Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

TCK Madde 160 Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

Son güncelleme: 1 Nisan 2026

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

TCK Madde 160

(1) Kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyedliğinden çıkmış olan ya da hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin, malik gibi tasarrufta bulunan kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.



TCK Madde 160  Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

TCK Madde 160 Gerekçesi

Kaybedilmiş olması nedeniyle sahibinin zilyetliğin-den çıkmış olan eşyayı ele geçiren kişi, bunu iade etmek veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmek yükümlülüğü altındadır. Aynı yükümlülük, bir şeyi hata sonucu ele geçiren kişi açısından da söz konusudur. Madde metninde, bu yükümlülüğe aykırı davranarak, eşya üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunulması, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma, şikâyete bağlı tutulmuştur.


TCK 160 (Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


Yargıtay 2CD E.2023/28153 - K.2025/10970

  • TCK 160
  • Sanığın hesabında para bulunmamasına rağmen yazılım sorunu nedeniyle hataen ATM cihazından birden fazla kez para çekmesi şeklindeki eylem zincirleme biçimde kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunu (TCK m.160) oluşturur.

Sanığın, bilgisayar yazılımında oluşan hata sonucu hesabında para bulunmamasına rağmen katılana ait ortak ATM cihazından, 14.01.2014 - 18.01.2014 tarihleri arasında değişik zamanlarda birden fazla kez toplam 56.000,00 TL para çekerek tasarrufta bulunması karşısında; katılan bankaya karşı zincirleme şeklinde kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunu gerçekleştirdiği anlaşılan sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, bozma nedenidir.


Yargıtay CGK E.2019/323 - K.2023/101

  • TCK 160

  • Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunun unsurları

TCK'nın "Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf" başlıklı 160. maddesi ise; "Kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyetliğinden çıkmış olan ya da hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin, malik gibi tasarrufta bulunan kişi, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.

Madde gerekçesinde de "Kaybedilmiş olması nedeniyle sahibinin zilyetliğinden çıkmış olan eşyayı ele geçiren kişi, bunu iade etmek veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmek yükümlülüğü altındadır. Aynı yükümlülük, bir şeyi hata sonucu ele geçiren kişi açısından da söz konusudur. Madde metninde, bu yükümlülüğe aykırı davranarak, eşya üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunulması, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suç nedeniyle soruşturma ve kovuşturma, şikâyete bağlı tutulmuştur." açıklamalarına yer verilmiştir.

5237 sayılı TCK'nın 160. maddesinde kaybolan ya da hata sonucu ele geçen malın yetkili makamlara bildirilmesi yükümlülüğü getirilmiş ancak herhangi bir kanuna gönderme yapılmamıştır. Oysa 765 sayılı TCK'nın 511. maddesinde bu tür eşyaların bulunması hâlinde Medeni Kanun hükümlerine göre bildirimde bulunma yükümlülüğü getirilmişti.

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu ile kişilerin mülkiyet hakkı ve mülkiyet haklarından kaynaklanan bazı tasarrufları yapma özgürlükleri korunmaktadır. Suçun maddi konusunu, üzerinde kişilerin mülkiyet hakkının bulunduğu mallar oluşturmaktadır. Bu mallar suç tipinin niteliği gereği kaybedilmiş ya da hata sonucu başkasının eline geçmiş mallardır.

Kanun koyucunun bu suçu ihdas etmesinin amacı, kaybolmuş ya da hata sonucu ele geçmiş bir eşyayı bulan kişinin ele geçirdiği eşyayı yetkili makamlara bildirmesini ya da doğrudan malike iade etmesini sağlamaktır.

Mal varlığına karşı işlenen suçlar bölümünde yer alan madde, kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf ve hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf olmak üzere bünyesinde iki farklı suçu ihtiva etmektedir. Ancak fiil unsurlarının aynı olması nedeniyle söz konusu suçlar tek madde ve fıkrada düzenlenmiştir.

Kaybolmuş eşya, malikin yerini bilmediği ve egemenlik alanından çıkması nedeniyle sahip olma olanağının kalmadığı eşyadır. Bu iki şartın birlikte sağlanması hâlinde kaybolmuş eşya söz konusu olacaktır. Malikin eşyanın yerini bilmemesi subjektif, eşyanın egemenlik alanından çıkması objektif şart olarak nitelendirilmektedir. Kaybolmuş eşyanın birinci şartı, eşyanın malikin egemenliğinden çıkmış olmasıdır. Böyle bir durumda mülkiyet hakkı devam etmekle birlikte malikin zilyetliği sona ermiş olacaktır. Kaybolmuş eşyanın ikinci şartı, malikin eşyanın yerini bilmemesidir. Eşyanın sadece malikin egemenliği altında olmaması bu suç bakımından yeterli değildir. Aynı zamanda eşyanın nerede olduğunun bilinmiyor olması gerekir. Örneğin, malikin bahçesinde düşürdüğü cüzdanı, hâlen egemenlik alanı içinde olduğundan kaybolmuş eşyadan bahsedilemez. Eşyanın, egemenlik alanından çıkması, malikin hatasıyla olabileceği gibi eşyanın kendi kendine hareket etmesi veya üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen bir davranış sonucunda da olabilir. Eşyanın maliki dışında bir kişinin gerçekleştirdiği fiil sonucu kaybolmuş duruma gelmesi hâlinde bu eşyayı bularak malik gibi tasarrufta bulunan kişinin eyleminin kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya hakkında tasarruf suçunu oluşturduğu söylenebilecektir.

Malikin eşyanın yerini bildiği ya da nerede unuttuğunu sınırlanabilir bir şekilde bilebileceği hâllerde unutulmuş eşya söz konusudur. Örneğin sinemada, otobüste, kafede düşürülen veya alınması unutulan eşya bu kapsamdadır. Unutulmuş eşyanın bulunduğu yerden alınarak üzerinde tasarrufta bulunulması ise hırsızlık suçunu oluşturur.

Yine eşyayı bulan kişinin eşyanın malikini bildiği hâllerde kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf suçunun oluşmayacağı, hırsızlık suçunun oluşacağı ifade edilmektedir. Yargıtay da, aksi yönde kararları olmakla birlikte eşyanın kime ait olduğunun bilindiği durumlarda kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf suçunun oluşmayacağını ifade etmektedir (… Kılıç, Kaybolmuş Veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu, YBHD, Sayı: 2008/2, s. 9-14.).

Diğer taraftan, sahibi tarafından terk edilmiş eşya bu suçun konusunu oluşturmaz. Malikin, mülkiyet hakkından vazgeçmesi niyetiyle zilyetliğini sona erdirdiği, örneğin, çöpe atılan masa, sokağa bırakılmış evcil hayvan terk edilmiş eşyadır. Terk edilmiş eşya aynı zamanda sahipsiz eşya olmakla birlikte sahipsiz eşya o ana kadar kimsenin üzerinde mülkiyet hakkı tesis etmediği eşyayı da kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.

Hata sonucu ele geçmiş eşya, failin malı elde etmek için çaba harcamamasına, hileli hareketlere başvurmamasına rağmen hataya bağlı olarak zilyetliği ele geçirilen eşyadır. Hata, istemeyerek ve bilmeyerek yapılan yanlış, yanılma anlamına gelmektedir. Suç tipi bakımından önem arz eden hata, zilyetliğin geçişine ilişkin olup diğer hususlar bakımından düşülen hatalar bu kapsamda değerlendirilmez. Örneğin, malın gerçek değerini bilmediği için ucuza satan kişinin içinde bulunduğu hata zilyetliğin geçişine ilişkin olmadığından hata sonucu ele geçmiş eşyadan söz edilemez. Zilyetliğin geçişine ilişkin hatanın kaynağı mağdur veya üçüncü kişi olabileceği gibi fail de olabilir. Ayrıca somut olayda birden fazla kişinin hatası birleşebilir. Özellikle mağdur veya üçüncü kişinin hataya düştüğü ve aydınlatma yükümlülüğünün olduğu iki taraflı işlemlerde hata sonucu ele geçmiş eşyanın mevcut olabilmesi için failin de hataya düşmesi gerekir. Aksi halde hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu değil, failin karşı tarafın hatasından yararlanması sonucu meydana gelen dolandırıcılık gibi sair suçlar oluşacaktır.

Suçun fiil unsurunu, sahibine iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin eşya üzerinde malik gibi tasarrufta bulunma oluşturur. Sadece kaybolmuş eşyanın bulunduğu yerden alınması veya hata sonucu zilyetliğin ele geçirilmesi suçun oluşmasına sebebiyet vermez. Ayrıca kişinin yükümlülüklerini yerine getirmeksizin malik gibi tasarrufta bulunması gerekmektedir. Malik gibi tasarrufta bulunma, mülkiyet hakkının tanıdığı kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinin kullanılması şeklinde gerçekleştirilebilir. Eşyanın satılması, bağışlanması, tüketilmesi, yok edilmesi, şahsi ihtiyaçlara özgülenmesi, eşya üzerinde iyiniyetli üçüncü kişi lehine ayni hak tesis edilmesi malik gibi tasarrufta bulunma niteliğindedir.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Şikâyetçi …’in, 18.10.2012 tarihinde, bir kafede oturduğu sırada sandalyeye asılı vaziyette bıraktığı kol çantasından cep telefonu ve cüzdanının çalındığı yönünde müracaatta bulunması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, çalınan cep telefonunun şikâyetçi tarafından en son 18.10.2012 tarihinde saat 17.14’te kullanıldığı, çalındıktan sonra ilk olarak 19.10.2012 günü saat 09.13’te sanık … adına kayıtlı hat ile görüşme yapıldığının tespit edilerek ulaşılan sanığın hırsızlık suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, değişen suç vasfına göre kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçundan mahkûmiyetine karar verilen olayda;

Sanığın aşamalarda, sahil yolunda bankta oturduğu sırada yerde bir telefon gördüğünü, telefonun arka kapağının açık ve yere atılı vaziyette durduğunu, içinde sim kart bulunmadığını, kendi telefonundaki sim kartı çıkararak yerde bulduğu bu telefona taktığını, ekranın gidip geldiğini, atılmış olduğunu düşünerek yanına aldığı telefonu birkaç gün kullandığını, bahse konu telefonu çalmadığını savunması, suça konu diğer eşyanın sanıktan ele geçirilememesi, hırsızlık anını gösteren kamera kaydı ya da tanık beyanı gibi bir delil elde edilememesi karşısında, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturmayacağı; ele geçirildiği yer itibarıyla telefonun terk edilmiş eşya olduğundan da söz edilemeyeceği, buna göre sanığın, hırsızlık suçunun faili tarafından yere atılmak suretiyle şikâyetçinin zilyetliğinden çıkarak kaybolmuş eşya hâline gelen telefonu bulunduğu yerden alıp iade etmeksizin ya da yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin malik gibi tasarrufta bulunma şeklinde gerçekleşen eyleminin, kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya hakkında tasarruf suçunu oluşturduğu, eyleme uyan suçun, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun uyarınca uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle, Yerel Mahkemece, 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca durma kararı verilerek aynı Kanun'un 253 ve 254. maddelerinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir.


Y2CD - E.2021/8357 - K.2023/1218

  • TCK 160
  • Masada unuuttuğu telefonu kısa bir süre sonra almak için dönen mağdurun cep telefonu alan sanığın çok kısa bir araştırma ile sahibini bulabilecek durumda olması karşısında; 5237 sayılı Kanun'un 160. maddesinde yer alan tanıma uygun şekilde malikinin zilyetliğinden çıkmış olduğu ya da hata sonucu ele geçirildiği kabul edilemeyeceğinden, sanığın eylemi aynı Kanun'un 142/2-h. maddesine uyan hırsızlık suçunu oluşturur.

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf etme suçunun oluşabilmesi için mal sahibinin, malın nerede olduğunu bilmemesi, o şeyin üzerinde tasarruf imkânının kalmamış bulunması ve failin mal edindiği şeyin yitirilmiş mallardan olduğu inancını taşıması gerektiği dikkate alındığında, sahibi bilinen malın ya da çok kısa bir araştırma ile malın sahibinin belirlenmesi imkânının olması halinde kaybolmuş veya hata sonucu ele geçirilmiş eşyadan söz edilemeyeceği; dosya kapsamına göre; mağdurun cep telefonunu AVM'nin yemek bölümünde bulunan masada unutarak ayrılmasından sonra sanığın suça konu telefonu masadan aldığı, mağdurun kendisine ait cep telefonunu unuttuğunu fark edip birkaç kez aramasına rağmen telefonun açılmadığı, sanığın güvenlik görevlilerince güvenlik odasına alınmasından sonra da telefonu almadığını söylemeye devam ettiği somut olayda; sanığın, çok kısa bir araştırma ile sahibini bulabilecek durumda olması karşısında; 5237 sayılı Kanun'un 160. maddesinde yer alan tanıma uygun şekilde malikinin zilyetliğinden çıkmış olduğu ya da hata sonucu ele geçirildiği kabul edilemeyeceğinden, sanığın eyleminin aynı Kanun'un 142/2-h. maddesine uyan hırsızlık suçunu oluşturduğu halde suçun hukukî nitelendirmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.


Y6CD E.2020/9513 - K.2021/11750

  • TCK 160

  • Araçtan indikden sonra telefonunun olmadığını fark eden mağdurun telefonu yapılan araştırma sonucunda 1,5 saat sonra sanığın kullanımında bulunduğundan, sanık nitelilikli hırsızlık suçundan cezalandırılmalıdır.

Olay günü Korkuteli minibüsü ile yolculuk yapmakta olan katılanın, araçtan indikten sonra telefonunun olmadığını farketmesi üzerine yapılan araştırmada, yaklaşık bir buçuk saat sonra sanığın kullanımında olduğunun tespit edilmesi karşısında; sanık hakkında suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilerek nitelikli hırsızlık suçu yerine atılı suçtan mahkumiyet kararı verilmesi, bozma nedenidir.


Yargıtay 2CD E.2020/11713 - K.2021/11907

  • TCK 160

  • Müştekinin cep telefonunu çay bahçesinde masanın üzerinde unuttuğu, bir süre sonra cep telefonunun olmadığını farkedip çay bahçesine gittiğinde telefonunu unuttuğu yerde bulamaması nedeniyle yapılan araştırma sonucunda cep telefonunun sanığın eşi tarafından kullanıldığının anlaşılması nedeniyle sanık hakkında kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu (TCK m.160) nedeniyle değil, hırsızlık suçu nedeniyle hüküm tesis edilmelidir.

Müştekinin cep telefonunu çay bahçesinde masanın üzerinde unuttuğu, bir süre sonra cep telefonunun olmadığını farkedip çay bahçesine gittiğinde telefonunu unuttuğu yerde bulamadığı, alınan TİB kayıtlarına göre, suça konu cep telefonunu olaydan bir hafta sonra sanığın eşi adına kayıtlı hat ile sanık tarafından kullanılmaya başlandığının tespit edildiği, sanığın ise savunmasında cep telefonunu aldığını kabul ettiğini beyan etmesi karşısında, sanık hakkında kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçundan hüküm kurulmuş ise de, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturması nedeniyle sanık hakkında hırsızlık suçundan hüküm kurulması gerektiği; ancak kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçundan açılan davanın hırsızlık suçuna dönüşmeyeceği dikkate alınarak hırsızlık suçundan dolayı suç duyurusunda bulunulup, Cumhuriyet savcılığı tarafından kamu davası açılması sağlanarak ve her iki dava birleştirilerek sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, bozma nedenidir.


Y6CD E.2020/7916 - K.2021/6660

  • TCK 160
  • Müşterinin kasa kenarında unutup gittiği cüdanı alarak sahiplenen çalışanın eylemi kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu (TCK m.160) değil, nitelikli hırsızlık suçudur.

Olay tarihinde saat 21.30 sıralarında suça sürüklenen çocuğun çalıştığı lokantaya gelen müştekinin sipariş vermek üzere iken, dışarıda halk hareketlerinin olmasıyla birlikte içinde 410 TL para kimlik kartı ve kredi kartlarının bulunduğu cüzdanı kasa kenarında unutup hızlıca lokantayı terkettikten sonra, suça sürüklenen çocuğun müştekiye ait suça konu cüzdanı bulunduğu yerden alıp sahiplendiği olayda; suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK 142/2-h, 143 maddelerine yer alan hırsızlık suçunu oluşturduğu halde, eylemin hatalı vasıflandırması ile yazılı şekilde TCK'nın 160/1. maddesi gereğince mahkumiyet kararı verilmesi,


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/12957 Karar: 2017/22332 Tarih: 16.10.2017

  • TCK 160. Madde

  • Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

A- )Sanığın, katılan ...'a karşı yaralama, katılanlar ... ve ...'a karşı hakaret eylemlerinden hükmolunan mahkumiyet kararlarında öngörülen cezaların nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükümlerin temyiz edilemez olması sebebiyle Yerel Mahkemece verilen temyiz isteğinin reddine dair karara karşı yapılan itirazın, tebliğnameye uygun olarak REDDİNE, yerel mahkemenin redde dair kararının ONANMASINA,

B- )Katılanlar ... ve ...'a karşı tehdit eylemi yönünden yapılan incelemede;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi,

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu hapis cezasının 5271 Sayılı CMK'nın 231/7. maddesi gereğince adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi; yeniden suç işlenmesi üzerine hükmün açıklanmasına karar verilirken de esasen aynı Kanun'un 231/11. maddesinin ilk cümlesi gereğince hüküm açıklanması ile yetinilmesi gerekmekle beraber, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı hüküm sayılmadığından, kazanılmış haktan söz edilemeyecek ise de, hükmün açıklanırken hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Ancak;

1- )Sanığın 19.06.2008 tarih ve 2008/31 E. 2008/98 K. sayılı ilamla hükümlülüğüne karar verilip, CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, denetim süresi içinde yükümlülük yüklenmemesine, hükmün kesinleşmesinden sonra denetim süresi içinde 02.08.2010 tarihinde yeniden kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunu işlediğinden, hükmün CMK'nın 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına karar verildiği anlaşılmakla;

Açıklanmasına karar verilecek yeni hükmün Yargıtay incelemesine tabi olacak ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hüküm olacağı bu sebeple kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere dair değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, Anayasanın 141. ve 5271 Sayılı CMK'nın 34, 223,, 230. maddelerine aykırı davranılarak gerekçesiz hüküm kurulması,

2- )Hükmün açıklanmasına neden olan kasıtlı suçun, TCK'nın 160. maddesi uyarınca hükmolunan kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf olması, 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen bu suç önceden de uzlaşma kapsamında ise de, 6763 Sayılı Kanun'un 34. maddesiyle, 5271 Sayılı CMK'nın 253. maddesinin 24, 25. fıkralar 24 ve 25. fıkralarındaki uzlaştırma bürosuna dair düzenleme dikkate alınıp, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2, 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması karşısında, kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu yönünden, uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, anılan hükümler yönünden uzlaştırma işleminin olumlu sonuçlanmış olması durumunda, sanığın denetim süresinde işlediği başkaca kasıtlı suçlardan mahkum olup olmadığı tespit edilip sonucuna göre, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanıp açıklanmayacağının değerlendirilmesi zorunluluğu,

3- )Kabule göre de; 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun'un 34.maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2, 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'un temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 16.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/25389 Karar: 2016/4229 Tarih: 10.05.2016

  • TCK 160. Madde

  • Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

1- ) Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelemesinde;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

2- ) Sanık hakkında kaybolmuş ya da hata sonucu ele geçirilmiş eşya üzerinde tasarruf suçundan kurulan hükmün incelemesinde;

Belli bir olay ile ilgili suç işlediği izlenimini veren ve hakkında herhangi bir araştırma yapılan kişi şüpheli statüsüne girer.

Yargılanacak her uyuşmazlık;

Şüphelilik, uyuşmazlığın somut olması ve uyuşmazlığın çözümü şeklinde özellikleri vardır. O halde önce olay öğrenilmelidir.

Sübut ( veya ispat ) meselesi maddi mesele olup, o halde önce olay öğrenilmelidir.

Olay belirlendikten sonra olaya uygulanacak hukuki norm ve bunun olayın tipine uygun olup olmadığı konusunda sonuç çıkarılır. Maddi durumu tesbit hukuki durumu tesbittir.

Ceza muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmalıdır. Maddi gerçeğe ulaşılacak araçlar ise delillerdir.

Deliller; sanık açıklamaları, tanık açıklamaları ve/veya bunun dışındaki kişilerin açıklamaları, kolluk, savcı ve hüküm tutanakları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve/veya ses kaydeden araçlarla açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilinir. Suçun konusu ve/veya alet olayın bir parçasıyken olay yerinde kalan her türlü iz ve eser, belirti delil olup, olayı temsil eden dolaylı delildir.

Yağma olayında genelde tanık yoktur, bu sebeple mağdur beyanı önemlidir. Şayet bu konuda duraksama varsa yenilmesi gereken bir şüphe olduğu düşünülmesi gerekir. Bütün isnat araçları delildir. Soyut olarak da deliller eşdeğerdedir. Hakim sanık lehine, aleyhine olan delilleri araştırıp, kuşkudan arınmış olarak sonuca ulaşması gerekir. Kuşkular yenilmelidir. Hükümde varsayıma dayalı kuşkulu hal kalmamalıdır.

Eylem veya eylemlerin bir suç olup olmadığının belirlenmesi için önce eylemin işlenip işlenmediğinin sorunu çözülerek başlanır. Hakim hangi kanıtı nasıl yorumladığı yorumu ile nasıl bir kanıya ulaştığını kararın gerekçesinde göstermek zorundadır.

Gerekçedeki mantıksal kronolojik dizi ise iddia, savunma, kanıtlar, kanıtların yorumu sabit kabul edilen eylem, ihlal edilen norm, normun yorumu ve en nihayet ulaşılan sonuç olan hüküm şeklinde olmalıdır.

Hırsızlık, başkasına ait taşınır bir malı zilyedin rızası bulunmaksızın faydalanmak amacıyla bulunduğu yerden alarak, kendi hakimiyet alanına sokmaktır.

Yağma suçunda ise; başkasının zilyetliğinde taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan "zor yoluyla hırsızlık" bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmektir.

Kaybolması veya hata sonucu ele geçirilmiş eşya üzerinde tasarruf ise, kaybedilmiş olması sebebiyle sahibinin zilyetliğinden çıkmış olan eşyayı ele geçiren kişinin bunu iade etmek veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmemek, eşyadan malik gibi tasarrufta bulunması hallerini açıklar.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince;

18.12.2010 günü saat 20:00 sularında ... üst geçit yanında kavga olayının anonsu üzerine olay yerine gelen emniyet güçlerini çevredeki vatandaşların yönlendirmesi ile "... Cafe" adlı işyeri önünde oturan mağdur ... 'e ulaşıldığında, düzenlenen 18.12.2010 tarihli tutanak başlıklı belgede;

Mağdur ... 'in "Arkadaşı ...'un kendisini darp edip yanından ayrıldığını" şeklinde kaleme alınmasına karşın, mağdurun 18.12.2010 tarihli polis beyanında; metruk binadan çıktıktan sonra ... adlı kişinin telefonu vermediği için kendisini dövüp, ... adına kayıtlı olup kullanımındaki telefonunu zorla alıp ayrıldığını,

Mahkemede ise; ... ile tanıştığını evlenmeyi planladıklarını tokat atınca şikayet ettiğini ilk beyanında geçen olayları yaşamadığını, telefonun tartışma anında düştüğünü, zorla elinden alınmadığını suça konu telefonun ise yanında olduğunu belirtip,

Mağdur duruşmada suça konu telefon budur diye gösterip anılan bu telefon ile ilgili tesbitler duruşma tutanağına yansıtılmıştır.

Sanık ise tüm aşamalarda özetle; mağdur ...'yi tanıdığını, bir süre birlikte oldukları olay günü, ona gelen bir telefon üzerine tartıştıklarını, bu tartışması sırasında telefonun yere düştüğünü, mağdur ...'nin kaçması üzerine telefonu alıp, Alsancakta bir eğlence merkezinde çalışan arkadaşı ...'e bıraktığını yerini de polislere bildirdiğini ileri sürüp,

Dinlenen tanıklar ise; mağdur ... ile sanık arasındaki olay öncesi arkadaşlıklarına açıklık getirmiştir.

Mağdurun ...'in BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığı da saptanmıştır.

Mağdur aşamalarda değişen anlatımlarına karşın savunma ve bunu teyit eden deliller ele alındığında;

Öncelikle ortaya çıkan duraksamaların tamamen giderilebilmesi için savunma doğrultusunda, telefonun bırakıldığı ... adlı kişinin açık kimliği tesbit edilip, konu hakkında beyanı alınıp, suça konu telefonun iletişim kayıtları getirtilip olay sonrası sanık tarafından bir kullanımın olup olmadığı saptanıp; sonucuna göre delillerin bir bütün halinde takdiri ile sanığın suç teşkil eden haksız bir fiili olup olmadığı, varsa buna uygulanacak normun tayini gerektiği düşünülmeden eksik soruşturma ile yetinilip, dosya ile örtüşmeyen kabulle yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 10.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/5457 Karar: 2016/2012 Tarih: 25.02.2016

  • TCK 160. Madde

  • Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

Sanık Fikri'ye gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğ edilmediği ve sanığın öğrenme üzerine yaptığı temyiz başvurusunun süresinde olduğu değerlendirilerek, sanığın temyiz başvurusunun reddine yönelik tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.

Şehirler arası otobüs işletip, katılanı işlettikleri otobüsle Erzurum ilinden Ankara iline getiren ve katılanın otobüsten inerken koltuğunda unuttuğu bagaj fişi verilmeyen ve fiili olarak da teslim alınmayan poşeti katılana vermeyen sanıkların, eylemlerinin kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarrufta bulunma suçunu oluşturacağından TCK'nın 160/1. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken suç vasfında ve değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de;

1- TCK'nın 53/4. maddesi gereğince, kısa süreli hapis cezası ertelenen sanıklar hakkında aynı maddenin birinci fıkrasında gösterilen hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,

2- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi kanun koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 120 gün olarak tayin edilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 25.02.2016 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/11077 Karar: 2015/13776 Tarih: 02.07.2015

  • TCK 160. Madde

  • Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

Temyiz süresinin son gününün adli tatile gelmesi nedeniyle sanığın 26.07.2012 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf etme suçunun 5237 sayılı TCK'nın 160. maddesinde "Kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyedliğinden çıkmış olan ya da hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin, malik gibi tasarrufta bulunan kişi, şikâyet üzerine, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlendiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.06.1997 gün ve 132/151 sayılı kararında da açıklandığı üzere; "öngörülen suçun oluşabilmesi için mal sahibinin, malın nerede olduğunu bilmemesi, o şeyin mal sahibinin tasarruf alanı dışına çıkmış yani tasarruf imkanının kalmamış bulunması, en önemli unsur ise suç işleyenin mal edindiği şeyin yitirilmiş mallardan olduğu inancını taşıması gerektiği ve sahibi bilinen malın kaybolmuş mallardan sayılamayacağının..." belirtilmesi ve somut olayda; katılanın lokantada yemek yerken masanın üzerine koyduğu cep telefonunu almayı unutarak dışarı çıktığının, katılanın karşı masasında oturan sanığın katılanın almayı unuttuğu cep telefonunu alarak olay yerinden ayrıldığının, katılanın beş dakika içerisinde unuttuğu telefonu almak için geldiği gözetildiğinde sanığın katılanın masasında bulunan cep telefonunun katılana ait olduğunu bildiğinin veya çok kısa bir araştırma ile cep telefonunun sahibini bulabilecek durumda olduğunun anlaşılması karşısında sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu yönündeki kabul ve uygulamada herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamede yer alan (1) nolu bozma düşüncesine, 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesinin uygulanmama gerekçesinin yasal ve yeterli olduğunun anlaşılması karşısında tebliğnamede yer alan (2) nolu bozma düşüncesine katılınmamış, sanığın eylemi TCK'nın 142/1-b maddesinde belirtilen suçu oluşturmasına rağmen, yazılı şekilde hüküm kurulması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün onanmasına, 02.07.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/11338 Karar: 2014/3388 Tarih: 11.02.2014

  • TCK 160. Madde

  • Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

Dosya içeriğine, sanığın suça konu motosikleti çalmayıp, hayvanlarını otlatırken dere kenarında bulduğuna, tamir ettirip kullandığına yönelik aksi ispatlanamayan savunmalarına ve oluşa göre, 21.03.2007 tarihinde yakınana ait evin önünden çalınan motosikletin aradan uzun bir süre geçtikten sonra 03.10.2011 tarihinde yapılan yol kontrolünde sanığın kullanımında yakalanmış olmasının tek başına sanık hakkında hırsızlık suçundan mahkumiyet hükmü kurmaya yeterli ve kesin bir delil olmayacağı gözetilmeden, sanığın eyleminin 160. maddesindeki kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf ve uyan “suç eşyasını bulundurmak ve kabul etmek” suçları kapsamında değerlendirilip tartışılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, sanığın yazılı şekilde hırsızlık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 11.02.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/6685 Karar: 2014/751 Tarih: 21.01.2014

  • TCK 160. Madde

  • Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

TCK'nın 158/1-e bendindeTCK'nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.

Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.

Sosyal Güvenlik Kurumundan ölen eşinden dolayı dul aylığı alan sanığın, 14.09.1997 tarihinde evlendiği halde, bu durumu kuruma bildirmeyip 01.10.1997 ile 31.03.2006 tarihleri arasında dul aylığı almaya devam ederek katılan kurumu 23.121 TL zarara uğratmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği iddia edilen olayda;

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 55/son maddesi ve Sosyal Sigortalar Yoklama Yönetmeliğinin 73 ve devamı maddesi ile ilgili tebliğin 6, 7.maddeleri kapsamında;

Gelir veya aylık almakta iken ölen yada gerekli koşulları kaybedenlerin zamanında belirlenerek, öncelikle bunlar adına yapılan ödemelerin durdurulması, daha sonra da gelir/aylığın kesilerek varsa yersiz ödemelerin geri alınması amacıyla bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen usul ve esaslar dahilinde yoklama işlemleri yapılır. Ölüm geliri veya ölüm aylığı alanlar için, sigortalının; dul eşinin evlenmediği hususları, Sosyal Güvenlik Kurumu'nca yürütülecek yoklama işlemleri ile tespit edilir.

Kurum gerekli gördüğü zaman ve hallerde belirleyeceği yöntemlerle gelir veya aylık alanlarla bunların veli, vasi, kayyım ve vekillerinin, tebliğin 6.maddesinde yer alan bilgilerinin tespiti amacıyla yoklama yaptırabilir. Yoklama işlemi gelir veya aylık ödeyen bankalar ve PTT şubelerine de yaptırılabilir. Kurumca, gelir/aylık alma şartlarının devam edip etmediğinin tespiti amacı ile gerekli görülen hallerde, kendi mevzuatlarına göre kayıt veya tescil yapan ilgili kurum, kuruluş, birlik ve odalar ile vergi dairelerinden usulüne göre düzenlenmiş belge istenebilir, Kurum ödemeler kütüğü ile Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün nüfus kütükleri her ay 15 günü geçmemek üzere belirli periyotlarla karşılaştırılarak, cinsiyet değişikliği, ölüm veya evlenme nedeniyle gelir ve aylık alma hakkını yitirdiği tespit edilen sigortalı ve hak sahiplerinin gelir/aylık ödemeleri durdurulur, hükümleri dikkate alınarak; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından, kişinin aylık aldığının nüfusa bildirmesi ve sonrasında, ilgili nüfus idaresinin de, evlenmenin gerçekleşmesi halinde, anılan kuruma bu hususu bildirmesi gerektiğinden, katılan kurum tarafından nüfus idaresi aracılığıyla kontrol ve denetim zorunluluğunun bulunduğunun anlaşıldığı, bu durumda dul aylığı alan sanığın nüfus kaydı üzerinde yapılacak basit bir incelemeyle evlendiğinin kolaylıkla tespit edilebileceği hususları gözetilerek, suçun yasal unsurlarının oluşmayacağından, yüklenen "nitelikli dolandırıcılık" suçundan sanığın beraatine karar verilmesi yerine, sanığın eylemi TCK'nın 160. maddesinde tanımlanan "Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf" suçu vasfında kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısı, katılan vekili ve sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321. maddesi gereğince bozulmasına, 21.01.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/2134 Karar : 2018/960 Tarih : 8.02.2018

  • TCK 160. Madde

  • Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu

Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;

a)17.08.2012 günü gece vakti müştekinin aracını kilitlemek suretiyle sokak üzerine park ettiği ve ön camını yarı açık bıraktığı aracında bulunan cep telefonunun çalındığı, yapılan kolluk araştırması sonucunda cep telefonu işi ile uğraşan ... ...’ın 01.09.2012 günü suça konu cep telefonunu sanıktan satın aldığının belirlendiği olayla ilgili olarak sanığın savunmasında Bahçelievlerde gece vakti dolaşırken yerde bulduğunu, çalmadığını beyan etmesi karşısında, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturmasına karşın suç vasfında yanılgı sonucunda TCK'nın 160.maddesinde düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu olarak nitelendirilmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabule göre;

b)Müştekinin, 31.12.2013 tarihli oturumda şikayetinden vazgeçtiğini bildirdiği, 5237 sayılı TCK'nın 160. maddesinde düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olduğunun anlaşılması karşısında; sanıktan şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak sonucuna göre, 5237 sayılı TCK'nın 73/4-6 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince davanın düşmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 08/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.