0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Dolandırıcılık Suçu

TCK Madde 157

(1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.



TCK Madde 157 Gerekçesi

Madde metninde dolandırıcılık suçu tanımlanmıştır. Dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. Bu bakımdan dolandırıcılık suçu, kişilerin malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Söz konusu suç tanımı ile kişilerin sahip bulunduğu malvarlığı hakkının korunması amaçlanmıştır. Ayrıca, bu suçun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişiler aldatılmaktadır. Aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güven ihlâl edilmektedir. Bu suretle kişinin irade serbestisi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.

Çok hareketli suç görüntüsü taşıyan dolandırıcılık suçunun oluşumu açısından birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu hareketlerden birincisini hile oluşturmaktadır.

Hile, icraî bir davranışla gerçekleştirilebileceği gibi; karşı tarafın içine düştüğü hatadan, bir konuda yanlış bilgi sahibi olmasından yararlanarak da, yani ihmalî davranışla da, gerçekleştirilebilir. Ancak, bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek konusunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukukî ilişkide bulunulan durumlarda, böyle bir yükümlülük vardır. Ayrıca, muhatabın belli bir husustaki hatası karşısında kişinin ihmalî davranışının, örneğin susmasının, bir beyan, açıklama değerini taşıması gerekir.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen hilenin etkisiyle, bu hileye maruz kalan kişinin veya bir üçüncü kişinin zararına olarak, fail veya bir başkası bir menfaat elde etmelidir.

Dolandırıcılık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Burada söz konusu olan kast, dolandırıcılık suçunun maddî unsurlarının hepsinin fail tarafından bilinmesini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmelidir. Ayrıca, fail, bu hileli davranışlar sonucunda bunların etkisiyle, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini bilmelidir. Bu itibarla, fail, mağdurun malvarlığındaki eksilmenin, mağdurun gördüğü zararın kendi hileli davranışları sonucunda meydana geldiğini bilmelidir; hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığının bilincinde olmalıdır. Belirtilen hususlara ilişkin kast, doğrudan kast olabileceği gibi, olası kast da olabilir.

Dolandırıcılık suçunun işlenmesi suretiyle elde edilen yararın miktarı çoğu zaman tam olarak belirlenememektedir. Bu gibi durumlar göz önünde bulundurularak, dolandırıcılık suçundan dolayı hapis cezasının yanı sıra ayrıca adlî para cezası öngörülmüştür.


TCK 157 (Dolandırıcılık Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/25751 Karar: 2017/15770 Tarih: 19.06.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Sanığın, kendisine ait şirket adına İş bankası Çanakkale şubesinden kullandığı kredi karşılığında borçlusu … olarak görünen 03.11.2008 düzenleme tarihli 4 adet sahte bonoyu 04.11.2008 günü verdiği ve karşılığında kredi kullandığı; ayrıca Akbank Çanakkale şubesinden aldığı kredi tutarı için şikâyetçi Şerife’nin kimlik bilgilerini kullanarak 21.07.2008 düzenleme tarihli 3 adet sahte senedi katılan … şube müdürlüğüne 06.08.2008 günü vererek kredi çektiği; yine Akbank’ın aynı şubesinden 07.08.2008 tarihinde çektiği krediye karşılık şikâyetçiler … ve ….’e ait senetleri aynı gün verdiği, aynı şekilde adı geçen banka şubesine şikayetçisi … olan 15.08.2008 tarihli sahte senedi vererek kredi kullandığı, bu şekilde sanığın sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.03.1998 tarih ve 6/8-69 Sayılı kararında da açıklandığı üzere, önceden doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde, zarar veya borç kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı ve sanık ile müdafisinin aşamalardaki savunmalarında, kredilerin genel kredi sözleşmeleri kapsamında kullanıldığını, senetler karşılığında kredi verilmediğini belirtmeleri yanı sıra sanık hakkında ilgili bankalara vermiş olduğu sahte senetlerle ilgili açılmış başka dosyaların da bulunduğunun UYAP kayıtlarından anlaşılması karşısında; her bir bankayla yapmış olduğu kredi sözleşmesi kapsamında farklı gerçek kişiler adına düzenlenmiş senetleri kullanması sebebiyle mağdur banka sayısınca sahtecilik ve dolandırıcılık suçunun işlendiği hususunda tereddüt bulunmamakta ise de; aynı borç ilişkisi çerçevesinde hukuki kesinti ( Suç tarihleri arasında iddianame düzenlenmesi ) bulunmadan verilmiş olan senetlerle ilgili olarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekeceğinden, mükerrer yargılamanın önüne geçilmesi maksadıyla sanık hakkında ilgili bankalarla yapmış olduğu her bir kredi sözleşmesine dair olarak vermiş olduğu senetlerle ilgili eylemleri sebebiyle açılan davalar belirlenip, derdest olmaları halinde birleştirilmeleri, aksi takdirde ilgili dosyalardan bu davayı ilgilendiren kısımlarının onaylı örneklerinin dosya içerisine konulup, söz konusu dosyalardaki senetlerin farklı tarihlerde düzenlenip düzenlenmediklerinin açıklığa kavuşturulması, düzenlenmiş ise eylemlerin, bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenip işlenmediğinin değerlendirilmesi; yine, İş Bankasına yönelik eylem bakımından, çekilen kredi karşılığında çek ve senet yanında sanığın eşi olan …‘e ait gayrimenkulün ipotek gösterilmiş olması da dikkate alınarak, ipotek gösterilen evin gerçek değerinin ne kadar olduğu araştırılıp, gerçekte verilen çek ve senetlerle birlikte çekilen krediyi karşılayıp karşılamadığı, dolayısıyla dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığı ile sanığın kastının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi; öte yandan, her ne kadar Akbank’ın 03.05.2012 tarihli müzekkeresinde, senetler verilmeden kredi kullandırılmayacağı belirtilmiş ise de; ilgili bankalardan ( Akbank’ın borçlarını Girişim Varlık Yönetim A.Ş’ye devretmesi sebebiyle ayrıca adı geçen şirketten ) ayrıntılı hesap özetleri ile ilgili ticari belgeler ( makbuz vs ) getirtilerek, sanığın ne tür krediler kullandığı ve kredi türüne göre teminatların ne şekilde alınması gerektiği ile işlek ( rotatif ) kredi kullanmış ise, belirlenen limit çerçevesinde, her zaman kredi kullandırılmasının mümkün olması da dikkate alınarak, teminatların tümünün sözleşmenin yapıldığı anda alınıp alınmadığı, alınmamışsa neden başlangıçta alınmayarak sonradan istenildiği, limit artırımı sırasında sahte senet verilip verilmediği, hesap özetlerine göre, suça konu senetlerin verilmesinden sonra belirlenen limit dışında para akışı olup olmadığı ve başlangıçta gösterilen teminatların çekilen parayı karşılayıp karşılamadığı hususlarında inceleme yapılması maksadıyla dosyanın alanında uzman bir bankacı, hukukçu bilirkişi ile mali müşavirden oluşacak bilirkişi kuruluna tevdi edilmesi neticesinde menfaat temininden sonra başka bir deyişle önceden doğan borç karşılığında sahte senetlerin verilip verilmediğinin her bir banka yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi, ayrıca Akbank’a yönelik olarak dolandırıcılık suçunun oluştuğunun kabulü halinde, Akbank’ın 20.09.2012 tarihli yazılarında, 9.000,00 ve 2.500,00 TL tutarlarındaki kredilerin senetlerin ödenmemesi sebebiyle takibe intikal ettiğini, takip anapara bakiyesinin teminattaki diğer çek ve senetlerin tahsilatlarıyla ödendiğini, 10.000,00 TL’nin de takibe konu olduktan sonra 15.09.2009 tarihinde sanık tarafından ödendiğinin belirtilmiş olması ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması bakımından munzam zarar niteliğindeki faiz ödemesinin şart olmadığı da dikkate alınarak, sanık hakkında ne şekilde takip yapıldığı sorulup buna dair dosyaların getirtilmesi ve 10.000,00 TL’lik krediye dair ödemenin ne zaman yapıldığı ile diğer senetlerin anapara bakiyesinin ödenmesine dair olarak teminattaki diğer çek ve senetlerin bankaya ne zaman verildiği, bu senetlerin hangi tarihte tahsil edilerek suça konu kredilerin anapara bakiyesinin ödendiği, tüm ödemelerin icra takibinden önce mi sonra mı olduğu, bankanın elinde başka teminat kalıp kalmadığının belirlenmesi sonucunda sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 19.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/23505 Karar: 2017/13116 Tarih: 05.06.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Sanıklardan …‘nın şikâyetçiye ait şirketteki pazarlama müdürünü arayarak 7 çiftçinin toplanıp 100 ton kükürt almak istediklerini, karşılığında çek vereceklerini belirtmesi üzerine yetkilinin çeki fakslamasını söylediği, faks üzerine müdürün malın 25 tonunu gönderdiği, sanık …‘a ait cep telefonu hattı üzerinden yapılan arama sonucundaki görüşmede ise, çekin kargoya verildiğini öğrenmesi üzerine 50 tonunu daha yolladığı, kargodan çekin çıkmaması üzerine de sanık …‘in, bu kez çeki Ramazan’ın yolladığını, çeki koymayı unuttuğunu belirttiği, yapılan araştırmada çekin daha önce bankaya ibraz edilen çekin ikizi olduğunun tespit edildiği, bu şekilde sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda;

Sanık …‘ın kullandığı hatla yapılan görüşmenin kimin tarafından yapıldığının tespit edilememesi yanı sıra suça iştirak ettiğine dair, cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından verilen beraat hükmünde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir. Öte yandan, sanık …‘in sahte çeki fakslayarak 75 ton kükürtün kendisine gönderilmesini sağlaması ve çeki aldığı kişinin açık adres ve kimlik bilgilerini verememesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin kararların hukuka aykırı olduğuna; sanık müdafinin ise, suçun sübut bulmadığına ve lehe hükümlerin uygulanmadığına dair yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 05.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/459 Karar: 2017/4629 Tarih: 27.04.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

1-) Sanık hakkında sahte kredi kartı üretmek, özel belgede sahtecilik ve iftira suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılan temyiz incelemesinde;

İddianamenin 5 numaralı bendinin 2. paragrafındaki anlatım içeriğinden … kimliği ile hesap açtırıp kredi kartı aldığının anlaşılması karşısında tebliğnamede yer alan bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanık müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

2-) Sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarını aracı kullanarak dolandırıcılık ve basit dolandırıcılık suçları yönünden kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz incelemesinde;

Sanığın mağdur …‘e gösterdiği iddia edilen nüfus cüzdanının aldatıcılık niteliği taşımaması karşısında, sanık hakkında basit dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması gerektiği buna göre de, mağdurlar yönünden suçların farklı zamanlarda ve farklı kişilere karşı işlenmiş olması sebebiyle hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 5271 Sayılı CMK.nun 253/1. maddesinde yapılan değişikliğe göre, 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun uzlaşma kapsamına alınması karşısında; sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca, hükümlerin BOZULMASINA, 27.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/22085 Karar: 2017/9709 Tarih: 24.04.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Sanıkların ortağı oldukları … ve … Limited Şirketine ait ve şirketin finansal kiralama yoluyla kiraladığı makine ve ekipmanları, alacaklılardan ve diğer şirket ortaklarından kaçırarak ayrı bir şirket kurdukları ve bu makineleri yeni binaya götürdükleri, şirketi fazla borçlandırdıkları, şirkete ait çek hesabından şirket yetkilisi sanık …‘ye çek keşide ettirmek suretiyle mali olarak şirket kasasını boşalttıkları, şirkete ait karar defterine şirket ortağı olan katılanlar … ve … adına sahte imzalar atarak karar aldıkları, şirketin muhasebe işlerine bakan sanığın da bu işlere iştirak ettiği, böylece sanık …‘in nitelikli dolandırıcılık, hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma ve özel belgede sahtecilik suçlarını, sanık …‘ın özel belgede sahtecilik suçunu, sanıklar …, … ve …‘in hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma ve özel belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda,

1- )Sanık … hakkında, nitelikli dolandırıcılık, hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma, özel belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat hükümleri ve sanık … hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen beraat hükmü ile sanıklar …, … ve … hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz incelemesinde;

Sanıklar … ve …‘ın, diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiklerine, söz konusu belgelerin sahte olduğunu bildiklerine ve bilerek kullandıklarına dair mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanık, katılan ve tanık beyanları ile dosya kapsamına göre, özel belgede sahtecilik suçunun sanıklar …, … ve … tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.

Sanıklar … ve …‘in TCK’nın 37. maddesi kapsamında sahte özel belgeyi bilerek kullandıkları ve suçu asli faille birlikte işledikleri gözetilmeden, aynı Kanun’un 39. maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla cezalandırılmaları suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre;katılan vekilinin ve o yer Cumhuriyet Savcısının; beraat hükümlerinin yerinde olmadığına; sanıklar müdafiilerinin de mahkumiyet hükmü verilen suçların sabit olmadığı gerekçelerine dayanan temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,

2- )Sanıklar …, … ve … hakkında hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz incelemesinde;

Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması,malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi,failin kendisine verilen malı,veriliş gayesinin dışında,zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi,değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. TCK’nın 155. maddesinin gerekçesinde, bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi ( fail ) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır. Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir, açıklaması yapılmıştır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere yasa koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması veya bu devir olgusunun inkâr edilmesiyle oluşmaktadır. TCK’nın 155. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 Sayılı Medeni Kanun’un 973. maddesinde; “bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” şeklinde açıklanmış, asli ve fer’i zilyetlik ise Kanun’un 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer’î zilyettir” biçiminde tanımlanmıştır. Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olmalı ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Bu amaçla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar ve devir olgusunu inkâr yasa koyucu tarafından cezai yaptırım altına alınmıştır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Zira, hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir. Ayrıca bu suçun oluşabilmesi için mağdur tarafından zilyetliğin sanığa tam bir şekilde devredilmesi gerekmektedir.

Bu hukuksal bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, katılanlar tarafından, aynı şirketin ortakları olan sanıklara herhangi bir şekilde zilyetlik devrinin yapılmadığı, bütün ortakların şirketi birlikte idare ettikleri, sanıklar tarafından kaçırılan malların tam bir şekilde sanıkların uhdesine bırakılan mallar olmadığı, sanıklar ile katılan arasında bir iş ilişkisi değil ortaklık ilişkisinin bulunduğu, bu sebeple hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarının somut olayda oluşmadığı, sanıkların sahte belge tanzim ederek hileli hareketlerle şirketin diğer ortaklarının zararına haksız menfaat temin etmeleri eyleminin, 5237 TCK’nın 157/1. maddesi kapsamında basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini,

Kabule göre de; sanıklar … ve …‘in TCK’nın 37. maddesi kapsamında suçu asli faille birlikte işledikleri gözetilmeden, aynı Kanun’un 39. maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla cezalandırılmaları suretiyle eksik ceza tayini,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, o yer Cumhuriyet Savcısının ve sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, hükümlerin BOZULMASINA, 24.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/18355 Karar: 2017/7521 Tarih: 15.03.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Sanığın ele geçirilemeyen sahte yeşil kartı kullanıp tedavi olarak hastane masrafı olarak 43.16TL, doktor tarafından yazılan ilaçları eczaneden almak suretiyle 66TL sağlık yardımı olmak üzere toplam 82TL TL tutarında sağlık yardımı aldığının bu suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,

Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gönderildiği belirtilen listede sanığın ismi ile yapılan harcamanın esas alınarak soruşturma başlatıldığı, dosya kapsamına göre, kullanılan yeşil kartın sahte olduğu bu hususta belge veya belgelerin dosya içine konulmadığı ve sanığın alınan savunmasında sağlık güvencesi olmaması nedeni ile başvuruda bulunup gerekli evrakları elden ele dolaştırıp İl Sağlık müdürlüğü’ne verdiği, akabinde aldığı yeşil kartın sahte olabileceğini düşünemediğini, suç işleme kastının olmadığını ifade ettiği de dikkate alınarak, ilgili kurumlara yazı yazılarak, suç tarihinde sanığın, ekonomik ve mali durumuna göre yeşil karta ihtiyacı bulunup bulunmadığı ve hukuken yeşil kart alabilecek durumda olup olmadığı, sanığın, suça konu yeşil kartla hangi tarihte ve ne şekilde tedavi gördüğü, hastaneye hangi şikayetle geldiği, poliklinik veya acilden giriş yapıp yapmadığı, tedavi sırasında hangi yeşil kartı kullandığı ve bu sırada sigortalı olup olmadığı, söz konusu kartın, tamamen sahte mi yoksa ilgili kuruma sahte belgelerle başvuru yapılarak mı alındığı, hastaneye tedavi için başvuru yapıldığında, yeşil kartın sistemde sorgulanıp sorgulanmadığı ile tamamen sahte olan ve sistemde bir karşılığı bulunmayan yeşil kartın ne şekilde tedaviye esas alındığı, sanığın gerçekte yeşil kartının veya sigortasının bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise bu kartın hangi tarihte verildiği veya iptal edildiği, sanık sigortalı ise, suç tarihinde sigortasının aktif olup olmadığı, kullanıldığı belirtilen kartın ne şekilde sahte olduğu veya usulsüz alındığı hususlarının sorulması, bunlara dair belgeler, varsa yeşil kart dosyası, ilgili sigorta dosyasının ve hastane tedavi evraklarının onaylı sureti istenerek dosya içine konulması, İl Sağlık Müdürlüğü 29.06.2012 tarihli yazısı ile sistem şifrelerinin … isimli kişiye verildiğini beyan ettiği ve Sağlık Bakanlığı vekili tarafından verilen temyiz dilekçesinde; … isimli kişinin sahte yeşil kartlar düzenlediğini, bu hususta aynı mahiyette bir çok dosyanın bulunduğunu, … isimli kişinin hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa söz konusu dosyaların onaylı suretleri getirtilerek, hukuki ve fiili irtibat bulunması halinde birleştirme hususunun değerlendirilmesi, böyle bir soruşturma bulunmuyor ise, adı geçen kişinin açık kimlik bilgileri ve adresleri araştırılarak ifadelerinin alınması, yapılan sahtecilik eylemleri hakkındaki bilgileri ve sanıkla olan irtibatlarının sorulması, her ne kadar yeşil kartın ele geçirilemediği belirtilmiş ise de, bu hususta hiçbir araştırma yapılmadığı dikkate alınarak, yeşil kartın nerede olduğunun araştırılması, suç tarihinden sonra aynı kartla başka yerlerde tedavi olup olunmadığının belirlenmesi, sahteciliğin, yeşil karta esas belgelerde yapıldığının iddia edilmesi halinde de, sahteciliğin kim tarafından ve ne şekilde yapıldığının belirlenmesi, sanığın, varsa başkaları tarafından yapılan böyle bir sahteciliği bilip bilmediğinin tespit edilmesi, bütün delillerin toplanmasından sonra, gerçekte bir sahtecilik olup olmadığı, sahteciliğin kim tarafından yapıldığı, acilden giriş yapılıp yapılmadığı, zorunluluk halinin bulunup bulunmadığı ve kurum zararı bulunup bulunmadığı hususları karar yerinde tartışılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 Sayılı Kanun’un 8 /1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10708 Karar: 2017/7609 Tarih: 14.03.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Mahkemece kendisine herhangi bir yükümlülük yüklenmeyen ve denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işleyen sanık hakkında, önceki hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, yeniden değerlendirme sonucu, açıklanması geri bırakılan hükümdeki 5 ay hapis cezası, seçenek yaptırımlardan adli para cezasına çevrilmiş ise de, karşı temyiz bulunmadığından bu husus bozma sebebi yapılmamıştır.

Ancak

1-)Sanığın 5 yıllık denetim süresi içerisinde işlediği ve hükmün açıklanmasına neden olan kasıtlı suçun, Antalya 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/131 E.-2013/662 K. sayılı ve 13.11.2013 tarihli ilamıyla TCK’nın 157 maddesi uyarınca hükmolunan dolandırıcılık suçunun olması, 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümlerinin yeniden düzenlenmesi ve TCK’nın 157 maddesi kapsamındaki dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınması karşısında, Antalya 9.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/131 E.-2013/662 K. sayılı ve 13.11.2013 tarihli ilamına konu dolandırıcılık suçu yönünden, uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, anılan hüküm yönünden uzlaştırma işleminin olumlu sonuçlanmış olması durumunda, sanığın denetim süresinde işlediği başkaca kasıtlı suçlardan mahkum olup olmadığı tespit edilip sonucuna göre, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanıp açıklanmayacağının değerlendirilmesi zorunluluğu,

2-)CMK’nın 231/11. maddesinde yer alan, “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine dair yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurulabilir” şeklindeki düzenleme karşısında, mahkemece duruşma açılarak, sanığın duruşmaya çağrılması, varsa diyecekleri sorularak yapılan yargılama sonucuna göre aynı Kanunun 230. maddesi uyarınca hüküm fıkrasında bulunması gereken bütün hususlar da gözetilerek yeniden hüküm kurulması ve bu hükmün açıklanması gerektiği gözetilmeden, savunma hakkını kısıtlayacak biçimde duruşma açılmaksızın karar verilmesi,

3-)02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2, 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık …‘ın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/18551 Karar: 2017/6847 Tarih: 01.03.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Sanığın, kız arkadaşı olan katılan …‘da güven telkin ederek toplam 5.000 TL para almasına rağmen geri iade etmeyerek dolandırdığı, yine sanığın 30.10.2009 tarihinde katılan …‘ya ait ofiste, kol saatini katılan …‘nun başına atarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaraladığı, ayrıca katılan …‘nun sanık ile arkadaşlığını sonlandırması üzerine bu kez sanığın katılanı öldürmek ile tehdit ettiği ve katılan …‘nun kullandığı cep telefonuna hakaret ve tehdit içerikli birden çok mesaj attığı, yine sanığın katılan …‘ya attığı bir kısım mesajlarda “eşyalarını vermez ise yanında iki ay çalıştığını, durumu SGK’ya bildireceğini ve 2.000 TL katılan …‘nun ablasının borcunu vermezse savcıya gidip durumu anlatacağını” içerir mesajlar çekerek katılan …‘ya şantaj yaptığı ve yine sanığın 18.12.2009 tarihinde bu kez katılanlar … ve ablası …‘nin birlikte avukatlık bürosu olarak kullandıkları ofiste iki kişiye bomba verdikleri yönünde polis imdat hattına ihbarda bulunduğu, sanığın bu surette dolandırıcılık, yaralama, tehdit, hakaret, şantaj ve iftira suçunu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda,

1-)Sanık hakkında yaralama, tehdit, hakaret ve iftira suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz başvurusunun incelenmesinde;

Sanığın, katılan …‘nun onur, şeref ve haysiyetini rencide edici şekilde birden fazla mesajlar atarak ve katılanı öldürmek ile tehdit ederek aynı içerikte birden fazla tehdit içerikli mesaj atmak suretiyle zincirleme şekilde hakaret ve tehdit suçlarını işlediği, yine sanığın katılanı kasten basit tıbbi tedavi ile giderilebilir şekilde darp etmek suretiyle basit yaralama suçunu işlediği ve katılanların ofisinde bomba olduğunu söyleyerek katılanlar hakkında adli soruşturma başlamasına neden olmak suretiyle iftira suçunu işlediği, sanık savunmaları, katılan ve tanık beyanları, mesaj tespit tutanakları, ihbar tutanağı ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından hakaret, tehdit, yaralama ve iftira suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla katılana karşı iftira suçunu işlemesi sebebiyle TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin suçların sübut bulmadığına yönelik yaptığı itirazın reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,

2-)Sanık hakkında dolandırıcılık ve şantaj suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz başvurusunun incelenmesinde;

Sanık ile katılanın arkadaş oldukları ve bu arkadaşlıkları sebebiyle aralarında para alış verişinin bulunduğu, sanığın iddiaya konu parayı hileli eylemlerle katılandan aldığına ve katılanı dolandırmak kastı ile hareket ettiğine dair cezalandırılmasına yeter delil bulunmadığı, taraflar arasında ki bu anlaşmazlığın hukuki ihtilaf mahiyetinde bir anlaşmazlık olduğu, ayrıca sanığın katılan …‘da olan eşyaları ve alacağını istediği, vermemesi halinde ise yasal haklarını kullanacağını bildirmesi karşısında, bir hak iddiasının yerine getirilmemesi halinde yasal yolara başvurulacağının belirtilmesinin şantaj suçunun yasal unsurlarını oluşturmayacağı gözetilmeksizin, sanığın bu suçlardan beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 01.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/12975 Karar: 2017/6228 Tarih: 16.02.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Sanıkların, markete gelerek kasiyere işyerin müdürünü sordukları, katılanın izinde olduğunu söylediği müdürün talimatı gereği yazar kasa kartuşu getirdiklerini söyleyerek, bir koli sahte ürünü bırakıp 00 TL para aldıkları olayda,

1-) Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan beraat hükmünün temyiz incelemesinde;

Katılanın kendisine sahte kartuş satanların içerisinde sanığın bulunmadığına yönelik beyanı karşısında sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesine dayanan beraat hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2-) Sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;

Hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 5271 Sayılı CMK’nın 253/1. maddesinde yapılan değişikliğe göre, TCK’nın 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun uzlaşma kapsamına alınması karşısında; sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanıkların temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin BOZULMASINA, 16.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/841 Karar: 2017/1015 Tarih: 15.02.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

1-) Sanığın “resmi belgede sahtecilik” suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığa yüklenen “resmi belgede sahtecilik” suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı nedenin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2-) Sanığın “dolandırıcılık” suçlarından kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

a-) Dolandırıcılık suçundan hükmolunan hapis cezası takdiren asgari hadden tayin olunduğu halde hapis cezası yanında belirlenen adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının aynı gerekçelerle alt sınırdan uzaklaşılarak 60 gün olarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,

b-) Hükümden sonra, 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253. maddesi uyarınca, TCK’nın 157/1. maddesinde düzenlenen “dolandırıcılık” suçu, uzlaşma kapsamına alındığından, taraflara usulüne uygun olarak uzlaşma önerisinde bulunulup, sonucuna göre hüküm kurulması zorunluluğunun bulunması,

c-) 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesine dair uygulamanın Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/5359 Karar: 2017/153 Tarih: 30.01.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Dolandırıcılık suçundan hükümlü … hakkında; Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 25.05.2006 tarihli ve 2006/115 esas, 2006/478 Sayılı kararı ile verilen 1 yıl 2 ay hapis cezasının infazı sırasında, adı geçen hükümlünün cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesine dair Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 18.09.2015 tarihli ve 2015/2515 esas, 2015/2503 Sayılı kararı sonrasında, hükümlü müdafiinin hükümlünün Almanya’da çalıştığı, izin için Türkiye’de bulunduğu, izin bitiminde dönmemesi durumunda, çalışma izninin iptal edilebileceği gerekçesiyle imza yükümlülüğünün ayda bir Almanya’da konsoloslukta yerine getirilmesine karar verilmesi yönündeki talebinin reddine dair Ankara Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün, 01.10.2015 tarihli ve 2015/3244 Sayılı kararına yönelik şikayetin reddine dair Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 07.10.2015 tarihli ve 2015/2590 esas, 2015/2614 Sayılı kararına yapılan itirazın kabulüyle anılan kararın kaldırılmasına, hükümlü hakkında ayda bir olmak üzere imza yükümlülüğü belirlenmesine, sair yükümlülüklerinin kaldırılmasına dair mercii Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.10.2015 tarihli ve 2015/904 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezasının infazına karar verilen hükümlü hakkında belli bir bölgede denetim, gözetim altında bulundurulma (imza yükümlülüğü) yükümlülüğü, bireysel görüşme ve seminerlere katılma yükümlülüğü ve kamuya yararlı bir işte çalıştırılma yükümlülüğü yüklendiği, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin “Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezalarının infazına karar verilen hükümlüler hakkında;

a-) Kamuya yararlı bir işte ücretsiz olarak çalıştırılma,

b-) Bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulma,

c-) Belirlenen yer veya bölgelere gitmeme,

ç) Belirlenen programlara katılma,

Yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutulmasına, hazırlanan denetim planına göre komisyon tarafından karar verilir.” şeklinde düzenleme ile yine bir bölgede denetim ve gözetim altında bulunma başlıklı

“(1) Bir bölgede denetim ve gözetim altında bulunma; toplumun ve mağdurun korunması amacıyla bir bölgede bulunmayı esas alan, belirlenen yere belirlenen tarih ve saatlerde başvurma veya belirlenen bölge sınırları dışına çıkmama yükümlülüğüdür.

(2) Hükümlüden, belirlenen tarih ve saatlerde, denetimli serbestlik müdürlüğüne, kolluğa, muhtarlığa veya müdürlüğün belirleyeceği bir kamu görevlisine başvurması istenir.

(3) Belirlenen yerlere başvurma;

a-) Yüksek riskli hükümlülerin denetimli serbestlik tedbiri altında geçireceği süre içerisinde;

1-) İlk üç ay her gün,

2-) Üç ila altı ay arası haftada üç gün,

3-) Altı aydan sonra haftada iki gün,

b-) Orta riskli hükümlülerin denetimli serbestlik tedbiri altında geçireceği süre içerisinde;

1-) İlk üç ay haftada dört gün,

2-) Üç ila altı ay arası haftada iki gün,

3-) Altı aydan sonra haftada bir gün,

c-) Düşük riskli hükümlülerin denetimli serbestlik tedbiri altında geçireceği süre içerisinde;

1-) İlk üç ay haftada iki gün,

2-) Üç aydan sonra haftada bir gün,

olarak uygulanır.

(4) Bu yükümlülük, hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurmasından itibaren on gün içinde başlar, koşullu salıverme süresinin sona ermesi ile tamamlanır.

(5) Bu yükümlülük; ağır bir hastalık, sakatlık veya kocama sebebiyle hayatlarını yalnız başına idame ettiremeyen hükümlüler hakkında uygulanmaz.

(6) Bu yükümlülük, yüksek riskli hükümlüler bakımından belirlenen bölge sınırları dışına çıkmama şeklinde de belirlenebilir.” şeklindeki düzenlemelere nazaran yapılan değerlendirmeye göre, orta riskli statüsünde bulunan hükümlü hakkında imza yükümlülüğünün denetim süresinin ilk üç ayı için haftada dört gün, üç ila altı ay arasında iki gün, altı aydan sonra ise haftada iki gün uygulanması gerektiği gözetilmeksizin, mevzuatta öngörülmeyen bir şekilde yükümlülük öngörülmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.08.2016 gün ve 94660652-105-06-13828-2015-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR VE SONUÇ : Kanun yararına bozma talebine dayanılarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.10.2015 tarihli ve 2015/904 değişik iş sayılı kararının 5271 Sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10215 Karar: 2017/667 Tarih: 24.01.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

A-) Sanık hakkında kenevir ekme suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

TCK’nın 53. maddesininTCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 Sayılı kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

B-) Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma, kenevir ekme ve 6136 Sayılı kanuna muhalefet suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;

TCK’nın 53. maddesininTCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 Sayılı kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eylemlere uyan suç tipleri ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

C-) Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Tüm dosya kapsamına göre; sanık …‘in sanık …‘den uyuşturucu madde satımı karşılığında para alması ve söz konusu uyuşturucu maddeyi teslim etmemesi şeklinde gerçekleşen eylemin ahlaka ve hukuka aykırı bir anlaşma sonucu oluştuğu ve bu sebeple ceza hukuku kapsamında korunmasının mümkün olmadığı, somut olayda sanık …‘in eyleminin hukuk düzeninin korumadığı ilişkiden kaynaklanan ihtilaf olduğu gözetilmeden atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu sebeple yerinde olduğundan hükmün BOZULMASINA, 24.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/10519 Karar: 2017/69 Tarih: 10.01.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

1-)Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.03.1998 gün ve 6/8-69 Sayılı kararı ile buna uyumlu Daire kararlarında da açıklandığı üzere; önceden doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde, zarar kandırıcı nitelikteki davranışlar sebebiyle meydana gelmediğinden dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı, somut olayda ise; sanığın, suça konu senedi daha önceden doğmuş borcu karşılığında katılana verdiğinin katılanın beyanlarıyla anlaşılan eyleminde, borç önceden doğmuş bulunduğundan senet vermesinin hile unsuru olarak kabul edilemeyeceği ve verilen senet ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığından dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı gözetilerek yüklenen dolandırıcılık suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

2-)Sanığın, suça konu senedi kendisinin vermediğini, eski muhasebecisinin vermiş olduğunu, vekaletname verdiğini savunması, katılanın, senedin bizzat sanık tarafından imzalanarak verildiğini, bu konuyu bilen çalıştığı yerdeki esnafların bulunduğunu beyan etmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından, sanığın resmi kurumlardaki tatbike medar samimi yazı ve imza örnekleri celp edilip, huzurda sağ ve sol eli ile bol miktarda atılmış imza ve yazı örnekleri de alınmak suretiyle suça konu senetteki yazı ve imzaların aidiyeti hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, katılandan olayla ilgili bilgisi olan tanıklarının açık kimlik ve adres bilgilerini bildirmesi istenerek bildirilen kişilerin taraflar arasındaki alacak borç ilişkisi ve senedin ne şekilde katılana verildiği hususunda tanık olarak beyanlarının alınması, savunmada adı geçenin İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 16.09.2013 tarihli yazısı ekindeki dilekçede yer alan adres de dikkate alınarak adresi araştırılıp tespit edilmesi halinde dinlenmesi, sanıktan verdiği vekaletnameyi ibraz etmesi de istendikten sonra toplanan deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile resmi belgede sahtecilik suçundan yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması,

3-)Kabul ve uygulamaya göre de;

a-) 157/1. maddesinde hapis cezası yanında öngörülen adli para cezasına da hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

b-)Adli emanetinin 2013/18164 sırasında kayıtlı suça konu senedin akıbeti hakkında karar verilmemesi,

Yasaya aykırı,

c-)T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, 53. maddesine dair olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 6723 Sayılı yasa ile değişik 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 10.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/8515 Karar: 2017/45 Tarih: 09.01.2017

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

… A.Ş.’nin yetkilisi olan sanığın şirket hakkında bulunan iflasın ertelemesi kararı sebebiyle şirketi borç altına sokacak işlem yapmasının yasak olduğu ve bu işlemler sebebiyle şirket hakkında icra takibinde bulunulamayacağını bildiği halde katılan …‘den aldığı borç karşılığında suça konu 29.09.2009 vade tarihli 75.000 TL bedelli bonoyu, … A.Ş. adına kefil sıfatıyla, 05.10.2009 tanzim tarihli 125.000 TL bedelli çeki ise şirket adına ciro eden sıfatıyla imzalayarak vermek ve bedelini ödemeyerek katılan sayısınca iki kez nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,

Her ne kadar sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş ise de; Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 Sayılı 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin mali durumunun ıslahının mümkün olması halinde o şirketin iflasının önlenmesini sağlayan bir kurumdur. İflasın ertelenmesi, borca batık durumu gerçekleşen sermaye şirketlerinin mahkemeye sunulan inandırıcı iyileştirme projesi çerçevesinde mahkeme tarafından atanacak bir kayyım nezaretinde ve belli bir süre içerisinde mali durumlarının düzeltilerek iflastan kurtulmaları için öngörülen hukuki bir müessesedir, olarak tarif edebiliriz. İflas erteleme müessesesi, alacaklıların yararının korunması yanında, geçici bir ekonomik sıkıntı yaşayan şirketlerin, bu durumdan kurtulması ve sürdürülebilir bir işletme haline gelmesi için yasaya konulmuştur. Bu müessese, somut veri ve faaliyetlere dayanır, yoksa bir fırsat ve şans müessesesi değildir. İflas ertelemenin en başta gelen amacı şirket aktiflerinin muhafaza edilmesi, erteleme süresince şirket aktiflerinin korunması, çalıştırılması ve bu şekilde şirket pasiflerinin azaltılmasıdır. İflas erteleme kurumu, şirketin iflasının ertelenmesi suretiyle durumunun daha da ağırlaşmasının önlenmesi ve alacaklıların korunmasına öncelik tanımaktadır. İflas erteleme kurumu, şirketin iflasının ertelenmesi suretiyle durumun daha da ağırlaşmasının önlenmesi ve böylece alacaklılarının korunmasına öncelik tanımaktadır.

Bu hukuksal olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanık hakkında Yalova 2. Asliye Hukuk mahkemesin tarafından 27.05.2009 tarihinde iflasın ertelenmesi kararı verildiği, yapılan temyiz talebi üzerine, 04.05.2010 tarihli Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin kararıyla söz konusu hükmün kesinleştiği, ayrıca, sanığın, katılanlara ileri tarihli çek ve senet verdiği, katılan …, 29.11.2011 tarihli talimatla alınan ifadesinde, verilen çekin sanığın iflas etmeden önce kendilerine verdiğini belirttiği, sanık tarafından verilen bu çek ve senedin, çekilen krediye teminat olmak üzere katılan … tarafından bankaya ibraz edildiği, buna göre, senet ve çekin verildiği tarihte bir iflas veya iflasın ertelenmesi kararının bulunmadığı, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraf beyanlarına göre, sanıkla katılan …‘in baştan itibaren birbirini tanıdıkları, birlikte iş yaptıkları ve birbirlerinin ekonomik ve ticari durumlarını bildikleri, bu çerçevede, katılanın, sanığın ekonomik kriz içinde olduğunu bilerek sanık adına kredi çektiği, söz konusu iflas erteleme kararının çek ve senedin verildiği tarihte henüz kesinleşmediği, bu anlamda teknik olarak sanığın çek keşide etme ve senet düzenleme yetkisinin halen varolduğu, sanığın, kendi şirketi ya da ekonomik durumu durumu itibariyle katılanları yanıltacak hileli bir harekette bulunmadığı, icra aşamasında, söz konusu iflas erteleme kararı sebebiyle ihtiyati hacizlerin yasal olarak tatbik edilemediği, sanığın vaki çek ve senet sebebiyle borcunu inkar etmediği gibi ekonomik koşullarının iyileşmesi halinde ödeme yapacağını beyan ettiği dikkate alınarak sanıkla katılanlar arasında çek ve senet bedelinin ödenmemesi ile ilgili olarak hukuki bir ihtilaf bulunduğu, iflas erteleme kararından bahsedilmemesinin tek başına hile teşkil eden bir eylem olmadığı, söz konusu belgelerin tanzim edildiği tarihte bir iflas kararının da bulunmadığı dikkate alınarak unsurları itibariyle oluşmayan suçlar sebebiyle 5271 Sayılı CMK’nın 223/3-a maddesi gereğince sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabule göre de,

1-)Katılanların aynı işyerinin ortakları oldukları, dosya kapsamına göre; sanığın, herbir katılana yönelik ayrı bir eyleminin bulunmadığı, katılanların şirketinden aldığı borç para karşılığında katılanlara çek ve senet verdiği, 5237 Sayılı TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla Kanun’un aynı hükmünü değişik zamanlarda birden fazla kez ihlal edilerek haksız menfaat temin edilmiş olması halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği, senet ve çekin aynı anda verildiğinin belirlenmesi halinde ise tek bir nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşacağı dikkate alınarak, bu hususların araştırılması gerektiği, yine sanığın, katılanlara aynı şekilde başka bir çek daha verdiği ve bu çekle ilgili olarak da sanık hakkında Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2011/271 esas sayılı dava dosyasının bulunduğunun beyan edilmesi karşısında; ilgili dava dosyasının getirtilip incelenmesi ile halen derdest olması halinde birleştirilmesinden sonra zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile ve yazılı şekilde hüküm kurulup iki ayrı suçtan mahkumiyet kararı verilmek suretiyle fazla ceza tayini,

2-)Kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olan 5237 Sayılı TCK’nın 53/1. fıkrasında yazılı hak yoksunluğuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, hükümlerin BOZULMASINA, 09.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/12285 Karar: 2016/11296 Tarih: 29.12.2016

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Esenler Otogarına gelen katılanın, Bağcılar’a gitmek üzere minibüs duraklarını kimliği tespit edilemeyen şüpheliye sorması üzerine beraber durağa yürümeye başladıkları sırada, şüphelinin yolda mendil içine sarılı para bularak cebine koyduğu, bir süre sonra sanığın yanlarına gelip mendil içinde parasını kaybettiğini söyleyerek mağdurun bulup bulmadığını sorduğu, mağdurunda bulmadığını söylemesi üzerine inanmadığını belirterek cebindeki paraları göstermesini istediği, bunun üzerine mağdurun cebinde bulunan 150 TL parasını çıkararak gösterdiği sırada yanında bulunan şüphelinin mağdurun elindeki parayı kaybolmasın diyerek alıp mendil içine sararak cebine koyduğu, mağdurun parasını istemesi üzerine ise içerisinde kağıt bulunan mendili cebinden çıkararak mağdura verdiği ve sanık ile birlikte olay yerinden uzaklaştıkları, bu sırada mağdurun mendil içerisinde kağıt olduğunu anlaması üzerine arkalarından bağırarak kovalamaya başladığı ve sanığın tanık İlkay tarafından çelme takılarak düşürülmesi sonucu yakalandığı, sanığın bu surette kimliği tespit edilemeyen şüpheli ile birlikte hareket ederek hileli eylemlerle haksız menfaat temin ettiği, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik soyut savunması, mağdur ve tanık beyanı ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan suç vasfına ve sübutuna dair kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-)02.12.2016 tarih ve 29906 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı Kanun’un 253 . maddesinin (b) bendine eklenen 6. alt bendi ile TCK’nın 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınmış olması ve bu düzenlemenin sanık lehine olması karşısında; söz konusu kanun değişikliğine göre, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

2-)Kabule göre de,

a-)Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.06.2013 gün ve 2012/15-1351 Esas ve 2013/328 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime somut olayın özellikleri ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini de göstererek alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Ancak, hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, bu düzenlemelere uygun olarak; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik ile dosya içeriğine yansıyan bilgi ve belgelerin isabetli biçimde değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Somut olayda elde edilen haksız menfaat miktarı gözetilerek TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde alt ve üst sınırlar arasında bir belirleme yapılması gerekirken, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren dolandırıcılık suçundan, TCK’nın 61. maddesinde sayılan cezanın bireyselleştirilmesindeki ölçütler somutlaştırılmadan ve bu kriterler esas alınmadan hak ve nesafet kuralları ile orantılılık ilkesine aykırı olarak hapis cezasının 4 yıl olarak üst sınırdan tayini,

b-)Sanık hakkında, tekerrüre esas alınan Üsküdar 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin ilamının 02.04.2008 tarihinde infaz edilmiş olması nedeni ile tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden tekerrür hükümlerinin uygulanması,

c-)55237 Sayılı TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 Sayılı iptal kararı doğrultusunda uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmekle beraber, maddenin (b) fıkrasında yer alan “ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” şeklindeki ibarenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve ayrıca TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkras 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan” yoksunluğun sanığın sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemiş olması sebebiyle bu hususlar,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320. Sayılı Kanun’un 6723. Sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 Sayılı CMK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 29.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10900 Karar: 2016/11134 Tarih: 26.12.2016

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Katılan …‘ın oğlu …‘ın boşanma davasına dair temyiz incelemesinin kısa sürede bitmesi ve kararın bir an önce kesinleşmesini istediği, bunu belirttiği tanık …‘nın tanıdığı bir kişinin dosyaları Yargıtay’dan ücret karşılığında getirebildiğini söylemesi üzerine katılanların sanık …‘nun ofisine gittikleri, konuyu sanık ile paylaştıkları, sanığın katılanlara Yargıtay’da tanıdıklarının olduğunu, işi halledeceğini söyleyerek kendisi için 3.000,00 TL, işi yaptırabilmesi için ise 10.000,00 TL para istediği, katılanların teklifi kabul etmeleri üzerine 3.000,00 TL parayı tanık … aracılığıyla sanığa teslim ettikleri, daha sonra katılanların, dosyanın akıbetini sanığa sorduklarında sanığın 10.000,00 TL daha paraya ihtiyaç olduğunu söylediği, katılanlar sanığa verilmek üzere 28.05.2008 tarihinde Yapı Kredi Bankası Kemer şubesinden sanığın yanında çalışan tanık Ufuk …‘ün hesabına parayı yatırdığı sırada sanığın katılan …‘ın dalgınlığından faydalanılarak fazladan 12.500,00 TL para yatırılmasını sağladığı, bu şekilde sanığın 3.000,00 TL ve 12.500,00 TL olmak üzere menfaat temin ettiği,

Katılan … ile sanığın tanıştıktan sonra da görüşmeye devam ettikleri, sanığın yetkilisi ve ortağı olduğu H… Limited Şirteninin ekonomik yapısı ve gücünden katılan …‘a bahsettiği, şirketine Japonya’dan talipli bulunduğunu, çok fazla gelir getireceğini anlattığı, evleneceğini de belirterek katılan …‘da şirkete ortak alma düşüncesi oluşturduğu, katılan …‘a el yazısı ile yazıp imzaladığı şirketin değerini çok yüksek olduğu intibahını oluşturan belgeyi göstererek, şirketin değeri hususunda yalan beyanda bulunarak katılan …‘ı, şirkete ortak olma hususunda ikna ettiği, sanığın katılan … ile noterde hisse devir sözleşmesini yaptıkları, katılan …‘ın Kemer ilçe merkezindeki taşınmazlarını satarak hisseler karşılığındaki parayı sanığa ödediği, sanığın zaman içerisinde katılan …‘a şirketin borç batağında olduğunu söyleyerek farklı zamanlarda, 50.000,00 TL, 160.000,00 TL, 72.000,00 TL karşılığında USD, 22.000,00 TL, 5.000,00 TL, 5.000,00 TL, 5.000,00 TL, 36.000,00 TL ve 21.000,00 TL parayı aldığı, daha sonra şirket hisselerini kardeşine devrettiği, bu şekilde baştan itibaren gerçek dışı beyan ve vaatlerde bulunarak hileli davranışlar sergileyerek katılan …‘ı şirkete ortak yaptığı, belirtilen paraları aldığı,

Katılan …‘ın dükkanında bulunan kiracının tahliyesi için Kemer İcra Müdürlüğünde tahliye takibinde bulunduğu, sanığın katılan …‘a Kemer Adliyesinde tanıdıkları olduğunu, tahliyeyi yaptırabileceğini, dükkanın kardeşine devredilmesi halinde tahliyenin kolay olacağını söyleyerek işlemler karşılığında 2.500,00 TL para istediği, katılan …‘ın, tanık … aracılığıyla 2.500,00 TL parayı sanığa verdiği,

Sanığın bu şekilde katılanlar … ve …‘ı (2 kez) kamu görevlileri ile ilişkisinin olduğu ve onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak menfaat temin etmek suretiyle ve şirketin ticari faaliyetleri kapsamında banka kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırdığı iddia edilen olayda;

1-)Katılan …‘a yönelik dolandırıcılık suçu yönünden yapılan temyiz incelemesinde;

Sanığın katılana A4 kağıdına şirketin bir milyon dolar sermayesi olduğu ve ayrıca çeşitli miktarda malvarlığı olduğunu belirterek şirket hisselerini sattığının anlaşılmış olması karşısında bu katılana yönelik dolandırıcılık suçunun sübut bulduğu gözetilmeksizin mahkumiyet yerine yazılı şekilde karar verilmesi,

2-)Katılan …‘a yönelik dolandırıcılık suçu yönünden yapılan temyiz incelemesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre mahkemenin suç vasfına ve sübuta yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Katılanlar vekili ve sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

02.12.2016 tarih ve 29906 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı Kanun’un 253 . maddesinin (b) bendine eklenen 6. alt bendi ile 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınmış olması ve bu düzenlemenin sanık lehine olması karşısında; söz konusu kanun değişikliğine göre, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 6723 Sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/5731 Karar: 2016/6481 Tarih: 20.06.2016

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkumiyetine dair hükümler, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Sanıkların, şikayetçilere uzun süreden beri define işiyle uğraştıklarını ve de define bulabileceklerini, bu işi resmi olarak yaptıklarından yüzde kırkını devlete verdiklerini söyledikleri, suç tarihinden bir hafta kadar önce …‘in şikayetçileri bir tarlaya götürdüğü ve gösterdiği yerde altın olduğunu söyleyerek o yeri kazmalarını istediği, sonrasında çukurun içine kana benzer bir ilaç dökerek kuyunun başında on dakika kadar uzaklaşıp, tekrar kuyunun yanına gelmelerini söylediği ve onlara çuval vererek “ Bu çuvalı eve götürün ben gelip açacağım siz açmayın” dediği, çuvalı evde odada yalnız iken açıp içerisinden de bir Meryem ana heykeli çıktığını söyleyerek şikayetçilere gösterdiği, daha sonra odadan dışarıya çıkarak sihir yaptığı küpün erken patladığını ve yarısının toprağın altında kaldığını çıkarmak için sihirli ilaca ihtiyacı olduğunu bunun için Ankara’ya gitmesinin gerektiğini belirterek alacağı malzemeler için şikayetçi …‘dan 20.000,00 Dolar aldığı, birkaç gün onları oyaladıktan sonra Ankara’dan telefonla sihir ilacı almak amacıyla tekrar para istediğini söylemesi üzerine şikayetçi …‘nin 10.067,50 TL’yi sanığın bildirdiği İş bankası hesabına havale ettiği, ertesi gün yeniden para istemesi sebebiyle şikayetçi …‘nin 16.291,79 TL parayı aynı hesaba havale yaptığı, sanığın gelmemesi üzerine … olarak bildikleri diğer sanık …‘u telefonla çağırdıkları, …‘un da … gibi şikayetçileri ikna amacıyla ne zaman sorun olursa yanına gelebileceklerini söylediği, …‘un bir kaç defa şikayetçilerin yanına giderek görüştüğü ve en son gidişinde heykelin bulunduğu kapalı odaya yalnız olarak girerek su istediği, odaya çağırdığı şikayetçilere heykelleri gösterip yerine koyduğu, şikayetçilerden kalan altınları çıkarması karşılığında 6.000,00 Euro para ile 1050 gram altın istediği, oyalandıklarını fark eden şikayetçilerin paralarını geri istemelerine rağmen alamadıkları anlaşıldığından, sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Sanıkların her iki şikâyetçiden farklı zamanlarda para tahsil etmesi sebebiyle mağdur sayısınca cezalandırılmaları gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi ile tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanıklar hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.

SONUÇ : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafilerinin sübuta dair yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 20.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/7821 Karar: 2016/4875 Tarih: 31.05.2016

  • TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıkların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1- Adli emanetin … sırasında kayıtlı bulunan suça konu kimlik belgelerinin dosyada delil olarak saklanması yerine müsaderesine karar verilmesi,

Yasaya aykırı,

2-T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, “TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin olan tüm kısımların” hükümden çıkartılması ile yerine “TCK’nın 53. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı da gözetilmek suretiyle uygulanmasına” ibaresi eklenmek ve hüküm fıkrasına “ emanette kayıtlı olan suça konu kimlik belgelerinin dosyada delil olarak saklanmasına” ibaresi eklenmek suretiyle, eleştiri dışında sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II-Sanıkların “dolandırıcılık” suçundan mahkumiyetlerine dair hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince;

1-Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Sanıkların suç tarihinde katılanın ikametgahına ellerinde çantalarla giderek …‘tan geldiklerini ve son ödediği faturayı göstermesini istedikleri, katılanın getirdiği faturaya bakan sanıkların, güven tesis etmek ve onun inanmasını sağlamak amacıyla şarteli indirip, kaldırıp lambaları yakmasını istedikleri, sırada içeride bulunan katılanın annesinin ‘‘gelenler kim’’ şeklinde seslenmesi üzerine, panikledikleri ve içeride kimin olduğunu sordukları, katılanın içeride annesinin olduğunu söylemesi üzerine sanıkların eylemlerine dışarıdan gelen bir etkenle devam etmeyip yarıda bırakarak hemen evden ayrıldıkları olayda, sanıkların, henüz katılandan çıkar sağlamaya yönelik suç boyutuna ulaşacak herhangi bir davranışlarının gerçekleşmemiş olması, iddianameye konu yapılan eylemin bu haliyle suç teşkil etmeyip hazırlık hareketi kapsamında kaldığı anlaşılmakla; unsurları itibariyle oluşmayan dolandırıcılık suçundan beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması,

Yasaya aykırı,

2- ) Kabul ve uygulamaya göre ise;

T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 31.05.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/7715 Karar: 2016/5833 Tarih: 05.05.2016

-TCK 157. Madde

  • Dolandırıcılık Suçu

Sanığın temyiz dışı sanık ile mağdurun işyerine giderek mağazada alışveriş yaptığı önce 200 TL bütün para verip mağdurdan parayı bozmasını istediği, mağdurun parayı bozması üzerine vazgeçtiklerini belirtip tekrar parayı bütünlemesini ve 200 TL bütün parayı geri vermesini istediği bu süre içerisinde mağdurun bozuk olarak verdiği paralardan 100 TL’yi alarak kalanını mağdura verdiği, mağdurun şikayeti üzerine yakalandığında gerçek kimliği yerine …‘ın adını ve kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle sanığın dolandırıcılık ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suretiyle iftira suçlarını işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda;

1- )Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suretiyle iftira suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2- )Dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108 E.,2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 30 gün olarak tayin edilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına dair sırasıyla “30 GÜN”, “10 GÜN”, “8 GÜN” ve “160 TL.” terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 GÜN”, “1 GÜN”, “1 GÜN” ve “20 TL” ibarelerinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 05.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS