0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Duruşmanın Başlaması

CMK Madde 191

(1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.

(2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.

(3) Duruşmada, sırasıyla;

a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,

b) (Değişik: 24/11/2016-6763/29 md.) İddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır,

c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,

d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.



CMK Madde 191 Gerekçesi

Duruşmanın başlamasına ilişkin bu madde ile, 1412 sayılı Kanunun 236 ncı maddesine göre yapılan değişiklikler aşağıda belirtilmiştir: Sanığa iddianame okunduktan sonra susma ve yüklenen suç hakkında konuşmama hakkı olduğunun bildirilmesi yeni bir ekdir. Yeni maddeye göre, sanığa haklarının gerçekten anlayabileceği bir biçimde açıklanarak anlatılması zorunlu hâle getirilmiştir.

Getirilen yeni ve önemli hüküm, iddianamenin kabulü kararının okunmasıdır. Bu okunma anı büyük önem taşımaktadır. Zira bazı yetkiler bundan sonra kullanılmaktadır ve duruşmanın başlamasına bağlıdır yani yetkiler duruşmanın açılmasıyla kullanılabilir veya kullanılamazlar.

İddianamenin kabulü kararının, soruşturmadan kovuşturma evresine geçişin sınır taşını oluşturduğu evvelce açıklanmıştı. İddianame kabul edilince kovuşturma evresi başlamakta ve duruşma hazırlığına girişilmektedir. İddianamenin kabulü ile duruşmanın başladığının salonda mahkeme başkanı veya hâkim tarafından açıklanarak iddianamenin kabulü kararının okunması ile dar anlamda duruşma başlar ve bunun birbirini izleyen usul işlemlerinin ara vermeksizin aynı yerde yoğun bir biçimde yapılmasının sonunda, aynı hâkim tarafından hükmün verilmesi, dar anlamda duruşma aşamasını oluşturacaktır.

Bundan sonra sanığın ve avukatının hazır bulunup bulunmadığı saptanacaktır. Tasarının temel hedeflerinden biri, savunmayı güçlendirmek olduğundan bu hüküm getirilmiştir.

Daha sonra mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın açık kimliğini ve kişisel durumunu saptayacak, iddianame veya iddianame yerine geçen belge okunacak ve sanığa “susma hakkı” ve “yüklenen suçla ilgili konuşmama hakkı” olduğu bildirilecektir.


CMK 191 (Duruşmanın Başlaması) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/14950 Karar : 2018/6960 Tarih : 29.05.2018

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

I-Sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;

14.04.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 31.03.2011 tarih ve 6217 sayılı Yasa’nın 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. maddesi gereğince doğrudan hükmolunan 3000 TL dahil adli para cezasına mahkumiyet hükmünün temyizi mümkün olmadığından sanığın temyiz isteğinin 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,

II-Sanık hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan hükümlere yönelik yapılan incelemede;

1-Sanığa 03/06/2010 tarihli iddianame ve ekleri okunmadan, 5271 sayılı CMK’nın 147. maddesi uyarınca yasal hakları hatırlatılmadan savunmasının alınması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 191/3-b ve 147. maddelerine aykırı davranılması,

2-Sanığın hüküm tarihinde aynı yargı çevresi içerisinde bulunan Şarkışla A2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olduğunun UYAP kayıtlarından anlaşılması karşısında; duruşmadan bağışık tutulmak istediğine dair bir talebi olmadan hükmün açıklandığı 16.12.2010 tarihli duruşmada hazır edilmeyerek hükümlülüğüne karar verilmesi suretiyle, CMK’nın 196. maddesine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 29/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

I-Sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;

14.04.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 31.03.2011 tarih ve 6217 sayılı Yasa’nın 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. maddesi gereğince doğrudan hükmolunan 3000 TL dahil adli para cezasına mahkumiyet hükmünün temyizi mümkün olmadığından sanığın temyiz isteğinin 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,

II-Sanık hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan hükümlere yönelik yapılan incelemede;

1-Sanığa 03/06/2010 tarihli iddianame ve ekleri okunmadan, 5271 sayılı CMK’nın 147. maddesi uyarınca yasal hakları hatırlatılmadan savunmasının alınması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 191/3-b ve 147. maddelerine aykırı davranılması,

2-Sanığın hüküm tarihinde aynı yargı çevresi içerisinde bulunan Şarkışla A2 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan hükümlü olduğunun UYAP kayıtlarından anlaşılması karşısında; duruşmadan bağışık tutulmak istediğine dair bir talebi olmadan hükmün açıklandığı 16.12.2010 tarihli duruşmada hazır edilmeyerek hükümlülüğüne karar verilmesi suretiyle, CMK’nın 196. maddesine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 29/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/16927 Karar : 2017/26686 Tarih : 4.12.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1)Görevsizlik kararı okunmadan sanığın savunması alınarak, CMK’nın 191/3-b maddesine aykırı davranılması,

2)5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesi gereğince hükmün konusu, iddianamede gösterilen eylem olduğundan iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Somut olayda, iddianamenin anlatım kısmında sanığın bıçakla tehdit ettiğine ilişkin eyleminin açıklanmadığı gözetilmeden, “Fail ve Fiilde Bağlılık Kural”na aykırı olarak uygulama yapılmak suretiyle iddianamede tanımlanmayan eylemden hüküm kurulmak suretiyle CMK’nın 225. maddesine aykırı hareket edilmesi,

3)Sanık hakkında TCK’nın 106/1 1. cümle uyarınca suçun sübutu halinde; 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş ve sanık …‘un temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/8732 Karar : 2017/4742 Tarih : 27.09.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

A)Sanık … hakkında suç üstlenmek suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

5271 sayılı CMK’nın 231. ve 6545 sayılı kanun ile değişik 191. maddeleri uyarınca verilen “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” dair karar, 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesine göre temyizi mümkün olmayıp, itiraza tâbi olması nedeniyle, sanığın bu konudaki temyiz isteği itiraz olarak kabul edilerek, itirazla ilgili gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi için, bu suçla ilgili olarak dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na İADESİNE,

B)1 - Sanık … hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.03.2012 tarihli ve 2011/785 E. 2012/101 K. sayılı kararında açıklandığı üzere; “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma” suçundan dolayı, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası gereğince verilen “tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” ilişkin kararın, sözü edilen fıkraya 6217 sayılı Kanunla eklenen cümlenin yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihinden önce ya da sonra verilip verilmediğine bakılmaksızın, temyiz değil itiraz kanun yoluna tabi olması nedeniyle, itirazlarla ilgili gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi için, dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na İADESİNE,

2 - Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içerisindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilenler dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,

ancak;

1 - 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK`nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

2 - İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü`nce suç konusu maddelerden alınan şahit numunelerin de müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA; ancak bu durumun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK`nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;

1 - TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine “Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanıklar hakkında, TCK`nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması,

2 - Hüküm fıkrasının müsadereye ilişkin bölümünde yer alan “12 Gram Hint Keneviri Bitki Kırıntısı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü`nce suç konusu maddelerden alınan şahit numunelerin” ibaresinin eklenmesi,

Suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/29009 Karar : 2017/9960 Tarih : 18.09.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1)Sanık hakkında abonesiz elektrik kullandığına dair kaçak tespit tutanağının düzenlenmesi karşısında; sanığın meskeninde kullanılan elektrik sayacının tüketimi eksik gösterip göstermediği veya sayaca tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde müdahale edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi için; sanığın suça konu yerde ne kadar süredir oturduğunun ve kaçak ya da usulsüz kullanımın ne zaman başladığının kesin olarak saptanması, tespit tutanağında belirtilen tüketim değerlerine göre yine tespit tutanağında belirtilen sayaç endeksinin uyumlu olup olmadığı ve usulsüz kullanım bedeli konusunda teknik bilirkişiden rapor alınmadan eksik kovuşturma ve araştırma ile uygulama yapılması,

2)Alınacak bilirkişi raporu sonucunda, 02.07.2012 tarihinde kabul edilerek, 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un Geçici 2. maddesinin l. fıkrası uyarınca aynı maddenin 2. fıkrası gereğince, şikayetçi kurumun zararını tazmin etmesi halinde sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilerek, sanığın kurumun zararını giderip gidermediği sorularak, gidermediğinin tespiti halinde, “bilirkişi tarafından tespit edilecek normal tarifeye göre vergiler dahil, cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararı gidermesi halinde 6352 sayılı Yasa’nın geçici 2/2. maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine” dair bildirimde bulunularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

3)Derhal beraat kararı verilmesi gereken bir durum bulunmadığı halde, 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek aynı Kanun’un 191. ve 147. maddeleri gereğince sanığın savunması alınmadan, delil takdiri yapılarak, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, Üst Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedeni bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 18.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/494 Karar : 2017/4278 Tarih : 11.07.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

1 - Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin incelenmesi:

15/02/2013 tarihinde sanık müdafiinin yüzüne karşı tefhim edilen hükmün, süresinden sonra 30/03/2013 tarihinde temyiz edildiği ve sanık müdafii tarafından ileri sürülen eski hale getirme isteğinin yerinde olmadığı, hükmün 1412 sayılı CMUK’nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra temyiz edildiği anlaşıldığından sanık müdafiinin temyiz isteğinin, CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,

2 - Sanıklar …,…,…,…,… hakkında kurulan hükümlerin incelenmesi:

TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 sayılı kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Sanık …‘ın adli sicil kaydında da yer alan sabıkası nedeniyle hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmaması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile eleştiriler dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık … ve müdafii ile sanıklar …, … ve … müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,

3 - Sanık … hakkında kurulan hükmün incelenmesi:

Hükümden sonra UYAP sistemi üzerinden MERNİS’ten alınarak dosyaya eklenen nüfus kayıt örneğinde; sanığın 21/08/2013 tarihinde öldüğünün belirtilmesi karşısında, sanığın ölüp ölmediğinin Mahkemece araştırılarak, ölmüş olduğunun tespiti halinde hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,

4 - Sanık … hakkında kurulan hükmün incelenmesi:

Sanığın görevsizlik kararı üzerine Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savunmasının tespit edildiği celsede, iddianame okunmadan ve CMK 147. maddedeki yasal hakları hatırlatılmadan, okunmuş ve hatırlatılmış ise de denetime olanak sağlayacak biçimde tutanağa geçirilmeden sorgusu yapılarak 5271 sayılı CMK’nın 147. ve 191/3 - b maddelerine aykırı davranılmak suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,

5 - Sanıklar … ve … hakkında kurulan hükümlerin incelenmesi:

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığından yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanıkların uyuşturucu maddeleri aldıklarını iddia ettikleri …. …. ve yeğeni … hakkındaki 27.12.2007 tarih, 2007/148 soruşturma nosu ile tefrik edilen soruşturma sonucunun akıbetinin araştırılması, dava açılmış ise dava derdest ise aralarındaki bağlantı nedeniyle her iki davanın birleştirilmesi, hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise dava dosyasının aslı ya da temyiz denetimine olanak verecek şekilde onaylı örnekleri getirtilerek bu dosya içine konması; tüm deliller birlikte değerlendirilip, tartışıldıktan sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,

6 - Sanıklar …. ve … hakkında kurulan hükümlerin incelenmesi:

Sanıklarda herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemediği, 25.11.2007 tarihlerinde ele geçen uyuşturucu maddeler ile bağlantılarının olduğunun saptanamadığı, içeriği değişik anlamlara gelebilecek telefon konuşmaları dışında sanıkların atılı suçu işlediğine veya mahkum olan diğer sanıkların suçlarına iştirak ettiğine ilişkin; kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gibi, telefon konuşmalarında geçen ve uyuşturucu madde ticaretine konu olduğu iddia edilen maddelerin ele geçirilmemiş olması nedeniyle uyuşturucu ya da uyarıcı madde olarak kabul edilemeyecekleri anlaşıldığından; sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanıklar … ve …. ile müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA,

11.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/12243 Karar : 2017/8742 Tarih : 3.07.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1- Derhal beraat kararı verilmesi gereken bir durum bulunmadığı halde, 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek aynı Kanun’un 191 ve 147. maddeleri gereğince sanığın savunması alınmadan, delil takdiri yapılarak, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Hakkında kurum tarafından abonesiz olarak sayaçtan geçirmek suretiyle kaçak elektrik kullandığına dair tutanak düzenlenen sanığın suça konu yerde ne kadar süredir ikamet ettiği ve dava konusu tutanak tarihi itibariyle suça konu sayacın kullanım süresinin belirlenmesinin ardından, ikamette kullanılan sayacın tüketimi eksik gösterip göstermediği veya tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde sayaca müdahale edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi için; sanığın suça konu yerde halen oturuyor olması durumunda; keşif yapılıp söz konusu ikamette bulunan elektrikli aletlerin durumu itibariyle kurulu güç ve mümkün olduğu taktirde de kullanım durumuna göre bu aletlerin çalışma süreleri belirlenip böylece söz konusu dönemde normal kullanıma göre tüketilebilecek ortalama elektrik miktarı bilirkişiye hesaplattırıldıktan sonra bulunacak değerin suça konu sayaçtan geçirilen tüketim miktarıyla uyumlu olup olmadığı ve tutanak öncesi tüketimlerle tutanak sonrası tüketimler arasında fark oluşup oluşmadığı; sanığın suça konu ikamette halen oturuyor olmaması durumunda ise; tespit tutanağında belirtilen devreden geçen akım miktarına göre yine tespit tutanağında belirtilen endeks değerinin uyumlu olup olmadığı tespit edildikten sonra hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

3-Alınan bilirkişi raporu sonucunda, sanığın karşılıksız yararlanma kastıyla hareket ettiğinin tespiti halinde, kaçak kullanım bedeline ilişkin vergiler dahil cezasız kullanım bedeline ilişkin rapor alındıktan sonra; bu durumda da bakılması gereken madde 5237 sayılı TCK’nın 168/5: ‘‘Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz.’’ Eğer zarar soruşturma aşamasında tamamen ödenmişse mutlaka düşme kararı verilip adli sicilde bunlara ilişkin mahsus bir sisteme kayıt ettirilmelidir. Sanık soruşturma aşamasında hiç ödeme yapmamış, sanığa ödeme ihtarı da yapılmamış ve sanık kovuşturma aşamasında bilirkişinin hesapladığı miktarı tamamen gidermişse yine düşme verilmelidir. Bilirkişi alınan rapor sonucunda sanığa makul bir süre verilerek ve ‘‘bilirkişi tarafından belirlenen zararı tamamen tazmin etmesi halinde kamu davasının düşürüleceğine’’ dair bildirimde bulunarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 03/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/1354 Karar : 2017/5720 Tarih : 3.07.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

Sanığın usulünce sorgusu yapılıp, savunması alınmadan, yargılama sonlandırılıp sanığın kaçakçılık suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi suretiyle CMK.nun 147 ve 191. maddelerine aykırı davranılması,

Kabule göre ise;

24.11.2015 günlü 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakları ile vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverilmesine, altsoyu dışında kalanlarla ilgili bu hak ve yetkilerden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi,

Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.07.2017 günü oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/1061 Karar : 2017/4580 Tarih : 21.06.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

I-Sanık … hakkında kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’in suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

TCK’nın 53/1-c maddesindeki hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrası hükmü uyarınca kendi altsoyu üzerindekiler bakımından koşullu salıverme tarihine, diğerleri yönünden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar uygulanabileceğinin gözetilmemesi ve aynı maddede düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,

Bozmayı gerektirmiş olup hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükümlerden TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin bütünüyle çıkarılarak yerlerine “Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda yürürlükte bulunan TCK’nın 53/1. maddesinin sanık hakkında uygulanmasına” ibarelerinin ilavesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II-Sanık … hakkında kurulan hükümlere gelince;

1-Sanık hakkında düzenlenen 31.03.2013 tarihli iddianameye konu olayda, sanığın aşamalardaki savunması ve tutarlı tanık ifadelerine göre sanığın silahlı terör örgütü PKK’nın üyesi bulunan …’in talimatı ve sanık … aracılığıyla iletişime geçtiği açık kimlik bilgileri bulunmayan …. isimli kişinin yönlendirmesiyle PKK terör örgütüne katılmak isteyen tanıklar …, …, … ve … isimli şahısları PKK silahlı terör örgütünün kamplarına götürülmesi amacıyla ….’a teslim etmek istediği ancak … isimli tanığın ağabeyinin kendisine engel olması üzerine eylemini tamamlayamadığının anlaşıldığı olayda; örgüte eleman kazandırma organizasyonu içinde görev aldığı anlaşılmakla terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılması gerekirken dosya içeriğiyle uyuşmayan gerekçelerle beraatine karar verilmesi,

2-Sanık hakkında düzenlenen 20.01.2014 tarihli silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, mala zarar verme ve tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması suçlarına konu iddianame öncelikle maliye hazinesine tebliğ edilerek duruşmadan haberdar olması sağlandıktan sonra sanığa okunarak savunmasının alınması gerektiği de gözetilmeden CMK’nın 191/3-b ve CMK 234/b-2 maddelerine aykırılık yapılmak suretiyle yargılamaya devamla hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 21.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/539 Karar : 2017/3988 Tarih : 20.06.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

A - Sanık hakkında cezaevine yasak eşya sokma suçundan verilen hükmün incelenmesinde;

1 - 5721 sayılı CMK’nin 147 ve 191. maddeleri uyarınca sanığın kimlik tespiti yapılmadan, sanığa iddianame okunmadan ve yasal hakları hatırlatılmadan sorgusunun yapılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2 - Suç tarihinde Erciş Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan sanığın alınan savunmalarında cezaevinde uyuşturucu madde kullanmadığın beyan etmesi ve sanıktan uyuşturucu maddele ele geçirilememiş olması karşısında, sanığın cezaevinden izne çıkış ve dönüş tarihleri saptanıp, tespit edilen uyuşturucu etken maddelerin vücuttan atılma süresi nazara alınarak sanığın izinde bulunduğu dönemde kullanmış olup olmayacağı yönünden Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre;

3 - Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 sayılı kararının 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

B - Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan verilen hükmün incelenmesinde;

1 - 5721 sayılı CMK’nin 147 ve 191. maddeleri uyarınca sanığın kimlik tespiti yapılmadan, sanığa iddianame okunmadan ve yasal hakları hatırlatılmadan sorgusunun yapılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2 - 5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesine göre; hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil hakkında kurulabileceğinin düzenlenmesi karşısında, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemden ibaret olduğu, iddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olaya dayalı olmadan bağımsız olarak açıklanıp belirtilmesinin gerektiği, aksine uygulamanın hangi eylemden dolayı dava açıldığı ve hangi iddiaya karşı savunma yapılacağı hususunda karışıklığa neden olacağı dikkate alındığında, Erciş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 07/01/2009 tarihli ve 2009/2 numaralı iddianamesi içeriğine ve sevk maddelerine göre, sanık hakkında “TCK’nın 297/1 maddesi yollamasıyla kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan kamu davası açıldığı ancak “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan açılmış bir dava bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında ek savunma hakkı verilmek suretiyle, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, 20/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/32190 Karar : 2017/7126 Tarih : 5.06.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir;

Ancak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/02/2009 tarih ve 2008/11-250 esas, 2009/13 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, CMK’nın 231/6-c maddesinde düzenlenen “giderilmesi gereken zarar” kavramının, somut, belirlenebilir maddi zarar olduğu, manevi zararı kapsamadığı, işlediği kabul edilen tehdit ve hakaret suçlarında meydana getirdiği somut maddi bir zarardan söz edilemeyeceği gözetilerek, sabıkasız olan sanığın kişilik özellikleri, duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, hangi kişilik özelliklerinin olumsuz olarak kabul edildiği açıklanıp tartışılmadan, “zararın giderilmediği” şeklinde yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle anılan hükmün uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Kabule göre de;

1.CMK’nın 191/1. maddesi uyarınca, iddianamenin kabulü kararı okunmadan duruşmaya başlanması,

2.Sanıktan tahsiline karar verilen yargılama gideri dökümünün kısa kararda ve gerekçeli kararda gösterilmemesi suretiyle, CMK’nın 324. maddesine aykırı davranılması,

Yasaya aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/06/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/115 Karar : 2017/1481 Tarih : 8.05.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

1-) Sanık … hakkında, mağdur …‘i kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 11.02.2016 tarihli ek iddianame ile açılan davada, iddianame okunup, sanığın üzerine atılı bulunan suç anlatılıp, yasal hakları hatırlatılarak savunmasının alınması gerektiği gözetilmeksizin, savunması alınmaksızın hüküm kurulması suretiyle CMK’nun 147 ve 191. maddelerine muhalefet edilmesi,

2-) Sanık … hakkında, mağdur …‘i kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 11.02.2016 tarihli ek iddianame ile dava açıldığı, mağdur …‘in 25.04.2016 tarihli oturumda sanıktan şikayetçi olduğunu bildirdiği halde, davaya

katılması konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeyerek CMK’nun 238. maddesine aykırı davranılması,

3-) Kabule göre; 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisine göre, suçun maddi unsurları arasında yer alan suçun konusu, kanunda tanımlanan tipik hareketin üzerinde icra edildiği kişi ya da şey olarak açıklanmaktadır.

Hedefte sapma; yapılan hareketin, gerçekleştirilmek istenen suç konusu üzerinde değil de failin yetersizliği veya yeteneğini gereği gibi kullanamaması ya da sair bir sebepten ötürü meydana gelen sapma sonucunda başka bir konu üzerinde gerçekleşmesidir. Hedefte sapma halinde bir hata söz konusu değildir. Zira, hedefte sapmada sapan failin iradesi değil hareketidir. Bu halde hareket adeta saparak yön değiştirmekte ve neticesini istenilen konu üzerinde değil de başka bir konu ya da istenilen konu yanında istenilmeyen başka konu veya konular üzerinde gerçekleştirmektedir. Hatada ise failin bilgisizliği ya da yanlış bilgisi söz konusu olup, failin düşündüğü ile gerçek arasında zıtlık bulunmaktadır. Bu itibarla, hedefte sapma ile hatanın özel bir hali olan şahısta hata farklı hususlardır. Şahısta hatada fail mağdurun şahsında hataya düşmektedir. Örneğin, failin A’yı öldürmek isterken, A olduğunu zannederek B’yi öldürmesi gibi. Oysa hedefte sapmada fail, eylemini gerçekleştirmek istediği kişiyi karıştırmamakta, ancak hareketinin sonucunda meydana gelen sapma nedeniyle kastettiği kişi dışında bir başka kişi veya kastetdiği kişiyle birlikte başka bir kişiyi de öldürmekte ya da yaralamaktadır.

765 sayılı TCK’nda hedefte sapma, şahısta hata hali ile birlikte 52. maddesinde; “Bir kimse bir hata veya sair bir arıza yüzünden cürmü kast ettiği şahıstan başka bir şahsın zararına işlemiş olursa cürümden zarar gören kimsenin sıfatından neşet eden ve cezayı şiddetlendiren esbap faile tahmil olunmaz. Belki cürüm kast olunan şahsa karşı işlenmiş gibi telâkki olunarak, fail cürmün tazammun edebileceği esbabı muhaffefeden istifade eder” şeklinde düzenlenmiştir.

5237 sayılı TCK’nda ise hedefte sapma haline ilişkin özel bir hüküm bulunmadığından hedefte sapma halinde failin sorumluluğunun, meydana gelen netice bakımından failin kusurunun ne olduğu ile suçların içtimaı kuralları çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Nitekim, hata konusunun düzenlendiği 30. maddenin gerekçesinde, “Hedefte sapma hali ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma halinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimai hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima kapsamında ele alınmaktadır” denilmiştir.

5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa …/…

o kadar ceza vardır” ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir.

765 sayılı TCK’nda, aynı nev’iden fikri içtima ile farklı nev’iden fikri içtima tek madde halinde 79. maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’nda bu iki hal birbirinden ayrılarak, aynı nev’iden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin 2. fıkrasında, farklı nev’iden fikri içtima ise kanunun 44. maddesinde düzenlenmiştir.

5237 sayılı TCK’nun “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 2. fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.

TCK’nun 43. maddesinin 3. fıkrasında ise; “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz” hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda zincirleme suç hükümleri ile aynı nev’iden fikri içtima kuralının uygulanmayacağı, dolayısıyla sayılan bu suçlarda, failin mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılacağı kabul edilmiştir.

Bu açıklamalara göre, aynı nev’iden fikri içtimanın şartlarını, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması, suç mağdurlarının farklı olması, işlenen suçun 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen suçlardan olmaması, suç tipinde özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmemesi şeklinde belirlemek mümkündür.

Farklı neviden fikri içtima ise 5237 sayılı Kanunun 44. maddesinde; “(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.

Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.

Farklı neviden fikri içtima kuralları da şartlarının bulunması halinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hallerde …/…

bu kuralın uygulanması imkanı bulunmamaktadır. Nitekim, 5237 sayılı TCK’nun 212. maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.

Bu anlatıma göre de, farklı neviden fikri içtimaın şartları da, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir.

Görüldüğü gibi; 5237 sayılı TCK’nun gerek 43. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen aynı neviden fikri içtima, gerekse 44. maddesinde hüküm altına alınan farklı neviden fikri içtimada hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla suçun işlenmesi sözkonusudur. Bununla birlikte aynı neviden fikri içtimada suçlar aynı iken, farklı neviden fikri içtimada suçların farklı olması hususu iki düzenleme arasındaki ayrımı ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda, “aynı suç” ile “farklı suç” kavramlarının ve 5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinde yer alan “bir fiil” ibaresi ve aynı Kanunun 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinin gerekçesinde; “Bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir” şeklinde açıklamaya yer verildiğinden, buna göre, anılan maddede yer alan “farklı suç”tan kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışında kalan ve Türk Ceza Kanununda ya da özel ceza kanunlarında yer alan, yani ceza hukuku mevzuatındaki diğer suç hükümleridir. Bunun yanında, bir suçun basit hali ile nitelikli hali ya da unsurları aynı olan suçlar aynı suç sayılacağı gibi, bir suçun teşebbüs halinde kalması ile tamamlanması veya olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi hallerinde de aynı suç söz konusu olacaktır.

TCK’nun 43. maddesinin üçüncü fıkrasında aynı nev’iden fikri içtimanın uygulanamayacağı suçlar arasında “kasten öldürme” sayılmışken, 44. maddede düzenlenen farklı nev’iden fikri içtima ile ilgili olarak kasten öldürme suçları yönünden böyle bir istisnaya yer verilmemiştir. Dolayısıyla, TCK’nun 43/3. maddesinde sayılan suçlar tek fiille birden çok kişiye karşı işlendiği takdirde gerçek içtima kuralı uygulanacak, her bir suçtan dolayı fail ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Fakat sözkonusu istisnaya Kanunun 44. maddesinde yer verilmediğinden, aynı fiille 43. maddenin 3. fıkrasında sayılan suçlarla birlikte bir başka suçun işlenmesi halinde, farklı neviden fikri içtima hükümleri gereğince en ağır suçtan ceza verilecektir. Diğer bir deyişle, …/…

hukuki anlamda tek bir fiille bir kişinin kasten öldürülmesi yanında, başka bir suçun da işlendiği durumlarda, öncelikle ikinci suçun nitelendirilmesi yapılacak, ikinci suçun kasten öldürme suçu ile aynı suç olduğunun saptanması halinde aynı neviden fikri içtima hükümleri değil, TCK’nun 43/3. maddesi göz önüne alınarak gerçek içtima kuralları uygulanacak, ikinci suçun kasten öldürme suçundan farklı bir suç olduğunun belirlenmesi halinde ise 44. maddede düzenlenen farklı nev’iden fikri içtima kuralı uyarınca sadece cezası en ağır olan suçtan ceza verilmesi ile yetinilecektir.

Aynı suç ve farklı suç kavramları bu şekilde açıklandıktan sonra hukuki anlamda fiilin tek olması hususuna gelince;

Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir eylemi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek fiil olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her halde hukuki anlamda da fiilin tek fiil olarak olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her halde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu halde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilmiş olması hareketin hukuken tek olmasını etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bunun sonucu olarak bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır.

Bu noktada; aralarında yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunmasına rağmen doğal anlamda birden fazla hareketle, doğrudan veya olası kastla kişilerin yaşam hakkı ve vücut dokunulmazlığına yönelik hukuki menfaatlerin ihlal edilmesi durumunda fiilin hukuki anlamda tek olarak kabul edilip edilemeyeceği hususu üzerinde ayrıca durulmalıdır. Doğal anlamda birden fazla hareketin hukuki anlamda tek bir fiil olarak kabul edilip edilemeyeceği işlenen suçun özelliği de gözönüne alınarak yapılacak hukuki değerlendirme sonucunda belirlenmelidir. Bu bakımdan korunan hukuki menfaatler arasında en üstte yer alan yaşam hakkı ve vücut dokunulmazlığına yönelik eylemlerde eğer fail doğal anlamda birden fazla hareketle bir ya da birkaç kişiyi öldürmek ya da yaralamak amacıyla, öldürmek ya da yaralamak istediği kişinin yanında veya yakınında bulunan başka kişilerin de ölebileceğini veya yaralanabileceğini öngörmesine rağmen bunu göze alarak hareket ediyorsa artık ortada tek bir fiil değil, mağdur sayısınca birden çok fiil bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Ancak bunun için failin doğrudan ya da olası kastla hareket ettiğinin belirlenmesi gereklidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın, mağdur …‘e bıçakla saldırdığı, ancak onun yerine hedefte sapma sonucu yanında bulunan kardeşi maktul …‘i olası kastla öldürdüğü kabul edilen somut olayda, mağdur …‘e bıçakla saldıran sanığın, kavgayı ayırmak amacıyla aralarına giren ve mağdurun yanında bulunan maktul …‘in ölebileceğini ya da yaralanabileceğini öngörmesine karşın, bunu göze alarak mağdura doğru birden çok bıçak savurma şeklindeki eyleminin suçla korunan hukuki menfaatler göz önünde bulundurulduğunda hukuki anlamda tek fiil sayılması mümkün olmayıp, TCK’nun 44. maddesinin uygulanma şartları oluşmadığı, maktul ve mağdura yönelik eylemleri nedeniyle ayrı ayrı değerlendirme yapılarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, sanığın mağdur …‘e yönelik kastının öldürme mi yoksa yaralama mı olarak kabul edildiği konusunda tereddüt oluşturacak biçimde “….’nın kendisine bira şişesi ile vurması üzerine bıçakla …‘yı öldürme ya da yaralama kastı ile birkaç bıçak darbesi savurduğu” şeklindeki kabulle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ile şikayetçi sanık … ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle, sanık … hakkında kurulan ve kısmen re’sen de temyize tabi bulunan hükümlerin bu nedenlerle, şikayetçi sanık … hakkında kurulan hükmün ise irtibat nedeniyle tebliğnamedeki düşüncenin aksine BOZULMASINA, 08/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/458 Karar : 2017/3825 Tarih : 27.04.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yokluğunda karar verilen sanığın, zorunlu müdafii atandığından haberi olmadığı ve gerekçeli kararın kendisine tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde vekaletnameli müdafii ile hükmü temyiz ettiği ve temyizin süresinde olduğu anlaşılmakla yapılan incelemede;

1-5237 sayılı TCK’nın 32/2. maddesi kapsamında olduğu ve işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olduğu üniversite hastanesinden alınan raporla tespit edilen sanık hakkında mahkemece, CMK’nın 191 ve 147. maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak atanmış müdafii huzurunda sorgusu yapılmadan sadece müdafii tayiniyle yetinilerek yargılamaya devamla hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2-Sanığın zorunlu müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmiş olması karşısında hakkında TCK’nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 27.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/17142 Karar : 2017/3598 Tarih : 27.04.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Olay günü saat 17:00 sıralarında, gündüz vakti, meskun mahalde 7 metre genişliğindeki asfalt kaplama iki yönlü devlet yolunda katılan …‘nın mağdur … ile birlikte olay tarihinde katılanın sevk ve idaresindeki motosiklet ile seyir halindeyken, lokanta önünde yol kenarında sanığın sevk ve idaresindeki park halinde olan arazi taşıtının bir anda U dönüşü yapması neticesinde sanığın aracına çarpmamak amacıyla motosikletin hakimiyetini kaybederek kaza yaptıkları olayda; sanığın 07.04.2013 tarihli doktor raporuna göre 201 promil alkollü olduğunun tespit ve kabulü karşısında meydana gelen olayda sanığın eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu ve tayin olunan cezasında bu nedenle 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurularak, sanık hakkında eksik ceza tayini, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi sayılmamıştır.

Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;

1-26.05.2014 tarihli duruşmada savunması alınan sanığın, 5271 sayılı CMK’nın 191/3-b-c maddesine aykırı olarak iddianame okunmadan ve CMK’nın 147. maddesinde öngörülen hakları hatırlatılarak usulüne uygun savunması alınmadan hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

Kabul ve uygulamaya göre de;

2-Oluşa ve dosya içeriğine göre, kaza tespit tutanağında ismi geçen tutanak mümzilerini tanık olarak dinlenilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,

3-Trafik kazasında basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaralanan iki kişiden biri olan mağdur …‘ın, 26/05/2014 tarihli duruşmada şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle, sanık hakkındaki eylemin TCK’nın 89/1 maddesine dönüşmesi nedeniyle, suç vasfında yanılgıya düşülerek, sanık hakkında yazılı şekilde TCK’nın 89/4. maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesi,

4-Sanık müdafiinin 04.11.2014 tarihli duruşmada beyan ettiği lehe hükümlerin uygulanması talebinin, TCK’nın 52/4. maddesindeki taksitlendirmeyi de kapsadığı gözetilmeden, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,

5-Sanık hakkında hükmedilen kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken uygulanan kanun maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine ve adli para cezasının belirlenmesine esas tam gün sayısının gösterilmemesi suretiyle TCK’nın 52/3. maddesine aykırı hareket edilmesi,

6-Sanığın denetim süresi içerisinde işlediği suçun taksirle yaralama suçu olması ve hükmün açıklanmasına karar verilebilmesi için sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkum olması gerektiği dikkate alınmaksızın, daha önce açıklanması geri bırakılmasına karar verilen hükmün açıklanması için ilgili mahkemesine ihbarda bulunulmasına karar verilmesi;

Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 27.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/2664 Karar : 2017/4777 Tarih : 26.04.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Suç eşyasını bilerek satın alma suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 165/1, 62 ve 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 3.000.00 ve 80.00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair Mersin 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/09/2016 tarihli ve 2016/461-555 sayılı karar aleyhine … Bakanlığınca verilen 15/03/2017 gün ve 94660652-105-33-2377-2017 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/03/2017 gün ve 2017/18830 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

Dosya kapsamına göre, mahkemece sanığın 07/09/2016 tarihinde yapılan duruşmaya geldiği, esas hakkında savunmasının ve son sözünün sorulduğu görülmüş ise de, kovuşturma aşamasında iddianame kendisine okunmak suretiyle savunmasının tespit edilmediğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 195. maddesindeki istisnai durumlar dışında sanığın savunması alınmadan mahkûmiyet hükmü kurulmasının mümkün olmadığı gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya kapsamına göre, 07.09.2016 tarihli son duruşmaya gelen sanığa mahkemece esas hakkındaki savunması ve son sözünün sorulduğu anlaşılmakla birlikte; kovuşturma aşamasında iddianame kendisine okunup, yasal hakları hatırlatılmayan sanığın, savunması alınmadan hükümlülüğüne karar verilerek 5271 sayılı CMK’nın 147, 191, 193 ve 195. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (MERSİN) 8. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen, 07.09.2016 gün ve 2016/ 461 E., 2016/555 K. sayılı kararın, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (b) bendi uyarınca sonraki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 26.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/31836 Karar : 2017/2722 Tarih : 29.03.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Sanığın eylemini tarla açmak amacıyla gerçekleştirmiş olması karşısında, 6831 sayılı Kanun’un 93/2. maddesinin uygulanmasında usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden tebliğnamenin (2-a) bendindeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1)Sanık hakkında izinsiz ağaç kesme suçundan açılan açılan ve asıl dosya ile birleştirilen kamu davası hakkında, iddianame ve ekleri okunmadan ve kendisine yüklenen suç anlatılmadan sorgusu yapılarak savunma hakkının kısıtlanması suretiyle CMK’nın 147/1 -b ve 191/3. maddelerine aykırı davranılması.

2)Suça konu emvalin yapacak niteliğinde olması karşısında, 6831 sayılı Kanun’un 91/1-2. cümlenin uygulanamayacağının gözetilmemesi,

3)6831 sayılı Kanun’un 91/1-2. cümlesi gereğince, temel ceza üzerinden 1/2 oranında indirim yapılırken, adli para cezasından da indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi,

4)Sanık aleyhine izinsiz ağaç kesme suçundan hükmedilen 30 gün adli para cezasının, TCK’nın 52/2. maddesi uyarınca bir gün karşılığı takdir edilmeden ve bir gün karşılığı takdir olunacak miktar ile çarpılmak suretiyle hesaplanmadan bırakılmak suretiyle TCK’nın 52/1. maddesine aykırı hareket edilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca tebliğnameye kısmen uygun olarak, CMUK’un 326/son maddesi gereği sanığın kazanılmış hakkı gözetilerek BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 29/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/13335 Karar : 2017/1763 Tarih : 27.02.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Sanığın, mala zarar verme ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından 24.07.2012 tarihinde düzenlenen iddianameye göre sorgusu yapılmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle 5271 sayılı CMK.nun 191/3.maddesine muhalefet edilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … … müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 27.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/4979 Karar : 2017/374 Tarih : 20.02.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel Mahkemece verilen hüküm sanık … savunmanı tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Hükmedilen cezaların sürelerine göre, sanık … savunmanının duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanun`un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince;

Katılan …‘in 07.02.2015 tarihli dilekçesi ile sanık … hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği, dilekçesi duruşmada okunduğunda katılan vekilinin bu beyana yönelik bir karşı duruşunun bulunmadığı anlaşılmasının karşısında, katılan …‘in sanık … hakkındaki hükümlere yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun`un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince; anılan hususların REDDİNE,

I-Sanık … hakkında kurulan hükümler ile sanık … hakkında yağma suçundan kurulan hükmün incelemesinde;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık … savunmanı ve katılanlar … ve … vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

II-Sanıklar … hakkında kişiyi hüriyetinden yoksun kılma, … hakkında yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerin incelemesine gelince;

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık … tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanık …‘a, hakkında yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dava açılan … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29.09.2015 gün ve 2015/20876-1922 sayılı iddianamesi okunmadan, okunmuşsa da tutanağa geçirilmeden sorgusu yapılmak suretiyle, 5271 sayılı CMK`nın 191/3. maddesine aykırı davranılması,

2-18.06.1999 doğumlu katılan …‘ın beyanının alındığı 17.10.2014 tarihli celsede sanıklar hakkında şikayetçi olup katılma talebinde bulunduğu, bundan sonraki celselere katılmadığı, velayeti altında bulunduğu annesi …‘in 07.02.2015 tarihinde sanık … hakkındaki şikayetinden vazgeçtiği, aynı oturumda bulunan her iki katılan vekilinin bu vazgeçmeye yönelik bir karşı duruşunun bulunmadığı, ancak katılan …`ın bu sanık hakkındaki şikayetten vazgeçme konusunda daha sonra herhangi bir beyanının alınmadığının anlaşılması karşısında, öncelikle bu eksikliğin giderilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

3-Sanık …`nın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun TCK’nın 109/3. maddesinin (b) ve (f) bentlerine aykırı biçimde birden fazla kişi ile birlikte ve çocuğa karşı işlendiğinin anlaşılması karşısında; anılan hükmün (f) bendinin değerlendirmeye esas alınmaması ve TCK’nın 61. maddesi gereğince hüküm kurulurken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanı, sanık … savunmanı ve katılanlar … ve … vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, sanık … yönünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 20.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/25157 Karar : 2017/1532 Tarih : 13.02.2017

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

İddianamenin kabulünden sonra duruşma günü belirlenerek ve duruşmada hazır bulunması gereken kişiler ile sanığın ve katılanın duruşmaya çağrılması, varsa diyecekleri sorularak, CMK’nın 175 ve devamı maddeleri uyarınca yapılan yargılama sonucuna göre hüküm kurulması gerekliyken, suçtan zarar görmesi mümkün olan ve davaya katılma hakkı bulunan …’ın davaya katılma imkanı sağlanmadan, sanık …’ın ise usulüne uygun şekilde duruşmaya çağrılmaması ve savunmasının alınmaması suretiyle savunma hakkı kısıtlanarak, 5271 sayılı CMK’nın 191, 193 ve 234. maddelerine aykırı davranılması,

Kanuna aykırı ve müşteki … vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, başkaca yönleri incelenmeksizin, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas : 2014/10-623 Karar : 2015/117 Tarih : 21.04.2015

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık A… A…‘un 5237 sayılı TCK’nun 188/1, 62, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis ve 25.000 Lira adli para; sanık F… H…`ın ise 8 yıl 9 ay hapis ve 10.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin, Nizip Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2014 gün ve 93-26 sayılı hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen

Yargıtay 10. Ceza Dairesince 24.06.2014 gün ve 3794-4877 sayı ile

Sanık A… A… yönünden onanmasına, Sanık F… H… yönünden ise; “… Sanığın yabancı uyruklu olduğu ve yakalandığı sırada üzerinde kimlik çıkmadığının anlaşılması karşısında; sanığın kimlik bilgileri konusunda araştırma yapılmadan beyan edilen kimlik bilgilerine itibar edilerek hüküm kurulması…”, İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 20.08.2014 gün ve 186-140 sayı ile; “… Sanığın kimliğinin nasıl tespit edileceği ile ilgili CMK`nda kesin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu şekilde olması da doğrudur zira sanığın kimliğinin durum ve şartlara göre tespiti her sanık için aynı olmayabilir. Özellikle yabancı uyruklu sanıklarda sanığın kimliğini tespit etmek bir yana çoğu zaman uyruğunu tespit etmek dahi mümkün değildir. Böyle durumlarda sanığın beyanına itibar etmek dışında savcılığın veya mahkemelerin elinde başka bir imkân da kalmamaktadır. Dosyamızda da Suriye vatandaşı olan sanığın beyanına itibar etmek dışında kimliğinin tespit edilmesi için yapılabilecek hiç bir imkân yoktur. Suriye ülkesinde savaş olduğundan sanığın kimliğinin tespiti için yazışma yapılabilecek bir kurum bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkememizin kararı doğrudur. Benzer durumdaki sanıkların beyanına itibar edilerek kurulan hükümler gerek Yüksek 10. Ceza Dairesince gerekse diğer Özel Dairelerce onanmıştır…”,

Gerekçesiyle önceki hükmün de direnmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine,

Yargıtay C.Başsavcılığının 09.10.2014 gün ve 316485 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

Sanık Ahmet A… hakkında kurulan hüküm Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, direnme hükmünün kapsamına göre inceleme sanık Fendi H… hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yabancı uyruklu olan ve yakalandığı sırada üzerinde kimlik çıkmayan sanığın kimlik bilgileri konusunda araştırma yapılmadan, beyan edilen kimlik bilgilerine itibar edilerek hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından; 11.09.2013 günü saat 00.30 sıralarında 2-3 kişilik bir grubun sırtlarında çuvallarla Gaziantep ili Karkamış ilçesi Türyurdu Hudut Karakolu Batı-1 Gözetleme Kulesinin 100 metre doğusundan ülkemize yasal olmayan yoldan girmek istediklerinin fark edilmesi üzerine olay yerine giden askeri birliklerce sanıklar Ahmet A… ve Fendi H…’ın yakalandıkları, arazide yapılan aramada daralı ağırlığı 36 kg gelen net 13,744 kg esrar elde edilmesine elverişli kenevir bitkisi parçalarının bulunduğu 3 adet çuvalın ele geçirildiği,

Yabancı uyruklu olan sanık Fendi Hasan’ın yakalandığında üzerinde herhangi bir kimlik belgesinin çıkmadığı, Arapça bilen tercüman huzurunda alınan karakol ifadesinde kendisini “İda ve Halit oğlu 1994 Jarabulus doğumlu, Halep Jarabulus nüfusuna kayıtlı Hasan Fendi” olarak tanıttığı, Adli raporunda da kimliğinin “Suriye uyruklu İda ve Halit oğlu Hasan F…” olarak geçtiği, Ancak savcılık ifadesi ile sulh ceza mahkemesindeki sorgusunda sanığın adının “Fendi H…” olarak yazıldığı ve bu isimle kamu davası açıldığı,

yerel mahkemece sanığın nüfus ve adli sicil kayıtlarının getirtilmesi için hiçbir işlem yapılmadan beyan edilen kimlik bilgilerine itibar edilerek hüküm kurulduğu,

Sanığın aşamalarda; kimlik bilgilerinin doğru olduğunu ancak adının “Hasan” soyadının ise “Fendi” olarak yazılması gerektiğini, ülkesinde savaş olduğundan kimliği ile ilgili cevap verebilecek makam kalmadığını ifade ettiği,

Anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 28.09.1999 gün ve 194-211, 10.04.1995 gün ve 79-105 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, Sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde kesin olarak belirlenmelidir. Zira, ilamın aidiyetinde ve cezanın kişiselleştirilmesinde dayanılan resmi bilgi ve belgelerdir.

Yargılama makamlarınca UYAP kullanılmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının nüfus kayıtlarına ulaşılabilmektedir. Yargılama konusu dosyanın tarafı olup, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan kişilerin nüfus kayıtları ise Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 16.11.2011 gün ve 63/2 nolu genelgesinde belirlenen esaslara göre istenmelidir. Genelge uyarınca İnterpol üyesi olan Suriye Devleti vatandaşlarının nüfus ve adli sicil kayıtlarının İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol Daire Başkanlığından talep edilmesi gerekmektedir. Şu halde; yabancı uyruklu sanığın nüfus kayıt örneği ve adli sicil kayıtlarının, Adalet Bakanlığının bu konudaki genelge hükümleri de göz önünde tutulmak suretiyle, öncelikle ilgili uluslararası kuruluş veya sanığın uyruğu olduğu ülkeden kayıtlara uygun olarak getirtilmesinden sonra, Türkiye`de de adli sicil kaydının bulunup bulunmadığının araştırılmasında ve getirtilen belgelerin 5271 sayılı CMK’nun 147, 191 ve 209. maddeleri uyarınca duruşmada okunmasında zorunluluk vardır. Ayrıca CMK’nun 225. maddesi gereği hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilebilecek olup 232. maddesi uyarınca da hükmün başında sanığın açık kimliğinin gösterilmesi şarttır.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yabancı uyruklu olup yakalandığında üzerinde herhangi bir kimlik belgesi çıkmayan sanığın nüfus ve adli sicil kayıtları ile ilgili hiçbir araştırmada yapılmadan sadece beyan edilen kimlik bilgilerine dayanılarak hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, sanığın kimlik bilgilerinin araştırılması gerektiğine ilişkin Özel Daire bozma kararı isabetli olup, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan on Genel Kurul Üyesi; “direnme hükmünün isabetli olduğu” görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.

Açıklanan nedenlerle; 1- Nizip Ağır Ceza Mahkemesinin 20.08.2014 gün ve 186-140 sayılı direnme hükmünün, yabancı uyruklu olup yakalandığında üzerinde herhangi bir kimlik belgesi çıkmayan sanığın nüfus ve adli sicil kayıtları ile ilgili hiçbir araştırmada yapılmadan sadece beyan edilen kimlik bilgilerine dayanılarak hüküm kurulması isabetsizliğinden (BOZULMASINA),oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas : 2013/8-112 Karar : 2014/38 Tarih : 4.02.2014

  • CMK 191. Madde

  • Duruşmanın Başlaması

Sanık Z. A.’ın katılan R. B.’e yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nun 86/2, 86/3-e ve 29. maddeleri gereğince 3 ay hapis, katılan G… Ü…’e yönelik kasten yaralama suçundan aynı kanunun 86/2, 86/3-e ve 29. maddeleri gereğince 4 ay 15 gün hapis, 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan ise aynı kanunun 15/1. maddesi gereğince 6 ay hapis ve 450 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 5237 sayılı TCK`nun 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin,

Manisa 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.02.2008 gün ve 356-83 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen

Yargıtay 8. Ceza Dairesince 05/03/2012 gün ve 5558-6783 sayı ile;

“… Sanık Z. A.’ın hazır bulunduğu duruşmada iddianamenin kabulü kararı okunmadan duruşmaya başlanması ve iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılması suretiyle CMK`nun 191/3-b maddesine aykırılık yapılması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise … gün ve 158563 sayı ile;

“… Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar. Çağrılıp gelen tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılır, sırasıyla; sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır, iddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur. Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının yasal hakkı olduğu ve 5271 sayılı CMK’nun 147. maddesinde belirtilen diğer hakları bildirilir. Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır. İddianamenin kabulü kararı ile kovuşturma evresinin başlaması kararın yasal bir sonucu olup iddianamenin kabulü kararının okunmasına bağlı değildir. Bu anlamda iddianamenin kabulü kararının okunması açıklayıcı, bildirici mahiyettedir. Diğer bir ifade ile malumun ilanından ibarettir. Esasında bazı hallerde mahkeme başkanı veya hakimince okunacak bir karar da bulunmayabilir, zira iddianame ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren en geç on beş gün içinde iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. Bu halde kovuşturma aşaması öngörülen süre sonunda başlar ve doğrudan duruşma hazırlıklarına geçilebilir. Yukarıda belirttiğimiz üzere mahkemenin iddianamenin kabulü kararına karşı tarafların başvurabilecekleri bir olağan ve olağanüstü herhangi bir yasa yolu bulunmamaktadır. Bu itibarla iddianamenin kabulü kararının taraflara tebliği gerekmez ve duruşmada okunması bir tebliğ işlemi de değildir. İddianamenin kabulü kararının okunması 5271 sayılı CMK’nun 191. madde hükmü gereğidir, buna uyulmamasının kanuna aykırılık teşkil edeceği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak her kanuna aykırılık mutlak bir bozma nedeni değildir. Mutlak bozma sebebi olan kanuna aykırılık halleri 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMK’nun 308. maddesinde sayılmıştır. Bunun dışındaki hallerde kanuna aykırılığın bozma sebebi sayılabilmesi için aykırılığın son karara (hükme) tesiri olması gerekir. 1412 sayılı CMK’nun 306. maddesindeki hükme esas alınan, 309. maddesindeki hüküm için mühim noktalarda ve 320. maddesindeki hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet` ibarelerinin ve kanun (koyucu) abesle iştigal etmez evrensel hukuk kaidesinin gereği budur. Gerçekten de bozma mahkemece farklı bir karar verilebilecekse bir anlam ifade eder. Bozmanın sonunda başka bir karar verilemeyecekse bozmanın da bir anlamı yoktur. Bütün bu açıklamalar ışığında mahkeme başkanı veya hakimince iddianamenin kabulü kararının okunmaması, okuma işleminin açıklayıcı ve bildirici mahiyette bir işlem olması ve son karara bir tesirinin bulunmaması karşısında sanığın hazır bulunduğu duruşmada iddianamenin kabulü kararının bozma nedeni yapılamayacağı anlaşılmaktadır.

Bir diğer sorun ise sanığa iddianame okunmadan sorgusunun yapılmasının bozma nedeni olup olamayacağı noktasındadır. Sanığın sorgusu yapılırken ve hakları hatırlatılırken, CMK’nun 147. maddesi gereği yüklenen suçun anlatıldığı anlaşılmaktadır. Sanığın savunması da incelendiğinde suçlamanın iddianame içeriğine uygun bir biçimde anlatıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Öte yandan sorgu sonlandırıldıktan sonra aynı duruşmada yakınan A. Y.`nın beyanları alınırken iddianame okunmuş, bundan sonra sanığa söz hakkı da verilmiştir. CMK’nun 191. maddesinde yazılı usul duruşmanın sağlıklı biçimde yapılmasını, savunmanın iddiaya uygun şekilde alınmasını temin amacıyla tesis edilmiştir. Burada yazılı usulün şekli olarak yorumlanmaması, işlemin belirtilen amaca uygun gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekir. Somut davada işlem yasanın belirlediği amaca uygun biçimde gerçekleşmiştir. O halde bu nedene dayalı olarak hükmün bozulması yasaya uygun değildir…”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

CMK`nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince … gün ve 27198-38456 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

İnceleme, sanık Z… A… hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Sanığın kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından cezalandırılmasına karar verilen olayda,

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

İddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK`nun 191/3-b maddesine aykırı davranılması ve ilk oturumda iddianamenin kabulü kararının okunmamasına ilişkin hukuka aykırılıkların bozma nedeni yapılmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık hakkında silahla kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından 27.07.2007 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, yerel mahkemece 31.07.2007 günü iddianamenin kabulüne karar verildiği, sanığın soruşturma aşamasında bildirdiği adresine çıkarılan ve iddianame ile 05.11.2007 günlü duruşma tarihini içeren tebligatın adresten ayrıldığı ve yeni adresi bilinmediğinden bahisle iade edilmesi nedeniyle, iddianamenin sanığa tebliğ edilemediği,

Yerel mahkemece ilk oturumda gelenlerin tespiti ve tanık yoklaması yapıldıktan sonra iddianamenin kabulü kararı okunmadan duruşmaya başlandığı, duruşma gününü haricen öğrenerek gelen sanığın kimlik tespitinin yapıldığı, CMK’nun 191. maddesi gereğince yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu ve CMK`nun 147. maddesinde yazılı yasal haklarının anlatıldığı ancak iddianame okunmadan ve yüklenen suç anlatılmadan sanığın savunmasının tespit edildiği,

Aynı oturumda müşteki A…Y..’ya iddianamenin okunduğu, adı geçenin ifadesinin tespit edilmesinin ardından tanık S….`nin dinlendiği, sözkonusu tanığın anlatımından sonra sanıktan beyana karşı diyeceklerinin sorulduğu,

Anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK’nun 191/3-b maddesine aykırı olarak iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK`nun 191/3-b maddesine aykırı davranılmasının bozma nedeni yapılmasının gerekip gerekmediğinin öncelikle değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

5271 sayılı CMK’nun 176/1. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ edileceği hükme bağlanmış, aynı maddenin son fıkrasında da iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği belirtilmiştir.

CMK’nun “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesinin 1. fıkrasında; “Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur: a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür. b) Kendisine yüklenen suç anlatılır” denilmek suretiyle, sorguya çekilmeden önce sanığa yüklenen suçun anlatılması gerektiği vurgulanmıştır.

Aynı kanunun “Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesinin 3. fıkrasında ise; “Duruşmada, sırasıyla; a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır, b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur, c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir, d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır” düzenlemelerine yer verilerek, sanığın sorgusu yapılmadan önce iddianamenin veya iddianame yerine geçen belgenin okunması gerektiği belirtilmiştir.

AİHS`nin 6/1. maddesinin 1. cümlesinde; “Herkes, gerek medeni hak veya yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…”

Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; “Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek…” hükümleri yer almaktadır.

Adil yargılama; yalnızca davanın erken sonuçlandırılması olmayıp, sanık ile katılana tüm haklarını tamamen kullanma imkanı sağlanarak yargılamanın en az giderle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması olduğundan, modern hukuk sistemlerinde sözlülük, doğrudanlık ve yüz yüzelik ilkeleri kabul edilmiştir.

Kanun koyucu da, CMK`nun 176. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğini ve savunması hazırlanmasına imkan sağlanmak üzere tebliğ ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunmasını öngörmüş, ayrıca 191. madde ile sanığın üzerine atılı suçu ayrıntılarıyla öğrenmesi ve savunma hakkını en iyi şekilde kullanması için iddianamenin okunması zorunluluğunu getirmiştir. Sözkonusu düzenlemeler savunma ve yapılan isnadı öğrenme hakkı kapsamında olup, sanığın hakkındaki suçlamalardan haberdar olması ve daha etkili savunma yapması amaçlanmaktadır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 04.06.2013 gün ve 1401-277 sayılı kararında da benzer hususlara işaret edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

27.07.2007 tarihinde düzenlenen iddianamenin sanığa tebliğ edilmediği ve yargılamayı haricen öğrenerek duruşmaya katılan sanığa savunması alınmadan önce iddianamenin okunmadığı anlaşıldığından, iddianameden haberdar olmayan ve savunması alınmadan önce de iddianame kendisine okunmamış olan sanığın savunma hakkının sınırlandığı kabul edilmelidir.

Bu nedenle, yerel mahkeme hükmünün iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılması suretiyle CMK`nun 191/3-b maddesine aykırı davranılması isabetsizliğinden bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı yerindedir.

İlk oturumda iddianamenin kabulü kararının okunmamasına ilişkin hukuka aykırılığın bozma nedeni yapılmasının gerekip gerekmediğine gelince;

5271 sayılı CMK’nun 2. maddesine göre ceza muhakemesinde iddianamenin kabulü ile soruşturma evresi sona ermekte, kovuşturma evresi ise iddianamenin kabulünden başlayıp son kararın yani hükmün kesinleşmesine kadar devam etmektedir.

Cumhuriyet Başsavcılıkları İle Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 46 ve 47. maddelerine göre, Cumhuriyet Başsavcılığı adına hazırlanan iddianame görevli ve yetkili mahkemeye teslim edilecek ve mahkemesince “iddianamenin değerlendirilmesi defteri”ne kaydı yapılacaktır. Bu defter, iddianame ve soruşturma evrakının mahkemeye fiilen verildiği tarihten başlayarak, kabulüne veya iadesine karar verildiği ana kadar bekletildiği defter olup mahkemesince verilen kabul veya iade kararları ilgili sütunlar işlenerek bu deftere kaydedilecektir. İddianamenin değerlendirilmesi ve iadesi süreci, iddianamenin anılan deftere kaydedilmek üzere mahkeme hâkimi tarafından yapılan havale tarihinden itibaren başlar ve buradan takip edilecektir.

İddianamenin kabulünün ceza muhakemesi sürecine etkisi 5271 sayılı CMK`nun 175. maddesinde yer alan; “İddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır” şeklindeki düzenleme ile hüküm altına alınmıştır.

Anılan maddeye göre, iddianamenin kabulü ile kovuşturma evresine geçilmiş ve kamu davası açılmış olacaktır.

CMK’nun “İddianamenin iadesi” başlıklı 174. maddesinin ilk iki fıkrasında iddianamenin iadesi şartları belirtildikten sonra 3. fıkrasında; “En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır” düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, süresi içinde iade edilmeyen iddianame kabul kararı verilmemiş olsa dahi kabul edilmiş sayılacaktır. Uygulamada bir kısım ilk derece mahkemelerince iddianamenin kabulüne ilişkin ayrı bir karar verildiği, bir kısım mahkemelerce tensip tutanağının ilk bendi ile iddianamenin kabul edildiğinin belirtildiği, kimi mahkemelerce de süresi içinde iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayıldığı için bu konuda herhangi bir karar verilmeksizin kovuşturma aşamasına geçildiği görülmektedir. CMK’nun 174. maddesinin 3. fıkrasına göre, iddianamenin süresinde iade edilmediği ve ayrıca iddianamenin kabulüne karar verilmediği hallerde iddianame kabul edilmiş sayılacak ve kovuşturma aşaması başlayacağından sözkonusu uygulama farklılıklarının sonuca etkili olmadığı açıktır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 17.05.2011 gün ve 85-94 sayılı kararında da, iddianamenin kabulü kararı verilmeksizin esasa kaydedilerek duruşmaya hazırlık tutanağı düzenlenen durumda, 5271 sayılı CMK’nun 174/3. maddesi uyarınca esasa kayıt edilerek tensip tutanağının düzenlendiği tarihin iddianamenin kabulü tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

5271 sayılı CMK’nun 191. maddesinin ilk fıkrasında ise; “ Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar” hükmü yer almaktadır. Buna göre duruşma, mahkeme başkanı veya hakimin iddianamenin kabulü kararını okuyarak duruşmanın açıldığını bildirmesiyle başlamaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 15.05.2012 gün ve 361-201 sayılı kararında da belirtildiği üzere, iddianamenin kabulü, kovuşturma evresine geçilmesi ve kamu davasının açılması bakımından önemli ve gerekli iken; iddianamenin kabulüne ilişkin kararın duruşmada okunması ise yalnızca açıklayıcı mahiyettedir. Diğer bir anlatımla, iddianamenin kabulü kararı okunmadan duruşmaya başlanarak yargılamaya devam edilmesi halinde, CMK’nun 191/1. maddesinde yer alan usul kuralına aykırı davranılmış olmakla birlikte yapılan diğer işlemler varlıklarını ve geçerliliklerini koruyacak, bu aykırılık savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğurmayacağı gibi hükmün esasına da etki etmeyecektir.

Diğer taraftan, 1412 sayılı CMUK`nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308. maddesinin; “Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır. 1- Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması, 2- Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi, 3- Makbul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vaki olup da bu talep kabul olunduğu halde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi, 4- Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmağa kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi, 5- Cumhuriyet Müddeiumumîsi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması, 6- Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlal edilmesi, 7- Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi, 8- Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tehdit edilmiş olması” şeklindeki açık düzenlemesi karşısında,

belirtilen hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olmaları gerekir. Esasa yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi bulunmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır.

Bununla birlikte uygulamada, hükmün esasına etkisi olmayan muhakeme hukukuna ilişkin aykırılıkların tek başlarına bozma nedeni yapılmayıp, başkaca bozma nedeni olduğu takdirde diğer bozma nedenlerine eklenebileceği düşüncesi benimsenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece ilk oturumda iddianamenin kabulü kararının okunmaması 5271 sayılı CMK’nun 191/1. maddesine aykırı olmakla birlikte bu husus tek başına bozma nedeni yapılamayacaktır. Ancak iddianame okunmadan sanığın sorgusunun yapılması suretiyle CMK`nun 191/3-b maddesine aykırı davranılmasına ilişkin başka bir bozma nedeni bulunduğundan, iddianamenin kabulü kararının okunmamasına ilişkin aykırılığın da bozmaya eklenmesi yerinde bir uygulamadır.

Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı isabetli olup, itirazın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ( REDDİNE ),

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS