/11. fıkrasında yer alan “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurabilir.” şeklindeki düzenleme karşısında; herhangi bir yükümlülüğe tabi tutulmayan sanık hakkında mahkemenin hükmü aynen açıklaması ile yetinilmesi gerekirken hapis cezasının TCK 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesi,

Kabule göre;

Sanığın sübut bulan eyleminin ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve TCK’nın 257/2. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden aynı Kanunun 257/1. maddesi uyarınca icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması,

İlk hükümden sonra 19/12/2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Yasanın 1. maddesi ile TCK’nın 257/1-2. madde-fıkralarında yer alan “kazanç” sözcüğünün “menfaat” olarak değiştirilmesi, bu fıkralarda öngörülen cezaların alt ve üst sınırlarının indirilmesi karşısında, TCK’nın 7/2. madde-fıkrasındaki “suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü gözetilerek sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,

Yüklenen suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması,

Kanunu aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün açıklanan nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 01/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/10336 Karar : 2018/83 Tarih : 9.01.2018

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

KİT rejimine tabi bulunan PTT Genel Müdürlüğünde 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler kapsamında istihdam edilen personel, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11/b maddesi uyarınca, “ifa ettikleri görevlerinden doğan suçlardan dolayı” kamu görevlisi sayılmaktadırlar. Diğer taraftan, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 1. maddesi gereği anılan kanun hükümlerine göre tebligat işlemlerini yapmakla PTT Genel Müdürlüğü yetkili kılınmış ve Kanunun 52. maddesi uyarınca “bu kanunun tatbikinde görevli memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtar ve ihtiyar heyeti meclisi azalarının” işledikleri suçlardan ötürü kamu görevlisi gibi ceza görecekleri kabul edilmiştir. Açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca 7201 sayılı Kanun gereği tebligat işlemlerinde görevlendirilecek personelin PTT Genel Müdürlüğü personeli olması zorunlu olup, hizmet satın alınması suretiyle kurulan hukuki ilişkiye dayalı olarak yüklenici firma çalışanına tebligat görevi verilmesinin yasaya uygun olmadığı, nitekim 5584 sayılı Posta Kanununun “Ulaştırma Sözleşmeleri” başlıklı 10. maddesinin gerek önceki metnine ve gerekse 29/04/2009 tarihli ve 5893 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle eklenen “PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürebilir” şeklindeki ikinci fıkrasına göre de tebligat işlemlerinin yüklenici firma çalışanına gördürülmesinin yasal düzenlemelere uygunluk taşımadığı, sadece ayrım ve dağıtım işlerinin ihale yoluyla gördürülebilecek işlerden olduğu, tebligat işlemlerinin kapsam dışında tutulduğu,

Ayrıca, kamu görevlisinin tanımının yapıldığı 5237 sayılı TCK’nın 6/1-c maddesinin gerekçesinde kamusal faaliyetin Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesi olduğu, kamusal faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda ise bu kişilerin kamu görevlisi sayılamayacağı, hususları nazara alınarak;

İlgili kurumdan sorulup sanık ……‘ın PTT Genel Müdürlüğü personeli ya da yüklenici firma elemanı olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasından sonra hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de;

Sanığın eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeden aynı Kanunun 257/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi,

Yüklenen suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkiyi kullanmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 09/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/2547 Karar : 2017/7366 Tarih : 11.10.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Katılan vekilinin, sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Katılanın olay tarihinde, Eskişehir Zübeyde Hanım Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde kadın doğum uzmanı olarak görev yapan ve olay öncesinde de muayeneye gittiği sanık doktora 17.03.2009 tarihinde adet gecikmesi, bulantı, kasık ağrısı şikayetleri ile başvurduğu, sanığın yaptığı muayene sonucu katılana adet gecikmesine bağlı kist teşhisi konularak ilaç tedavisine başlandığı, katılanın 19.03.2009 tarihinde şikayetlerinin devam ettiği ve tekrar sanık doktora başvurduğu, sanığın ilaçları kullanmaya devam etmesini söylediği, katılanın 07.04.2009 tarihinde yapılan tahlil sonuçlarında hamile olduğunun tespit edildiği ancak katılanın kullandığı ilaçların fetüsün sağlığına kesin etkisi olmamakla beraber bu konuda risk bulunması nedeniyle 11.04.2009 tarihinde kürtaj olduğu olayda; 24-25 Mart 2011 tarihli Yüksek Sağlık Şurası Kararı’nda ‘’ Dosyadaki bilgi, belge ve bulgular değerlendirildiğinde; kişinin 17.03.2009’daki muayenesinde 4 haftalık gebeliği olduğu düşünüldüğünde; yapılan ultrasonografıde kullanılan ultrasonografı cihazı ve deneyime bağlı olarak gestasyonel kesenin görülemeyebileceği ancak gebelik sorgulamasının yapılması gerektiği, gebelik tanısı ekarte edildikten sonra ilaçların verilmesinin daha uygun olduğu cihetle Dr. …‘nun eyleminde eksiklik olduğu,

Hastaya reçete edilip kullanılan ilaçların FDA gebelik kategorilerine göre B ve C kategorisinde olan ilaçlar olduğu, yani kesin tahliye gerektiren ilaçlar olmadığı, kürtaj işleminin tıbbi endikasyonla değil, hastanın kendi isteği ile yapıldığı anlaşılmakla, kürtajla bebek kaybının kullanılan ilaçlarla illiyet bağının olmadığı’’ nın belirtilmesi karşısında tüm dosya kapsamından sanık doktorun anılan şikayetler ile kendisine başvuran katılanın muayene ve tedavi sürecinde gerekli kontrol ve tahlilleri yapma konusundaki ihmali nedeniyle, eyleminin TCK’nın 257/2. maddesindeki ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 11.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/26955 Karar : 2017/17912 Tarih : 10.07.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

1-Sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Katılan tarafından …Noterliğinin 16/12/2008 tarihli ve 094856 yevmiye nolu vekaleti ile vekil olarak görevlendirilen sanığın, katılana borçlu olan … isimli kişiden tahsil ettiği net 4382 TL’yi katılana vermeyerek uhdesinde tuttuğunun iddia edildiği olayda; sanık tarafından dosyaya sunulan ibranamedeki imzanın katılanın eli ürünü olup olmadığının tespit edilememesi nedeniyle sanığın mahkumiyetine yeter nitelikte delil olmadığının mahkemece kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2-Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Katılanın borçlu…‘tan 20.000 TL olan alacağını tahsil için görevlendirilen avukat sanığın, borçlu hakkında bir kısım icra işlemleri yapıp 4825 TL’yi tahsil ettikten sonra, borçlu hakkında başkaca bir işlem yapmayarak icra dosyasını yaklaşık 6 ay süre ile işlemsiz bırakarak katılanın mağduriyetine neden olduğunun iddia edildiği olayda; mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın atılı suçu işlemediğine ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;

a)Suç tarihinden sonra 08/10/2010 tarih ve 6086 sayılı Kanun ile TCK’nın 257/2 maddesinde düzenlenen ceza miktarlarının değiştirilmiş olması karşısında mahkemece lehe-aleyhe kanun karşılaştırılması yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi,

b)Sanık hakkında hükmedilen kısa süreli hapis cezası ertelenmesine rağmen hakkında TCK’nın 53 maddesi gereğince hak yoksunluklarına hükmedilmesi suretiyle TCK’nın 53/4 maddesine aykırı davranılması,

c)Katılanın talebi üzerine kendisine Baro tarafından tayin edilen avukat için ödenen miktarın yargılama gideri olarak sanıktan tahsili ile hazineye irat kaydı gerekirken, Avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince belirlenen miktarın sanıktan alınarak katılana verilmesine karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, katılanın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, hükmün BOZULMASINA, 10/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/8248 Karar : 2017/2543 Tarih : 8.06.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Olay tarihinde … barosuna kayıtlı avukat olarak çalışan sanığın, katılana ait taşınmazla ilgili olarak dava açmak amacıyla katılanın vekilliğini üstlenip, masraflar karşılığında 950 TL aldığı halde söz konusu görevini yerine getirmemesinden ibaret eyleminin ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve TCK’nın 257/2. maddesi ile uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, aynı Kanunun 257/1. maddesi uyarınca icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,

Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

TCK’nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işleyen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. madde ve fıkrası gereğince cezanın infazından sonra başlamak üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerekirken kısıtlayıcı bir şekilde avukatlık hak ve yetkilerini kullanmaktan yasaklanmasına karar verilmesi,

Dosya içeriğine göre 27/04/2009 olan suç tarihinin karar başlığında 17/05/2011 olarak gösterilmesi suretiyle CMK’nın 232/2-c maddesine aykırı davranılması, buna göre de daha sonraki bir tarihte kesinleşen adli sicil kaydındaki hapis cezası esas alınarak sanık hakkında TCK’nın 58/6-7. maddelerinin uygulanması,

-2-

Kabule göre de;

İddianamede sanık hakkında TCK’nın 257/2. maddesinin uygulanması talep edildiği halde, ek savunma hakkı verilmeden anılan Yasanın 257/1. maddesi uyarınca cezalandırılması suretiyle CMK’nın 226. maddesine aykırı davranılması,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 08/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2017/2081 Karar: 2017/4084 Tarih: 27.09.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Sanıklar …, …, …, …, … ve …‘un, toplam 154 yapının İmar Kanununa aykırı olduğuna dair tutulan yaptırım tutanaklarını belediye encümeninin gündemine getirmemek suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan;

Sanık …‘nın gerekli onayları almadan bütçe gelirlerinin yüzde onunu geçen iç borçlanma yapmak suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan;

Sanıklar …, …, …, , …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …‘ın gerekli ilkeleri uygulamaksızın kat artırımına müsaade edip imar planına aykırı toplam 250 yapı ruhsatı vererek yapı yoğunluğuna sebebiyet vermek suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan;

Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …‘ın İmar Mevzuatına aykırı olarak Belediye Meclis kararıyla plan tadilatı yapılmasına rağmen kaldırılan yeşil alanın yerine eşdeğer alan ayırmayarak mülk sahiplerine menfaat sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;

Afşin Belediye Başkanlığına yazı yazılarak sanıkların görev ve yetkilerinin ayrıca görev yaptıkları tarihlerin duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesinden sonra sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hükümler kurulması,

Somut olayın taraflarına ve niteliğine göre tarafsız ve bağımsız bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekirken, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünde çalışan kişilerden teşekkül eden bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapora istinaden karar verilmesi,

Kabule göre de;

Sanıklar …, …, …, …, … ve …‘un, toplam 154 yapının İmar Kanununa aykırı olduğuna dair tutulan yaptırım tutanaklarını belediye encümeninin gündemine getirmemek şeklinde kabul edilen eylemlerinin TCK’nın 257/2. maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden 257/1. maddesiyle uygulama yapılması,

Sanık …‘ın beyanına göre göreve başladığı tarih olan 02.04.2009 itibariyle Anayasa Mahkemesi’nin İmar Kanununun 42. maddesinin iptaline dair kararının yürürlüğe girmiş olması sebebiyle idari para cezalarının tahsil edilemeyecek oluşu ile 5271 Sayılı CMK’nın 231/5. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için, aynı maddenin 6. fıkrasında zararın ödenmesi koşulu öngörülmüş ise de, bu koşulun aranabilmesi için suçun niteliği veya işleniş biçimine ve doğurduğu sonuçlarına göre ortada giderilmesi gereken maddi bir zararın bulunmasının zorunlu olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, Dairemizce de benimsenen 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Sayılı Kararında da açıklandığı üzere, CMK’nın 231/6-c maddesinde düzenlenen “giderilmesi gereken zarar” kavramının, somut, belirlenebilir maddi zarar olduğu, manevi zararların bu kapsamda bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde meydana gelen zararın ne olduğu somut bir şekilde açıklanmadan zararın giderilmediği şeklinde yasal olmayan gerekçe ile anılan müessesenin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Sanık …‘nın gerekli onayları almadan bütçe gelirlerinin yüzde onunu geçen iç borçlanma yapmak suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan; Afşin eski Belediye başkanı olan sanığın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde oluşu kabul edilen eylemleri sebebiyle zincirleme tek suçtan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden ve eylemlerin neden bağımsız suç olarak kabul edildiği, suç kastının nasıl yenilendiği de karar yerinde denetime imkan verecek şekilde gerekçeleriyle gösterilip tartışılmadan yazılı şekilde ayrı hüküm kurulması,

Sanıklar …, …, …, , …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …‘ın gerekli ilkeleri uygulamaksızın kat artırımına müsaade edip imar planına aykırı toplam 250 yapı ruhsatı vererek İmar Kanununa aykırı olarak yapı yoğunluğuna sebebiyet vermek suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan;

5271 Sayılı CMK’nın 231/5. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için, aynı maddenin 6. fıkrasında zararın ödenmesi koşulu öngörülmüş ise de, bu koşulun aranabilmesi için suçun niteliği veya işleniş biçimine ve doğurduğu sonuçlarına göre ortada giderilmesi gereken maddi bir zararın bulunmasının zorunlu olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, Dairemizce de benimsenen 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, CMK’nın 231/6-c maddesinde düzenlenen “giderilmesi gereken zarar” kavramının, somut, belirlenebilir maddi zarar olduğu, manevi zararların bu kapsamda bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde meydana gelen zararın ne olduğu somut bir şekilde açıklanmadan, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmayan sanıklar hakkında zararın giderilmediği şeklinde yasal olmayan gerekçe ile anılan müessesenin tüm sanıklar yönünden uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Sanık …‘in sadece 10.10.2008 tarihli davaya konu belediye meclis kararına katıldığı gözetilmeksizin uygulama maddesinin 43/2 yerine 43/1 maddesi olarak gösterilmesi ve bu madde gereği yapılan artırımda teşdit uygulanarak cezada şahsileştirme ilkesinin gözetilmemesi,

Afşin eski Belediye başkanı olan …‘nın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde oluşu kabul edilen eylemleri sebebiyle zincirleme tek suçtan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden ve eylemlerin neden bağımsız suç olarak kabul edildiği, suç kastının nasıl yenilendiği de karar yerinde denetime imkan verecek şekilde gerekçeleriyle gösterilip tartışılmadan yazılı şekilde ayrı hüküm kurulması,

Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …‘ın İmar Mevzuatına aykırı olarak Belediye Meclis kararıyla plan tadilatı yapılmasına rağmen kaldırılan yeşil alanın yerine eşdeğer alan ayırmayarak mülk sahiplerine menfaat sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmak suçundan;

Belediye Başkanı … ile belediye meclis üyesi olan sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …‘ın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde oluşu kabul edilen eylemleri sebebiyle zincirleme tek suçtan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden ve eylemlerin neden bağımsız suç olarak kabul edildiği, suç kastının nasıl yenilendiği de karar yerinde denetime imkan verecek şekilde gerekçeleriyle gösterilip tartışılmadan yazılı şekilde ayrı hüküm kurulması,

5271 Sayılı CMK’nın 231/5. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için, aynı maddenin 6. fıkrasında zararın ödenmesi koşulu öngörülmüş ise de, bu koşulun aranabilmesi için suçun niteliği veya işleniş biçimine ve doğurduğu sonuçlarına göre ortada giderilmesi gereken maddi bir zararın bulunmasının zorunlu olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, Dairemizce de benimsenen 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Sayılı Kararında da açıklandığı üzere, CMK’nın 231/6-c maddesinde düzenlenen “giderilmesi gereken zarar” kavramının, somut, belirlenebilir maddi zarar olduğu, manevi zararların bu kapsamda bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde meydana gelen zararın ne olduğu somut bir şekilde açıklanmadan, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmayan sanıklar hakkında zararın giderilmediği şeklinde yasal olmayan gerekçe ile anılan müessesenin tüm sanıklar yönünden uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Mahkumiyete konu tüm hükümlerle ilgili olarak; hüküm fıkrasında uygulama maddesinin 53/5. maddesi yerine 50/5. maddesi olarak gösterilmesi ve sonuç yasaklılık süresi açıkça belirtilmeyerek infazda tereddüt oluşturacak biçimde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanıklar ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/8360 Karar: 2017/2567 Tarih: 12.06.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Muhtar olarak görev yapan sanığın, kamulaştırma kararı olmaksızın veya malikinin rızası alınmadan, katılanın hissesinin bulunduğu 1617 parsel numaralı taşınmazdan kanalizasyon borusu geçirdiği iddia edilen olayda; görevi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği TCK’nın 257. maddesi genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olup kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacağı nazara alındığında, sanığın eyleminin TCK’nın 154/1. maddesinde düzenlenen hakkı olmayan yere tecavüz veya TCK’nın 261. maddesinde düzenlenen kişilerin malları üzerinde usulsüz tasarruf suçunu oluşturabileceği dikkate alınarak davaya bakmanın, delillerin takdir ve tartışılmasının 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevi kapsamında bulunduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden karar tarihinde faaliyette bulunan sulh ceza mahkemesinde yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde görevi kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması,

Kabule göre de;

Yüklenen suçu TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, aynı Kanunun 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/ son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 12.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/12670 Karar: 2017/3105 Tarih: 12.04.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Katılanlar ile katılanlar vekilinin yokluklarında verilen 01.07.2014 tarihli kararın, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11/1. maddesi gereğince katılanlar vekiline tebliğ edilmesi gerekirken, katılanlara, aynı Kanun’un 21/2. maddesine göre tebliğ edilmesinin usule aykırı olması sebebiyle geçersiz bulunmasından dolayı Dairemizin 10.05.2016 tarihli tevdi kararı uyarınca 10.11.2016 tarihinde tebliğ edilen karara yönelik katılanlar vekilinin 17.11.2016 tarihinde yaptığı temyiz isteminin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede:

1-) Katılan …‘in eşi olan ve 38 haftalık gebeliği bulunan katılan …‘ın, 21.11.2007 tarihinde saat 06.30 sularında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurup, aynı gün saat 17.30’da doğurduğu bebeğinin, perinatal asfiksi ve gelişen komplikasyonlar sonucu 2 gün sonra ölmesinin ardından başlatılan adli soruşturma kapsamında, İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün 15.12.2008 tarihli ve 200 numaralı kararında, doğumda görevli kadın hastalıkları ve doğum asistanları Dr. … ve Dr. … ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanı nöbetçi Dr. …‘in ihmallerinin bulunduğu belirtilerek adı geçen doktorlar hakkında soruşturma izni verilmesi üzerine tamamlanan adli soruşturma sonunda, sanıklar …, … ve …‘in TCK’nın 85 /1. maddesindeki taksirle öldürme suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,

Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunun 30.04.2007 tarihli raporunda; “…Otopsi raporunda bebeğin vücudunda ölüme neden olabilecek nitelikte travmatik değişim tanımlanmadığı, toksikolojik tetkik raporunda; bebeğin kanında saptanan 1995 ng/ml fenobarbitalin öldürücü düzeyde olmayıp bebeğin tedavisi sırasında verilmiş olduğu, tıbbi belgeler ile otopside saptanan makroskopik ve mikroskopik bulgulara göre bebeğin ölümünün perinatal (doğum sürecinde) asfiksi (oksijensiz kalma) ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, asfiksiye neden olan etkenin eldeki verilerle belirlenemediği…” tespitine yer verilmesi, Yüksek Sağlık Şurasının 05-06 Ocak 2012 tarihli ve 12997 Sayılı kararında; “…Dosyadaki bilgi, belge ve bulgular değerlendirildiğinde; yapılan otopside yaygın amniyon aspirasyonu ve yenidoğan pnömonisi tespit edildiği, yenidoğan pnömonisinin intrauterin mi olduğu, yoksa sonradan mı geliştiğinin mevcut belgelerle tespit edilemediği cihetle Dr. … (Kadın Hastalıkları ve Doğum Asistanı), Dr. … (Kadın Hastalıkları ve Doğum Asistanı) ve Dr. …‘e (Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı) atf-ı kabil kusur bulunmadığına, Şuramızca oybirliği ile karar verildi…”; ayrıca, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 27.02.2014 tarihli raporunda; “… 21.11.2007 tarihinde saat 06:30 civarında 38 haftalık gebeliği bulunan kişinin sularının geldiği ve Şişli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurduğu, muayenesi yapıldıktan sonra yatışı yapıldığı, antibiyotik tedavisi başlandığı, daha önceki takiplerinde herhangi bir problem tanımlanmadığı, takipleri sırasında çocuk kalp seslerinde herhangi bir problemi olmayan hastaya saat 17:30 civarında 1.dk apgarı 3 olan kız bebek doğurtulduğu, kişinin dosyada mevcut NST’lerin kurulumuzca değerlendirilmesinde de herhangi bir patoloji düşünülmediği, solunum sıkıntısı nedeni ile entübe edilen bebeğin yoğun bakımda perinatal asfiksi tanısı ile tedavi edilirken öldüğü dikkate alındığında; sağlık personeli, hekimlere ve hizmetin izleyişine atfı kabil kusur bulunmadığı oy çokluğu ile mütalaa olunur…” biçiminde görüş bildirilmesi karşısında, sanıkların eylemleri ile ölüm arasında uygun illiyet bağı bulunmaması sebebiyle sanıklara atılı taksirle öldürme suçu yasal unsurları itibariyle oluşmamış ise de;

Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 27.02.2014 tarihli raporunda yer alan, “… bebeğin 17.30’da normal spnotan yoldan Kadın Hastalıkları ve Doğum Asistanları Dr. … ve Dr. … tarafından doğurtulduğu, doğum esnasında sorumlu uzman Dr. …‘in hasta başında bulunmadığı, spontan solunumu olmayan ve 1. dakika Apgar skoru 3, 5. dakika Apgar skoru 5 olan hastanın uygun şekilde resusite edilmediği ve resusitasyon için çocuk hekimi çağrıldığı, çağrılan çocuk hekiminin 15 dakika sonra bebeği entübe edip yenidoğan yoğun bakıma yatırdığı; bebeğin kan gazında ağır metabolik asidoz olduğu, kalp, böbrek ve karaciğer dahil olmak üzere bebekte multiorgan yetersizliği bulunduğu ve bebeğin evre III asfiksi tanısı ile 50 saat sonra kaybedildiği, her ne kadar bebekteki asfiksi doğumdan önce öngörülemez ise de doğumdan sonra resusitasyon ihtiyacı olan bebeğin, Neonatan Resusitasyon Programı (NRP) sertifikasına sahip bir kişi tarafından resusite edilmesi gerektiği; kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının bu sertifikaya sahip olduğu ve uzman Dr. …‘in bu resusitasyonu yapabilecek yetkiye sahip olduğu ve hasta başında bulunması halinde resusitasyonu yapabileceği, doğumu fiilen gerçekleştiren asistanlarda bu sertifikaya sahip olmaları halinde resusitasyonu yapabilecekleri, kötü durumda doğan bebek hakkında sorumlu uzmanları derhal bilgilendirmemelerinin eksiklik olduğu, uzmanlık öğrencilerinin ancak uzman gözetiminde işlem yapabileceklerinin Tıpta Uzmanlık Yönetmeliğinin gereği olduğu cihetle; doğumu gerçekleştiren ve daha sonra uygun resusitasyon yapmayan Asistan Dr. … ve Dr. … ile sorumlu uzman …‘in eylemlerinin tıp kurallarına aykırı olduğu, ancak bu eksik eylemin bebeğin ölümüne katkısının derecesinin bilinemeyeceği…” biçimindeki muhalafet görüşü ve dosyada mevcut diğer bilgi ve belgelere göre; katılan …‘ı doğum esnasında gerektiği şekilde izleyip değerlendirmeyen ve hastanenin gereken donanıma sahip olmasına rağmen doğumu operatif olarak sonuçlandıramayan sanık doktorların, görevlerinin gereklerini yerine getirmede ihmal gösterdiklerinin sabit olması karşısında, TCK’nın 257/2. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanıkların beraatlerine karar verilmesi,

2-) Kabul ve uygulamaya göre de:

Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık … yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/5. maddesi gereğince, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanık … müdafiinin ve katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/9 Karar: 2017/661 Tarih: 20.03.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

I- ) ( Katılan )-sanık … hakkında yakınan- ( sanıklar ) … ve …‘a yönelik kasten yaralama, yakınan- ( sanıklar ) … ve …‘na yönelik hakaret; ( yakınan )-sanıklar … ve … hakkında katılan- ( sanık ) …‘ya yönelik kasten yaralama, hakaret ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelemesinde;

Katılan- ( sanık ) … vekilinin temyiz itirazının suç vasfına yönelik olmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede;

14.04.2011 tarih ve 27905 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 Sayılı Kanun’un 26. maddesiyle eklenen 5329 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 2 . maddesinin 1. fıkrası uyarınca üç bin liraya kadar olan mahkumiyet hükümlerinin kesin nitelikte olması ve temyiz kabiliyetinin de bulunmaması sebebiyle katılan-sanık … ve ( yakınan )-sanık … savunmanları ile ( yakınan )-sanık …‘nun temyiz isteğinin 317. maddesi gereğince isteme uygun olarak REDDİNE,

II- ) Sanıklar …, … ve … hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerine yönelik temyiz taleplerinin incelemesine gelince;

Sanık … hakkında tehdit, sanık … hakkında 6136 Sayılı Kanun’a aykırılık suçlarından verilen “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” dair kararlara karşı istemlerin, itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemece incelenip, değerlendirildiği anlaşıldığından, bu sanıklar hakkında yapılacak bir işlemin bu aşamada bulunmadığı,

Sanık … hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara gelince;

  1. maddesinin 12. fıkrası uyarınca itirazı olanaklı kararlardan olup, temyiz olanağı bulunmadığından itirazı incelemeye yetkili ve görevli Mahkemeye iletilmek üzere isteme uygun olarak, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE,

III- ) Sanık … hakkında suç işlemek amacı ile örgüt kurma, yakınanlar … ve …‘e yönelik tehdit, katılan- ( sanık ) …

ve yakınan …‘a yönelik yağma, yakınan Nuri Taksir’e yönelik yağmaya kalkışma; sanıklar …, …, …, …, … hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olma suçundan kurulan hükümlerin incelemesine gelince;

Yakınan …‘a yönelik eylemin işyerinde, suç örgütünün sağladığı korkutucu güçten yararlanılarak işlendiğinin anlaşılması karşısında; 5237 Sayılı TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının ( f ) bendinin yanı sıra ( d ) bendinin de uygulanması ve aynı Kanun’un 61. maddesi değerlendirilerek alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre sanıklar …, …, …, … savunmanları, sanık … ve o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

IV- Sanık … hakkında yakınan …‘a yönelik tehdit suçundan kurulan hükmün incelemesine gelince;

Oluş ve dosya içeriğine göre; sanığın eylemini örgütün korkutucu gücünden yararlanarak işlediğine dair bir delil bulunmayıp, bu hali ile TCK’nın 106 /1. maddesi kapsamında bulunduğu anlaşılıp, anılan suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre, sanığın sorgusunun yapıldığı 19.09.2008 tarihi ile inceleme tarihi arasında aynı Kanun’un 66/1-d maddesinde öngörülen 8 yıllık sürenin zamanaşımını kesen bir neden olmaksızın geçmiş bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı sebebiyle DÜŞMESİNE,

V- ) Sanık … hakkında görevi kötüye kullanma suçuna azmettirme, yakınan Faruk Yel’e yönelik tehdit, sanıklar …, … ve … hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olma suçundan kurulan hükümlerin incelemesine gelince;

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Oluş ve dosya içeriğine göre, 24.10.2007 tarihinde yakınan …‘nın kuaför olarak işlettiği işyerine gelen zabıta memurlarının işyeri ruhsatını sordukları, yakınanın işyeri ruhsatını henüz almadığını, evrakları hazırladığını, müracaat edeceğini söylediği, zabıta memurlarının tutanak tuttuğu, bir hafta içerisinde ruhsat işlemlerine başlaması gerektiğini söyleyerek işyerinden ayrıldıkları, Belediye Encümeni’nin 01.11.2007 tarihli kararı ile 117 TL idari para cezasına ve işyerinin ruhsat alınıncaya kadar çalışmaktan alıkonulmasına karar verildiği, yakınanın bu idari işlemin iptali için 12.11.2007 tarihinde idare mahkemesine dava açtığı, Ankara 13. İdare Mahkemesi’nin 21.03.2008 gün ve 2007/2428-2008/509 Sayılı kararı ile yakınanın dava açıldıktan sonra 16.01.2008 tarihinde başvurusu üzerine işyeri açma ve çalışma ruhsatını aldığı, işyeri açma ve çalışma ruhsatını tutanak tarihinden itibaren 7 gün içerisinde alması gerektiği halde almadığı, encümen kararında aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verildiği, iletişim tespit tutanaklarına göre 09.11.2007 tarihinde sanıklar … ile …‘ün bu konu üzerine konuştukları, sanık …‘nun encümen kararının çıkıp çıkmadığını sorduğu, Keçiören Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’nde müdür vekili olarak görev yapan sanık …‘ün kararı beklediklerini, karar çıkarsa mühürleyeceklerini söylediği anlaşılmıştır. TCK’nın 38. maddesinde anlamını bulan suça azmettirme, belli bir suç işleme hususunda henüz bir kararı olmayan bir başka kişinin başkası tarafından suç işlemeye karar verdirilmesidir. Azmettirme halinde suçun kanuni tanımını gerektiren bir fiile ihtiyaç vardır. 5237 Sayılı TCK’nın 257. maddesinde belirtilen suçun oluşması için, görevin gereklerine aykırı davranış yanında objektif cezalandırma şartı olan “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması” ya da “kişilere haksız bir menfaat sağlanması” şartlarından birinin bulunması gerektiği ancak somut olayda, TCK’nın 257. maddesinde öngörülen unsurlardan hiçbirinin gerçekleşmediği gözetilmeden, sanık …‘nun görevi kötüye kullanma suçuna azmettirdiğinden bahisle dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

2- ) Yakınan … aşamalarda, “Çalışmakta olduğum, İzmir’de bulunan … firması olarak …‘nun Ankara’daki firmasına yazılım programı kurduk. Sanık … 11 gün kadar sonra yapacağını beyan etti. İlerleyen günlerde tahsilatı yapabilmek için … Ltd. Şti’ni aradığımda telefona ismini bilmediğim bir sekreter çıktı ve ödemeyi …‘nun bir hafta içersinde nakit havale yolu ile yapacağını belirtti. Ancak vaat edildiği gibi bize olan borçlarını ödemedikleri gibi, bu husustaki görüşmelerimiz yaklaşık bir buçuk-iki ay kadar sürdü. Firmanın alacağı olan parayı tahsil etme çabası içerisinde iken … beni telefon ile arayarak hatırladığım kadarı ile ‘Bu parayı ödemiyorum, seni İzmir’den aldırırım, Ankara meydanında etek giydirir gezdiririm’ şeklinde tehditlerde bulundu. Ben de kendisine bu kadar sinirlenmesine gerek olmadığını, şayet ödemeyi yapamıyorsa, ödemeyi yapmayabileceğini söyleyerek telefonu kapattım. … ile aramızda geçen münasebet bundan ibarettir. Bir daha kendisi ile görüşmedim, ayrıca firmamızın alacağı olan 650 TL bedelli yazılım programı parasını da tahsil edemedik. Bu görüşmeden önce internetten yapmış olduğum araştırmada, … hakkında bir çok davanın olduğunu, bir çok insanı tehdit ettiğini, yine bir çok olaya karıştığını tespit ettim. Bu yüzden şirketin alacağını tahsil edemeyeceğimi düşünerek fazla da olayın üzerinde durmadım ve alacağımızdan da vazgeçtim.” dediği, sanık …‘nun savunmanlarında “… isimli şahsın şirketi benim şirketime tüp ve su bayilerinin kullanmış olduğu yazılım programı hazırladılar. 550 TL borcum vardı. Yanımda kısa bir müddet çalışan … isimli bir çocuk ile parayı havale ettiğimizi sanıyordum. Ancak … parayı havale etmemiş. Bu yüzden … hakkımda bu tür iddalarda bulunmuş olabilir. … isimli kişi bu dönemde işyerime telefon açıp ‘Ya bu parayı ödeyin ya da hakaret derecesine getirmeyin’ dedi. Ayrıca programı da internet yolu ile iptal etti. Bu yüzden işlerim aksadı. Telefon görüşmesini elemanımdan öğrendim. Ben de kendisine o tarihte telefon açtım sinirli idim sert konuştum. Programı iptal ettiğinden parayı ödemeyeceğimi söyledim” şeklinde beyanda bulunduğu, iletişim tespit tutanaklarında da yakınanın beyanında geçen görüşmelerin yer aldığı olayda, sanığın suç örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanarak tehdit suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, TCK’nın 106/2-d maddesi kapsamında suçun örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda ve/veya örgüt yönetici veya üyesi tarafından şahsi sebeple olsa bile suç örgütünün gücünden ve imkanlarından yararlanarak işlendiğine dair kesin kanıtlar karar yerinde gösterilmeden, diğer taraftan eylemin TCK’nın 106/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı karar yerinde açıklanıp tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- ) Suç örgütü kurma ve yönetme ile örgüte üye olma, suçları yönünden suç örgütünün işlemeyi amaçladığı suç ve/veya suçların en azından hazırlık hareketi ile ilgili ciddi bulgu, emare ve/veya delil olmalıdır. Suç örgütü kurma bağımsız bir suç kabul edildiğine göre, amacı olmayan bir örgütlenmede, suç örgütünün, bir veya birkaç amaçla suç işlemesi için kurulmalı ve suçların işlenmesine dair TCK’nın 220/1.maddesinde gösterilen unsurlar ile ilgili bulgulara ulaşılmalıdır.

Suç işlemek için örgüt kurmada bir veya birkaç suç işlendikten sonra daha programlanmış suçları işlemek için örgüt devam eder. Örgüte iştirak eden failler işlenen suçtan dolayı iştirak gereği cezalandırılır, yani katkıda bulunana uygulanır. Örgüt kurucuları kendi başlarına veya başkaları ile anlaşma yapılmasını başlatandır. Faaliyeti ile örgütün doğmasına sebebiyet vermektedir. Örgüt yönetenler ise üst pozisyonda kolektif faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyen, koordine edenlerdir. Örgüte sonradan katılmak ile iş bölümü gereği bir görev üstlenen örgüt üyesi olur. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, yardım eden kişi de örgüt üyesi sayılacaktır.

Suç örgütü üyesi, örgüt yöneticisinin rızasının varlığına gerek olmadan örgüte fiilen katılan kişidir. Kişinin suç örgütü üyeliğinden suçlanabilmesi için örgütün varlığından haberdar olmalı, bilerek ve isteyerek ona üye olması ve örgütün hiyerarşik yapısında da yerini alması gerekir. Örgüt ile bağlantısı olmadan münferit hareket edenlerin suç örgütü üyesi olarak kabulü benimsenmez.

Somut olayda;

Suç örgütüne üye olmakla suçlanan ve hakkında mahkumiyet kararı verilen sanık …‘nun sanık …‘nun adamı olup birlikte gezdikleri yönünde ifadelere yer verilmiş ve sanıklar … ve …‘nun yaptıkları bir telefon görüşmesinde, sanık …‘nun yapılacak bir duruşmasına kalabalık olarak gidilmesi ile ilgili konuşmalar bulunduğu,

Sanık …‘ın sanık …‘nun ikamet ettiği Keçiören semtinde bulunan … markette çalıştığı, yakınan …, bu kişinin, kendi işyerine gelip giden, işyerinin ruhsatsız çalıştığını … … söyleyen kişi olduğu, … ile birlikte hareket edip, onun adamı olduğu yönünde beyanda bulunduğu,

Sanık … ile sanık … arasında geçen ve dosyadaki iletişimin tespiti tutanaklarına yansıyan bir kısım konuşmalarda sanık …‘ın amcasına ait aracın icra yolu ile satışının yapılacağı, ihaleden haberdar olup aracın alınmasına dair konularda görüşüldüğü, bu aracın akıbetinin dosyaya yansımadığı, ayrıca bazı beyanlarda bu sanığın kendisi ile aynı semtte ikamet eden sanık … hastanede bulunduğu sırada bu kişiyi ziyaret ettiğine yer verildiği,

Bu açıklamalar karşısında;

Suç örgütüne üye olmakla suçlanan sanıklardan sanık … ile sanık …‘nun anne-baba bir kardeş olup, kardeşlerin birlikte gezme ve/veya biri ile ilgili bir mahkeme olduğunda duruşmaya gidilmesi ile ilgili konuşmaların hayatın olağanı olduğu; sanık …‘ın sanık …‘nun ikamet ettiği yerdeki bir markette çalışan kişi olup, sosyal koşullar içinde bu ilişkinin örgüt üyeliğine dair yansıma olamayacağı, bu tür yapıların hayatın bir uzantısı olduğu; sanık …‘ın ise yukarıda bahsedilen görüşmeler ve aynı semtte yaşayan bir kişiyi hastanede ziyaret etmesi dışında dosyaya yansıyan bir hareketinin bulunmadığı, bu kapsamda, devamlılık içeren kanunun suç saydığı fiilleri işlemek ( suç işleme programı altında ) amacı ile bir araya gelip aralarında sıkı veya gevşek hiyerarşik bir bağın bulunduğuna ve adı geçen sanıkların faaliyetleri ile örgütün doğmasına veya üst pozisyonda kollektif faaliyeti kısmen veya tamamen düzenleyip koordine ettiklerine dair bir kısım soyut beyanlar dışında dosya kapsamında delil bulunmadığı, gerek telekomünikasyon yoluyla iletişimin kayda alınmasına dair tutanaklarda, gerekse arama kayıtlarında da bu yönde bir bulguya rastlanmadığının anlaşılması karşısında; yukarıda adı geçen sanıklar hakkında sanık …‘nun suç işlemek amacı ile kurduğu örgüte üye olduklarına dair kesin kanıtların neler olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısı ile sanıklar …, … ve … savunmanları ile sanık …‘nun savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle kısmen isteme uygun olarak BOZULMASINA, 20.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10325 Karar: 2017/1404 Tarih: 20.03.2017

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Sanık …‘ın suç tarihinde alkollü olduğu halde trafik kazası geçirerek sevk edildiği Alanya Devlet Hastanesinde muayenesini yapan sanık Dr. … tarafından alkolsüz olduğuna dair genel adli muayene raporu düzenlendiği, böylece kamu görevlisi olan sanık …‘in kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu işlediği, alkollü sanığın eyleminin de bu suça iştirak olduğunun iddia ve kabul edildiği kamu davasının yargılamasında; sanık …‘nin tek taraflı maddi hasarlı trafik kazası geçirdikten sonra olay yerine ilk intikal eden ve tanık olarak ifadelerine başvurulan itfaiye memuru …, ambulans şoförü …, acil tıp teknisyenleri … ve …‘nın gözlemlerine dayalı olarak verdikleri sanığın alkollü olduğuna dair anlatımları karşısında, sanığın alkol almadığına yönelik savunmaları ve sevk edildiği Alanda Devlet Hastanesi Acil Servis Polikliniğinde görevli sağlık memuru …, hemşireler …, … ve hastane polisi …‘in sanığın hal ve hareketlerinden alkollü olduğuna dair izlenim elde edemediklerine dair beyanları ile sanığın arkadaşı M. …‘un sanığın savunmalarını doğrular biçimde sanığın alkol aldığını görmediğini, kaza sonrası şoka girmiş olduğunu ve bu sebeple titrediğini ifade etmesi hep birlikte değerlendirildiğinde, olay gecesi Acil Servis nöbet listesinde adı bulunmayan sanık Dr. …‘ın arızalı olması nedeni ile çıktı alamadığı alkolmetre ile alkol ölçümü yaptığını, makinenin “0” promil göstermesi nedeni ile suça konu adli muayene raporunu düzenlediğine yönelik savunmalarının aksine tanıkların kesin delil niteliğinde olmayan ve birbiri ile çelişen anlatımları dışında içerik olarak sahte belge düzenlediğine dair somut ve her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği anlaşılmakla, savunmalar doğrultusunda sanığın suç tarihinde acil servis polikliniğinde görevli olduğuna yönelik sözlü ya da yazılı bir talimat bulunup bulunmadığı araştırılıp, alkolmetre ölçüm çıktısı olmaksızın genel adli muayene raporu düzenleyerek yaralıyı taburcu etmekten ibaret eylemlerinin 257. maddedeki suçu oluşturup oluşturmayacağı karar yerinde tartışılmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması;

Kabule göre de;

1- )Suç tarihi olan 13.04.2012 günü Alanya Devlet Hastanesinde acil polikliniğinde görevli bulunan doktorlar arasında sanığın bulunmadığı, sanığın savunmalarında her ne kadar o gün hastane kayıtlarında nöbetçi olarak gözükmese de acil serviste görev yapmakta olduğuna dair beyanlarının bulunması karşısında; 5237 Sayılı TCK’nun 204/2. maddesinde düzenlenen “Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçunun oluşması için sahte resmi belgeyi düzenleyen kamu görevlisinin belgeyi düzenlemeye yetkili olması, görevi sırasında ve kanuni yetkisine dayanarak bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi ve düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağının bulunması gerektiği cihetle; sanığın savunmaları doğrultusunda araştırma yapılarak suç tarihinde acil servis polikliniğinde ne şekilde görevli olduğu, yazılı ya da sözlü talimat bulunup bulunmadığı hususları araştırılarak sonucuna göre hukuki durumun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, yasaya aykırı;

2- )T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine dair olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca ( Üye …‘ün değişik gerekçe ile ) BOZULMASINA, 20.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

DEĞİŞİK GEREKÇE :

13.04.2012 tarihinde sanık …‘ın … plaka sayılı aracıyla seyir halinde iken tek taraflı bir trafik kazası meydana geldiği, sanığın ambulansla Alanya Devlet Hastanesi Acil Polikliniğine sevkinden sonra sanık doktor … tarafından alkolsüz olduğu yönünde rapor düzenlendiği, böylece sanık …‘nin azmettirmesi sonucu sanık doktor …‘in sahte alkol raporu düzenlemek suretiyle memurun resmi evrakta sahteciliği suçunu işledikleri iddiası ve kabulu şeklinde gerçekleşen olayda; trafik kazasının tek taraflı olarak gerçekleşmesi sebebiyle ve hangi miktarda alkollü olduğu kesin nitelikte belirlenemediğinden, sanık … hakkında evrakın düzenlendiği tarih ve saat itibariyle başlatılmış bir soruşturma bulunmadığından, düzenlenen raporun sanık doktor …‘in idari görevine dair olduğu ve bu sanık hakkında 4483 Sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınması gerektiği kanaatiyle yerel mahkeme hükmünün sanık … bakımından bozulmasına dair sayın çoğunluğun görüşünden farklı, arz edilen gerekçe ile bozulması gerektiği kanaatindeyim.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/7168 Karar: 2016/6487 Tarih: 20.06.2016

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Sanığın, katılana ait silahın kaybolması veya çalınması olayı sonrasında, silahın elinde olduğu izlenimini vererek soruşturmayı kapatmaya yönelik hareket ettiği kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmişse de; katılanın silahının hırsızlandığına yönelik şikayeti üzerine Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2011/146 soruşturma, 2011/103 Sayılı Kararıyla “… kolluk tarafından yapılan incelemede araç üzerinde kapılarda, camlarda herhangi bir zorlama izinin tespit edilemediği gibi etrafta yapılan araştırmada da hırsızlık olayının emaresini oluşturacak bir bulgunun elde edilemediği, müştekinin silahını düşürmüş de olabileceği, başkaları tarafından silahın bulunularak sahiplenildiğine dair herhangi bir delilin mevcut bulunmadığı, elde edilen bulgulara göre müştekinin soyut iddiası dışında aracından silahının çalındığına dair herhangi bir delilin elde edilemediği…” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, katılanın ek ifadeyi imzalamadığı ve soruşturmaya esas alınmadığı gözetildiğinde, 5237 Sayılı TCK’nın 257. maddesinde belirtilen suçun oluşması için, görevin gereklerine aykırı davranış yanında objektif cezalandırma şartı olan “kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması” ya da “kişilere haksız bir menfaat sağlanması” şartlarından birinin bulunması gerektiği ancak somut olayda bunlardan hiçbirinin gerçekleşmediği gözetilmeden unsurları itibariyle oluşmayan suçtan beraati yerine dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de;

Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sırasındaki davranışları ile cezanın failin geleceği üzerindeki etkileri gibi hususlar gözetilerek takdiri indirim uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekirken, suç tarihi itibarıyla sabıkası ve duruşma tutanaklarına yansıtılmış olumsuz tutum ve davranışları bulunmayan sanık hakkında “sanığın dosyaya yansıyan kişiliğine ve sosyal ilişkilerine göre sanığa verilen cezanın sanık üzerindeki olası etkileri dikkate alındığında” şeklindeki dosya kapsamına aykırı ve kısmen yasal olmayan gerekçeyle TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Suç tarihi itibariyle sabıkasız olan sanığın duruşma tutanaklarına yansımış olumsuz bir hali bulunmadığı gibi eylemi sebebiyle somut zarar oluşmadığı da nazara alınarak; sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, CMK’nın 231/6. maddesindeki objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeksizin “müştekinin silahının iade edilmediği ve suçtan maddi bir zarar görmüş olması “ şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle 5271 Sayılı CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

“Suçun işleniş biçimi” lehe değerlendirilerek temel ceza alt sınırdan belirlenmesine karşın, bu defa “suçun işlenmesindeki özellikler” aleyhe değerlendirilmek suretiyle TCK’nın 50/1. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek hükümde çelişkiye neden olunması,

Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 Sayılı kararının 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması sebebiyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

5237 Sayılı TCK’nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. madde ve fıkrası gereğince, cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/ son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 20.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/13985 Karar: 2016/2041 Tarih: 08.03.2016

  • TCK 257. Madde

  • Görevi Kötüye Kullanma Suçu

I- ) Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Resmi belgede sahtecilik suçundan doğrudan doğruya zarar görmeyen PTT Genel Müdürlüğünün kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verilmesinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz yetkisi vermeyeceği cihetle; şikayetçi vekilinin temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

II- ) Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik sanık müdafiilerinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

1- ) … PTT Genel Müdürlüğünde posta dağıtıcısı olarak görev yapan sanık hakkında, katılan …‘a 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşma gününü içeren tebliğ evrakını, bizzat tebliğ yazmasına rağmen bizzat vermeyip, tebligat parçasını sahte olarak tanzim etmek suretiyle atılı suçu işlediğinin iddia olunduğu olayda; sanığın aşamalarda, söz konusu tebliğ evrakını zarfın üzerinde yazılı adres tam olarak doğru olmadığı halde adresi bilmesi sebebiyle götürdüğünü, evde o anda bulunan bir kadının evrakı içeri götürüp imzalattığını, imzalayanın sanığın babası olduğunu, babasının daha öncede evrakları imzaladığını, kesinlikle sahtecilik yapmadığını savunması karşısında; sahtecilik kastının bulunmadığı, eylemin 5237 Sayılı Kanun’un 257. maddesi kapsamında görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde memurun resmi belgede sahteciliği suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, yasaya aykırı,

2- ) Kabule göre de;

5237 Sayılı TCK’nun 53. maddesine dair uygulanmanın, Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.03.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS