0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

CMK Madde 171

Kamu davasını açmada takdir yetkisi

Madde 171 – (Değişik: 6/12/2006 – 5560/22 md.)

(1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.

(2) (Değişik:17/10/2019-7188/19 md.) Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir.

(3) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilmesi için;

a) Şüphelinin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası ile mahkûm olmamış bulunması,

b) Yapılan soruşturmanın, kamu davası açılmasının ertelenmesi halinde şüphelinin suç işlemekten çekineceği kanaatini vermesi,

c) Kamu davası açılmasının ertelenmesinin, şüpheli ve toplum açısından kamu davası açılmasından daha yararlı olması,

d) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı ve Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilen zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

(4) Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.

(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.

(6) (Ek:17/10/2019-7188/19 md.) Bu madde hükümleri;

a) Suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar,

b) Kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen suçlar ile asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar,

c) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, hakkında uygulanmaz.



CMK Madde 171 Gerekçesi

Günümüz karşılaştırmalı ceza muhakemesi hukukunda önemli bir sorun da Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak, kamu davasını açmak veya açmamak yetkisine sahip olup olmamasıdır. Bunun anlamı yasallık sistemi yanında maksada uygunluk sistemine ne derecede veya ölçüde yer verilebileceğidir. Yasallık anlayışı Almanya, İtalya, İspanya’da, İsviçre’nin bazı kantonlarında ve hemen bütün doğu Avrupa ülkelerinde ve bugüne kadar ülkemizde geçerlidir.

Hemen açıklanmalıdır ki, yasallık sisteminin anlamı da hemen davayı açmak hususunda Cumhuriyet savcısını bir otomatizme sevk etmek değildir: Birinci olarak Cumhuriyet savcısı bazen kamu davasının harekete getirilip getirilmeyeceğini, kendisine ulaşan olayların bir temeli bulunup bulunmadığını, söz gelimi ihbarın anonim olup olmadığını belirlemek için şekli olmayan bir araştırma yapar ve bunun sonucunda soruşturmayı sürdürmemeye karar verebilir yani yasallık otomatiklilik anlamını taşımaz. İkinci olarak örneğin İsviçre kantonları sosyal yarar zorunlu kılmadıkça, soruşturma yapmanın mecburî olmadığını kabul etmektedirler. Çağdaş eğilim, yasallık ve maksada uygunluk sistemleri arasında bir yakınlaşmayı ifade etmektedir.

Tasarının temel amacı yargılamanın, adil yargılama ilkesine tam sadık kalınarak sür’atlendirilmesi ve kovuşturmanın duruşmadan duruşmaya sürüklenmesini ve böylece parçalı adaleti önlemek olduğundan ve bu amaca ulaşmanın bir çaresi de ceza adalet sistemini, olanak ölçüsünde boşaltmak, soruşturma evresindeki filtreyi etkinleştirmek olduğundan değişik hükümler getirilmiş ve bunlardan önemli birisini de bu madde oluşturmuştur. Maddeye göre, belirli koşullarla Cumhuriyet savcısı, soruşturmasını tamamladığı suçtan dolayı davanın açılmasını kabahatlerde bir yıl, cürümlerde üç yıl süre ile erteleyebilecek ve bu süreler içinde fail aynı cins veya daha ağır bir suç işlemeyecek olursa kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir; aynı cins veya daha ağır yeni bir suç işlenecek olursa hemen kamu davası açılacaktır ve belirtilen süreler içinde zamanaşımı işlemeyecektir.

Ertelemenin koşulları ise şunlardır:

l.Fiil için kanunda öngörülen ceza üç ay ile iki yıl arasında hürriyeti bağlayıcı bir ceza olmalıdır. Üç aya kadar olan hürriyeti bağlayıcı cezalarda önödeme uygulaması zorunlu bulunduğu bilinmektedir.

2.Fail daha önce bir hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilmemiş olmalıdır.

3.Erteleme hâlinde, yeniden suç işlenmeyeceğini soruşturma sonuçları ortaya koymuş olmalıdır.

4.Ertelemenin şüpheli ve toplum bakımlarından daha yararlı olacağı anlaşılmış bulunmalıdır.

5.Fail, suçtan meydana gelen ve Cumhuriyet savcısının saptayacağı zararı ödemelidir.

Bütün bu koşullar gerçekleştiğinde Cumhuriyet savcısı davanın açılmasının ertelenmesini aslîye ceza hâkiminin onamasına sunacak ve hâkim bu husustaki kararını beş gün içinde verecektir. Görülüyor ki, Cumhuriyet savcısı öneride bulunmakta ve esas karar hâkim tarafından verilmektedir.


CMK 171 (Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/5175 Karar: 2017/1312 Tarih: 03.04.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Adalet Bakanlığı’nın, 10.08.2015 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık … hakkındaki kamu davasının düşürülmesine dair Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 19.03.2015 tarihli ve 2014/583 esas, 2015/191 Sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 18.09.2015 tarihli yazı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

Gereği Görüşülüp Düşünüldü:

KARAR : A-) Konuyla İlgili Bilgiler:

1-) Sanık hakkında, daha önce 17.07.2014 tarihinde işlediği iddia edilen başka bir kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu sebebiyle Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 25.09.2014 tarihli ve 2014/9854 soruşturma, 2014/59 Sayılı kararı ile TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, erteleme kararının 14.10.2014 tarihinde tebliğ edildiği,

2-)Denetimli serbestlik müdürlüğüne 10 gün içinde başvurması gerektiği yönündeki tebligata rağmen şüphelinin başvurması gereken son gün olan 06.11.2014 tarihinde denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurmayarak yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar ettiği gerekçesi ile Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 13.11.2014 tarihli ve 2014/9854 soruşturma, 2014/1842 Sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı ve UYAP’tan yapılan incelemede bu davanın Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/536 esas sayılı dosyasına kayden görülerek, 04.06.2015 tarihli ve 2014/536 esas, 2015/374 Sayılı karar ile sanığın 6545 Sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191/1, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilidiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği,

3-)Bu aşamada, sanık hakkında 15.10.2014 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu sebebiyle başka bir soruşturma yapılarak Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2014 tarihli ve 2014/13654 soruşturma, 2014/2126 Sayılı iddianamesi ile sanık kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmeden doğrudan kamu davası açıldığı,

4-)Bu iddianameye istinaden yapılan yargılama sonucunda Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 19.03.2015 tarihli ve 2014/583 esas, 2015/191 Sayılı kararı ile, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin yargılama şartı olup bu şartın yokluğu sebebiyle CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşme kararı verildiği ve bu kararın yasa yoluna başvurulmadan kesinleştiği,

Anlaşılmıştır.

B-) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “1-Sanık hakkında öncelikle kamu davasının açılmasının ertelenmesi müessesesinin değerlendirilmesi gerektiği, bu sebeple kovuşturma şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle şartları oluşmadan açılan davanın düşürülmesine karar verilmiş ise de, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddesindeki “Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.” şeklinde düzenleme nazara alındığında, kovuşturma şartları oluşmadan açılan dava sebebiyle şartın gerçekleşmesini beklemek üzere durma kararı verilmesi yerine yazili şekilde karar verilmesinde,

2-)Sanık hakkında 17.07.2014 tarihinde uyuşturucu madde kullanmak suçundan Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/9854 Sayılı dosyası üzerinden soruşturma yapilarak 25.09.2014 tarihinde 5 yıl süre ile dava açılmasının ertelenmesi kararı verildiği ve kararın 02.10.2014 tarihinde kesinleştiği, anılan dosyada ertelemeye uyulmaması sebebiyle açılan davanın Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2014/536 esas sayılı dosyası üzerinden devam ettiği anlaşılmakla, erteleme süresi içerisindeki 15.10.2014 tarihinde uyuşturucu kullanarak denetim yükümlülüğünü ihlal eden sanık hakkındaki iş bu davanın 5271 Sayılı Kanun’un 191/5. maddesi uyarınca ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmayıp halen derdest olan diğer dava ile birleştirilmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde, isabet görülmemiştir.” denilerek, Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 19.03.2015 tarihli ve 2014/583 esas, 2015/191 Sayılı kararının bozulması istenmiştir.

C-) Konuyla İlgili Hukuksal Düzenlemeler:

a-) TCK’nın 191. maddesi

(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04.12.2004 tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.

(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;

a-) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,

b-) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,

c-) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,

hâlinde, hakkında kamu davası açılır.

(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.

(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.

b-) CMK’nın 223/8. maddesi

Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.

Ç) Konunun Değerlendirilmesi:

Sanık hakkında 17.07.2014 tarihli ilk kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçuna dair olarak Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25.09.2014 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlal edilmesi nedeni ile 13.11.2014 tarihinde kamu davası açılmış olması karşısında, 15.10.2014 tarihli ikinci suç, ilk suça dair erteleme süresi zarfında ve henüz bu ilk suça dair kamu davası açılmadan işlendiği cihetle, TCK’nın 191/5. maddesinde yer alan “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.” şeklindeki özel düzenleme uyarınca, 15.10.2014 tarihli ikinci suçun ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağı açıktır.

Bu nedenle, 15.10.2014 tarihli ikinci suça dair olarak ayrı bir soruşturma yapılmasına yasal imkan bulunmadığından, Düzce Cumhuriyet Başsavcılınca 03.12.2014 tarihli ve 2014/13654 soruşturma, 2014/2126 Sayılı iddianame ile kamu davası açılması yasaya aykırı olmakla birlikte, mahkemenin “TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmeden dava açıldığı” gerekçesi ile düşme kararı vermesi de yasaya aykırıdır. Somut olayda temel hukuka aykırılık, 17.07.2014 tarihli ilk suça dair kamu davasının açılmasının erteleme süresi zarfında işlenen 15.10.2014 tarihli ikinci suça dair olarak müstakil soruşturma yapılıp dava açılmasıdır. Bu nedenle, 15.10.2014 tarihli ikinci suç ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılamayacağından, mahkemece bu suça dair olarak açılan davanın 17.07.2014 tarihli ilk suça dair dava ile birleştirilmesi gerekirken, düşme kararı vermesi yasaya aykırı ise de ilk suçla ilgili hüküm kesinleştiğinden, düşme kararı ile de sanık aleyhine bir durum oluşmadığından, yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, hukuka aykırılığa işaret edilerek kanun yararına bozma talebi bu yönü ile kabul edilmiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlere göre, kanun yararına bozma talebi yerinde görüldüğünden; kamu davasının düşürülmesine dair Düzce 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 19.03.2015 tarihli ve 2014/583 esas, 2015/191 Sayılı kararının 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkras 3. fıkrası ile 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca, aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA, gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 03.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/4857 Karar: 2017/1216 Tarih: 27.03.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Adalet Bakanlığı’nın, 14.08.2015 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan şüpheli … hakkındaki kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik itirazın reddine dair Akhisar Sulh Ceza Hakimliği’nin 08.01.2015 tarihli ve 2015/33 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın kabulüne dair Manisa 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 16.01.2015 tarihli ve 2015/114 değişik iş sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 07.09.2015 tarihli yazı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

Gereği Görüşülüp Düşünüldü:

KARAR : A- ) Konuyla İlgili Bilgiler:

1- ) Şüpheli hakkında 27.08.2014 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu sebebiyle Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 25.11.2014 tarihli ve 2014/5981 soruşturma, 2014/42 Sayılı kararı ile TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik ile birlikte tedaviye karar verildiği ve erteleme kararının 09.12.2014 tarihinde tebliğ edildiği,

2- ) Şüphelinin bu karara karşı 08.01.2015 tarihinde itiraz etmesi üzerine Akhisar Sulh Ceza Hakimliği’nin 08.01.2015 tarihli ve 2015/33 değişik iş sayılı kararı ile “şüphelinin kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz hakkı olmadığından bahisle” itirazın reddine karar verildiği ve ret kararının şüpheliye 12.01.2015 tarihinde tebliğ edildiği,

3- )Şüphelinin bu karara karşı da 16.01.2015 tarihinde itiraz etmesi üzerine Manisa 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 16.01.2015 tarihli ve 2015/114 değişik iş sayılı kararı ile “şüphelinin kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz hakkı olduğu ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi içinde şüphelinin tedaviye tabi tutulmasını haklı gösterecek rapor aldırılmadan tedaviye karar verildiği” gerekçeleri ile itiraz kabul edilerek Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 25.11.2014 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ve Akhisar Sulh Ceza Hakimliği’nin 08.01.2015 tarihli ve 2015/33 değişik iş sayılı kararının kaldırılmasına dair kesin olarak karar verildiği,

Anlaşılmıştır.

B- ) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “Dosya kapsamına göre, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin düzenlendiği 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171/2. maddesinde erteleme kararına yönelik olarak sadece suçtan zarar görenin itiraz hakkından bahsedildiği, şüphelinin itiraz hakkı bulunmadığı, yine 6545 Sayılı Kanun ile değişik 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinde de 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesine atıf yapıldığı ve şüpheliye itiraz hakkı tanıyan bir düzenleme bulunmadığı, kaldı ki erteleme kararına suçtan zarar görenin itiraz ettiği durumda dahi 171/2. maddedeki atıf gereği 173. madde gereğince itirazı inceleyecek olan sulh ceza hakimliği kararının itiraza tabi olmayıp kesin olacağı cihetle, Akhisar Sulh Ceza Hakimliğinin 08.01.2015 tarihli ve 2015/33 değişik iş sayılı kararına yönelik itiraz hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, Manisa 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 16.01.2015 tarihli ve 2015/114 değişik iş sayılı kararının bozulması istenmiştir.

C- ) Konunun Değerlendirilmesi:

Kanun yararına bozma talebinin konusu, şüpheli hakkında 6545 Sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik şüpheli tarafından yapılan itirazın reddine dair Akhisar Sulh Ceza Hakimliği’nin 08.01.2015 tarihli ve 2015/33 değişik iş sayılı kararına da şüpheli tarafından itiraz edilmesi üzerine, itirazın kabulüne dair Manisa 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 16.01.2015 tarihli ve 2015/114 değişik iş sayılı kararının yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.

Dairemizin 05.12.2016 tarihli ve 2015/3983 esas, 2016/3962 Sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, şüphelinin kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz hakkı bulunmakla birlikte, itiraz üzerine sulh ceza hakimliğince verilen karar kesindir. Bu sebeple Akhisar Sulh Ceza Hakimliği’nin 08.01.2015 tarihli kararına yönelik itirazı kabul eden Manisa 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 16.01.2015 tarihli ve 2015/114 değişik iş sayılı kararı usul ve yasaya aykırı olup, bu karara yönelik kanun yararına bozma talebi yerindedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlere göre kanun yararına bozma talebi yerinde görüldüğünden; şüpheli hakkındaki kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik itirazın reddine dair Akhisar Sulh Ceza Hakimliği’nin 08.01.2015 tarihli ve 2015/33 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın kabulüne dair Manisa 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 16.01.2015 tarihli ve 2015/114 değişik iş sayılı kararının 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkras 3. fıkrası uyarınca, kanun yararına BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca, gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 27.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/3080 Karar : 2017/3994 Tarih : 16.05.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanık …‘nun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134/2. madde ve fıkrası gereğince 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Suluova Asliye Ceza Mahkemesinin 05.12.2012 tarihli ve 2012/83 esas, 2012/403 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinde yer alan, “1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine,

karar verilir.” şeklindeki düzenleme ve Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 02.06.2014 tarihli, 2013/27180 esas, 2014/13482 sayılı ilâmı nazara alındığında sanığın katılan ile birlikte yaşadıkları döneme ait cinsel ilişki görüntülerini 14.10.2011 tarihinde “youtube” isimli internet sitesinde yayımlayarak ifşa etmesi sonucu işlediği iddia olunan suçun söz konusu Kanun kapsamında basın ve yayın yoluyla işlenen suç kapsamında olduğu anlaşılmakla, sanık hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 08.03.2017 gün ve 94660652-105-33-1295-2017-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.03.2017 gün ve 2017/18038 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın, katılanla birlikte yaşadıkları döneme ait cinsel ilişki görüntülerini, 14.10.2011 tarihinde, youtube isimli video paylaşım sitesinde yayımlayarak, üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlediğinin iddia edilmesi ve kabulün de bu yönde olması karşısında, sanık hakkında, karar tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” biçimindeki hüküm gereğince, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmemiş olup,

Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Suluova Asliye Ceza Mahkemesinin 05.12.2012 tarihli ve 2012/83 esas, 2012/403 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1/1-b madde, fıkra ve bendi gereğince kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiğinde, 3 yıllık denetim süresinin, anılan Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mi, yoksa geçici 1. maddenin 3. fıkrası gereğince erteleme tarihinden itibaren mi başlayacağı hususunun yerel mahkemece değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/542 Karar : 2017/4002 Tarih : 16.05.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Oluşa ve kabule göre; internette e-posta adresi alıp, bu adresi kullanarak kardeşinin eski eşi olan katılan adına ad ve soyadı ile facebook profil hesabı açıp katılanın vesikalık fotoğraflarını yayımlayan sanık hakkında, hükümden önce 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un Geçici 1. maddesinin, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmü gereğince, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kabul ve uygulamaya göre de;

1-Hüküm fıkrasının 4 numaralı bendinde sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün ertelenmesine yer olmadığına, karar verilmesine rağmen hükmün 5 numaralı bendinde sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmün ertelenmesine karar verilerek hükmün karıştırılması,

2-TCK’nın 53/4 maddesine göre kısa süreli hapis cezası ertelenmiş kişiler hakkında TCK’nın 53/1 madde ve fıkrasının uygulanmayacağının gözetilmemesi,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 16.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/633 Karar : 2017/4252 Tarih : 11.05.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.01.2017 tarih ve 2017/826 sayılı tebliğnamesi ve ekindeki Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 21.12.2016 gün ve 94660652-105-80-10401-2016-Kyb sayılı yazılarında;

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17.02.2016 tarihli ve 2016/1488 soruşturma, 2016/752 esas, 2016/80 sayılı iddianamenin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174/a-b maddesi gereğince iadesine dair, Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.03.2016 tarihli ve 2016/26 iddianame değerlendirme sayılı kararının itiraz edilmeden kesinleşmesini müteakip, adı geçen şüpheli hakkında aynı suçtan cezalandırılması istemiyle yeniden Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14.03.2016 tarihli ve 2016/2893 soruşturma, 2016/1191 esas, 2016/127 sayılı iddianamenin, 5271 sayılı Kanunun 174. maddesi uyarınca iadesine ilişkin Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.03.2016 tarihli ve 2016/39 iddianame değerlendirme sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına dair ;

Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.04.2016 tarihli ve 2016/215 değişik iş sayılı kararının;

“5271 sayılı Kanun`un 174/4. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.” şeklindeki hüküm gereğince,

Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.03.2016 tarihli ve 2016/26 iddianame değerlendirme sayılı iade kararının itiraz edilmeden kesinleşmesini müteakip, iade kararında dört bent halinde belirtilen iade gerekçelerinden sadece bir numaralı iade gerekçesinin gereği yerine getirilip diğer üç iade gerekçesi yerine getirilmeksizin yeniden düzenlenen Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 14.03.2016 tarihli ve 2016/2893 soruşturma, 2016/1191 esas, 2016/127 sayılı iddianamesinin ilk iade kararında belirtilen ve gereği yerine getirilmeyen iade gerekçeleri yönünden yeniden iadesine yönelik verilen kararın, belirtilen eksiklikler giderilmeden yeniden iddianame düzenlenmesi nedeniyle yerinde olduğu düşünüldüğünden, merciince yapılan itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” gerekçesi ile Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca Kanun Yararına Bozulması talep olunmuştur.

I-OLAY:

Şüpheli … hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma sonucunda Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17.02.2016 tarih ve 2016/1488 soruşturma, 2016/752 esas, 2016/80 sayılı iddianamenin, Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.03.2016 tarih ve 2016/26 iddianame değerlendirme sayılı;

“1- İddianamede suç yeri tarihinin 2011 yılı Van/Merkez olarak gösterildiği,

2-Şüpheli …‘ın 11.03.2015 tarihli ifadesinde “Suruç Yumurtalık bölgesinden Türkiye`ye giriş yaparak Jandarma Komutanlığına teslim olduk” diyerek teslim oldukları, Jandarma Komutanlığı araştırılarak suç yerinin belirlenmediği,

3-TCK`nın 221. maddesi uyarınca şüphelinin örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak edip etmediği, silahlı bir eyleme katılıp katılmadığı, bu hususlara ilişkin bir araştırma yapılmadığı, iddianamede sevk maddelerinin gösterilmediği, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması durumunda sanık hakkında dava bile açılamayacağı, lekelenmeme hakkına riayet edilmediği,

4-Tanıklar Veysel Atılğa, şüphelinin annesi ve Kader isimli şahsın dinlenilmediği, dinlenmeyen tanıkların suçun sübutuna etki edeceği mutlak bir delil olduğu anlaşılmış olmakla” şeklindeki gerekçeyle CMK’nın 174/a-b maddesi gereğince iadesine dair kararına karşı itiraz yoluna gidilmeyerek Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.03.2016 tarih ve 2016/2893 soruşturma, 2016/1191 esas, 2016/127 sayı ile suç yeri ve tarihi “2011-2015 OSMANİYE/MERKEZ” olarak belirtilerek adı geçen şüpheli hakkında aynı suçtan cezalandırılması istemiyle yeniden iddianame düzenlenmiş, bu iddianamenin de 08.03.2016 tarihli iade kararındaki 2, 3 ve 4 nolu eksikliklerin giderilmediğinden bahisle CMK`nın 174. maddesi uyarınca iadesine ilişkin Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.03.2016 tarihli ve 2016/39 iddianame değerlendirme sayılı kararının ise, yapılan itiraz üzerine Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 25.04.2016 tarih ve 2016/215 değişik iş sayı ile itirazın kabulüyle kaldırılmasına karar verilmiştir.

II-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

İtiraz edilmeksizin kesinleşen iddianamenin iadesi kararında belirtilen eksikliklerin bır kısmı tamamlanmadan yeniden düzenlenen iddianamenin bu eksikliklerin tamamlanmadığı gerekçesiyle iadesine ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabul edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir.

III-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:

Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;

“Kamu davasını açma görevi” başlıklı 170. maddesinde; “(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir. (2)Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler. (3)Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede; a)Şüphelinin kimliği, b)Müdafii, c)Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği, d)Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsilcisi, e)Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği, f)Şikayette bulunan kişinin kimliği, g)Şikayetin yapıldığı tarih, h)Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, i)Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, j)Suçun delilleri, k)Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri, Gösterilir. (4)İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır. (5)İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür. (6)İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.”,

“İddianamenin iadesi” başlıklı 174. maddesinde; “(1)Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren on beş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle; a)170`inci maddeye aykırı olarak düzenlenen, b)Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, c)Önödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen, İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir. (2)Suçun hukuki nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez. (3)En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. (4)Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez. (5)İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.” hükümleri yer almaktadır.

Buna göre;

CMK’nın 170/2. maddesinde soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde Cumhuriyet savcısının bir iddianame düzenleyeceği, 170/3. maddesinde iddianamede hangi hususların gösterileceği, 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceği belirtilmiştir. İade nedenleri arasında sayılmayan sebeplerden dolayı iddianame iade edilemez. Ancak iddianamenin iadesi kararı kesinleşmişse, CMK`nın 174/4. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir.

İnceleme konusu somut olayda;

Kardeşi Veysel Atılğan’ın PKK terör örgütüne katılmış olabileceğinden bahisle 05.06.2011 tarihli müracaatı üzerine, Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile görevli) 06.10.2011 tarih ve 2011/2394 D. İş sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında yakalama emri çıkartılan şüpheli …`ın tutuklu bulunduğu Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliye edildiği, 10.03.2015 tarihinde Toprakkale İlçe Jandarma Komutanlığınca yakalama tutanağı düzenlenmek suretiyle yakalandığı,

11.03.2015 günü müdafii huzurunda Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde özetle: 11.06.2011 tarihinde evden ayrılarak Kader isimli şahsın telkin ve yardımıyla silahlı terör örgütüne katıldığını, Argeş (kod) adını aldığını ve 2013 yılında Kobane’ye gönderildiğini, çatışmak istemediği için bir evde hapis tutulduğunu, daha sonra da bu evden kaçarak Suruç Yumurtalık bölgesinden giriş yapıp jandarmaya teslim olduğunu belirttiği ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan suç tarihi ve yeri: 2011 VAN/MERKEZ, sevk maddeleri: TCK`nın 314/2, 63, 53, 3713 sayılı Kanunun 3-5. maddeleri olarak belirtilmek suretiyle hakkında Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca 17.02.2016 tarih ve 2016/1488 soruşturma, 2016/752 esas, 2016/80 sayılı iddianame düzenlendiği anlaşılmıştır.

Söz konusu iddianamenin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174/a-b maddesi gereğince iadesine dair, Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.03.2016 tarihli ve 2016/26 iddianame değerlendirme sayılı kararının; a-Mütemadi suç olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda yakalama ile temadi kesileceğinden, şüphelinin yakalandığı tarih ve yer, suç tarihi ve yeri olup, bu hususta dosya içeriğinde sabit olduğundan, iddianamede yanlış belirtilmesi mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan, (1) ve (2) nolu,

b-CMK’nın 171/1. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların varlığı halinde Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığı kararı verme zorunluluğunun bulunmadığı, mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda, suçun sabit olması halinde TCK`nın 221. maddesi kapsamında kaldığı anlaşılan sanık hakkında ceza verilmese dahi, aynı maddenin 5. fıkrası gereğince denetimli serbetlik tedbirine hükmedilmesi gerektiğinden, (3) nolu, c-Şüphelinin dosyadaki diğer delilleri teyid eden ikrarı karşısında, suçun sübutuna etkisi bulunmayan tanıklar Veysel Atılğan, şüphelinin annesi ve Kader isimli şahıs kovuşturma aşamasında mahkemesince dinlenilebileceğinden, (4) nolu iade gerekçeleri iddianamenin iadesi sebebi olamayacağından yerinde bulunmamış ise de, karar süresinde itiraz edilmediği için kesinleştiğinden;

Suç tarihi ve yeri düzeltilmesine karşın, diğer eksiklikler tamamlanmadan Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.03.2016 tarih ve 2016/2893 soruşturma, 2016/1191 esas, 2016/127 sayı ile yeniden düzenlenen iddianamenin, eksikliklerin giderilmediği gerekçesiyle iadesine ilişkin Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.03.2016 tarihli ve 2016/39 iddianame değerlendirme sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddi yerine kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına dair Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.04.2016 tarihli ve 2016/215 değişik iş sayılı kararında isabet görülmemiştir.

IV-SONUÇ VE KARAR:

Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.04.2016 tarih ve 2016/215 D. iş sayılı kararının Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın aynı Kanunun 309/4-a maddesi gereğince mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/7463 Karar : 2017/848 Tarih : 8.02.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.08.2016 tarih, 2016/327446 sayılı … hakkında Kanun Yararına Bozma talebi Dairemizin 21.10.2016 tarih, 2016/6199 -5107 sayılı hükmü ile karara bağlanmıştır.

2-Önceki karar doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.12.2016 tarih, 399810 sayı ile yeniden Kanun Yararına Bozma isteminde bulunulmuştur. Talep içeriğine göre;

Gizliliğin ihlali suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 285/1-3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine dair Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2010 tarihli ve 2009/758 esas, 2010/335 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.05.2010 tarihli ve 2010/143 değişik iş sayılı kararını müteakip, sanık müdafiince anılan kararın kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık denetim süresinin suç işlenmeksizin geçirildiğinden bahisle bahse konu kararın kaldırılarak müvekkili hakkında açılan kamu davasının düşürülmesi talebinin reddine dair Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.04.2016 tarihli ve 2009/758 esas, 2010/335 sayılı ek kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın keza reddine ilişkin Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.05.2016 tarihli ve 2016/341 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Dosya kapsamına göre, 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun geçici birinci maddesindeki;

“(1) 31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;

a)Soruşturma evresinde, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171’inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b)Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,

c)Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.

(5)Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmiş olması hâlinde dahi, bu madde hükümleri uygulanır…” şeklindeki düzenleme gereğince, sanığın üzerine atılı basın yoluyla gizliliğin ihlali suçunun üst sınırı dikkate alındığında suç tarihinin 22.06.2009 olması karşısında, sanık hakkında verilen Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2010 tarihli ve 2009/758 esas, 2010/335 sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun uyarınca taleple veya taleple bağlı olmaksızın bir değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerekirken bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmayarak yazılı şekilde talebin reddine dair ek karar verilmesinde ve bu karara yönelik itirazın da bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 19.12.2016 gün ve 94660652-105-34-10478-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunmuştur.

I-OLAY:

Sanık …’ın 22.06.2009 tarihinde basın yoluyla soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı yer 2. Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu 15.04.2010 tarih ve 2009/758 esas, 2010/335 karar sayılı hükümle sanığın TCK’nın 285/1-3, 62. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, aynı maddenin 8. fıkrası gereğince yükümlülük yüklenmeksizin 5 yıl süre ile denetim altına alınmasına karar verilmiştir. Bu hüküm 07.05.2010 tarihinde kesinleşmiştir.

Sanığın deneme süresi içinde 28.05.2010 tarihinde kasten işlenen “gizliliğin ihlali” suçundan aynı yer Başsavcılığınca Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesine 2010/768 esasında kayıtlı dava açılmıştır. Sanığın 12.06.2011 tarihinde milletvekili seçilmesi nedeni ile 19.01.2012 tarih ve 2012/23 sayılı kararla CMK’nın 223/8 maddesi gereğince kovuşturmanın durmasına karar verilmiştir.

Sanık müdafii 29.03.2016 tarihli dilekçesiyle Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2010 tarih ve 2009/758 esas, 2010/335 sayı ile verilen hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararından itibaren 5 yıllık süre geçmiş olduğundan sanık hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi 11.04.2016 tarih ve 2009/758, 2010/335 sayılı ek kararla sanık deneme süresi içinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle kamu davasının düşürülmesi talebini reddetmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.05.2016 tarih, 2016/341 değişik iş sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmiştir.

Sanık hakkında 04.04.2016 tarihli adli sicil kaydı incelendiğinde 02.05.2011 tarihinden sonra işlenen suça ilişkin kayıt bulunmamaktadır.

II-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

1-CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde, ikinci suçtan hükmün kesinleşmesinin 5 yıllık deneme süresi içinde gerçekleşmesinin zorunlu olup olmadığı,

2-Deneme süresi içinde işlenen ikinci suç nedeni ile yapılan yargılamada, durma nedenlerinin gerçekleşmesi halinde, dava zamanaşımı süresinin işlemeye devam edip etmediği bu süreçte düşme kararı verilip verilemeyeceği,

3-Sanığın işlemiş olduğu suçun türü ve ceza miktarı ile tarihi bakımından CMK 231 ve 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kalması halinde öncelikle hangi hükmün uygulanacağına ilişkindir.

III-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının olumsuz etkilerinden kaçınmak ve ilk defa suç işleyen failleri infaz sistemi içine dahil etmeden topluma kazandırma fikrinin ürünü olarak gelişen alternatif yaptırımlardan biri olarak dava açıldıktan sonra faile geri dönüş imkanının sunulması amacıyla CMK’da yer verilen bir müessesedir.

5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

1-Suça ilişkin olarak;

a)Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,

b)Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

2-Sanığa ilişkin olarak;

a)Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum edilmemiş olmaması,

b)Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararı aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

c)Mahkemece sanığın kişilik özellikleriyle duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

d)Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi,

Koşullarının gerçekleşmesi gereklidir.

Bu halde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek, 18 yaşından büyük olan sanıklar için 5 yıl, suça sürüklenen çocuklar için ise 3 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanacaktır.

Sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının ertelenmesine ilişkin karar mahkumiyet hükmünün hukuki sonuçlarını doğurmayacak, mahkumiyet hükmü askıda olacaktır. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve mahkemece belirlenen yükümlülüklere uygun davranılması halinde kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilecektir. Aksi taktirde deneme süresi içinde kasten suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirlerine uyulmaması halinde mahkeme hükmü açıklayacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerinin yerleşik uygulamasına göre; ikinci suçun denetim süresi içinde işlenmesi yeterli olup, bu süre içinde kesinleşmesi şart değildir. CMK 231/10 fıkrasına göre deneme süresi içinde zamanaşımı duracaktır. Yükümlülüklere aykırı davranılması ya da kasıtlı suç işlenilmesi halinde hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilen ilk suç için zamanaşımı tekrar işlemeye başlayacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın işlediği iddia edilen suç basın yoluyla gizliliğin ihlali olup, suç tarihi 27.06.2009, hükmün açıklanmasının ertelenmesine ilişkin karar tarihi 15.04.2010, bu kararın kesinleşme tarihinin 07.05.2010 olduğu görülmektedir. Deneme süresi içinde işlendiği iddia edilen ikinci suç, ilk suçta olduğu gibi basın yoluyla gizliliğin ihlali olup, suç tarihinin 28.05.2010 olduğu, sanığın milletvekili seçilmesi nedeniyle durma kararı verildiği bu kararın 27.01.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere ikinci suçun deneme müddeti içinde kasıtlı olarak işlenmiş suçlardan olması nedeniyle birinci suç dolayısıyla kurulan mahkumiyet hükmünün, ikinci suçun 5 yıllık deneme müddeti içinde kesinleşmediği gerekçesiyle, ilk suç yönünden düşme kararı verilmemesine ilişkin yerel mahkemenin kararında bir isabetsizlik yoktur.

İkinci suç nedeniyle yapılan yargılama sonucunda sanığın milletvekili seçilmesi nedeniyle T.C. Anayasasının 83/2 ve CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince verilen kovuşturmanın durmasına ilişkin karar bu suç yönünden dava zamanaşımı süresinin işlemesini durduracaktır. Dolayısıyla yargılamaya devam edilerek bir mahkumiyet hükmü kurulması olanaksızdır. İkinci suç hakkında yapılan yargılamada kovuşturmanın durması nedeniyle hüküm kesinleşemeyeceğinden sanığın mağduriyeti sözkonusu olabilecektir. Bu konuda yasada düzenleme yoktur. Ancak ikinci suç nedeniyle verilen durma kararı birinci suç açısından dava zamanaşımını durdurmayacaktır. Hükmün açıklanmasının ertelenmesine konu suçun zamanaşımına uğraması halinde her zaman düşme kararı verilmesi mümkündür.

Hükümden sonra yürürlüğe giren ancak talep tarihinde yürürlükte bulunan 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin sanık hakkında uygulanmasının gerekip gerekmediğine gelince;

05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi ile 31.12.2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup, temel şekli itibariyle adli para cezasını ya da üst sınırı 5 yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı açılan davaların veya kesinleşmiş cezaların ertelenmesi imkanı getirilmiştir. Zira geçici 1. maddesinin b bendinde; bu suçlardan dolayı “kovuşturma evresinde kovuşturmanın ertelenmesine” karar verileceği hükme bağlanmıştır.

6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında “Haklarında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren 3 yıl içinde 1. fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi halinde, kovuşturmaya yer olmadığına veya düşme kararı verilir.”

Aynı maddenin 5. fıkrasında ise “1. fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmiş olması halinde dahi bu madde hükümleri uygulanır.” düzenlemesi ile hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilen dosyalarda da bu yasanın uygulanacağına açıkça yer verilmiştir.

Sanığın üzerine atılı gizliliğin ihlali suçunun türü, öngörülen cezanın üst sınırı ve suç tarihi itibariyle bu yasa kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesiyle getirilen düzenleme, şartlı af niteliğinde olup CMK’nın 231. maddesinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna nazaran, herhangi bir hak yoksunluğu doğurmaması ve denetim süresi bakımından daha lehe hükümler içermektedir. TCK’nın 7/2-3 maddesi gereğince sonradan yürürlüğe giren ceza ve infaz hükümleri sanığın talebine bağlı olmaksızın re’sen uygulanır.

Yerel mahkemenin, sanığın işlediği iddia edilen suçlar yönünden 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi gereğince taleple veya talep olmaksızın değerlendirme yaparak bir hüküm kurması gerekirken bu konuda herhangi bir değerlendirme yapmadığı anlaşılmaktadır.

6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin sanık hakkında uygulanması halinde 3 yıllık denetim süresinin, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mi, yoksa geçici 1. maddenin 3. fıkrası gereğince erteleme tarihinden mi başlayacağı hususunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

Somut olayda sanık hakkında hükmün açıklanmasının ertelenmesine konu olan “gizliliğin ihlali” suçu 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kalmaktadır. Yürürlük tarihi itibariyle yerel mahkeme re’sen ya da talebe bağlı olarak bu dava dosyasını ele alarak 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi gereğince davanın ertelenmesine karar vermesi gerekirdi. Bu hükme riayet edilmemesi sonucunda sanık yönünden bir hak kaybına yol açtığı görülmektedir. Kanun yürürlüğe girdikten sonra dosyası ele alınıp karar verilen sanıklarla somut olayda olduğu gibi dosyası değerlendirilmeyip hakkında hüküm kurulmayan kişiler hakkında farklı uygulamalara sebebiyet vermek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olacaktır. Kanunun konuluş amacı, hakkaniyet ve eşitlik ilkesi hükümlünün kendi kusuruyla sebebiyet vermediği olağan koşullarda süresi içinde erteleme kararı verilmemiş dosyalarda, deneme süresinin başlangıcının, erteleme kararı verildiği tarihte değil, yasanın yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinde başlatılmasını gerektirmektedir.

Bu doğrultuda uygulama yapılarak yasanın yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinden itibaren 3 yıl içinde sanığın herhangi bir suç işleyip işlemediği, mahkemesince tespit edildikten sonra, suç işlemeksizin deneme müddetinin iyi halli olarak geçirildiğinin tespiti halinde 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi gereğince davanın düşürülmesine karar vermek gerekecektir.

IV- SONUÇ VE KARAR:

Yukarıda açıklanan nedenlerle,

1-Basın yoluyla işlenilen gizliliğin ihlaline ilişkin suçun 05.07.2012 tarih 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kaldığından, dosyayı ele alan mahkemenin bu durumu re’sen gözeterek adı geçen yasayı uygulaması gerektiğinden, Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.04.2016 tarih ve 2009/758 – 2010/335 sayılı ek kararı ile bu karara itiraz üzerine verilen Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.05.2016 tarih ve 2016/341 D. İş sayılı itirazın reddine dair kararlarının, bu yönden isabetsiz olması nedeniyle CMK’nın 309/4 maddesi gereğince kanun yarına BOZULMASINA,

2-CMK’nın 309/4 maddesi doğrultusunda sanığın deneme süresi içinde bir suç işleyip işlemediğinin araştırılması gerektiğinden Dairemizce uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına;

Gereğinin takdir ve ifası için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/4849 Karar : 2017/676 Tarih : 20.02.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Adalet Bakanlığı’nın, 23/07/2015 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen 27/03/2015 tarihli ve 2014/85347 soruşturma, 2015/11299 esas, 2015/858 sayılı iddianamenin iadesine dair İzmir 3. Çocuk Mahkemesi`nin 03/04/2015 tarihli ve 2015/175 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin İzmir 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/04/2015 tarihinde 2015/166 değişik iş sayı ile verilen kararın kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 10/09/2015 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

A) Konuyla İlgili Bilgiler:

1- 08.09.1997 doğumlu suça sürüklenen çocuk … hakkında, 04.10.2014 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 30/10/2014 tarihinde 2014/85347 soruşturma ve 2014/1961 karar sayılı ile üç yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği,

2- Erteleme kararının 12.11.2014 tarihinde müdafiine, 17.02.2015 tarihinde de suça sürüklenen çocuğa tebliğ edildiği,

3- Henüz suça sürüklenen çocuk hakkındaki denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanmadan 24.02.2015 tarihinde suça sürüklenen çocuğun üzerinde tekrar uyuşturucu madde ele geçirildiği ve bunun üzerine TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrası uyarınca bu yeni suç denetimli serbestliğin ihlali sayılıp erteleme kararı kaldırılarak aynı maddenin 4. fıkrası gereğince İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27/03/2015 tarihli iddianamenin düzenlendiği,

4- İzmir 3. Çocuk Mahkemesi`nin 03/04/2015 tarihli ve 2015/175 sayılı kararı ile, “erteleme kararının suça sürüklenen çocuğa 17.02.2015 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük yasal itiraz süresinin 05.03.2015 tarihinde dolduğu ve erteleme kararının bu tarihte kesinleştiği, denetimli serbestliğin ihlali sayılan yeni suç tarihinin ise 24.02.2015 olduğu cihetle, henüz erteleme kararı kesinleşmeden ihlalin söz konusu olamayacağı ve kamu davası açılma şartlarının oluşmadığı” gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verildiği,

5- İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 09.04.2015 tarihinde, “erteleme kararının kesinleşmesi için suça sürüklenen çocuğun müdafiine yapılan 12.11.2014 tarihli tebliğin yeterli olduğu, buna göre erteleme kararının 28.11.2014 tarihinde kesinleştiği ve 24.02.2015 tarihli yeni suçun denetim süresi içinde ihlal sayıldığından kamu davası kamu davası açılma şartlarının oluştuğu” gerekçesiyle iddianamenin iadesi kararına itiraz edildiği,

6-Mahkemece itiraz yerinde görülmeyerek itirazı incelemeye yetkili mercie gönderilmesi üzerine, itirazı inceleyen İzmir 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/04/2015 tarihinde 2015/166 değişik iş sayı ile itiraz yerinde görülmeyerek reddine karar verildiği,

Anlaşılmıştır.

B) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/9. maddesinde yer alan “Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171. maddesi … uygulanır” ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 171/2. maddesinin son cümlesinde yer alan “Suçtan zarar gören bu karara 173. madde hükümlerine göre itiraz edebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin karara karşı suça sürüklenen çocuk ve/veya müdafii tarafından itiraz edilebilmesinin yasal olarak mümkün bulunmadığı, bu kapsamda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 30/10/2014 tarihli ve 2014/85347 soruşturma, 2014/1961 sayılı kamu davasının açılmasının 3 yıl süreyle ertelenmesine dair kararın suça sürüklenen çocuk ve/veya müdafıine tebliğ edilmesinin söz konusu kararın kesinleşmesinde etkili olmadığı, yapılan tebliğ işleminin sadece kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve/veya denetim süresinin başlaması konusunda gerekli olduğu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 30/10/2014 tarihli kararın 12/11/2014 tarihinde zorunlu müdafıine, 17/02/2015 tarihinde suça sürüklenen çocuğun kendisine tebliğ edilmesini müteakip, kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin sürenin başlamasından sonra suça sürüklenen çocuk tarafından 24/02/2015 tarihinde yeniden kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçunun işlenmesi nedeniyle hakkında kamu davasının açılarak yargılama yapılması gerektiği hususları dikkate alınarak itirazın kabulü yerine yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, İzmir 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/04/2015 tarihinde 2015/166 değişik iş sayı ile verilen kararın bozulması istenmiştir.

C) Konuyla İlgili Hukuksal Düzenlemeler:

a) TCK`nın 191. maddesi:

(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.

(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi halinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.

(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;

a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,

b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,

c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,

halinde, hakkında kamu davası açılır.

(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemesi

Kanunu`nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır.

b) CMK`nın 170. maddesi:

(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.

(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.

c) CMK`nın 171. maddesi:

(1) Cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsi cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.

(2) 253 üncü maddenin ondokuzuncu fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet savcısı, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olup, üst sınırı bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir.

(4) Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.

ç) CMK`nın 173. maddesi:

(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine itiraz edebilir.

d) Anayasa`nın 36. maddesinin 1. fıkrası:

Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

e) Anayasa`nın 38. maddesinin 4. fıkrası:

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

f) AİHS`nin 6. maddesinin 1. fıkrası:

Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili anlaşmazlıkların çözümlenmesi, gerek kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde adil ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.

Ç) Konunun Değerlendirilmesi:

Tartışmanın konusu, “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan suça sürüklenen çocuk” hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, TCK`nın 191. maddesinin 2. fıkrası gereğince verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” ilişkin karara itiraz edilip edilemeyeceği ile erteleme kararının kesinleştirilip denetim süresinin başlamasında yalnızca suça sürüklenen çocuğun müdafiine yapılan tebliğin yeterli olup olmayacağıdır.

TCK’nın 191. maddesinde, bu karara itiraz edilip edilemeyeceğine ilişkin açık bir hükme yer verilmemiş; bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hallerde, CMK`nın kamu davasının ertelenmesine ilişkin 171. maddesi hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

CMK`nın 171. maddenin 2. fıkrasında ise, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına “suçtan zarar gören kişinin itiraz edebileceği” belirtilmiştir.

Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur (TCK 3/1). Denetimli serbestlik ve tedavi tedbirleri aslında birer güvenlik tedbiridir. Bu nedenle kural olarak, ancak suçu sabit olan kişi hakkında ve mahkeme

tarafından uygulanabilir. TCK`nın 191. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında istisna olarak, şüpheli hakkında soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının kararı ile de uygulanabileceğinin kabul etmiştir.

Sözü edilen denetimli serbestlik tedbiri ile, şüpheliye yükümlülük yüklenmektedir.

Öte yandan, CMK`nın 223. maddesinin 1. fıkrasında güvenlik tedbirlerinin de hüküm olduğu belirtilmiştir. Hükümler kural olarak “temyiz” kanun yoluna tabidir.

Ceza muhakemesi hukukunda kural olarak kıyas mümkündür. Özelikle temel hak ve özgürlükler yönünden, kişi lehine kıyasa başvurulabilir.

TCK’nın 191. maddesinde düzenlenen suç, TCK’nın ikinci kitabının, “topluma karşı suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “kamunun sağlığına karşı suçlar” başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiş olduğundan, suçun mağduru “kamu” dur. Bu açıdan bakıldığında şüphelinin, TCK`nın 191. maddesi kapsamında verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” ilişkin karara itiraz edemeyeceği ileri sürülebilir.

Şüpheliye yükümlülük getiren denetimli serbestlik tedbirini içermesi nedeniyle, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası gereğince verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kararı, CMK`nın 171. maddesinde yer alan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kararından farklıdır.

Adil yargılama ilkesi ve suçsuzluk karinesi gereğince, CMK’nın 171. ve 173. maddelerinde suçtan zarar gören için tanınan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz” hakkıyla ilgili hükümlerin, TCK`nın 191. maddesinin 2. fıkrası kapsamında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı “şüpheli” için de kıyas yolu ile uygulanması gerekir.

Bu gerekçeler ışığında; “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından TCK`nın 191. maddesinin 2. fıkrası kapsamında verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” ilişkin karara, şüphelinin itiraz hakkının bulunduğu kabul edilmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 170. maddesinin 1. fıkrasında “Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.” denilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise: “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü yer almaktadır.

Yukarıda da bahsedildiği üzere Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği ve kamu davasının açılması yönünde yeterli şüphe oluştuğu kanaatine vardığı takdirde, iddianamesini düzenler. Yeterli şüphenin oluşup oluşmadığının takdiri Cumhuriyet savcısına aittir. Şüpheli hakkında kamu davası açılmasını gerektirir nitelikte yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde ise Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.

Açıklanan nedenlerle “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan dolayı şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından TCK`nın 191. maddesinin 2. fıkrası kapsamında verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” ilişkin karara itiraz edilmesi durumunda, itiraz mercii dosyayı inceledikten sonra, şüphelinin mevcut delillere göre hakkında isnat edilen suçu işlemediği veya suçun maddi unsurlarının gerçekleşmediği kanaatine varırsa, maddi unsurlarının gerçekleşmediği bir suç nedeniyle şüphelinin uzun süre denetim altında bırakılması adil yargılanma ilkesi ve masumiyet karinesine aykırı olacağından, bu hususlar belirtilerek itirazın kabulüne karar verilebileceğinden, kanun yararına bozma talebinde yer alan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kararına suça sürüklenen çocuk ve/veya müdafii tarafından itiraz edilemeyeceği yönündeki görüş yerinde görülmemiş, ancak;

Somut olayda suça sürüklenen çocuğa CMK’nın 150/2. maddesi gereğince atanan zorunlu müdafiinin suça sürüklenen çocuk adına itiraz hakkını kullanabileceği ve erteleme kararının 12.11.2014 tarihinde suça sürüklenen çocuğun müdafiine, 17.02.2015 tarihinde de suça sürüklenen çocuğun kendisine tebliğ edilmesi karşısında 24.02.2015 tarihinde suça sürüklenen çocuğun işlemiş olduğu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçu nedeniyle erteleme kararı kaldırılarak TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrası gereğince İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca suça sürüklenen çocuk hakkında iddianame düzenlenmesi yasal zorunluluk olduğundan, İzmir 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, iddianamenin iadesine dair İzmir 3. Çocuk Mahkemesi`nin 03/04/2015 tarihli ve 2015/175 sayılı kararına yönelik itirazın reddine karar verilmesi yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebi değişik gerekçe ile yerinde görülmüştür.

D) Karar :

Açıklanan nedenlere göre; İzmir 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/04/2015 tarihinde 2015/166 değişik iş sayı ile verilen “iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın reddine” ilişkin kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na gönderilmesine, 20.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/18547 Karar : 2017/1256 Tarih : 7.02.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Hakaret suçundan sanık …‘ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 43/1, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.860,00 Türk Lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Trabzon (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/12/2012 tarihli ve 2012/256 esas, 2012/768 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 25/11/2016 gün ve 392941 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında; “Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/12/2012 tarihli kararının kesin nitelikte olduğu, iş bu kararın infazı sırasında 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1-b maddesi uyarınca infazın ertelenmesine dair Trabzon 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 01/07/2016 tarihli ve 2012/91 esas, 2012/73 sayılı ek kararın hukuken yok hükmünde olduğu düşünülerek yapılan incelemede,

Karar tarihinden önce 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinde yer alan “1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine karar verilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın internet sitesinde yazmış olduğu yazı sonucu işlediği iddia olunan suçun söz konusu anılan Kanun kapsamında basın yayın yoluyla işlenen suç kapsamında olduğu ve anılan Kanun’un geçici 1-b maddesi gereğince kovuşturmanın ertelenmesine kararı verilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde sanığın aleyhine olacak şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun.” denilmektedir.

Hukuksal Değerlendirme:

6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde, “ 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine karar verilir.” hükümlerine yer verilmiştir.

6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ve madde gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bu düzenleme ile ifade ve basın özgürlüğünü korumayı amaçladığı görülmektedir. Bireylerin basın veya sair yayın vasıtaları yoluyla ortaya koydukları düşünce açıklamaları nedeniyle suçlanmamaları ve haklarında ceza soruşturması veya kovuşturması açılmasının önlemesi amaçlanmış, ayrıca ifade özgürlüğünü ihlal iddialarına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde ülkemiz aleyhine açılan tazminat davalarının azaltılması öngörülmüştür.

6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca hakkında erteleme imkanı getirilen suçların bir kısmı basın ve yayın yoluyla diğer bir kısmı ise sair düşünce açıklaması yöntemiyle işlenen suçlardır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde; “Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar….anlaşılır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu tanıma göre kitle iletişim araçları vasıtasıyla işlenen ve üst sınırı 5 yılı aşmayan hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar maddenin kapsamına girecektir. Burada suç ayrımına gidilmediği yalnızca suçun basın veya yayın yoluyla işlenmesinin yeterli olduğu görülmektedir. Basın veya yayın araçları görsel, işitsel, yazılı ve elektronik olabilecektir. Ancak bu araçlar yoluyla işlenen suçun genele açık olması diğer bir deyişle kitle iletişimine açık olması gerekmektedir.

İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında …..com//2011/7/taksimde biri-günah-çıkaryor-……. adresi ve http://www…..internet sitelerinden yazdığı yazı ve video ile katılana yönelik hakaret suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Eylemin basın ve yayın yoluyla gerçekleştirildiği ve suç tarihinin 31.12.2011 tarihinden önce olması gözetildiğinde, sanık hakkında 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi gerekirken, kovuşturmaya devamla mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Hakaret suçundan sanık … hakkında, Trabzon (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/12/2012 tarihli ve 2012/256 esas, 2012/768 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

2- Bozma kararı doğrultusunda, anılan Kanun maddesinin 4/b fıkrası uyarınca yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine iadesine, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 07.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/2598 Karar : 2017/414 Tarih : 17.01.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Yüksek Adalet Bakanlığı’nın, 27.06.2016 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık … hakkında Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 26.10.2015 tarihinde 2015/629 değişik iş sayı ile verilen Ergani 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarih 2015/137 esas 2015/257 karar sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 19.07.2016 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

A) Konuyla İlgili Bilgiler:

1- Ergani 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 07.07.2015 tarihinde 2015/137 esas 2015/257 karar sayı ile verilen, sanık …‘un 5237 sayılı TCK’nın 191. maddesinin 1. fıkrası ve 62. maddeleri gereğince 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hakkında verilen hükmün 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,

2- Ergani 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarihinde 2015/137 esas 2015/257 karar sayı ile verilen karara Diyarbakır C. Başsavcılığı’nca “TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca başlatılan soruşturmada şüpeli hakkında 5271 sayılı CMK’nın 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın iddia makamınca kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi gerektiği gözetili yargılamanın durması yerine dava şartı gerçekleşmeden açılan kamu davasına devamla yazılı şekilde karar verilmesi…” gerekçesiyle itiraz edildiği,

3- İtiraz üzerine Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 07.07.2015 tarih 2015/629 değişik iş sayılı karar ile “HAGB yönünden denetim makamınca ancak yasal şartlara ilişkin inceleme yapılabileceği kaldı ki, iddianamenin değerlendirilmesi aşamasında kovuşturmanın ertelenmesi gerektiğinden bahisle herhangi bir iade kararı verilmeksizin kabul edilen iddianame neticesinde açılan kamu davasından TCK’nın 191. maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesiyle aynı hukuki sonucu ihtiva eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmekle, durma kararı verilmesini gerektirir usuli eksikliğin varlığından bahsedilemeyeceği…” gerekçesiyle, itirazın reddine karar verildiği

Anlaşılmıştır.

B) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, « 28/06/2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 68. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinin yeniden düzenlendiği, aynı maddenin 2. fıkrasında “Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171’inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir… “, 4. fıkrasında “a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,

c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” ve 7. fıkrasında “Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.” şeklinde yer alan düzenlemelere göre, anılan Kanun’un 191. maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen soruşturma sonucunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair karar verilerek, erteleme süresi zarfında anılan maddenin 4. fıkrasında belirtilen hallerden bir veya birkaçını ihlal edilmesi durumunda ilgili hakkında kamu davasının açılmasının gerektiği, somut olayda sanık hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmeden iddianame düzenlenerek kamu davası açıldığı, bu halde kamu davasının açılması bir şarta bağlanmış olduğundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8-2. cümle maddesi uyarınca durma kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabul edilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.» denilerek, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarihli itirazın reddi kararının bozulması istenmiştir.

C) Konunun Değerlendirilmesi:

6545 sayılı yasa ile değişik 5237 sayılı Kanun’un 191’inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen soruşturma sonucunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair karar verilerek, erteleme süresi zarfında anılan maddenin 4. fıkrasında belirtilen hallerden bir veya birkaçını ihlal edilmesi durumunda ilgili hakkında kamu davasının açılması gerektiği, somut olayda sanık hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmeden iddianame düzenlenerek kamu davası açıldığı, bu halde kamu davasının açılması bir şarta bağlanmış olduğundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8-2. madde fıkrası uyarınca durma kararı verilip Cumhuriyet başsavcılığına ihbarda bulunularak kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesinin sağlanması ve verilen tedavi ve denetimli serbestlik karının infazının sonucunun beklenmesi gerektiği gözetilmeden itirazın bu yönde kabulü yerine, itirazın reddine karar verilmesi kanuna aykırı olduğundan, kanun yararına bozma talebi yerindedir.

D) Karar :

Açıklanan nedenlerle, kanun yararına bozma talebi yerinde görüldüğünden; Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 07.07.2015 tarih 2015/629 değişik iş sayı ile verilen itirazın reddine ilişkin kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 17.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/9697 Karar : 2014/2280 Tarih : 3.02.2014

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Katılanın maddi bir zararının belirlenmediği olayda, duruşmadaki olumlu tutumundan dolayı takdiri indirim maddesi uygulanarak cezasında indirim yapılan, sabıkası bulunmaması nedeniyle hükmedilen 10 ay hapis cezası ertelenen sanık hakkında, hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına karar verilirken gösterilen, “şikayetçinin kendisi hakkındaki şikayetinden vazgeçmeyip üstelik davaya katılma başvurusunda bulunmuş olması karşısında kendisinin suçtan kaynaklanan manevi zararının ortadan kalkmadığı kanısına varıldığından takdiren” şeklindeki gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı anlaşılmakta ise de, dosya kapsamına göre, mahkemenin takdirinde bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bu sebeple bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.

Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın, bir süre duygusal boyutta arkadaşlık ilişkisi içerisinde olduğu katılan tarafından arkadaşlıklarına son verilmesine tepki olarak, facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde, katılan adına üyelik işlemleri yapıp, oluşturduğu profilde, katılanla beraber oldukları dönemde onun rızası dahilinde çekilmiş çıplak resmini ve özel fotoğraflarını yayımladığı iddiasına konu olayda,

Sanığın, katılana ait çok sayıda özel resim ve görüntüyü kendi bilgisayarında depolamış olmakla beraber bahse konu üye profilini kendisinin oluşturmadığına dair savunmasının aksine, soruşturma aşamasında, internet ve bilişim suçları kısım amirliğinde görevli polis memurlarınca hazırlanan 17.06.2009 tarihli teknik analiz ve hard disk inceleme raporunda, sanığın kullanımındaki bilgisayarda, şikayete konu profil ile ilgili bilgisayar dosyalarına rastlanıldığının ve tespiti yapılan silinmiş dosyalar incelendiğinde söz konusu profilin bu bilgisayar kullanıcısı tarafından kullanıldığının ifade edilmiş olması karşısında, sanığın, kendisini cezalandırılmaktan kurtarmaya yönelik, inandırıcılıktan uzak, soyut savunmalarına itibar edilemeyeceği, katılanın, özde değişmeyen, maddi delillerle de doğrulanan samimi beyanlarına nazaran, iddiaya konu eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmakla,

Katılanın fiziksel mahremiyetini içeren görüntülerini, onun bilgisi dışında, başkalarının görgüsüne sunan sanığın eyleminin, TCK`nın 134/2. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğunun kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden,

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin sübuta ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

1- TCK`nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınarak, aynı Kanunun 3/1. maddesi gereğince işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, temel cezanın asgari hadden tayin edilmesi,

2- TCK’nın 6/1-g maddesinde, ceza kanunlarının uygulanmasında, basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınların anlaşılacağının belirtilmesi karşısında, katılanın fotoğraflarını belirsiz sayıda kişinin bilgi ve görgüsüne sunan sanık hakkında, hükmedilen temel cezada, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK`nın 134/2-2. cümlesi gereğince, yarı oranında artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, anılan maddenin uygulanmaması suretiyle, sanığa eksik ceza tayini,

3- Sanığa hükmolunan 10 ay hapis cezası TCK’nın 51/1. maddesi uyarınca ertelendikten sonra, tayin olunan sonuç ceza miktarı ile orantısız ve dosya içeriğiyle bağdaşmayacak şekilde sanık hakkında TCK`nın 51/3. maddesi gereğince üst hadden 3 yıl denetim süresi belirlenmesi,

4- TCK`nın 51/7. maddesinde, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işleyen hükümlünün ertelenen cezasının kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verileceğinin düzenlendiği gözetilmeden, infazı kısıtlar biçimde, sanığın, “erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi durumunda, ertelenen 1. fıkradaki cezasının aynen çektirilmesine” şeklinde hüküm kurulması, kanuna aykırı,

5- TCK’nın 134/2. maddesinde, kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerinin ifşası halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş, fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlenmiş iken, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 81. maddesi ile TCK`nın 134/2. maddesinde yapılan değişiklikle, temel ceza miktarı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiş ve ifşanın basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi halinde de aynı cezaya hükmolunacağının belirtilmiş olması nedeniyle;

ayrıca, 6352 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesinin, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmü ve

TCK’nın 134/2. maddesinde öngörülen ceza miktarına göre, TCK`nın 7/2. maddesi gereğince, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK`un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak ( BOZULMASINA ), aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2009/16787 Karar : 2010/7000 Tarih : 14.06.2010

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 346. maddesi delaletiyle 345. maddesine ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılıktan Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında kanuni imkansızlık sebebiyle soruşturma yapılamayacağından bahisle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/06/2008 tarihli ve 2008/1242 basın soruşturma, 2008/658 basın karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara C. N. tarafından yapılan itirazın kabulü ile söz konusu kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 15/05/2009 tarihli ve 2009/702 müteferrik sayılı kararı kapsayan dosya incelendi;

Dosya kapsamına göre, mercii mahkeme başkanınca; evvelce işlediği iddia olunan suçlardan dolayı Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişilerin yasama dokunulmazlığından yararlanacağına dair açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı, Anayasadaki bu boşluğun kıyas yolu ile değil yasal düzenleme ile ortadan kaldırılması gerektiği, seçmenlik sıfatı bulunan vatandaşın bir siyasi partinin harcamaları ile Devlet Hazinesi arasındaki ilişkinin denetlenmesini isteme ve Hazine’nin uğramış olduğu zarardan dolayı itiraz hakkının bulunduğu gerekçeleriyle delillerin mahkemesince değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de;

1- 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 105. maddesindeki; “Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanının re’sen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz. Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.” Şeklindeki düzenleme nazara alındığında Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunun esas, sorumluluğunun istisna olarak düzenlendiği, ancak “vatana ihanet”ten dolayı suçlandırılabileceği,

Yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148/3. maddesinde belirlenen Anayasa Mahkemesinin “Görev ve Yetkileri” başlıklı bölümünde, Anayasa Mahkemesinin; Cumhurbaşkanını, Yüce Divan sıfatıyla yargılaması hususu belirtilmiş ise de, görev yönünden düzenlenen bu maddenin 105. maddede belirtilen Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu nazara alındığında, sadece 105/3. maddesinde geçen “vatana ihanet” suçlamasına ilişkin yargılamayı kapsadığı, dolayısıyla “Vatana ihanet” haricinde kalan bir suçlamadan dolayı Cumhurbaşkanı hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında bir hukuki işlem yapılamayacağı,

2- a ) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda kanun yollarına hangi hallerde ve kimler tarafından ne şekilde başvurulabileceği kanun koyucu tarafından önceden düzenlenmiş olup, bu kavram ve sürelerin kanun koyucunun amacına aykırı olarak artırılıp genişletilemeyeceği, zira aksi düşüncenin kabulü halinde yargısal kararların kesinleşme imkanını, kanun yoluna başvuru sürelerini ortadan kaldırarak hukuka güveni zedeleyip, hukuki kargaşaya ve toplumda güvensizliğe yol açacağı, bu bakımdan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 02/06/2008 tarihinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara 5271 sayılı Kanun’un 173/1. maddesinde öngörülen 15 günlük itiraz süresinden sonra, suçtan doğrudan zarar görmeyen muteriz C. ..N… tarafından verilen 15/07/2008 tarihli itiraz dilekçesinin 7201 Tebligat Kanunu’nun 32. maddesinde yer alan “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur” hükmü kapsamında öğrenme üzerine süresinde verilmiş bir dilekçe olarak kabul edilemeyeceği, b ) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Cumhuriyet Savcısının Kararına İtiraz” başlıklı 173/1. maddesinde yer alan “Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir.” şeklindeki düzenleme uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara suçtan doğrudan zarar görenin itiraz hakkı olduğu, bu zararın niteliği itibarıyla, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15/07/2008 tarihli, 2008/9-95 esas-2008/185 sayılı kararında da belirtildiği üzere “haklı çıkarın zedelenmesi” halinde zarar gerçekleştiğinin kabulünde zorunluluk olduğu nazara alındığında; Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara, zararı hukuki koruma altına alınan Maliye Hazinesinin itiraz hakkının olduğu ancak adı geçen kurumun herhangi bir itirazının bulunmadığı, muteriz C. N. gibi suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve Devlete vergi ödeyen her vatandaşın doğrudan zarar gören kavramı içerisine alınamayacağı, zira suçtan zarar görenin, zararının belirlenebilir, denetlenebilir ve hukuken korunan, dava konusu edilebilir doğrudan bir zararının olması gerektiği, dolayısıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 01/05/2006 tarihli, 2006/711-2497 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, doğrudan bir zararı olmayan muterizin itiraz hakkının bulunmadığı, Gözetilmeden itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 28.08.2009 gün ve 2009/9597-46194 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.09.2009 gün ve KYB.2009/205595 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:

Anayasa Mahkemesinin 16.01.1998 gün ve 1997/1-1998/1 sayılı kararı ile kapatılmasına ve tüm mallarının Hazineye geçmesine karar verilen Refah Partisi’nin tasfiyesi ile ilgili işlemleri, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 107. maddesi gereğince Bakanlar Kurulu’nun 21.01.1998 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 19.01.1998 gün ve 10502 sayılı kararına dayanarak yürüten Maliye Bakanlığı’nın, 19.08.1998 gün ve 24/3126-2766 sayılı yazısı ekinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen, 23.07.1998 tarihli 62 sayfalık rapor ile buna ekli belgelerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca incelenmesi sonucunda;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği, 24.08.1998 gün ve SP.Muh. 1998/495 sayılı yazısı ile özet olarak; kapatılan Refah Partisi’nin bir kısım il yöneticileri hakkında takipsizlik kararı verilmesi, üst düzey yöneticilerinin, Partilerinin kapatılması halinde 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 107. maddesi gereğince malvarlıklarının Hazineye geçmemesini temin için sahte belgeler kullanmayı bir parti politikası olarak uyguladıkları ve uygulattırdıklarının açıklıkla anlaşılması karşısında; aralarında dönemin Kayseri Milletvekili olan Abdullah Gül’ün de bulunduğu üst düzey yöneticilerinden, o tarihte milletvekili olmayanlar hakkında eylemleri iki ayrı suç oluşturduğundan, mülga 765 sayılı TCK’nın 346. maddesi yollamasıyla, aynı Kanunun 345 ve 80. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 113. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılması, milletvekili olanlar hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması için gerekli işlemlerin yapılması, genel merkez uygulamalarını kolaylaştırmak için sahte gelir makbuzlarına imza atan veya başka sahte belgeler temin eden veya kayıtları tahrif eden veya yok eden veya gizleyen diğer teşkilat yöneticileri hakkında, mülga 765 sayılı TCK’nın 345, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 113. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açılması ve diğer bir kısım hukuki yollara başvurulmasının istenmesi üzerine;

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 14.09.1998 gün ve Basın Hz. 1998/1080 sayılı ayırma kararı ile milletvekilliği devam eden sanıklar haklarındaki evrakı tefrik ederek, dönemin Kayseri Milletvekili olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili evrakın Basın Hz. 1998/1160 sayılı hazırlık sırasına kaydedilmesine karar vermiş, dava tarihi itibariyle milletvekili olmayan bir kısım sanıklar hakkında 14.09.1998 günlü iddianamesi ile özel evrakta sahtecilik ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık suçlarından mülga 765 sayılı TCK’nın 346. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 64/1, 345, 80 ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 113. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açmıştır. Kayseri eski Milletvekili olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında bu şekilde tefrik edilerek, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Basın Hz. 1998/1160 sayılı hazırlık sırasına kaydedilen evrak ile ilgili olarak soruşturma yapılabilmesi, Anayasanın 83/2. maddesi uyarınca TBMM’nin bu yolda karar almasına bağlı olduğundan, bu amaçla hazırlanan 14.09.1998 günlü fezleke, TBMM Başkanlığı’na sunulmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilmiş, Adalet Bakanlığı da 24.09.1998 gün ve 23262 sayılı yazısı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 83. maddesi uyarınca “yasama dokunulmazlığının” kaldırılıp, kaldırılmaması hususunun değerlendirilmesi açısından gönderildiği Başbakanlık Makamınca 25.09.1998 gün ve 17475 sayılı yazısı ile TBMM Başkanlığına sunulmuştur.

Bu şekilde TBMM’ye gönderilen soruşturma evrakı, Kayseri eski Milletvekili Abdullah Gül’ün TBMM Genel Kurulunun 28.08.2007 günlü 6. birleşiminde Cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle, TBMM Başkanlığının 04.09.2007 gün ve 336-1142 sayılı yazısı ile Başbakanlık Makamına iade olunmuş, Başbakanlık Makamı da anılan evrakı 04.03.2008 gün ve 2672 sayılı yazısı ile Adalet Bakanlığı’na iletmiş, Adalet Bakanlığı da 09.05.2008 gün ve 27084 sayılı yazısı ile evrakı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 02.06.2008 gün ve 2008/1242 Basın Soruşturma, 2008/658 Basın Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile özet olarak;

Mevcut Anayasal sistem gereğince, Türkiye Cumhuriyeti 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında iddia olunan eylemlerin kanıt ve unsurları tartışılmaksızın, yasal imkansızlık nedeniyle soruşturma yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının, basın-yayın organlarında yer alması üzerine haberdar olduğunu ileri sürerek, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere Erdek Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak başvuran/itiraz eden C. N. 15.07.2008 havale tarihli dilekçesi ile anılan kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı itiraz ya da yeni bir başvuru olarak değerlendirilmek üzere hukuk ve adalet yolunun açılması yönünde istemde bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen dilekçe ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı ve soruşturma evrakı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının; C. N. adlı kişinin, suçun şikayetçisi ve doğrudan zarar görmeyeni olup, itiraz hakkının da bulunmadığını değerlendiren 31.07.2008 gün ve Basın Soruşturma No:2008/1242 sayılı yazısı ile Sincan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı da 14.08.2008 gün ve 2008/488 muh. sayılı yazısı ile özet olarak; başvuru sahibinin suçtan zarar gören olup olmadığını değerlendirme yetkisinin kendilerinde olduğunu belirterek, kovuşturmaya yer olmadığı kararının Maliye Bakanlığı’na tebliği için evrakı iade etmiştir.

Bunun üzerine kovuşturmaya yer olmadığı kararı Maliye Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderilerek, Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Şube Müdürü Vekili Mahmut Kılıç imzasına 04.09.2008 tarihinde tebliğ olunmuş, Maliye Bakanlığı’nın ise anılan karara karşı yasal yollara başvurduğuna ilişkin bir belgeye dosya da rastlanılamamıştır.

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, C. N.’nun vaki itiraz/başvurusu ile ilgili olarak, görüşünü almak üzere dosyayı Sincan Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş, Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı da 13.03.2009 tarihli yazılı görüşünde, Cumhurbaşkanı’nın yargılanmasına yasal olanak bulunup bulunmadığına değinmeksizin özet olarak; itiraz edenin öncelikle “suçtan zarar gören” sıfatı ve dolayısıyla itiraz hakkının bulunmaması nedeniyle itirazın reddine, eğer itiraz hakkı bulunduğu düşünülmekte ise, onbeş günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra yapılmış olması nedeniyle itirazın süre yönünden reddine karar verilmesi mütalaasında bulunmuştur.

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı da 15.05.2009 gün ve 2009/702 değişik iş sayılı kararın da; “İtiraz üzerine Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar evraklarının yapılan incelemesinde; şüpheli Abdullah GÜL hakkında “özel evrakta sahtecilik ve 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununa Aykırılık” suçundan dolayı soruşturma açıldığı, soruşturma sonunda Ankara C. Başsavcılığınca takibata yer olmadığına karar verildiği görülmüştür.

Başkanlığımızın talebi doğrultusunda; suçtan doğrudan zarar gören Maliye Bakanlığı’na, Ankara C. Başsavcılığı’nca tebligat çıkartılarak takipsizlik kararının tebliğ edildiği, ancak; bu karara Maliye Bakanlığı’nın itiraz etmediği anlaşılmıştır. Diğer itiraz eden C. N.’nun dilekçesi incelendiğinde;

Hak arama özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. ve Anayasa’nın 36. maddesinde korunan hak ve özgürlükler arasında yer almıştır. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili olarak, özgürlük alanı olabildiğince geniş, kısıtlamalar ve sınırlamalar ise; olabildiğince dar yorumlanmıştır. Şüpheli ile ilgili atılı suçun konusu, hukuksal denetimi olanaklı ve etkin kılmak, hak arama özgürlüğünü genişletmek çerçevesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilke ve kararları yorumlandığında seçmenlik sıfatı bulunan, bir siyasi parti ile vatandaşı olduğu devletin hazinesi arasındaki ilişkinin denetlenmesini isteyen itiraz edenin;

Atılı eylemden doğrudan olmasa da, zarar gördüğü ve itiraza hakkı olduğu başkanlığımızca kabul edilmiştir. Böylece kovuşturmaya yer olmadığına dair karar incelendiğinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarında herkesin yargılanmasının kural olduğu, dokunulmazlığın ise bir istisna olup, bu kişiler yasalarda tek tek belirlenmiş, bunların dışında hiç kimseye yargılanmama zırhı tanınmamıştır. Şüpheli Abdullah Gül ve arkadaşları hakkında Ankara C. Başsavcılığı soruşturma yapmış, şüpheli Abdullah GÜL’ün Fazilet Partisi Kayseri Milletvekili olması nedeniyle dosyası tefrik edilerek fezleke ile Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilmiş, sanıklar Necmettin Erbakan ve 78 arkadaşı hakkında “özel evrakta sahtecilik ve 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununa aykırılıktan” Ankara Asliye Ceza Mahkemesine dava açılmıştır. Şüpheli Abdullah Gül’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28.08.2007 tarihli 6. Birleşiminde Genel Kurul tarafından Cumhurbaşkanı seçilmesi sebebiyle Anayasa’nın 83. maddesine göre işlem yapılmak üzere Başbakanlığa tefrik edilen dosya gönderilmiş, Başbakanlık mevcut dosyayı Adalet Bakanlığı’na göndererek gereği yapılması talep edilmiş, Ankara C.Başsavcılığı Basın Soruşturma No:2008/1242 – 2008/658 Basın Karar Numarasıyla Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar vermiştir.

Ancak; bu kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirken Ankara C.Başsavcılığı yasalar yönünden dokunulmazlığı bulunan ve yasalarda yargılanmaları istisna kabul edilen kişiler ile kıyas yapılarak, şüphelinin Cumhurbaşkanı olması nedeniyle Milletvekili ve Bakanlara tanınan dokunulmazlığın yasa koyucunun Cumhurbaşkanını da kapsadığı yönünde görüşleri hukuktan yoksun, kanunlara aykırı olduğu açıktır. Kıyasın; kamu hukuku alanında yapılamayacağı, kaldı ki; daha önce Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişilerin önceden suç istemiş bulunmalarının doğal olarak yasa koyucular tarafından düşünülmediğinden Anayasa’da bu konuda boşluğun bulunduğu, bunun yerine Anayasa’nın ilgili hükümlerinde değişiklik yapılarak Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan kişilerin Cumhurbaşkanlığı döneminden önceki suçlarına yönelik düzenlemelerin yapılması gerektiği ve Anayasa’daki bu boşluğun kıyas yolu ile değil, hukuki düzenleme ile ortadan kaldırılması hukuki açıdan çok daha uygun olacağından; şüpheli Abdullah Gül hakkında iddia olunan eylemlerin kanıt ve unsurlarının mahkemesince tartışılması için Ankara C.Başsavcılığı’nın hukuka uygun olmayan Takipsizlik Kararının kaldırılması karar vermek gerekmiştir” şeklindeki gerekçesi ile C. N.’nun başvurusun haklı ve yerinde görerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının anılan kararının CMK.nun 173/4. maddesi gereğince kaldırılmasına, karar vermiştir.

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’nca, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararının kaldırılması üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2009 gün ve Basın Soruşturma No: 2008/1242-658, Kanun Yararına Bozma No: 2009/5 sayılı yazısı ile anılan kararın kanun yararına bozma yolu ile kaldırılması istenmiş olup, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 28.08.2009 gün ve B.03.0.CİG.0.00.00.04-105-06-4943-2009/9597/46194 sayılı kanun yararına bozma isteminin gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08.09.2009 gün ve 2009/205595 sayılı ihbarname ile dosya Dairemize sunulmuştur.

Kanun yararına bozma isteminin incelenebilmesi için öncelikle, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savaşınca yapılacak işlemlerin açıklanması gerekmekte olup; CMK’nın 160. maddesi gereğince; Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısınca yapılan soruşturma, kamu davası açılmak üzere iddianame düzenlenerek mahkemeye verilmesi ile ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermekle sona erdirilebilir. CMK’nın 171. maddesi, Cumhuriyet savcısına yargısal denetime tabi olmayan bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilme yetkisi tanımış olup, bu biçimde verilen karara karşı yani Cumhuriyet savcısının takdir yetkisini kullanarak verdiği kovuşturmaya yer olmadığı kararma karşı CMK’nın 173. maddesinde öngörülen itiraz yoluna başvurulamaz.

Denetime tabi olan, bir başka anlatımla itiraz edilebilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı, CMK’nın 171. maddesinin ikinci fıkrası ile 172. maddesinde düzenlenmiştir.

Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi durumu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı 172. maddesinde düzenlenmiş olup, maddeye göre; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması halinde verilebileceği anlaşılmaktadır. Soruşturma evresi sonunda Cumhuriyet savcısının mevcut delillerle yaptığı değerlendirmeye göre; sanığın mahkum olma olasılığı, beraat etme olasılığından daha kuvvetli ise kamu davası açılması için yeterli şüphe bulunduğu kabul edilmelidir. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre; yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. Buna göre, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği sırada dosyada mevcut olmayan, mevcut olmakla birlikte varlığı bilinmeyen, sonradan elde edilen veya dosyada bulunmakla birlikte hiçbir biçimde değerlendirilmeyen delilin, yeni bir delil olarak kabulü mümkündür.

Kovuşturma olanağının bulunmaması da soruşturma konusu olayla ilgili olarak kovuşturma yapılmasını engelleyen durumların ortaya çıkmasıdır. Kovuşturma olanağının bulunmaması, esasen dava şartlarının bulunmamasıdır. Dava şartları, mevcut olmadığında davanın açılmasına engel olan şartlardır ki şikayet, dava süresi, izin, talep, kesin hüküm bulunmaması, derdest davanın olmaması, ön ödemenin yerine getirilmemesi veya uzlaşmanın bulunmaması gibi şartlardan birinin gerçekleşmemesi durumunda, kovuşturma olanağının bulunmadığından bahsedilebilir. Görüldüğü üzere CMK’nın 172. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme, aynı maddenin birinci fıkrasındaki kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara ilişkindir. Bir başka ifadeyle, CMK’nın 172. maddesinin 2. fıkrası ve 173. maddenin 6. fıkrası, delil yetersizliği nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar üzerine kamu davası açılabilmesini, yeni delil elde edilebilmesi koşuluna bağlamıştır. Ancak, 172. maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesindeki kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde verilecek olan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların Cumhuriyet savcısınca, resen veya vaki itirazın kabulü üzerine yeniden ele alınması ve kamu davası açılması her hangi bir ön koşula bağlanmamıştır.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararı mutlak nitelikte olmayıp, bu kararın ortadan kaldırılabilmesi için çeşitli yöntemler öngörülmüştür. Bundan amaç; özellikle suçtan zarar görenlerin, bu kararı başka makamlar önünde denetlemeleri ve bu yolla gerek suçtan zarar görenlerin kişisel tatminleri gerekse hukuk a uygunluğun sağlanmasıdır. Kamu davası açma mecburiyeti ilkesinden hareketle, şartların gerçekleşmiş olmasına karşın, Cumhuriyet savcısının kamu davası açmaması veya bu kararın geri alınması yolundaki istemlere de uymaması halinde, Kanun bu konuda yargısal denetim öngörmüştür. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, yargısal denetimi CMK’nın “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlığı altında 173. maddede düzenlenmiş olup, maddeye göre; suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde, kararın verildiği yargı çevresine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına, bu karar aleyhine itiraz edebilir. Her ne kadar maddede yasa yolu itiraz olarak adlandırılmışsa da ortada dar ve teknik anlamda bir hakim kararı bulunmadığı için, vaki başvurunun teknik olarak itiraz olmayıp, öğretide “kovuşturma davası” olarak da adlandırılan, idari bir makamın kararına karşı açılan tali bir ceza davası niteliğinde bulunmaktadır.

Bu aşamada kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edebilecek olan “suçtan zarar görenin” kim olduğu hususunun da açıklanması gerekmektedir. Suçtan zarar gören kavramı, başta Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere pek çok Kanunda yer almış, fakat açıklanmış değildir. Gerçekten “suçtan zarar gören” kavramıyla, suçtan sadece doğrudan zarar gören mi, yoksa dolaylı zarar görenlerin mi kastedildiği Kanun metninden anlaşılamamaktadır.

Her suçtan az veya çok gerçek kişiler de zarar görür. Devletten ayrı topluluklar, bakanlık gibi resmi makamlar, yabancı devletler ve uluslararası örgütler ile kuruluşlar da bu anlamda fert olarak sayılmaktadır. Ceza muhakemesi hukukunda genel olarak zarar gören; “mağdur”, “şikayetçi” veya “suçtan zarar gören şahıs” olarak adlandırılmıştır. Her zaman zarar gören ferdin tespiti mümkün olmamakla birlikte, bu durum onun mevcut olmaması demek değildir.

Öğretide, suçtan doğrudan doğruya zarar görenin, yani suçun maddi unsuruna muhatap olanın ve bu nedenle suç ile korunan hukuksal yararı zedelenen kişinin, dar anlamda suçtan zarar gören olduğu, bir başka deyişle suçun mağduru olduğu ileri sürülmüştür. Buna karşılık, bir kimsenin haklı çıkarı, işlendiği iddia olunan suç ile ağır biçimde zedelenmiş olması durumunda, eylemin kovuşturulması yolundaki isteğini haklı gösterecek bir misli ile karşılık verme ihtiyacı olarak kabul edilmesini gerektirir olduğunun kabulü halinde ise bu haklı çıkarı zedelenmiş kişinin geniş anlamda suçtan zarar gören kişi olduğu, hakimin, böyle bir ölçütü somut olaya uygun olarak, genel yaşam tecrübelerine dayanarak değerlendirmesi gerektiği açıklanmıştır. Bu nedenle suçtan doğrudan doğruya zarar görmenin dar, dolayısıyla zarar görmenin ise geniş anlamda suçtan zarar görmeyi ifade ettiği belirtilmiştir. Zarar gören fert durumunda kimin olacağı, bir başka ifade ile suçtan zarar görenin nasıl belirleneceği önem arz etmektedir. Çoğu kez “tecavüz olunan şahıs”, “suçtan zarar gören kimse” veya “mağdur veya şikayetçi” olarak adlandırılan zarar gören ferde, ceza muhakemesinde bazı haklar tanınmış, ödevler verilmişken, her hak veya ödevde Kanun Koyucunun değişik ölçütler ile davranması olanaklıdır. Mesela; şikayet hakkı tanınırken veya kamu davasına katılma hakkı verilirken değişik ölçütlerin kullanılması mümkündür. Gerçekten de “suçtan zarar gören” kavramı ihtiyaca göre belirlenmelidir. Örneğin; hakimin davaya bakamayacağı halleri düzenleyen CMK’nın 22. maddesinin söz konusu olması durumunda, hakimlerin objektifliğini en iyi sağlama amacı, en geniş yorumu gerektirir. Buna karşın kamu davasına katılmanın sakıncalarını en aza indirmek içinse dar yorum yolu seçilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulu da 15.07.2008 gün ve 2008/9-95 Esas, 2008/195 Karar sayılı ilamında; hakimlerin, “bir olayda suçtan zarar göreni belirlerken, sanığa yüklenilen ve cezalandırılması istenilen fiille haklı bir çıkarı zedelenen kişinin ceza koğuşturması konusundaki isteğini göz önünde tutmak ve bu haklı görüldüğünde kişiye suçtan zarar görme niteliği tanımak durumunda” olduğunu vurgulamıştır. Bütün bu açıklamalardan sonra kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamenin incelenmesine gelince, öncelikle usule ilişkin bozma istemlerinin incelenmesi gerekmektedir.

7201 sayılı Tebligat Kanununun 32. maddesinde yer alan; “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur” biçimindeki hüküm uyarınca, muhatap usulsüz tebliğe rağmen, muttali olmuş ise tebliğ geçerli olacaktır.

Somut olay açısından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2008 gün ve Basın Soruşturma No: 2008/1242, Basın Karar No: 2008/658 sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı, 17.06.2008 tarihinden itibaren internet ortamında yayınlanmaya başlanmış, C. N. isimli kişi de 15.07.2008 havale tarihli dilekçesinde, anılan karara hangi tarihte muttali olduğunu belirtmeden, kovuşturmaya yer olmadığı kararını basın yayın organları vasıtasıyla öğrendiğini bildirmiştir.

Şu halde C. N. isimli kişinin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara hangi tarihte muttali olduğu belirlenemediğinden, 15.07.2008 havale tarihli dilekçe ile vaki başvurusunun CMK’nın 173/1. maddesinde öngörülen 15 günlük süre içinde yapıldığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamenin ikinci paragrafının ( a ) bendindeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE,

İhbarnamenin ikinci paragrafının ( b ) bendinde yer alan kanun yararına bozma isteminin incelenmesine gelince; Devletin, egemenlik hakkından doğan cezalandırma görevi bulunmaktadır. Toplumdaki demokratik düzenin sağlanması açısından adalet hizmetinin verilmesi, Devletin temel görevlerindendir. Devlete ait olan adaletin gerçekleşmesi görevi halka karşı bir görev olmakla birlikte, Devletin adalet mekanizmasını harekete geçirmesini istemek konusunda her vatandaşın genel bir talep hakkı olmayıp, vatandaşın bu konuda bir hak sahibi olması için özel bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Ceza muhakemesi hukukunda da bu hak ancak suçtan zarar görene tanınmış olup, somut olay bakımından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının anılan kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararına karşı itiraz yetkisi ancak suçtan zarar gören Maliye Bakanlığına ait olup, bu yetkililerin anılan yönde başvuruda bulunmamış olmaları kendi sorumluluklarını gerektirir.

Somut olay açısından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının anılan kararına karşı başvuruda bulunan C… N…’nun, işlendiği ileri sürülen özel belgede sahtecilik ve 2802 sayılı Siyasi Partiler Kanununa aykırılık suçları nedeniyle açık bir hakkı zedelenmediği cihette, suçtan zarar gören sıfatı bulunmadığından, vaki isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi yasaya aykırı olup, mercii kararının bu yönden bozulması gerekmektedir. Bu durum karşısında kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamenin birinci paragrafında yer alan; vaki kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına ilişkin mercii kararının, 1982 Anayasasının 105. maddesinde belirtilen Cumhurbaşkanının sorumsuzluğuna ilişkin hükümler dikkate alındığında, “vatana ihanet” suçlaması dışında kalan bir suç ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı hakkında 5271 sayılı CMK kapsamında bir hukuki işlem yapılamayacağı gerekçesiyle bozulması isteminin, bu aşamada incelenmesine olanak bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına vaki başvurunun, C. N. isimli kişinin suçtan zarar gören sıfatı bulunmadığı gözetilerek reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamenin ikinci paragrafının ( b ) bendindeki düşünce yerinde görüldüğünden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02.06.2008 gün ve Basın Soruşturma No: 2008/1242, Basın Karar No: 2008/658 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına dair mercii Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’nın 15.05.2009 gün ve 2009/702 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre ihbarnamenin birinci paragrafındaki istemin incelenmesine yer olmadığına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (İADESİNE), oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ Esas : 2008/6230 Karar : 2009/1 Tarih : 30.12.2008

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Mala zarar vermek suçundan şüpheli Yahya hakkında yapılan yargılama sonucunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32/1. maddesi uyarınca kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair, Araklı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15.12.2007 tarihli ve 2007/981-871 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı müteakip, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, şüpheli hakkında 5237 sayılı Kanun’un 32/1. maddesi gereğince güvenlik tedbirine hükmolunmasına karar verilmesi yönünden yapılan talebin reddine dair, ( Arakıl Sulh Ceza Mahkemesi )’nin 17.12.2007 tarihli ve 2007/325 müteferrik sayılı kararına yapılan itirazın reddine ilişkin, ( Trabzon Birinci Ağır Ceza Mahkemesi )`nin 27.12.2007 tarihli ve 2007/740 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, şüpheli hakkında 5237 sayılı Kanun’un 32/1. maddesi uyarınca güvenlik tedbirine hükmolunması konusunda yapılan talep üzerine, akı hastalığının nasıl tespit edileceği hususunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 74. maddesinde düzenlendiği, soruşturma sırasında şüphelinin müdafii huzurunda beyanı alınıp Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi sağlık kurulu raporu ile yetinildiği, anılan maddedeki usulün uygulanmadığı gerekçesiyle talebin reddine, 5271 sayılı Kanun’un 74. maddesi gereğince ceza muhakemesi işlemleri tamamlandıktan sonra talep halinde konunun yeniden değerlendirileceğinin bilinmesine dair, Araklı Sulh Ceza Mahkemesi`nce karar verilmiş olup, bu karara karşı yapılan itiraz da reddedilmiş ise de,

Soruşturma evresi sırasında alınan, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Başhekimliği’nin 22.11.2007 tarihli ve 2007/2828 sayılı raporu ile şüphelinin psikotik bozukluk içerisinde olduğu ve işlediği suçu tamamen rahatsızlığının neticesinde meydana getirdiğinden dolayı, 5237 sayılı Kanun`un 32/1. maddesinden yararlanabileceğinin değerlendirilmiş olduğu tespit edilerek yapılan incelemede,

5271 sayılı Kanun’un 74. maddesindeki düzenlemenin madde metninden de anlaşılacağı üzere soruşturma ve kovuşturma evresinde söz konusu olacağı, somut olayda Cumhuriyet Başsavcılığı’nca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile bu evrenin sona ermiş olması karşısında, 5271 sayılı Kanun’un 74. maddesindeki usulün uygulanamayacağı, 5237 sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmolunması gerekeceği cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı’nın 22.02.2008 gün ve 11636 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın 14.03.2008 gün ve 2008/55854 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32/1. maddesine göre, akı hastalığı nedeniyle işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış bulunan kişiye ceza verilemez; bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. Hakkında güvenlik tedbirine hükmolunan akı hastalarının, aynı Yasa`nın 57/1. Maddesi uyarınca yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınması gerekir. Akı hastalığının ve bunun kişinin davranışlarını yönlendirme yeteneğine etkisinin saptanması ise, psikiyatri biliminin verileri çerçevesinde bilirkişi uzman hekim tarafından belirlenecektir.

Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bu tür raporların hangi hekim ya da kurumlardan alınacağı hususunda bir açıklık olmadığı ve yargılama usulüne ilişkin kurallarda kıyas mümkün bulunduğu için, bu durumda akı hastalığının saptanmasına dair kurallar öngören diğer yasal düzenlemelerden yararlanılmalıdır. Kişilerin akı hastalığı nedeniyle kısıtlanması yöntemini düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 409/2. maddesinde, “akı hastalığı veya zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmi sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir.” denilmektedir. 10.09.1982 tarih ve 8/5819 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin 5. maddesinde sağlık kurumları işlevlerine göre beş gruba ayrılmış, genel dal hastaneleri ile eğitim ve araştırma hastaneleri ayrı birer grup olarak düzenlenmiş, 22 ve devamı maddelerinde ise, sağlık kurullarının oluşumu kurala bağlanmıştır. Bir başka yasal düzenleme de, infaz sırasında akı hastalığına tutulan hükümlülerle ilgili infazın geri bırakılması koşul ve yöntemlerini düzenleyen 5275 sayılı CGTİK’nın 16. maddesinde yer almıştır. Buna göre, infazın geri bırakılması kararı ancak Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen veya Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumu`nca onaylanan raporlar üzerine verilebilecektir.

Dolayısıyla, şüpheli veya sanığın akı hastası olup olmadığı, belirtilen sağlık kurumlarından herhangi birinden aldırılacak sağlık kurulu raporu ile saptanabilir.

Kişinin akı hastası olup olmadığının sağlık kuruluşlarınca saptanması işlemi sırasında gözlem altına alınması da zorunlu değildir. CMK`nın 74. maddesinde düzenlenen ve özgürlüğü kısıtlayan bir işlem olan gözlem altına alma, ancak bilirkişinin uygun görüşü doğrultusunda ve gerektiğinde başvurulabilecek bir kontrol yöntemidir.

Öte yandan, soruşturma sırasında şüphelinin kusur yeteneği ve ceza sorumluluğu bulunmadığını saptayan Cumhuriyet Savcısı, şüpheli hakkında CMK’nın 171. maddesine göre kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecek, ayrıca şüpheli hakkında koruma ve tedavi kararı verilmesi bakımından Sulh Ceza Hakimliği`ne de başvurabilecektir.

Akı hastaları hakkındaki güvenlik tedbiri yargılamasının nasıl yürütüleceği hususunda Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açık· bir hüküm bulunmamakla birlikte, bu yargılamada fiilin akı hastası fail tarafından işlenip işlenmediği, yasada öngörülen suç tiplerinden birine uyup uymadığı, ayrıca kişinin kusur yeteneği ve sorumluluğunun bulunup bulunmadığı gibi hususların çözüme kavuşturulması gerekeceğinden, Ceza Muhakemesi Kanunu`nun yargılamaya ilişkin hükümlerinin gerekli görüldüğü ölçüde uygulanması da zorunludur.

Başvuruya konu olayda, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Başhekimliği’nin 22.11.2007 tarihli ve 2007/2828 sayılı sağlık kurulu raporunda; şüpheliye “psikotik bozukluk” tanısı konulmuş ve “işlediği suçu tamamen rahatsızlığının neticesinde meydana geldiğinde 5237 sayılı Kanun`un 32/1. maddesinden değerlendirilmesi gerektiği” kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Cumhuriyet Savcısının, bu rapora dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi ve ardından şüpheli Yahya hakkında koruma ve tedavi tedbiri kararı verilmesi istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine başvurmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, adı geçen kurumdan rapor aldırılırken şüphelinin gözlem altına alınması da zorunlu değildir. Kaldı ki, kişinin gözlem altına alınması gerektiğine ilişkin bir uzman hekim görüşü de bulunmamaktadır.

Öte yandan, güvenlik tedbiri istemini inceleyip karara bağlayacak olan mahkemenin gerektiğinde yeniden başka kurumlardan rapor aldırmasına da hukuken olanak bulunduğu dikkate alındığında, istemi çözüme bağlamak yerine, evrakın işlem yapılmaksızın Cumhuriyet Savcılığı`na iadesi ile kişinin gözlem altına alınıp yeniden rapor aldırılması yolundaki karar ve uygulaması da isabetsiz görülmüştür.

Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Trabzon Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27.12.2007 tarih ve 2007/740 Değişik İş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay C.Başsavcılığı`na ( TEVDİİNE ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2005/9424 Karar : 2006/10703 Tarih : 10.05.2006

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan hakkında soruşturma açılması istenilen A.`ye ilişkin olarak K. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29.3.2005 tarih ve 2005/178 - 2005/35 sayılı takipsizlik kararına yapılan itirazın reddine dair M. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 15.4.2005 tarihli ve 2005/115-115 Müt. sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteğini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 1.9.2005 gün ve 2005/151933 sayılı tebliğnamesiyle birlikte dosya Daireye gönderilmekte incelendi ve gereği görüşüldü:

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede özetle; “Köy muhtarı olan A. hakkında yakınanın dilekçesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2004/503 sayılı hazırlık soruşturması yapılarak 17.12.2004 tarih ve 2004/503 215 sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, yakınanın ayrıca D. Kaymakamlığı’na verdiği dilekçeye ilişkin olarak soruşturma izni verilmemesi kararına yaptığı itiraz üzerine D. Bölge İdare Mahkemesinin 21.2.2005 gün ve 2005/9-29 sayılı kararı ile Kaymakamlıkça verilen kararın kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmakla, D. Cumhuriyet Başsavcılığı`nca verilen 17.12.2004 tarihli önceki takipsizlik kararının usulünce yapılmış bir soruşturma sonucu verilmemiş olması nedeniyle geçerliğinin bulunmadığı, dolayısıyla D. Bölge İdare Mahkemesince verilen karar üzerine Cumhuriyet Savcılığınca usulüne uygun yeni bir soruşturma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekildeki gerekçeyle reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.

Bir suçun işlendiği hususunda kendisine ihbar veya şikayette bulunulan ya da diğer yollarla bu yönde bilgi alan Cumhuriyet Savcısının “soruşturma” görevi 1412 sayılı CMUK.nun 153, 5271 sayılı CMK.nın 160. maddeleri uyarınca başlamaktadır. Bu şekilde başlayan ceza soruşturması sonucunda Cumhuriyet Savcısınca, aynı yasaların 163,164. ve 170,171, 172. maddeleri uyarınca kamu davasının açılmasına ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmelidir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının birtakım hüküm ve sonuçları bulunmaktadır. Bu karara karşı ilgililerin itiraz hakları bulunduğu gibi, 5271 sayılı CMK.nın 173/6. maddesi uyarınca itirazın merci tarafından reddi halinde kamu davasının açılması yeni delil bulunması ve merciin karar vermesi koşuluna bağlı tutulmuştur.

Buna karşın, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Yasa kapsamı içerisindeki görevliler ve suçlar bakımından ceza soruşturması açılabilmesi “izin koşuluna” bağlanmıştır. 4483 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca Cumhuriyet Savcıları, bu kanun kapsamındaki suçlarla ilgili olarak bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ilgili merciden soruşturma izni isterler. Bu iznin doğrudan veya itiraz sonucunda verilmesi durumunda aynı kanunun 11. maddesi uyarınca ceza soruşturması yürütülerek sonuçlandırılır. Başka bir anlatımla 4483 sayılı yasa hükümleri uyarınca gerekli soruşturma izninin alınamaması halinde ceza soruşturması “başlamadığı” için, suç işlendiği yolunda yapılmış olan ihbar veya şikayetler hakkında “işlem yapılmasına yer olmadığı” kararı verilebilecek ise de, CMK`nın 172. maddesinde belirtildiği anlamda “kovuşturmaya yer olmadığı kararı” verilemeyecektir.

İncelenen dosyada yakınanın doğrudan D. Cumhuriyet Savcılığına verdiği dilekçe üzerine Kaymakamlıktan soruşturma izni istenilmesi gerekirken, yasal usule uygun olarak başlatılmayan soruşturma hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair verilmiş bulunan 17.12.2004 tarihli kararın hukuken geçerli bulunmadığının anlaşılması ve aynı konuda Kaymakamlığın soruşturma izni verilmemesi kararının D. Bölge İdare Mahkemesince kaldırılmış olması karşısında, idare mahkemesi kararıyla verilmiş bulunan soruşturma izni uyarınca ceza soruşturması açılarak sonucuna göre işlem yapmak gerekirken, hukuka aykırı gerekçelerle önceki 17.12.2004 tarihli kararı gerekçe göstermek suretiyle verilen 29.3.2005 gün ve 2005/178-35 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararına yakınanın yaptığı itirazın mercii tarafından kabul edilmesi yerine reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CYY`nın 309. maddesi uyarınca M. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 15.4.2005 tarihli ve 2005/115-115 Müt. sayılı kararın ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2006/433 Karar : 2006/10350 Tarih : 3.05.2006

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan haklarında soruşturma açılması istenilen ilişkin olarak K. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29.3.2005 tarih ve 2004/2804 hz., 2005/560 sayılı takipsizlik kararına yönelik olarak yakınan vekilince yapılan itirazın reddine dair B. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 12.7.2005 tarihli ve 2005/59-589 D.iş sayılı karar aleyhine Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteğini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.01.2006 gün ve 20066375 sayılı tebliğnamesiyle birlikte dosya Daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüşüldü:

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede özetle; “Yakınanlar vekili tarafından yapılan şikayet üzerine İçişleri Bakanı oluru ile verilen soruşturma izni verilmemesi kararı üzerine, K. C. Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilmiş olması karşısında, ortada bir soruşturma bulunmadığı, bu haliyle takipsizlik kararının 1412 sayılı CMUK.nun 164 - 168. maddeleri ( 5271 sayılı CMK.nun 172 - 173. maddeleri ) kapsamında itiraza konu bir karar niteliğinde olmadığı gözetilerek, itiraz merciince `inceleme yapılmasına yer olmadığı kararı verilmesi yerine inceleme yapılmak suretiyle itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.

Bir suç ihbarı veya şikayeti ya da bilgisini alan Cumhuriyet savcısının “soruşturma” görevi 1412 sayılı CMUK.nun 153, 5271 sayılı CMK.nın 160. maddeleri uyarınca başlamaktadır. Bu şekilde başlayan ceza soruşturması sonucunda C. Savcısınca, aynı yasaların 163,164. ve 170, 171, 172. maddeleri uyarınca kamu davasının açılmasına ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmelidir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı ilgililerin itiraz hakları bulunmaktadır. Diğer yandan 5271 sayılı CMK.nın 173/6. maddesi uyarınca itirazın merci tarafından reddi halinde kamu davasının açılması yeni delil bulunması ve merciin karar vermesi koşuluna bağlı tutulmuştur.

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanununun 4. maddesi uyarınca C. Savcıları, bu kanun kapsamındaki suçlarla ilgili olarak bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ilgili merciden soruşturma izni isterler. Bu iznin doğrudan veya itiraz sonucunda verilmesi durumunda aynı kanunun 11. maddesi uyarınca ceza soruşturması yürütülerek sonuçlandırılır. 4483 sayılı Yasa, kapsamı içerisindeki görevliler ve suçlar bakımından ceza soruşturması açılabilmesini “izin koşuluna” bağlamıştır.

Başka bir anlatımla 4483 sayılı yasa hükümleri uyarınca gerekli soruşturma izninin alınamaması halinde ceza soruşturması başlamadığı için, suç işlendiği yolunda yapılmış olan ihbar veya şikayetler hakkında takipsizlik kararı da verilemeyecektir.

İncelenen dosyada ilçe belediye başkan, imar ve fen işleri müdürü olan sanıklar hakkında, inşaat ruhsatının iptaliyle ilgili idare mahkemesi kararının uygulanmadığı ileri sürülerek yakınanlar vekilince yapılan suç ihbarı üzerine C. Savcısınca istenilen soruşturma izni İçişleri Bakanı tarafından verilmemiş, ancak yakınanlarca 4433 sayılı Yasanın 9. maddesi gereği bu karara itiraz edilmiştir.

Soruşturmaya başlamak için itiraz sonucunun beklenmesi gerekirken ve itiraz reddolunsa dahi başlamayan soruşturma hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilemeyeceği gözetilmeden ve yasaya aykırı biçimde verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının hukuken bir değer taşımadığı gibi ortada itiraza tabi bir karar da bulunmadığından itiraz merciinin incelemeye yer olmadığına karar vermek yerine, itirazı incelemek suretiyle ret kararı vermiş olması yasaya aykırı bulunduğundan 5271 sayılı CYY`nin 309. maddesi uyarınca Bartın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen itirazın reddine ilişkin 12.7.2005 tarihli ve 2005/59-589 D.iş sayılı kararın ( BOZULMASINA ), dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/2698 Karar : 2017/10771 Tarih : 11.12.2017

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

I. Kamu Davası Süreci

  1. Maddi Olay

6222 sayılı Kanun`un 14/1. maddesi kapsamında hakaret içeren tezahürat eylemi sonrası başlatılan soruşturma gereğince spor müsabakalarını seyirden yasaklama koruma tedbiri uygulanan suça sürüklenen çocuğun, taraftarı olduğu Akhisar Belediye Gençlik basketbol takımının 26.10.2013, 02.11.2013, 06.11.2013, 09.11.2013 ve 16.11.2013 tarihlerinde oynanan spor müsabakalarının başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmadığı iddia edilmiş ve suça sürüklenen çocuk, atılı suçun önödeme kapsamında olması nedeniyle usulüne uygun önödeme ihtaratı üzerine yasal süre içinde belirlenen miktarı ödemiştir.

  1. Suça Sürüklenen Çocuğun Savunması

Suça sürüklenen çocuk soruşturma ve kovuşturma evresinde, yasaklanma kararının sebebini oluşturan fiile ilişkin yargılamanın devam ettiğini ve bu yargılamanın sonuçlanmasından sonra kolluğa başvurma yükümlülüğünün başlayacağını düşündüğünü, bu nedenle kolluk birimine müracaat etmediğini ileri sürmüştür.

  1. Savcılık Kararı

Suça sürüklenen çocuk hakkında 6222 sayılı Kanun’un 18/9. maddesinde bulunan suç yönünden önödeme nedeniyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olup, bu Kanun`un 18/6. maddesi uyarınca da spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına dair kararın verilmesini konu alan iddianame düzenlenmiştir.

  1. Yerel Mahkeme Kararı

Suça sürüklenen çocuğun 6222 sayılı Kanun`un 18/6. maddesi uyarınca önödeme bulunduğu 23.12.2013 tarihinden itibaren 1 yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına karar verilmiştir.

  1. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz Nedenleri

Suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçun manevi unsurunun oluşmaması nedeniyle yerel mahkemenin kararının bozulmasını talep etmiştir.

  1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Tebliğnamesi

Yerel mahkemenin suça sürüklenen çocuk hakkında verdiği kararın onanmasını istemiştir.

II. Uyuşmazlık Konusu Olay

Soruşturma evresinde usulüne uygun önödeme halinde, spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanması kapsamında kamu davası açılıp açılmayacağına ve uygulanmasına devam edilen tedbirin hukuki niteliğine ilişkindir.

III. İlgili Hukuk Kuralları

6222 sayılı Kanun`un “seyirden yasaklanma” başlığı altında düzenlenen 18. maddesinde; “(1) Kişinin, bu Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunulan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı mahkemece kurulan hükümde, hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyrden yasaklanmasına karar verilir.”, “(3) Bu madde kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma başlatılması halinde şüpheli hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbiri derhal uygulamaya konulur. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmediği takdirde bu yasağın uygulanmasına koruma tedbiri olarak devam edilir.”, “(5) Koruma tedbiri olarak uygulanan spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbiri; a) Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından kaldırılmasına karar verilmesi, b) Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, c) Sanık hakkında beraat veya düşme kararı verilmesi, halinde derhal kaldırılır.”, “(6) … önödeme halinde ise, önödemede bulunulduğu tarihten itibaren, bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirinin uygulanmasına devam edilir.”, “(8) Bu madde hükümlerine göre spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür” ve “(9) Sekizinci fıkradaki yükümlülüğe aykırı hareket eden kişi, yirmibeş günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır.” hükümleri düzenlenmiştir.

6222 sayılı Kanun`un Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin “müsabakaları seyirden yasaklanma tedbirine ilişkin usul ve esaslar” başlığı altında düzenlenen 22. maddesinde; “(1) Müsabakaları seyirden yasaklanma tedbirine ilişkin usul ve esaslar şunlardır:” “a) Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı soruşturmayla ilgili işlemler Cumhuriyet savcısının sözlü ya da yazılı talimatı üzerine genel kolluk görevlileri tarafından başlatılır.” “b) Kanun kapsamında haklarında soruşturma başlatılan kişilerle ilgili gerekli işlemler yapıldıktan sonra ilgililer hakkında genel kolluk tarafından resen müsabakaları seyirden yasaklanma tedbiri uygulanarak düzenlenen form ilgili spor güvenlik birimine gönderilir.” “c) Seyirden yasaklanma tedbirinin, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından kaldırılmasına karar verilmediği takdirde koruma tedbiri olarak uygulanmasına devam edilir.”, “ç) Spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbiri hakkında Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından verilen kararlar elektronik bilgi bankasına kaydedilmek üzere ilgili makam tarafından İl spor güvenlik birimine gönderilir. Kovuşturmaya yer olmadığı, sanık hakkında beraat veya düşme kararı verilmesi hallerinde seyirden yasaklanma tedbiri derhal kaldırılır.”, “d) … ön ödeme halinde ise ön ödemede bulunulduğu tarihten itibaren, bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanmasına devam edilir.” ve “f) Spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklanma kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün yurtiçinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın polis merkezi amirliğine veya jandarma karakol komutanlığına başvurur.” hükümleri düzenlenmiştir.

IV.Hukuki Değerlendirme

A) Önödeme

  1. Tanımı ve Hukuki Niteliği

Önödeme; uzlaşma dışında kalan, sadece adli para cezası veya hapis cezasının üst sınırı altı ayı aşmayan (24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle “üç” ibaresi “altı” şeklinde değiştirilmiştir.) ceza öngörülen ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’un 75. maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen (24/11/2016 tarihli 6763 sayılı Kanun`un 12. maddesi ile eklenmiştir.) suçları işlediği iddia edilen fail bakımından, kanundaki usullere göre belirlenen bir miktar paranın Devlet hazinesine ödenmesi ile kamu davasının açılmamasını veya açılmış olan davanın düşmesi sonucunu doğuran, devlet ile bireyin uzlaşması olarak nitelendirilebilecek bir kurumdur.

Müessese, tamamen işlendiği iddia olunan fiilin karşılığını oluşturan yaptırımın azlığı sebebiyle, devletin soruşturma ve kovuşturma safhalarında maddi gerçeğe ulaşmak adına yapacağı masraflar ile şüpheli ya da sanığın kendisini savunmak adına harcayacağı zaman ve giderler gözetildiğinde, sorunu sulh yoluyla çözmenin her iki taraf açısından daha ekonomik olduğu gerçeğine dayanır.

Yargıtay’ın 11.04.1983 tarih ve 2/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı`nda önödemenin, ikili bir hukuki niteliğinin bulunduğu, soruşturma safhasında uygulandığında (dava şartı olarak) muhakeme hukukuna ait bir kurum olduğu, buna karşın kovuşturma başladıktan sonra tatbik edildiğinde (davanın düşmesi sonucunu doğurduğundan) ceza ilişkisini sona erdiren maddi ceza hukukuna ait bir müessese olduğu kabul edilmiştir.

  1. Önödemenin Koşulları

Önödemenin koşulları ise, önödeme kapsamına giren bir suçun bulunması, suçun uzlaşma kapsamında bulunmaması, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe olması ve belli bir miktar paranın Devlet hazinesine ödenmesidir.

B) Kolluğa Müracaat Etme Yükümlülüğünün İhlali Suçu

Adli kontrol benzeri bir kurum olarak öngörülen seyirden yasaklanma tedbiri, 14.4.2011 tarihli ve 27905 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun`un 18. maddesinin sekizinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür. Anılan yükümlülüğe aykırı hareket eden kişi, yirmişbeş günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır (m.18/9).

  1. Suçla Korunan Hukuki Yarar

6222 sayılı Kanun`un 18/9. maddesinde öngörülen suçla korunan hukuki değer, faildeki tehlikelilik halinin ortadan kaldırılması, bu yolla kişilerin güvenli ve huzurlu bir ortamda spor müsabakalarını izlemesi ve dolayısıyla kamu güvenliğinin sağlanmasıdır.

  1. Suçun Faili ve Mağduru

Bu suçun faili, spor müsabakalarını seyirden yasaklanan bir kimse olabilir, suçun mağduru ise, soyut tehlikeye maruz kalan toplumun bireyleridir.

  1. Suçun Maddi Unsuru

Bu suçun maddi unsuru, güvenlik ya da koruma veya önleyici idari tedbir gereği spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişinin, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurma yükümlülüğüne aykırı davranmasıdır. Soyut tehlike suçu niteliğinde bulunan bu suçta, anılan başvurma yükümlülüğüne aykırı davranış gerçekleştirilmesinin güvenli ve huzurlu bir ortamda spor müsabakalarını izleyen kişiler açısından genel olarak tehlike (zarar doğurabilme olasılığı) meydana getirmesi yeterli sayılmış, ayrıca somut bir tehlikenin ve zararın doğması aranmamıştır.

  1. Suçun Manevi Unsuru

Bu suçun manevi unsuru genel kast olup, fail, müsabaka günü bulunduğu yere en yakın genel kolluğa iki kez başvurma yükümlülüğünün olduğunu bilerek bu yükümlülüğünü yerine getirmeme halinde cezalandırılır ve failin saiki önem taşımaz.

Bu kanunda, spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbiri üç halde söz konusudur. Bu tedbirleri sırasıyla incelemek gerekirse;

C) Spor Müsabakalarını Seyirden Yasaklanma Tedbiri

a. Spor Müsabakalarını Seyirden Yasaklama Koruma Tedbirinin Hukuki Niteliği

Ceza muhakemesinde koruma tedbirleri, kişinin suçluluğu yargı kararıyla tespit edilmeden önce temel bir hakkın sınırlandırılması sonucunu doğuran ve amacı muhakemenin yapılabilmesini veya ileride verilmesi muhtemel olan hükmün infazının yerine getirilmesini sağlamak olan işlemlerdir. Koruma tedbirleriyle ulaşılmak istenen amaçlar arasında şüpheli kişinin veya sanığın hazır bulunmasını ve delillerin karartılmamasını güvence altına almak başta gelir ayrıca koruma tedbirleriyle, kişi hak ve özgürlüklerini sınırlandırmanın kanunla yapılması, geçici olması ve amaç değil araç olması esastır.

6222 sayılı Kanun’un 18/3. maddesi uyarınca uygulanan “seyirden yasaklama” tedbiri, Kanun`da tanımlanan veya yollamada bulunan ilgili kanunlardaki suçlardan birinin işlendiği şüphesinin olması ve bu şüphe nedeniyle hakkında soruşturma başlamış olması durumunda hiçbir karara gerek olmaksızın Kanun gereği derhal uygulamaya konulan “özgün ve önleyici amaçlı koruma tedbiri”dir.

Seyirden yasaklama tedbiri bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’undaki koruma tedbirlerine ilişkin genel kuralların dışına çıkılmıştır. Nitekim, ceza yargılamasına konu seyirden yasaklama kararının sebebini oluşturan eylemden ayrı olarak mahkeme kararı olmaksızın uygulanması, ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararları etkileme özelliğinin bulunmaması, verilmesi muhtemel hapis veya adli para cezasının infazını güvence altına alma ile delil temini ve muhafazası amaçlarını taşımaması, anılan Kanun`un 18/3. maddesi uyarınca yerine getirilen seyirden yasaklama tedbirini ceza yargılamasında uygulanan diğer koruma tedbirlerinden farklı kılmaktadır. Özellikleri dikkate alındığında seyirden yasaklama koruma tedbiri, klasik koruma tedbirlerinin sahip olduğu amaca hizmet etmemekte, suçun önlenmesi amacını taşıdığı anlaşılmaktadır.

aa. Spor Müsabakalarını Seyirden Yasaklama Koruma Tedbirinin Sona Erme Halleri

6222 sayılı Kanun`un 18 maddesinin beşinci fıkrasında, koruma tedbiri olarak uygulanan spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbirinin hangi hallerde derhal kaldırılacağı düzenlenmiştir.

Birinci hal; Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından koruma tedbirinin kaldırılmasına karar verilmesi halinde derhal kaldırılacağı düzenlenmiştir.

Buna göre, anılan koruma tedbirinin, soruşturma evresinde, yasaklanma kararının sebebini oluşturan fiili soruşturan ya da bulunması halinde Cumhuriyet Başsavcılığınca iş bölümü gereği görevli kılınan Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise yasaklanma kararının sebebini oluşturan fiili kovuşturan mahkeme tarafından istem üzerine veya re’sen kaldırılması durumunda sanık hakkında uygulanan bu koruma tedbiri, kararın kesinleşmesine gerek olmaksızın anılan kanun gereği derhal kaldırılır ve sanığın, koruma tedbirinin kaldırılmasına karar verildiği tarihten itibaren 6222 sayılı Kanun`un 18. maddesinin sekizinci fıkrasında tanımlanan genel kolluk birimine başvurma yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Spor müsabakalarını seyirden yasaklanma koruma tedbiri, soruştuma veya kovuşturma sonuna kadar uygulanması mutlak bir zorunluluk olmayıp, yukarıda belirtilen yetkili merciilerce kaldırılmadığı takdirde başlatılan soruşturmanın ya da ceza muhakemesinin sonucuna göre devam etmesi söz konusudur.

6222 sayılı Kanun’da yetkili merciilerce verilen koruma tedbirinin kaldırılmasını konu alan istemin kabulüne, reddine veya re`sen kaldırılmasına dair kararlara karşı bir kanun yolu öngörülmemiş ise de, burada 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca gerçekleştirilen bir soruşturma söz konusu olduğundan, soruşturma ya da kovuştumada geçerli itiraz usulü de aynı şekilde kullanılabilmelidir.

İkinci hal; koruma tedbirinin uygulanmasına neden olan suça bağlı yapılan soruşturma neticesinde CMK 171 veya 172. maddelerine göre kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi (ön ödeme nedeniyle kovuşturma olanağı bulunmaması durumu hariç) halinde derhal kaldırılır.

Üçüncü hal; koruma tedbirinin uygulanmasına neden olan suça bağlı yapılan kovuşturma neticesinde sanık hakkında CMK 223/2. maddesine göre beraat kararı veya 223/8. maddesine göre düşme kararı (ön ödeme nedeniyle düşme kararı verilmesi durumu hariç) verilmesi halinde derhal kaldırılır.

6222 sayılı Kanun’da tanımlanan veya bu Kanun’un yollamada bulunduğu diğer kanunlarda belirtilen suçlarla ilgili olarak başlatılan ceza muhakemesinin anılan Kanun’un 18/1. ve 18/6. maddesinde belirtilen kararlardan biri ile sonuçlanması halinde, koruma tedbiri niteliğinde olan seyirden yasaklama tedbiri, güvenlik tedbiri niteliğinde olan seyirden yasaklanma yaptırımına dönüşür ve anılan Kanun`un 18/1. ve 18/6. maddelerinde (kovuşturma evresinde önödeme nedeniyle CMK 223/8. maddesine göre düşme kararı verilmesi de dahil olmak üzere) belirtilen sürelerle spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanmasına devam edilir.

6222 sayılı Kanun’da tanımlanan veya bu Kanun`un yollamada bulunduğu diğer kanunlarda belirtilen suçlarla ilgili olarak soruşturma evresinde önödeme bulunulduğu ve TCK 75. maddesine göre kamu davası açılmaması halinde, önödemede bulunulduğu tarihten itibaren; kamu davasının açılmasının ertelenmesi halinde ise, bu kararın kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklama koruma tedbirinin uygulanmasına devam edilir.

b. Spor Müsabakalarını Seyirden Yasaklama Güvenlik Tedbirinin Hukuki Niteliği

Güvenlik tedbirleri, kanunda öngörülen toplumsal savunma vasıtaları olup, toplum için tehlike oluşturan suçun işlenmesinden sonra tehlikeli failler hakkında ceza yerine veya ceza ile birlikte hakim tarafından hükmedilen yaptırımlardır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümler bölümünde 53. ve 60. maddeleri arasında güvenlik tedbirleri sayılmıştır. Bu tedbirler arasında “seyirden yasaklanma” tedbirine yer verilmemiştir. Spor müsabakalarını seyirden yasaklanma güvenlik tedbirinin kanuni dayanağını ise, 6222 sayılı Kanun`un 18. maddesinin birinci fıkrası oluşturmaktadır. Bu hükme göre, 6222 sayılı Kanunda tanımlanan veya bu Kanunun yollama yaptığı diğer suçlar için uygulanabilen, bir hakkın yasaklanması sonucunu doğuran, kanun ile öngörülmüş ve yasaklanma kararının sebebini oluşturan fiili kovuşturan hakim tarafından ceza yerine veya ceza ile birlikte hükmedilen yaptırım niteliğindeki bir güvenlik tedbiridir. Bu tedbir ile faildeki tehlikelilik halinin ortadan kaldırılması, onun tedavi ve ıslah edilmesi amaçlanmaktadır.

bb. Spor Müsabakalarını Seyirden Yasaklama Güvenlik Tedbirinin Sona Erme Halleri

Kişi hakkında hükmolunan cezanın hapis veya adli para cezası olması halinde, seyirden yasaklanma güvenlik tedbirinin infazına hükmün kesinleşmesiyle derhal başlanır ve söz konusu güvenlik tedbirinin infazı, cezanın infazının tamamlanmasından itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer.

Kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, kısa süreli hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak tedbire veya hükmedilen hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi halinde de, seyirden yasaklanma güvenlik tedbirinin infazı hükmün/kararın kesinleştiği tarihten itibaren; önödeme nedeniyle CMK 223/8. maddesine göre düşme kararı verilmesi halinde ise, önödemede bulunulduğu tarihten itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer (m.18/6).

Bu güvenlik tedbirine ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile birlikte hükmedilmesi halinde ise, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmesiyle bu güvenlik tedbirinin uygulanmasına son verilir.

Böylelikle, 6222 sayılı Kanun’da tanımlanan veya anılan Kanun’un yollamada bulunduğu diğer kanunlarda belirtilen suçlarla ilgili olarak başlatılan ceza muhakemesinin anılan Kanun’un 18/1. ve 18/6. maddesinde belirtilen hüküm veya kararlardan biri ile sonuçlanması durumunda, koruma tedbiri niteliğinde olan seyirden yasaklama tedbiri, güvenlik tedbiri niteliğinde olan seyirden yasaklanma yaptırımına dönüşür ve anılan Kanun`un 18/1. ve 18/6. maddelerinde belirtilen sürelerle spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanmasına devam edilir.

c. Spor Müsabakalarını Seyirden Yasaklama Önleyici İdari Tedbirinin Hukuki Niteliği

Bu Kanun`un 18. maddesinin yedinci fıkrasında önleyici idari tedbir öngörülmüştür. Bu fıkra hükmüne göre, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişi, spor alanına alınmaz. Bu şekilde spor alanlarına giren ve dışarı çıkmamakta ısrar eden kişi zor kullanılarak dışarı çıkarılır ve bu madde hükümlerine göre bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanır. Bu durumda ilgili kişi hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirine karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir (m.23/3). Eylem suç oluşturmasa bile, kişi önleyici idari tedbir olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanabilmektedir. Cumhuriyet savcısının bu konuda verdiği karara karşı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir.

V. Uyuşmazlık Konusu Olayı Nitelendirme

6222 sayılı Kanun’un 18. maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen “… önödeme halinde ise, önödemede bulunulduğu tarihten itibaren, bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbirinin uygulanmasına devam edilir.” hüküm, 6222 sayılı Kanunda tanımlanan veya bu Kanun’un yollamada bulunduğu diğer kanunlardaki bir suçun işlendiği şüphesi altında olan şüpheli hakkında derhal uygulamaya konulan spor müsabakalarını seyirden yasaklanma koruma tedbirinin, Cumhuriyet savcısınca soruşturma evresinde 6222 sayılı Kanun`da tanımlanan veya yollamada bulunduğu diğer kanunlardaki önödemeye tabi bir suç kapsamında önödeme ihtaratı içeren tebligatı üzerine şüpheli tarafından yasal süre içinde belirlenen miktarın ödenmesi halinde, bu tedbirin önödeme tarihinden itibaren bir yıl süreyle aynı özelliği ile (koruma tedbiri) devam etmesi şeklinde kabul edilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

6222 sayılı Kanun’un 14/1. maddesinde tanımlanan hakaret içeren tezahürat suçunu işlediği şüphesi altında bulunması nedeniyle hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama koruma tedbiri uygulanan suça sürüklenen çocuğun, anılan Kanunun 18/9. maddesindeki suç kapsamında yürütülen soruşturmada usulüne uygun önödeme ihtaratı üzerine yasal süre içinde belirlenen miktarı ödemesi karşısında, Cumhuriyet savcısınca kovuşturma olanağının bulunmaması nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75/1-c maddeleri uyarınca içeriğinde 6222 sayılı Kanun’un 18/6. maddesi uyarınca önödeme tarihinden itibaren bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanma koruma tedbirinin uygulanmasına devam edilir hususununda yer aldığı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verilmesi ve bu kararın, 6222 sayılı Kanun`un Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 22/1-d maddeleri gereğince elektronik bilgi bankasına işlenmek üzere il spor güvenlik birimine gönderilmesi gerektiği halde, 18/9. maddesinde tanımlanan suç yönünden ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve spor müsabakalarını seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanması bakımından da iddianame düzenlenmiştir.

Yukarıda belirtilen koruma tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklama kararının ve önödemenin hukuki niteliği ile 6222 sayılı Kanun`un 18/6. maddesindeki açık düzenleme karşısında, mahkemece, suça sürüklenen çocuk hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile yazıl şekilde karar verilmesi.

SONUÇ:

Kanuna aykırı ve suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/8231 Karar: 2016/4886 Tarih: 26.09.2016

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Yüksek Adalet Bakanlığı’nın, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan şüpheli … hakkında İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hakimliği’nce 07.11.2014 tarihinde 2014/1579 değişik iş sayı ile verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılması” dair kararın kanun yararına bozulmasının istendiği; bu yazı ve dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 09.03.2015 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

Gereği Görüşülüp Düşünüldü:

KARAR : A- ) KONUYA İLİŞKİN BİLGİLER:

1- )Şüpheli … hakkında 07.07.2014 tarihinde işlediği ileri sürülen “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 14.10.2014 tarihinde 2014/712 karar sayı ile “üç yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, şüpheli hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” karar verildiği,

2- )Şüpheli müdafiinin 30.10.2014 tarihli dilekçesiyle, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair delil bulunmadığını ve hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini belirterek karara itiraz ettiği,

3- )İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hakimliği’nce 07.11.2014 tarihinde 2014/1579 değişik iş sayılı kararıyla ve eksik araştırma gerekçesi sebebiyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmiştir.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “ ( 1 ) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ( 2 ) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04.12.2004 tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır. ( 3 ) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir. ( 4 ) Kişinin, erteleme süresi zarfında; a ) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b ) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c ) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” şeklindeki 191/1-2-3-4. maddeleri ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “ ( 1 ) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir. ( 2 ) 253. maddenin ondokuzuncu fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere. Cumhuriyet savcısı, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup üst sınırı bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören, bu karara 173. madde hükümlerine göre itiraz edebilir. ( 3 ) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilmesi için, uzlaşmaya dair hükümler saklı kalmak üzere; a ) Şüphelinin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası ile mahkûm olmamış bulunması, b )

Yapılan soruşturmanın, kamu davası açılmasının ertelenmesi halinde şüphelinin suç işlemekten çekineceği kanaatini vermesi, c ) Kamu davası açılmasının ertelenmesinin, şüpheli ve toplum açısından kamu davası açılmasından daha yararlı olması, d ) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. ( 4 ) Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. ( 5 ) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.” şeklindeki 171/1-2- 3-4-5. maddeleri ile aynı Kanun’un “Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.” şeklindeki 173/5. maddesi düzenlemeleri birlikte değerlendirildiğinde, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 14.10.2014 tarihli ve 2014/100874 soruşturma, 2014/739 Sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair karar ile Cumhuriyet başsavcılığınca takdir hakkının kullanıldığı, bu kararın da itiraza tabi kararlardan olmadığı gözetilerek itirazın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esastan inceleme yapılarak karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 07.11.2014 tarihli ve 2014/1579 Değişik iş sayılı kararın bozulması istenmiştir.

B- )KONUYLA İLGİLİ HUKUKSAL DÜZENLEMELER

1- )TCK’nın 191. maddesi

( 1 ) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kışı, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

( 2 ) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04.12.2004 tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.

( 3 ) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.

( 4 ) Kişinin, erteleme süresi zarfında;

a- ) kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmakta ısrar etmesi,

b- ) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,

c- ) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kulanması,

hâlinde, hakkında kamu davası açılır.

( 7 ) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği taktirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

( 9 ) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair 171. maddesi veya hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına dair 231. maddesi hükümleri uygulanır.

2- )CMK’nın 171. maddesi

( 1 ) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulları ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.

( 2 ) 253. maddenin ondokuzuncu fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet savcısı, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup, üst sınırı bir yol veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören, bu karar 173. madde hükümlerine göre itiraz edebilir.

( 4 ) Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.

3- )CMK’nın 173. maddesi

( 1 ) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çerçevesinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.

4- )Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrası:

Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

5- ) Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkras 4. fıkrası:

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

6- ) AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrası:

Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili anlaşmazlıkların çözümlenmesi, gerek kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde adil ve açık olarak görülemesini istemek hakkına sapiptir.

C- )KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Tartışmanını konusu, “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan şüpheli” hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası gereğince verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” dair karara itiraz edilip edilemeyeceğidir.

TCK’nın 191. maddesindeTCK’nın 191. maddesinde, bu karara itiraz edilip edilemeyeceğine dair açık bir hükme yer verilmemiş; bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, CMK’nın kamu davasının ertelenmesine dair 171. maddesi hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

CMK’nın 171. maddesininCMK’nın 171. maddesinin 2. fıkrasında ise, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına “suçtan zarar gören kişinin itiraz edebileceği” belirtilmiştir.

Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur ( 3/1 ). Denetimli serbestlik ve tedavi tedbirleri aslında birer güvenlik tedbiridir. Bu sebeple kural olarak, ancak suçu sabit olan kişi hakkında ve mahkeme tarafından uygulanabilir. TCK’nın 191. maddesinin 2, 3. fıkralar 2 ve 3. fıkralarında istisna olarak, şüpheli hakkında soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının kararı ile de uygulanabileceğini kabul etmiştir.

Sözü edilen denetimli serbestlik ve tedavi tedbirleri ile, şüpheliye yükümlülük yüklenmektedir.

Öte yandan, CMK’nın 223. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasında güvenlik tedbirlerinin de hüküm olduğu belirtilmiştir. Hükümler kural olarak “temyiz” kanun yoluna tabidir.

Ceza muhakemesi hukukunda kural olarak kıyas mümkündür. Özellikle temel hak ve özgürlükler yönünden, kişi lehine kıyasa başvurulabilir.

TCK’nın 191. maddesindeTCK’nın 191. maddesinde düzenlenen suç, TCK’nın ikinci kitabının, “topluma karşı suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “kamunun sağlığına karşı suçlar” başlıklı üçüncü bölümünden düzenlenmiş olduğundan, suçun mağduru “kamu”dur. Bu açıdan bakıldığında şüphelinin, TCK’nın 191. maddesi kapsamında verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” dair karara itiraz edemeyeceği ileri sürülebilir.

Şüpheliye yükümlülük getiren denetimli serbestlik ve tedavi tedbirlerini içermesi nedeniyle, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası gereğince verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kararından farklıdır. CMK’nın 171 . maddesindeki kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında Cumhuriyet savcısına takdir hakkı verilmiş, şartları varsa bazı suçlarda kamu davası açabileceği gibi, kamu davasının açılmasının ertelenmesine de karar verebilir. 191/2. fıkrasına göre ise kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma veya kullanma şüpheli hakkında ise kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmek zorunludur.

Cumhuriyet savcısının kararına itirazı düzenleyen 173. maddesinin 5. fıkrasında 171. maddesi gereğince Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması yönünde takdirde bulunup kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verildiği durumlarda bu karara itirazın mümkün olmadığı belirtilmiştir. Cumhuriyet savcısının takdir hakkı bulunmadığı ve kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesinin zorunlu olduğu ve ayrıca da şüpheliye yükümlülük getiren tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine de karar verildiğinden bu karara karşı adil yargılama ilkesi ve suçsuzluk karinesi gereğince, CMK’nın 171., 173. maddelerinde suçtan zarar gören için tanınan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz” hakkıyla ilgili hükümlerin, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası kapsamında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı “şüpheli” için de kıyas yolu ile uygulanması gerekir.

Somut olayla ilgili; kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası kapsamında verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” dair karara, şüphelinin itiraz hakkının bulunduğu kabul edildiğinden, kanun yararına bozma talebi yerinde değildir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlere göre;

İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin 07.11.2014 tarih ve 2014/1579 değişik iş sayılı “itirazın kabulüne” dair kararına yönelik, yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteğinin CMK’nın 309. maddesi gereğince REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 26.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/2215 Karar: 2016/889 Tarih: 21.03.2016

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Adalet Bakanlığı’nın 19.02.2015 tarih ve 94660652-105-34-1274-2015.4527.13396 Sayılı yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan şüpheli O. A. hakkında, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimliği’nce 05.11.2014 tarihinde 2014/1703 değişik iş sayı ile verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılması”na dair kararın kanun yararına bozulmasının istendiği; bu yazı ve dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 02.03.2015 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

Gereği Görüşülüp Düşünüldü:

KARAR : A- ) KONUYA İLİŞKİN BİLGİLER:

1- ) Şüpheli O. A. hakkında, 31.08.2014 tarihinde işlediği ileri sürülen “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 13.10.2014 tarihinde 2014/123627 soruşturma ve 2014/712 karar sayı ile “üç yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, şüpheli hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, bu karara karşı tebliğden itibaren onbeş ( 15 ) gün içerisinde İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurmak suretiyle karara itiraz etme hakkı bulunduğunun, … bildirilmesine” karar verildiği,

2- ) Şüpheli müdafiinin 28.10.2014 tarihli dilekçesiyle, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair delil bulunmadığını ve hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini belirterek karara itiraz ettiği,

3- ) İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce 05.11.2014 tarihinde 2014/1703 değişik iş sayı ile “… tutanakta O. A. isimli şahsın yapılan üst aramasında herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanmadığı, yanında bulunan motosikletin koltuk altına bakıldığında uyuşturucu madde ele geçirildiğinden bahsedildiği, tutanağın başında ‘iki şahsın üzerinde plaka bulunmayan kırmızı beyaz renkli motosikletin yanında konuştukları, motosikletin koltuk altına bir şeyler koyduklarını görmemiz üzerine’ dendiği, … bu konuda Cumhuriyet savcısının yapması gerekenin tutanak mümzilerini çağırarak uyuşturucuyu motosikletin koltuk altına kimin koyduğunu görüp görmediğini sormak olduğu, şüphelinin savunmasında suçlamayı kabul etmediği hususu da göz önünde bulundurulduğunda bu konuya açıklık getirilmesinin hukuki durumunda değişiklik meydana getireceği” şeklindeki gerekçeyle, itirazın kabulüne ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13.10.2014 tarihli 2014/123627 soruşturma ve 2014/712 Sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiği,

Anlaşılmıştır.

B- ) KANUN YARARINA BOZMA TALEBİ:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, «Dosya kapsamına göre, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/9. maddesinde yer alan “Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair 171. maddesi … uygulanır” ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171/2. maddesinin son cümlesinde yer alan “Suçtan zarar gören bu karara 173. madde hükümlerine göre itiraz edebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair karara suça sürüklenen çocuk tarafından itiraz edilebilmesininin yasal olarak mümkün olmadığı gözetilerek, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.» denilerek, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 05.11.2014 tarih ve 2014/1703 değişik iş sayılı kararının bozulması istenmiştir.

C- ) KONUYLA İLGİLİ HUKUKSAL DÜZENLEMELER:

1- ) TCK’nın 191. maddesi

( 1 ) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

( 2 ) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04.12.2004 tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.

( 3 ) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.

( 4 ) Kişinin, erteleme süresi zarfında;

a- ) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,

b- ) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,

c- ) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,

hâlinde, hakkında kamu davası açılır.

( 7 ) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

( 9 ) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair 171. maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair 231. maddesi hükümleri uygulanır.

2- ) CMK’nın 171. maddesi

( 1 ) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.

( 2 ) 253. maddenin ondokuzuncu fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet savcısı, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup, üst sınırı bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören, bu karara 173. madde hükümlerine göre itiraz edebilir.

( 4 ) Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde kamu davası açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.

3- ) CMK’nın 173. maddesi

( 1 ) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.

4- ) Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrası:

Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

5- ) Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkras 4. fıkrası:

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

6- ) AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrası:

Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili anlaşmazlıkların çözümlenmesi, gerek kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde adil ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.

D- ) KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Tartışmanın konusu, “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan şüpheli” hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası gereğince verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” dair karara itiraz edilip edilemeyeceğidir.

TCK’nın 191. maddesindeTCK’nın 191. maddesinde, bu karara itiraz edilip edilemeyeceğine dair açık bir hükme yer verilmemiş; bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, CMK’nın kamu davasının ertelenmesine dair 171. maddesi hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

CMK’nın 171. maddeninCMK’nın 171. maddenin 2. fıkrasında ise, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına “suçtan zarar gören kişinin itiraz edebileceği” belirtilmiştir.

Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur ( 3/1 ). Denetimli serbestlik ve tedavi tedbirleri aslında birer güvenlik tedbiridir. Bu sebeple kural olarak, ancak suçu sabit olan kişi hakkında ve mahkeme tarafından uygulanabilir. TCK’nın 191. maddesinin 2, 3. fıkralar 2 ve 3. fıkralarında istisna olarak, şüpheli hakkında soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının kararı ile de uygulanabileceğini kabul etmiştir.

Sözü edilen denetimli serbestlik ve tedavi tedbirleri ile, şüpheliye yükümlülük yüklenmektedir.

Öte yandan, CMK’nın 223. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasında güvenlik tedbirlerinin de hüküm olduğu belirtilmiştir. Hükümler kural olarak “temyiz” kanun yoluna tabidir.

Ceza muhakemesi hukukunda kural olarak kıyas mümkündür. Özelikle temel hak ve özgürlükler yönünden, kişi lehine kıyasa başvurulabilir.

TCK’nın 191. maddesindeTCK’nın 191. maddesinde düzenlenen suç, TCK’nın ikinci kitabının, “topluma karşı suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “kamunun sağlığına karşı suçlar” başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiş olduğundan, suçun mağduru “kamu”dur. Bu açıdan bakıldığında şüphelinin, TCK’nın 191. maddesi kapsamında verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” dair karara itiraz edemeyeceği ileri sürülebilir.

Şüpheliye yükümlülük getiren denetimli serbestlik ve tedavi tedbirlerini içermesi nedeniyle, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası gereğince verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kararı, CMK’nın 171. maddesinde yer alan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kararından farklıdır.

Adil yargılama ilkesi ve suçsuzluk karinesi gereğince, CMK’nın 171. ve 173 . maddelerinde suçtan zarar gören için tanınan “kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz” hakkıyla ilgili hükümlerin, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası kapsamında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı “şüpheli” için de kıyas yolu ile uygulanması gerekir.

Somut olayla ilgili; kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası kapsamında verilen “kamu davasının açılmasının ertelenmesine” dair karara, şüphelinin itiraz hakkının bulunduğu kabul edildiğinden, kanun yararına bozma talebi yerinde değildir.

E- ) KARAR: Açıklanan nedenlere göre;

SONUÇ : İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 05.11.2014 tarih ve 2014/1703 değişik iş sayılı “itirazın kabulüne” dair kararına yönelik, yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteğinin CMK’nın 309. maddesi gereğince REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 21.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/376 Karar: 2016/2242 Tarih: 07.03.2016

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25.03.2015 tarihli ve 2015/25994 soruşturma, 2015/1871 Sayılı kamu davasının açılmasının 3 yıl süreyle ertelenmesine dair kararı müteakip, suça sürüklenen çocuğun erteleme süresi içerisinde yeniden kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçunu işlediği gerekçesiyle yapılan soruşturma evresi sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01.06.2015 tarihli ve 2015/39011 soruşturma, 2015/18942 esas, 2015/1329 Sayılı iddianamenin kabulünü müteakip, sanığın Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25.03.2015 tarihli ve 2015/25994 soruşturma, 2015/1871 Sayılı kamu davasının açılmasının 3 yıl süreyle ertelenmesine dair kararın kesinleşmeden uyuşturucu kullanmış olması sebebiyle eyleminin temadi kapsamında kalmasından dolayı kamu davasının açılma şartlarının iddianamenin kabulü tarihinde oluşmadığı gerekçesiyle açılan kamu davasının durmasına dair İzmir 3. Çocuk Mahkemesi’nin 09.09.2015 tarihli ve 2015/360 esas, 2015/521 Sayılı kararı ile ilgili olarak;

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/9. maddesinde5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/9. maddesinde yer alan “Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair 171. maddesi … uygulanır” ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171/2. maddesinin son cümlesinde yer alan “Suçtan zarar gören bu karara 173. madde hükümlerine göre itiraz edebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair karara karşı suça sürüklenen çocuk ve/veya müdafii tarafından itiraz edilebilmesinin yasal olarak mümkün bulunmadığı, bu kapsamda … Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25.03.2015 tarihli ve 2015/25994 soruşturma, 2015/1871 Sayılı kamu davasının açılmasının 3 yıl süreyle ertelenmesine dair kararın suça sürüklenen çocuk ve/veya müdafiine tebliğ edilmesinin söz konusu kararın kesinleşmesinde etkili olmadığı, yapılan tebliğ işleminin sadece kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve/veya denetim süresinin başlaması konusunda gerekli olduğu, Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 25.03.2015 tarihli kararın 16.04.2015 tarihinde zorunlu müdafiine, 10.04.2015 tarihinde suça sürüklenen çocuğa tebliğ edilmesini müteakip, kamu davasının açılmasının ertelenmesine dair sürenin başlamasından sonra suça sürüklenen çocuk tarafından 28.04.2015 tarihinde yeniden kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçunun işlenmesi sebebiyle hakkında yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması gerekirken davanın durmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 12.01.2016 tarih ve 2015.517.1835 Sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.02.2016 tarih ve 2016/17236 Sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma istemi incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görüldüğünden,

SONUÇ : İzmir 3. Çocuk Mahkemesi’nin 09.09.2015 tarihli ve 2015/360 esas, 2015/521 karar sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/47934 Karar: 2015/27191 Tarih: 16.04.2015

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret ve tehdit suçlarından sanık M. hakkında yürütülen kovuşturmanın, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un gereğince ertelenmesine dair, İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.05.2014 tarihli ve 2010/817 esas, 2014/640 sayılı kararına karşı, katılan tarafından yapılan itirazın kabulü ile kovuşturmanın ertelenmesi kararının kaldırılmasına ilişkin, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.06.2014 tarihli ve 2014/84 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.11.2014 gün ve 373369 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

İstem yazısında; “Katılanın itirazda bulunması üzerine İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince, sanığın eylemini gerçekleştirirken düşünce ve kanaat açıklaması saiki ile hareket etmediği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de,

Dosya kapsamına göre;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinin5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde yer alan, “Basın ve yayın yolu ile deyiminden: her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar …anlaşılır”.

6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun “Dava ve Cezaların Ertelenmesi” kenar başlıklı Geçici 1. maddesinde yer alan,

“1) 31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup: temel şekli itibarıyla adli para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı:

a) Soruşturma evresinde, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkumiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.

2)Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi halinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi halinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkum olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur.

3)Mahkumiyet hükmünün infazı ertelenen kişi hakkında bu mahkumiyete bağlı olarak herhangi bir hak yoksunluğu doğmaz. Ancak bu kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlemesi halinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkum olunduğu takdirde, ertelenen mahkumiyet hükmüne bağlı hukuki sonuçlar kişi üzerinde doğar ve ceza infaz olunur.

4)Bu madde hükümlerine göre cezanın infazının ertelenmesi halinde erteleme süresince ceza zamanaşımı durur; kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi halinde, erteleme süresince dava zamanaşımı ve dava süreleri durur.

5)Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmiş olması halinde dahi, bu madde hükümleri uygulanır.

6)Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı verilmiş mahkumiyet hükmünün infazının tamamlanmış olması halinde bu mahkumiyet hükmüne bağlı yasaklanmış hakların 25.5.2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanununun 13/A maddesindeki şartlar aranmaksızın geri verilmesine karar verilir.

7)Bu madde hükümlerine göre verilen kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi kararları adli sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.

8)Bu madde hükümlerine göre kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi kararlarının verildiği hallerde, bu suçlar 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun erteleme ve tekerrüre ilişkin hükümlerinin uygulanmasında göz önünde bulundurulmaz,” şeklindeki düzenlemeler dikkate alındığında, sanığın eyleminin anılan Kanun’un geçici 1. maddesi kapsamında kaldığı ve bu nedenle sanık hakkındaki kovuşturmanın ertelenebileceği anlaşılmakla, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

I- Olay:

Hakaret ve tehdit suçlarından sanık M. hakkında yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.05.2014 tarihli kararıyla, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verildiği, katılanın bu karara itiraz etmesi üzerine, mercii İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.06.2014 tarihli kararıyla, hakaret ve tehdit eylemlerinin düşünce açıklaması saiki ile işlenmediği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilerek, erteleme kararının kaldırıldığı, kesin olan bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.

II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

Sanığın internet üzerinden bir başkasının arkadaşlık sitesindeki kişisel hesabına gönderdiği hakaret ve tehdit içeren mesajları nedeniyle, hakkında 6352 sayılı Kanun’un geçici 1-b maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilip verilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

III- Hukuksal Değerlendirme:

6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde, “31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adli para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkumiyet hükmünün infazının ertelenmesine,

karar verilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Madde gerekçesinde; “Basın ve ifade hürriyeti konularında yapılan değişiklikler kapsamında;

Temel hak ve hürriyetlerden kabul edilen ifade ve basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilemez bir hak olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, ifade hürriyeti, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu özgürlüğün kullanım araçlarından biri de basın yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıdır. Bu araçların, amacına uygun olarak işlevlerini yerine getirmeleri bakımından korunmaları demokratik toplumlarda asıl olup, bu anlamda basın ve yayın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak ve güvenceler sağlanarak, haber ve düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir. Bu nedenle, basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların infazının ertelenmesine ilişkin bazı düzenlemeler yapılması toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Önem taşıması nedeniyle basın yoluyla ya da sair düşünce açıklama yöntemleriyle işlenen suçlar yönünden erteleme imkanı getirilmiştir.” görüşlerine yer verilmiştir.

6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ve madde gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bu düzenleme ile ifade ve basın özgürlüğünü korumayı amaçladığı görülmektedir. Bireylerin basın veya sair yayın vasıtaları yoluyla ortaya koydukları düşünce açıklamaları nedeniyle suçlanmamaları ve haklarında ceza soruşturması veya kovuşturması açılmasının önlemesi amaçlanmış ayrıca ifade özgürlüğünü ihlal iddialarına ilişkin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde ülkemiz aleyhine açılan tazminat davalarının azaltılması öngörülmüştür.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade ve basın özgürlüğüne yaklaşımına bakıldığında; Mahkeme basının idarenin siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir biçimde denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar alma sürecine katılımını kolaylaştırarak, demokrasinin sağlıklı bir biçimde işlemesine katkı yaptığı için basın özgürlüğüne özel önem atfetmektedir.

Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün en önemli konularından birini oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ifade özgürlüğünün demokrasinin temel taşlarından birini oluşturduğu belirtildikten sonra, bu hakkın kullanılma alanlarından biri olan basın özgürlüğünün korunması gerektiği vurgulanmaktadır.

Basın özgürlüğü, kamuoyuna, yöneticilerin davranışlarını tanıtmak ve halkın denetimine sunmak için en önemli araçlardandır. Basın özgürlüğü bu yönüyle halkı ilgilendiren haber ve bilgileri iletme ve aktarma özgürlüğüdür. Mahkeme basının, ‘halkın gözcülüğü’ ve ‘bekçisi’ görevini yerine getirdiğini bu nedenle, ifade özgürlüğünün kullanımında kendisine ayrıcalık tanındığını belirtmektedir. (Osman Doğru, Atilla Nalbant, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi”, 2. cilt, s. 207-208)

Ancak her görüş ve düşünce açıklamasının ifade özgürlüğü bağlamında korunması söz konusu değildir. Bu çerçevede, sosyal veya siyasal sorunlarla ilgili güncel veya devam eden kamusal bir tartışmaya katkı niteliğinde ortaya konulan fikirler, rahatsız edici nitelikte olsa bile koruma görürken, bu nitelikte olmayan ve fikir açıklaması olarak da kabul edilemeyen amaçsız keyfi kişisel saldırılar, ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmemektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, DJ. Haris- M. O’Boyle- E.P.Bates- C.M.Buckley Avrupa Konseyi, 2013, s. 518)

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 06.04.2010 tarihli iddianameyle sanığın aralarında husumet bulunan katılan hakkında, ortak tanıdıkları olan E. isimli kişinin arkadaşlık sitesindeki kişisel hesabına gönderdiği mesajlarda “orospu, fahişe…size sıkacağım…” gibi sözlerle hakaret ve tehdit ettiği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda mahkemece sanığın eyleminin internet ortamında e-mail yoluyla gerçekleştirilmiş olması nedeniyle, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uygulanarak kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmiş, bu karara katılan tarafından itiraz edilmesi üzerine, sanığın düşünce açıklaması saikiyle hareket etmediği gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiştir.

Suça konu yazıların içeriği incelendiğinde tarafların özel hayatını ilgilendiren sövme ve tehdit niteliğinde sözler olduğu, başka bir deyişle sosyal veya siyasal sorunlarla ilgili güncel veya devam eden kamusal tartışmalara katkı niteliğinde fikir açıklamaları olmadığı, ayrıca mesajların genele açık olarak değil, herkesin ulaşamayacağı kişisel hesaba gönderilmesi nedeniyle kitle iletişimine uygun olmadığı görülmektedir.

Bu itibarla, suça konu sözlerin kitle iletişimine açık olarak değil, kişisel hesaba mesaj olarak gönderilmiş olması ayrıca düşünce açıklaması şeklinde de icra edilmemesi karşısında, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı belirlendiğinden, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

IV- Sonuç ve Karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteğinin reddine, 16.04.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2011/18820 Karar: 2012/529 Tarih: 18.01.2012

  • CMK 171. Madde

  • Kamu Davasını Açmada Takdir Yetkisi

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Bir suç ihbarı veya şikayeti bilgisini alan Cumhuriyet Savcısının 5271 sayılı CMK’nın 160. maddesi uyarınca soruşturma görevinin başladığı, Cumhuriyet Savcısınca aynı Yasa’nın 164,, 170,, 171, 172. maddeleri uyarınca kamu davasının açılmasına veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verilebileceği, 5271 sayılı CMK’nın 173/1. maddesi gereği suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet Savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebileceği, aynı Yasa’nın 173/6. maddesi uyarınca da itirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet Savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesinin bu hususta karar vermesine bağlı tutulduğu,

Somut olayda sanık hakkında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 22.04.2007 tarih ve 2007/240-1235 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın verildiği, katılan Mehmet bu karara karşı 24.05.2007 tarihinde Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunduğu, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’nın 29.05.2007 tarih ve 2007/304 D.İş sayılı kararıyla katılanın itirazının reddedildiği tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.

Sanık hakkında yeni delilin varlığı nedeniyle Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinden alınacak karardan sonra kamu davasının açılması gerektiği halde doğrudan açılan davaya bakılarak 5271 sayılı CMK’nın 173/6. maddesine aykırı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması;

Bozmayı gerektirmiş, katılan Mehmet’in temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün, tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak (BOZULMASINA), 18.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS