0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

İfade ve Sorgunun Tarzı

CMK Madde 147

(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.

b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.

d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.

e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.

g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.

i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

1.İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.

2.İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.

3.İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.

4.Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.

5.İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.



CMK Madde 147 Gerekçesi

Madde, karşılaştırmalı ceza usul hukukunda, kişi özgürlüğü bakımından artık yerleşmiş bulunan temel ilkelere uygundur. Üzerine suç atılan veya şüphe altına sokulan kimsenin savunma hakkını güvence altına almak amacıyla madde, sorgunun veya ifade almanın ne suretle icra edileceğini, ayrıntıları ile göstermektedir. Konulan esaslar, hâkim, mahkeme, Cumhuriyet savcısı, kolluk âmir ve memurları hakkında aynı derecede olmak üzere geçerlidir. Maddenin, şüpheli veya sanığın haklarını saptayan ve sonra sorgu yapacak ve ifade alacak yetkililere hitap eden iki kategori hükmü içermesi uygun görülmüştür.

Önce hakları belirlenebilir:

1.Şüpheli veya sanığın ifadelerinin alınması veya sorguya çekilmeleri bakımından tesis edilen hakların başında birinci fıkranın (5) numaralı bendinde yer alan susma hakkı geliyor. Susma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde yer alıp en temel insan haklarından birisini oluşturan suçsuzluk karinesinin tamamlayıcı unsurudur. Ancak susma hakkı, “isnat edilen suç hakkında açıklamada bulunmamayı” kapsamaktadır. Yoksa kişi, (1) numaralı bentte açıkça beyan olunduğu üzere “kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır.”

2.Sorguya çekilecek veya ifadesi alınacak şüpheli veya sanığın yararlandığı ikinci temel savunma hakkı, avukat bulundurabilmektir. İfade alma veya sorgudan önce adı geçenlere bu hakları hatırlatacak, avukat atayabilecek durumda değillerse baroca seçilecek bir avukat isteyebilecekleri ve onun hukukî yardımından yararlanabilecekleri ve bu avukatın vekâletname aranmaksızın ifade ve sorguda hazır bulunabileceği bildirilecektir.

3.Üçüncü hak, yakalanan kişinin yakınlarına yakalandığını bildirmesinin sağlanmasıdır.

4.Dördüncü hak, adı geçenlerin somut delillerin toplanmasını isteyebileceğinin hatırlatılmasıdır. Bu husus sorgu ve ifade alma sırasında, şüpheli veya sanığa şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağının sağlanmasını emreden ve (6) numaralı bentte yer alan hükümde, güvence altına alınmıştır.

5.(2) numaralı bentte yer alan ve şüpheli veya sanığa isnat edilen suçun da anlatılacağını saptayan hüküm de esaslı bir güvence oluşturmaktadır. Maddenin ifade alacak veya sorgulama yapacak yetkililere hitap eden hükümleri ve yükümleri ise, yukarıda şüpheli veya sanığın haklarına ilişkin yükümlere ek olarak şunlardır:

1.Kimliğin saptanması,

2.İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel durumu hakkında bilgi alınması,

3.İfade veya sorgunun bir tutanağa bağlanmasıdır. Bu tutanakta aşağıdaki hususlar yer alır:

a) İşlemin yapıldığı yer ve tarih,

b) İşlemde hazır bulunanların isim ve sıfatları ve işleme tâbi tutulanların açık kimlikleri,

c) Maddede yer alan işlem veya yükümlülüklerin ifade almada veya sorguda yerine getirildiği, getirilmemiş ise nedenleri,

d) Tutanağın bütün hazır bulunanlarca okunarak imzalanması ve bu hususun beyanı,

e) İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.


CMK 147 (İfade ve Sorgunun Tarzı) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/14099 Karar : 2018/5403 Tarih : 2.05.2018

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

I- Sanık … hakkında hırsızlık suçu yönünden verilen mahkumiyet ve işyeri dokunulmazlığını bozma suçu yönünden verilen beraat kararlarına yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin incelenmesinde;

5271 sayılı CMK’nın 191 ve 147. maddeleri gereğince sanığın hiç savunması alınmadığının anlaşılması karşısında yokluğunda yargılama yapılarak hırsızlık suçu yönünden mahkumiyetine, işyeri dokunulmazlığını bozma suçu yönünden beraatına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 196. maddesine aykırı davranılıp savunma hakkının kısıtlanması,

II- Suça sürüklenen çocuk … hakkında hırsızlık suçu yönünden verilen mahkumiyet ve işyeri dokunulmazlığını bozma suçu yönünden verilen beraat kararlarına yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin incelenmesinde;

Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

1- Oluşa ve dosya kapsamına, tanık…‘un aşamalarda alınan beyanlarına ve kolluk görevlilerince düzenlenen olay yeri inceleme raporu,olay yeri basit krokisine göre suça sürüklenen çocuğun ve sanığın müştekinin etrafı duvarla çevrili site içinde bulunan işyerinin eklentisinde bulunan suça konu çamaşır makinasını bulunduğu yerden alarak site dışına çıkıp 150 mettre kadar gittikten sonra tanık … tarafından fark edildiklerinin anlaşılması karşısında kesintisiz takip olmaksızın yakalanan suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümde, eylemin tamamlandığı gözetilmeden yazılı şekilde teşebbüs hükümlerinin uygulanması,

2- Kolluk görevlilerince düzenlenen olay yeri inceleme tutanağı ile görgü tespit tutanağı içeriğine ve kovuşturma evresinde düzenlenen bilirkişi raporu ile ekinde bulunan olay yeri fotoğraflarına göre müştekinin tamir amacıyla işyeri eklentisi niteliğinde bulunan balkonuna bıraktığı çamasır makinasının sanık ve suça sürüklenen çocuğun çalması şeklinde gerçekleşen olayda işyeri dokunulmazlığını bozma suçunun yasal unsurları itibariyle oluştuğu halde, suça sürüklenen çocuğun mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sanık … yönünden diğer yönleri incelenmeyen, suça sürüklenen çocuk yönünden esastan incelenen hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 02/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/3706 Karar : 2018/424 Tarih : 20.02.2018

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;

Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;

Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-5271 sayılı CMK`nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında;

görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle (AİHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafii görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2-Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağının kabul edildiği dikkate alınarak,

somut dosyada sanığın bylock kullanıcısı olup olmadığının suç vasfının tayini açısından belirleyici nitelikte olması karşısında istinaf aşamasında dosya içerisine geldiği anlaşılan ve sanığın bylock kullanıcısı olduğunu bildiren ayrıntılı bylock tespit ve değerlendirme tutanağının CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşma açılarak sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 1 nolu bozma sebebi yönünden üye …`ın karşı oyu ve oyçokluğuyla, 2 nolu bozma sebebi yönünden ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, atılı suç için kanun maddelerinde ön görülen ceza miktarı gözetilerek tutukluluk halinin devamına, 20.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY:

Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan TCK`nın 314/2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sayın çoğunluğun 1 nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Sanık hakkında mahkumiyet hükmü Anayasanın 36/1, AİHS 6/1-3-c, CMK101/3 maddesi ve Dairemizin 14.11.2017 tarih 2017/1824-2017/5384 sayılı kararına vurgu yapılarak 5271 sayılı CMK`nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibarıyla çekişmeli yargılamanın gereği olan silahların eşitliği ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafi görevlendirmeden yargılamaya devamla karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesi ile bozulmuştur.

Öncelikle sanık, müdafii olmadan yargılama yapılarak hüküm kurulmasını temyiz nedeni olarak ileri sürmemiştir. Temyiz konusu yapılmayan bu hususun temyizen incelenip incelenemeyeceği dolayısı ile bozma konusu yapılıp yapılamayacağı CMK’nın 288. maddesi kapsamında ön sorun olarak çözülmesi gereklidir.

Zira temyize konu hüküm istinaf kanun yolundan geçerek temyiz edilmiş hükümlerden olup CMK’nın 288. maddesi Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.` Amir hükmüne göre usul hukukunu ilgilendiren bir sorun karşımıza çıkmaktadır .

CMK’nın 288. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde gösterilen bir temyiz nedeni ile hükmün bozulması halinde 302/3 kapsamında diğer hukuka aykırılık hallerinin ilamda gösterilebileceği nazara alındığında, temyiz dilekçesinde gösterilmeyen bir hususta CMK`nın 289. maddesinde yazılı hususlar dışında bir incelemesi yapılmadan diğer temyiz nedenlerinin incelenmesi sırasında saptanan hukuka aykırılıkların ilamda gösterilebileceği kabul etmek gerekecektir.

Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesi sonrasında temyiz incelemesinin kapsam ve koşulları hususunda yerleşik uygulama ve içtihatları bulunmayan Yargıtay içtihatlarının oluşumuna ışık tutabilecek Alman Yargıtay`ının yerleşik içtihatlarından faydalanılması imkan dahilindedir.

Kısaca ve özetle; temyiz nedeni, temyiz dilekçesinde ne kadar somut yazılması gerekir ki CMK`nın 288. maddesi kapsamında temyiz nedeni var kabul edilerek temyizen incelenebilsin? Bu sorunun cevabını Alman Yargıtayı uygulamalarında bulmak mümkündür.

Anılan mahkeme içtihatlarına göre temyiz nedenlerinin usul hukuku yönünden son derece somut olarak gösterilmesi beklenirken, maddi hukuka ilişkin temyiz nedenlerinin soyut ve genel ibarelerle gösterilmesinin yeterli kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda sanığın müdafii bulunmadan hakkında hüküm kurulmasına yönelik bir temyiz nedeni yoktur. Temyiz nedeni bulunmadığı için hüküm bu yönü itibariyle temyizen incelenemez. Bu nedenle de sayın çoğunluğun bozma kararı yerinde değildir.

Velev ki, temyizen incelenebileceğini kabul etsek bile;

Sayın çoğunluk bozma nedenine CMK`nın soruşturmaya ilişkin 101/3, Anayasa 36/1, AİHS 6. maddelerini esas alınmıştır.

Öncelikle sanığa isnat edilen suçun kovuşturma aşamasında müdafii bulundurma zorunluluğunu düzenleyen CMK’nın 150/3 maddesi kapsamında olup olmadığı; tutuklamaya sevkte müdafii bulundurma zorunluluğuna temas eden CMK`nın 101/3 maddesinin, Anayasa 36 ve AİHS 6. maddeleri kapsamında değerlendirmesinin yapılması ve bu hususların hangi kanun yolu ile denetleneceğinin tartışılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

CMK’ya göre ceza soruşturma ve kovuşturmasında kural olarak her sanık müdafii yardımından yararlanabilir, istemi halinde kendisine Barodan müdafii atanması zorunludur. CMK`nın 147. maddesine göre savunması öncesinde sanığa bu hakkı hatırlatılmış, sanık müdafii istemeden savunmasını yapacağını beyan etmiştir. Bu hak hatırlatılmadan savunmasının alınması bizatihi bozma nedenidir. Somut olayda bu durum söz konusu değildir.

Yine mevzuatımızda duruşmada müdafii bulundurulmasını emredici düzenleme olarak CMK’nın 150/3 maddesi müdafii bulundurulmasını sanığın iradesine bırakmayan bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. CMK`nın 150/3 maddesi alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda istem aranmaksızın müdafii görevlendirileceğini hüküm altına almıştır.

Sanığa atılı suç, TCK’nın 314/2 maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçudur. Beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. 5560 sayılı Kanunun 21. maddesi ile CMK`nın 150. maddesinde yapılan değişiklikten sonra silahlı örgüt üyesi olmak suçundan yapılan yargılamada sanık istemi dışında müdafii bulunmasının zorunlu olmadığı gerek Yargıtay 9. Ceza Dairesi gerekse Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından kabul edilmiştir.

Hemen ifade etmek gerekir ki silahlı terör örgütü üyeliği suçunun zorunlu müdafilik kapsamında suçlardan olduğu yönünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine konu Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 gün ve 2016/17-939-2016/465 sayılı kararı ile silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun CMK`nın 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii bulundurmayı gerektiren suçlardan olmadığına karar verilmiştir.

Suça sürüklenen çocuklar dışında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle sanıklar hakkında 3723 sayılı Kanunun 5. maddesi ile her halde ½ oranında artırım yapılmasına rağmen, bu suça ilişkin Yargıtay içtihatları bu yönde şekillenmiş olup uygulama aynen devam etmektedir.

Zaten sayın çoğunluğun bozma nedeni CMK`nın 150/3 maddesine dayanmamaktadır.

Mevzuatımızda müdafii tayininin sanık yada şüphelinin iradesine bırakılmayıp zorunlu görüldüğü haller CMK’nın 150/2 maddesinde şüpheli veya sanığın çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır dilsiz olması; CMK’nın 74/2 maddesinde resmi kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınma kararı; CMK’nın 101/3 maddesinde tutuklama talebiyle mahkemeye sevk; CMK’nın 204/1 davranışları nedeniyle hazır bulundurulmasının duruşmanın düzenli yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması ve CMK`nın 247/4 maddesinde yazılı kaçak sanık hakkında duruşma yapılmasında isteme bakılmaksızın müdafii görevlendirilme zorunluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda CMK`nın 150/2, 74/2, 204/1, 247/4 maddeleri söz konusu değildir.

O halde sayın çoğunluğun bozmaya esas aldığı anlaşılan CMK`nın 101/3 maddesinin irdelenmesi gerekecektir.

CMK’nın 101. maddesinin başlığı Tutuklama Kararı’dır. Tutuklamanın safahatını düzenler. Müdafii zorunluluğunu düzenleyen CMK’nın 101/3. maddesi tutuklama istenildiğinde şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafii yardımından yararlanır hükmünü amirdir. Yani gerek soruşturmada gerekse kovuşturmada tutuklama kararı istenildiğinde mutlaka şüpheli veya sanığa müdafii tayin zorunluluğuna işaret etmektedir. İsteme bakılmaz. Somut olayda sanığın ilk tutuklanması aşamasında kendisine müdafi atanmıştır.

Madde de tutukluluğun devamı kararlarına ilişkin düzenleme getirildiği halde tutukluluğun devamı kararlarında müdafii zorunluluğuna işaret edilmemiştir. Bu konu doktirinde de tartışılmaktadır. Ancak ağırlıklı görüş tutukluluğun devamı kararlarında müdafii bulunmasının ihtiyari olduğu yönündedir. Nitekim Belki tutukluluğu devam eden sanığın yanında veya katılmasa bile avukatın bulunması gerektiği ileri sürülebilir ki bizce bu görüşte en azından CMK m. 101 açısından isabet bulunmamaktadır. Tutuklama tedbirinde avukat bulundurma zorunluluğu, ilk aşama, yani ilk tutuklama tedbirinin değerlendirilmesi için öngörülmüştür. (Prof. Dr Ersan Şen Zorunlu Müdafilik ve Yargılama Sürati)` denilmiştir.

İlk tutuklama kararında olduğu gibi tutukluluğun devamı kararlarında müdafii zorunluluğu kişi hürriyetine ilişkin olması nedeniyle farazi olarak kabul edilse bile, ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları hangi kanun yolu ile denetlenecektir. Bunun temyiz aşamasında denetimi mümkün müdür? İrdelenmesi gereken asıl husus bu olmakla birlikte tutuklu yargılamada sanığın kendi iradesi ile müdafii bulunmadan yapılan yargılamanın AİHS 6. maddesi kapsamında adil ve dürüst yargılama hakkının ihlali sayılabilir mi sorusunun da cevaplanması gerekecektir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi adil yargılama hakkı başlıklı olup yargılamaların tabi hakim ilkesine göre kanunla kurulmuş bağımsız, tarafsız mahkemelerde, makul sürede ve açık olarak yapılması, masumiyet ilkesi, savunma hakkının kısıtlanmaması ve tercüman yardımını düzenlemektedir. Somut olayda sanık kendi iradesi ile müdafii istemediğini beyan etmiş ve kovuşturmada sanık istemediği için müdafii olmadan görülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere CMK’nın 150/3 maddesine göre müdafii bulundurma zorunluluğu da yoktur. Bunun doğrudan AİHS 6. maddesine aykırılık teşkil ettiği iddia edilemez. Sözleşme ile garanti altına alınan hakkın kullanılmasından vazgeçilmesi bunun açıkça söylenmesi ile mümkün olabilir. (Zana/Türkiye)` Sanık ilk derece mahkemesinde hakları hatırlatıldığında müdafii istemediğini beyan etmiştir. İsteme bağlı müdafiiliğin söz konusu olduğu bir suçtan yapılan yargılamada sanığın müdafii istenmemesi nedeniyle yargılamanın müdafii atanmadan yapılması gerek Dairemiz gerekse Yargıtay içtihatlarında Anayasanın 36/1 ve AİHS 6. maddelerine aykırılık teşkil ettiği hususunda somut bir karara rastlanmamıştır. Yani isteme bağlı müdafiiliğin uygulandığı durumlarda talep edilmemesi nedeniyle müdafii atanmadan yargılama yapılması gerek Anayasa 36/1 ve gerekse AİHS 6. maddesinin ihlali niteliğinde değildir.

Öte yandan CMK`nın 101/3 maddesinde yazılı ilk tutuklamada müdafii bulundurulması gerektiğine kuşku yoktur. Somut olayda ilk tutuklamada sanığa müdafii atanmıştır. Ancak biz sanığın ilk tutuklamada müdafii olmadan tutuklandığını tutukluluğunun devamı kararlarının da yargılamanın müdafii istenmemesi nedeniyle müdafii olmadan verildiğini düşünelim. Bu halde hangi kanun yolu ile tutuklama ve tutukluluğun devamı kararının denetleneceğini belirlememiz ve kanun yoluna ilişkin normu uygulama zorunluluğumuz ortaya çıkacaktır.

Hiç kuşku yok ki ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları CMK`nın 101/5. maddesine göre itiraz kanun yoluna tabidir. Gerek tutuklama gerekse tutukluluğun devamı kararı itiraz kanun yolu ile denetlenecek ve itiraz üzerine kesin olarak karar verilecektir. İtiraz kanun yoluna tabi olup kesin olarak verilen bir karar temyiz kanun yolu incelenmesi mümkün değildir. Ancak itiraz üzerine kesin olarak verilen karar kanun yararına temyize konu olabilir. Somut olayda kanun yararına temyiz de söz konusu değildir.

Usul hukukuna ilişkin uygulama, yargılamada esasa etki etmişse bunun somut olarak tespiti halinde temyizen incelenip bozma konusu yapılabileceğini ifade etmemiz gerekirse de, somut olayda kendi istemi ile müdafi olmadan yapılan yargılamanın savunmasını ne suretle etkileyip delillere ulaşmada somut olarak hangi güçlüklerle karşılaştığı hangi delillere ulaşamadığının gerek sanık tarafından ortaya konması gerektiği gibi temyiz incelemesinde bu hususların somut olarak tespit edilmesi gerekir ki böyle bir değerlendirme de mevcut değildir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle olayda AİHS 6. maddesi ve Anayasanın 36/1. maddesine ilişkin bir ihlal olmadığı gibi, zorunlu müdafiliğin gerekmediği, kovuşturmada sanığın kendi talebi ile müdafii istemediği, sanığın ilk tutuklanma kararında müdafiinin bulunduğu, CMK`nın 101/3 maddesinin ilk tutuklamaya ilişkin olduğu, velev ki tutukluluğun devamı kararlarında da sanık lehine genişletici yorumla müdafii bulunması zorunluluğu kabul edilse bile, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların itiraz kanun yoluna tabi olup, itiraz üzerine kesin olarak karar verildiği, tutukluluğa ilişkin temyiz incelemesi yapılamayacağı müdafii olmadan yapılan yargılamanın savunma hakkı ve delillere erişimde ne gibi güçlüklere neden olduğunun somut olarak ortaya konmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluğun 1 nolu bozma nedenine katılmıyorum.Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;

Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;

Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-5271 sayılı CMK`nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında;

görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle (AİHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafii görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2-Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağının kabul edildiği dikkate alınarak,

somut dosyada sanığın bylock kullanıcısı olup olmadığının suç vasfının tayini açısından belirleyici nitelikte olması karşısında istinaf aşamasında dosya içerisine geldiği anlaşılan ve sanığın bylock kullanıcısı olduğunu bildiren ayrıntılı bylock tespit ve değerlendirme tutanağının CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşma açılarak sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 1 nolu bozma sebebi yönünden üye …`ın karşı oyu ve oyçokluğuyla, 2 nolu bozma sebebi yönünden ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, atılı suç için kanun maddelerinde ön görülen ceza miktarı gözetilerek tutukluluk halinin devamına, 20.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY:

Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan TCK`nın 314/2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sayın çoğunluğun 1 nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Sanık hakkında mahkumiyet hükmü Anayasanın 36/1, AİHS 6/1-3-c, CMK101/3 maddesi ve Dairemizin 14.11.2017 tarih 2017/1824-2017/5384 sayılı kararına vurgu yapılarak 5271 sayılı CMK`nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibarıyla çekişmeli yargılamanın gereği olan silahların eşitliği ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafi görevlendirmeden yargılamaya devamla karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesi ile bozulmuştur.

Öncelikle sanık, müdafii olmadan yargılama yapılarak hüküm kurulmasını temyiz nedeni olarak ileri sürmemiştir. Temyiz konusu yapılmayan bu hususun temyizen incelenip incelenemeyeceği dolayısı ile bozma konusu yapılıp yapılamayacağı CMK`nın 288. maddesi kapsamında ön sorun olarak çözülmesi gereklidir.

Zira temyize konu hüküm istinaf kanun yolundan geçerek temyiz edilmiş hükümlerden olup CMK’nın 288. maddesi Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.` Amir hükmüne göre usul hukukunu ilgilendiren bir sorun karşımıza çıkmaktadır .

CMK’nın 288. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde gösterilen bir temyiz nedeni ile hükmün bozulması halinde 302/3 kapsamında diğer hukuka aykırılık hallerinin ilamda gösterilebileceği nazara alındığında, temyiz dilekçesinde gösterilmeyen bir hususta CMK`nın 289. maddesinde yazılı hususlar dışında bir incelemesi yapılmadan diğer temyiz nedenlerinin incelenmesi sırasında saptanan hukuka aykırılıkların ilamda gösterilebileceği kabul etmek gerekecektir.

Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesi sonrasında temyiz incelemesinin kapsam ve koşulları hususunda yerleşik uygulama ve içtihatları bulunmayan Yargıtay içtihatlarının oluşumuna ışık tutabilecek Alman Yargıtay`ının yerleşik içtihatlarından faydalanılması imkan dahilindedir.

Kısaca ve özetle; temyiz nedeni, temyiz dilekçesinde ne kadar somut yazılması gerekir ki CMK`nın 288. maddesi kapsamında temyiz nedeni var kabul edilerek temyizen incelenebilsin? Bu sorunun cevabını Alman Yargıtayı uygulamalarında bulmak mümkündür.

Anılan mahkeme içtihatlarına göre temyiz nedenlerinin usul hukuku yönünden son derece somut olarak gösterilmesi beklenirken, maddi hukuka ilişkin temyiz nedenlerinin soyut ve genel ibarelerle gösterilmesinin yeterli kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda sanığın müdafii bulunmadan hakkında hüküm kurulmasına yönelik bir temyiz nedeni yoktur. Temyiz nedeni bulunmadığı için hüküm bu yönü itibariyle temyizen incelenemez. Bu nedenle de sayın çoğunluğun bozma kararı yerinde değildir.

Velev ki, temyizen incelenebileceğini kabul etsek bile;

Sayın çoğunluk bozma nedenine CMK’nın soruşturmaya ilişkin 101/3, Anayasa 36/1, AİHS 6. maddelerini esas alınmıştır.

Öncelikle sanığa isnat edilen suçun kovuşturma aşamasında müdafii bulundurma zorunluluğunu düzenleyen CMK’nın 150/3 maddesi kapsamında olup olmadığı; tutuklamaya sevkte müdafii bulundurma zorunluluğuna temas eden CMK`nın 101/3 maddesinin, Anayasa 36 ve AİHS 6. maddeleri kapsamında değerlendirmesinin yapılması ve bu hususların hangi kanun yolu ile denetleneceğinin tartışılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

CMK’ya göre ceza soruşturma ve kovuşturmasında kural olarak her sanık müdafii yardımından yararlanabilir, istemi halinde kendisine Barodan müdafii atanması zorunludur. CMK’nın 147. maddesine göre savunması öncesinde sanığa bu hakkı hatırlatılmış, sanık müdafii istemeden savunmasını yapacağını beyan etmiştir. Bu hak hatırlatılmadan savunmasının alınması bizatihi bozma nedenidir. Somut olayda bu durum söz konusu değildir.

Yine mevzuatımızda duruşmada müdafii bulundurulmasını emredici düzenleme olarak CMK’nın 150/3 maddesi müdafii bulundurulmasını sanığın iradesine bırakmayan bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. CMK`nın 150/3 maddesi alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda istem aranmaksızın müdafii görevlendirileceğini hüküm altına almıştır.

Sanığa atılı suç, TCK’nın 314/2 maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçudur. Beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. 5560 sayılı Kanunun 21. maddesi ile CMK`nın 150. maddesinde yapılan değişiklikten sonra silahlı örgüt üyesi olmak suçundan yapılan yargılamada sanık istemi dışında müdafii bulunmasının zorunlu olmadığı gerek Yargıtay 9. Ceza Dairesi gerekse Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından kabul edilmiştir.

Hemen ifade etmek gerekir ki silahlı terör örgütü üyeliği suçunun zorunlu müdafilik kapsamında suçlardan olduğu yönünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine konu Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 gün ve 2016/17-939-2016/465 sayılı kararı ile silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun CMK`nın 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii bulundurmayı gerektiren suçlardan olmadığına karar verilmiştir.

Suça sürüklenen çocuklar dışında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle sanıklar hakkında 3723 sayılı Kanunun 5. maddesi ile her halde ½ oranında artırım yapılmasına rağmen, bu suça ilişkin Yargıtay içtihatları bu yönde şekillenmiş olup uygulama aynen devam etmektedir.

Zaten sayın çoğunluğun bozma nedeni CMK`nın 150/3 maddesine dayanmamaktadır.

Mevzuatımızda müdafii tayininin sanık yada şüphelinin iradesine bırakılmayıp zorunlu görüldüğü haller CMK’nın 150/2 maddesinde şüpheli veya sanığın çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır dilsiz olması; CMK’nın 74/2 maddesinde resmi kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınma kararı; CMK’nın 101/3 maddesinde tutuklama talebiyle mahkemeye sevk; CMK’nın 204/1 davranışları nedeniyle hazır bulundurulmasının duruşmanın düzenli yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması ve CMK`nın 247/4 maddesinde yazılı kaçak sanık hakkında duruşma yapılmasında isteme bakılmaksızın müdafii görevlendirilme zorunluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda CMK`nın 150/2, 74/2, 204/1, 247/4 maddeleri söz konusu değildir.

O halde sayın çoğunluğun bozmaya esas aldığı anlaşılan CMK`nın 101/3 maddesinin irdelenmesi gerekecektir.

CMK’nın 101. maddesinin başlığı Tutuklama Kararı’dır. Tutuklamanın safahatını düzenler. Müdafii zorunluluğunu düzenleyen CMK’nın 101/3. maddesi tutuklama istenildiğinde şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafii yardımından yararlanır` hükmünü amirdir. Yani gerek soruşturmada gerekse kovuşturmada tutuklama kararı istenildiğinde mutlaka şüpheli veya sanığa müdafii tayin zorunluluğuna işaret etmektedir. İsteme bakılmaz. Somut olayda sanığın ilk tutuklanması aşamasında kendisine müdafi atanmıştır.

Madde de tutukluluğun devamı kararlarına ilişkin düzenleme getirildiği halde tutukluluğun devamı kararlarında müdafii zorunluluğuna işaret edilmemiştir. Bu konu doktirinde de tartışılmaktadır. Ancak ağırlıklı görüş tutukluluğun devamı kararlarında müdafii bulunmasının ihtiyari olduğu yönündedir. Nitekim Belki tutukluluğu devam eden sanığın yanında veya katılmasa bile avukatın bulunması gerektiği ileri sürülebilir ki bizce bu görüşte en azından CMK m. 101 açısından isabet bulunmamaktadır. Tutuklama tedbirinde avukat bulundurma zorunluluğu, ilk aşama, yani ilk tutuklama tedbirinin değerlendirilmesi için öngörülmüştür. (Prof. Dr Ersan Şen Zorunlu Müdafilik ve Yargılama Sürati)` denilmiştir.

İlk tutuklama kararında olduğu gibi tutukluluğun devamı kararlarında müdafii zorunluluğu kişi hürriyetine ilişkin olması nedeniyle farazi olarak kabul edilse bile, ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları hangi kanun yolu ile denetlenecektir. Bunun temyiz aşamasında denetimi mümkün müdür? İrdelenmesi gereken asıl husus bu olmakla birlikte tutuklu yargılamada sanığın kendi iradesi ile müdafii bulunmadan yapılan yargılamanın AİHS 6. maddesi kapsamında adil ve dürüst yargılama hakkının ihlali sayılabilir mi sorusunun da cevaplanması gerekecektir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi adil yargılama hakkı başlıklı olup yargılamaların tabi hakim ilkesine göre kanunla kurulmuş bağımsız, tarafsız mahkemelerde, makul sürede ve açık olarak yapılması, masumiyet ilkesi, savunma hakkının kısıtlanmaması ve tercüman yardımını düzenlemektedir. Somut olayda sanık kendi iradesi ile müdafii istemediğini beyan etmiş ve kovuşturmada sanık istemediği için müdafii olmadan görülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere CMK’nın 150/3 maddesine göre müdafii bulundurma zorunluluğu da yoktur. Bunun doğrudan AİHS 6. maddesine aykırılık teşkil ettiği iddia edilemez. Sözleşme ile garanti altına alınan hakkın kullanılmasından vazgeçilmesi bunun açıkça söylenmesi ile mümkün olabilir. (Zana/Türkiye)` Sanık ilk derece mahkemesinde hakları hatırlatıldığında müdafii istemediğini beyan etmiştir. İsteme bağlı müdafiiliğin söz konusu olduğu bir suçtan yapılan yargılamada sanığın müdafii istenmemesi nedeniyle yargılamanın müdafii atanmadan yapılması gerek Dairemiz gerekse Yargıtay içtihatlarında Anayasanın 36/1 ve AİHS 6. maddelerine aykırılık teşkil ettiği hususunda somut bir karara rastlanmamıştır. Yani isteme bağlı müdafiiliğin uygulandığı durumlarda talep edilmemesi nedeniyle müdafii atanmadan yargılama yapılması gerek Anayasa 36/1 ve gerekse AİHS 6. maddesinin ihlali niteliğinde değildir.

Öte yandan CMK`nın 101/3 maddesinde yazılı ilk tutuklamada müdafii bulundurulması gerektiğine kuşku yoktur. Somut olayda ilk tutuklamada sanığa müdafii atanmıştır. Ancak biz sanığın ilk tutuklamada müdafii olmadan tutuklandığını tutukluluğunun devamı kararlarının da yargılamanın müdafii istenmemesi nedeniyle müdafii olmadan verildiğini düşünelim. Bu halde hangi kanun yolu ile tutuklama ve tutukluluğun devamı kararının denetleneceğini belirlememiz ve kanun yoluna ilişkin normu uygulama zorunluluğumuz ortaya çıkacaktır.

Hiç kuşku yok ki ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları CMK`nın 101/5. maddesine göre itiraz kanun yoluna tabidir. Gerek tutuklama gerekse tutukluluğun devamı kararı itiraz kanun yolu ile denetlenecek ve itiraz üzerine kesin olarak karar verilecektir. İtiraz kanun yoluna tabi olup kesin olarak verilen bir karar temyiz kanun yolu incelenmesi mümkün değildir. Ancak itiraz üzerine kesin olarak verilen karar kanun yararına temyize konu olabilir. Somut olayda kanun yararına temyiz de söz konusu değildir.

Usul hukukuna ilişkin uygulama, yargılamada esasa etki etmişse bunun somut olarak tespiti halinde temyizen incelenip bozma konusu yapılabileceğini ifade etmemiz gerekirse de, somut olayda kendi istemi ile müdafi olmadan yapılan yargılamanın savunmasını ne suretle etkileyip delillere ulaşmada somut olarak hangi güçlüklerle karşılaştığı hangi delillere ulaşamadığının gerek sanık tarafından ortaya konması gerektiği gibi temyiz incelemesinde bu hususların somut olarak tespit edilmesi gerekir ki böyle bir değerlendirme de mevcut değildir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle olayda AİHS 6. maddesi ve Anayasanın 36/1. maddesine ilişkin bir ihlal olmadığı gibi, zorunlu müdafiliğin gerekmediği, kovuşturmada sanığın kendi talebi ile müdafii istemediği, sanığın ilk tutuklanma kararında müdafiinin bulunduğu, CMK`nın 101/3 maddesinin ilk tutuklamaya ilişkin olduğu, velev ki tutukluluğun devamı kararlarında da sanık lehine genişletici yorumla müdafii bulunması zorunluluğu kabul edilse bile, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların itiraz kanun yoluna tabi olup, itiraz üzerine kesin olarak karar verildiği, tutukluluğa ilişkin temyiz incelemesi yapılamayacağı müdafii olmadan yapılan yargılamanın savunma hakkı ve delillere erişimde ne gibi güçlüklere neden olduğunun somut olarak ortaya konmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluğun 1 nolu bozma nedenine katılmıyorum.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/686 Karar : 2018/66 Tarih : 17.01.2018

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Sanık … hakkında mağdur …`a yönelik kasten yaralama suçundan açılan davanın şikayetten vazgeçme nedeniyle TCK.nun 73/4 ve CMK.nun 223/8. maddeleri gereğince düşürülmesine dair hükmün taraflarca temyiz edilmediği anlaşıldığından, sanık … … hakkında mala zarar verme ve kasten yaralama suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar ise, 5271 sayılı CMK’nun 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğundan inceleme dışı bırakılmıştır.

Sanık … hakkında maktul …‘ı kasten öldürme, sanıklar … ve … hakkında bu suça yardım etme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanıklar … ve … hakkında maktul …‘ı kasten öldürme suçundan kurulan beraate ilişkin hükümlere yönelik olarak; anılan suçlardan doğrudan doğruya zarar görmeyen mağdur …`ın sanıklar hakkında verilen hükümleri temyize hak ve yetkisi bulunmadığından, vekilinin bu mağdur adına yaptığı temyiz isteminin,

Kendi adına asaleten ve oğlu olan katılan … adına velayeten hükmü temyiz eden …‘ın, sanık … hakkında maktul …‘a karşı kasten öldürme suçundan doğrudan zarar gören sıfatı olmadığı, bu nedenle hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmadığından, anılan suçtan kurulan hükme yönelik temyiz talebinin,

Sanıklar …, …, …, … ve … müdafiinin 14/07/2015 tarihli süre tutum dilekçesi ile sadece sanıklar …, …,… ve … hakkındaki hükümleri temyiz etmiş olup, yasal temyiz süresinden sonra vermiş olduğu 24/08/2015 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde bildirdiği sanık … hakkındaki hükümlere yönelik temyiz isteminin,

Sanık … hakkında katılan …‘a yönelik mala zarar verme, sanık … hakkında katılanlar … ve …‘ı kasten yaralama, sanık … hakkında katılan …‘a yönelik mala zarar verme ve katılan …‘ı kasten yaralama, sanık … hakkında katılan …`a yönelik mala zarar verme suçlarından ayrı ayrı doğrudan verilen adli para cezaları, miktarları itibarıyla kesin nitelikte olup, temyiz kabiliyetleri bulunmadığından, anılan sanıklar müdafiinin bu hükümlere yönelen temyiz istemlerinin,

CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.

1- Sanıklar …, …, … ile Mahfaz Sarıtaş’a, iddianame okunmadan ve CMK.nun 147. maddesindeki hakları bildirilmeden sorguları yapılarak, savunma haklarının kısıtlanması suretiyle aynı Yasanın 191. maddesine aykırı davranılması,

2- Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 20/10/2009 gün ve 2009/1-85/242 sayılı Kararında açıklandığı üzere; aynı öldürme eyleminin failleri olarak yargılanan sanıklardan birisinin savunulmasının diğer sanık yönünden savunmada zaafiyet yarattığı durumlarda sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerektiği; somut olayda kardeş olan sanıklar… ile … arasında menfaat çatışması bulunduğu anlaşıldığından, esas hakkındaki son savunmalarının ayrı ayrı müdafiler yerine aynı müdafii tarafından yapılması suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 38/1. ve 5271 sayılı CMK`nun 152. maddelerine muhalefet edilmesi,

3- Sanık …‘a yüklenen kasten yaralama suçundan doğrudan zarar gören müşteki … ve ona velayeten annesi …`ın katılma talebi ile ilgili mahkemece olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

4- Olaydan hemen sonra kollukça ifadesi alınan ve görgüye dayalı bilgisi olduğu anlaşılan tanık …‘ın, soyadı…olan sanıklarla akrabalığı bulunduğuna dair bir bilginin dosyaya yansımadığı, dolayısıyla … soyadlı sanıklar bakımından tanıklıktan çekinme hakkına sahip olmadığı, bu nedenle tanığın Mahkemece dinlenerek beyanının tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden, 19.02.2015 tarihli oturumda tanıklık yapmak istemediğini belirten …`ın usule aykırı olarak tanıklıktan çekinmesine karar verilmesi suretiyle beyanı alınmadan eksik soruşturma sonucu hüküm kurulması,

Usul ve yasaya aykırı olup, sanık … müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları ile, Cumhuriyet savcısının, sanık … ve müdafiinin, sanık … ve müdafiinin, suçtan zarar gören …‘ın, sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan; kısmen re`sen temyize tabi olan hükümlerin, ve aralarındaki irtibat nedeni ile sanıklar … ve … hakkındaki hükümlerin de sair yönleri incelenmeksizin, bu sebeplerden dolayı tebliğnamedeki düşünceye kısmen uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedenlerine ve tutuklulukta geçen süreye göre sanık … ve müdafiinin tahliye taleplerinin reddine, 17.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/14682 Karar : 2017/26068 Tarih : 28.11.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

1-CMK’nın 147 ve 191. maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak sorgusu yapılıp sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken sorgusu yapılmadan mahkûmiyet kararı verilmesi,

2-Kabule göre de;

a-İddianamede sanığın, mağduru “ … evlenirsen seni öldürürüm ” şeklindeki sözlerle tehdit ettiği belirtilip, sanığın da soruşturma aşamasındaki beyanında mağdura o anki sinirle “seni öldürürürüm” demiş olabileceğini söylemesi karşısında, bu sözlerin kanıtlanması halinde eylemin takibi şikayete bağlı olmayan TCK’nın 106/1-1. maddesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeden, şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesi,

b-Suçun TCK’nın 106/1-1. maddesi kapsamında kaldığının kabulü halinde ise; 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1 maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması

Bozmayı gerektirmiş, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/29009 Karar : 2017/9960 Tarih : 18.09.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1)Sanık hakkında abonesiz elektrik kullandığına dair kaçak tespit tutanağının düzenlenmesi karşısında; sanığın meskeninde kullanılan elektrik sayacının tüketimi eksik gösterip göstermediği veya sayaca tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde müdahale edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi için; sanığın suça konu yerde ne kadar süredir oturduğunun ve kaçak ya da usulsüz kullanımın ne zaman başladığının kesin olarak saptanması, tespit tutanağında belirtilen tüketim değerlerine göre yine tespit tutanağında belirtilen sayaç endeksinin uyumlu olup olmadığı ve usulsüz kullanım bedeli konusunda teknik bilirkişiden rapor alınmadan eksik kovuşturma ve araştırma ile uygulama yapılması,

2)Alınacak bilirkişi raporu sonucunda, 02.07.2012 tarihinde kabul edilerek, 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un Geçici 2. maddesinin l. fıkrası uyarınca aynı maddenin 2. fıkrası gereğince, şikayetçi kurumun zararını tazmin etmesi halinde sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilerek, sanığın kurumun zararını giderip gidermediği sorularak, gidermediğinin tespiti halinde, “bilirkişi tarafından tespit edilecek normal tarifeye göre vergiler dahil, cezasız kaçak kullanım bedeline ilişkin zararı gidermesi halinde 6352 sayılı Yasa’nın geçici 2/2. maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine” dair bildirimde bulunularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

3)Derhal beraat kararı verilmesi gereken bir durum bulunmadığı halde, 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek aynı Kanun’un 191. ve 147. maddeleri gereğince sanığın savunması alınmadan, delil takdiri yapılarak, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, Üst Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz nedeni bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 18.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/494 Karar : 2017/4278 Tarih : 11.07.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma: Tüm sanıklar hakkında

Hüküm : Mahkûmiyet : Tüm sanıklar hakkında

b)Sanıklar…,….,….,…., ve … müdafileri

b) Onama: Sanıklar …., …, …, …, …, .., …, … hakkında

c) Bozma: Sanıklar … ve … hakkında

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

1 - Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin incelenmesi:

15/02/2013 tarihinde sanık müdafiinin yüzüne karşı tefhim edilen hükmün, süresinden sonra 30/03/2013 tarihinde temyiz edildiği ve sanık müdafii tarafından ileri sürülen eski hale getirme isteğinin yerinde olmadığı, hükmün 1412 sayılı CMUK’nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra temyiz edildiği anlaşıldığından sanık müdafiinin temyiz isteğinin, CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,

2 - Sanıklar …,…,…,…,… hakkında kurulan hükümlerin incelenmesi:

TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 sayılı kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Sanık …‘ın adli sicil kaydında da yer alan sabıkası nedeniyle hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmaması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipi ile eleştiriler dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık … ve müdafii ile sanıklar …, … ve … müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,

3 - Sanık … hakkında kurulan hükmün incelenmesi:

Hükümden sonra UYAP sistemi üzerinden MERNİS’ten alınarak dosyaya eklenen nüfus kayıt örneğinde; sanığın 21/08/2013 tarihinde öldüğünün belirtilmesi karşısında, sanığın ölüp ölmediğinin Mahkemece araştırılarak, ölmüş olduğunun tespiti halinde hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,

4 - Sanık … hakkında kurulan hükmün incelenmesi:

Sanığın görevsizlik kararı üzerine Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savunmasının tespit edildiği celsede, iddianame okunmadan ve CMK 147. maddedeki yasal hakları hatırlatılmadan, okunmuş ve hatırlatılmış ise de denetime olanak sağlayacak biçimde tutanağa geçirilmeden sorgusu yapılarak 5271 sayılı CMK’nın 147. ve 191/3 - b maddelerine aykırı davranılmak suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,

5 - Sanıklar … ve … hakkında kurulan hükümlerin incelenmesi:

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığından yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanıkların uyuşturucu maddeleri aldıklarını iddia ettikleri …. …. ve yeğeni … hakkındaki 27.12.2007 tarih, 2007/148 soruşturma nosu ile tefrik edilen soruşturma sonucunun akıbetinin araştırılması, dava açılmış ise dava derdest ise aralarındaki bağlantı nedeniyle her iki davanın birleştirilmesi, hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise dava dosyasının aslı ya da temyiz denetimine olanak verecek şekilde onaylı örnekleri getirtilerek bu dosya içine konması; tüm deliller birlikte değerlendirilip, tartışıldıktan sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,

6 - Sanıklar …. ve … hakkında kurulan hükümlerin incelenmesi:

Sanıklarda herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemediği, 25.11.2007 tarihlerinde ele geçen uyuşturucu maddeler ile bağlantılarının olduğunun saptanamadığı, içeriği değişik anlamlara gelebilecek telefon konuşmaları dışında sanıkların atılı suçu işlediğine veya mahkum olan diğer sanıkların suçlarına iştirak ettiğine ilişkin; kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gibi, telefon konuşmalarında geçen ve uyuşturucu madde ticaretine konu olduğu iddia edilen maddelerin ele geçirilmemiş olması nedeniyle uyuşturucu ya da uyarıcı madde olarak kabul edilemeyecekleri anlaşıldığından; sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanıklar … ve …. ile müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA,

11.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/5243 Karar : 2017/7457 Tarih : 12.06.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1)Derhal beraat kararı verilmesi gereken bir durum bulunmadığı halde, 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek aynı Kanun’un 191 ve 147. maddeleri gereğince sanığın savunması alınmadan, delil takdiri yapılarak, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2)Sanık hakkında kaçak elektrik kullandığına dair kaçak tespit tutanağının düzenlenmesi karşısında; sanığın suça konu yerde kullanılan elektrik sayacının tüketimi eksik gösterip göstermediği veya sayaca tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde müdahale edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi için; sanığın suça konu yerde ne kadar süredir bulunduğunun ve kaçak ya da usulsüz kullanımın ne zaman başladığının kesin olarak saptanması ve sanık suça konu yerde halen bulunmakta ise keşif yapılıp kullanılabilecek elektrik miktarı belirlenmek suretiyle; bulunmuyor ise tespit tutanağında belirtilen tüketim değerlerine göre yine tespit tutanağında belirtilen sayaç endeksinin uyumlu olup olmadığı ve usulsüz kullanım bedeli konusunda teknik bilirkişiden rapor alınmadan eksik inceleme ve araştırma ile uygulama yapılması,

3)Alınan bilirkişi raporu sonucunda, sanığın karşılıksız yararlanma kastıyla hareket ettiğinin tespiti halinde, katılan kurumun normal tarifeye göre vergili ve cezasız gerçek zararının ne olduğunun bilirkişiye hesaplattırılarak, sanık hakkında kamu davası açılmadan önce katılan kurum tarafından talep edilen zararı soruşturma aşamasında tazmin eden sanık hakkında kamu davası açılamayacağından, CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle sanık hakkındaki kamu davasının düşürülmesi, zarar karşılanmıyor ise sanığa kaçak elektrik kullanım bedelini hükümden önce ödemesi halinde TCK’nın 168/5. maddesi uyarınca etkin pişmanlıktan yararlanabileceği hususu hatırlatılıp, talep etmesi halinde zararı gidermesi için kendisine makul bir süre verilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, katılan … vekilinin temyiz nedeni bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 12.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/34520 Karar : 2017/5475 Tarih : 8.06.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Mahkemeye gelmemiş olan sanık hakkında duruşma yapılmayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak öngörülen ve ancak derhal beraat kararı verilebilecek hallerle sınırlı olarak uygulama yeri bulunan 5271 sayılı CMK’nın 193. maddesinin söz konusu olayda uygulamasının mümkün bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve özel dairelerin uyum gösteren kararlarının da bu yönde olduğu gözetilmeden, CMK’nın 147 ve devamı maddeleri uyarınca sanığın savunması alınıp, sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, savunma alınmadan mevcut kanıtlar tartışılarak, delil takdirine girilmek suretiyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak sair yönleri incelenmeyen HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/38301 Karar : 2017/6581 Tarih : 6.06.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

I- Konut dokunulmazlığını bozma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Suça sürüklenen çocuk hakkında konut dokunulmazlığını bozma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, 5271 sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğu, bu kararın temyizi mümkün olmadığından, 5271 sayılı CMK’nın 264. maddesine göre de, kanun yolunun ve merciinin belirlenmesinde yanılma, başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağından, suça sürüklenen çocuk müdafiinin dilekçesi itiraz niteliğinde kabul edilerek itirazın merciince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,

II- Hırsızlık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2008/1-90, 2008/100 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, CMK’nın 7. maddesinde yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemlerin hükümsüz olduğu belirtilmiş olmakla, Çocuk Mahkemesince görevsizlik kararı benimsenerek yargılanmaya başlanmış ve devam edilmiş olduğuna göre suça sürüklenen çocuğun yeniden CMK’nın 147 ve 191 maddeleri uyarınca sorgusunun yapılması zorunlu olup, sanığın CMK’nın 191 ve 147. maddelerindeki hakları, denetime elverişli olacak şekilde duruşma tutanağına geçirilip usulüne uygun sorgusu yapılarak karar verilmesi gerekirken sanığın yeniden sorgusu yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 06.06.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/458 Karar : 2017/3825 Tarih : 27.04.2017 ,

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Hüküm: TCK’nın 299/1, 32/2, 62/1, 53/1, 57. maddeleri gereğince mahkumiyet, güvenlik tedbiri uygulanması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yokluğunda karar verilen sanığın, zorunlu müdafii atandığından haberi olmadığı ve gerekçeli kararın kendisine tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde vekaletnameli müdafii ile hükmü temyiz ettiği ve temyizin süresinde olduğu anlaşılmakla yapılan incelemede;

1-5237 sayılı TCK’nın 32/2. maddesi kapsamında olduğu ve işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olduğu üniversite hastanesinden alınan raporla tespit edilen sanık hakkında mahkemece, CMK’nın 191 ve 147. maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak atanmış müdafii huzurunda sorgusu yapılmadan sadece müdafii tayiniyle yetinilerek yargılamaya devamla hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2-Sanığın zorunlu müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmiş olması karşısında hakkında TCK’nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 27.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/15102 Karar: 2017/7843 Tarih: 24.10.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

KARAR : 2863 Sayılı Kanun’un 74/2. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun oluşabilmesi için, anılan Kanunun 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında, araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen yüzeysel araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerektiği, buna karşılık, eylemin yüzeysel araştırma boyutunu aşarak kazı boyutuna ulaşması halinde, 2863 Sayılı Kanun’un 74/1. maddesinde düzenlenen “kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz kazı yapma” suçunun oluştuğundan söz edileceği, kazı yapılan yer sit alanı veya anılan Kanuna göre korunması gerekli başka bir yer ise, 2863 Sayılı Kanun’un 74/1-1. cümlesinin, belirtilen niteliği haiz bir yer değilse, ayrıca aynı Kanunun 74/1-2. cümlesinin uygulama alanı bulacağı, dolayısıyla, gerek “izinsiz define araştırma” gerekse “kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz kazı yapma” suçları bakımından olay yerinde keşif icra edilerek, suçun unsurlarının ve bu kapsamda olay yerinin sit alanı veya 2863 Sayılı Kanuna göre korunması gerekli başka bir yer olup olmadığının tespitinde zorunluluk bulunduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.05.2008 tarihli ve 2008/1-90 Esas, 2008/100 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, 5271 Sayılı CMK’nın 7. maddesinde, yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemlerin hükümsüz olduğu belirtilmiş olmakla, Sulh Ceza Mahkemeleri ile ilgili olarak 5235 Sayılı Kanun’da 18.06.2014 tarihli ve 6545 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik gereği yargılamaya devam eden İstanbul Anadolu 63. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın yeniden 5271 Sayılı CMK’nın 147, 191. maddeleri uyarınca sorgusunun yapılması zorunlu olup, sanığın, anılan Kanunun 191 ve 147. maddelerindeki hakları denetime elverişli olacak şekilde duruşma tutanağına geçirilip usulüne uygun sorgusu yapılarak karar verilmesi gerekirken, sanığın yeniden sorgusu yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükmün, 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/ son maddesi gereğince ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 24.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/16596 Karar: 2017/8724 Tarih: 14.06.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- ) Kovuşturma aşamasında sanığın savunmasının tespiti amacıyla yazılan talimatın bila ikmal döndüğü, sanık hakkında soruşturma aşamasında çıkartılan yakalama emrinin infazı üzerine, Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesi ile yetinilerek sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmakla; sanığa iddianame okunup hakları hatırlatılarak mahkeme huzurunda savunmasının alınması gerektiği gözetilmeden, sanığın savunması alınmadan hüküm kurulması suretiyle 5271 Sayılı CMK’nin 147., 191. maddelerine aykırı davranılması,

2- ) Sanığın eylemi neticesinde mağdurun vücudunun çeşitli yerlerinde birden fazla bıçak darbesi sebebiyle yaralanma meydana gelmiş olmasına rağmen, hükme esas alınan … Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda, mağdurdaki yaralanmalarının kaç adedinin hayati tehlikeye neden olduğunun belirtilmediği anlaşılmakla, mağdurun geçici ve kesin raporları ile tüm tedavi evrakları Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulu’na gönderilerek, mağdurdaki her bir yaranın niteliği ve yaraların ayrı ayrı hayati tehlikeye neden olup olmadığı hususlarında ayrıntılı rapor alınarak, sonucuna göre suç vasfının belirlenmesi için görevsizlik kararı verilebileceği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz rapora dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- ) Sanığın 17.09.2014 tarihli dilekçesi ile dinlenilmesini talep ettiği tanık M.Ö., dinlenilmeden hüküm kurulması suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,

4- ) Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 Sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi sebebiyle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Kabule göre de;

5- ) Sanığa isnat edilen 5237 Sayılı TCK’nin 86/1,, 86/3-e,, 87/1-d-son maddelerinde öngörülen cezanın alt sınırının 5 yıl hapis cezası olması nedeniyle, savunmasının yargılamayı yapan mahkemece bizzat alınması gerektiği gözetilmeyerek 5271 Sayılı CMK’nin 196/2. maddesine muhalefet edilmesi,

6- ) Suçun silahtan sayılan bıçakla işlenmesi sebebiyle artırım yapılırken, uygulama maddesinin 86/3-e maddesi yerine 87/3-e maddesi şeklinde hatalı gösterilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerle 6723 Sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesiyle yürürlükte bulunan 1412 Sayılı 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ceza miktarı açısından 326/ son maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına, 14.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/2534 Karar: 2017/712 Tarih: 25.01.2017

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

KARAR : Sanık … hakkındaki hükme dair kararın usulsüz tebligat nedeniyle, Dairemizce 11.01.2016 tarihinde usulüne uygun tebligat yapılması ve temyiz edildiğinde incelenmesi için iade edildiği ancak kararın iade sonrasında da usule uygun tebliğ edilmediği anlaşılmakla; suç ve karar tarihleri gözönüne alınarak dosyanın sürüncemede kalmaması amacıyla sanık … hakkındaki hüküm incelenmemiştir.

1- )Sanık … hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipinin doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, aşağıda belirtilenler dışında sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- ) Sanık hakkında Yeni Türk Lirası olarak hükmolunan adli para cezası ve yargılama giderlerinin,5083 Sayılı Kanun’un 1. maddesiyle hükümden sonra 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 Sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası ( TL ) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

2- ) 5237 Sayılı nın 5., 53. maddeleri ile 5252 Sayılı Türk Ceza Kanunu’ nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesi hükmü uyarınca sanık hakkında 2918 Sayılı Kanun’un 119. maddesinin uygulanmasına olanak bulunmaması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan, hükmün CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak bu aykırılıkların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;

1- ) YTL olarak hükmolunan adli para cezası ve yargılama giderlerinin TL’ye dönüştürülmesi,

2- ) Hüküm fıkrasından “ ve sanık … adına … Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü’nden verilme 15.02.2005 tarih ve … sayılı B sınıfı sürücü belgesinin 2918 Sayılı Kanun’un 119. maddesi uyarınca süresiz olarak geri alınmasına” ibaresinin çıkarılması suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

2- )Sanık … hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Hükümden sonra UYAP sistemi üzerinden MERNİS’ten alınarak dosyasına konulan nüfus kayıt örneğinde; sanığın 14.04.2015 tarihinde öldüğü belirtildiğinden, sanık …‘in ölüp ölmediğinin mahkemece araştırılarak, ölmüş olduğunun tespiti halinde hakkındaki kamu davasının 5237 Sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazı bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,

3- )Sanık … hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Sanık …‘ın savunması tespit edilirken iddianame okunmadan, 147. maddedeki yasal hakları hatırlatılmadan, okunmuş ve hatırlatılmış ise denetime olanak sağlayacak biçimde tutanağa geçirilmeden savunma hakkının kısıtlanması suretiyle sanığın sorgusu yapılarak 5271 Sayılı CMK’nın 147., 191/3-b maddelerine aykırı davranılması,

SONUÇ : Kanuna aykırı sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, 25.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/284 Karar: 2016/5090 Tarih: 11.10.2016

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

KARAR : 1- ) Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde ;

Sanık müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına dair isteğinin süresinden sonra olması ve hükmedilen cezanın süresi dikkate alınarak, 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 318. ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 299. maddeleri uyarınca reddine karar verilerek, duruşmasız olarak inceleme yapılmıştır.

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, aşağıda belirtilenler dışında yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- )Hükümlerden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi sebebiyle bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

2- ) Suçtan elde edildiği anlaşılan paranın TCK’nın 55/1. madde ve fıkrası uyarınca müsaderesi yerine, TCK’nın 54. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi, tanık …‘ın verdiği uyuşturucu karşılığı olan 10 TL dışında suçtan elde edildiği kesin olarak ispat edilemeyen adli emanetin 2014/9265 sırasında kayıtlı paranın tamamının müsadere edilmiş olması,

3- ) Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nce suç konusu maddeden alınan şahit numunenin de müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanık ve müdafinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde olduğundan, hükümlerin CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak bu durumun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi ve eksikliğin giderilmesi mümkün bulunduğundan;

1- )TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine “Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanıklar hakkında, TCK’nın 53. maddesinin 1, 2. fıkralar 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması,

2- ) Hüküm fıkrasının müsadereye dair 8. fıkrasında “Kabul edilen” ibaresinden sonra gelmek üzere “10 TL nin” aynı fıkrada bulunan”54” ibaresinin çıkarılarak yerine “55/1” ibaresinin yazılması, “Müsadere” ibaresinden sonra gelmek üzere “1075 TL nin sahibine iadesine” ibarelerinin eklenmesi,

3- ) Hüküm fıkrasının müsadereye dair 9. bölümünde yer alan “uyuşturucu maddelerin” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve … Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nce suç konusu maddeden alınan şahit numunenin” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre göz önüne alınarak sanığın salıverilme talebinin reddine,

2- ) Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde ;

CMK’nın 150. maddesiCMK’nın 150. maddesi hükmüne göre sanığa atılı suçla ilgili hapis cezasının alt sınırına göre CMK’nın 150/3, 188/1. maddelerine aykırı olarak müdafii son duruşmada hazır edilmeyerek savunma hakkının kısıtlanması suretiyle hüküm kurulması,

Kanuna aykırı sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA,

3- ) Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde ;

6.Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kamu davası süren sanık hakkında mahkemesince 15.12.2014 tarihinde tensiben tutuklanmak üzere yakalama emri çıkarıldığı, CMK’nın 196/2 maddesi uyarınca istinabe yasağı bulunan suçun yargılaması esnasında sanığın yargılamayı yapan 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkarılarak iddianame ve ekleri okunmak suretiyle sorgusunun yapılması gerektiği halde 04.01.2015 tarihinde 4.Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilerek iddianame ve ekleri okunmaksızın sorgusunun yapıldığı anlaşılmakla,

5271 Sayılı CMK’nın 147., 191., 196/2 maddeleri5271 Sayılı CMK’nın 147., 191. ve 196/2 maddeleri uyarınca mahkemesince sanığa iddianame okunup, sorgusu yapılmadan mahkûmiyetine karar vermek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

SONUÇ : Kanuna aykırı sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, suçun niteliği ile tutuklu kalınan süre, bozma sebebine, tutuklama koşullarında bir değişiklik bulunmamasına göre sanık hakkındaki salıverilme talebinin reddine, 11.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/4854 Karar: 2016/1435 Tarih: 02.05.2016

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Adalet Bakanlığı’nın 07.08.2015 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık A. O. hakkında İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 18.04.2008 tarihinde 2007/1179 esas ve 2008/295 karar sayı ile verilen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 09/09//2015 tarihli yazı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

Gereği Görüşülüp Düşünüldü:

KARAR : A- ) Konuyla İlgili Bilgiler:

17.02.2007 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık A.hakkında, İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 18.04.2008 tarihinde 2007/1179 esas ve 2008/295 karar sayı ile sanığın sorgusu yapılmadan, TCK’nın 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası gereğince denetimli serbetlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği ve kararın yasa yoluna başvurulmadan kesinleştiği anlaşılmıştır.

B- ) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, «5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 193. maddesinde yer alan, “ ( 1 ) Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma vapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir. ( 2 ) Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı biçimde, sanığın savunması alınmadan mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.» denilerek, İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 18.04.2008 tarihli kararının bozulması istenmiştir.

C- ) Konunun Değerlendirilmesi:

1- ) Karardan sonra yürürlüğe giren ve konuyla ilgili olan yasa hükümleri:

28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun’la TCK’nın 191. maddesi yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun’la 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddede, TCK’nın 191. maddesinde tanımlanan suç sebebiyle yürütülmekte olan kovuşturmalarda ne işlem yapılacağı ve karar verileceği belirtilmiştir.

Sanık hakkında bu hükümler çerçevesinde işlem yapılması ve karar verilmesi mümkün görülmüştür.

2- ) Konuyla ilgili, karar tarihinde yürürlükte olan yasa hükümleri:

“Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur. ( 3/1 )

“Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” ( 191/1 )

“Bu suçtan dolayı açılan davada mahkeme, birinci fıkraya göre hüküm vermeden önce uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, denetimli serbestlik tedbirine karar verebilir.” ( 191/2 )

”.. denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verilir. Aksi takdirde, davaya devam olunarak hüküm verilir.” ( 191/5 )

“Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır.” ( 175/2 )

“Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz.” ( 193/1 )

“Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.” ( 193/2 )

“Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.” ( 195 )

Sanığın sorgusunun nasıl yapılacağı CMK’nın 147, 191. maddelerinde düzenlenmiştir.

3- ) Sonuç:

Belirtilen yasal düzenlemelere göre; TCK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası uyarınca, “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” suçundan sanık hakkında, aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen cezaya hükmolunmadan önce “tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” karar verilebilmesi için, sanığın suçunun sabit olması, bunun için de öncelikle CMK’nın 147, 191. maddelerine uygun şekilde sanığın sorgusunun yapılması gerekir. “Denetimli serbestlik tedbiri”, cezadan önce ya da ceza ile birlikte uygulandığı için, CMK’nın 193. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrasında belirtilen “mahkûmiyet dışındaki hüküm” kapsamında değildir. Bu nedenle, sorgusu yapılmayan ve suçu işlediği saptanmayan sanık hakkında tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilemez.

Somut olayda, “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçundan sanık A.hakkında, CMK’nın 191. maddesine uygun şekilde sorgusu yapılmadan, TCK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 191. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası gereğince “denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” karar verilmesi ve böylece sanığın savunma hakkının kısıtlanması yasaya aykırı olduğundan, kanun yararına bozma talebi yerindedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 18.04.2008 tarihinde 2007/1179 esas ve 2008/295 karar sayı ile verilen “denetimli serbetlik tedbiri uygulanmasına” dair kararın 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkras 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 02.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 22. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/22550 Karar: 2016/5451 Tarih: 07.04.2016

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin “03.08.2009, 25.08.2009, 04.09.2009” yerine yalnızca “04.09.2009” olarak yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir.

Birleşen Asliye Ceza Mahkemesi’nin dosyasında bulunan 19.11.2009 tarihli iddianamede sanığın 5237 Sayılı TCK’nın 203/1. maddesi gereğince, mühür bozma suçundan da cezalandırılması talep edilmesine rağmen mahkemece bu suç yönünden hüküm kurulmadığı anlaşılmakla; bu suça dair olarak mahallinde her zaman karar verilmesi mümkün görülmüştür.

1- )Fiilin suç oluşturmaması sebebiyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan hüküm kurulamayacağı gözetilmeden, 5271 Sayılı CMK’nın 193. maddesine yanlış anlam verilerek aynı Kanun’un 191 ve 147. maddeleri gereğince sanığın sorgusu yapılmadan delil takdiri yapılarak eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- )Sanık hakkında kuruma kaydı olmayan sayaç ile elektrik kullandığına dair tutanak düzenlenerek kamu davası açıldığının anlaşılması karşısında, sanığın tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde sayaca müdahale edip etmediğinin tespiti açısından; mahallinde bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak kurulu gücün tespit edilmesi, abonesiz dönemde normal kullanıma göre tüketebileceği ortalama elektrik miktarı da bilirkişiye hesaplattırılarak, kayıtsız sayaçtan geçirilen tüketim miktarıyla uyumlu olup olmadığına dair rapor alındıktan sonra sanığın karşılıksız yararlanma kastıyla hareket edip etmediği belirlenmesi, suçun sabit olduğunun tespiti halinde ise; bilirkişi tarafından normal tarifeye göre vergiler ve cezalar hariç olarak hesaplanacak kaçak kullanım bedelini ödemesi durumunda hakkında 6352 Sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceği ihtarında bulunulup, ödemesi için makul bir süre de verilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan … Dağıtım A.Ş. vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 07.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/236 Karar: 2016/2544 Tarih: 21.03.2016

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

KARAR : Suça konu uyuşturucu maddelerin müsaderesi ile suç işlenmesinden elde edildiği iddia olunan paraların müsaderesi ya da iadesi konusunda her zaman karar verilmesi mümkün görülmüştür.

1- ) Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;

24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerini iptal eden Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140-2015/85 Sayılı kararının infaz aşamasında dikkate alınması mümkün görülmüştür.

Yapılan yargılama sonunda aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda tartışılıp, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2- ) Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;

Sanığın savunmasına, olay tutanağının içeriğine ve tüm dosya kapsamına göre, hakkındaki mahkumiyet hükmü onanan diğer sanık … ile eylem ve fikir birliği içinde hareket ettiği anlaşılan sanığın atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçu subuta erdiği halde mahkumiyeti yerine yazılı gerekçelerle beraatine karar verilmesi,

3- ) Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyize gelince;

Eylemin suç oluşturmaması sebebiyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, delillerin takdir ve tayininin gerektiği durumlarda, sanığa iddianame okunup hakları hatırlatılarak savunmasının alınması gerektiği gözetilmeden, sanığın savunması alınmadan hüküm kurulması suretiyle 5271 Sayılı CMK’nın 147, 191. maddelerine aykırı davranılması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sanık … bakımından diğer yönleri incelenmeksizin hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 21.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/16220 Karar: 2015/7804 Tarih: 25.11.2015

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Mahkemeye gelmemiş olan sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak öngörülen ve toplanan delillere göre mahkumiyet dışında bir karar verilmesi halinde uygulama yeri bulunan 5271 sayılı CMK’nın 193. maddesinin söz konusu olayda uygulamasının mümkün bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve özel dairelerin uyum gösteren kararlarının da bu yönde olduğu, CMK’nın 147 ve devamı maddeleri uyarınca sanığın savunması alınıp, sonucuna göre hukuki durumunun tayini gerekirken, savunma alınmadan mevcut kanıtlar tartışılarak, delil takdirine girilmek suretiyle yazılı şekilde beraat karar verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak hükümlerin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25.11.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/25486 Karar: 2015/9044 Tarih: 10.11.2015

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

KARAR : I-Sanık Ö. E. hakkında müştekiler H. Y. ve A. K.’a yönelik hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık Ö. E. ve müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,

II-Sanıklar S. U. ve R. Ö. hakkında müştekiler H. Y. ve A. K.’a yönelik tek bir hırsızlık suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

Dosya kapsamından sanıklar R. Ö. ve S. U.’ın, 27.11.2014 tarihinde tutuklanıp, iddianame ile kamu davası açılmadan evvel 08.12.2014 tarihinde atılı suçtan tahliye edildikleri, yargılama aşamasında, ikametgahlarının bulunduğu mahal mahkemesine talimat yazılarak Ankara 40. Asliye Ceza Mahkemesince savunmalarının tespit edildiği, yargılamayı gören esas mahkemede de 27.05.2015 tarihinde beyanlarının alındığının anlaşılması karşısında, sanıklar R. Ö. ve S. U.’ın, sorgularının asıl mahkemede yapılmadığından bahisle bozma talep eden tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.

Sanıklar R. Ö. ve S. U.’ın, yargılamayı gören Akyurt Asliye Ceza Mahkemesinde 27.05.2015 tarihli oturumda açık kimlikleri saptanarak, 1412 sayılı CMUK’nun 135 ve 5271 sayılı CMK’nın 147. maddelerindeki hakları hatırlatılmadan, hatırlatılmış ise bu husus tutanağa geçirilmeden sorgularının yapılması suretiyle hükümlülüklerine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar R. Ö. ve S. U. müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 10.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/15569 Karar: 2015/20173 Tarih: 09.11.2015

  • CMK 147. Madde

  • İfade ve Sorgunun Tarzı

1- Fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan beraat kararı verilemeyeceği gözetilmeden, 5271 sayılı CMK’nın 193/son maddesine yanlış anlam verilerek anılan Kanun’un 191 ve 147.maddeleri gereğince sanığın sorgusu yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sonuç: 02/07/2012 tarihinde kabul edilerek, 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe geren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 2.maddesinin 1.fakrası uyarınca aynı maddenin 2.fakrası gereğince, sanığın katılan kurumun zararını tazmin etmesi halinde hakkında ceza verilmesine yer olmadığına kara verilmesi gerektiği gözetilerek, katılan kurum zararı normal tarife üzerinden bilirkişiye hesaplattırılarak sanığa ‘‘katılan kurumun zararını gidermesi halinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 2/2.maddesi gereğince hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine ‘‘dair bildirimde bulunularak sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, katılan kurum vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.11.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS