0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

TCK Madde 128

(1) Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.



TCK Madde 128 Gerekçesi

Madde metninde, bir hukuka uygunluk nedeni olan ve Anayasamızda da güvence altına alınan (madde 36) iddia ve savunma dokunulmazlığı düzenlenmiştir. Bir talebin resmi bir makama iletilmesi, dilekçe hakkının kullanılması bağlamında hukuka uygun bir davranıştır. Ancak, dilekçe hakkı, dilekçenin içeriğindeki ifadeler açısından başlı başına bir hukuka uygunluk sebebi olarak mütalâa edilemez.

Hukuk toplumunda yaşama hakkına sahip olan herkes, toplum barışını bozucu nitelik taşıması dolayısıyla devletten suç işlenmesinin önlenmesini ve suçluların cezalandırılmasını talep hakkına sahiptir. Bir suçun işlendiğini öğrenen bireyin, bununla ilgili olarak yetkili makamlar nezdinde ihbar veya şikâyette bulunma hakkı vardır.

Gerçekleşmiş bir olayla ilgili olarak bu olayın oluşumuna neden olan kişiler de gösterilmek suretiyle ihbar veya şikâyette bulunulması durumunda, hakaret veya iftira suçunun oluştuğundan söz edilemez. Çünkü, burada gerçekleşmiş somut olayla ilgili olarak ihbar veya şikâyette bulunmak şeklinde bir hakkın kullanılması söz konusudur.

İddia ve savunma hakkının, yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde kullanılması mümkündür.

İddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddî vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçu oluşturur.

İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnadların gerçek olması ve yapılan olumsuz değerlendirmelerin somut vakıalara dayanması gerekir. Keza, bulunulan somut isnadların veya yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması gerekir; ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır.

Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakıalara dayansa bile, uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.

Somut uyuşmazlıkla ilgili olmakla birlikte iddia ve savunma sınırını aşan hakareti mutazammın yazı ve sözlerin iddia ve savunma hakkı kapsamında mütalâa edilmesi mümkün değildir. Ancak, bu ifadelerin kullanılmasına müsamaha ile bakılabilir. Çünkü, bu gibi durumlarda iddia ve savunmanın sınırı genellikle öfke ve gazabın etkisiyle aşılmaktadır. Aslında öfke ve gazap hâli, kusurluluğun bir unsuru olan irade yeteneğini etkileyen bir faktördür ve bu durum, kişinin işlediği hakaret suçu dolayısıyla kusurunun tespiti bağlamında değerlendirilmelidir.


TCK 128 (İddia ve Savunma Dokunulmazlığı) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/9326 Karar: 2015/12196 Tarih: 30.11.2015

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

İnceleme konusu somut olayda; sanığın, belediye başkanı olan katılan hakkında, Denizli Valiliği’ne vermiş olduğu dilekçesinde belirttiği ifadelerin, Anayasal şikayet hakkı ve TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia dokunulmazlığı kapsamında kaldığı, yine halk arasında katılan için sarfettiği “zübükzade başkan” sözünün de, sövme, somut bir fiil ya da olgu isnadı olarak kabul edilemeyeceği, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğinde olması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, hükümlülük kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık H.. P..’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak, hükmün bozulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 30.11.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/1393 Karar: 2015/1782 Tarih: 22.05.2015

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nisbi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

İnceleme konusu somut olayda; …Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yapan sanığın, davalı vekili sıfatıyla …2. Aile Mahkemesinin … Esas sayılı boşanma davasına ilişkin dosyaya sunduğu 11.09.2006 havale tarihli temyiz dilekçesinde “yerel mahkeme, ya geçinmenin ne demek olduğunu bilmiyor ya da ağır borç yükü altında belki de on yıllar boyunca ezilme denen olgu hakkında en küçük bir fikri yok. Yerel Mahkeme bu anlayışla başkasının cebinden adalet dağıtmaya devam ediyor. Bütün bunları da dosyada bulunmayan ama kendince ihdas ettiği kanıtlara dayandırıyor.” ifadelerine yer verilmiş olması nedeniyle, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ettiği gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Sanık, vekil olarak bulunduğu dosyada, sadece verilen kararı eleştirmek ve karardaki yanlışlara Yargıtay’ın dikkatini çekmek için bahse konu dilekçeyi yazdığını, tazminat davalarında esas olanın talepte bulunanı zenginleştirmek olmadığını, mahkemenin boşanma davasında çok genç yaşta bir kişiye ekonomik yönden altından kalkamayacağı bir tazminat yüklemesi nedeniyle, bunun doğru olmadığına işaret etmek amacıyla dilekçede ifadeleri kullandığını, “başkasının kesesinden ya da cebinden adalet dağıtma” ibaresinde hakime yönelik bir kastının olmadığını, mahkemelerin verdikleri karar sonrasında ödemelerin taraflardan biri tarafından yapılacağını, mahkemelerin ya da görev yaptıkları kurum ya da devletin bu ödemeyi yapmayacağını, dilekçede kullandığı ifadelerden de bunu kastettiğini savunmuştur.

Sanığın temyiz dilekçesi verdiği, …2.Aile Mahkemesinin 2005/1251 esas sayılı dosyasında; bir boşanma davasının açıldığı, sanığın, …1.Noterliğince düzenlenen 29.12.2005 ve 46510 sayılı genel vekaletname ile davalının vekilliğini üstlendiği, Mahkemece 24.07.2006 tarihinde davanın kabulüne ve nafaka ödenmesinin yanında 20.000 YTL manevi ve 25.000 YTL maddi tazminatın davalıdan alınmasına karar verildiği, kararın davalı vekili sanık Avukat tarafından 11.9.2006 tarihli 3 sayfadan ibaret yazılı dilekçe ile temyiz edildiği, söz konusu dilekçede dava konusu sözcüklere yer verildiği, kararın Yargıtay 2.Hukuk Dairesince 25.04.2007 tarihinde onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

Temyiz dilekçesinde yer verilen ifadelerin rahatsız edici olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte mahkeme tarafından belirlenen tazminatın, vekil edeni yönünden ödeme güçlüğü yarattığını anlatmak için sanık tarafından söz konusu temyiz dilekçesinin Yargıtay’a gönderilmek üzere dosyaya sunulması hususunun, iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında ve ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirileceği konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göre, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen “bilgi” ve “fikirler” için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik bir toplum”dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir.

Sözleşme’nin 2. paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 2. paragrafı, öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir ‘toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir.

AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. AİHM içtihatlarına göre, avukatlar da gerek kamuoyunun önünde gerekse yargılama faaliyetleri esnasında adaletin işleyişine dair yorum yapma hakkına sahiptirler. Ancak bu husustaki eleştiriler belirli sınırları aşmamalıdır. Bu bağlamda adaletin uygun biçimde sağlanması isteği ile yargılama makamlarının mesleki onurları arasında bir denge kurulmalıdır. Aksi takdirde, bir yargı mensubunun önyargılı ve dayanaktan yoksun bir şekilde eleştirilmesi onun itibarını kolayca zedeleyebilecektir. Ancak yine de yargı mensupları da diğer kişiler gibi özellikle kamu yararını ilgilendiren konularla ilgili yapılan eleştirilerde kendilerine karşı yapılan eleştirilere karşı belli bir oranda hoşgörü göstermek zorundadırlar.

İkinci olarak, AİHM’e göre, ifadelerin olgusal iddialar mı yoksa değer yargıları olarak mı kategorize edildiği incelemelidir. Bir olayın olup olmadığı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi ifade özgürlüğüne müdahale oluşturabilecektir. AİHM içtihatlarından çıkan sonuçtan anlaşılmaktadır ki, ulusal hukukun bu ayırımı öngörmemesi dahi tek başına ifade özgürlüğüne aykırılık oluşturabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadelerin değer yargısı içerdiğine karar verildiğinde ise, bu yargıları destekleyecek ‘yeterli bir olgusal temelin’ mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının en azından belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte, bir değer yargısının sadece basit bir olaya dahi dayanması yeterlidir. Ancak hiçbir veriye dayanmayan bir değer yargısı AİHM tarafından aşırı olarak değerlendirilebilmektedir.

Son olarak, AİHM’e göre adil yargılama ilkesi, taraflar arasında serbest, hatta enerjik bir görüş alışverişini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, bir yargılama sırasında sanığın ya da savunma makamının ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamalar dar yorumlanmalıdır. Zira, yargılama makamlarına karşı kullanılan ifadeler görevi sırasındaki hakim ve savcıların onuruna dönük bir saldırı olarak kabul edilse dahi üst sınırdan verilen ceza, izlenen meşru amaçla orantılı kabul edilmeyecektir.

AİHM, Lesnik - Slovakya davasında, ilk olarak kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken hoşgörü göstermeleri gereken eleştiri sınırının diğer insanlara göre daha geniş olduğunu, ancak, kamu görevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi her türlü söylemlerini yakın denetime açtıkları anlamına gelmeyeceğini, üstelik görevlerini hakkı ile yerine getirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerektiğini; bunun ise kamu görevlilerinin asılsız suçlamalara karşı korumakla sağlanabileceğini vurgulamıştır.

AİHM, Schöprer/ İsviçre davasında ise, davanın taraflarından biri olan avukatların yargı sistemine saygılı olması gerektiğini, avukatların, hakimler aleyhine aşırı abartılı veya hakaret vari bir dil kullanmamalarını, ancak yargı hakkında aleni tartışmalarda yer alma hakkına sahip olabileceklerini belirtmiştir.

Savcı tarafından tanıklık yapmak için mahkemeye bir kişinin çağırılması işlemini “manipülasyon ve kanıtların yasadışı yollarla sunulması” olarak nitelendirmesi nedeniyle, başvuran hakkında, yargılama sırasında kullandığı ifadelerden ötürü hakaret davası açılarak para cezasına çarptırıldığı Nikula - Finlandiya davasında, AİHM, resmi görev yapan memurlara karşı kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade kişilere göre daha geniş olduğunu, ancak bu memurların davranışlarının, tıpkı politikacılar gibi, sürekli denetim altında olacağı ve bu nedenle her türlü eleştiriye göğüs germeleri gerektiği anlamına gelmediğini, aksine görev başındaki memurların sözlü hakaret mahiyetindeki saldırılara karşı korunması gerektiğini yinelemiştir. Bununla birlikte AİHM’e göre, bu davada hakaret içeren bir saldırı söz konusu değildir. Başvuranın temel eleştirisi, sert de olsa, savcının dava devam ederken seçtiği yöntem hakkındadır. Dolayısıyla, savcının mesleki veya diğer nitelikleri hedef yapılmamıştır. Bu nedenle AİHM’e göre, savcı bu eleştirileri hoşgörü ile karşılamalıdır. AİHM, ayrıca, içtihadındaki sonucuna ulaşırken, ifadelerin medya önünde değil, sadece duruşma salonunda söylenmiş olduğunu da özellikle vurgulamıştır. Nitekim AİHM, göre ancak çok istisnai hallerde savunma avukatının ifade özgürlüğüne getirilen bir sınırlama kabul edilebilecektir.

Somut olayda, sanığın avukat olması ve söz konusu eylemin avukatlık görevinin yerine getirilmesi sırasında işlenmesi savunma dokunulmazlığını gündeme getirmektedir. Avukatlar görevlerini ifa ederken belli koşullar içinde bazı isnatlarda bulunabilir, bunu yaparken de bazen muhatapları küçük düşürücü ifadeler kullanabilirler. Ancak bu esnada iddia ve savunmanın gerekliliği ile orantılı hareket etmek zorundadırlar. Savunma dokunulmazlığından söz edilebilmesi için eylemin iddia veya savunma niteliğindeki evrak ile ilgili olarak yapılması, eylemin, yargı organlarına verilen dilekçelerde veya bu organlar huzurunda yapılması ve bu hak kullanılırken sınırın aşılmaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.07.2007 tarih ve 2007/174 karar)

Sonuç olarak, sanık tarafından temyiz dilekçesinde kullanılan ifadelerin, TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı gibi, değer yargısı niteliğine sahip olduğunun, bu itibarla somut bir fiil ya da olgu isnat etmek şeklinde kabul edilemeyeceğinin, ayrıca söylendiği yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğinde bulunduğunun, aksi düşüncenin suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına geleceğinin anlaşılması karşısında, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, hükümlülük kararı verilmesi,

2- Kabule göre de,

Hakaret suçu nedeniyle dosyaya yansıyan ve talep edilen (somut) maddi bir zararın bulunmaması, manevi zararın ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel oluşturmaması karşısında, sanıkların kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda bir değerlendirme yapılıp, hükmün açıklanmasıyla ilgili bir karar verilmesi gerekirken, “dosya kapsamına göre ve takdiren” biçimindeki yetersiz ve kanuni olmayan gerekçeyle CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanmasının yer olmadığına karar verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22.05.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/5950 Karar: 2015/985 Tarih: 13.01.2015

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Somut olayda, katılanın eski apartman yöneticisi, sanığın ise yeni apartman yöneticisi olduğu, sanığın, evraklarda ve para hesaplarında usulsüzlük yapıldığını fark etmesi üzerine şikayette bulunduğu ve katılan hakkında dava açıldığı, sanığın bu davaya müdahale dilekçesinde yer alan katılana yönelik “sekreteri Ş.’in maaşını bizim parayla karşılamış, bu nasıl bir gözükaralıktır, nasıl bir pervasızlık, bir hukukçuya yakışırmı, bu kadarcık paraya ihtiyacın mı var, sanığın bu açgözlülüğüne rağmen örtülü zimmet 50.000 TL, körler sağırlar birbirlerini ağırlar şeklindeki sözlerin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, 5237 Sayılı T.C.K.nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı, kaba hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, kanuni olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi.

SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık İ. G.’in temyiz nedenleriyle tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/1888 Karar: 2014/35595 Tarih: 10.12.2014

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Temyiz isteklerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanığın, Sarıveliler Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/126 esas sayılı dava dosyası kapsamında vermiş olduğu cevap dilekçesinde, karşı tarafın vekilliğini üstlenen katılan hakkında sarfettiği sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığına saldırı niteliği taşımayıp, TCK’nın 128. maddesindeki iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine hükmedilmesi,

2-Kabule göre de;

a-TCK’nın 125/3.a maddesindeki seçenek yaptırımlardan tercih edilen hapis cezasının, aynı Kanunun 50/2. maddesine göre, adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi,

b-TCK’nın 51. maddesine göre sadece hapis cezalarının ertelenebileceği düşünülmeden, adli para cezasının ertelenmesine karar verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanık B.. B.. müdafii ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/4698 Karar: 2014/10075 Tarih: 23.10.2014

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen hükmün yapılan incelemesinde;

Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle atılı suçtan verilen beraet hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan katılanın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

Sanık hakkında hakaret suçundan verilen hükmün yapılan incelemesinde;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir…” hükmü yer almaktadır. Anayasanın kabul ettiği bu esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır.

İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşmasına, bir başka anlatımla, hakkın meydana çıkmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasanın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak, o dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, yani davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmayan hakaret oluşturan yazı ve sözlerin sarfedilmiş bulunmasında meşruluğun varlığı kabul edilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur.

Anayasadaki bu düzenlemeye koşut olarak, TCK’nın 128. maddesinde “Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.” hükmü yer almaktadır. Bu durumda, iddia ve savunma sınırı aşıldığı takdirde dokunulmazlık dışına çıkılmış olur. Hakaret suçunda savunma sınırının aşılıp aşılmadığını saptamak için yazılan yazı ve söylenen sözlerin, savunma konusuyla mantıksal bağlantısını ve savunmaya yararlı bulunmasını takdir etmek gerekir. Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyecektir. Ayrıca, somut olaylara dayansa bile, uyuşmazlıkla ilgisi bulunmayan olumsuz değerlendirmeler açısından da iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.

İnceleme konusu olayda; sanığın, katılan vekili olarak Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunduğu tarihsiz dilekçesindeki; hakaret, tehdit, konut dokunulmazlığını ihlal etme, hırsızlık, mala zarar verme suçlarından sanık olarak yargılanmakta olan katılana yönelik “… Sanık daha önce de yaşadığı gece hayatını bu olaylardan sonra artırmaya başlamış ve gece hayatı, alkol ve aldatmaları artarak devam etmiştir. Sanık, katılanı aleni olarak aldatmaya devam etmiş, bu husus tüm arkadaş ve iş çevresinde bilinir hale gelmiştir. Katılan müvekkilin sonradan ( müşterek çocukları ) F.’dan öğrendiği kadarıyla o gece otelde başka bir kadın ve F. ile aynı otelde kalmıştır… F. bu yönlendirmelerle annesine karşı saldırganlaşmış ve 04/01/2010 gecesi sanığın azmettirmesiyle katılanı gece uyurken bıçakla öldürmeye çalışmıştır… Sanık çocuğa örnek olacak bir hayat sürmediği gibi, örnek olacak davranışlarda sergilememektedir. Sanık velayeti aldıktan sonra da alkol ve gece hayatına düşkünlüğüne devam etmektedir. Bu konuda ve A.’da birden fazla yabancı uyruklu bayanlarla otellerde alem yaptığına dair de yine tanık ve sair delillerimiz mevcuttur. Ayrıca sanık iş hayatında dahi istikrarlı davranamıyor olup, sürekli iş ortağı ve sekreter değiştirmekte olup, bu konularda sürekli yeni iş ortağı veya sekreter konusunda ilanlar vermektedir. Hatta sanık hakkında alkollü araç kullanmaktan dolayı iki kez yasal işlem yapılmış ve ehliyetine el konulmuş ve hatta akabinde de sürücü belgesiz araç kullanmaktan yine yasal işlem yapılmıştır.” şeklindeki ifadelerin dava ile ilgisi ve yararı bulunmadığı ve savunma sınırının aşıldığı, hakareti oluşturan bu sözler nedeniyle sanığın savunma dokunulmazlığından yararlanmasının mümkün olmadığı, yüklenen hakaret suçunun tüm yasal unsurlarıyla oluştuğu nazara alınmadan, oluşa uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraet kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.10.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/11637 Karar: 2014/20801 Tarih: 10.06.2014

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Avukat olan sanığın, …Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/56 esas sayılı dosyasında kasten adam öldürmeye teşebbüs ve silahla tehdit suçlarından yargılanan sanıkların müdafisi olarak bulunduğu davanın 05.11.2009 tarihli duruşmasında, müvekkillerinin bir gün önce Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce gözaltına alınmaları nedeniyle duruşmaya katılamamaları ve mahkeme başkanının sanıkların hazır olup olmadığını sorması üzerine davada taraf sıfatı bulunmayan İ…‘ın avukatı olan meslektaşının, müvekkili olduğu sanıkların çete suçlamasından dolayı gözaltına alındıklarını söylemesi üzerine kendisinin de müvekkillerinin çete olmadığını belirtmek amacıyla söylediğini kabul ettiği “aslında K…‘da bir çete vardır, çetenin reisi İ… E…dır” şeklindeki sözlerinin, TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kalıp kalmadığı tartışılarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçeyle hükümlülük kararı verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı ve sanık N…‘ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak, hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/3949 Karar: 2014/8597 Tarih: 20.03.2014

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Somut olayda, Karşıyaka 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanığın, yargılama konusu olaya dair görüntüleri içeren cd ler hakkında düzenlenen bilirkişi raporu hakkında tarafların beyanının alınması esnasında karşı taraf vekili olan avukatın, “sanıkların ileri sürdükleri 3. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyada başka yargılama vardır, mahkemeyi yanıltmaya çalışmaktadırlar” sözüne karşılık olarak söylediği kabul edilen “sahtekarlık yapma, oğlum sen laftan anlamıyor musun” şeklindeki sözlerin katılan avukatın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı, kaba hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, kanuni olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet karan verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık M.T.’ un temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20.03.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/13614 Karar: 2014/5809 Tarih: 10.03.2014

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

İncelenen dosya içeriğine göre; sanığın, katılanın yaşları küçük çocuklarına uzun yıllar bakıcılık yaptığı, maaş ve sigorta işlemlerinin katılanın babasına ait iş yeri üzerinden yapıldığı, taraflar arasında oluşan anlaşmazlık sonucunda, sanığın işten çıkarılması üzerine, vekili aracılığıyla, işvereni konumundaki katılanın babasına karşı, iş mahkemesi nezdinde, ihbar, kıdem ve diğer alacakları ile ilgili olarak dava açtığı, açtığı davanın 04.10.2010 tarihli dava dilekçesinde, katılanın, eğlence hayatına ağırlık veren çocuklarının bakım, eğitim ve yetişmesine yeterli zaman ayıramayan bir kişi olduğu belirtilip, katılan hakkında “… Davalının kızı Ş., gece ve eğlence hayatına düşkün bir kişidir. Yaklaşık 2-3 yıl önce de geçimsizlik sebebiyle kocasından boşanmıştır. Gerek eğlence ve gerekse gece hayatına düşkünlüğüne, eşinden de boşanmasının eklenmesi ile son bir yılda oldukça asabi davranış sürecine girmiş, sürekli de alkol alma durumu da ortaya çıkınca davacıya karşı zaman zaman saldırgan ve agresif bir tutum içerisine düşmüştür…” şeklinde ifadelerde bulunulması nedeniyle, katılanın, sanık hakkında, hakaret ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçlarından şikayetçi olması üzerine başlatılan adli soruşturma kapsamında, sanık hakkında TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçundan açılan davada, suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi şeklinde gelişen olayla ilgili olarak;

Sanığın eyleminin, TCK’nın 134/1. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal ve aynı Kanunun 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçları kapsamında değerlendirilebileceği, ancak sanığın, katılanın babası aleyhine açtığı davanın, haksız işten çıkarmaya dayalı olup, hak ettiğini düşündüğü alacaklarına ilişkin olduğu ve haksız olarak işten çıkarıldığına ilişkin iddialarını ispatlamaya yönelik hareket ettiği, dava dilekçesinde sarfedilen katılan hakkındaki beyanlarının TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı, hakaret suçunun unsurlarını taşımadığı; ayrıca, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan ( cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi ) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, yargı merciilerindeki iddialarını ispat etmek için başka türlü delil ibraz etme olanağının bulunmadığı hallerdeki bir takım eylemlerinin de haksızlık unsurunu içermeyeceği, esasen bu gibi hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiğinden de söz edilemeyeceği gözetildiğinde, katılanın özel hayatına ilişkin bilgileri, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia da ileri sürülmeyen sanığın, hukuk mahkemesindeki iddialarını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla, yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, eksik inceleme yapıldığına, atılı suçun unsurlarının oluştuğuna ve sanığın cezalandırılması gerektiğine dair yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

SONUÇ : Beraete ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 10.03.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/4473 Karar : 2015/231 Tarih : 6.01.2015

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın kendisine isnat olunan hırsızlık suçundan yapılan yargılama sırasında, müştekinin tanık olarak verdiği ifadesinin doğru olmadığını bildirmek amacıyla söylediği “şerefsizlik yapıyorsun, bu kişi imam olduğunu söylüyor, bu kişinin arkasında namaz kılınmaz” şeklindeki sözlerin TCK`nın 128. maddesinde öngörülen olumsuz değerlendirme ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulması,

Kanuna aykırı ve sanık A… M…`ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün (BOZULMASINA), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/3076 Karar : 2018/9291 Tarih : 11.06.2018

  • TCK 128. Madde

  • İddia ve Savunma Dokunulmazlığı

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvuruların süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir;

Ancak;

1- TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen ve Anayasanın 36. maddesiyle de güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı; şahısların yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde, serbestçe ve hiçbir endişenin etkisi altında kalmaksızın haklarını özgürce iddia edebilmeleri veya kendilerini savunabilmeleri imkanının sağlanmasını ifade eder. Eğer böyle bir hak olmazsa, iddia ve savunma serbestçe yapılamayacak ve söylenmesi gereken, cezai yaptırıma maruz kalma korkusuyla ifade edilemeyeceğinden, yapılan yargılama sonucunda hedeflenen, “gerçeğe ulaşma” ve “adaletin gerçekleşmesi” de söz konusu olamayacaktır.

Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere; iddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddi vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçu oluşturur.

İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnatların yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması lazımdır ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır.

Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakalara dayansa dahi uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.

Somut olayda; sanığın, davalı sıfatında olduğu bir hukuk dava dosyasında tanıklık yapan katılana hitaben söylediği iddianamede belirtilen sözlerinin, TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,

2- Kabule göre de;

a) TCK’nın 125/1. ve 4. maddelerince hesaplanan hapis cezasından TCK’nın 62 uyarınca indirim yapılarak 2 ay 27 gün hapis cezası belirlenmesi yerine 87 gün olarak belirlenmesi,

b) Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan lehine hükmolunan vekalet ücretinin, CMK’nın 327/2. maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak sanık yerine Hazine’den tahsiline karar verilmesi,

c) TCK’nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesi’nin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uygulama olanağının ortadan kalkmış olması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafi ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki isteme aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.06.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS