TCK Madde 234 Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
TCK Madde 234
(1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır.
(3) (Ek: 6/12/2006 – 5560/10 md.) Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
TCK Madde 234 Gerekçesi
Maddenin birinci fıkrasında, velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması, suç olarak tanımlanmıştır. Böylece bu maddeyle çocuk üzerindeki velâyet veya vesayet hakları korunmaktadır.
Söz konusu suç, onbeş yaşını bitirmemiş olan çocuğun kaçırılması veya alıkonulması suretiyle gerçekleşir. Ancak, bunun için cebir veya tehdit kullanılmasına gerek yoktur. Ayrıca, çocuğun velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya baba ya da üçüncü derece dahil kan hısmı tarafından kaçırılmış veya alıkonulmuş olması gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında, söz konusu suçun nitelikli hâlleri belirlenmiştir. Buna göre, kaçırma veya alıkoyma fiillerinin cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde faile daha ağır ceza verilecektir. Keza, kaçırılan çocuğun oniki yaşını bitirmemiş olması hâlinde de ceza artırılacaktır.
TCK 234 (Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu) Emsal Yargıtay Kararları
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/19905 E. , 2024/9076 K.
- TCK 234
- Olay tarihinde sanıkların, 18 yaşından küçük ancak 15 yaşından büyük olan mağdurları cebir tehdit ya da hile olmaksızın kendi rızaları ile kanuni temsilcilerini durumdan haberdar etmeksizin Amasya ilinden Suluova ilçesine gitmeleri ve bir süre gezdikten sonra geri dönmeleri TCK m.234/3 gereği cezalandırılmalıdır.
Dava konusu olay, olay tarihinde 15 yaşından büyük ancak 18 yaşından küçük olan ve kayıp oldukları yönünde katılanlar tarafından kolluk güçlerine müracaatta bulunulan mağdurların kendi ... ve istekleriyle sanıkların bulunduğu araca binerek Amasya ilinden Suluova ilçesine gittikleri ve bir süre gezdikten sonra geri döndükleri iddiasına ilişkindir.
Sanıklar hakkında atılı suçtan, 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 3 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
İnceleme konusu olayda, sanıkların aşamalarda değişmeyen savunmalarından ve soruşturma aşamasında alınan beyanlarından, mağdurların rızaları dahilinde sanıklarla birlikte vakit geçirdikleri ancak 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun mağdurunun durumdan haberdar edilmeyen velayet hak ve yetkisine sahip anne ve baba olduğu, katılanların ise sanıklar hakkında şikayetçi oldukları belirlenmiştir.
Dosya kapsamında yer alan, 27.06.2015 tarihli aileye teslim tutanakları, yakalama tutanakları, tanık ve mağdurların alınan beyanları ile diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğine, olay tarihinde sanıkların, 18 yaşından küçük ancak 15 yaşından büyük olan mağdurları cebir tehdit ya da hile olmaksızın kendi rızaları ile kanuni temsilcilerini durumdan haberdar etmeksizin yanlarında tuttukları anlaşılmakla, Mahkemece verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu - E.2023/326 - K.2025/194
- TCK 234
- Mağdurun üçüncü derece dâhil kan hısımları arasında yer alan sanığın eyleminin, TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna göre asli norm niteliğinde bulunan ve TCK'nın 234/1-2. maddelerinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
TCK'nın "Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması" başlıklı 234. maddesi ise;
"(1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır…" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Anılan suçun gerekçesi "Maddenin birinci fıkrasında, velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması, suç olarak tanımlanmıştır. Böylece bu maddeyle çocuk üzerindeki velâyet veya vesayet hakları korunmaktadır." biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere bu suçla korunan hukuki değer, veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkıdır.
Bu suçun faili velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya baba ya da üçüncü derece dahil kan hısımlarıdır. Bu nedenle söz konusu suç faili bakımından özgü bir suç olarak düzenlenmiştir.
Anılan maddedeki kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur (TMK m. 17). Bu anlamda, çocuk ile ana-babası arasında birinci dereceden, büyükanne-büyükbabası ve kardeşleri arasında ikinci dereceden, amca, dayı, hala ve teyzesi arasında ise üçüncü dereceden kan hısımlığı bulunmaktadır.
Öte yandan velayet, küçüklerin ve bazen de kısıtlı ergin çocukların gerek kendilerine, gerek mallarına özen gösterme ve onları temsil etme konusunda kanunun ana ve babaya yüklediği yükümlülükler ile bu yükümlülüklerin iyi bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak üzere onlara tanındığı hakların tümüdür. Velayet, henüz ergin olmayan ve bazen de ergin olmuş fakat kısıtlanmış bulunan çocukların menfaatlerinin korunması amacına hizmet eden bir kurumdur (Turgut Akıntürk, Türk Medeni Hukukunda Aile Hukuku, 11, Bası, 2008, s. 406-407).
Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz (TMK m. 335). Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velayeti eşlerden birine verebilir. Velayet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir (TMK m. 336). Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir (TMK m. 337/1).
Bununla birlikte, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa hâkim ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi, ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması hâllerinde velayetin kaldırılmasına karar verir. Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır (TMK m. 348). Yine velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir (TMK m. 349).
Diğer taraftan, çocuk ile ana arasında soybağı doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur (TMK m. 282). Ancak babanın sonradan anne ile evlenmesiyle velayet hakkı kendiliğinden babaya geçse de (TMK m. 292) tanıma ve hâkim hükmü ile baba kendiliğinden velayet hakkını kazanamaz. Ancak TMK'nın 337/2. maddesi uyarınca annenin kısıtlı veya ölmüş ya da velayet hakkının elinden alınmış olması durumlarından birinin gerçekleşmiş olması hâlinde hâkim, çocuğun menfaatine göre velayeti babaya verebilir. Bu bağlamda evlilik birliği dışında ortak velayet kabul edilmemiştir.
Bu aşamada velayet yetkisine daha önceden sahip olup bu hakkı herhangi bir nedenle elinden alınan kişi niteliğinde olmayan babanın durumuna ayrıca değinilmesi gerekmektedir.
Velayet yetkisi elinden alınmış sıfatını taşımayan babanın on altı yaşını bitirmemiş bir çocuğu velisinin, vasisinin veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından kaçırması veya alıkoyması hâlinde TCK'nın 109. maddesi uyarınca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılması gerektiği düşünülebilirse de aynı eylemin örneğin; amca veya hala tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde üçüncü derece kan hısmı sayılan bu kişilerin TCK'nın 234. maddesi uyarınca daha az ceza gerektiren çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan, babanın ise velayet yetkisi elinden alınmış sıfatını taşımadığı gerekçesi ile daha fazla ceza gerektiren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmaları gerekecektir. Adaletsiz sonuçlar doğuran bu durumun önlenmesi için çocuğun velayet yetkisi elinden alınmış sıfatını taşımayan babası tarafından kaçırılması veya alıkonulması hâlinde de failin çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan cezalandırılması hakkaniyete uygun olacaktır.
Gelinen noktada kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ile çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçları arasındaki içtima sorununa değinilmesi gerekmektedir.
Tek fiille birden birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya farklı neviden fikri içtima yahut da görünüşte içtima kapsamında kalmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima TCK'nın 44. maddesinde; "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde non bis in idem kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, erime sistemini benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Görünüşte içtima ise çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167). Görünüşte içtima, kanunda düzenlenmemiştir ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s.519).
Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği tek ve aynı fiilin bulunmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlal edilmekte olup diğer normların ihlali sadece görünüştedir. Çünkü; suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74).
Öte yandan, uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle görünüşte içtima hâllerinde hangi normun uygulanması gerektiğine yönelik olarak özel normun önceliği ve yardımcı (tali) normun sonralığı ilkelerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda özel normun önceliği ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır.
Yardımcı normun sonralığı ilkesi kapsamına giren görünüşte birleşme hallerinde ise, yardımcı normların içerdiği suçlar ile asli normların düzenlediği suçlar bir arada bulunmaktadır. Ancak bu bir arada bulunuş görünüştedir; gerçekte eyleme uygun asli normun uygulanması ile yetinilecektir. Bu husus ya yardımcı normun metninden açık bir şekilde anlaşılmakta (Örneğin; düzenleme içinde "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması halinde" gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir.) ya da kanunun esas fikri, normlar arasındaki ilişkiler ve normun içerdiği suçun özellikleri aracılığı ile söz konusu normun, yardımcı bir norm olduğu ve böylece asli normun kapsamına girmeyen hallerde uygulanabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Örtülü nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisine dayanan görünüşte birleşme şekilleri karma suç ve geçitli suç olarak sınıflandırılabilir. Karma suç asli-yardımcı norm ilişkisinden doğan diğer görünüşte birleşme şekillerinin kapsamına girmeyen ve aralarında unsur veya ağırlaştırıcı neden ilişkisi bulunmayan suçları düzenleyen, farklı hukuksal değerleri koruyan normların aynı olayda görünüşte uygulanabilir durumda olmaları durumudur. Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçtan geçmek zorunda olduğu hallerde ise geçit suçu söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte birleşmenin bir türünü oluştururlar (Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:7, Sayı:14, Güz 2008, s. 45-47).
Bu bağlamda, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğünü, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun ise veli ya da vasinin çocuk üzerinde sahip olduğu velayet veya vesayet hakkını korumaları nedeniyle farklı hukuki değerleri koruyan her iki suç arasında özel-genel norm ilişkisi bulunmasa da hareket unsuru bakımından benzer özellikler gösteren her iki suçtan özgü suç olarak düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna göre asli norm olarak düzenlendiği kabul edilmelidir (Kübra Gizem Kara, Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2020 s.64-65). Eğer her iki suç arasında bu şekilde bir görünüşte içtima hâlinin bulunmadığı kabul edilirse fikri içtima hükümlerinin devreye gireceği, bu takdirde daha az ceza gerektirmesi nedeniyle çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun uygulanamayacağı ve bu durumun da kanun koyucunun amacına aykırı olacağı değerlendirilmiştir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
09.12.2012 doğum tarihli olan katılan …'in, evlilik dışı birlikte yaşayan sanık ile şikâyetçinin müşterek çocukları olduğu, katılan …'i tanıma senedi belgesi ile 04.10.2013 tarihinde tanıyan sanığın 2015 yılı Temmuz ayı içinde katılan …'i şikâyetçinin yanından kaçırıp alıkoyduğu, 2016 yılı Mart ayında ise söz konusu çocuğu şikâyetçiye teslim ettiği anlaşılan olayda;
Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince sanığın, velayet yetkisi elinden alınmış baba sıfatını taşımadığı ve bu nedenle de TCK'nın 234/1. maddesinde özgü suç olarak düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun faili olamayacağı kabul edilmiş ise de; sanığın mağdurun birinci dereceden kan hısmı olduğu ve bu konumda olan sanığın velayet yetkisi elinden alınmış baba sıfatını taşımadığı gerekçesi ile üçüncü derece dahil diğer kan hısımlarından farklı olarak TCK'nın 109. maddesi uyarınca daha ağır ceza gerektiren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmasının, maddi gerçekliğin normatif/hükmî değerlendirmeye feda edilmesi nedeniyle hakkaniyete aykırı olacağı ve adaletsiz sonuçlar doğuracağı cihetle; mağdurun üçüncü derece dâhil kan hısımları arasında yer alan sanığın eyleminin, TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna göre asli norm niteliğinde bulunan ve TCK'nın 234/1-2. maddelerinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/6618 Karar : 2018/4712 Tarih : 27.06.2018
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
5237 sayılı TCK'nın 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda on sekiz yaşını bitirmeyen çocuğun annesi ile babasının çocuk üzerinde sahip oldukları velayet haklarının koruma altına alınması nedeniyle atılı suçun mağdurunun anne ile baba olması karşısında, somut olayda boşanma neticesinde velayet yetkisi elinden alınmış sanığın, iki çocuğunu katılanın rızası dışında kaçırıp alıkoyması eyleminde, mağdurun katılan anne olduğu gözetildiğinde, sanığın müsnet suçtan bir kez mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde çocuk sayısınca iki kez mahkumiyetine hükmedilmesi suretiyle fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/1222 Karar : 2018/3101 Tarih : 24.04.2018
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Müştekinin açtığı boşanma davası sırasında suç tarihinde on iki yaşından küçük olan çocuk üzerindeki velayetin tedbiren baba olan sanıktan alınıp dava süresi boyunca müşteki anneye verilmesinin ardından sanığın kurulan şahsi ilişki kapsamında olay günü çocuğu müştekiden aldıktan sonra zamanında teslim etmediği tüm dosya içeriğinden anlaşılmakla, mevcut haliyle sanığın eyleminin TCK'nın 234/1, 234/2. maddelerinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde aynı Kanunun 234/3. maddesi uyarınca hüküm kurulması,
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmaması,
Hükümden sonra 24.11.2015 günlü, 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan husus nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 24.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/7509 Karar : 2018/2723 Tarih : 11.04.2018
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
İlk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
5237 sayılı TCK'nın 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun 5271 sayılı CMK'nın 253/1b-7. maddesi gereğince uzlaşmalık suçlardan olduğu nazara alınıp 6763 sayılı Kanunla getirilen düzenlemeler de gözetilerek uzlaşma girişiminde bulunulduktan sonra neticesine göre işlem yapılması gerekirken, yargılamaya devamla mahkumiyet kararı verilmesi,
Kabule göre de;
Sanık aleyhine müşteki tarafından Bursa 2. Aile Mahkemesinde açılıp 2011/112 Esas sayılı dosyada derdest olan boşanma davasında sanıkla çocuk arasında şahsi ilişki tesisine ilişkin verilen 29.09.2011 tarihli ara karara istinaden çocuğu alıp süresinde teslim etmeyen sanıkla ilgili kamu davası açıldığı anlaşıldığından, mahkemece velayetin eşlerden birisine tedbiren verildiğine ilişkin bir ara kararı olmaksızın sadece şahsi ilişki kurulmasına yönelik ara kararın atılı suçun oluşumu için yeterli olmadığı gözetilerek, mahkemesinden söz konusu dosyanın aslı veya tasdikli suretinin temin edilip suç tarihi itibariyle velayet hakkının sanıktan alındığına ilişkin mahkeme kararı olup olmadığı araştırıldıktan sonra neticesine hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/2779 Karar : 2018/2051 Tarih : 20.03.2018
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle, 28.06.2014 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler de gözetilip dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;
5237 sayılı TCK'nın 234/3. maddesinde yer alan çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda korunan hukuki yararın velinin aile hukukundan kaynaklanan velayet hakkı olduğu ve şikayet hakkının da dosya içerisinde yer alan nüfus kayıt örneğine göre mağdurenin babası ...'a ait olduğu gözetilip öncelikle davadan haberdar edilerek altı aylık şikayet süresinin tamamlanıp tamamlanmadığının belirlenmesi amacıyla müşteki ...'nın fiili ve faili öğrenip öğrenmediği ve öğrenmişse ne zaman öğrendiği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2017/10204 Karar: 2018/170 Tarih: 10.01.2018
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
İlk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
5237 sayılı TCK'nın 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda on sekiz yaşını bitirmeyen çocuğun annesi ile babasının çocuk üzerinde sahip oldukları velayet haklarının koruma altına alınması nedeniyle atılı suçun mağdurunun anne ile baba olması ve çocuk Turhan'ın velayet hakkına sahip annesi Nazile'nin, kovuşturma evresinde alınan mahkeme ifadesinde sanıktan şikayetçi olup davaya katılmasının ardından yüzüne karşı verilen beraat hükmünü temyiz etmemesi karşısında, Turhan'a yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen vekilin hükmü temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 10.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/8829 Karar: 2018/138 Tarih: 09.01.2018
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle, 28.06.2014 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler de gözetilerek dosya incelendi.
5237 sayılı TCK'nın 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda onsekiz yaşını bitirmeyen çocuğun annesi ile babasının çocuk üzerinde sahip oldukları velayet haklarının koruma altına alınması nedeniyle atılı suçun mağdurunun anne ile baba olması ve yaşı küçük Esra'nın annesi Hülya'nın, sanıktan şikayetçi olup davaya katılmasının ardından yokluğunda verilip usulüne uygun şekilde tebliğ edilen beraat hükmünü temyiz etmemesi karşısında, Esra'ya tayin edilen vekilin anılan kararı temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca Reddiyle, incelemenin reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafii ile katılan mağdure vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 09.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/8987 Karar: 2017/2510 Tarih: 09.05.2017
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Katılan vekilinin, sanıklar haklarında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
TCK'nın 234/3. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kaçırılan yada alıkonulan çocuğun kanuni temsilcisi olduğu ve nüfus kayıt örneğine göre suç tarihinde onaltı yaşı içerisinde bulunan mağdure bu suçtan zarar görmesi söz konusu olmadığından vekilinin davaya katılma ve hükümleri temyize hakkı bulunmadığı gibi bu suç yönünden verilen katılma kararı da temyiz hakkı vermeyeceğinden, vekilin anılan hükümlere yönelik temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
Sanık ... hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan verilen düşme hükmünün incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen düşme hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan, katılanlar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanıklar haklarında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik katılanlar vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince;
Dosya içeriğine göre, onbeş-onsekiz yaş grubundaki mağdurenin cebir, tehdit veya hile kullanılmaksızın sanıkla rızasıyla kaçıp diğer sanığın evinde kaldıklarının anlaşılması karşısında, eylemlerinin TCK'nın 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu gözetilerek, öncelikle sanığın 01.09.2009 tarihinde mağdureye yönelik işlediği çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan dolayı Bartın Cumhuriyet Başsavcılığının 04.09.2009 gün ve 2009/3785 soruşturma, 2009/96 Karar sayılı tefrik kararı ile ana dosyadan ayrılan diğer soruşturma dosyasının akıbeti de araştırılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,
SONUÇ : Kanuna aykırı, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/8899 Karar: 2017/870 Tarih: 22.02.2017
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Sanık ... hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
24.11.2015 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı ilamı ile 5237 Sayılı TCK'nın 53. maddesi yönünden verilen kısmi iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.
Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanık ... müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanık ... hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ...'in diğer sanık ...'ı tanımadıklarını belirtmeleri, ... da sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ...'i tanımadığını ve atılı suçları işlemediğini beyan etmesi, mahkemenin atılı suçların mağdurenin götürüldüğü inşaatta işlendiğine yönelik kabulü ve tüm dosya içeriğine göre, ... üzerine atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair mahkûmiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilip şüphe sanık lehine değerlendirilerek müsnet suçlardan beraatine karar verilmesi yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi,
Sanık ... hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma fuhuş suçlarından ve sanık ... hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, fuhuş suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Sanık ...'le ilgili olarak mağdurenin aşamalardaki çelişkili anlatımları, savunma ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, suç tarihinden önce sanık ...'ın kaçırdığını beyan ettiği mağdureyi Tokat'ta yaşayıp akrabası olan diğer sanık ...'ın yanına götürmesini beyan etmesi üzerine İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 16.09.2009 tarihli raporuna göre kendisinde mevcut zeka geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği belirtilen mağdureyle birlikte İzmir'den otobüsle Tokat'a giden sanık ...'in, burada kendilerini karşılayan ... teslim ederek ayrıldığı mağdureye iki hafta kadar sonra fuhuş yaptırıldığını duyunca onu alarak İzmir'e geri götürdüğü tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, sadece yolculuk süresince mağdureyi gören ... mevcut zeka geriliği durumunu bilip bilmediği hususunun şüpheli kalması karşısında, mağdureye yönelik diğer sanıklarla beraber çocuğun nitelikli cinsel istismarı, fuhuş suçlarını işlediği hususunda cezalandırılmasına yeter, türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek bu suçlardan beraati ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminin ise 5237 Sayılı TCK'nın 234/3. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu nazara alınarak bu suçtan hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde atılı suçlardan mahkumiyetine karar verilmesi,
Sanık ... yönünden kurulan mahkumiyet hükümleri ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede mağdurenin, evinde alıkonulduğu sanık ...'la birlikte yaşayıp fuhuş yapan ... isimli sanığın da kendisini alıkoyup ... işlediği nitelikli cinsel istismar eylemine katıldıktan sonra başka erkeklere fuhuş maksatlı temin ederek ilişkiye girmesini sağladığını belirtmesi üzerine yürütülen soruşturmada kimliği belirlenen sanık ... hakkında atılı suçlardan mahkumiyet hükümleri kurulmuş ise de, mağdurenin aşamalarda ... ismini bildirip ayrıntılı kimlik ve eşgal bilgisi vermemesi, sanığın mağdureyi tanımadığını belirtmesi ve ... yönünden mağdureye teşhis işlemi yaptırılmaması karşısında, öncelikle sanık ... ile mağdurenin temin edilerek teşhis işlemi yaptırılmasının ardından toplanacak delillere göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması,
Mağdureye yönelik diğer sanık ...'ın işlediği çocuğun nitelikli cinsel istismarı eylemine sanık ...'in ne şekilde katıldığı hususundaki deliller değerlendirilip gerekçelendirilmeden atılı suça TCK'nın 39. maddesi kapsamında katıldığının kabulüyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu cebir, tehdit veya hileyle işlediği hususunda cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında sanık ...'in TCK'nın 109/1,3 -b,3-f, 5.maddeleri gereğince cezalandırılması yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek TCK'nın 109/2,3-b,3-f,5. maddeleri uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması,
Kabule göre de;
Sanık ...'in, mağdureyle birlikte ... evinde kaldıkları süre ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında mağdurede mevcut zeka geriliğini bilmesi karşısında, mağdureyi fuhuş maksadıyla başka erkeklere temin ederek ilişkiye girmesini sağlaması suretiyle bu kişilerin mağdureye yönelik nitelikli cinsel istismar eylemlerine TCK'nın 37. maddesi kapsamında asli iştirakte bulunması eylemlerinin hem 5237 Sayılı TCK'nın 227/1. maddesinde düzenlenen çocuğun fuhşu hemde aynı Kanunun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçlarını oluşturduğu ve TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı gereğince sanığın ağır olan zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde çocuğun fuhşu suçundan hüküm kurulması,
Sanık hakkında bir suç işleme kararının icrası kapsamında mağdureyi değişik zamanlarda farklı kişilere fuhuş maksatlı temin etmesinden dolayı çocuğun fuhşu suçundan hüküm kurulurken TCK'nın 227/1. maddesi gereğince ceza tayin edildiği belirtildiği halde anılan maddedeki cezanın 4 yıldan 10 yıla kadar hapis ve adli para cezası olduğu gözetilmeden, yetişkinlerin fuhşu suçuna dair TCK'nın 227/2. maddesinde yer alan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile adli para cezasını içeren düzenlemeye göre teşdiden uygulama yapılarak temel cezanın 3 yıl hapis olarak belirlenip bunun yanında adli para cezasına hükmedilmemesi ve koşulları oluştuğu halde zincirleme suçu düzenleyen aynı Kanunun 43. maddesiyle arttırım yapılmaması suretiyle cezanın eksik tayini,
Sanıklar ... ile suça sürüklenen çocuk ... haklarında kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;
Yapılan yargılamaya,toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanık ...'ın, evinde birlikte kaldıkları süre ile tüm dosya içeriği göz önüne alındığında mağdurede mevcut zeka geriliğini bilerek onu diğer sanık ...'le birlikte fuhuş maksadıyla başka erkeklere temin ederek ilişkiye girmesini sağlaması suretiyle bu kişilerin mağdureye yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismar eylemlerine TCK'nın 37. maddesi kapsamında aslen iştirak etmesi karşısında, eylemlerinin hem 5237 Sayılı TCK'nın 227/1. maddesinde düzenlenen çocuğun fuhşu hemde aynı Kanunun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçlarını oluşturduğu ve TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı gereğince sanığın ağır olan zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde çocuğun fuhşu suçundan hüküm kurulması,
Mağdurenin aşamalardaki çelişkili anlatımları, sanıklar ... ve suça sürüklenen çocuk ...'in savunmaları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanıklar ... ile ... ve suça sürüklenen çocuk haklarında mağdureye karşı işledikleri çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan dolayı eylemlerine uyan 5237 Sayılı TCK'nın 103/2. maddesiyle belirlenen temel cezaların koşulları oluşmadığı halde aynı Kanunun 103/4. maddesiyle arttırılması,
Sanıklar ... ile ... ve suça sürüklenen çocuk ...'in, mağdureye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu cebir, tehdit veya hileyle işledikleri hususunda cezalandırılmalarına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında TCK'nın 109/1, 3-b, 3-f, 5. maddeleri gereğince cezalandırılmaları yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek TCK'nın 109/2, 3-b,3-f,5. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine hükmedilmesi,
Kabule göre de;
Sanık ... hakkında bir suç işleme kararının icrası kapsamında mağdureyi değişik zamanlarda farklı kişilere fuhuş maksatlı temin etmesinden dolayı çocuğun fuhşu suçundan hüküm kurulurken TCK'nın 227/1.maddesi gereğince ceza tayin edildiği belirtildiği halde anılan maddedeki cezanın 4 yıldan 10 yıla kadar hapis ve adli para cezası olduğu gözetilmeden, yetişkinlerin fuhşu suçuna dair TCK'nın 227/2. maddesinde yer alan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile adli para cezasını içeren düzenlemeye göre teşdiden uygulama yapılarak temel cezanın 3 yıl hapis olarak belirlenip bunun yanında adli para cezasına hükmedilmemesi ve koşulları oluştuğu halde zincirleme suçu düzenleyen aynı Kanunun 43. maddesiyle arttırım yapılmaması suretiyle cezanın eksik tayini,
SONUÇ : Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısı, sanıklar ile suça sürüklenen çocuk müdafileri ve sanıklar ..., ..., ... temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re'sen de temyize tâbi hükümlerin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/617 Karar: 2016/401 Tarih: 19.01.2016
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Mağdure vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Kayden 1994 doğumlu olup suç tarihinde onyedi yaşı içinde olan mağdurenin 02.03.2011 tarihli duruşmada sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan etmesi ve her ne kadar 08.02.2012 tarihli celsede sanık ...'tan şikayetçi olmuş ise de, şikayetten vazgeçmeden rücunun mümkün olmaması karşısında, mağdurenin yaşı sebebiyle tayin edilen vekilin kamu davalarına katılma ve hükümleri temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
Katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin sanıklar haklarında reşit olmayanla cinsel ilişki suçu ile sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve fuhuş suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;
Sanık ... hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan görülen kamu davasının düşmesi ve sanık ... hakkında fuhuş suçundan verilen beraat hükümlerinin incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen düşme ve beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan, katılan bakanlık vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;
Mahkemece, onbeş yaşından büyük olan mağdurenin ... Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezi ... Kız Yurdunda koruma altına alındığı ve 16.11.2010 tarihinde kaldığı yurttan kaçarak kendi rızasıyla sanık ...'un evinde kaldığı oluşa uygun olarak kabul edildiği halde, iddianamedeki anlatıma göre sanığın eyleminin çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu, 5237 Sayılı TCK'nın 234/3. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kaçırılan ya da alıkonulan çocuğun kanuni temsilcisi olduğu, olay tarihinde yetiştirme yurdunda kalan küçüğün kanuni temsilcisi olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının şikayetçi olup kamu davasına katıldığı gözetilmeden, sanık ...'un 5237 Sayılı TCK'nın 234/3. maddesi uyarınca cezalandırılması yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatine karar verilmesi,
Kayden 1994 doğumlu olup suç tarihinde onyedi yaşı içinde olan mağdurenin 02.03.2011 tarihli duruşmada sanıklardan şikayetçi olmadığını beyan ettiği ve her ne kadar 08.02.2012 tarihli celsede sanık ... ile rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini, ancak bu sanıktan şikayetçi olduğunu beyan etmiş ise de şikayetten vazgeçmeden rücunun mümkün olmaması karşısında, sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan görülen kamu davasının şikayet yokluğu sebebiyle düşmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi,
SONUÇ : Kanuna aykırı, katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/8778 Karar: 2015/6013 Tarih: 04.05.2015
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Sanığa isnat edilip TCK'nın 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu uzlaşmaya tabi olmakla birlikte takibinin şikayete bağlı olmadığı ve kovuşturma evresinde şikayetinden vazgeçip nüfus kaydına göre de hükümden sonra sanıkla tekrar evlendiği anlaşılan müştekinin soruşturma evresinde uzlaşmak istemediğini belirttiği gözetilmeden sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde şikayetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi, Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.05.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/15421 Karar: 2014/10660 Tarih: 30.09.2014
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Sanıklar hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen düşme hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan, katılan mağdure vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde ise;
Dosya kapsamına göre, suç tarihinde 17 yaşı içerisinde bulunan mağdurenin ailesinin haberi olmaksızın sanık A. ile İstanbul iline kaçarak burada sanık S.'in evinde kaldıkları olayda, mağdurenin annesinin şikâyetçi olduğu anlaşılmakla, sanıkların eyleminde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşmadığı, ancak iddianamedeki anlatıma göre eylemlerinin TCK.nın 234/3. maddesine belirtilen ana-babanın haberi olmaksızın çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanıkların TCK.nın 234. maddesi uyarınca cezalandırılması yerine, yazılı şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatlerine karar verilmesi,
Sonuç: Kanuna aykırı, katılan mağdure vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.09.2014 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/9470 Karar : 2017/6622 Tarih : 20.12.2017
-
TCK 234. Madde
-
Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu
Sanık ...’in temyiz isteminin incelenmesinde;
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan dolayı sanık ... hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi gereğince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın aynı Kanunun 231/12. maddesi uyarınca itirazı kabil kararlardan olup temyiz yeteneğinin bulunmadığı ve sanığın anılan hükme yönelik itirazının Ceyhan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.12.2014 günlü, 2014/606 D.İş sayılı kararıyla reddedildiği anlaşıldığından, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
Mağdure vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince;
5237 sayılı TCK'nın 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunda on sekiz yaşını bitirmeyen çocuğun annesi ile babasının çocuk üzerinde sahip oldukları velayet haklarının koruma altına alınması nedeniyle atılı suçun mağdurunun anne ile baba olması ve mahkemece yapılan yargılama sırasında çocuk Melisa’nın velayet hakkına sahip annesi ...’nin, duruşmada sanık ...’den şikayetçi olup davaya katılmasının ardından yokluğunda verilip kendisine tebliğ edilen beraat hükmünü temyiz etmemesi karşısında,...’ya yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen vekilin hükmü temyize hakkı bulunmadığından, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 20.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Makale Yazarlığı İçin
Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.