0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu

TCK Madde 262

(1) Bir kamu görevini, kanun ve nizamlara aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs eden veya terk emri kendisine bildirilmiş olduğu halde görevi sürdüren kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.



TCK Madde 262 Gerekçesi

Madde metninde, bir kamu görevinin hukuka aykırı bir şekilde üstlenilmesi, suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suç, hukuka aykırı olarak, kamu görevini yerine getirmeye teşebbüs etmek veya bu görevden ayrılması kendisine bildirilmiş olduğu hâlde, görevi sürdürmeye çalışmak suretiyle oluşmaktadır. Suçun oluşması için göz önünde bulundurulması gereken husus, kişinin kamu görevinin verdiği yetkileri kullanmaya teşebbüs etmesidir.


TCK 262 (Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/13764 Karar: 2015/16716 Tarih: 26.11.2015

  • TCK 262. Madde

  • Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu

TCK’nın 262/1. maddesinde düzenlenen kamu görevini usulsüz üstlenme suçunun hareket öğesini; bir kamu görevini kanun ve diğer mevzuata aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs edilmesi oluşturmaktadır. Bu suçun meydana geldiğinden söz edilebilmesi için yalnızca bir kamu görevine ilişkin sıfatın kullanılması yeterli görülmemekte, eylemli olarak bir kamu görevinin fail tarafından yerine getirilmeye kalkışılması zorunlu bulunmaktadır. Bu bakımdan, suçun tamamlanması için failin üstlenmeye kalkıştığı kamu görevini tamamlaması veya bu fiilden dolayı çıkar sağlamış bulunması ya da mağdura bir zarar vermesi de gerekli değildir. Failin bir kamu görevini yerine getirmeye teşebbüs ettiğinin saptanması durumunda suçun tamamlandığı kabul edilmelidir.

Sanığın 2004 yılından itibaren Kayseri Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından seçilen Kayseri İli Merkez Çiftçi Malları Koruma Meclisi Başkanlığı görevini yürüttüğü, 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 4. fıkras 4. fıkrasında “Belediye meclislerinin her yenilenmesinde çiftçi mallarını koruma meclisi üyeleri ile murakabe heyeti üyeleri yukarki bentte bildirilen usule göre yeniden seçilirler.” hükmü bulunduğu, 29.03.2009 tarihinde yapılan mahalli seçimler sonrasında Kayseri Büyükşehir Belediye Meclisinin yenilenmesine rağmen koruma meclisi ve murakabe heyeti seçimlerinin Büyükşehir Belediye Meclisince yapılmadığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan alınan görüşe istinaden, sanığın başkanlığını yürüttüğü çiftçi mallarını koruma sahalarında görev yapmak üzere Kocasinan ve Melikgazi Belediye Meclislerince koruma meclisi ve murakabe heyetlerinin oluşturulduğu, 04.05.2009 tarihinde 4081 sayılı Kanunun 4/4. maddesi uyarınca görevi sona erdiği halde, Kayseri Valiliği İl Tarım Müdürlüğünün Kayseri İli Merkez Çiftçi Malları Koruma Meclis Başkanlığı’na hitaben gönderdiği anlaşılan 25.05.2009 gün ve 4821 sayılı yazıda, seçilmemiş koruma meclisinin başkanı gibi işlemlerin yapılmaması gerektiği hususunda uyarı da yapılmasına rağmen sanığın zikredilen başkanlık ünvanını kullanarak imzaladığı 15.10.2009 tarihli “Bakiye Borç Muhtırası” isimli belgelerin ilgili şahıslara gönderildiği dosya kapsamı ile sabit olmakla, tüm unsurları gerçekleşen kamu görevini usulsüz üstlenme suçundan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/8739 Karar: 2015/12347 Tarih: 10.06.2015

  • TCK 262. Madde

  • Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu

Sanık hakkında tayin olunan cezanın miktarına göre, duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

TCK’nın 262/1. maddesinde düzenlenen kamu görevini usulsüz üstlenme suçunun hareket öğesini; bir kamu görevini kanun ve diğer mevzuata aykırı olarak yerine getirmeye teşebbüs edilmesi oluşturmaktadır. Bu suçun meydana geldiğinden söz edilebilmesi için yalnızca bir kamu görevine ilişkin sıfatın kullanılması yeterli görülmemekte, eylemli olarak bir kamu görevinin fail tarafından yerine getirilmeye kalkışılması zorunlu bulunmaktadır. Bu bakımdan, suçun tamamlanması için failin üstlenmeye kalkıştığı kamu görevini tamamlaması veya bu fiilden dolayı çıkar sağlamış bulunması ya da mağdura bir zarar vermesi de gerekli değildir. Failin bir kamu görevini yerine getirmeye teşebbüs ettiğinin saptanması durumunda suçun tamamlandığı kabul edilmelidir.

Dosya kapsamı ve olayın oluş biçimine göre, sanığın eylemi ile bir kamu görevini yerine getirmeye kalkıştığından söz edilemeyeceği, polis olduğunu söyleyerek bu sıfatı üstlenmeye çalıştığı kabul edilse dahi, sıfatın üstlenilmesinin suç olarak düzenlenmemesi karşısında suçun maddi öğesinin oluşmaması nedeniyle atılı suçtan beraati yerine, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, 10.06.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/1112 Karar: 2013/10139 Tarih: 14.06.2013

  • TCK 262. Madde

  • Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu

1- Sanığın kollukta ifadesinin alınması sırasında şizofreni hastası olduğunu beyan ederek birçok soruya cevap vermediği, tutuklamaya sevkedildiği mahkemede de psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle daha önce tedavi gördüğünü belirttiği, sanığın doktoru…‘in de benzer beyanlarda bulunup sanığın psikolojik sorunları için muayenehanesine geldiğini ve muayene sonucu paranoid psikoz teşhisi koyup ilaç tedavisine başladıklarını belirterek sanığa ait hasta takip kartlarını ibraz ettiğinin anlaşılması karşısında;

74.maddesi uyarınca, sanığın daha önceki tedavilerine ait tıbbi bilgi ve belgelerle birlikte Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesine sevk edilip, gözlem altına aldırılıp bilahare gözlem sonuçları ile birlikte 4. Adli Tıp İhtisas Kurulu’na sevki ile muayenesi sağlanarak suç tarihinde 5237 sayılı TCK.nun 32. maddesi anlamında işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığı konusunda rapor aldırılarak sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, sadece müşahadeye dayalı olarak düzenlenen cezai ehliyetinin tam olduğuna dair yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

2- Sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğinin tespitinin hakime ait olduğu cihetle, suça konu kimlik kartı getirtilerek duruşmada incelenip özellikleri duruşma tutanağına yazıldıktan ve denetime olanak verecek şekilde aslı dosyada bulundurulduktan sonra iğfal kabiliyetine haiz olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm tesisi,

Kabule göre de;

3- 5237 sayılı TCK.nun 262. maddesinin 1. cümlesindeki suçun oluşması için ortada yapılması gereken bir kamu görevi bulunmalı ve fail bu görevi görev mevzuatına aykırı biçimde üstlenip yerine getirmeye teşebbüs etmelidir. Kamu görevini yerine getirmeye çalışma fiilinin neticeye ulaşması, yani üstlenilen görevin tamamlanmış olması gerekmemekte ve teşebbüs aşamasında kalmakla suç tamamlanmaktadır. Bu suç bakımından failin kamu görevlisi olmaması veya üstlenmek istediği kamu görevini yapmaya yetkili ve görevli bulunmayan bir kamu görevlisi olması gerekir. Suç memuriyet sıfatını değil kamu görevini üstlenmeye (yerine getirmeye) teşebbüs edilmesi halinde oluşur. Başka bir deyişle failin kendisine memur süsü vermesi yetmemekte görevin yapılmasına kalkışması gerekmektedir.

Kamu görevinin yerine getirilmesi, o görevle ilgili olarak bir eylem veya işlemde bulunulması anlamına gelmektedir. Suçun oluşması için failin bu yönde bir eylem veya işlem yapması veya yapmaya kalkışması zorunludur. Fakat failin bu eylem sonucunda bir yarar elde edip etmemesi yada fiilin bir zarara neden olup olmaması önemli değildir. Failin belirli bir kamu görevlisi olduğunu söyledikten sonra yapmaya çalıştığı şey, o kamu görevlisinin yasal olarak yapma yetkisi bulunmayan bir işlem olursa yada başka bir kamu görevlisinin yapabileceği bir görevi yapmaya kalkışırsa maddedeki suç oluşmayacaktır. Başka bir ifadeyle fail üstlendiği kamu göreviyle bağlantılı bir eylem yapmaya kalkışması ile bu suç oluşacaktır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığın olay tarihinde …Emniyet Müdürlüğü Aşayiş Şube Müdürlüğüne giderek kendisini Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak tanıtıp, buna dair kimlik gösterdiği, kardeşini darp eden kişiler olarak düşündüğü iki kişinin ismini vererek bunların ifadelerini almak ve bu konuda kendisine yardımcı olunmasını istediği somut olayda, Yargıtay Cumhuriyet Savcısının devam eden bir soruşturma nedeniyle kişilerin ifadelerini alma yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla üstlenilen memuriyete ait bir görevin yapılmaya kalkışılmadığı anlaşıldığından, kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi suçunun oluşmayacağı gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

4- Sabıkasına esas ilamların silinme şartları ve yargılama sürecindeki davranışları dikkate alınıp tekrar suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaat oluştuğu gerekçesiyle cezası ertelenen sanık hakkında bu kez sabıkalı oluşu ve cezanın caydırıcı da olmasını sağlamak gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmek suretiyle gerekçede çelişkiye düşülmesi,

Sonuç: Yasaya aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.06.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/2478 Karar : 2018/2399 Tarih : 2.04.2018

  • TCK 262. Madde

  • Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu

Sanık hakkında kasten yaralama suçundan (iki kez) kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 21.06.2005 gün ve 61/82 sayılı Kararında vurgulandığı üzere, hükmün temyiz edilebilir olup olmadığını belirleme bakımından hüküm tarihindeki kanuni düzenlemenin dikkate alınması gerektiği, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunun 26. maddesiyle 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 2. madde ile hapis cezasından çevrilenler hariç sonuç olarak hükmedilen 3.000 TL’ye kadar (3.000 TL dahil) para cezaları kesin nitelikte olup, sanık hakkında kasten yaralama suçundan doğrudan verilen 2.400’er TL adli para cezalarının miktarları itibariyle kesin olmasından dolayı temyizi mümkün bulunmadığından, sanığın anılan hükümlere yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. Maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

Oluşa uygun kabule göre; olay tarihinde sanıklarla gece boyunca eğlence mekanlarında vakit geçiren katılan mağdurelerin sabaha karşı eve gitmek istediklerinde sanıkların çorbacıya gitme bahanesiyle araçla dolaşmaya başladıkları, sanıklardan Atakan’ın tuvalet ihtiyacını gidermek istediğinden bahisle sanayi içerisinde yer alan iş yerinin önünde aracı durdurduğu, bu esnada mağdureleri de hakkında kasten yaralama (iki kez), kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen diğer sanık …‘le birlikte zorla işyerine soktukları, mağdure Gizem’in, kardeşi Özlem’e mesaj göndererek adresi tarif edip başlarının belada olduğunu bildirdiği, bu sırada Atakan’ın mağdure Gizem’in babası Vedat’ın telefon numarasını alıp onu arayarak kızları teslim alması için çağırdığı ve olay yerine gelen Vedat’la çıkan tartışmada polise haber verilmesini isteyen Vedat’a Atakan’ın “bizzaten polisiz” diyerek karşılık verdiği tüm dosya içeriğinden anlaşılmakla, mevcut haliyle Atakan’ın birden fazla kişiyle ve zorla mağdureleri alıkoymasından dolayı eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 109/2-3b. maddeleri gereğince ve mağdur sayısınca mahkumiyeti yerine suç vasfının tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sanığın eylemini cinsel amaçla gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı halde belirlenen cezada 5237 sayılı TCK’nın 109/5. fıkrası ile arttırım yapılması,

Hakkında hapis cezasına hükmedilen sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

5237 sayılı TCK’nın 262. maddesinin birinci cümlesinde düzenlenen kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçunun oluşması için ortada yapılması gereken bir kamu görevi bulunmalı ve fail bu görevi mevzuata aykırı biçimde üstlenip yerine getirmeye teşebbüs etmelidir. Burada kamu görevini yerine getirmeye çalışma fiilinin neticeye ulaşması, yani üstlenilen görevin tamamlanmış olması gerekmemekte ve teşebbüs aşamasında kalmakla suç tamamlanmaktadır. Bu suç bakımından failin kamu görevlisi olmaması veya üstlenmek istediği kamu görevini yapmaya yetkili ve görevli bulunmayan bir kamu görevlisi olması gerekir. Suç memuriyet sıfatını değil kamu görevini üstlenmeye (yerine getirmeye) teşebbüs edilmesi halinde oluşur. Başka bir deyişle failin kendisine memur süsü vermesi yetmemekte, ayrıca üstlenilen görevin yapılmasına kalkışılması gerekmektedir.

Somut olay değerlendirildiğinde ise sanığın, olay yerine gelen katılan …‘ın polise haber vermek istemesi üzerine kendisini zor durumdan kurtarmak için polis olduğunu söylemesi şeklindeki eyleminde üstlenilen memuriyete ait bir görevin yapılmaya kalkışılmadığı anlaşıldığından, kanuni unsurları itibariyle oluşmayan suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 02.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas : 2012/18759 Karar : 2014/11875 Tarih : 12.06.2014

  • TCK 262. Madde

  • Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;filin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Katılanın evine gidip doğrudan içeriye giren sanığı gören katılanın eşi tanık …‘ün sanığı … görevlisi sanarak elektrik sayacının yerini göstermek istediği sırada elinde telsiz bulunan sanığın kendisini polis memuru olarak tanıtıp, haklarında sahte para iddiasıyla ihbar bulunduğunu söyleyerek eşini çağırmasını istediği, beraberce tarlada çalışan katılanın yanına gidip durumu anlattıkları, tekrar eve döndüklerinde sanığın evdeki paralarını getirmesini istemesi üzerine katılanın poşet içerisindeki 4.000,00 TL parasını sanığa gösterdiği, sanığın “hesap makinesi var mı? Kağıt kalem getir tutanak tutacağım” diyerek fırsatını bulup hızla evden çıkıp kendisini bekleyen araca binerek uzaklaştığı somut olayda;

1-Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

Katılan ve tanık …‘ün gerek soruşturma aşamasında birden çok kişi arasından gerekse kovuşturma aşamasında huzurdayken sanığı teşhis etmeleri ile sanığın savunmalarıyla örtüşmeyen tanık beyanlarına göre dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2-Sanık hakkında kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

TCK’nın 262/1. maddesindeki suçun oluşabilmesi için gerçek bir kamu görevinin üstlenilmesi gerektiği, oysa ki somut olayda sanığın kendisini polis memuru olarak tanıtmasının dolandırıcılık suçunun hile unsuru olduğu gözetilmeden unsurları oluşmayan suç nedeni ile sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.06.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS