0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Nitelikli Haller

TCK Madde 137

(1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;

a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,

b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, İşlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.



TCK Madde 137 Gerekçesi

Madde metninde bu Bölümde tanımlanan suçların daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren nitelikli hâlleri tanımlanmış bulunmaktadır.


TCK 137 (Nitelikli Haller) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/2226 Karar : 2018/8746 Tarih : 26.09.2018

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

Katılanın aşamalarda özde değişmeyen beyanlarına, tanıkların anlatımlarına, güvenlik kamerası görüntülerinin çözümüne ilişkin bilirkişi raporlarına, Dairemizin 23.03.2015 tarihli bozma ilamı uyarınca Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görevli 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporlara ve dosya kapsamına göre; Danıştay 13. Daire üyesi olan katılan … ile aynı Dairede ve ona bağlı tetkik hâkimi olarak görev yapan sanık …‘in, 31.01.2012 günü saat 07.29.28’de Danıştay eski ek binasına giriş yaparak, bankodan 6. kat kat boşluğunun anahtarını alıp, duyarlı kapıdan ve güvenlik görevlisinin kontrolünden geçmeksizin asansöre yönelerek, saat 07.29.46’da asansöre binip, 6. kata çıktıktan sonra, elindeki kat anahtarı ile kat boşluğuna giriş kapısını açıp, sekreter olarak görev yapan tanık …‘in kat koridor boşluğunda bulunan masasının yanındaki dosya konulan ikinci masanın kilitsiz çekmecesindeki katılanın odasına ait anahtarı alarak, katılanın odasına gizlice girip, sadece ortamdaki sesleri kaydetme özelliği bulunan, kaydedilen sesleri başka bir ortama ya da cihaza aktarma özelliği bulunmayan, 4 Gbt mikro hafızaya sahip olup, 24 saatlik pil ile çalışan, Rusya menşeili Edic Mini Tiny Serisi B22 model bir adet dijital ses kayıt cihazını, çalışma masasının önündeki dört ayaklı ahşap sehpanın altına beyaz renkli bantla yapıştırıp, çalıştırarak, katılanın odasının kapısını kilitleyip, katılanın odasına ait anahtarı yerine bıraktıktan sonra, saat 07.32.09’da asansörden giriş katına inerek, saat 07.32.12’de elindeki 6. kat kat boşluğu anahtarını bankoya bırakmak suretiyle katılanın 31.01.2012 günü memleketinden ziyaretine gelen iki misafiri ile yaptığı sohbeti ve aynı gün Yüksek Seçim Kurulu Üyeliği Seçimi ile ilgili aday olan bir arkadaşının destek talebine ilişkin saat 16.30 sularında başlayan konuşmalarının 15 dakikalık kısmını onun bilgisi dışında kaydetmesi eylemlerinin sübut bulduğuna dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Hâkim olan sanığın konut dokunulmazlığının ihlali eylemini kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi karşısında, sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesi gereğince cezasının infazından sonra başlamak üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar kamu görevlerinden yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 20.09.2011 tarihli ve 2011/5-104 esas, 2011/183 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere kazanılmış hak olarak kabul edilerek bozma nedeni yapılmamıştır.

Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve sanık müdafiinin sübuta, hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmamasına, erteleme hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Ses kaydının içeriğine ve katılanın kendi beyanlarına göre; katılanın, ziyaretine gelen kişilerle makam odasında yaptığı aleni olmayan konuşmalarının, ses alma cihazı ile gizlice kaydedilmesi karşısında, sanığın sübutu kabul edilen eyleminin TCK’nın 133/1. maddesinde tanımı yapılan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, aynı Kanun’un 134/1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

2- Temel cezalar belirlenirken, TCK’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle, aynı Kanun’un 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiillerin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddelerde öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun cezalara hükmolunması gerektiği gözetilmeden, temel cezaların asgari hadden tayini,

3- Danıştay üyesi olan katılanın, Danıştay eski ek binası 6. katındaki odasında bulunan sehpanın altına yerleştirilmiş bir adet ses kayıt cihazının, 01.02.2012 günü sabah saat 08.10 sularında temizlik için odaya gelen hizmetli tarafından fark edilmesi üzerine adli soruşturma başlatıldığı ve sehpanın altına 31.01.2012 tarihinde yerleştirildiği kabul edilen bu cihaz ve cihazdaki ses kaydı dışında katılanın özel yaşam alanına ilişkin seslerinin kaydedildiğine dair başkaca bir cihaz ve kayıt tespit edilemediği halde, sanık hakkında, “…Ayrıca 18.01.2012 tarihinde de benzer şekilde bankodan aldığı anahtarla kata çıktığı ve 2-3 dakika sonra da anahtarı yerine bırakarak binadan ayrıldığı, ses kayıt cihazının yapıştırıldığı sehpa üzerinde birden çok çift taraflı yapışkan bant izi olduğu dikkate alındığında katılanın odasına birden fazla dinleme cihazının konulduğu…” biçimindeki varsayıma dayalı soyut gerekçelerle zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle sanığa fazla cezalar hükmedilmesi,

4- Danıştay tetkik hâkimi olan sanığın, Danıştay üyesi olan katılana karşı işlediği kabul edilen konut dokunulmazlığının ihlali suçunda, görevinin sağladığı otoriteden ve kolaylıktan faydalanarak, katılanın direncini kırması söz konusu olmadığı gibi, sanığın ne şekilde kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullandığı da açıklanıp gösterilmeksizin, hükmedilen cezada TCK’nın 119/1-e maddesi gereğince artırım yapılması suretiyle sanığa fazla ceza verilmesi,

5- Kamu görevlisinin, görevinin verdiği yetki kötüye kullanması halinde, TCK’nın 137/1-a maddesinin uygulanacağı ve görevi dışında bir meslek veya sanata sahip olamayacağı nazara alındığında, kamu görevlileri hakkında, TCK’nın 137/1-b maddesi gereğince cezada artırıma gidilemeyeceği gözetilmeden, hâkim olan sanığın eylemlerinin görevi ile ilgili olmadığı kabul edildiği halde, sanık hakkında görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı kurulan hükümde uygulama alanı bulunmayan TCK’nın 137/1-b maddesinin tatbik edilmesi suretiyle sanığa fazla ceza verilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanığın ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarları yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 26.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/636 Karar : 2018/6140 Tarih : 30.05.2018

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Yürütülen bir suç soruşturması veya kovuşturması dolayısıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri CMK’nın 135. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca; suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, suç tarihi itibariyle hakim veya gecikmesinde sakınca olan halde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Aynı maddenin 8. fıkrasında, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin ancak, bu fıkrada katalog şeklinde sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabileceği belirtilmiş, 9. fıkrada ise, maddede belirtilen usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükme bağlanmıştır.

Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” CMK’nın 135/8. madde ve fıkrasında düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın CMK’nın 138/2. madde ve fıkrasının açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, sanık …‘in, CMK’nın 135/8. madde ve fıkrasında sayılan başka bir suç nedeniyle yürütülmekte olan adli soruşturma kapsamında alınan karar uyarınca iletişiminin tespiti sırasında, Tunceli İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru tanık Ahu’yu arayıp trafikte kendisini sıkıştırdığını iddia ettiği mağdura ait aracın plakasını sorgulattığı ve mağdur …’ün kimlik bilgilerini temin etmek suretiyle TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;

Sanık hakkında alınan iletişimin denetlenmesi kararı, CMK’nın 135/8. madde ve fıkrasındaki katalog suçlardan olan ihaleye fesat karıştırma suçuna ilişkin olup, iddianameye konu edilen telefon görüşmeleri tesadüfen elde edilen delil niteliğinde ise de, sanığa isnat edilen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, CMK’nın 135/8. madde ve fıkrasında belirtilen katalog suçlardan olmadığından, aynı Kanun’un 138/2. madde ve fıkrası gereğince iletişim tespit tutanaklarının bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, iletişimin tespit tutanaklarına istinaden alınan ikrar da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak kullanılamayacağı gözetilerek, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamasından dolayı sanık hakkında CMK’nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken,

Kabul ve uygulamaya göre de;

1- Sanığın trafikte kendisini sıkıştırdığını iddia ettiği mağdura ait aracın plakasını polis memuru olan tanığı arayıp sorgulattığı ve mağdurun kimlik bilgilerini vermesini sağladığı şeklinde sübutu kabul edilen eylemi nedeniyle polis memuru olan tanığın mağdurun kimlik bilgilerini vermesinin görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanması kapsamında olmadığı gözetilmeden sanık hakkında TCK 137/1-a. madde ve fıkrası gereğince artırım yapılarak sanık hakkında fazla ceza tayini,

2- Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 30.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


** YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/15899 Karar : 2014/8411** Tarih : 7.04.2014

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

Mahalli Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan sanığın mahkumiyetine, şantaj suçundan beraatine ilişkin hükümlere yönelik olduğu saptanarak yapılan incelemede,

1- Sanığın cinsel taciz suçundan hakkındaki mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Anayasa Mahkemesinin 07.10.2009 gün ve 27369 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanıp, yayımından itibaren bir yıl sonra 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren, 23.07.2009 gün ve 2006/65 Esas, 2009/114 karar sayılı iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 50 ve 52. maddeleri ve 765 sayılı TCK hükümleri uyarınca doğrudan hükmedilip, başkaca hak mahrumiyeti içermeyen 2000 TL’ye kadar (2000 TL. Dahil) adli para cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümleri 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı Kanunun 305. maddesi gereğince kesin nitelikte olup, 07.10.2010 ila 6217 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihine kadar ise mahkumiyet hükümlerinin hiçbir istisna öngörülmeksizin temyizinin mümkün olduğu, 14.04.2011 ve sonrasında ise, doğrudan hükmedilen 3000 TL’ye kadar (3000 TL. Dahil) para cezalarının 5320 sayılı Kanunun Geçici 2. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu, 17.01.2012 tarihinde verilen 1.800-TL.’den ibaret mahkumiyet hükmüne karşı suç niteliğine ilişkin de herhangi bir temyiz istemi bulunmadığından sanığın temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE,

2- Kişisel verilerin kaydedilmesi ve şantaj suçlarından verilen hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın savunma hakkının kısıtlandığına, lehe yasa hükümlerinin uygulanmadığına, sübuta ilişkin temyiz itirazlarının reddine ancak;

1- TCK’nın 135 ve 136. maddelerinde düzenlenen “Kişisel Verilerin Kaydedilmesi” ve “Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme” suçlarının konusunu oluşturan kişisel veri kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı, herkes tarafından bilinmeyen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerektiği, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, TCK’nın 135. maddesinde “Kişisel verilerin kaydedilmesi” başlığı altında, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, aynı Kanunun 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında birbirinden bağımsız iki ayrı suç olarak tanımlanmış olup, eylemlerin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi halinin, TCK’nın 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörüldüğü, TCK’nın 244. maddesinin 2. fıkrasında ise, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme, erişilemez kılma, sisteme veri yerleştirme, verileri başka yere gönderme suçu düzenlenmiş olup buradaki verilerin erişilemez kılınmasının, bilişim sistemi içindeki verilere erişimi sağlayan anahtar verilerin değiştirilmesi ile bu verilere ulaşım imkanının ortadan kaldırılması anlamına geldiği, somut olayda; sanığın, tamir için katılanın kendisine bıraktığı dizüstü bilgisayarında bulunan fotoğrafları ile messenger programında oturum açmak için kullandığı elektronik posta adres ve şifrelerini mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak ele geçirip veri taşımakta kullanılan flash diske aktararak, elektronik posta adres ve şifre bilgilerini kullanarak açtığı katılana ait messenger oturumunda, kendisine ait başka bir hesabı, katılanın hesabına arkadaş olarak eklemesi, bilahare katılanın elektronik posta adresinin şifresini değiştirerek messenger programına girişini engellemesi şeklindeki eyleminin, TCK’nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu ile TCK’nın 244. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçunu oluşturduğu ve gerçek içtima kuralları uyarınca bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu tutularak cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Dosya içeriğine, sanığın kolluktaki ve mahkemedeki tevilli ikrar beyanlarına göre, sanığın, internetteki sohbet programında, müştekiden bilgisayarının kamerasını açarak kendisini göstermesini isteyerek aksi takdirde resimlerini uygunsuzca değiştirerek internette yayınlayacağını söylemesi şeklindeki sabit olan eyleminde, atılı şantaj suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden mahkumiyeti yerine yazılı düşüncelerle beraatine karar verilmesi,

3- TCK’’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınmak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle, aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, somut olayda, suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve kastın yoğunluğu, sanığın güttüğü amaç ve saik, sanığın sosyal durumu, geçmişi, dosyaya yansıyan kişilik özellikleri nazara alınarak temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayini gerektiği gözetilmeden asgari hadden ceza tayini,

Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 07.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/24278 Karar : 2014/4421 Tarih : 24.02.2014

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, TCK’nın 135. maddesinde “Kişisel verilerin kaydedilmesi” başlığı altında, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, aynı Kanunun 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında birbirinden bağımsız iki ayrı suç olarak tanımlanmış olup, eylemlerin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, TCK’nın 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.

Kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarının maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir; ancak, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda “kişisel veri” olarak değerlendirilemez, aksinin kabulü; anılan maddelerin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurur, bu nedenle, bir kişisel bilginin, açıklanan anlamda “kişisel veri” kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; katılan … ile eşi olan tanık ….. arasında görülen boşanma davasında, katılan …‘nin sosyal ve ekonomik durumunun tespiti amacıyla mahkemece yazılan müzekkereye cevap olarak gönderilen, …. Hastanesi Başhekimi imzalı, “2004/694 sayılı yazınızda adı geçen davalı Dr. … hastanemizin kadrolu doktoru olmayıp, konsultan hekimi olarak Genel Cerrahi biriminde Temmuz-2004’ten beri, ayda 2 (iki) nöbet tutmuş olup; günlük nöbet ücreti de yaklaşık; 75,000,000 TL (Yetmişbeşmilyon) olarak tespit edilmiştir. Durum bilgilerinize arz olunur.” şeklindeki 05.01.2005 tarihli yazı örneğini, boşanma davasının sona ermesi ve kararın kesinleşmesinden sonra, anılan davada, tanık …‘ın vekilliğini üstlenen sanık avukat …‘dan 27.03.2008 tarihinde temin eden diğer sanık …‘un, …. Askeri Hastanesi Baştabipliğince alınan 28.03.2008 tarihli ifadesi sırasında, kendisi gibi tabip albay olarak görev yapmakta iken emekliye ayrılan katılan …‘nin, özel hastanede çalışmasına rağmen aldığı yan ödemede kesinti yaptırmadığının delili olarak sunduğu iddialarına konu olayda,

Sanık …‘un, söz konusu belge örneğini, tanık …‘ın onayı ile sanık avukat …‘dan aldığına dair savunması, gerek sanık …, gerek tanık …‘ın anlatımlarıyla doğrulanmadığı gibi, sanık …‘un beyanlarına üstünlük tanınması halinde dahi, tanık …‘ın boşanma davasının tarafı olduğu nazara alındığında, müvekkilinin talimatı ile hareket eden ve onun talebini yerine getiren sanık …‘ın eyleminde atılı suçun yasal unsurlarının gerçekleşmeyeceği,

Ayrıca; aleni duruşma sırasında dosyaya konulan 05.01.2005 tarihli yazı örneğini, gerektiğinde ilgili mahkemeden ve/veya hastaneden temin edebilecek olan makam dışında, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanık …‘un, 3. Kolordu Komutanlığı Adli Müşavirliğine gönderdiği 07.02.2008 tarihli şikayet dilekçesinde ve Gümüşsuyu Askeri Hastanesi Baştabipliğince alınan 28.03.2008 tarihli ifadesinde katılan hakkında bahsettiği açıklamalarını delillendirme amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırılık bilinciyle hareket ettiği de kabul edilemeyeceğinden,

Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçlar açısından sanıkların kastlarının bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın sübuta ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA, 24.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/9734 Karar : 2014/2288 Tarih : 3.02.2014

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin erteleme hükümlerinin uygulanmamasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesi TCK’nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesi aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır. Söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK’nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylem aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir. Elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesi TCK’nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlanmış olup, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK’nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eylemi suç olarak düzenlenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada, Avcılar Belediyesi tarafından yapılan ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen adli soruşturma sırasında, bilgisine başvurulan ve Belediye Meclis Üyesi olan sanığın, 2010 yılı Ekim ayında kaydettiği CD’yi, ilgili kolluk makamına teslim etmesini müteakip hakkında başlatılan adli soruşturma sonucunda, Belediye Başkanı ve diğer Belediye çalışanlarının yolsuzluk yaptıklarına dair duyumlarını delillendirme amacını taşıyan sanığın, Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü görevini yürüten katılanın yanına giderek, ona, ihalelerle ilgili sorular sorup, katılanın verdiği cevapları ve zaman zaman ortamda hazır bulunan bir üçüncü kişinin de katıldığı konuşmaları, ceketinin cebine gizlediği ses alma cihazıyla kaydederek, TCK’nın 133/1. maddesinde tanımlanan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu işlediği iddiasına konu olayda,

Şikayete konu CD çözümüne ilişkin tutanak ve alınan beyanların içeriğine göre, sanığın, Cumhuriyet Başsavcılığı ya da ilgili kolluk makamlarına müracaat ederek suç duyurusunda bulunmak yerine, katılan tarafından kendisine karşı işlenmekte olan ve ani gelişen bir suç (örneğin; cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bulunmadığı halde, kaybolma olasılığı bulunan mevcut delilin muhafazasını sağlamak için değil, önceden hazırlıklı ve planlı şekilde, yeni bir delil elde etmek amacıyla hareket ederek, kendisiyle beraber üç kişi arasında yüz yüze gerçekleşen aleni olmayan konuşmaları gizlice kaydetmesi karşısında, taraflar arasındaki iletişimin, “söyleşi” niteliğinde olduğu gözetilerek, sanık hakkında, TCK’nın 133/2. maddesi gereğince mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek, sanığın kayda alınan konuşmanın tarafı olduğu gözetilmeksizin, TCK’nın 133/1. maddesi gereğince mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle sanığa fazla ceza tayini,

Kabul ve uygulamaya göre de:

1- Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapan sanığın, olay tarihi itibariyle görevine giren hususlar araştırılıp, irdelenmeden, “Sanık kamu görevlisi olup, görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlediğinden” şeklindeki soyut gerekçelere dayalı olarak, sanığa hükmedilen cezada, TCK’nın 137/1-a maddesi gereğince yarı oranında artırım yapılarak, sanığa fazla ceza tayini,

2- Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanığa hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, sanık hakkında belirlenen tam gün sayısının gösterilmemesi suretiyle TCK’nın 52/3. maddesine ve bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarın belirlenmesi sırasında uygulanan Kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,

3- Sanık müdafii hükmün verildiği 29.12.2011 tarihli son oturumda, mahkumiyet kararı verilmesi halinde, lehe olan yasa hükümlerinin uygulanmasını talep ettiği halde, taksitlendirme talebini de içeren bu istek hakkında, olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi, kanuna aykırı,

4- Hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK’nın 133/1. maddesinde yapılan değişikliğe göre hapis cezasının üst sınırı itibariyle 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca davaya bakma görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 03.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/8861 Karar : 2014/156 Tarih : 13.01.2014

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

1- Kasıtlı suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde, TCK’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınarak, aynı Kanunun 3/1. maddesi gereğince işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 81. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki sanık lehine yaptırım öngören TCK’nın 134/1. maddesi gereğince, 1 yıl ile 2 yıl arasında hapis cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan yerel mahkemece, temel cezanın alt sınır olan 1 yıl hapis cezası esas alınarak belirlenmesi suretiyle adalet ve hakkaniyete uygun olmayacak şekilde sanığa az ceza tayin edilmesi,

2- Adnan Menderes Üniversitesi Kardiyoloji Servisinde faaliyet yürüten temizlik şirketinde temizlik elemanı olarak çalışan sanığın, mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak atılı suçu işlediği anlaşılan sanık hakkında, hükmolunan temel cezada, 5237 sayılı TCK’nın 137/1-b maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle, sanığa eksik ceza tayin edilmesi,

Aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedenleri yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, Adnan Menderes Üniversitesi Kardiyoloji Servisinde faaliyet yürüten temizlik şirketinde temizlik elemanı olarak çalışan sanığın, mesleğinin sağladığı kolaylıktan yararlanarak hemşire odasına yerleştirdiği cep telefonunun görüntü kaydetme özelliğini açarak şarj oluyor görüntüsü ile kıyafetini değiştiren kişileri kaydedebilecek şekilde odaya bıraktığı, soyunma odasına gelip kıyafetini değiştirmekte olan katılan mağdurenin görüntülerini bu şekilde kaydettiği, hastane personeli arasındaki duyumlar üzerine sanığın cep telefonunu yine aynı odada inceleyen başka bir çalışanın görüntüleri izlemesi üzerine sanığın cep telefonunda mağdurenin görüntüleri bulunduğunun tespit edildiği olayda, mağdurenin, çıplaklık gibi fiziksel mahremiyetini içeren görüntülerini kaydeden sanığın, özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlediğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden, sanık müdafiinin, sanığın suçu kabul ettiğine, pişman olduğuna ve cezasının paraya çevrilmesi gerektiğine ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanığın TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğuna, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından “koşullu salıverilmesine kadar”, diğer kişiler yönünden ise, “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, TCK’nın 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasına aykırılık oluşturacak biçimde hükümler kurulması,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, (2) numaralı hükmün altıncı paragrafının, “Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (b), (d), (e) bentlerindeki hakları kullanmaktan aynı Kanunun 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hakları kullanmak yönünden ise, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından aynı Kanunun 53/3. maddesi gereğince koşullu salıverilmesine kadar, diğer kişiler bakımından TCK’nın 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” şeklinde düzeltilmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/14757 Karar: 2014/3719 Tarih: 17.02.2014

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, TCK’nun “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir; ancak, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda “kişisel veri” olarak değerlendirilemez, aksinin kabulü; anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurur, bu nedenle, bir kişisel bilginin, açıklanan anlamda “kişisel veri” kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya içeriğine göre; sanığın, arkadaşı olan müştekiye ait cep telefonu numarasını, müştekinin bilgisi ve rızası dışında, “com” adlı arkadaşlık sitesinde “duygu” takma ismiyle üyelik işlemleri yaparak yaydığı ve açtığı profilde müştekinin küçük düşmesine yol açan değer yargısı içerecek, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte müştekinin ağzından paylaşımlarda bulunduğu, bunun üzerine müştekinin tanımadığı kişiler tarafından aranmaya başlandığı olayla ilgili olarak,

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine ve incelenen dosya içeriğine göre, müştekinin, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı telefon numarasını adı ile birlikte yayınlayarak yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunduğu sübut bulduğundan, sanığın suçun unsurlarının oluşmadığına ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak;

1- Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanığa hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, sanık hakkında belirlenen tam gün sayısının gösterilmemesi suretiyle TCK’nun ve bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarın belirlenmesi sırasında uygulanan kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nun aykırı hareket edilmesi kanuna aykırı,

2- Hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun , “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adli para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerek-tiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171 ’inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, e) Kesinleşmiş olan mahkumiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir” hükmü gereğince, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 17.02.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/2773 Karar: 2013/26643 Tarih: 25.11.2013

  • TCK 137. Madde

  • Nitelikli Haller

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, TCK’nın 135. maddesinde “Kişisel verilerin kaydedilmesi” başlığı altında, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, aynı Kanunun 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında birbirinden bağımsız iki ayrı suç olarak tanımlanmış olup, eylemlerin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, TCK’nın 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.

Kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarının maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA’sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir; ancak, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda “kişisel veri” olarak değerlendirilemez, aksinin kabulü; anılan maddelerin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurur, bu nedenle, bir kişisel bilginin, açıklanan anlamda “kişisel veri” kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; diş hekimi olan sanığın, daha önce kişisel bilgileriyle üye olduğu e-dishekimi.com isimli internet sitesindeki üyeliğinin iptal edilmesinin ardından, adı geçen internet sitesine yeniden üyelik için başvuruda bulunduğu sırada, aynı hastanede diş hekimi olarak görev yapan arkadaşı mağdurun T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, mezun olduğu üniversite ve mezuniyet yılı, mesleği ve diploma numarası, çalıştığı kurum ve yaşadığı şehir bilgilerini sisteme kaydederek, “jasmin” rumuzuyla mağdur adına profil oluşturduğu iddiasına konu olayda,

Mağdurun, herkes tarafından bilinmeyen veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı kişisel verilerini, kimliğini ortaya koyacak biçimde, e-dishekimi.com isimli internet sitesine, onun bilgisi ve rızası dışında, hukuka aykırı olarak kaydeden sanığın sübut bulan eyleminden dolayı TCK’nın 135/1. maddesindeki kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmediğinden bahisle ve salt TCK’nın 136/1. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak, dosya kapsamına uygun düşmeyen yetersiz gerekçelerle, sanık hakkında beraat hükmü kurulması,

Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 25.11.2013 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS