0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Hata

TCK Madde 30

(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4) (Ek fıkra: 29/6/2005 – 5377/4 md.) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.



TCK Madde 30 Gerekçesi

Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir.

Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.

Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır.

Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür.

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir.

“Şahısta hata” aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür. Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır.

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen “hukuka uygunluk nedenlerinde hata” ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki “hukuka uygunluk nedenleri” yerine, “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir.

Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.


TCK 30 (Hata) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/3335 Karar : 2018/361 Tarih : 25.01.2018

  • TCK 30. Madde

  • Hata

Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, tanık beyanları, arama tutanağı, belgeler, savunma ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 E. sy. kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilerek;

FETÖ/PDY terör örgütünün Dinar İlçesi mütevelli heyeti içerisinde yer alarak, örgütsel nitelikte toplantılar yapmak, örgüte kazanç sağlamak için himmet toplamak, örgütü müzahir oldukları için faaliyetlerine son verilip kapatılma kararı verilen derneklerin organizasyonlarına katılıp ekonomik destek sağlamak, örgüt mensuplarınca kutsallık atfedilen (f) serisinden 1 dolar bulundurmak, talimat üzerine BankAsya’ya para yatırmak şeklinde gerçekleşen faaliyetlerin örgütsel nitelikte olduğundan içerdikleri çeşitlilik, yoğunluluk ve süreklilik nedeniyle örgüt üyeliği kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Örgütsel faaliyetlerin örgütün gerçek yüzünün ortaya çıkıp kamuoyunca da bilinmesinden önce başlayarak, 15.07.2016 tarihli darbe girişimi sonrasında da devam ederek yakalanma tarihine kadar sürmesi karşısında, sanığın FETÖ/PDY’nin terör örgütü olduğunu bilmediğine ilişkin savunmasına itibar etmeyen ve TCK’nın 30. maddesinde yer alan hata hükümlerini uygulamayan yerel mahkemenin kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.

Yargılama sürecindeki usulü işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık ve müdafiinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA, ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık ve müdafiinin tahliye talebinin reddine, 25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/5686 Karar : 2017/2564 Tarih : 5.07.2017

  • TCK 30. Madde

  • Hata

Hükümlü … hakkında, 765 sayılı TCK’nun 79, 448, 62, 51/1, 59/2, 31, 33, 40, 36. maddeleri gereğince kurulup, Yargıtay 1. Ceza Dairesince ONANMAK suretiyle kesinleşen hükümden sonra yürürlüğe giren, 5252 sayılı TCK’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi uyarınca yeniden duruşma açılarak kurulan hükümde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümlü müdafiinin haksız tahrikin derecesine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1- Hükümlünün, mağdurlar … ve …‘a yönelik eylemleri nedeniyle, 765 sayılı TCK.nun 79. maddesi uyarınca mağdur… yönünden ayrıca bir hüküm kurulmamışsa da, 5237 sayılı TCK.nun 30. maddesinde hedefte hataya yer verilmediği ve bu mağdura yönelik eyleminde ayrıca olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu nazara alındığında, 5237 sayılı TCK yönünden kasten öldürmeye teşebbüs ve olası kastla yaralama suçlarından ayrı ayrı hükümler kurularak, 765 sayılı TCK’ya göre verilip kesinleşen hükümle karşılaştırılması sureti ile lehe yasanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

2- 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri doğrultusunda hükümlünün hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

3- Kabule göre de; hükümlünün mağdur …‘yı silahla hayati tehlike geçirecek, 120 gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralayarak öldürmeye teşebbüs ettiği anlaşılan olayda; teşebbüs nedeni ile 9 ila 15 yıl arasında ceza öngören 5237 sayılı TCK.nun 35. maddesi ile uygulama yapılırken, meydana gelen tehlike ve zararın ağırlığına göre, alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza tayin edilmesi yerine, 15 yıl hapis cezasına hükmolunarak fazla ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş olup, hükümlü müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, 05/07/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/27479 Karar : 2017/5574 Tarih : 10.05.2017

  • TCK 30. Madde

  • Hata

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1- Hakaret suçundan verilen beraat hükmünün incelenmesinde;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir,

Ancak;

Beraat kararının dayanağını oluşturan uygulama maddesinin CMK’nın 223/2-a maddesi yerine, CMK’nın 223/2-c maddesi olarak gösterilmesi,

Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısı ve katılan … vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde ise de; bu aykırılık, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye aykırı olarak, 5320 sayılı Kanunun 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca, “…sanığın TCK’nın 30/1. maddesinde öngörülen fiili icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlarından olan mağdurdaki hata nedeniyle CMK’nın 223/2-c’’ ibaresi çıkarılarak yerine “…sanığın üzerine atılı hakaret suçunun unsurları itibariyle oluşmadığından CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince” ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

2- Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan verilen beraat hükmünün temyizinde ise;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir;

Ancak;

Sanığın aşamalardaki beyanlarında dava konusu mesajları katılanın annesi olan …’a attığını ifade etmesi karşısında, sanığın 27.08.2012 tarih, saat 23:05’de “sen kimsin onu söyle önce … değil misin” ve saat 23:09’da “İlayda sen misin, bu laflar neden anlamış değilim” şeklindeki atmış olduğu mesajlarıyla, mesaj çektiği kişinin kesin olarak… olduğunu anlamamasına rağmen mesaj atmaya devam ettiği, akabinde sanığın 27.08.2012 tarih, saat 23:21’de “…önce de vardı bu numara bende … sakıncası yok” ve “23:55’de gelecek misin pazar yerine…” şeklinde mesajlar çekmesi karşısında, katılanın kendisinin kullandığını belirttiği hattın … adına kayıtlı olması ve olay günü bu hattan sanığa dokuz adet mesaj atılması da dikkate alındığında, katılanın annesi olan …’ın tanık sıfatıyla dinlenmesi, katılanın kendisinin kullandığını iddia ettiği hattan olay günü sanık ile mesajlaşıp mesajlaşmadığının sorulması ve tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ve hatalı gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısı ve katılan … vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10/05/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/15019 Karar : 2015/6276 Tarih : 9.11.2015

  • TCK 30. Madde

  • Hata

Olay tarihinde sanığın ………… Devlet Hastanesi ek bina karşısında bulunan, hastanenin spor kulübüne ait spor tesisine hırsızlık yapmak amacıyla kapı kilidini zorlayarak ve kapı camını kırmak suretiyle girdiği, ancak çalınacak bir şey bulamaması nedeniyle herhangi bir eşya alamadan çıktığı, bu suretle sanığın kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan eşya hakkında hırsızlığa teşebbüs ve kamu malına zarar verme suçlarını işlediği iddia ve kabul olunan olayda;

1- Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;

Sanığın aşamalardaki savunmasında; olay tarihinde havanın yağışlı olması nedeniyle sığınacak yer bulamaması nedeniyle spor kulübüne girdiğini ifade ettiği ve herhangi bir eşya almadan çıktığı, dosyada mevcut fotoğraflardan anlaşılacağı üzere iş yerinde elektrik sobası, meşrubat gibi çalınacak eşya bulunmasına rağmen bu eşyaları almadan çıktığı, bu itibarla savunmanın aksine hırsızlık kastıyla suça konu yere girdiğine ilişkin delil bulunmadığından yüklenen suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması;

2- Kamu malına zarar verme suçuna ilişkin hükme yönelik incelemeye gelince;

Davaya konu eylemin gerçekleştiği yerin tek katlı, PVC den mamül olduğu, dosyadaki mevcut resimlerden de anlaşılacağı üzere kamu kurumuna olduğuna ilişkin yazı, resim vs. bulunmadığı, bu nedenle mevcut spor tesisinin mahiyeti, tahsis amacı ve bulunduğu yer itibarıyla kamu kurum veya kuruluşuna ait yada kamu hizmetine tahsis edilmiş olup olmadığı anlaşılamadığından sanığın hukuki durumunun TCK`nın 30/2 ve 151/1 maddeleri uyarınca takdir ve tayini yerine değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş,sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nın 321. maddesi uyarınca( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2011/22094 Karar : 2013/10790 Tarih : 31.10.2013

  • TCK 30. Madde

  • Hata

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Kayden 04.11.1994 doğumlu olup suç tarihinde 15 yaşında ancak bu yaşı henüz tamamlamayan mağdurenin rızası ile sanıkla kaçtıkları ve cinsel ilişkiye girdikleri, 26.01.2011 tarihinde resmi nikahla evlenip çocuk sahibi oldukları ve halen de evliliğin devam ettiği olayda, sanığın duruşmada, suç tarihinde mağdurenin kendisine 16 yaşında olduğunu söylediğini beyan etmesi, mağdurenin de bu bu ifadeyi doğrulaması ve kimi Adli Tıp raporlarında genetik beslenme ve hormonal nedenlerle kayıt yaşının kemik yaşından farklı olabileceğinin belirtilmesi karşısında,

TCK.`nın 30. maddesi hükümleri yönünden hata halinin mevcut olup olmadığının tespiti için mağdurenin görünüm itibarıyla 15 yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı, içinde bulundukları sosyal ve kültürel durumları da dikkate alınarak sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı araştırılarak ve mahkemenin dosyadaki tüm verilerle birlikte kendi gözlemini de tespit ederek, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesinden de yararlanılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ Esas : 2010/8176 Karar : 2012/34575 Tarih : 16.10.2012

  • TCK 30. Madde

  • Hata

1 ) Sanık Mehmet hakkında, müşteki Hüseyin`i yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Sanık hakkında tayin olunan cezanın, karar tarihindeki miktar ve türü itibariyle hükmün, 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanunun 3-b maddesi ile değişik 1412 sayılı CMUK`un 305/1. maddesi gereğince temyizi mümkün olmadığından, sanık müdafiinin temyiz isteğinin aynı Kanunun 317. maddesi gereğince REDDİNE,

2 ) Sanık Emre hakkında, müştekiler Hüseyin ve Zekayi`yi yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin istem gibi onanmasına,

3 ) Sanık Mehmet hakkında, müşteki Hüseyin`i yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanığın, olay tarihinde oğlu Ahmet’in dövüldüğünün kendisine söylenmesi üzerine hemen olay yerine gittiği ve burada oğlunu döven kişilerden birisi olduğunu zannettiği müşteki Hüseyin’le kavga etmeye başladığı, sanığın olay yerine gelen ve Hüseyin’le aralarındaki kavgaya müdahale eden müşteki Zeki’yi de yaraladığı anlaşılmasına göre, müştekilerin tahrik teşkil edebilecek haksız bir fiilleri olmadığı halde sanığın bu hususta yanılarak 5237 sayılı TCK`nın 30/3. maddesi kapsamında kaçınılmaz bir hataya düştüğü ve mefruz tahrik nedeniyle indirim yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde sanık hakkında tahrik hükümlerinin uygulanmaması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi ( BOZULMASINA ), oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2011/6444 Karar : 2012/8973 Tarih : 25.09.2012

  • TCK 30. Madde

  • Hata

O Yer Cumhuriyet Savcısının, 06.03.2008 günlü hükmü CMUK.nın 310. maddesinde yer alan bir aylık süreden sonra 08.04.2008 tarihinde temyiz ettiği anlaşılmakla temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 317. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin sanık müdafiin temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanığın, mağdure Emine’nin ev telefonunu birçok kez arayıp konuşmadan kapatması, devamınde mağdure Emine’ye yönelik söylediğini zannederek mağdure Rukiye’ye yönelik telefonda birçok kez “seni seviyorum, güzelliğin bozulmasın, banyoya gidelim vb.” sözleri söyleyip mağdure Emine’nin kocası öbür mağdur Adem’i dövmekle birçok kez tehdit etmesi karşısında, mağdure Emine’ye ilişkin eylemleri nedeniyle TCK.nın 123/1,105/1, 43 ve 106/1, mağdur Adem`e ilişkin yokluğunda tehdit eylemi nedeniyle 106/1, 43 maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Sanığın mağdure Emine`yi telefonla ısrarla arayarak işlediği kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun, içinde zincirleme gerçekleştirilen eylemleri de kapsadığı, birçok kez arayarak rahatsız etmenin suçun unsuru olduğu gözetilmeden, belirlenen cezanın TCK.nın 43. maddesi uyarınca arttırılması,

Mağdure Rukiye’ye yönelik eylemlerinin Emine’yi kastederek ve o olduğunu sanarak gerçekleştirmesi karşısında; TCK.nın 30/1. maddesinde öngörülen fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlardan olan mağdurdaki hata nedeniyle sanığın, Rukiye`ye yönelik işlediği iddia olunan suçlardan beraati yerine her mağdur için ayrı ayrı TCK.nın 105/1, 43, 106/1-2. cümle 43, 123/1, 43 maddeleri gereğince mahkumiyet hükümleri kurulması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/7715 Karar: 2015/10174 Tarih: 04.11.2015

  • TCK 30. Madde

  • Hata

Sanık Mehmet hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık Mehmet müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle re’ sen de temyize tabi hükmün ONANMASINA,

Sanık Bayram hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulundan alınan 27.12.2013 tarihli raporda mağdurede hafif ile orta derece sınırında zeka geriliği tespit edilmesi ve bu zeka geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceğinin belirtilmesi, sanık Bayram’ın diğer sanıkların kendisine mağdure de utangaçlık olduğunu söylediklerine ilişkin savunması, tanık Şekernaz’ın da Bayram’ın ifadelerini desteklemesi ve tüm dosya içeriği karşısında, kırsal kesimde yaşayan Bayram’ın olaydan önce sınırlı şekilde görüştüğü mağduredeki zeka geriliğini bildiği konusunda şüphe oluştuğu ve sanığın mağdurenin rızasının geçerli olduğu noktasında TCK’nın 30. maddesi kapsamında hataya düştüğü gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmolunması,

Sanıklar Mehmet ve Kamile haklarında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

Dosya içeriğine göre sanıkların, mağdurenin sanık Mehmet’ten hamile kaldığını öğrenmeleri üzerine bu durumu gizlemek için zeka geriliği bulunan mağdureyi sanık Bayram ile resmi nikah olmadan evlendirerek Bayram’ın nitelikli cinsel saldırı eylemine TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldıkları gözetilmeden, yazılı şekilde TCK’nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 102/2 ve 102/3-a maddelerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas: 2014/14-112 Karar: 2014/457 Tarih: 30.10.2014

  • TCK 30. Madde

  • Hata

“… Suç tarihinde 15 yaşında olan ancak bu yaşı tamamlamayan mağdurenin, önce sanıkla rızası ile kaçıp ilişkiye girdikleri, bunun üzerine ailelerinin araya girdiği ve mağdureyle sanığın anlaşarak gayriresmi evlendikleri, bilahere resmi olarak da evlenip bir çocuklarının olduğu ve halen evliliğin de devam ettiği olayda, Adli Tıp uygulamalarına göre bazen kemik yaşının hormon veya beslenme gibi faktörlerin etkisiyle gerçek yaşa göre farklılık gösterebileceğinin de bilindiği gibi, Manisa Devlet Hastanesinin 29.1.2009 tarihli raporunda mağdurenin rapor tarihinde 17 yaşını bitirip 18 yaşını sürmekte olduğunun belirtilmesine karşılık, kemik yaşı olarak 19 yaşını doldurmuş görünümde olduğunu bildirilmesi karşısında. 30. maddesi hükümleri yönünden hata halinin mevcut olup olmadığının tespiti için mahkemece gözlem yapılarak, mağdurenin görünüm itibarıyla 15 yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı da tespit edilerek, sanık ve mağdurenin içinde bulundukları sosyal ve kültürel durumları da dikkate alınıp sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.6.2013 gün ve 143212 sayı ile;

“… Yaşa vaki herhangi bir itirazın bulunmadığı, mağdurenin 15 yaşını doldurmadığı ve kaçınılamaz bir hatanın da söz konusu olmadığı olayda 30. maddesindeki hata hallerinin mevcut olmadığı…”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

5271 Sayılı C.M.K.nun 308. maddesi5271 Sayılı C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 27.12.2013 gün ve 7147-14096 sayı ile: itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya. Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

Karar: Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 30. maddesinde düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma imkanının bulunup bulunmadığının belirlenmesine dair ise de, mağdurenin yaşının tespiti noktasında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının Yargıtay iç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından:

Sanıkla mağdurenin bir süredir birlikte yaşadıkları. 21.8.2006 tarihinde müşterek bir kız çocuklarının olduğu, 7.4.2008 tarihinde sanığın mağdureyi darp etmesi üzerine mağdurenin jandarmaya başvurarak şikayetçi olması ve 15 yaşından küçük olduğu dönemde sanıkla kaçıp evlendiklerinden de bahsetmesi sebebiyle sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan soruşturma açıldığı, sanık ve mağdurenin 16.4.2008 tarihinde resmi olarak evlendikleri, 7.6.1991 doğumlu olan mağdurenin nüfusa, doğumundan yaklaşık bir buçuk yıl sonra 5.1.1993 tarihinde kaydedildiği, mernis doğum tutanağında “sağlık personeli yardımıyla” doğduğu belirtilmesine karşın, dosyada doğuma dair her hangi bir raporun bulunmadığı, Manisa Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından mağdurenin yaşına dair olarak düzenlenen 29.1.2009 tarihli raporda, “17 yaşını bitirmiş 18 yaşını sürmekte olduğu ve kemik yaşı olarak 19 yaşını doldurmuş görünümde bulunduğu” görüşüne yer verildiği.

Anlaşılmaktadır.

Mağdure aşamalarda, yaklaşık üç yıl önce sanıkla gönüllü olarak kaçıp ilişkiye girdiklerini, o tarihte 14 yaşında olduğunu, adli makamlara başvuru yapmadıklarını, sanığın resmi nikah yapacağını söyleyerek kendisini ve ailesini kandırdığını, kendisinden 1.5 yaşında kızının olduğunu, bildiği kadarıyla nüfustaki yaşının doğru olduğunu beyan etmiş,

Mağdurenin anne ve babası olayın oluşuna dair mağdurenin anlatımlarını doğrulamışlar, mağdurenin babası mağdurenin yaşıyla ilgili olarak, kızını nüfusa doğru yazdırdığını, kaçtığında 14 yaşında olduğunu, kızının evde doğduğunu ve herhangi bir resmi kaydının olmadığını ifade etmiş,

Sanık ise aşamalarda, 2005 yılı Nisan ayında mağdurenin, kendisinin çalıştığı Ege Üniversitesine gelip kendisiyle yaşamak isteğini dile getirdiğini, 7.6.1991 doğumlu olan mağdure ile 25 Haziran 2005 tarihinde resmi nikah yapmaksızın düğün yaparak evlendiklerini, o tarihten beri karı koca hayati yaşadıklarını savunmuştur.

5237 Sayılı uyuşmazlıkla ilgili 103. maddesinin 1., 2. fıkralar 1. ve 2. fıkraları suç ve hüküm tarihlerinde: “… (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden:

a- Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış.

b- Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur…”,

Aynı kanunun Aynı kanunun 102. maddesinin 1., 2. fıkraları suç ve hüküm tarihlerinde; “… (1)Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi. mağdurun şikayeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

(2)Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. 8u fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.”

Aynı kanunun Aynı kanunun 104. maddesi suç ve hüküm tarihlerinde: “… (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi,şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Anılan madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda, bedensel temas içeren eylemlerle gerçekleştirilen cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda mağdurun yaşını dikkate alan bir düzenleme biçimi öngördüğü anlaşılmaktadır.

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara dair bu düzenlemelerde kanun koyucu tarafından, 5237 Sayılı T.C.K.nun 6/1-a maddesinde, “henüz 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlanan çocuk kavramının, “onbeş yaşını bitirmiş” ve “onbeş yaşını tamamlamamış” şeklinde iki ayrı dönem olarak ele alındığı görülmektedir. Buna göre “onbeş yaşını tamamlamamış” çocuklar ile “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” olan çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar farklı kategoride mütalaa edilmiştir. 103/1-a maddesinde, “onbeş yaşını tamamlamamış” olan çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanmışken, aynı maddenin (b) bendinde ise: diğer çocuklar ifadesiyle “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” olan çocuklar kastedilerek, bunlara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışların cinsel istismar suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Böylece kanun koyucu 103. maddede “onbeş yaşını bitirmiş olup da onsekiz yaşını tamamlamamış” olan çocuklara karşı rızalarıyla işlenen cinsel davranışları cinsel istismar suçu kapsamına almamış ve bu kategorideki çocukların rızalarına önem vermişken, “onbeş yaşını tamamlamamış” çocuklara karşı yapılan her türlü cinsel davranışı rızaları olsa bile çocukların cinsel istismarı suçu kapsamına almıştır. Diğer taraftan, kanunun 102. maddesinde 18 yaşını bitirmiş olan kişilere yönelik rıza dışı gerçekleştirilen cinsel saldırı eylemleri suç olarak kabul edilmiş, aynı kanunun 104. maddesinde de, cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunma şikayete bağlı bir suç olarak düzenlemiştir.

Görüleceği üzere, mağdurun suç tarihi itibariyle onbeş yaşını bitirip bitirmediği hususu, eylemin kanunda düzenlenen hangi suç tipine uyduğu veya mağdurenin şikayetçi olup olmamasına göre faile ceza verilip verilemeyeceğinin tespiti bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim anılan maddelerde değişiklikler öngören 18.6.2014 tarihli 6545 Sayılı Kanunla mağdurenin yaşını dikkate alan bu düzenleme şekli aynen korunmuştur.

Öte yandan, ceza muhakemesi hukukunda vicdani kanıt sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen hem delil serbestliği hem de delillerin değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza muhakemesinde somut gerçek arandığından, hakimi bu gerçeğe götürebilecek her şey delil olabilir. Ancak, hükme dayanak alınan delillerin eksiksiz düzeyde derlenmesi ve bunların gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, ispatlayıcı ve hukuka uygun bulunmaları gerekir. Bu belirlemeler ceza yargılamasında şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve adalet duygularını yaralayacaktır.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

7.6.1991 doğumlu olan ve yaşının düzeltilmesine kayden bir engel bulunmayan mağdurenin, nüfusa doğumundan yaklaşık bir buçuk yıl sonra 5.1.1993 tarihinde kaydedilmesi, mernis doğum tutanağında doğumun “sağlık personeli yardımıyla” gerçekleştiğinin belirtilmesine rağmen, dosya içerisinde her hangi bir doğum raporunun bulunmaması, babasının da mağdurenin evde doğduğunu, herhangi bir resmi kaydının olmadığını beyan etmesi, Mersin Devlet Hastanesince düzenlenen sağlık kurulu raporunda çelişki oluşturacak şekilde, “mağdurenin 17 yaşını bitirip 18 yaşını sürdüğü sonucuna varılmakla birlikte kemik yaşı olarak 19 yaşını doldurmuş görünümde olduğunu” görüşüne yer verilmiş bulunması karşısında, mağdurenin gerçek yaşı hususunda şüphe meydana gelmiş olup, bu şüphenin giderilmesi amacıyla öncelikle mağdurenin doğum tarihi itibariyle doğduğu kasabada görevli bir ebe bulunup bulunmadığı araştırılıp, bulunduğunun tespiti halinde kayıtlarının istenilerek incelenmesi, buradan bir sonuca ulaşılamaması halinde ise sağlık kurulu raporuna dayanak teşkil eden kemik film ve grafiler gönderilmek suretiyle Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan görüş istenilerek mağdurenin gerçek yaşının bilimsel olarak tespitinden sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmayla hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Bu itibarla. Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün, mağdurenin gerçek yaşı tespit edilmeden hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle:

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne,

2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 25.3.2013 gün ve 10104-3269 Sayılı bozma kararının kaldırılmasına,

3- Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24.2.2009 gün ve 282-65 Sayılı hükmünün, mağdurenin gerçek yaşı tespit edilmeden eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2011/22094 Karar: 2013/10790 Tarih: 31.10.2013

  • TCK 30. Madde

  • Hata

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Kayden 04.11.1994 doğumlu olup suç tarihinde 15 yaşında ancak bu yaşı henüz tamamlamayan mağdurenin rızası ile sanıkla kaçtıkları ve cinsel ilişkiye girdikleri, 26.01.2011 tarihinde resmî nikâhla evlenip çocuk sahibi oldukları ve halen de evliliğin devam ettiği olayda, sanığın duruşmada, suç tarihinde mağdurenin kendisine 16 yaşında olduğunu söylediğini beyan etmesi, mağdurenin de bu bu ifadeyi doğrulaması ve kimi Adli Tıp raporlarında genetik beslenme ve hormonal nedenlerle kayıt yaşının kemik yaşından farklı olabileceğinin belirtilmesi karşısında, TCK.nın 30. maddesi hükümleri yönünden hata halinin mevcut olup olmadığının tespiti için mağdurenin görünüm itibarıyla 15 yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı, içinde bulundukları sosyal ve kültürel durumları da dikkate alınarak sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı araştırılarak ve mahkemenin dosyadaki tüm verilerle birlikte kendi gözlemini de tespit ederek, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesinden de yararlanılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 31.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS