Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

TCK Madde 229 Dilencilik Suçu

Son güncelleme: 21 Temmuz 2026

Dilencilik Suçu

TCK Madde 229

(1) Çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Bu suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.



TCK Madde 229  Dilencilik Suçu

TCK Madde 229 Gerekçesi

Çocukları, fiziksel veya zihinsel engellileri dilencilikte araç olarak kullanmak suretiyle başkalarının diğerkamlık ve acıma duyguları istismar edilmekte ve haksız kazançlar elde edilebilmektedir. Bu durumun kişilerdeki kimsesizlere, yoksullara yardım etme yönündeki hasletlerin zayıflamasına yol açtığı, bilinen bir gerçektir. Bu düşüncelerle, çocukların, fiziksel veya zihinsel engellilerin dilencilikte araç olarak kullanılması, suç olarak tanımlanmıştır.


TCK 229 (Dilencilik Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/7867 E. , 2023/3155 K.

  • TCK 229
  • Dilencilik suçunda araç olarak kullanma deyiminden, suçun konusunu oluşturan kimselerin, muhatabın (menfaat talep eden kişi) algılayabileceği bir şekilde beraberinde (yanında, elinden tutarak veya sırtında v.s.) ya da muhatabın görebileceği bir yerde bulundurmak anlaşılmalıdır. Dilenirken çocuğunu yanında bulunduran anne, çocuğu dilencilikte araç olarak kullandığından dilencilik suçu nedeniyle cezalandırılmalıdır.

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başşsavcılığı'nın 26.02.2016 tarihli iddianamesiyle, sanık hakkında beden bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 229 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması talebi ile dava açılmıştır.

2.İstanbul Anadolu 22. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.05.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında, atılı suçtan, 5237 sayılı Kanun'un 229 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteği; cezanın alt sınırdan tayin edilmesinin ve sanık hakkında takdiri indirim hükmünün uygulanmasının hakkaniyete aykırı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

1.Dava konusu olay, sanığın 1 yıl 1 ay 15 günlük çocuğunun dilencilikte araç olarak kullanıldığı iddiasına ilişkindir.

2.17.02.2016 tarihli tutanakta, Kozyatağı Yan yol üzerinde yapılan gözlem ve takiplerde, metro içerisinde, sanığın, yanında bulunan ... isimli çocuğunu kullanarak dilencilik yaptığı, sanığın dilencilikle elde ettiği 5,00 TL paranın geçici olarak muhafaza altına alındığı bildirilmiştir.

3.Sanığın kucağında çocuğu olduğu halde yerde oturur vaziyette ve önünde içine para atılan kutu bulunur şekilde fotoğraf çıktısı dosyaya eklenmiştir.

4.Sanık hakkında dilencilik eyleminden dolayı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 33 üncü maddesi uyarınca düzenlenen idari yaptırım karar tutanağı, sanık ... mağdur çocuğa ait nüfus kaydı dosyada bulunmaktadır.

5.Sanık savunmasında, iş bulamadığı için dilencilik yaptığını, çocuğunu bırakacak yeri olmadığı için yanına aldığını beyan etmiştir.

IV. GEREKÇE

1.Sanık hakkında tayin olunan hapis cezasının kanuni sonucu olarak, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hak yoksunluklarına karar verilmemiş ise de; bu hususun infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

2.5237 sayılı Kanun'un 229 uncu maddesinde düzenlenen dilencilik suçunun hareket unsuru "çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanma" olarak belirlenmiştir. Failin, çocuğu veya bedenen ya da ruhen kendisini savunamayan bir kişiyi, araç olarak kullanıp kullanmadığı hususu, dilenme anında dilenen kişinin ve dilencilikte araç olarak kullanılan kişilerin konumları, birbirlerine yakınlıkları, dilenen kişi ile dilencilikte araç olarak kullanılan kişinin hangi konumda bulunduğu ve sair hususlar bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Araç olarak kullanma deyiminden, suçun konusunu oluşturan kimselerin, muhatabın (menfaat talep eden kişi) algılayabileceği bir şekilde beraberinde (yanında, elinden tutarak veya sırtında v.s.) ya da muhatabın görebileceği bir yerde bulundurmak anlaşılmalıdır. Yukarıda yazılı bilgiler ışığında, olay ve olgular bölümündeki tespitler ile tüm dava dosyası birlikte değerlendirildiğinde, mahkemenin sübuta ve suç niteliğinin belirlenmesine ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş olup, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazları reddedilmiştir.


Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/9312 E. , 2023/17426 K.

  • TCK 229
  • Çocuğunu dilendiren kişi kötü muamele suçu nedeniyle değil dilencilik suçu nedeniyle cezalandırılmalıdır.

Suç tarihinde 15 yaşından küçük oğlu olan mağdura dilencilik yaptırdığı anlaşılan sanığın eyleminin, 5237 sayılı Kanun'un 229 uncu maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan dilencilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kötü muamele suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, bozma nedenidir.


  • TCK 229
  • 6 yaşını tamamlamış çocuğa mendil sattırmak dilencilik suçu değil, kötü muamele suçu oluşturur.

TCK'nın 229. maddesinin gerekçesi ise "Çocukları, fiziksel veya zihinsel engellileri dilencilikte araç olarak kullanmak suretiyle başkalarının diğerkamlık ve acıma duyguları istismar edilmekte ve haksız kazançlar elde edilebilmektedir. Bu durumun kişilerdeki kimsesizlere, yoksullara yardım etme yönündeki hasletlerin zayıflamasına yol açtığı, bilinen bir gerçektir. Bu düşüncelerle, çocukların, fiziksel veya zihinsel engellilerin dilencilikte araç olarak kullanılması, suç olarak tanımlanmıştır." biçiminde açıklanmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında çocukları, beden veya ruh bakımından kendisini idare edemeyecek durumda olan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanma eylemi suç olarak düzenlenmiştir. "Dilencilik" eylemi ise kabahat olarak değerlendirilip Kabahatler Kanunu'nun 33. maddesinin birinci fıkrasında hüküm altına alınmıştır.

Çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda olan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanan herkes bu suçun faili olabilir. Ancak maddenin ikinci fıkrasında bu suçun üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.

Dilencilik suçunda hareket unsuru dilenmek değil çocuklar ile beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kişileri dilencilikte araç olarak kullanmaktır. Araç olarak kullanma deyiminden, bahse konu kişileri muhatabın (menfaat talep edilen kişi) algılayabileceği bir şekilde beraberinde (yanında, elinden tutarak veya sırtında vs.) ya da kendisine yakın bir yerde bulundurmak anlaşılmalıdır. Bu nedenle dilenme eyleminin araç olarak kullanılan çocuk ya da bedenen veya ruhen kendisini idare edemeyecek kişi tarafından yapılması zorunlu değildir. Fail, dilenme eylemini beraberinde bulunan ve araç olarak kullandığı kişiye yaptırabileceği gibi; kendisi de yapabilecektir. Bu anlamda anılan suçun hareket unsurunu oluşturan "araç olarak kullanma" kavramı TCK'nın 37/2. maddesinde düzenlenen "dolaylı faillik" kavramından farklıdır. Nitekim dolaylı faillikte tipik hareketin, araç olarak kullanılan ya da diğer bir deyişle iradesine hâkim olunmak suretiyle tipik hareketi yapmaya yönlendirilen kişi tarafından yapılması zorunludur. Öte yandan failin, çocuğu veya bedenen ya da ruhen kendisini savunamayan bir kişiyi, araç olarak kullanıp kullanmadığı hususu da, dilenme anında dilenen kişinin ve dilencilikte araç olarak kullanılan kişilerin konumları, birbirlerine yakınlıkları, dilenen kişi ile dilencilikte araç olarak kullanılan kişinin giysileri, söylenen sözler, araç olarak kullanılan kişinin (çocuk veya engellinin) hangi konumda bulunduğu ve diğer hususlar bir bütün halinde değerlendirilerek ispat edilmelidir (Fatih Birtek, Dilencilik Suçu, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 2, 2014, s. 143-146; Fulya Eroğlu, Özel Ceza Hukuku, Genel Ahlaka Karşı Suçlar ve Aile Düzenine Karşı Suçlar, 7. Cilt, On İki Levha Yayınları, 1. Baskı, ..., Ağustos 2020, s. 149.).

Kötü muamele suçu ise TCK’nın "Topluma karşı suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, “Aile düzenine karşı suçlar” başlıklı sekizinci bölümünün 232. maddesinde;

"(1) Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.

Kötü muamele suçu, mülga 765 sayılı TCK’nın 477 ve 478. maddelerinde yer alan "Terbiye ve inzibat vasıtalarının suiistimali ve aile efradına karşı fena muamele" suçlarının karşılığı olup anılan her iki suç tipi tek bir hükümde birleştirilerek, düzenlemenin birinci fıkrasında aynı konutta birlikte yaşanılan kişiye karşı kötü muameleye, ikinci fıkrada ise terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin kötüye kullanılmasına yer verilmiştir. TCK’nın 232. maddesinin ilk fıkrasındaki suç Kanun’da özgü suç şeklinde tanımlanmamıştır. Dolayısıyla fail ile mağdur arasında aile ilişkisi öngörülmeyen bu düzenleme ile öncelikle aynı konutta yaşayan kişilerin vücut bütünlüğü, sağlığı, onur ve özgürlüklerinin, Kanun’un sistematiğinden hareket edildiğinde ise ikinci olarak aile düzeninin korunduğu anlaşılmaktadır.

Anılan suçun faili ve mağduru da aynı konutta birlikte yaşayan kişilerdir. Birlikte yaşamanın kabulü bakımından kesin bir süre ölçütü bulunmamakla beraber birlikte yaşama iradesinin varlığı yeterlidir. Suçun fiili unsuru ise kötü muamelede bulunmaktır. Kötü muamele suçu, kişiye bedenen veya ruhen zarar veren hareketlerle işlenmekle beraber her türlü kötü muamele bu suçu oluşturmaz. Bu husus maddenin gerekçesinde, "… Her türlü kötü muamele, suçun oluşmasını olanaklı kılmaz. Kötü muamelenin merhamet, acıma ve şefkatle bağdaşmayacak nitelikte bulunması gereklidir. Ancak, bu muamele biçimi kişide basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçünün ötesinde bir etki meydana getirmiş ise, artık kasten yaralama suçundan dolayı cezaya hükmedilmelidir.

Yarı aç veya susuz bırakma, uyku uyutmamak, zor koşullarda çalışmaya mecbur etmek gibi hareketleri kötü muameleye örnek olarak vermek olanaklıdır." biçiminde açıklanmış ve kötü muameleyi belirlemeye ilişkin kriterler ortaya konulmuştur. Mağduru aç veya susuz bırakma, çıplak gezdirme, zor koşullarda çalışmaya mecbur bırakma gibi hareketler kötü muameleye örnek olarak verilebilir. Kötü muamele oluşturan davranışlar fiziksel, vücut bütünlüğüne yönelik olabileceği gibi alay etme, korkutma gibi manevi bütünlüğe yönelik hareketlerden de oluşabilir.

Bu açıklamalardan yola çıkıldığında, suçun maddi unsurları arasında "süreklilik" sayılmamış olmakla beraber "kötü muamele" ifadesindeki "muamele" sözcüğünün "işlem, davranma, davranış" gibi anlamlarının da bulunduğu göz önüne alındığında, kötü muamelenin hareket kavramının yanı sıra bir işleyiş ve süreci de kapsadığı ve buradaki işleyiş ve sürecin, her koşulda sürekli olma, kesintisiz olarak sürüp gitme durumundan ziyade mevcut şartlar dahilinde bir hareketler bütünlüğü olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla bir eylemde kötü muamele kastının şüpheden uzak bir biçimde ortaya konulabildiği durumda süreklilik şart değildir. Somut olayın özelliğine göre merhamet, acıma ve şefkatle bağdaştırılamayacak ani bir fiille de söz konusu suçun işlenmesi mümkündür. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

15.09.2009 tarihinde saat 21.50 sıralarında ... ili, ... ilçesi, Atakent Mahallesi, Şehit ... Caddesi, No: 5 sayılı yer önünde yaşı küçük mağdur ...'ın vatandaşların önüne geçerek, kendisini acındırmak suretiyle elindeki mendili satmaya çalıştığının görülmesi üzerine mağdurun ... Çocuk Büro Amirliğine getirildiği, gerekli işlemler yapıldıktan sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı ile annesi olan sanık ...'ın temin edildiği, ardından da 16.09.2009 tarihinde saat 00.30 sıralarında mağdurun sanığa teslim edildiği anlaşılan olayda; dilencilik suçunun hareket unsurunu oluşturan "araç olarak kullanma" eyleminden söz edilebilmesi için failin dilenme anında çocuğu ya da beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseyi menfaat talep edilen kişinin algılayabileceği bir şekilde beraberinde ya da kendisine yakın bir yerde bulundurmasının gerektiği, bu anlamda mendil satma eylemi sırasında çocuğu olan ...'ın yanında ya da ona yakın bir yerde bulunmayan sanık bakımından TCK'nın 229/1. maddesinde düzenlenen dilencilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakta ise de aynı konutta birlikte yaşadığı ve olay tarihi itibarıyla altı yaşını ikmal etmiş oğluna yönelik, merhamet, acıma ve şefkat duygularıyla bağdaşmayacak şekilde gece vakti, geç saatte, cadde üzerinde, tek başına mendil sattıran sanığın eyleminin aynı Kanun'un 232/1. maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.


Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/11572 E. , 2023/4058 K.

  • TCK 229
  • 3 ve 5 yaşlarında iki çocuğun dilendirilmesi halinde sanıklara alt sınırdan ayrılarak verilen 2 yıl 6 aylık hapis cezası hukuka uygundur.

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 23.10.2015 tarihli iddianamesiyle sanıklar hakkında beden bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanma suçundan cezalandırılmaları istemi ile dava açılmıştır.

2.İzmir 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.05.2016 tarihli kararı ile sanıklar hakkında beden bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanma suçundan ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

3.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özet olarak; müşteki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına usulüne uygun şekilde davanın ihbar edilmesine rağmen duruşmalara katılmadığı, katılma talebinde de bulunmadığından temyiz isteminin reddine; sanık ...'nin temyiz itirazı yönünden ise sanık hakkında hak yoksunluklarına karar verilmemesi nedeniyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdii edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

1.Müşteki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz isteği, katılma taleplerinin kabul edilmesine, yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulduğuna, cezalardan indirim yapılmaması gerektiğine ilişkindir. 2.Sanık ...'ın temyiz isteği, cezanın hukuka ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Dava konusu olay, sanık ...'ın 2012 doğumlu olan kızı ...'i, sanık ...'in ise 2010 doğumlu olan kızı ...'i camı çıkışında dilendirdikleri iddiasına ilişkindir.

IV. GEREKÇE

A. Tebliğname yönünden,

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Bakanlığın çocuğa karşı işlenen suçlarda, davaya katılma ve hükmü temyiz hakkı bulunmaktadır. Somut olayda, yargılama sırasında davanın ihbarı için İzmir Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar verildiği, yazılan müzekkerenin bir suretinin dava dosyası içerisinde bulunduğu, gerekçeli kararın kuruma tebliği üzerine kurum vekilinin katılma istemli olarak hükümleri temyiz ettiği belirlenmiştir.

Davanın kuruma müzekkere yazılmak suretiyle ihbar edilmek istendiği, ancak ihbarın kime , ne şekilde ve hangi tarihte yapıldığı hususu dava dosyası içeriğinden belirlenemediğinden usulüne uygun bir şekilde ihbar yapılmadığının kabulü gerekmektedir. Açıklanan nedenle müşteki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi görüşünü içeren tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.

B. Müşteki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık ...'ın temyiz istemleri yönünden, Çocuğa yönelik işlenen dava dosyasına konu suç yönünden müşteki Bakanlık vekili tarafından sunulan temyiz istemli dilekçede açıkça katılma iradesinin ortaya konulduğu anlaşılmakla, 2019/6 Esas sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 237 nci maddesinin ikinci fıkrası gözetilerek, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davaya katılmasına ve vekilinin de katılan vekili olarak kabulü ile yapılan incelemede;

1.Sanıklar hakkında tayin olunan hapis cezalarının kanuni sonucu olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hak yoksunluklarına karar verilmemiş ise de; bu hususun infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

2.5237 sayılı Kanun'un 229 uncu maddesinde düzenlenen dilencilik suçunun hareket unsuru "çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanma" olarak belirlenmiştir. Failin, çocuğu veya bedenen ya da ruhen kendisini savunamayan bir kişiyi, araç olarak kullanıp kullanmadığı hususu, dilenme anında dilenen kişinin ve dilencilikte araç olarak kullanılan kişilerin konumları, birbirlerine yakınlıkları, dilenen kişi ile dilencilikte araç olarak kullanılan kişinin hangi konumda bulunduğu ve sair hususlar bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Araç olarak kullanma deyiminden, suçun konusunu oluşturan kimselerin, muhatabın (menfaat talep eden kişi) algılayabileceği bir şekilde beraberinde (yanında, elinden tutarak veya sırtında v.s.) ya da muhatabın görebileceği bir yerde bulundurmak anlaşılmalıdır. Yukarıda yazılı bilgiler ışığında, sanıkların kendi öz kızlarını Balçova ... Cami öğle namazı çıkışında dilendirdiklerine dair kolluk görevlileri tarafından tutulan 25.06.2015 tarihli tutanak içeriği, ekindeki fotoğraflar, dava dosyası içerisinde bulunan nüfus kayıt örnekleri ve tüm dava dosyası kapsamına göre, mahkemenin sübuta, suç niteliğinin belirlenmesine, dilencilikte araç olarak kullanılan çocukların yaşları dikkate alınarak cezaların teşdiden takdir edilmesine ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş olup, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ... ve katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz itirazları yönünden hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2010/7644 Karar : 2013/5854 Tarih : 19.03.2013

  • TCK 229. Madde

  • Dilencilik Suçu

I-Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sanığın yakınana ait konuta girip hırsızlık yaptığının anlaşılması karşısında, konut dokunulmazlığını bozma suçundan zamanaşımı içerisinde işlem yapılması olanaklı görülmüştür.

Adli sicil kaydına göre tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında TCK`nın 58. maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından, bozma nedeni yapılmamış,

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, sanık R. Ç. savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,

II-Sanık hakkında dilendirmek suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;

1-Kendisinin dilencilik yapmadan acıma duygularını daha fazla etkileyecek çocuk veya beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda olan kimseleri dilencilik yapmaları için araç olarak kullanan böylece kendisi için dileneni mağdur konumuna sokan faiilin eylemi TCK.nın 229/1. maddesinde tanımlanıp, TCK.nın 229. maddesinin 2.fıkrasında ise bu suçun üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımları ya da eş tarafından işlenmesi halinde cezanın arttırılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Somut olaya gelince;

Kayden bekar sanık R. Ç.'nun evlilik dışı doğan ve nüfusa kayıtlı olmayan olay tarahinde 9-10 yaşlarında olduğu tahmin olunan küçük F. ile birlikte girdikleri bir evden hırsızlık yaptıkları ve merdivenlerden inerken tanık H. E. ile karşılaşan sanık R.'nin yardım edin demesi üzerine tanığın yardım amacı ile sanığa para verdiği, tanık küçük F.'ın anlatımları ve sanık savunması ile birlikte dikkate alındığında, sanık R. Ç.'nun yanındaki (küçük) F.`a dilencilik yaptırdığı ve/veya bu yönde araç olarak kullanıldığı duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanmadan yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle hüküm kurulması,

2-Kabule göre de;

F.`ın olay tarihinde gerçek yaşı saptanmadan sanık ile kan hısımlığı (soybastı) duraksamasız belirlenmeden, duruşmaya devamla yazılı şekilde uygulama yapılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, açıklanan nedenlerle hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 19.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/11665 Karar : 2016/3650 Tarih : 21.03.2016

  • TCK 229. Madde

  • Dilencilik Suçu

Sanık hakkında zamanaşımı içinde mala zarar verme suçundan işlem yapılması olanaklı görülmüştür.

I-Sanık hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçundan kurulan hükümlerin yapılan temyiz incelemesinde;

Sanığın birden fazla kişi ile birlikte konut dokunulmazlığını bozma suçunu işlediğinin anlaşılması karşısında TCK'nın 119/1-c maddesinin uygulanmaması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesiyle yapılan uygulamaya esas alınan Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nce verilmiş olan 23/01/2007 tarih, 2004/735 Esas ve 2007/5 Karar sayılı ilamıyla, TCK’nın 142/1-b, 35, 52/4. maddesi uyarınca hükmedilen 740,00 TL adli para cezasının, miktar yönünden kesin nitelikli olup 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 305/son maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağının gözetilmemesi,

2-T.C. Anayasa Mahkemesi'nin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz nedeni bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısımların çıkartılması ve T.C. Anayasa Mahkemesi'nin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan,2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk nedeniyle; "TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin olan tüm kısımların" hükümden çıkartılması ile yerine "TCK'nın 53. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı da gözetilmek suretiyle uygulanmasına" cümlesi eklenmek suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II-Sanık hakkında dilencilikte aracı kullanmak suçundan kurulan hükmün yapılan temyiz incelemesinde;

Sanığın aşamalardaki çelişkili beyanı, dosya kapsamı, tanık beyanı, sanığın TCK'nın 229/1. maddesinde tanımlanan dilencilikte aracı kullanmak suçunun ne suretle oluştuğunun karar yerinde tartışılmadan ve sanığın mağdur üzerinde hakimiyet kurarak dilendirdiğine dair somut ve yeterli bir delil bulunmadığı gözetilmeksizin beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz nedeni bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 21.03.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2011/29856 Karar : 2013/17198 Tarih : 25.06.2013

  • TCK 229. Madde

  • Dilencilik Suçu

Dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak,

1- Tanıkların dinlendiği ve esas hakkındaki mütalaanın verildiği 11.6.2009 tarihli tutanağın 1 ve 2. sayfalarının zabıt katibi tarafından imzalanmaması suretiyle CMK'nın 219/1. maddesine aykırı davranılması,

2- Sanık A.. A.. müdafiinin temyiz dilekçesine ekli 16.3.1993 tarihli Çanakkale Devlet Hastanesi sağlık kurulu raporuna göre sanığın akut psikotik reaksiyon hastası olduğu ve 01.04.1993 ve 18.05.1993 tarihlerinde psikotik depresyon tanısıyla Adana Ruh Sağlığı ve Hastanesinde tedavi gördüğüne ilişkin yazı karşısında, suç tarihinde akıl hastası olup olmadığının tespiti ve cezai ehliyeti ile ilgili rapor aldırılarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi zorunluluğu,

3- Dilencilik yapan tanık Şahin Tökgöz'ün dosyada mevcut onaysız fotokopiden ibaret özürlü kimlik belgesine göre, %80 oranında ortopedik özürlü olduğunun belirtilmesine göre, TCK'nın 229/1. maddesi uyarınca beden veya ruh bakımından kendini idare edip edemediğinin tespiti bakımından yöntemince sağlık kurulu raporu alınmadan, eksik inceleme ile karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 25/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.