0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

TCK Madde 117

(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişiye, mağdurun şikayeti halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tabi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.



TCK Madde 117 Gerekçesi

Anayasamızda herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip bulunduğunu ve özel teşebbüsler kurmanın serbest olduğu açıklanmıştır. Bu suç tanımı ile söz konusu temel hürriyetin güvence altına alınması amaçlanmıştır.

Maddenin birinci fıkrasında, iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suç olarak tanımlanmıştır. Suçun oluşması için, bu ihlâlin cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla gerçekleştirilmesi gerekir. Bu fıkradaki suçun soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlıdır.

Maddenin ikinci fıkrasında belirtilen durumlar içinde bulunan kimseleri rızaları ile de olsa, sömürerek insan onuruna aykırı biçimde ve koşullar altında çalıştırmak suç hâline getirilmiş ve böylece Devletin Anayasada belirtilen sosyal devlet olmak niteliğini koruyan ve vurgulayan değerlerden çok önemli birisi ceza himayesi altına alınmıştır.

İş ve çalışma hürriyetinin kullanılışında kişilerin insan onuruna uygun koşullar içinde çalıştırılmaları esastır. Demokratik toplum kişilerin çaresizliğinin sömürülmesine dayalı bir serbest piyasa sisteminin uygulanmasıyla, elbette ki, bağdaşamaz. Bu nedenle maddenin ikinci fıkrası kaleme alınmıştır.

İkinci fıkrada yer alan suç, kişilerin çalışmalarının sömürülmesini engellemek amacını taşımaktadır. Kimsesiz, çaresiz veya belirli kişilere çeşitli nedenlerle bağımlı kişi, onun bu hâlinden yararlananlar sömürücü kişiler tarafından insanlık dışı durumları kabule veya bazı koşullara katlanmaya sevkedilebilmektedir.

Bu gibi fiilleri önlemek amacı ile maddenin üçüncü fıkrasında, kişileri ikinci fıkrada belirtilen duruma düşürmek üzere tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakil fiilleri de suç sayılmıştır. Kişileri, ikinci fıkrada belirlenen hâle düşürmemek için söz konusu hazırlık hareketlerini cezalandırmak yerindedir.

Maddenin dördüncü fıkrasında ayrı bir suç tanımına yer verilmiştir. Söz konusu suçun oluşması için, cebir veya tehdit kullanılarak, işçi veya işverenlerin ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlanması ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olunması gerekir.


TCK 117 (İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


Ceza Genel Kurulu - Karar: 2019/14

  • TCK 117
  • İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
  • Minübüs şoförünün yolcu almasına engel olarak iş ve çalışma hürriyetinin ihlali iddiası

A- İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlâli Suçu;

Anayasanın 48. maddesinde yer alan,

“Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” şeklindeki düzenleme ile koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir.

Anayasanın 49. maddesinin birinci fıkrasındaki “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir” hükmü ile de çalışma hakkı güvence altına alınmıştır.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu TCK’nın 117. maddesinde; “(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

İş ve çalışma hürriyeti, bireyin gelir elde etmek amacıyla mal ve hizmet üreterek serbestçe çalışma, sözleşme yapma ve teşebbüs kurma hakkı olarak tanımlanmaktadır. İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçu ile korunan hukuki yarar, bireyin her türlü baskıdan uzak, üçüncü kişilerin olumsuz müdahalelerine uğramadan serbestçe çalışma hakkıdır. Bu hak, sanayi ve ticaretin yanı sıra gelir elde etme amacına yönelik yasal her çeşit faliyeti kapsamına alır.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşabilmesi için, mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılması ya da hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması suretiyle iş ve çalışma hürriyetinin ihlal edilmesi gerekir. Cebir, daha çok maddi zorlamayı ifade eder. Tehdit ise manevi cebirdir, ileriye dönük olarak mağdurun iradesini etkilemeye yöneliktir. Cebir ile tehdit arasındaki en önemli fark budur.

Madde metninde yer alan “Hukuka aykırı başka bir davranış” ifadesinden, hukuk düzeninin belirlemiş olduğu emir veya yasak biçiminde bir içeriğe sahip olan her türlü hukuk kuralına aykırı fiiller anlaşılmalıdır. Maddede, sadece hukuka aykırılıktan bahsedildiği için bu davranışın aynı zamanda suç teşkil etmesi gerekmez. Bu bağlamda; haksız fiiller, emniyet tedbirlerini gerektiren fiiller ve idari yaptırım gerektiren fiiller de suçun hareket unsurunu oluşturan hukuka aykırı davranış olarak kabul edilmelerine karşın, yapılan hareketin kişilerin, normal iş ve çalışma düzenine ilişkin faliyetlerinden en azından geçici olarak uzaklaştırılmasını ve bu düzenin bozulmasını da sağlayacak nitelikte olması gerekmektedir. Cebir, tehdit ya da hukuka aykırı davranışın iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline yönelik olması gerekir. Suç, ihlalin gerçekleşmesi ile sona erer. Düzenlemede “tahdit, men, engelleme ya da ortadan kaldırma” ya değil, “ihlali” terimine yer verilmiş olması nedeniyle ihlal kavramının, tüm bu terimleri kapsayan üst bir anlama sahip olduğunu ifade etmek mümkündür.

TCK’nın 117. maddesi anlamında ihlal, kişilerin, normal iş ve çalışma düzenine ilişkin faliyetlerinden en azından geçici olarak uzaklaştırılmasını ve bu düzenin bozulmasına ifade etmektedir. ihlalin geçici ya da devamlı olması önemli değildir (Prof. Dr. Veli Özer ÖZBEK-Doç. Dr. Koray DOĞAN-Dr. Öğr. Üyesi Pınar BACAKSIZ-Arş. Gör. İlker BACAKSIZ-Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler-Seçkin Akademik ve Mesleki yayınlar-13. Bası, s.458-462).

Bu suç neticeli bir suçtur. Bu nedenle söz konusu suçun tamamlanabilmesi için yalnızca hareketin gerçekleşmesi yeterli olmayıp aynı zamanda neticenin de gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Suçun netice kısmını iş ve çalışma hürriyetinin ihlali oluşturmaktadır (Uğur ERSOY, İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlâli Suçu, TAAD, Yıl:7, Sayı:24, s. 357).

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun işlenebilmesi için, herhangi bir şekilde iş ve çalışmanın engellenmesi gerekir. Burada mağdurun hakkı olan iş ve çalışmanın engellenmesi suç olarak düzenlenmiştir. Örneğin, bir taşıma işinde taşıma sözleşmesinin süresi dolan taşıyıcı, sözleşmeyi devam ettirmek amacıyla harekette bulunur fakat bu hareket fail tarafından engellenirse bu suç oluşmaz. Hukuka aykırı başka bir davranıştan anlaşılması gereken, hukuka uygun olmayan bir davranıştır. Bir örnek daha verecek olursak, bir kimsenin özel arazisinde duvar ören kimseye, arazi sahibinin engel olması hâlinde de bu suç oluşmayacaktır. Çünkü arazi sahibinin eylemi hukuka uygundur. Haksız fesih işlemi de nihayetinde hukuksal sonuçlar doğuran bir fesihtir ve iş sözleşmesi, haksız olarak yapılmış olsa da feshedilmiştir. Bu durumda da artık eylem hukuki nitelik kazanmıştır. Bu nedenle hukukça haklı olan, haksız fiil oluşturmayan sözleşmeye aykırılık veya sözleşmenin feshi durumlarının ortaya çıktığı hâllerde, yapılan davranışın hukuka aykırı başka bir davranış olduğu ileri sürülemez (Mustafa Artuç, Kişilere Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2008, s. 1004).

Somut olayımızda eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının belirlenebilmesi için, yapılan hareketlerin, TCK’nın 117. maddesindeki suçun oluşmasına elverişli hareket olarak sayılıp sayılamayacağının tartışılması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’ndaki “Elverişli vasıta” ya da kanuni deyimle “Vesaiti mahsusa” yerine “Elverişli hareketlerle icraya başlamaktan” söz etmektedir. Kanun’un gerekçesinde de belirtildiği üzere suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. O halde elverişli hareket kavramı eski Kanun’da yer alan “Vesaiti mahsusa” kavramını da kapsayan bir üst kavram olarak kabul edilmiştir. Böylelikle elverişli vasıta teşebbüs için ayrı ve bağımsız bir şart olmaktan çıkarılarak failin neticeyi gerçekleştirmek bakımından elverişli bir şekilde harekete geçip geçmediğini gösteren kanıtlardan biri hâline getirilmiştir.

Sevk ve idaresindeki araç ile katılanın yönetimindeki aracın yanından hızlı bir şekilde korna çalarak geçtikten sonra geri dönen ve iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline yönelik başkaca bir söz ya da davranışı bulunmayan sanığın gerçekleştirdiği hareketlerin TCK’nın 117. maddesindeki suç açısından elverişli olduklarının kabulü mümkün olmadığından eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemeyecektir.

Katılanın K. köyü ile D. ili arasında, sanığın ise Y. kasabasıyla yine D. ili arasında yolcu taşımacılığı yaptığı, olay günü katılanın yönetimindeki minibüste bulunan yolculardan birinin tüp değiştirmek amacıyla araçtan inmek istemesi üzerine bir dükkan önünde duran minibüsün, yolcunun tüpü değiştirerek tekrar binmesi üzerine hareket ettiği sırada sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile katılana ait minibüsün arkasından korna çalıp çok yakın mesafeden hızlı bir şekilde sollama yaptıktan sonra ileriden dönüp yine katılanın yönetimindeki minibüsün yanından hızlı bir şekilde geçmesinden ibaret olayda;

Sevk ve idaresindeki araç ile katılanın yönetimindeki aracın yanından korna çalarak geçtiğini kabul eden sanığın savunmasında; taciz amaçlı hareket etmediğini beyan ettiği olay sırasında yapılan hareketlerin cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla işlenmesi gereken TCK’nın 117. maddesindeki iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşması için elverişli hareket olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı gibi sanık tarafından yapılan hareketlerin sırf katılanın yolcu almamasına yönelik olduğuna dair doğrudan doğruya görgüye dayalı bilgisi olmayan ancak olaydan sonra bizzat sanığın telefonda kendisine katılanın yolcu aldığını görmesi üzerine bu şekilde davrandığını söylediğini beyan eden tanık O. dolaylı anlatımından başka bir delilin elde edilemediği ve katılanın ara vermeden devam ettiği yolcu taşımacılığı işinde kendisine herhangi bir güçlük çıkartılmadığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.


Ceza Genel Kurulu - Karar: 2017/498

  • TCK 117
  • İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
  • Sanıkların çalışan işçilerin serbestçe çalışmalarını engellemeye yönelik bir davranışlarının bulunmadığı, işçiler üzerinde baskı kurma, müdahalede bulunarak çalışmalarını engelleme imkan ve koşullarına sahip olmalarına rağmen polis memurları eşliğinde şantiyede sadece beklemekten ibaret eylemlerine kendiliğinden son verdikleri anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun maddi unsurlarının oluşmadığı ve sanıkların iş ve çalışma hürriyetini ihlâl etme kastıyla hareket etmedikleri kabul edilmelidir.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçu TCK’nın 117. maddesinde;

“(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası veriliR.” şeklinde düzenlenmiştir.

İş ve çalışma hürriyeti, bireyin gelir elde etmek amacıyla mal ve hizmet üreterek serbestçe çalışma, sözleşme yapma ve teşebbüs kurma hakkı olarak tanımlanmaktadır. İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçu ile korunan hukuki yarar, bireyin her türlü baskıdan uzak, üçüncü kişilerin olumsuz müdahalelerine uğramadan serbestçe çalışma hakkıdır.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçunun oluşabilmesi için, mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılması ya da hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması suretiyle iş ve çalışma hürriyetinin ihlâl edilmesi gerekir. Bu suç, neticeli bir suçtur. Bu nedenle, söz konusu suçun tamamlanabilmesi için yalnızca hareketin gerçekleştirilmesi yeterli olmayıp, aynı zamanda neticenin de gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bu suçun netice kısmını, iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli oluşturmaktadır. (Uğur Ersoy, İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlâli Suçu, TAAD, Yıl:7, Sayı:24. s.357)

Madde metninde yer alan “hukuka aykırı başka bir davranış” ifadesinden, hukuk düzeninin belirlemiş olduğu emir veya yasak biçiminde bir içeriğe sahip olan her türlü hukuk kuralına aykırı fiiller anlaşılmalıdır. Maddede, sadece hukuka aykırılıktan bahsedildiği için bu davranışın aynı zamanda suç teşkil etmesi gerekmez. Bu bağlamda; haksız fiiller, emniyet tedbirlerini gerektiren fiiller ve idari yaptırım gerektiren fiiller de suçun hareket unsurunu oluşturan hukuka aykırı davranış olarak kabul edilmelidir. İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçunun işlenebilmesi için, herhangi bir şekilde iş ve çalışmanın engellenmesi gerekir. Burada mağdurun hakkı olan iş ve çalışmanın engellenmesi suç olarak düzenlenmiştir. Örneğin, bir taşıma işinde taşıma sözleşmesinin süresi dolan taşıyıcı, sözleşmeyi devam ettirmek amacıyla harekette bulunur fakat fail tarafından engellenirse bu suç oluşmaz. Hukuka aykırı başka bir davranıştan anlaşılması gereken, hukuka uygun olmayan bir davranıştır. Bir örnek daha verecek olursak, bir kimsenin özel arazisinde duvar ören kimseye, arazi sahibinin engel olması hâlinde de bu suç oluşmayacaktır. Çünkü arazi sahibinin eylemi hukuka uygundur. Haksız fesih işlemi de nihayetinde hukuksal sonuçlar doğuran bir fesihtir ve iş sözleşmesi, haksız olarak yapılmış olsa da feshedilmiştir. Bu durumda da artık eylem hukuki nitelik kazanmıştır. Bu nedenle hukukça haklı olan, haksız fiil oluşturmayan sözleşmeye aykırılık veya sözleşmenin feshi durumlarının ortaya çıktığı hallerde, yapılan davranışın hukuka aykırı başka bir davranış olduğu ileri sürülemez. Bunlar, hukuksal çerçevede halli gereken başka sorunlardır. (Mustafa Artuç, Kişilere Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2008, s.1004) Uyuşmazlık konusu olayda tespit edilen eylemin iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenebilmesi için, manevi unsurun, bir başka deyişle suç kastının açıkça ortaya çıkartılması gerekmektedir.

TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan kast, kişinin iç dünyası ile ilgili bir kavram olduğundan, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgu dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmelidir. Kişinin eyleminin, bir suçu oluşturup oluşturmadığının, oluşturuyorsa da hangi suçu oluşturduğunun saptanması için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. ile T.-F.-M.-İ. Ortaklığı arasında, 03.08.2006 tarihinde I… Bölge arsa satışı karşılığı gelir paylaşımı sözleşmesinin imzalandığı, işin bitmesi için öngörülen sürede ancak %10,17’sinin tamamlanması ve yüklenicinin sözleşme hükümlerine aykırı şekilde sözleşme kapsamında doğmuş ve ileride doğacak alacaklarının bir kısmını temlik etmesi nedenleriyle, 18.05.2010 tarihinde Emlak Konut G.Y.O.A.Ş. tarafından sözleşmenin 30 ve 31. maddeleri uyarınca sözleşmenin feshedildiği ve 07.06.2010 tarihinde tasfiye komisyon heyetinin durum tespit tutanağı düzenlemek için inşaat alanında hazır bulunacağına ilişkin ihtarnamenin 24.05.2010 tarihinde karşı tarafa tebliğ edildiği, 14.06.2010 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin 31. maddesi uyarınca tespit çalışması yapılmasına rağmen yüklenici tarafından boşaltılmayan şantiyenin yedi gün içinde tahliye edilmesinin, aksi takdirde sözleşme hükümleri uyarınca iş yerine şirket tarafından vaziyet edileceğinin ihtar edildiği, ihtara rağmen yüklenici ortaklığın iş yerini boşaltmayıp yüklenici ortaklardan Tulip Gayrimenkul Geliştirme ve Yatırım San. ve Tic. A.Ş.’nce, Emlak Konut G.Y.O.A.Ş. aleyhine “sözleşmenin yürürlükte olduğunun tespiti ve tazminat” davası açıldığı, 24.06.2010 tarihinde Emlak Konut G.Y.O.A.Ş. genel müdür vekili sanık M. ve adı geçen şirkette inşaat kontrol müdürü olan sanık H., Emlak Konut G.Y.O.A.Ş.’nin özel güvenlik anlaşması yaptığı T. Güvenlik firmasının sahibi sanık D. ve özel güvenlik görevlileri olan inceleme dışı yirmi bir sanık Emniyet Müdürlüğünce görevlendirilen polis memurları refakatinde inşaat sahasına gidip, inşaat alanına girmek isterken yüklenici firma elemanları tarafından engellendikleri sırada şantiye giriş kapısının bariyer çubuğunun dip kısmından kırıldığı ve içeri giren sanıklar ile inceleme dışı sanıkların 24.06.2010 ile 30.06.2010 tarihleri arasında şantiye sahasında bekledikleri olayda; polis memurları tarafından tutulan 26.06.2010 ve 30.06.2010 tarihli olay yeri tespit tutanaklarında; şantiyede bulunan yirmi beş işçinin çalışmalarına devam ettiğinin ve sorulduğunda da çalışmalarını engelleyici bir müdahale olmadığını söylediklerinin, satış ofisinin içinde ve çevresinde T. Gayrimenkul Geliştirme ve Yatırım San. ve Tic. A.Ş. şirketi personelinin çalışmalarına devam ettiğinin ve şantiye içerisindeki ofisler ile müştemilata bir zarar verilmediğinin belirtilmesi, sanıkların ve inceleme dışı sanıklardan bir kısmının şantiyedeki bariyer çubuğunu kendilerinin kırmadığını savunmaları, inceleme dışı sanıklar R. ve A.’nın yüklenici şirket avukatının aracıyla içeri girmek isterken bariyer çubuğunu kırdığını ifade etmeleri, polis memuru olan tanıklar A., D. ve İ.’nin de bariyerin nasıl kırıldığı konusunda bilgilerinin olmadığını belirtmeleri ve olay tutanaklarında bu hususa ilişkin bir bilgiye yer verilmemesi karşısında; taraflar arasındaki sözleşmenin yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle Emlak Konut G.Y.O.A.Ş. tarafından feshedilmesiyle işin sona erdiği, feshin geçersiz olduğuna dair herhangi bir karar bulunmadığı gibi yüklenici şirket tarafından açılan “sözleşmenin yürürlükte olduğunun tespiti ve tazminat” davasında da ihtiyati tedbir kararı verilmediği ve bu davanın daha sonra husumet yokluğu nedeniyle reddedildiği, sanıkların sözleşmenin tanıdığı hak ve yetkileri kullanarak şantiyeye gelip durum tespiti yaparak şantiyeye vaziyet etmekten ibaret eylemleri dışında burada çalışan işçilerin serbestçe çalışmalarını engellemeye yönelik bir davranışlarının bulunmadığı, işçiler üzerinde baskı kurma, müdahalede bulunarak çalışmalarını engelleme imkan ve koşullarına sahip olmalarına rağmen polis memurları eşliğinde şantiyede sadece beklemekten ibaret eylemlerine kendiliğinden son verdikleri anlaşıldığından, sanıklara atılı suçun maddi unsurlarının oluşmadığı ve sanıkların iş ve çalışma hürriyetini ihlâl etme kastıyla hareket etmedikleri kabul edilmelidir.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/4313 Karar : 2017/27057 Tarih : 6.12.2017

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Sanık ve mağdurun minibüsle öğrenci taşıdıkları, müşteri paylaşımı nedeniyle aralarında husumet bulunduğu, sanığın, olay günü ‘‘bir daha buradan öğrenci taşımayacaksın, bana tabancamı çıkarttırma, alnına iki tane sıkarım’’ şeklinde sözler söyleyerek mağdura karşı tehdit eyleminde bulunduğunun kabul edilmesi karşısında, eylemin 5237 sayılı TCK’nın 117/1. maddesinde tanımlanan takibi şikayete bağlı iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan anılan Kanunun 106/1. madde ve fıkrasının birinci cümlesi gereğince mahkumiyet kararı verilmesi,

2- Açıklanmasına karar verilecek yeni hükmün Yargıtay incelemesine tabi olacak ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hüküm olacağı bu nedenle kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, Anayasanın 141. ve 5271 sayılı CMK’nın 34 ve 223, 230. maddelerine aykırı davranılarak gerekçesiz hüküm kurulması,

3- Daha önce hapis cezasına mahkumiyeti bulunmayan, 65 yaşını ikmal etmiş olan sanığa verilen 5 ay kısa süreli hapis cezasının TCK’nın 50/3. maddesi gereğince seçenek yaptırımlara çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi,

4-Kabule göre de; 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma

kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/17005 Karar : 2017/25379 Tarih : 22.11.2017

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Sanığın adli sicil kaydında yer alan Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/1281- 2008/542 E/K sayılı ilamı ile nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1. maddesi gereğince verilen 2 yıl 6 ay hapis cezası yerine, TCK’nın 142/1-b maddesi gereğince verilmiş 2 yıl hapis tekerrüre esas alınmış ise de, karşı temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamış ve başkaca nedenlerde yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Hakkında temyiz isteği bulunmayan sanık …‘ın katılanın eski çalışanı olup katılana yakın yerde çalıştığı, katılanın sanık … ile aralarındaki husumet nedeni ile sanık …‘ın yanına yine temyiz incelemesine konu olmayan ve sanık …‘ın erkek arkadaşı sanık … ile birlikte katılanın iş yerine gidip “bu dükkana 3 gün mühlet, 3 gün sonra bu dükkan buradan kalkacak” biçimindeki sözleri söylediğinin dosya kapsamından anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK’nın 117/1. maddesinin de tanımlanan iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-Anayasa Mahkemesi’nin karar tarihinden sonra 24/11/2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı, TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin kararın ve TCK’nın 53/1-c maddesinde düzenlenen hak yoksunluğunun uygulanma süresi ve şeklinin Kanunda öngörülen biçimde uygulanması zorunluluğu,

Kanuna aykırı ve sanık …‘ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/18769 Karar : 2017/21806 Tarih : 9.10.2017

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, sanık …‘ın yokluğunda verilen hükmün tebliğ edildiği tarihte ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunduğu ve sanık …‘a cezaevinde yapılan tebligatta CMK’nın 35/3. maddesine göre kararın kendisine okunup anlatılması gerektiği halde kararın tebliğine ilişkin işlemlerin 5271 sayılı CMK’nın 35/3. maddesine uygun olmadığının anlaşılması karşısında, sanık … vasisinin temyizinin süresinde olduğu kabul edilerek ve bu nedenle tebliğnamedeki ret görüşüne iştirak edilmeyerek dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Sanıkların, kum nakliyesi yaptıkları ve Manavgat’tan Antalya’ya kamyon ile kum taşıyan katılan …‘a “buradan Antalya’ya malzeme götüremezsin, götürürsen seni asarız, keseriz” şeklinde sözler söyleyerek katılana karşı tehdit eyleminde bulunduklarının kabul edilmesi karşısında, eylemin 5237 sayılı TCK’nın 117/1. maddesinde tanımlanan iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan anılan Kanunun 106/1. madde ve fıkrasının birinci cümlesi gereğince mahkumiyet kararları verilmesi,

2)Hakaret suçunun gerçekleştirildiği yer belirlendikten ve ne şekilde aleni yerlerden olduğu açıklandıktan sonra, TCK’nın 125/4. maddesinin uygulanmasının gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle, anılan madde uyarınca cezalarda artırım yapılması,

3)Mahkemece sanıklar … ve …‘ın katılan …‘ı olay tarihinde birlikte tehdit ettiklerinin kabul edilmesi karşısında, sanıklar hakkında birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit suçundan hüküm kurulması gerekip gerekmediğinin değerlendirilip tartışılmaması,

4)Kabule göre de; 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu, hakaret suçu yönünden ise uzlaşma önerisinin yapıldığı tarihte CMK’nın 253/3. maddesinde engel bulunduğu gözetilerek, yeni düzenleme karşısında bu suç yönünden de uzlaşma önerisinde bulunulması gerektiği anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve …‘ın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, (1) ve (2-a-b) numaralı bozma nedenleri dışında diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 09/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/32153 Karar: 2017/16468 Tarih: 01.06.2017

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1- )Sanığın daha önceden bıçaklı olarak katılanın işyerine gelip saldırması sebebiyle katılan ve ailesinin sanık hakkında şikayetçi olduğu ,hakkında yapılan şikayet üzerine sanığın karakola çağrıldığı ve ifade verdiği ,bunun üzerine olay tarihinde katılanın annesinin evinin önüne gidip “Sana yapacağımı biliyorum benden çekeceğin var seni burada çalıştırmayacağım” biçimindeki sözlerle tehdit ettiğinin belirtilmesi karşısında, sanığın eyleminin, takibi şikayete bağlı olan TCK’nın 117/1. maddesinin de tanımlanan iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- )Kabule göre de;

02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1-2. cümle kapsamındaki tehdit ve 125/1. maddesi kapsamındaki hakaret suçları önceden de uzlaşma kapsamında ise de, 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle, 5271 Sayılı CMK’nın 253. maddesinin 24, 25. fıkralar 24 ve 25. fıkralarındaki uzlaştırma bürosuna dair düzenleme dikkate alınıp, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2, 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, ( 1 ) numaralı bozma nedeni hariç, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 01.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/47115 Karar: 2017/7574 Tarih: 14.03.2017

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

A-) Katılanın kovuşturma aşamasında 11.09.2012 tarihli dilekçesi ile sanık hakkında şikayetinin bulunmadığını belirtmesi karşısında, katılanın hükmü temyiz etmeye hak ve yetkisi bulunmadığı anlaşıldığından, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1 ve 1412 Sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca mağdur vekilinin tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

B-)Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükme yönelen sanık müdafinin temyiz isteğinin incelenmesinde ise;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-)Katılanın kollukta alınan 02.05.2012 tarihli beyanında, sanıkların, çalıştırdıkları işyerinin yanında simit sattığını, sanıkların kendisine “biz zaten burada simit satıyoruz, sen başka yere git, burada simit satamazsın, eğer gitmezsen simit arabanla denize atarız” şeklinde tehdit ettikleri iddia etmesi karşısında, eylemin TCK’nın 117/1,, 119/1-c maddelerinde düzenlenen “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle tehdit suçundan hüküm kurulması,

2-) Kabule göre de;

02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2, 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/16679 Karar: 2017/1430 Tarih: 08.02.2017

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-)İş ve çalışma hürriyeti, bireyin gelir elde etmek amacıyla, mal ve hizmet üreterek, serbestçe çalışma, sözleşme yapma ve teşebbüs kurma hakkı olarak tanımlanmaktadır. TCK’nın 117/1. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetini ihlali suçu ile korunan hukuki yarar, bireyin her türlü baskıdan uzak, üçüncü kişilerin olumsuz müdahalelerine uğramadan serbestçe çalışabilmesidir. İş ve çalışma hürriyetini ihlali suçunun oluşabilmesi için, mağdura karşı cebir, tehdit kullanılması ya da bir başka hukuka aykırı bir davranışla, çalışma hürriyetinin ihlal edilmesi gerekir.

Bu açıklamalar dikkate alındığında, köy muhtarı olan sanığın, yanındaki ihtiyar heyeti azaları ile birlikte, köy mülki sınırları içinde kalan mağdura ait bahçede, mağdur tarafından su kuyusu açılmasına engel olmak amacıyla, tehdit etmesi biçiminde gerçekleşen somut olayda, mağdurun söz konusu kuyuyu bahçesini sulamak için açtığı yönündeki anlatımı ve suça konu sözlerin doğrudan mağduru hedef almadığı da dikkate alındığında, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun unsuru olan, gelir elde etmek amacıyla ekonomik faaliyette bulunma hakkının ihlaline yönelik bir eylemin bulunmaması nedeniyle, sanığın beraati yerine yasal olmayan gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,

2-)Kabule göre de;

CMK’nın 324/4. maddesiCMK’nın 324/4. maddesi uyarınca yargılama giderlerinin 21.07.1953 tarihli ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken tutarlardan az olması halinde, bu giderin Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verilmesi gerekirken, 8,00 TL yargılama giderinin sanıktan alınarak Hazineye gelir yazılmasına karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 08.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/29107 Karar: 2015/33156 Tarih: 07.09.2015

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

İddianamede sanığın mağduru “çalışırsan seni öldürürüm” diyerek tehdit ettiğinin iddia olunması ve mağdurun yargılama aşamasında alınan ifadesinde eski eşi olan sanığın kendisinin çalışmasını istemediğini belirtmesi karşısında, sanığın eyleminin TCK’nın 117/1. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılıp, sonucuna göre mağdurun şikayetinden vazgeçmesi hususu da değerlendirilerek hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı ve sanık Birol’un temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/12113 Karar: 2013/563 Tarih: 17.01.2013

  • TCK 117. Madde

  • İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu

Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hale getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddi varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilan yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.

Taşımacılık işi yapan sanığın, müşterisi olan firmaya ait taşıma işini yapmalarına kızıp katılanların işyerine giderek katılan Mürsel’e müşterime bir daha nakliye gönderirsen sonucuna katlanırsın diyerek tehdit edip, katılan Bülent’i yumrukla yaralayıp, dükkan camını kırdığının subut bulduğu olayda;

Sanığın Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 06.02.2006 tarih ve 2005/1023 esas ve 2006/69 karar sayılı kararı ile aldığı 14.06.2006 tarihinde kesinleşen on ay hapis cezasının infaz tarihi araştırılıp sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tekerrür hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.

1- Mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,

2- Tehdit ve yaralama suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;

Müştekilerle aynı işi yapan sanığın müştekilerin işyerine gelerek, iş yerinde bulunan müşteki Mürsel’i müşterime nakliye gönderirsen sonucuna katlanırsın diyerek tehdit ettiği ve darp ettiğinin anlaşılması karşısında, eylemlerinin özel kast açısından biri diğerinin unsurunu oluşturması nedeniyle tek fiil sayılan ve içtima hükümlerinin uygulanamayacağını öngören TCK’nın 42/1 maddesinde düzenlenen “bileşik suç” hükümlerine göre, aynı kanunun 117. maddesinde düzenlenen ve şikayete bağlı olan iş ve çalışma özgürlüğünü engelleme suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), 17.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS