HMK Madde 181 Kısmen Islah
Kısmen Islah
HMK Madde 181
(1) Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.
HMK Madde 181 Gerekçesi
Bu maddede, 1086 sayılı Kanunda mevcut olmayan bir hükme yer verilmiştir. Bir önceki maddede tamamen ıslah ayrıca düzenlendiğinden, kısmen ıslahın da aynı şekilde düzenlenmesi uygun görülmüştür.
Kısmen ıslah yoluna başvuran taraf, ıslah talebiyle birlikte, ıslah etmek istediği işlemi ve ne şekilde ıslah edeceğini de belirtebilir. Bu şekilde ıslah talebiyle birlikte işlem de hemen ıslah edilirse, dava buna göre görülecektir. Ancak, kısmen ıslaha başvurmak isteyen taraf, ıslah talebiyle birlikte ıslah etmek istediği işlemi ve bu işlemi ne şekilde ıslah ettiğini belirtmeyebilir. İşte davanın sürüncemede kalmaması için, bu şekilde kısmen ıslaha başvurup da, ıslah ettiği işlemi belirtmeyen taraf için, yedi günlük ("bir hafta" olarak yasalaşmıştır) bir süre getirilmiştir. Yedi günlük ("bir hafta") süre içinde ıslah edilen işlem belirtilmezse, ıslah yapılmamış sayılıp, davaya eski şekli ile devam edilir.
HMK 181 (Kısmen Islah, Kısmi Islah) Yargıtay Kararları
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı Esas : 2021/8, Karar : 2026/1
- Hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talep kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemez.
ISLAH
a. Islah Kavramı
Islah, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Üçüncü Kısım Beşinci Bölümünün Altıncı Ayrımında 176 ilâ 182. maddeler arasında düzenlenmiştir. Islaha ilişkin düzenlemelerin hemen ardından ise 183. maddede maddi hataların düzeltilmesine yer verilmiştir
Islah kelime olarak bir şeyi iyileştirme, düzeltme anlamını içerse de yargılama hukuku bakımından bundan daha özel ve teknik bir anlama sahiptir (Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.III, s. 2421).
Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt IV, İstanbul, 2001, s.3965). Islah müessesesi, dava değiştirme başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Zira bu suretle aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu İtirazı davet etmeksizin yapılabilmektedir (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, CI-II, B.5, İstanbul, 1989, s.454).
Türk Hukuk Lûgatında da iddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olan ıslah, taraflardan her birinin, davada yapmış oldukları usul işlemlerini bir defaya özgü olmak üzere kısmen ya da tamamen değiştirmesi ya da düzeltmesi şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lügati, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 515).
Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere davacı veya davalı iddia veya savunma sebeplerinin hepsini usul işlemlerinde yapılan bir hata ya da unutma nedeni ile mahkemeye sunmamış olabilir. Yargılama sırasında ortaya çıkan bazı gelişmeler de yeni iddia veya savunma sebeplerinin ileri sürülmesini gerektirebilir. Taraflardan birinin iddiasını veya savunmasını değiştirmek veya genişletmek istemesi hâlinde karşı taraf buna açık bir şekilde rıza göstermezse iddiasını veya savunmasını değiştirmek veya genişletmek isteyen tarafın ıslaha başvurması gerekir.
Islah, hem iddianın hem de savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasaklarının istisnalarından birini oluşturur. Sözü edilen yasakların işlerlik kazandığı andan itibaren iddiasını ya da savunmasını genişletmek ya da değiştirmek isteyen tarafın, karşı tarafın buna açık muvafakat vermemesi halinde müracaat edeceği kurum, ıslah kurumudur (Tanrıver, C.I, 827).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ıslaha ilişkin 176. maddesinin gerekçesinde de "...1086 sayılı Kanunun 83 üncü maddesi hükmü esas olarak kabul edilmiş, ancak anlaşılmasını kolaylaştırmak için ifadesi değiştirilmiş ve iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Taraflar, daha önce olduğu gibi, ıslah yolu ile iddialarını ve savunmalarını genişletip değiştirebileceklerdir. Buna göre, davacı dava dilekçesinde belirttiği dava sebebini değiştirebileceği gibi, örneğin; daha önce belirttiği ödünç sözleşmesi sebebini değiştirip, sebepsiz zenginleşme sebebine dayanabilecektir. Keza, davacı dava dilekçesinde belirttiği vakıaları eksik belirtmişse, onları ıslah yolu ile tamamlayabilecektir. Ayrıca, davacının dava dilekçesinde belirttiği talebini ıslah yolu ile artırması, örneğin daha önce istediği ellibin Türk Lirasını yüzbin Türk Lirasına çıkarması mümkün olduğu gibi, talebini değiştirmesi de mümkündür, aynen talep ettiği otomobilden vazgeçip, ıslah yolu ile değerini isteyebileceği gibi, otomobilden tümüyle vazgeçip, ıslah yolu ile bilgisayar istemesi de mümkündür. Aynı şekilde davalı da, vermiş olduğu cevap dilekçesini ıslah edip, daha önce eksik bıraktığı savunmasını tamamlayabileceği gibi, savunmasını dayandırdığı vakıaları tümüyle de değiştirebilecektir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.
04.02.1948 tarihli ve 1944/10 E.-1948/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de "...1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile usul hükümleri meyanına giren ıslah müessesesi ile; açılmış olan bir davada usule müteallik olmak üzere yapılan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere tamamen veya kısmen düzeltmek imkânı sağlanmıştır. Nitekim bir
dava açıldıktan sonra teslimi istenen malın telef ve ziyaı gibi bir sebeple teslimin imkânsızlığından dolayı iddiayı, ifa yerine tazminata çevirmek ve davayı, sebebi olan vakıalar sonradan öğrenilerek düzeltmek ve deliller saftıasında da yeni deliller ikame etmek lüzum ve zarureti hasıl olabilir ve iyi niyet sahibi olan taraflar bu yanlışlıkları ve unutulmuş şeyleri ıslah yoluyla düzeltir veya tamamlayabilirler...".
b. Islahın Hukuki Niteliği
Islah mahiyeti itibarıyla taraflardan birinin tahkikat aşamasında yapmış olduğu usul işlemini düzeltmesidir
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141. maddesine göre yazılı yargılama usulünde taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. îddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra başlar. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra karşı tarafın açık muvafakati olmadıkça iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. Bu aşamadan sonra iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi ancak ıslah ile mümkündür.
Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir (HMK md. 177/3). Islah duruşmada sözlü olarak yapılmış ise sözlü ıslah beyanı tutanağa geçirildikten sonra altı ıslah talebinde bulunan tarafından imzalanır (HMK md.154). Islah yazılı yapılıyorsa duruşmada veya duruşma dışında mahkemeye verilebilecektir. Hukuki dinlenilme hakkının bir sonucu olarak karşı tarafı ıslahtan haberdar etmek amacıyla tutanağın veya ıslah dilekçesinin bir örneği tebliğ edilmelidir. Ancak bu tebligat ıslahın geçerlilik şartı değildir.
Tek taraflı bir irade beyanıyla kullanılan ıslahın yapılabilmesi için hâkimin onay vermesine veya karşı tarafın muvafakatine gerek yoktur. Hâkim, sadece ıslahın koşullarını inceler ve yapılan ıslahın geçerli olup olmadığını değerlendirir. Islah, mahkemenin onayına ihtiyaç olmadan yapılabilen tek taraflı bir usul hukuku işlemi ise de ıslaha başvuran tarafın düzeltmek veya değiştirmek istediği usul işleminin, ıslaha elverişli olup olmadığının ve işlemin ıslah sonrasında bürüneceği hâlin, davaya uygun bir talep olup olmadığının hâkim tarafından değerlendirilmesi ve ıslah dilekçesinin diğer tarafa tebliği gerekecektir. Böylece hâkimin gözünden kaçabilecek hususların karşı tarafça tespit edilip hâkimin önüne getirilebilmesi ve aynı zamanda davalı yana hukuki dinlenilme hakkı açısından bilgilenme, açıklama, dikkate alınma ve değerlendirilme imkânı sağlanmış olacaktır (YİBBGK, 2017/8 E., 2019/3 K.).
c. Islahın Konusu
Islahın konusu tarafların yaptıkları usul işlemleridir. (HMK md.176)
Hukuk yargılaması davanın açılmasından başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar devam eden bir süreci kapsar. Usul işlemleri yargılamayı başlatan sürdüren ve sona erdiren, bir kısmı taraflarca bir kısmı mahkemece yapılan işlemler olup dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Usuli ilişki, davanın açılması ile başlar ve mahkemece verilecek nihai karara kadar diğeri ile irtibatlı olsa bile her biri müstakil bir varlığa sahip olan birtakım işlemlerden oluşur. Islahın konusunun mahkemenin yaptığı usul işlemleri değil HMK`nın 176. maddesi hükmü karşısında taraflarca yapılmış usul işlemleri olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkeme usul işlemleri, ıslaha başvurmak suretiyle düzeltilemezler. Yine, taraf usul İşlemleri arasında yer almakla birlikte iki taraflı usul işlemi konumunda bulunan usul sözleşmelerinin ıslahla geçersiz kılınması mümkün değildir (Tanrıver, C.I, s.828-829).
Taraf usul işlemleri ise davanın açılmasından mahkemenin dava sonunda verdiği karara kadarki süreçte, tarafların tek başına, birbirleri İle ya da mahkeme ile yaptığı işlemlerdir. Bu işlemler davanın ilerlemesini sağlar ve davanın sonunda verilecek karara etki edecek irade beyanı ve bilgilerin mahkemede açıklanmasını sağlar. Eğer söz konusu irade beyanı ya da mahkemeye sunulan bilgi davanın çözümüne etkili değilse, bu işlem taraf usul işlemi olarak kabul edilemez (YİBBGK, 2017/8 E., 2019/3 K.).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 179. maddesinin 2. fıkrasında ıslah ile geçersiz sayılamayacak işlemler açıkça sayılmış olup madde gerekçesinde de “..İkrar, tanık ifadeleri, bilirkişi raporu ve beyanları, keşif ve isticvap, eda edilmiş olan yemin yahut henüz eda edilmemiş olmakla birlikte eda edileceği kabul edilen veya iade edilen yahut edasından kaçınılan yemin ıslah ile geçersiz sayılamayacaktır. İsticvap, bir taraf işlemi olmadığından, isticvap sonucunda tutulan tutanağın hatalı yahut eksik olduğu gerekçesiyle ıslahı yoluna gidilemeyecektir. Yine bu duruma bağlı olarak isticvap esnasında ikrar vuku bulmuşsa, bu şekilde elde edilen ikrarın da ıslah yoluyla etkisiz kılınması mümkün olmayacaktır. İsticvap haricinde gerçekleşen ikrarın yine ıslah yolu ile etkisiz kılınamamasının sebebi ise ikrardan dönmeye ilişkin olarak “İkrar” başlıklı 192 nci maddenin ikinci fıkrasında özel hüküm getirilmiş olmasıdır. ” ifadelerine yer verilmiştir.
İlk itirazların cevap dilekçesinde ileri sürülmemesi hâlinde ıslah bir hukuki çare sunamayacaktır. Zira cevap dilekçesi HMK`nın 116. maddesinde hüküm altına alınan ilk itirazlar için hak düşürücü niteliktedir.
Öte yandan tarafların dilekçelerinde yer alan açık yazı ve hesap hatalarının yani maddi hataların karar verilinceye kadar her zaman düzeltilebilmesi mümkün olduğundan bu tür hatalar için de ıslaha ihtiyaç bulunmamaktadır (HMK md.183).
Tarafların usul işlemlerinin içinde maddi hukuk işlemlerinin yapılması da mümkündür. Örneğin davadan feragat, davayı kabul, sulh, bir sözleşmenin feshi, takas beyanı gibi. Bu maddi hukuk işlemleri, bir usul işlemi içinde yapılmış olmakla beraber içerik bakımından maddi hukuk işlemi niteliğini korurlar. Çünkü bu işlemlerin şart ve etkileri maddi hukuk tarafından düzenlenmektedir. Bu nedenle bir usul işlemi içinde yapılmış olan bu gibi maddi hukuk işlemlerinin ıslah yolu ile düzeltilmesine imkân yoktur (Arslan, Yılmaz, Taşpınar Ayvaz, Hanağası, s.608).
Islah iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının bir istisnası olduğundan davacının davasının temelini oluşturan maddi vakıaları ıslah yolu ile değiştirip genişletmesi, talep sonucunu rakam olarak arttırması, talep sonucunu ve dava konusunu değiştirmesi; davalının ise cevap ve cevaba cevap dilekçesinde ileri sürülmemiş olan bir defiyi (örneğin zamanaşımı defi) yargılamaya dâhil etmesi, savunmasını değiştirip genişletmesi mümkündür.
d. Islahın Amacı
Islahın amacı, yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olup ıslah, yapılmış olan hatalı bazı taraf usul işlemlerini bir defaya mahsus olmak üzere tahkikat aşamasında düzeltme hakkı veren hukuki bir çaredir. Bu kapsamda ıslah dava sebebinin veya savunmanın değiştirilmesi, delillerin ileri sürülmesi ve davaya dâhil edilmemiş vakıaların davaya dâhil edilmesi amaçlarına hizmet eden hukuki bir müessesedir.
e. Islahın Yapılması
Islah, bir davada taraflara bir defaya mahsus olmak üzere tanınmış istisnai bir hak ise de yargılama süreci boyunca yapılan her usul işleminin ıslahla değiştirilmesi ya da düzeltilmesi mümkün değildir. Kanun koyucu davaların uzamasına sebep olmamak ve kötüye kullanımına da engel olmak düşüncesiyle ıslah hakkının kullanılabilmesini bazı şartların gerçekleşmesine bağlamıştır.
Islah talebinin açık irade şeklinde olması gerekir; üstü kapalı ifadelerden ıslah yapıldığı sonucuna varılamaz. Tereddüt halinde mahkeme, tarafa süre vererek talebini açıklatmalıdır (HMK md.31) (Ejder Yılmaz, Islah, Ankara, 5. Baskı, 2021, s. 449).
Islahın geçerli bir şekilde sonuç doğurabilmesi için teminat yatırılması ve ıslah sebebiyle ortaya çıkan (örneğin müddeabihin arttırılması sebebiyle) harcın yatırılması gerekir (Murat Atalı, İbrahim Ermenek, Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara, 8. Baskı, 2025, s. 452).
Islah hakkının kullanılması ile bazı işlemler yapılmamış sayılacak ve yargılamanın bir kısmı boşa çıkacaktır. Buna bağlı olarak karşı tarafın zarara uğrama ihtimali yüksektir. Kanun koyucu bu nedenle HMK`nın 178. maddesindeki hüküm ile ıslah sebebi ile geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı veya uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatın yatırılmasını öngörmüş olup bunların yatırılması ıslah hakkını kullananın kusursuz olmasına veya iyi niyetine bağlı değildir.
Islah hakkını kullanan taraf, ıslah nedeni ile geçersiz hâle gelen işlemler için karşı tarafın yapmış olduğu giderleri ödemekle mükelleftir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, karşılanacak olan yargılama giderleri, dava sonunda aleyhine hüküm verilen tarafın ödeyeceği yargılama gideri kadar kapsamlı değildir. Bu giderler sadece davanın ıslah edilmesi sebebi ile hükümsüz hâle gelen işlemler için ödenmiş bulunan yargılama giderleridir. Yatırılacak olan gider hâkim tarafından dosya üzerinden belirlenecektir. Islah tarihinden önce yapılan bir işlem, ıslah hakkının kullanılmasından sonra da geçerliliğini koruyacaksa, o zaman bu işleme dair yargılama giderinin karşılanmasına gerek yoktur ve ödenecek yargılama giderlerinin kapsamı dışında bırakılmalıdır (YİBBGK, 2017/8 E. 2019/3 K.).
Maddenin (HMK md.178) gerekçesinde de belirtildiği üzere HUMK`da yer alan düzenlemeden farklı olarak HMK’da karşı tarafın ıslah sebebi ile uğramış olduğu zararın yanında uğrayabileceği zararların da tazmin edilmesi hüküm altına alınmıştır.
Islah hakkının kullanılması ile birlikte karşılanması gereken yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı veya uğrayabileceği zararların miktarı belirlendikten sonra hâkim, ıslah edene bir hafta süre verir. Eğer hâkim miktarı geçici olarak duruşmada tespit etmiş ise bir haftalık süre ıslah edene o duruşmada tefhim edilir. Eğer tazminat ve yargılama giderleri celse arasında takdir edilmişse, miktar ıslah edene tebliğ edilir. Süre tefhim veya tebliğden itibaren işlemeye başlar. Islah eden, bir haftalık süre içerisinde takdir ve tespit edilen miktarı mahkeme veznesine yatırmazsa, ıslah yapılmamış kabul edilir ve hâkim kararını ıslahtan önceki durum ve koşullara göre verir (YİBBGK, 2017/8 E., 2019/3 K.).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ıslahın geçerlilik şartı olarak harca tabi olduğuna ilişkin bir hükme yer verilmemiş ise de ıslah sonucu dava değerinin arttırılması hâlinde noksan harcın tamamlanması gerekecektir. (492 sayılı Harçlar Kanunu md. 30) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tarafların aynı davada yalnızca bir kez ıslah hakkı bulunmaktadır. Kanun koyucu yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir şekilde yürütülmesi, diğer bir anlatımla tarafların sürekli olarak ıslah dilekçesi vermek suretiyle taleplerini ve savunmalarını değiştirmelerinin ve genişletmelerinin önüne geçmek için ıslahın bir davada ancak bir kez yapılabileceğine ilişkin sınırlama getirmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince ıslah,` tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilmektedir. Bir başka anlatımla ıslahın yapılabileceği ilk an iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının başladığı andır. Bu çerçevede yazılı yargılama usulüne tabi davalarda iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı davacı yönünden cevaba cevap dilekçesinin verilmesiyle, davalı yönünden ise ikinci cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar. HMK md.141/1). Basit yargılama usulüne tabi davalarda ise iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava dilekçesinin verilmesiyle; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (HMK. md. 319). Islahın ne zamana kadar yapılabileceğine ilişkin ise 177. maddenin 1. fıkrasında açık düzenleme mevcut olup tahkikat sona erene kadar yapılabilecektir. Mahkemenin, duruşmada hazır bulunan tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görmesi üzerine tahkikatın bittiğini taraflara tefhim etmesi (HMK md. 184/2) anından sonra ıslah yapılamaz. Davanın her aşamasında karşı tarafın muvafakati ile iddia ve savunmayı değiştirebilme hakkı saklıdır Temyiz aşamasında ise sadece hukuki denetim yapıldığından ıslah yapılması söz konusu olmayacaktır.
Her ne kadar 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ile "...Dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkânını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlariyle yapılabilen ıslahın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seksendördüncü maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabilip Yargıtayca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanma(sının)..." mümkün olmadığı yönünde karar verilmiş ve HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas 2016/1 Karar sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da "..bozma kararı sonrasında ıslah yapılamayacağı ve İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesinin gerekmediği..." sonucuna varılmış ise de 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 177. maddesine 2. fıkra eklenerek ıslahın kanun yolu incelemesinden sonra hangi şartlarda yapılabileceğine ilişkin hüküm getirilmiştir. Bu hükme göre “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz. ”
Son olarak ıslahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa mahkeme ıslahı dikkate almadan karar verir ayrıca kötüniyetle ıslah yapan taraf, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararları ödemeye ve disiplin para cezasına mahkûm edilir.
f. Islahın Türleri
Islah davanın tamamen (kâmilen) ıslahı ve kısmen ıslahı olmak üzere ikiye ayrılır. HMK`nın 176. maddesinin 1. fıkrasında "Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir." şeklindeki hüküm ile bu husus düzenlenmiş ancak hangi hallerde tamamen ıslahın hangi hallerde kısmen ıslahın söz konusu olacağı belirtilmemiştir.
Dava dilekçesinin verilmesi dâhil, tüm usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha "davanın tamamen ıslahı"; buna karşılık tarafın, teşmil edeceği noktadan itibaren usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğuran ıslaha ise "kısmen ıslah"denir.
Davanın tamamen ıslahı ve kısmen ıslahı ayrımı yapılırken göz önünde bulundurulan husus davanın bütünlüğüdür. Herhangi bir usul işleminin tamamen veya kısmen ıslah edilmesi değildir (Yılmaz, s. 76).
(1) Kısmen (Kısmî) Islah
Kısmen ıslah davada yapılan bir usul işleminin değiştirilmesidir. Gerek davacı gerek davalı tarafından yapılabilen kısmî ıslahta, ıslah edilmeyen hususlara ilişkin usul işlemleri geçerliliğini korur. Talep sonucunun veya dava sebebinin genişletilmesi ya da kısmen değiştirilmesi kısmî ıslaha örnek olarak sayılabilir.
Davalı tarafça gerçekleştirilecek olan ıslah, bu yolla savunma ister genişletilsin, ister değiştirilsin, daima kısmen ıslah olacaktır. Çünkü, davalı yapacağı ıslahla en fazla cevap dilekçesinin verilmesi dâhil tüm usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını sağlayabilir. Sözü edilen hâlde, dava dilekçesinin verilmesi ve o çerçevede yapılmış olan usul işlemleri geçersiz kılınamaz. Bu tespit çerçevesinde davanın tamamında ıslaha başvuru hakkı, münhasıran davacıya aittir. Çünkü ıslaha başvuru sureti ile dava dilekçesinin verilmesi dâhil tüm usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını sadece o sağlayabilir. Davacı taraf, iddiasım yani dava sebepleriyle talep sonucunu değiştirmek istiyorsa yapacağı ıslah davanın tamamen ıslahı olacaktır. Buna karşılık iddianın yani dava sebepleriyle talep sonucunun değiştirilmesi değil de genişletilmesi arzulanıyorsa müracaat edilebilecek olan ıslah türü, kısmen ıslahtır (Tanrıver, s.832).
Kısmen ıslaha başvurmak isteyen taraf, ıslah talebiyle birlikte ıslah etmek istediği İşlemi ve bu işlemi ne şekilde ıslah ettiğini hemen belirtmeyebilir. Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. îşte bu noktada kanun koyucu davanın sürüncemede kalmaması için kısmen ıslaha başvurup da ıslah ettiği işlemi belirtmeyen tarafa ıslah edilecek usul işlemini yapılabilmesi bir haftalık kesin süre getirmiştir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir (HMK md.181). Kısmen ıslah yoluna başvuran taraf, ıslah talebiyle birlikte ıslah etmek istediği işlemi ve ne şekilde ıslah edeceğini de belirtebilir. Bu şekilde ıslah talebiyle birlikte işlem de hemen ıslah edilirse, dava buna göre görülecektir.
(2) Tamamen (Tam/Kâmilen) Islah
Tam ıslahta davacı, davasını tamamen değiştirir. Tamamen ıslah sadece davacı tarafından yapılabilen bir usul İşlemidir. Tamamen ıslahta, dava değiştirildiğinden yeni bir dava dilekçesi verilmelidir. Zira tam ıslah ile davanın en başından başka bir deyişle dava dilekçesinden itibaren o ana kadar yapılan usul işlemleri geçersiz olmaktadır. Davacı bu yolla talep sonucunu değiştirebileceği gibi dava sebebini de değiştirebilir.
Buradaki değişiklikten kasıt davanın tümüyle farklılaşması, ilk davayla daha doğrusu ilk dava temeliyle tümüyle ilgisiz bir dava değil davanın açıldığı andan itibaren değişikliğe uğrayacak şekilde davanın yeni bir nitelik kazanmasıdır (Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.III, s.2499). Davasını tamamen ıslah eden davacı bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi verirse veya ıslah dilekçesi aynı zamanda yeni bir dava dilekçesi niteliğinde ise mahkeme 178. maddeye göre yargılama gideri ve davalının zararını karşılamak üzere takdir edilen teminatın da mahkeme veznesine yatırılmasından sonra davayı yeni şekline (yeni dava dilekçesine) göre yürütür (görür). Kanunda "bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır." (mİ 80) şeklinde bir ifade bulunmakta ise de burada, davacının vermiş olduğu yeni dava dilekçesi ile yeni bir dava açılmış olmaz. Davanın tamamen ıslahı üzerine (yeni şekline göre) bakılan dava da eski (ilk açılan) davanın bir devamı niteliğindedir; bu nedenle md,180`deki bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi veren davacıdan yeniden başvurma harcı ile peşin karar ve ilâm harcı alınmaz. Davanın açıldığı tarihte ortaya çıkan zamanaşımı kesilmesi sonucu devam eder; davanın tamamen ıslahı, bu konuda bir değişiklik ortaya çıkarmaz (Arslan, Yılmaz, Taşpınar Ayvaz, Hanağası, s. 610-611).
Davasını tamamen ıslah eden davacı, yeni bir dava dilekçesi hazırlayıp mahkemeye sunmak sureti ile ıslah yoluna gidebileceği gibi henüz ıslah dilekçesi hazırlamadan mahkemeye davasını tamamen ıslah edeceğini bildirebilir Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren davacı bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Böylece yargılamanın makul süre içinde, düzenli bir şekilde yürütülmesi ve davayı gereksiz yere uzatmadan davanın yeni şekline göre dilekçe verilmesi sağlanmış olacaktır. Aksi hâlde ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. Bu durumda aynı dava içinde tarafın yeniden ıslah yoluna başvurması söz konusu olmayacak, davaya mevcut hâliyle de devam etmek istemiyorsa yeni talebi için yeni bir dava açması gerekecektir.
Davanın tamamiyle (kâmilen) ıslah edilmesi halinde ıslah olunan dava ilk dava gününde açılmış sayılacaktır. (Kuru, C.IV, s.3999) Tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan bunun doğal sonucu olarak zamanaşımı, hak düşürücü süre ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır.
g. Islahın Etkisi
Islahın yapılması hâlinde hangi etki ve sonuçların doğacağına ilişkin HMK’nın 179. maddesinde düzenleme yapılmış olup yapılan ıslahın türüne göre durum farklılık göstermektedir.
Davanın tamamen ıslahında dava dilekçesinin verilmesi dâhil o ana kadar yapılan usul işlemleri geçersiz olmakta, yeni dava eskisinin yerine geçmekte, âdeta yargılamanın en başına dönülmektedir.
Kısmen ıslahta ise kısmen ıslahın kapsamına dâhil edilen, ıslah eden tarafın belirteceği noktadan itibaren usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur.
Islahla davada düzeltme (değiştirme) yapıldığından ıslah yapan tarafın ıslah anından geriye doğru olan işlemler, kural olarak yapılmamış sayılır (md.179). Bu hükmün amacı, ıslahtan önceki işlemleri ve sonuçlarını ortadan kaldırmaya yöneliktir (Arslan, Yılmaz, Taşpınar Ayvaz, Hanağası, s.612).
C. ÖĞRETİDEKİ GÖRÜŞLER
Genel olarak hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilip edilemeyeceğine ilişkin öğretideki bazı görüşler şu şekildedir;
Üstündağ’a göre; “...Neticei talepte sonradan birtakım değişiklikler yapabilmek veya eski neticei talep yerine yeni olan bir başkasını koyabilmek veya mevcut neticei talebi dâvanın devam esnasında, yan birtakım alacaklara dahi teşmil edebilmek, yasak itirazı ile karşılaşmaksızın ıslah müessesesinden faydalanılmak suretiyle gerçekleştirilebilir. Islâh yolu ile neticei talebin bile değiştirilebileceğini Federal Mahkeme bir kararı ile hüküm altına almıştır. Zira neticei talebin değiştirilmesine rağmen, eski dâva birçok unsurlar bakımından yine aynı şekilde kalacaktır. Bu suretle neticei talebin değiştirilmesine rağmen, mevcut dâva yeni bir dâva olmak vasfını kazanamıyacaktır. Fakat neticei talep bakımından usul kanununun 87. maddesinin son fıkrasında bir yasak hükmüne rastlamaktayız. Buna göre, Islâh yolu ile müddeabihin tezyidi mümkün olamıyacaktır. Bu hükmün oldukça dar bir şekilde yorumlanması gerekir. Şöyle ki, ıslâh yoluyla yapılamıyacak olan husus, aynı kalan neticei talebin miktar itibariyle değiştirilemiyeceği yani artırılamıyacağı olup, yoksa, eskinin yerine bir yenisinin konulması veya sonradan ikinci, üçüncü neticei taleplerin, taleplerin yığılması (tevhidi) yoluyla mevcut usule sokulması yasak değildir. ” (Saim Üstündağ, İddia ve Müdafaanın Değiştirilmesi Yasağı, İstanbul, Cezaevi Matbaası, 1967, s. 174-175).
Kuru, Aydın’a göre; “...Davacı, davasını kısmen ıslah ederek, dava (ve cevaba cevap) dilekçesindeki talep sonucuna yeni talepler ekleyebilir. Davacının, maddi tazminat davasını ıslah ederek, manevi tazminatda talep edebileceği kanısındayım... ” (Baki Kuru, Burak Aydın, Medenî Usul Hukuku El Kitabı Cilt II, Ankara, 2. Baskı, 2021, s. 1208).
Yılmaz’a göre; “...Islahla, dava konusu değiştirilebildiğine veya arttırılabildiğine göre, dava dilekçesindeki taleplere, ıslahla yeni bir talebin daha eklenebilmesinin mümkün olması gerekir. Aksi takdirde, dava dilekçesinde yer almayan talep için yeni bir dava açılacak ve bu dava, duruma göre, ilk dava ile birleştirilebilecek veya iki dava arasında bekletici sorun ortaya çıkacaktır. Bunun yerine, ek talebin ıslahla davaya sokulabilmesinin, usul ekonomisine daha uygun olduğu kanısındayım. ” (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 3. Cilt, Ankara, 4. Baskı, 2021, s. 3370-3371).
Pekcanıtez, Atalay, Özekes’e göre; “...Yargıtay, dava konusu ile ilgili olmayan yeni taleplerin davaya ıslah yoluyla dâhil edilemeyeceği görüşündedir. Islah yoluyla talep sonucunun değiştirilmesi ve genişletilmesi kural olarak mümkündür. Kanaatimizce ıslah ile eklenmek istenen talep ile mevcut talebin veya taleplerin aynı davada görülmesini haklı kılacak bir ilişkinin bulunması hâlinde, yeni talebin davaya ıslah yoluyla dâhil edilebilmesi gerekir... ” (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medenî Usul Hukuku Ders Kitabı, İstanbul, 13. Bası, 2025, s. 324).
Özekes’e göre; “...Davada ıslah yoluyla mevcut talep arttırılabileceği gibi, mevcut talep dışında yeni bir talep de eklenebilir. Örneğin... 100.000 Türk lirası tutarındaki zarar kaleminin yanında 50.000 Türk lirası tutarında başka bir zarar kalemi de talebe eklenebilir... Yargıtay’ın yeni talep eklenmesini çok daraltan kararlarına katılmak mümkün değildir. Burada özellikle davaların birleştirilmesi veya davaların yığılması şeklinde birden fazla dava veya talebin ileri sürülmesinin ve yargılamasının yapılmasının mümkün olduğu hâllerde, ıslah yoluyla yeni bir talebin de yargılamaya dâhil edilmesi kabul edilmelidir. Talep arttırılırken dava çok ilgisiz bir davaya dönüştürülmüyorsa (ki talep arttırımında bu çok mümkün değildir) ıslahla bunun yapılması hem ıslahın amacına hem de yargılamadan beklenen amaca daha uygundur. Çünkü aynı, benzer veya ilgili talepler birlikte ele alınarak tek dava çözülmesinde her zaman yarar vardır. Daha önce de belirttiğimiz üzere usûlî dürüstlük kuralına aykırı olmadıkça ve ıslah hakkı kötüye kullanılmadıkça tarafın talebine yeni bir talep ekleyerek talepte bulunmasına engel olacak bir hüküm bulunmamaktadır... ” (Özekes, Pekcanıtez Usûl, C.ffl, s. 2456,2461-2462).
Tanrıver’e göre "... ıslahla, davacı, davasının temelini oluşturan maddi vakıaları genişletip değiştirebilir. Yine, talep sonucunu, rakam itibariyle artırabilir; talep sonucunun yanına, yeni kalemler ilâve edebilir yahut eskisinin yerine, yeni bir talebi ikâme edebilir. Bu işlemlerin hepsinin ıslahla gerçekleştirilmesi, hukuken caizdir. ” (Tanrıver, C.I, s. 829).
Arslan, Yılmaz, Taşpınar Ayvaz, Hanağası’na göre “...Islahla yapılabilecekler ise şu şekilde belirtilebilir: Islahla dava konusu değiştirilebilir. Dava dilekçesinde istenilen dava konusunun ıslahla değiştirilebilmesi mümkündür. Örneğin: ... Dava konusu değişikliği, istem sonucunun tamamen değiştirilmesi şeklinde olabileceği gibi, istem sonucuna yeni bir talep eklenmesi şeklinde de ortaya çıkabilir. ” (Arslan, Yılmaz, Taşpınar Ayvaz, Hanağası, s. 606- 607).
Özekes, Bulut’a göre; "... bizim de katıldığımız ve doktrinde çoğunlukla kabul edilen görüşe göre, davanın başında talep edilmeyen yeni bir talep sonucunun sonradan ıslah yoluyla davaya getirilmesi mümkündür. Nitekim, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, tam ıslah ile tahkikatın sonuna kadar yeni bir dava dilekçesi vermeyi dahi mümkün kılmıştır (md. 177/1, 180). Sonradan, tamamen yeni bir dava dilekçesi vererek davanın başında hiç talep edilmeyen yeni bir ya da birden fazla talebin istenmesi mümkünken benzer bir yolla daha önceki talebin yanına yeni bir talep getirilmesi de mümkün olmalıdır. Ayrıca yeni bir talep ileri sürülemeyeceği yönündeki görüşün dayanağı olan, yeni bir taleple ilgili olarak ıslah edilecek bir usûl işlemi olmadığı yönündeki gerekçe de tatmin edici değildir. Zira, esasen ıslah yoluyla yeni bir talebin ileri sürülmesi, dava dilekçesinin ıslahından başka bir şey değildir... özellikle benzer vakıalardan kaynaklanan yeni taleplerin ıslah suretiyle ileri sürülmesine imkân tanınmalıdır. Aksi yönde bir uygulamaya kanunî dayanak bulunamayacağı gibi, bu tür içtihatlar ıslah kurumunun amacına ve usûl ekonomisi ilkesine de aykırıdır. ” (Muhammet Özekes, Uğur Bulut, “Kısmî ve Belirsiz Alacak Taleplerinde Islah Sorunu (Bir HGK Kararı Işığında înceleme)”, Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Dergisi, 2017, S. 38, s. 696-697,698).
Akkaya’ya göre; “...Yargıtay bir başka kararında, ıslah yoluyla talep genişletilebilir ise de davaya yeni bir talep eklenemeyeceğine, bu bağlamda tarafın dava dilekçesinde saydıkları dışında, yeni ziynet eşyaları talep etmesinin, davaya yeni talep eklenmesi niteliğinde olduğuna ve dava dilekçesiyle nitelik ve sayı olarak sınırlanan ziynet eşyalarına ıslah yoluyla yenilerinin eklenemeyeceğine karar vermiştir. Kanımızca davacının boşanma talebiyle birlikte dava dilekçesinde ziynet eşyalarına ilişkin taleplerini daha sonra tahkikat aşamasında ıslaha başvurmak suretiyle artırması kısmi ıslah niteliğinde olup, HMK uyarınca ıslahın diğer şartlarını yerine getirmek suretiyle ziynet eşyaları bakımından talep sonucunun artırılması mümkündür. Dairenin ‘ıslah yoluyla dahi mevcut dava (talep) yanına yeni bir dava (talep) eklenemeyeceği’ görüşüne katılmamaktayız. Islah iddia ve savunmanın genişletilmesi değiştirilmesi yasağının istisnalarından biri olup, taraf talep sonucunu ıslah yoluyla tamamen değiştirebileceği gibi mevcut talebini genişletebilir veya yeni talepler ekleyebilir... Dairenin ıslah yoluyla talep sonucuna yeni taleplerin eklenmesine izin vermemesi ve tarafın bunun için yeni dava açmak zorunda kalması ıslah kuruntunun varlık sebebine ve usûl ekonomisi ilkesine aykırıdır.” (Tolga Akkaya, Medenî Usul Hukuku Bakımından Boşanma Davası, Ankara, 2017, s. 434-435).
Ercan Özler’e göre; “...Islah yoluyla dava konusu arttırılabilir. Bu artırım için davanın kısmî şekilde açılmış olması şart değildir, ister kısmî ister tam dava şeklinde açılmış olsun talep sonucu artırılabilir. Bu halde mahkeme yeni gösterilen taleple bağlı olacak ve ona göre karar verecektir. Bu istemin artırılması miktara ilişkin olabileceği gibi içeriğe ilişkin de olabilir. Davada talep edilen miktarın ıslah yoluyla artırılmasına engel bir durum yoktur. Hatta var olan talep sonucunun yanına yeni bir talebin eklenmesi suretiyle de içeriğe ilişkin bir artırım yapılabilir. Mesela, davaların yığılması ve davaların birleşmesi yoluyla birden fazla talebin ileri sürülmesinde, ıslah suretiyle yan bir talebin yargılamaya dâhil edilmesi söz konusu olabilir. ” (Meltem Ercan Özler, Medenî Usul Hukukunda Dava Konusu, İstanbul, 2019, s. 454-455).
Küçük’e göre; “...Kanaatimizce davacı dilekçeler teatisi aşaması tamamlandıktan sonra tahkikat sona erinceye kadar (HMK md. 177, I) ıslah yoluyla ek talep ileri sürebilir. Zira ıslahın konusu, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı kapsamında olan hususlardır. Talep sonucuna yeni bir talep ekleme de yasak kapsamında olan konulardan biridir. Kanun ’da talep sonucuna ıslahla yeni talep eklenemeyeceğine dair bir sınırlama yoktur. Islahın Kanun ’da sayılan şartları mevcut ise, davacı ıslahla ek talep ileri sürebilir. Islahla ek talep ileri sürülmesi, talep sonucunun artırılmasında olduğu gibi kısmen ıslah kapsamında yer almaktadır. Islah yoluyla, davaya yeni talep eklenmesi durumunda, aynı yargılamada birden fazla talebin ileri sürülmesi durumu söz konusu olacağından davaların yığılmasına ilişkin şartların da sağlanması gerekir (HMK md. 110). Fakat bu şartların mevcut olmaması durumunda dahi ıslah talebinin reddi yerine, kural olarak ıslah suretiyle ileri sürülen talebe ilişkin davaların ayrılmasına karar verilmelidir. ” (Alper Tunga Küçük, “Medenî Usul Hukukunda Davacının Talep Sonucunu Genişletmesi veya Değiştirmesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 2021, S. 18, s. 230-231).
Eroğlu’na göre; “...Davacı yapmış olduğu ıslahı bir fırsat kabul ederek, davanın başında dava konusu yapmadığı hususları davanın içerisine eklemeye çalışabilir. Bu durumda hâkimin titiz davranması ve bu teşebbüsleri bertaraf etmesi gerekir... Davacının aynı davalıya karşı olan birbirinden bağımsız birden fazla talebini, aralarında bir derecelendirme ilişkisi kurmadan aynı dava dilekçesinde ileri sürmesine davaların yığılması denilir. Davacı yaptığı ıslah ile dava konusuna yeni bir talebini eklemek isteyebilir. Bu durumda bir dava yığılması (objektif dava birleşmesi) söz konusu olacaktır... Islah yoluyla davaya yeni taleplerin eklenmesi HMK’nın “RatioLegis”ine aykırıdır. Çünkü ayrı davaların konusu olabilecek hususlar, bu yolla tek dava içerisinde ve sonradan ileri sürülmesi kaydıyla davaya eklenmiş olacaktır. Bu yol HMK’daki dava sistemine aykırıdır. ” (Orhan Eroğlu, Islah, Ankara, 6. Baskı, 2025, s. 180-181).
Deynekli`ye göre; “Yargıtay bazı kararlarında dava konusu edilmeyen bir hususun İslahla dava konusu haline getirilemeyeceğini, ancak harcının ödenmiş bulunması halinde bu talebin ek dava olarak görülüp sonuçlandırılabileceğini kabul etmektedir... Yargıtayın bu görüşü usul ekonomisi bakımından isabetli ve hakkaniyete uygun kabul edilebilirse de ıslahın bir usul işlemi olduğuna ilişkin niteliğine uygun düşmemektedir. Hukuk Genel Kurulu bir kararında böyle bir talebin eldeki davada değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. ” (Adnan Deynekli, Medeni Usul Hukukunda Islah, Ankara, 2013, s. 55,56).
Meriç’e göre; “...Objektif dava birleşmesine (davaların yığılmasına) ilişkin karşımıza iki durum çıkabilecektir. Bunlardan ilki objektif dava birleşmesi şeklinde açılması mümkün olan bir davanın, bu şekilde açılmaması halinde dava dışında bırakılan usûlî talebin, açılan davaya dâhil edilip edilemeyeceği meselesidir... Islahın konusunu açılan davaya ilişkin usûl işlemleri oluşturduğundan Yargıtay, tarafları aynı olan derdest bir davaya ek bir davanın ıslah yoluyla sonradan dâhil edilmesini mümkün görmemektedir. Öğreti, dava konusunun artırılması olarak bunun mümkün olması görüşünü öteden beri dile getirmektedir... Konu Yargıtay`ın kararlarında belirttiği gibi ıslah yolu ya da karşı tarafın (açık) rızası ile çözümlenecek bir nitelik göstermemektedir. Zira, hem karşı tarafın (açık) rızası ile hem de ıslah ile düzeltilecek olan, yapılmış taraf usûl işlemleridir. Davaya getirilmemiş bir konunun başka bir konuda yapılacak değişiklik talepleri ile yargılamaya dâhil edilmesini beklemek, teknik açıdan ve kanunun lafzı açısından mümkün gözükmemektedir. Ancak bu değişiklerin, tarafların menfaatlerine ve usûl ekonomisine hizmet ettiği durumlarda, karşı tarafın (açık) rızası ya da ıslah yolu ile dava konularında artırmaya gidilebilmelidir. Tabii ki bu durum, aynı hayat olayından kaynaklanma koşuluna bağlanmalıdır. Böylelikle bir taraftan getirilen yeni davaya ilişkin ayrı bir mahkemenin yük altına girmesi önlenecek, diğer taraftan da aynı hayat olayından dolayı ikinci dava konusu hakkında ayrıca tahkikat yapılması zorunluluğu söz konusu olmadan (en azından sınırlı yapılarak) taraflar arasındaki çekişme, daha kapsamlı çözülebilecektir. Ayrıca ileride gerçekleşebilecek muhtemel dava birleşmelerinin önüne de geçilmiş olunacaktır. Hayat olayı temelinde aralarında bağlantı olmayan bir davanın ise, sırf tarafları aynı diye bir başka davaya dâhil edilmesinde usûl ekonomisi açısından bir fayda olduğunu düşünmemekteyiz. Bilâkis aralarında bağlantı olmayan bir davanın görülmekte olan bir davaya dâhil edilmesi, görüşmekte olan davanın daha geç sonuçlanmasına da yol açabilecektir. Kaldı ki ileride gerçekleşecek muhtemel dava ayrılmalarının baştan önüne geçilerek bu yolla zamandan tasarruf edilmiş olunacaktır. ” (Nedim Meriç, Medenî Yargılama Hukukunda Tasarruf îlkesi, Ankara, 2011, s. 138-139).
Akyol Aslan’a göre; " ...Kanaatimizce, dava dilekçesinde dava konusu yapılmamış olan bir talebin daha sonra ıslah yoluyla yargılamaya dâhil edilmesine ilke olarak cevaz vermemek gerekir. Çünkü bu durum ıslah kuruntunun niteliği ile bağdaşmamaktadır. Zira HMK md. 176 hükmüne göre ancak daha önce yapılmış olan bir usul işlemi ıslah edilebilir. Dava dilekçesinde ileri sürülen ilk talebe hiç dokunmadan onun yanına ıslahla yeni bir talep eklenmesi halinde, herhangi bir düzeltmeden söz etmek pek mümkün değildir. Burada aslında ıslahla ilk talep bakımından bir düzeltme yerine adeta yeni bir dava açmış gibi mevcut talebin yanına yeni bir talep eklenmesi söz konusu olmaktadır. Dava konusu olan talep, dava dilekçesinde ileri sürülen ilk taleptir. Hâlbuki ıslahla mevcut talebin yanına eklenen talep daha önce dava konusu yapılmamıştır. Şimdi aslında ıslahla ilk defa dava konusu haline getirilmektedir. Oysa ıslah, tarafların daha önce yapmış olduğu bir usul işleminin düzeltilmesi amacıyla yapılmaktadır. Daha önce yapılan usul işlemi, yani dava dilekçesiyle belirlenen talep sonucu hakkında bu halde bir düzeltme yapılması ise söz konusu olmamaktadır. Hem ilk talep hem de ıslahla getirilen yeni talep bakımından bir düzeltme söz konusu olmadığına, aslında ıslahla yeni bir talep ileri sürüldüğüne göre, burada ıslah edilen bir usul işleminden söz etmek de mümkün olamayacaktır... Yukarıdan beri yapılan açıklamalardan vardığımız sonuç, kural olarak ıslahla davaya yeni bir talep eklenmesinin mümkün olmaması yönündedir. Çünkü, davaya yeni bir talep eklenmesi, ıslahın niteliği ile bağdaşmamaktadır. Usul ekonomisi ve usuli hakkaniyet gibi ilkeler de kanımızca tek başına yeni talebin davaya ıslahla sokulabilmesi için yeterli gerekçe teşkil etmemektedir... bu noktada düşünülmesi gereken husus, ıslahla yeni bir talebin davaya eklenmesinin bir istisnası olup olamayacağıdır... aralarında bağlantı bulunmayan taleplerin ıslah yoluyla yargılamaya getirilmesi, usul ekonomisine hizmet etmeyecek, aksine derdest davanın görülmesini yavaşlatacak, bağlantı bulunmayan hallerde davaların ayrılmasına karar verilecektir. Buna karşılık ilk taleple arasında bağlantı bulunan bir talebin ıslahla yargılamaya getirilmesi usul ekonomisine uygun olacaktır. Çünkü, bu halde ıslahın mümkün olmayıp ayrı bir dava açılması gerektiği kabul edildiğinde, sonradan açılan davanın arasında bağlantı bulunduğu ilk dava ile zaten birleştirilmesi talep edilecektir. Bu açıdan Yargıtay’ın ıslahla yeni bir talebin hiçbir şekilde yani aralarında bağlantı olsa bile, yargılamaya getirilemeyeceği şeklindeki uygulamasının, oldukça katı bir uygulama olduğu söylenebilir. Çok katı bir şekilciliğin bazı hakları felce uğratacağı açıktır. Gerçekten de aralarında bağlantı bulunmayan taleplerin sonradan ıslahla yargılamaya dâhil edilmemesinin haklı gerekçeleri vardır. Hatta yukarıda incelendiği üzere ıslahın niteliği ve bir dava yerine ikame edilemeyeceği şeklindeki görüşten hareket edildiğinde, belki arada bağlantı olsun ya da olmasın ayrı bir dava konusu olması gereken talebin ıslahla hiçbir şekilde yargılamaya sokulamayacağı da söylenebilir. Ancak bu da çok katı bir şekilcilik anlamına gelecektir. Yapılacak olan yorum birçok bakımdan tarafların ve kamunun yararına olacaksa, bu takdirde yargılama hukukuna ilişkin kavramların amaca uygun olarak yorumlanması gerektiği savunulabilir. Arada bağlantı olan hallerde, ıslahın bir dava olmadığı ve bir dava yerine ikame edilemeyeceği şeklindeki haklı nitelendirme, yeni talebin yargılamaya getirilmesi halinde elde edilecek olumlu sonuçlara feda edilebilir. ” (Leyla Akyol Aslan, Yargıtay Kararları Işığında Davacının Talep Sonucuna Islah ile Yeni Bir Talep Eklemesinin Mümkün Olup Olamayacağı Meselesi, 9. Uluslararası Asos Congress Hukuk Sempozyumu Tam Metin Kitabı, 2023, s. 648,652-653).
IV. GEREKÇE
Hukukça korunan sübjektif bir hakkı ihlâl edilen ya da tehlikeye düşen veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin ortaya çıkan uyuşmazlığı anlaşarak çözememesi hâlinde devletin yetkili organlarına müracaat ederek hukuksal himaye talep etmesi mümkündür (YÎBBGK, 2017/8 E., 2019/3 K.). Hukuk yargılaması ile taraflar arasında ortaya çıkan ve konusunu özel hukuk ilişkilerinin oluşturduğu uyuşmazlıklar, hukuk düzeni içerisinde eşitlik esasına göre mahkeme kararları yoluyla çözümlenmektedir.
Bir sübjektif hakkın mahkemeler vasıtasıyla ileri sürülmesi yetkisine dava hakkı denir (Kuru, C.I, s.872). Dava iki taraf sistemi üzerine kurulmuş olup davacı açtığı davada, davalı tarafından ihlâl edildiğini ileri sürdüğü hakkının mahkeme aracılığı ile korunmasını ve davalının mahkûm edilmesini talep ederken davalı da davacının haklı olmadığının tespitini ve davanın reddini savunur.
Belirtmek gerekir ki, dava dava dilekçesi ile açılır. Davacı dava dilekçesini hazırlarken tüm taleplerini düşünmek hangi husus ya da hususlarda hukuki korunma istiyorsa buna ilişkin iradesini tereddüte mahal bırakmayacak şekilde açıkça bildirmek ve sistematik bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Bu zorunluluk, yargılamanın hangi uyuşmazlık üzerinde yürütüleceğini önceden belirlemek içindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, bu dilekçede ortaya konulan talepler üzerinden şekillenir.
Dava açılması ile başlayan hukuk yargılaması, belirli usul kuralları ve kesitler üzerine inşa edilmiş bir süreçtir. Bu sürecin en temel taşı olan dava dilekçesi, yargılamanın sınırlarını çizen ve hukuki ilişkinin çerçevesini belirleyen bir irade beyanıdır. HMK’nın 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken bir kısmı zorunlu, bir kısmı zorunlu olmayan unsurlar tek tek sayılmıştır. Bunlar arasında dava dilekçesinde bulunması gereken en önemli unsur talep sonucudur. Talep sonucu HMK’nın 119/1-ğ maddesi gereğince dava dilekçesinde açık bir şekilde gösterilmelidir.
Zira talep sonucunu içermeyen bir dilekçe dava dilekçesi olarak nitelendirilemeyeceği gibi taleple bağlılık ilkesi gereği kural olarak mahkemelerin talep sonucundan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği, talep sonucuna göre hüküm kurduğu yadsınamaz bir gerçektir. Dava dilekçesinde yer almayan bir talep/talep edilemeyen bir kalem yargılamanın konusu hâline gelmemiş demektir.
Mahkeme kararını özellikle dava dilekçesindeki taleplere göre verir. Zira talep sonucu olarak gösterilen hususlar tek tek karara bağlanmalıdır (HMK md. 297/2). Davacı asıl talebini ve bu taleple bağlantılı yan taleplerini açık ve hükme elverişli şekilde anlaşılır olarak ortaya koymalıdır. Duruma göre hâkim davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde talebin açıklanmasını isteyebilir, ancak mevcut olmayan bir talebin ileri sürülmesi iddiayı genişletme ya da değiştirme anlamına gelecektir (Pekcanıtez, Simil, Pekcanıtez Usûl, C.II, s. 1756).
Öte yandan medeni yargılama hukukunda teksif ilkesinin bir uzantısı olarak iddia ile savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasakları bulunmakla davanın belli bir aşamasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağının istisnası olduğundan ıslahla iddia ve savunma genişletilip değiştirilebilir. HMK’nın 176. maddesine göre ıslah, tarafların yapmış oldukları usul işlemlerini kısmen veya tamamen düzeltmesine izin veren bir kurumdur. Islah davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde yalnızca bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlar.
Islah tam ve kısmî ıslah olarak ikiye ayrılmakta olup kısmen ıslahta HMK’nın 179. maddesi gereğince dava dilekçesinde yer alan bir talebin artırılması/genişletilmesi veya değiştirilmesi söz konusu iken tamamen ıslahta dava sebebi veya konusu değiştirilerek yeni bir dava dilekçesi verildiği için ilk açılan dava ile tamamen ilgisiz olmamakla birlikte dava yeni nitelik kazanmaktadır. Davacı talep sonucunda genişletme veya değiştirme talep ediyorsa kısmî ıslaha başvurmalı, yeni vakalara dayanarak tamamen yeni bir talepte bulunmak istiyorsa tam ıslaha başvurmalıdır. Tam ıslahta yargılamanın tamamen başına dönülür. Zira HMK’nın 179. maddesi gereğince ıslah davanın en başına teşmil edildiğinden yapılan usul işlemleri geçersiz hâle gelir. Kısmî ıslah ise ıslahın yapıldığı andan itibaren sonuç doğuracağından davanın en başından itibaren yapılan usul işlemlerinin geçersizliği sonucunu doğurmaz, davaya kaldığı yerden devam edilir.
Islahın yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan mahiyeti dikkate alındığında, dava konusu edilmeyen bir şeyin kısmen ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu hâline getirilmesine olanak bulunmamaktadır. Zira burada söz konusu olan husus ıslah ile yapılmasına kanunun cevaz verdiği mevcut talebin arttırılması ya da genişletilmesi olmayıp daha önce hiç talep edilmeyen, dava konusu hâline getirilmeyen yeni talebin eklenmesi durumudur. Oysa kısmen ıslaha dava dilekçesindeki eksik veya hatalı hususların düzeltilmesi İçin başvurulduğu ve kısmen ıslaha başvurulduğunda davanın ilk açılan dava olduğu hususları karşısında daha önce dava konusu edilmeyen yeni bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilmesi âdeta ikinci bir dava açılması sonucunu doğurmaktadır.
Başka bir anlatımla, kısmen ıslah yoluyla dava dilekçesinde yer almayan bir talebin sonradan dava konusu yapılması teknik anlamda ıslah kurumunun mevcut devam eden davada yeni bir dava/ikinci bir dava açma sonucu doğuracak şekilde kullanılması anlamına gelir. Bu durum kısmen ıslahı deyim yerindeyse âdeta ek dava açma yoluna dönüştürecektir ki, yasal düzenlemelerin buna cevaz vermediği ortadadır.
Öte yandan HMK ile medeni usul hukukunda yargılamanın sistematiği köklü biçimde yeniden düzenlenmiş ve yeni bir yargılama aşaması olan ön inceleme kurumu getirilmiştir. Bu yeni sistemde ön inceleme aşaması, yargılamanın sınırlarının belirlenmesi bakımından önemli bir işlev üstlenmiştir.
Yukarıda da belirtildiği üzere ön inceleme, HMK’da ayrı bir yargılama aşaması olarak düzenlenmiş olup bu aşamanın amacı, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları belirleyerek uyuşmazlık konularını tespit etmek, delillerin incelenmesine geçilmeden önce dava şartları ve ilk itirazlar hakkında inceleme ve değerlendirme yapmak ayrıca taraflara sulh ya da arabuluculuğa başvurma konusunda imkân tanımak, bu suretle tespit edilen uyuşmazlık kapsamında delillerin incelenip tartışıldığı tahkikat aşamasına geçilmesini sağlamaktır. Bu amacı itibarıyla ön inceleme yargılamanın etkin ve düzenli bir şekilde yürütülüp sonuçlandırılmasına hizmet eden bir yargılama kesitidir.
Nitekim HMK`nın 140/3. maddesinde tahkikatın, ön inceleme tutanağı esas alınarak yürütüleceği açıkta belirtilmiştir. Tarafların dilekçelerinde ileri sürdükleri iddia ve savunmaları inceleyip tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit ederek uyuşmazlığın çerçevesini çizen, âdeta yargılamanın yol haritası olan ön inceleme duruşmasında tarafların imzasıyla sabitlenen uyuşmazlık konuları, tahkikatın sınırlarını oluşturur ve yargılama bu çerçevede tamamlanır. Tahkikat tespit edilen bu uyuşmazlık konuları/konusu üzerinden yürütülür. Ön inceleme tutanağı, taraflar ve mahkeme için bağlayıcıdır. Ön inceleme duruşmasında tespit edilmemiş bir uyuşmazlık, daha sonra yargılamanın herhangi bir aşamasında tartışma konusu hâline getirilemez.
Bu çerçevede ıslah, usul ekonomisini sağlamak, tarafların daha önce yaptıkları usul işlemlerinde yapılan hatalarını, unuttukları hususları düzeltmelerine imkân tanımak amacıyla düzenlenmiş önemli bir usul kurumu ise de kullanılmakla tükenebilen bir hak olan ıslahın da sınırları mevcuttur. Bu nedenle dava dilekçesinde yer almayan bir talep sonradan kısmen ıslah ile eklenirse ön incelemede belirlenen uyuşmazlık çerçevesinin dışında kalan bu yeni talep nedeniyle tahkikatın sınırları sonradan genişletilmiş olacaktır. Bu durum, ön inceleme kurumunun işlevsiz hâle gelmesine sebep olacağı için HMK sistematiğine açıkça aykırıdır ve yargılamanın öngörülebilirliğini de zedeler.
Zira taraflar, ön inceleme duruşmasında belirlenen uyuşmazlık konularına göre delillerini sunmuş, tanıklarını göstermiş, bilirkişi incelemesi talep etmiş olabilir. Sonradan ıslah ile eklenen yeni talep kalemi, bu yargılamayı baştan aşağıya değiştirebileceği gibi yargılamanın gereksiz uzamasına neden olabilecek, makul sürede yargılanmaya engel teşkil edebilecektir. Usul ekonomisi ilkesinin düzenlendiği HMK’nın 30. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere yargılamanın uzaması hâlinde kişilerin hukuki korunma mekanizmasının işlevini yerine getirdiğine ve hukuk düzeninin etkisine olan inancı da kaybolmaktadır.
Dava ile talep edilmeyen bir talebin kısmen ıslah ile davaya dâhil edilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi ile Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen, adil yargılamanın temel unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesine de uygun düşmemektedir. Eğer davacı, kısmen ıslah ile dava dilekçesinde yer almayan, ön incelemede tartışılmayan ve taraflar arasında uyuşmazlık konusu yapılmayan yeni talep kalemini davaya dâhil etmek ister ve bu duruma izin verilirse davalının savunması yeni talebe göre kurulmamış olur ve bu durum davalı bakımından savunma hakkını zorlaştırır ve hazırlığını /savunma stratejisini dava dilekçesindeki talep/talepler çerçevesinde yapmış olan davalıyı sürpriz bir talebe karşı savunma yapmak zorunda bırakır ki, bu durum davacının ileri sürdüğü iddialara karşı davalının hazırlık imkânlarının azalmasına neden olabilecek ve giderek davalıyı davacı karşısında daha az avantajlı duruma sokacağından tarafların iddia ve savunmalarını eşit koşullarda ileri sürme hakkını güvence altına alan silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu tür bir talebe muhatap kalan açısından hakkaniyete de uygun olmayacaktır.
Ayrıca adil yargılanma ilkesinin vazgeçilmez parçası olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin olmazsa olmaz en temel ilkelerindendir. Kişiler hukuki güvenlik gereği dava açtıklarında veya bir davaya karşı savunma hazırladıklarında hangi konularda yargılanacaklarını, hangi taleplerle karşılaşacaklarını yani yargılamanın sınırlarını önceden bilmek durumundadırlar. Bu sınırların aşılması, yargılamayı öngörülebilir olmaktan çıkararak ve belirsizliği arttırarak hukuki güvenliğe aykırı durum oluşmasına sebep olacaktır. Adil yargılanma hakkı, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmasını da gerektirmektedir. Dava ile talep edilmeyen bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilebileceğinin kabulü, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin yanı sıra makul sürede yargılanma hakkına da uygun düşmemektedir.
Makul süre içinde yargılama yapılabilmesinde usul kanunlarının önemli rolü bulunmaktadır. HMK yargılamanın belirli bir düzen içinde yürütülmesini sağlamak amacıyla dilekçeler, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşamalarını, aşamalarda yapılabilecek ve yapılamayacak işlemleri ayrıntılı düzenlemiştir. Yapılan düzenlemeler yargılamanın daha doğru, amacına uygun ve etkin yürütülmesine, davaların hızlı, basit ve en az giderle görülmesine hizmet etme amacı taşımaktadır. Bu sistem içerisinde dava dilekçesiyle çizilen sınırlar, ön inceleme tutanağıyla sabitlenen uyuşmazlık ve bu çerçevede tamamlanan tahkikat sınırlarının kısmen ıslah yoluyla davaya yeni bir talebin eklenmesiyle aşılması, HMK’nın davacının ve davalının yargılama sırasındaki haklarını en iyi şekilde ve eşit koşullarda teminat altına almaya çalışan dengeleyici sistemine aykırı olacaktır. Nitekim bu kuramların meşru amacına ve sınırlarına uygun hareket edilmesi işlevselliklerini artıracaktır. Kaldı ki, kanunun varlığı kadar uygulanmasının da hukuki belirlilik taşıması gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar kapsamında yapılan görüşmeler sonucu; hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceğine karar verilmiştir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Kararı - K.2019/3
- HMK 181
- Islah dilekçesinde, dava dilekçesindeki iddia ve istemlerin bu arada faiz talebinin tekrarlanmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Dava dilekçesindeki faiz istemi, ıslah dilekçesini de kapsar. Dava konusu miktarın (dava değerinin) kısmi ıslahla faiz talep edilmeksizin arttırılması halinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilmelidir.
"Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilip hükmedilemeyeceği" konusunda bir sonuca ulaşabilmek için, davaya konu edilen alacak miktarının ıslahla arttırılmasının yeni (ek) dava olup olmadığı konusunun çözüme kavuşturulması gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ıslahı tamamen (tam) ıslah ve kısmen (kısmî) ıslah olarak iki ayrı şekilde düzenlemiştir.
Davanın tamamen ıslahı durumunun mevcut olabilmesi için davanın unsurlarından birinin, örneğin netice-i talebin veya dâva sebebinin değiştirilerek eski dâvanın niteliğinin değiştirilmiş olması gerekir (Üstündağ, 459).
Kısmî ıslahta ise, belirli bir usul işlemi düzeltilir, davanın dayandığı sebebin değiştirilerek davanın niteliğinin değiştirilmesi söz konusu değildir. Kısmen ıslahta, ıslah işlemi yapıldığı tarihten itibaren hüküm ifade etmekte olduğu gibi, davanın ıslah edilmeyen kesimine ilişkin usul işlemleri ise geçerli olmaya devam eder.
Öte yandan kısmî olarak açılan bir davada, dava konusunun artırılması kısmî ıslah olarak kabul edilmektedir (Kuru, s.4014).
Ek dava ise kısmi davada saklı tutulan alacak için gerek kısmî dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra açılan davadır. Bu hâliyle kısmî ıslah, ek dava yoluyla elde edilebilecek haklara, mevcut dava içerisinde, daha basit, daha az masrafla ve daha kısa süre içerisinde kavuşma olanağı tanıyan ve bu yönüyle adeta ek dava açma yolunun alternatifi olan hukuki bir müessesedir. Bu nedenle kısmî davanın davacısı, ek dava açmak veya kısmî ıslah yoluna başvurmak konusunda seçimlik bir hakka sahiptir. Kısmî davada zamanaşımı sadece davaya konu edilen alacak miktarı için kesileceği gibi, davadan önce gerçekleşmiş temerrüt olgusu yoksa faiz başlangıç tarihi kısmî davaya konu edilen kısım için dava tarihi; kısmî ıslah ile artırılan tutar için ıslah tarihi olacaktır. Kısmî ıslah ile davaya dahil edilmek istenen alacak bölümü bakımından ise zamanaşımı süresi işlemeye devam edecektir. Bu açılardan ek dava ile kısmî dava arasında paralellik mevcut ise de, ıslahla ilgili sorunların yine ıslah müessesesi kapsamında değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekir. Bu nedenle dava değerinin artırılması kısmi ıslah kapsamında olduğundan, süregelen davanın devamıdır ki, yeni bir dava veya ek dava olarak kabul edilemez. Artırılan tutar için harç yatırılması ise bir usul işlemidir; yeni bir dava açıldığı şeklinde yorumlanamaz. Yine dava dilekçesinde nelerin yer alması gerektiği HMKnın 119uncu maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup kısmî ıslahın duruşmada sözlü olarak dahi yapılmasının mümkün olması karşısında kısmî ıslahın yeni bir dava olduğu da bu açıdan savunulması güç bir görüştür.
Bu durumda HMK m. 179’da (HUMK m. 87) ifade edilen, “ıslah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur” hükmü ile anlaşılması gereken mahkeme usul işlemleridir. Bu amaçla verilen bir ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki istemi ve ferilerini ortadan kaldırmayacak, sadece istenilen alacak rakamını değiştirecektir. Hâl böyle olunca, ıslahla artırılan tutar yeni bir dava olmadığından, ilk dava dilekçesinde yer alan bütün unsurlar, faiz istemi de dâhil olmak üzere, ıslahla artırılan kısım için de uygulanabilir olmalıdır. Islah dilekçesinde, dava dilekçesindeki iddia ve istemlerin bu arada faiz talebinin tekrarlanmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Dava dilekçesindeki faiz istemi, ıslah dilekçesini de kapsar.
Kısmî olarak açılan davadaki faiz isteminin faiz talebi belirtilmeksizin yapılan kısmî ıslah çerçevesinde arttırılan alacak kesimi için de geçerli olduğuna ilişkin kabulün, belirsiz alacak davası ile kısmî dava arasındaki farkı ortadan kaldırdığı da ileri sürülemez. Zira belirsiz alacak davası ile kısmî davanın açılma ve görülme koşulları birbirinden farklı olup belirsiz alacağın belirsiz alacak ve/veya tespit davası ya da kısmî davaya konu edilmesi mümkün ise de, belirli ya da belirlenebilir alacağın belirsiz alacak ve/veya tespit davasına konu edilmesi mümkün değildir.
Bundan başka, kısmî dava dilekçesinde faiz istemi mevcut ise, kısmî ıslah ile arttırılan alacak miktarı için de dava dilekçesindeki faiz istemi geçerliliğini koruduğundan HMKnın 26ncı maddesinde hükme bağlanan "Taleple bağlılık ilkesi"nin ve bu ilkenin bağlantılı olduğu, "Tasarruf ", "Teksif1 ve "Taraflarca getirilme" ilkelerinin ihlal edilmesi söz konusu olmayacaktır.
Öte yandan temerrüt ve temerrüdün oluşma koşulları hukuki ilişkinin veya alacağın bağlandığı hukuki durumun mahiyetine göre ayrı ayrı belirleneceğinden kısmî ıslahın temerrütle ilişkilendirilmesi de isabetli bir yaklaşım değildir.
Kısmî dava dilekçesindeki faiz isteminin kısmî ıslah ile arttırılan alacak tutarı için de geçerli olduğunun kabulü aynı zamanda Devletimizin imzaladığı Uluslararası Sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan "hak arama özgürlüğü"nün gerçekleşmesine hizmet edeceği gibi, yine yargılamaya hakim olan ilkelerden olan aynı zamanda "adil yargılanma hakkı" kapsamındaki "usul ekonomisi" ilkesine de uygun düşecektir.
SONUÇ: Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması halinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceğine 24.05.2019 tarihinde yapılan üçüncü görüşmede üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.
Yargıtay HGK - Karar : 2019/723
- HMK 181
- Kısmi ıslah dilekçesinde faiz istenmemiş olsa bile, dava dilekçesinde faiz istemi varsa, faize hükmedilmelidir.
Kavram olarak ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (HUMK. m.83, HMK m. 176), (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, B.6. C.IV, İstanbul 2001, s.3965). Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir (Üstündağ S.: Medeni Yargılama Hukuku, C.I.II. B.5, İstanbul 1992, s.534).
Islahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan da söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay uygulaması davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup ıslahın konusudur (Kuru, 4035).
Islahın amacı, yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir.
Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansızdır. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terkedilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için ıslahın konusu olamaz.
Davacı dava dilekçesinde gösterdiği müddeabihini (davalı muvafakat etmese bile) aynı dava içinde ıslah yolu ile artırabilecektir. Bu düzenleme, davacının ilk dava dilekçesinde saklı tuttuğu fazlaya ilişkin hakkını ek bir dava ile istemesine de engel olmayacaktır.
Davanın tamamen ıslahı, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir (HUMK. m.87, HMK m. 179). Ancak bu durumda yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı, hak düşürücü süre ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır.
Davanın kısmen ıslahında ise, davacı kısmi davada saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarını, ek bir dava açarak isteyebileceği gibi, aynı davada kısmi ıslah dilekçesi verip harcını yatırmak suretiyle arttırabilecektir.
Öte yandan bu konuda Yargıtay Hukuk Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunun içtihatları arasında ortaya çıkan içtihat aykırılığı Yargıtay İçtihatla Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 E.-2019/3 K. sayılı kararı ile giderilmiş ve sonuç olarak "Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmi davada, dava konusu miktarın kısmi ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması halinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceğine" karar verilmiştir.
İçtihadı Birleştirme Kararları ise, konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla bağlayıcı nitelik taşımaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı vekilinin müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ayrıca bir kısım işçilik alacaklarının bulunduğu ileri sürerek 27.06.2011 tarihinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açtığı, dava dilekçesinde faiz talebi bulunduğu görülmektedir.
Davacı vekili, bilirkişi raporundan sonra sunduğu 19.02.2013 harç tarihli ıslah dilekçesinde alacakların miktarını arttırmış ise de, ıslah dilekçesinde faiz istemi bulunmamaktadır.
Mahkemece ıslah ile istenen alacak tutarları için de faize hükmedilmiş olup, Özel Dairece ıslah dilekçesinde faiz istemi bulunmadığından, ıslahen arttırılan kısımlara faiz işletilemeyeceği belirtilerek karar bozulmuştur.
Ancak kısmi olarak açılan dava dilekçesinde faiz istemi mevcut olup, ıslah dilekçesi ile alacakların miktarı arttırıldığına göre, bu ıslahın kısmi ıslah olduğu açıktır. Bu yöndeki kısmi ıslah ile dava dilekçesindeki unsurlardan sadece talep sonucundaki miktar düzeltilip arttırılmıştır. Dava dilekçesindeki faiz istemi dahil diğer unsurlar aynen devam ettiğinden dava dilekçesindeki faiz isteminin ıslah ile arttırılan alacak miktarları için de geçerli olduğunu kabul etmek gerekir.
Kaldı ki, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 2017/8 E.-2019/3 K. sayılı kararında da aynı sonuca varılmıştır.
Şu halde direnme kararı Yargıtay İçtihatları Bileştirme Büyük Genel Kurulunun 2017/8 E.-2019/3 K. sayılı kararında da aynı sonuca varıldığı hususu vurgulanmak sureti ile ve ilave bu gerekçe karşısında isabetlidir.
Yargıtay 4HD - Esas : 2021/10478 Karar : 2022/3560
- HMK 181
- Kısmi ıslah ile arttırılan bölüm içim zamanaşımı işlemeye devam ettiğinden, karşı tarafın zamanaşımı defini ileri sürmesi halinde, artırılan bölümün reddi gerekir.
Dava, trafik kazasında yaralanma nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Somut davada, davacı vekili davayı kısmi dava olarak açmış ve yargılama aşamasında 16/10/2017 tarihli ıslah beyanını içeren dilekçe ile talep konusu miktarı arttırmış ve artırılan kısma ilişkin eksik harcı da ikmal etmiştir.
Islah; iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnalarından olup taraflardan birinin yapmış olduğu bir usûl işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesi olarak tanımlanmaktadır. Islah ile taraflar, dava sebebini, dava konusunu veya talep sonucunu
değiştirebilirler. Usûlüne uygun olarak açılmış bir davanın bulunması şartı ile davanın tamamen veya kısmen ıslahı mümkündür.
Dava sebebinin veya dava konusunun değiştirilmesi tamamen ıslah hâlleridir. (Baki Kuru 4. Cilt s. 3990). Davanın kısmen ıslahında ise dava dilekçesinden sonraki bir usûl işleminin ıslahı söz konusudur. Gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamalarında kabul edildiği üzere müddeabihi (dava değerini) arttırma hâlinde kısmi ıslah söz konusu olup kısmi ıslahta, tamamen ıslahın aksine ıslah tarihine kadar yapılan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılmaz. Kısmi ıslah yapıldığı tarihten ileriye dönük olarak hüküm ifade eder.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesinde zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik davanın, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunamayacağı aynı maddenin 2. fıkrasında ise zarar ve ziyan davasının ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zamanın tatbik olunacağı düzenlenerek, haksız fiillerde zamanaşımı müddeti ve hangi hallerde ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağına açıklık getirilmiştir.
Somut olayda; dosya içindeki bilgilerden sigortalı sürücü aleyhinde taksirle yaralamaya sebebiyet verme suçundan soruşturma yapıldığı anlaşılmaktadır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesi gereğince haksız eylem nedeniyle açılacak tazminat davaları bir yıllık zamanaşımına tabidir. Ne var ki aynı Kanun’un 60/2. maddesine göre, davalının bedensel zarara yol açan eyleminin suç teşkil etmesi durumunda (uzamış) ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Dava konusu eylem suç niteliğindedir. Bu durumda, BK’nın 60/2. maddesi ve TCK’nın 89/2-b ve 66/1-e. maddeleri uyarınca olayda uygulaması gereken zamanaşımı süresi 8 yıldır.
Zamanaşımı, borcu ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenebilirliğini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu nedenle zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan BK.'nın 133. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler sayılmış olup bunlardan biri de dava açılmasıdır. Davanın tamamen ıslahında dava baştan beri (dava dilekçesinden itibaren) ıslah edildiği için ıslah edilen kısım içinde davanın açıldığı tarihte zamanaşımı kesilmiş olur.
Kısmi davada ise zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım için kesilir. Henüz açılmayan (saklı tutulan) ve daha sonra ıslahla arttırılan bölüm için zamanaşımı işlemeye devam eder.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davaya konu yaralanma olayı 21/09/2009 tarihinde meydana gelmiş, başvuru Sigorta Tahkim Komisyonuna 23/08/2017 tarihinde kısmi dava olarak yapılmış, ıslah dilekçesi 16/10/2017 tarihinde verilmiş, davalı vekili tarafından ıslaha karşı süresinde zamanaşımı def’i ileri sürülmüştür. Şu durumda; ıslah dilekçesinin verildiği tarih itibariyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 87/3 ve 66. maddeleri uyarınca olayın bağlı olduğu 8 yıllık ceza zamanaşımı süresi geçmiştir.
Şu durumda, ıslah edilen maddi tazminat miktarı yönünden zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum da kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Yargıtay 4HD-Karar : 2021/935
- HMK 181
- Tahkikatın bittiği taraflara tefhim edilerek, sözlü yargılama ve hüküm için duruşma günü tayin edilmişse artık kısmi ıslah yapılamaz.
Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesidir (6100 sayılı HMK m. 176). Islah müessesesi, dava değiştirme, başka bir deyişle iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapılabilmektedir. Islahın amacı, yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri ıslahla düzeltilemez. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir.
Davanın tamamen ıslahı mümkün olduğu gibi kısmen ıslahı da mümkündür. Ancak ıslahın yapılması, Kanun uyarınca zaman bakımından sınırlandırılmış ve 6100 sayılı Kanun’un “Islahın zamanı ve şekli” başlıklı 177. maddesinin 1. fıkrasında tahkikatın sona ermesine kadar ıslahın yapılabileceği düzenlenmiştir. Bu noktada yargılamanın hangi aşamasına kadar ıslahın mümkün olabileceğini belirleyebilmek için tahkikat evresinden bahsetmek gerekmektedir. Tahkikat, 6100 sayılı Kanun’un 147. maddesi uyarınca ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra başlamaktadır. Bu anlamda tahkikat evresinde işin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmek üzere taraflar duruşmaya davet edilir. Bu yönüyle tahkikat evresi, yargılamanın en önemli ve uzun aşaması olarak nitelendirilmektedir. 6100 sayılı Kanun’un 184. maddesi gereğince tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığından mahkeme, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder bu tefhim ile tahkikat aşaması sona erer. Sözlü yargılamada taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir.
Bu genel anlatımlar ışığında somut olaya gelince; ilk derece mahkemesince 06/02/2019 tarihli celsede tahkikatın bittiği taraflara tefhim edilerek, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunan gün ve saatte mahkemede hazır bulunmaları gerektiği, aksi takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu ihtar edilmiş, 25/02/2019 tarihli sözlü yargılamada davacı vekili tazminat istemini aynı gün harcını yatırdığı ıslah dilekçesiyle artırmış, tahkikat aşaması sona erdikten sonra ıslahın yapılamayacağı gözden kaçırılarak ilk derece mahkemesince ıslaha itibar edilerek ıslahla artırılan tazminata hükmedilmiş, bölge adliye mahkemesinde yeniden kurulan hükümde ıslahla artırılan kısmı kapsar şekilde karar verilmiştir.
Hal böyle olunca; bölge adliye mahkemesince kurulan yeni hükümde tahkikat aşaması sona erdikten sonra yapılan ıslah talebinin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yukarıda açıklanan 6100 sayılı Kanun’unun 177. maddesinin 1. fıkrasında yer alan emredici hüküm uygulanmadığından hükmün münhasıran bu sebeple bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay HGK Esas : 2023/915 Karar : 2024/80
- HMK 181
- Kısmen ıslah nedir? Kısmi ıslahın hukuki sonuçları nelerdir?
Islah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir. Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapılabilmektedir (Saim Üstündağ: Medeni Yargılama Hukuk, C.I-II, B.5, İstanbul 1992, s.534). Islahın konusunun tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan da söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay uygulaması davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusudur.
Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır. Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz.
Bilindiği gibi, 1086 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin son cümlesindeki “müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarihli ve 1999/1 Esas, 1999/33 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bundan böyle davacı, dava dilekçesinde gösterdiği müddeabihini (davalı muvafakat etmese bile) aynı dava içinde ıslah yolu ile artırabilecektir. Bu düzenleme, davacının ilk dava dilekçesinde saklı tuttuğu fazlaya ilişkin hakkını ek bir dava ile istemesine engel olmayacaktır.
Davanın tamamen ıslahı durumunda, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir. Gerek öğretide, gerekse yerleşik yargısal kararlarda, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı, hak düşürücü süre ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır.
Davanın kısmen ıslahı durumunda ise davacı; kısmi davada saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarını, ek bir dava açarak isteyebileceği gibi, müddeabihin arttırılmasını önleyen yasal düzenlemenin yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesinin kararı ile ortadan kalkmasından yararlanarak müddeabihi aynı davada kısmi ıslah dilekçesi verip harcını yatırmak suretiyle arttırabilecektir.
Bir davanın açılması hâlinde zamanaşımı kesilir (818 sayılı Kanun’un 133/2 nci maddesi). Ancak, kesilen zamanaşımı, kesilme tarihinden başlayarak yeniden işler (818 sayılı Kanun’un 135/1 inci maddesi). Dava ile kesilmiş zamanaşımı, davanın devamı süresinde taraflardan birinin yargılamaya ilişkin her bir işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar. Öğretide, kısmi davada dava edilmeyen alacak kesimi için, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmuş olmasının zamanaşımını kesmeyeceği kabul edilmektedir Kısmi dava açılması hâlinde zamanaşımı yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sadece ek dava yerine kısmi ıslah yoluyla saklı tutulan alacakları aynı davada isteme kolaylığı getirmiş olup, zamanaşımı, temerrüde düşürme gibi, usul ve yasa hükümlerini değiştirmiş değildir. Kısmi ıslahta, tam ıslahın aksine ıslah tarihine kadar yapılmış bütün usul işlemleri yapılmamış sayılmaz. Kısmi ıslah, yapıldığı tarihten ileriye yönelik olarak hüküm ifade eder (HGK’nın 03.07.2002 tarihli ve 2002/9-564 Esas, 572 Karar; 06.03.2013 tarihli ve 2012/4-824 Esas, 2013/305 Karar sayılı kararları). Kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması nedeniyle dava konusu yapılmayan alacak miktarının ek davaya veya kısmi ıslaha konu olması hâlinde, bu usul işlemine karşı davalının zamanaşımı def’ini ileri sürebileceği kabul edilmiştir.
Eldeki davada, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesi ve gerekli harçların yatırılması ile tamamlanan dava açılması işleminde, diğer bir ifade ile davanın açıldığı 17.08.2006 tarihinde yürürlükte bulunan mülga 1086 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Dolayısıyla, 1086 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu dönemde kısmi dava olarak açılan eldeki davanın, 6100 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle kendiliğinden belirsiz alacak davasına dönüşeceği kabul edilemez.
Yargıtay HGK- Karar : 2017/265
- HMK 181
- Kısmen ıslah içerikli ıslah dilekçesi ile, açılan davadaki taleplerinin yanında dava dilekçesinde dile getirilmeyen bir alacak kaleminin de hükme bağlanması istenemez.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık dava dilekçesi ile dile getirilmemiş bir alacak kaleminin ıslah ile birlikte istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında öncelikle hukuk yargılamasında ıslah kurumunun esasları irdelenmelidir.
Yargıtaya göre de usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır. (HGK 10.4.1991, 15-91/202) Islahla dava konusunun artırılmamasına ilişkin HUMK m. 87 hükmünün son cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptali kararında usul ekonomisi de gerekçe olarak yer almıştır.
(Anayasa Mahkemesinin 20.7.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararı, Resmî Gazete 4.12.2000, s.24220) Bu kararda “…müddeabihin ıslah suretiyle artırılmasına olanak tanınmaması davaların en az giderle ve olabildiğince hızlı biçimde sonuçlandırılmasına engel olacağından, Anayasanın 141. maddesine aykırıdır.” şeklindeki gerekçe ile bu yöndeki kuralın iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.
Ne var ki; temelini basitlik, hızlılık ve ucuzluk kavramlarının oluşturduğu ve her davada uygulanma kabiliyeti bulunan emredici nitelikteki usul ekonomisi ilkesi mahkemeye ve taraflara acelecilik ve yargılamayı basite indirgeme sonucunu doğuracak şekilde sınırsız özgürlük tanımaz. Zira, yukarıda açıklanan usul hukukunun taraflara öngörülebilirlik koruması sağlayan şekilciliği ve bu ilkeden vücut bulan iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının usul ekonomisi ilkesi ile birlikte dengede tutulması “adaletli karar vermek” amacının sağlanması için zorunludur. Bu dengenin kendisini en çok hissettirdiği kavramlardan biri ise hukukumuzdaki ıslah kurumudur.
Islah, usulümüzde dava açılmasının hukuksal sonuçlarından olan iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağını karşı tarafın rızası olmaksızın aşmanın yegâne yoludur.
Kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine ıslah denir (HUMK m.83, HMK m.176) (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, B.6.C.IV, İstanbul 2001, s.3965 )
Eş söyleyişle ıslah, iyiniyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. (YİBK’nin 04.02.1948 gün, 1944/10 E.-1948/3 K., HGK’nın 16.03.2005 gün, 2005/13-97 E.-2005/150 K. s. İlamları)
Islahın temel amacı, dava değiştirme yasağını, hasmın rızasını almaya gerek duymadan aşmak; böylece yeniden dava açma yükünden kurtularak, davaya getirilmesi unutulan vakıaları davaya dahil etmek, dava sebebini değiştirmek ya da ibraz ile ikame edilmesi ihmal edilen delilleri davada ileri sürme olanağını tarafa sağlamaktır. (Tutumlu, M.A., Kuram ve Uygulama Işığında Medeni Usul Hukukunda Islah, 2010, s.17)
Uygulamada gözetilmesi gereken ve yukarıda izah edilen denge olgusu, bazı hallerde ıslah yoluna başvurulmasına engel oluşturur.
Bu noktada istem sonucu kavramını açıklamak gerekir.
İstem sonucu, dava konusunu belirleyen tek ve asıl ögedir. Öğretide istem sonucu, mahkemeden istenilen şey olup davanın mevzuunu teşkil eder (Postacıoğlu, İ. E., Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6.Bası, İstanbul 1975) ve mahkemenin davayı kabul etmesi halinde kararında neyi hüküm altına alacağı hususunun açıkça beyan edilmesi keyfiyeti olarak anlaşılmaktadır.(Bilge N./Önen E., Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Ankara 1978)
Dava konusunun ne olduğu istem sonucu ile belirleneceğine göre, istem konusu ile dava sonucu iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ve bu nedenle de ıslah kurumu açısından bir özdeşlik göstermektedir. (Yılmaz, E., Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Değiştirilmiş 2. Bası, Ankara-2010, s.190) Dava konusunda yapılacak değişiklik, iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında kalmakla birlikte, ıslah yolunun işletilmesi ile sağlanabilmektedir. Bu halde dava konusunun veya istem sonucunun değiştirilmesi yönünde yapılabilecek değişiklik tamamen ıslah veya kısmen ıslah şeklinde gerçekleşebilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180. maddesinde “Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” şeklinde düzenleme mevcut iken; kısmen ıslah 181. maddede, kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verileceği, bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edileceği kabul edilmiştir.
Tamamen ıslahta dava sebebi veya istem konusu tümüyle değiştirilmektedir. Böylece dava dilekçesindeki talepler artık hükme konu olamaz. Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur. Uygulamada, istem sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 sayılı İlâmları)
Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı vekilinin ıslah dilekçesi ile, açılan davadaki taleplerinin yanında dava dilekçesinde dile getirilmeyen bir alacak kaleminin de hükme bağlanmasını istemiş olması karşısında, ihbar tazminatına ilişkin bu yeni istemin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119 vd. maddelerinde düzenlenen dava açma prosedürüne ilişkin usuli şartları taşımaması nedeniyle ek dava olarak da değerlendirilemeyeceği, bu halde ihbar tazminatına dair alacak isteminin, reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2021/8228 E. , 2021/12344 K.
- HMK 181
- HMK m.181'deki 1 haftalık süre harcın tamamlanmasına ilişkindir, ıslah dilekçesi ise süreye tabi olmayıp tahkikat bitinceye kadar kısmi ıslah dilekçesi verilebilir.
Taraflar arasında ıslahın süresinde olup olmadığı uyuşmazlık konusudur. Dairemizce kısmen ıslah hükümlerinin düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 181. maddesinde öngörülen kesin sürenin, duruşmada tutanağa geçirilmek suretiyle yapılan ıslah işlemine ilişkin usul işlemlerinin yapılması harç bakımından tamamlanması için verilmesi gereken bir süre olduğu, bunun dışında ıslah işlemi için verilen sürelerin Kanunun 181. maddesinde öngörülen kesin süreye tabi olmadığı ve tahkikat sona erinceye dek ıslah işlemi yapılabileceği kabul edilmiş olup, buna göre ise davacının ıslah işleminin süresinde olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece davacı tarafça yapılan ıslah işleminin süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Temyiz edilen kararın açıklanan sebeple bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2024/3235 E. , 2024/4534 K.
- Duruşma sırasında ıslah hakkının kullanımı veya ıslah dilekçesi sunulması için mahkemeden süre talep edilmesi halinde tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılabilir.
6100 sayılı Kanun'un 177 nci maddesinde ıslahın zamanı ve şekli düzenlenmiştir. İlgili maddenin birinci fıkrasına göre kısmen ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Bilindiği gibi kısmen ıslah işleminin dilekçe ile veya duruşma sırasında yapılması zorunlu değildir. Bununla birlikte duruşma sırasında ıslah hakkını kullanan veya daha önce dilekçe ile ıslah hakkını kullanan taraf açısından ıslaha ilişkin usul işleminin tamamlanması, örneğin harcın ödenmesi bakımından 181 inci maddede öngörülen süre bir haftalık kesin süre verilebilir. Çünkü bu aşamada ıslah hakkı kullanılmış olup ıslaha ilişkin usul işleminin yapılması 181 inci maddedeki kesin süreye tabidir. Ancak henüz ıslah hakkının kullanılmadığı, ıslah hakkının kullanılması için süre talep edildiği bir anda, 181 inci maddenin uygulanmasından söz edilmesi de mümkün değildir. Belirtilen nedenlerle, somut olayda olduğu gibi duruşma sırasında ıslah hakkının kullanımı veya ıslah dilekçesi sunulması için mahkemeden süre talep edilmesi halinde, 6100 sayılı Kanun’un 181 inci maddesinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Bu durumda ıslah hakkının 6100 sayılı Kanun'un 177 nci maddesi gereğince tahkikat bitimine kadar kullanılabileceği dikkate alınmalı, bu hüküm çerçevesinde sonuca gidilmelidir. Dairemizin uygulaması da aynı doğrultudadır (Yargıtay 9. HD, 2023/9686 E., 2023/15843 K.).
Davacı 16.11.2021 tarihli duruşmada ıslah hakkını kullanmak üzere süre talep etmiş olup bu hakkını tahkikat sona ermeden önce 24.11.2021 tarihli dilekçe ile kullandığı ve ıslaha ilişkin usul işlemini de aynı anda tamamladığı dikkate alındığında; 6100 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinde öngörülen bir haftalık kesin süre içinde ıslaha ilişkin usul işleminin yapılmadığından söz edilemez.
YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/7174 Karar : 2018/16678 Tarih : 25.09.2018
-
HMK 181. Madde
-
Duruşmada davayı "ıslah edeceğini" belirterek süre isteyen kişi açısından 1 haftalık kanuni süre işlemez.
6100 sayılı HMK'nın 181. maddesinde "Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir" şeklinde kurala yer verilmiştir. Düzenleme ile, ıslahın HMK`nın 177/2. maddesine göre duruşmada sözlü beyan üzerine yapıldığı hallere yönelik olarak ıslah edilen işlemlerin tamamlanması için bir haftalık kanuni süre öngörülmüştür. Başka bir anlatımla tutanağa geçmek suretiyle yapılmış olan ıslah işleminin tamamlanması için bir süre tanınmıştır. Tarafın ıslah edeceğini belirterek süre talep etmesi durumunda, sözü edilen maddenin uygulanması söz konusu olmaz.
Somut uyuşmazlıkda, ilk derece mahkemesi tarafından davacı vekiline ıslah yapması için iki haftalık kesin süre verilmiş ve davacı vekili bu süreye uymamıştır. Daha sonra ve tahkikat sona ermeden ıslah yoluyla davaya konu ihbar ve kıdem tazminatı miktarları arttırılmıştır. Mahkemece kesin süre den sonra yapılan ıslaha değer verilerek arttırılmış miktarlar üzerinden ihbar ve kıdem tazminatlarının kabulüne karar verilmiştir.
HMK`nın 177/1. maddesine göre ıslah, tahkikat tamamlanıncaya kadar her zaman yapılabileceğinden, hakimin kanuni süreyi kısaltması mümkün değildir. Bu nedenle kanuni süresi içinde yapılan ıslaha değer verilerek karar verilmesi yerinde olup, bu durum usul ekonomisine de uygundur.
F) SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi tarafından kesin olarak verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, kararın bir örneğinin Resmi Gazetede yayınlanması için Adalet Bakanlığı`na gönderilmek üzere ilgili birime tevdiine 25.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - E. 2017/1093 K. 2017/1090
- HMK 176
- Hiç cevap dilekçesi verilmemesi veya süresinden sonra cevap dilekçesi verilmesi halinde cevap dilekçesinin ıslahı mümkün değildir. Bu nedenle süresinde cevap dilekçesi verilseydi, ıslah yoluyla ileri sürülebilecek zamanaşımı defi de ileri sürülemeyecektir.
Gerek mülga 1086 sayılı HUMK'nın 83. maddesinde gerekse yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 176. maddesinde taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu nedenle cevap dilekçesinin ıslahı için öncelikle yapılması gereken usul işlemi davaya cevap vermekten ibarettir. Cevap dilekçesinin hiç verilmemiş olması halinde ortada ıslah edilmesi mümkün bir usul işleminin varlığından söz edilemez. Aksi halde, suskun kalınarak hiç cevap verilmemiş olması halinin bir usul işlemi olarak kabulü gerekir. Bu çerçevede süresi geçtikten sonra yapılan ve karşı çıkılan savunmanın da hiç yapılmamış gibi olduğunu ve aynı hukuki sonucu doğuracağını belirtmek gerekir. Usul işleminin ıslahla düzeltilmesi öncelikle geçerli bir hukuki işlemin varlığını gerektirdiğinden, yapılmamış hükmünde sayılan bir usul işleminin ıslahla düzeltilmesi de düşünülemez.
Bu aşamada süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin doğuracağı sonuca da değinmek gerekmektedir.
Bilindiği üzere davalı, davaya cevap vermek zorunda değildir. Davanın cevapsız bırakılması ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi halinde davalının, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılacağı 6100 sayılı HMK'nın 128. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu kural, HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde de öğreti ve yargı kararlar ile kabul edilmiştir. Ancak, süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkarı ileri sürülen vakıaların inkarı niteliğinde olup, bu inkarın zamanaşımı def'ini de kapsadığı söylenemez.
Ayrıca, davalının süresinden sonra verdiği cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı def'inde bulunabileceğini kabul etmek ıslah ile kaçırılmış olan sürenin geri getirilmesi, daha doğrusu ıslah ile davaya cevap verilmesi sonucunu doğuracaktır. Oysa ki kanun ile belirlenen süreler kesin olup, ıslah kaçırılmış olan süreleri geri getiren bir yol değildir.
Hal böyle olunca, yasal süresi geçtikten sonra verilen ve davacı tarafın itirazı ile karşılaştığı için hiç verilmemiş sayılan cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def'inin ileri sürülemeyeceği kurul çoğunluğunca kabul edilmiştir.
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/6240 Karar : 2017/5838 Tarih : 23.03.2017
-
HMK 181. Madde
-
Davasını ıslah etmek üzere süre talebinde bulunan davacıya hakimin kanuni süreden fazla olarak 2 haftalık süre vermesi geçersizdir.
Davacı vekili, müvekkili işçinin emekli olarak işyerinden ayrıldığını belirterek kıdem tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
...6100 sayılı Kanun’un 90. maddesinin birinci fıkrasında, “Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez.” hükmü; aynı Kanun'un 181. maddesinde, “Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” hükmü düzenlenmiştir.
Davacı vekili, bilirkişi raporunun sunulmasının ardından, 07.05.2014 tarihli celsede, davasını ıslah etmek üzere süre talebinde bulunmuştur. Mahkemece, aynı celsede, ıslah için iki haftalık süre verilmiştir. Davacı vekili, ....06.2014 tarihinde kısmi ıslah dilekçesini sunmuş ve harçlandırmıştır.
6100 sayılı Kanun’un 90. maddesinin birinci fıkrası hükmü açık olup, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hakimin kanundaki süreleri artırması veya eksiltmesi mümkün değildir. Bu halde, Mahkemece, 6100 sayılı Kanun'un 181. maddesinde düzenlenen bir haftalık sürenin artırılması hukuken geçersizdir. Bahse konu ıslah işleminin kanunun tanıdığı bir haftalık süre içerisinde yapılmadığı sabit olup, ıslah geçersizdir. Kaldı ki mahkemenin verdiği iki haftalık süre içinde de ıslah yapılmamıştır. Mahkemece, ıslahın hiç yapılmamış sayılarak hüküm tesis edilmesi gerekirken, süresi geçtikten sonra sunulan ıslah dilekçesine göre karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, ....03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/13754 Karar : 2016/19555 Tarih : 27.06.2016
-
HMK 181. Madde
-
Kısmi ıslah için verilen süre hakim tarafından arttırılamaz.
Davacı vekili, kendisinin davalı işveren bünyesinde 10.08.2004-10.06.2013 tarihleri arası çalıştığını, davalı işyerinde çalışmaların iki vardiyalı olduğunu, günlük oniki saat çalışıldığını, günlük dört saat fazla çalışma yapıldığını, bu çalışmaların karşılığının ödenmediğini, davalı işyerinde dini bayramlarda çalışma olmadığını, ulusal ve milli bayramlarda çalışıldığını, bu çalışmaların karşılığının ödenmediğini, hafta tatili uygulaması olmadığını ve ücretlerinin ödenmediğini, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının sorumluğu ve görevi olmadığı halde enjeksiyon makinesine zarar verdiğini, makinedeki arızadan dolayı davalı işverenliğin zarara uğradığını, davacının belirtilen olaydan sonra bir buçuk ay daha çalıştığını, davacının kendi isteği doğrultusunda gece çalıştırıldığını, gece çalışmalarının sürekli olmadığını, davacının gece çalıştığı günlerin sabahında başka işte çalıştığını ve bunun sonradan öğrenildiğini, davalı işyerinin cumartesi öğlene kadar olmak üzere haftada beş buçuk gün çalışma olduğunu, gece çalışması yapılan durumlarda haftada beş gün çalışıldığını, davacının hafta sonu çalışmasının bulunmadığını, davacının fazla çalışma yaptığı dönemlere ilişkin ücretlerinin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu kıdem tazminatı, fazla mesai alacağı, ulusal bayram ve genel tatil alacağı taleplerinin kabulüne, hafta tatili alacağı talebinin reddine karar verilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ıslah dilekçesinin süresinde verilip verilmediği ve bu bağlamda geçerli bir ıslahın bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 181. maddesinde ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verileceği belirtilmiş, bu süre içinde ıslah edilen işlemin yapılmaması halinde ıslah yapılmamış gibi davaya devam edileceği hüküm altına alınmıştır. Mahkeme tarafından kanuni kesin süreler artırılamaz. Dolayısıyla mahkemece ıslah dilekçesi için sehven 2 hafta süre verilmesi kanunla belirlenen kesin süreleri etkilemeyecektir.
Somut olayda, mahkemece 17.05.2014 tarihli celse de ıslah dilekçesi vermesi için süre verilmesine rağmen ıslah dilekçesini bir haftalık süreyi aşarak 30.05.2014 tarihinde ibraz etmiştir. Hal böyle olunca mahkemece ıslah dilekçesinin verildiği tarih itibariyle süresinde ve geçerli bir ıslah olmadığı gözetilmeden ıslah dilekçesi nazara alınarak hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2012/23668 Karar : 2014/27170 Tarih : 18.09.2014
-
HMK 181. Madde
-
Kısmi Islah için verilen sürenin açıkça belirtilmesi ve neticelerinin hatırlatılması gerekir.
Dosyanın incelenmesinden, 21.12.2011 tarihli celsede davacı vekilinin, “Bilirkişi raporunu inceleyerek beyanda bulunalım gerekirse ıslah dilekçesini sunacağım” dediği, yerel Mahkemece, “Davacı vekiline bilirkişi raporunu inceleyerek beyanda bulunmak ve ıslah dilekçesini sunmak üzere süre verilmesine” dair ara kararı kurularak duruşmanın 07.03.2012 tarihine ertelendiği, 07.03.2012 tarihinde davacı vekilinin ıslah dilekçesini sunduğu, ancak yerel Mahkemenin HMK`nın 181.maddesi gereğince ıslah için kanunda belirtilen sürenin bir hafta olup hakimin kanunda belirtilen süreleri uzatma yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle ıslah talebinin reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, yerel Mahkemece ıslah için verilen sürenin açıkça belirtilmemesi ve neticelerinin hatırlatılmaması isabetsiz olup, hükmün sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı, sair yönleri incelenmeksizin (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine oybirliğiyle karar verildi
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas: 2015/16593 Karar: 2017/16240 Tarih: 06.07.2017
-
HMK 181. Madde
-
Kısmi ıslahın, kısmi ıslah dilekçesi verilerek süresinde yapılmaması
Davacı vekili, müvekkilinin motosikletli kurye olarak çalıştığını, çalıştığı fazla saatlerin ücretlerinin ödenmediğini, hafta sonu, resmi bayram tatili ve yıllık izin ücretlerinin ödenmediğini,iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak,yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı taraf temyiz etmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Islahın süresinde yapılıp yapılmadığı ihtilaflıdır.
6100 Sayılı HMK'nun 181. maddesinde, "(1) Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir." hükmü bulunmaktadır. Bu yasa maddesine göre ıslahın 1 haftalık sürede yapılması gerekmekte olup yasa maddesindeki 1 haftalık süre kanundan kaynaklanan kesin süredir.
Somut olayda, mahkeme, kısmi dava olarak açılan davada, davacı vekiline ıslah için 10.01.2014 tarihinde süre vermiş, ıslah ise 1 haftalık süre geçtikten sonra 10.02.2014 tarihinde yapılmıştır. Bu itibarla süresinde yapılmayan ıslaha değer verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 06.07.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 22. HD Esas : 2014/35892 Karar : 2016/6287
- HMK 181
- Dava dilekçesinde faiz istenmiş olması kaydıyla miktar artırmak suretiyle yapılan kısmi ıslahta ayrıca faiz istenmesi gerekmez. Hal böyle olunca, ıslah edilen alacak miktarları yönünden de faiz yürütülmesi gerekir.
Hüküm altına alınan alacakların ıslah dilekçesi ile talep edilemese dahi artırılan kısımlarına faiz uygulanıp uygulanmayacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda, davacı 23.09.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını bilirkişi raporuna göre artırmış fakat ıslah edilen kısımlara ilişkin olarak faiz talebinde bulunmamıştır. Islaha konu usul işlemi dava dilekçesi olup, davacının dava dilekçesindeki diğer unsurların aynen devam ettiği yönünde iradesinin mevcut olduğu, bunun ayrıca ve özel olarak belirtilmesinin gerekmediği kabul edilmelidir. Dava konusu miktarın artırılması suretiyle davanın kısmen ıslahı ile ek dava bazı yönlerden benzerlik gösterse de, esas itibariyle farklı müesseseler olduklarından ıslahla ilgili sorunların yine ıslah müessesi çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Başka bir anlatımla kısmi ıslahla ortaya çıkan hukuki sorunların ek dava müessesi ile çözümlenmesi her zaman doğru olmaz. Bu bağlamda temerrüt dolayısıyla faizin başlangıcı ve zamanaşımına ilişkin sorunların çözümü yönünden kısmi ıslah ile ek dava paralellik göstermekte ise de ek davada faize karar vermek için gereken talep şartı kısmi ıslahta aranmamalıdır. Başka bir anlatımla, dava dilekçesinde faiz istenmiş olması kaydıyla miktar artırmak suretiyle yapılan kısmi ıslahta ayrıca faiz istenmesi gerekmez. Hal böyle olunca, ıslah edilen alacak miktarları yönünden de faiz yürütülmesine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi yanlış olmuştur.
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Makale Yazarlığı İçin
Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.