0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Duruşmanın Açıklığı

CMK Madde 182

(1) Duruşma herkese açıktır.

(2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir.

(3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.



CMK Madde 182 Gerekçesi

Duruşma aşamasının genel karakterleri, bütün karşılaştırmalı ceza usulü mevzuatında, açıklık, sözlülük (şifahîlik), tartışmalılık (diyalog) ve işi bir duruşmada bitirme (Fransızca deyimi ile concentation) dir. Açıklık, şifahîlik, tartışmalılık usulde egemen ithamî niteliğe bağlıdır.

Duruşmanın açıklığı; hem iyi bir adaletin güvencesidir ve hem de suç yönünden genel önlemeyi sağlar.

Madde, açıklık kuralını duruşmayı ilgilendiren bir kurum oluğu için sistematik açıdan duruşma bölümünün başına almıştır. 1412 sayılı Kanunun kaynağı Alman Kanunu, l929 yılında kabul edilirken, ayrıca Alman Mahkemeler Teşkilâtı Kanunu alınmadığı için, Almanya’da Mahkemeler Teşkilâtı Kanununda düzenlenmiş olan açıklık kuralı, 1412 sayılı Kanunun arkasına genel sistematiğe aykırı bir biçimde yerleştirilmişti.

Madde, başta Anayasanın ve uluslararası sözleşmelerin kabul ettiği bir esası tekrarlamakta ve açıklığı tanımlamaktadır: Açıklık duruşmanın herkese açık olması demektir; tabiî olarak maddî olanakların zorunlu kıldığı hâller saklıdır. Başka bir deyişle açıklık, mahkeme salonuna alabildiği kadar kişinin, kabul koşullarına tâbi tutulmaksızın girebilmesi demektir. Herkese açık olmak, bir kayda tâbi tutulmadan, mahkeme salonuna kişinin girebilmesi anlamını taşır.

İkinci fıkra, iki hâlde duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılabilmesine olanak vermektedir:

1.Genel ahlâk,

2.Kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kılması.

Maddeye göre bu iki hâlde kapalılığa mahkemece karar verilecektir. Bu karar mutlaka gerekçeli olacak ve hüküm herhâlde açık duruşmada açıklanacaktır. Çocukların yargılanmasına ilişkin hükümler saklıdır. Duruşmanın kapalı olarak yapılabileceği diğer hâller 191 inci maddede gösterilmiştir. Bu maddenin gerekçesine de bakılmalıdır.


CMK 182 (Duruşmanın Açıklığı) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/470 Karar : 2018/6702 Tarih : 23.05.2018

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Suça sürüklenen çocuk …‘in dosya içerisinde bulunan nüfus kayıt örneğine göre, doğum tarihinin 15/04/1995 olduğu, bu nedenle suça sürüklenen çocuğun oturum tarihinden önce 15/04/2013 tarihinde onsekiz yaşını doldurduğu, sanıklar …, … ve …‘ın yaşlarının da suç tarihi itibariyle 18’den büyük olduğu ve 5271 sayılı CMK’nın 182, 184 ve 186. maddeleri uyarınca verilmiş ayrı bir “kapalılık kararı” da bulunmadığı anlaşılan suça sürüklenen çocuk ve sanıklar hakkındaki kısa kararın açıklandığı 15/05/2014 tarihli duruşmanın, 5271 sayılı CMK’nın 182. maddesi uyarınca “herkese açık” bir şekilde yapılması ve hükmün de “açık yapılan duruşma sırasında” tefhim edilmesi gerektiği gözetilmeden, kapalı yapılması suretiyle “açıklık kuralının” ihlâl edilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin ve sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 23/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/14194 Karar : 2018/6298 Tarih : 16.05.2018

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Katılan … A.Ş. hakkında 14/11/2012 tarihli duruşmada, katılma kararı verildiği halde gerekçeli karar başlığında, katılan yerine mağdur sıfatı ile gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiş; dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

I- Nüfus kaydına göre, 26/10/1994 doğumlu olan suça sürüklenen çocuğun 18 yaşını tamamlamış olduğu gözetilmeden 08/05/2013 tarihli duruşmanın açık yerine kapalı yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 182/1 ve 185/1. maddelerine aykırı davranılması,

II- Yaşının büyük olması nedeniyle hakkında ayrı dava açıldığı anlaşılan sanık …‘ın soruşturma aşamasındaki ifadelerine göre, suç tarihinde babası olan… ve babasının çırakları olan… ve… isimli kişilerle atılı suçu işlediklerini ve… isimli kişinin “kepçe” lakabıyla babası…‘ın telefon rehberinde kayıtlı olduğunu beyan etmişse de, sanık …‘ın daha sonradan döndüğü soyut suç atma niteliğindeki bu beyanlarına karşılık suça sürüklenen çocuğun atılı suçu kabul etmediği ve suç tarihinde Durağan ilçesine gitmediğini, sadece bir dönem yanında çalıştığı… ile zaman zaman telefonda görüştüğünü savunduğu, dosya kapsamından suça sürüklenen çocuğun suç tarihinde kullandığı 0… numaralı hatta ilişkin olarak TİB’den HTS kayıtlarının getirtildiği anlaşılmakla birlikte, dosyada HTS kayıtlarına ilişkin CD veya çıktılarının bulunmadığı, HTS kayıtları ile ilgili olarak kolluk

birimlerince düzenlenen raporlarda da 21/01/2012 - 22/01/2012 tarihlerinde, suça sürüklenen çocuğun cep telefonunun olay yerinden sinyal verdiğine dair

herhangi bir tespitin bulunmadığı; yine suç tarihinde sanık…‘ın olay yerinden uzaklaştıktan sonra kovalamaca sonucunda araç içinde yakalandığı ve araçta yapılan aramada haberleşme nakil kablolarının yanı sıra sigara izmaritleri, meyve suyu kutuları ve çeşitli kıyafetlerin bulunmasına rağmen, ele geçirilen materyaller üzerinde inceleme yapılıp yapılmadığının da anlaşılamaması karşısında; aynı olayla ilgili haklarında ayrı ayrı davalar açılan sanıklar…, … ve… hakkında açılan dava dosyalarının akıbetleri araştırılıp, dava dosyaları getirtilerek incelenip, birleştirme olanağı varsa dava dosyaları birleştirilerek, yoksa dava evraklarının denetime olanaklı onaylı suretleri ve TİB’den getirtilen HTS kayıtlarına dair CD’nin de dosya arasına konularak ve suça sürüklenen çocuğun suç tarihinde kullandığı 0… numaralı hattın 21/01/2012-22/01/2012 tarihlerinde olay yerinden sinyal verip vermediğinin kesin olarak tespit edilmesi ile 22/01/2012 tarihli arama tutanağında sanık…‘ın kullandığı araçta bulunan sigara izmaritleri, su ve meyve suyu şişeleri ile kıyafetler üzerinde kriminal inceleme yaptırılıp yaptırılmadığı ve bulunan materyaller üzerinde teşhise elverişli örnekler tespit edilip edilmediği araştırılarak teşhise elverişli örnekler elde edilmesi halinde suça sürüklenen çocuktan mukayese amaçlı örnekler aldırılıp bu örneklerle karşılaştırmasının yaptırılması ile yapılacak tüm araştırma ve inceleme sonucuna göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

III - Kabule göre de;

1- Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık suçundan temel cezanın asgari hadden belirlenmesine karşın; suçun gece vakti işlenmesinden dolayı 5237 sayılı TCK’nın 143/1. maddesinin uygulanması sırasında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden 1/3 oranında en üst hadden arttırım yapılması,

2- 5237 sayılı TCK’nın 53/4. maddesinde yer alan “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında aynı Kanun’un 53/1. maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuğun temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 16/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/952 Karar : 2018/6071 Tarih : 14.05.2018

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Suça sürüklenen çocuğun nüfus kaydına göre onsekiz yaşını doldurduğu tarihten sonra duruşmaların ve son karar celsesinin açık yerine gizli yapılması suretiyle, 5271 sayılı CMK’nın 182. ve 185. maddelerine aykırı davranılması,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 14/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2018/120 Karar : 2018/1267 Tarih : 14.02.2018

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Suça sürüklenen çocuğun kararın verildiği 26/11/2014 tarihli celsede 18 yaşını doldurduğu ve 5271 sayılı CMK’nın 182, 184 ve 186. maddeleri uyarınca verilmiş ayrı bir “kapalılık kararı” da bulunmadığı, buna göre duruşmanın anılan Kanun’un 182. maddesi uyarınca “herkese açık” bir şekilde yapılması ve hükmün de “açık yapılan duruşma sırasında” tefhim edilmesi gerektiği gözetilmeden, 26/11/2014 tarihli duruşmanın kapalı yapılması, hükmün de kapalı duruşmada gizlice tefhim edilmesi suretiyle “açıklık kuralının” ihlâl edilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, … müdafii ile o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 14/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/244 Karar : 2017/27262 Tarih : 7.12.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

erel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Suça sürüklenen çocuğun 04/10/1996 doğumlu olup, 04/10/2014 tarihinde 18 yaşını doldurduğunun anlaşılması karşısında; 18/05/2016 tarihli celsenin açık yapılması gerektiği gözetilmeden, kapalı yapılması suretiyle CMK’nın 182 ve 185. maddelerine aykırı davranılması,

2-Açıklanmasına karar verilecek yeni hükmün Yargıtay incelemesine tabi olacak ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hüküm olacağı bu nedenle kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile suça sürüklenen çocuğun eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, Anayasanın 141. ve 5271 sayılı CMK’nın 34 ve 223, 230. maddelerine aykırı davranılarak gerekçesiz hüküm kurulması,

3-Sanığın, katılanı temyize gelmeyen diğer sanıkla birlikte tehdit ettiğinin kabul edilmesi karşısında, eyleminin TCK’nın 106/2-c maddesinde düzenlenen birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılmaması,

4-Kabule göre de;

02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve suça sürüklenen çocuğa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında

bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/14836 Karar : 2017/7160 Tarih : 21.09.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Suça sürüklenen çocuğun 18 yaşını tamamlamış olması nedeniyle 19.06.2014, 25.09.2014, 17.12.2014 tarihli celselerin açık yapılması gerekirken kapalı yapılması suretiyle CMK`nın 182. maddesine aykırı davranılmış ise de, bu husus telafisi mümkün olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Suça sürüklenen çocuğun yargılamanın tüm aşamalarında, olay günü ağabeyi olan Bayazıt Temiz ile birlikte ilçe dışına çalışmaya gittikleri ve ihbarcı … ile aralarında husumet olduğuna ilişkin beyanları doğrultusunda, suça sürüklenen çocuğun ağabeyi Bayazıt Temiz hakkındaki yargılama esnasında dinlenilen tanıkların, suça sürüklenen çocuk ve ağabeyinin suç tarihinde ilçe dışında çalışmaya gittiklerini ve ihbarcı ile husumetli olduklarını beyan ettiği dosya içerisinde mevcut suça sürüklenen çocuğun ağabeyine ait dosya içeriğinden anlaşıldığından, atılı suçu işlediği şüpheli kalan suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de;

1-Ek savunma alınmadan, suça sürüklenen çocuk hakkında tayin olunan cezanın 6831 sayılı Kanun’un 91/4. maddesi uyarınca artırılmasına karar verilerek CMK`nın 226. maddesine aykırı davranılması,

2-CMK’nın 231. maddesi uyarınca, katılan idarenin uğradığı zararı giderip gidermeyeceği hususu suça sürüklenen çocuktan sorulmadan yetersiz gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair karar verilmesi,

Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 21.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/8287 Karar : 2017/6090 Tarih : 22.06.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Suça sürüklenen çocuğun 18 yaşını tamamlamış olması nedeniyle 16.02.2012 tarihli celsenin açık yapılması gerekirken kapalı yapılması suretiyle CMK’nın 182. maddesine aykırı davranılmış ise de, bu husus telafisi mümkün olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1- Sanık hakkında açılan asıl ve birleşen dosyaların incelenmesinde,kamu davalarına konu suçun işlendiği tarihler arasındaki zaman aralığı ve iddianame tarihleri açısından hukuki kesintinin gerçekleşmemesi karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nın 43. maddesi uyarınca uygulama yapılması yerine ayrı ayrı hüküm kurulması,

2- Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuk hakkında hükmedilen kısa süreli hapis cezaları seçenek yaptırımlara çevrilmeyerek, TCK’nın 50/3. maddesine aykırı davranılması,

3- Suçun işlenmesi ile ortaya çıkan ölçülebilir bir zarar bulunmadığı gibi suç tarihi itibari ile kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında, gerekçeli kararın gerekçe bölümünde; “suça sürüklenen çocuğun geçmiş hali ve bir daha suç işlemeyeceği yönünde mahkememize olumlu kanaat gelmiş olması sebebiyle hakkında verilen hükümlerin açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi gerektiği kanaatine varıldığı” belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında hapis cezalarının TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmek suretiyle hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluşturulması,

4- Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 02.10.2011 ve 25.10.2011 yerine 25.10.2011 olarak yazılması,

Bozmayı gerektirmiş ve suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, tebliğnameye uygun olarak, BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/18490 Karar : 2017/5738 Tarih : 15.06.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Sanık …‘ın temyiz talebinin incelemesinde;

Sanığın, 08.01.2013 tarihinde tebliğ olunan kararı, CMUK’nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra 17.01.2013 tarihinde temyiz etmesi nedeniyle temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,

2-O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz talebine gelince;

Sanık hakkında mahkumiyet hükmü verilebilmesi için, CMK’nın 182. maddesinde düzenlendiği üzere, duruşma açılıp, sanığın duruşmaya çağrılması, savunma ve delilleri sorulup, bütün deliler birlikte takdir edilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanacak biçimde, talimat mahkemesi tarafından duruşma davetiyesi 30.11.2012 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, sanığın savunması alınmadan 22.11.2012 tarihinde yapılan duruşma ile mahkumiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de;

02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile” ibaresinin çıkarılması nedeniyle özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin aynı Kanun’un 338. maddesinde düzenlenen suç yönünden uzlaşma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasındaki çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli merciler daha fazla meşgul edilmeden sonuçlandırmayı amaçlayan uzlaşmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumu olması ve İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin yerine geçip anılan maddenin uygulanmasını ortadan kaldırmaması karşısında, sanık hakkında 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 15/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/1180 Karar : 2017/4228 Tarih : 30.05.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Suça sürüklenen çocuklar hakkında 2911 sayılı Kanuna aykırılık suçundan zamanaşımı süresi içerisinde bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.

1-Suça sürüklenen çocukların 18 yaşını doldurmalarından sonra yapılan 07.03.2013, 18.06.2013, 07.01.2014 tarihli duruşmaların ve suça sürüklenen çocuk …‘ın savunmalarının alındığı 01.07.2013 ve 03.10.2013 tarihli duruşmaların açık yerine kapalı yapılması suretiyle, 5271 sayılı CMK’nın 182. maddesine aykırı davranılması,

2-İddianamede talep edilmemesine rağmen, suça sürüklenen çocuklar … ve … CMK’nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan, haklarında TCK’nın 265/3. maddesinin uygulanması suretiyle savunma haklarının kısıtlanması,

3-Suça sürüklenen çocukların suç tarihinde 18 yaşından küçük ve adli sicil kaydına göre suç tarihinden önce hapis cezasına mahkum edilmemiş oldukları anlaşılmakla; haklarında hükmolunan kısa süreli hapis cezalarının, 5237 sayılı Kanunun 50/3. maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlarından birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi,

4-Suça sürüklenen çocukların hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve TCK 51. madde hükümlerinin uygulanmasını talep ettiği cihetle; bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,

Kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 30.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/5385 Karar : 2017/1163 Tarih : 10.04.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

TÜRK MİLLETİ ADINA

Suça sürüklenen çocuk … hakkında; 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan dolayı 5271 sayılı CMK’nun 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar aynı Kanunun 231/12. maddesi uyarınca, itiraz yasa yoluna tabi olduğundan mahallinde değerlendirilmek üzere inceleme dışı bırakılmıştır.

Suç tarihinde 15-18 yaş grubunda bulunan “çocuk” sanık hakkında, 5395 sayılı Kanunun 35/1-2. cümle ve TCK’nun 31/3. madde hükümleri dikkate alınarak, sosyal inceleme raporu alınmaması veya rapor alınmama gerekçesinin karar yerinde gösterilmemesi yasal bir zorunluluk olarak değerlendirilmemiştir.

Suça sürüklenen çocuk … hakkında verilen 08/05/2015 tarihli hükümlerin, müdafii tarafından 1 haftalık yasal süre içerisinde temyiz edildiği, ancak Salih’in 18/08/2016 havale tarihli dilekçe ile cezalarının onanması talebinde

bulunduğu, bu tarihte 18 yaşını tamamlamış olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.02.2008 tarih ve 2008/1-9/15 sayılı kararı uyarınca bu hususun temyizden vazgeçme niteliğinde kabul edildiğinden, katılan vekilinin temyiz istemi ile sınırlı olarak yapılan incelenmesinde;

06.12.1996 doğumlu ve yargılama sırasında on sekiz yaşını doldurmuş olan suça sürüklenen çocuğa ilişkin duruşmaların aleni yapılması gerektiği gözetilmeden, 07.01.2015 tarihli ve daha sonraki duruşmaların ve hatta hükmün dahi kapalı yapılması suretiyle CMK’nun 182/1. maddesine aykırı davranılması,

Usule aykırı olup, sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu nedenle tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, 10/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/3785 Karar : 2017/1781 Tarih : 20.03.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

1 - Nüfus kaydına göre 13.01.1996 doğumlu olduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuk 18 yaşını doldurduğu halde, kısa kararın tefhim edildiği 11.02.2014 tarihli duruşmanın açık yapılması gerekirken, kapalı yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 182/1. maddesine muhalefet edilmesi,

2 - Kabule ve uygulamaya göre de:

Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;

a) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”,

b) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine”

Karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 20/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/32964 Karar : 2017/1963 Tarih : 22.02.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü.

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:

1-Sanıkların, onsekiz yaşından büyük olması ve CMK’nın 182/2. maddesindeki koşulların bulunmaması karşısında, duruşmanın herkese açık olması ilkesine riayet edilmeyerek, CMK’nın 182/1. maddesine aykırı olacak şekilde, sanıklar …, …, …, …, …, … ile …‘un savunmalarının alındığı 05.08.2009 tarihli ilk celsenin kapalı yapılması,

2-İddianamede anlatılan olayların geçtiği yerlerdeki savcılık ve mahkemelerden ilgili soruşturma ve kovuşturmalara yönelik iddianame, gerekçeli karar ile duruşma zabıtları temin edilmiş ise de, bu dava veya soruşturma dosyalarının asıl veya tasdikli birer suretleri dosya arasına alınmadan, duruşmada okunup iddianamede ayrıntıları açıklanan olaylarla örtüşüp örtüşmediği yönünde bir delil değerlendirilmesi yapılmadan karar verilmek suretiyle CMK’nın 206 ve 216. maddelerine aykırı davranılması,

3-İletişimin tespiti suretiyle elde edilen telefon görüşme kayıtlarının sanıklarca inkar edilerek, bu görüşmelerin kendileri tarafından yapılmadığının savunulması, yargılama aşamasında ses analizine dair alınan bilirkişi raporunun da teknik yeterlilikten ve bilimsellikten uzak olması nedeniyle bu konuda alanında uzman kuruluşlardan teknik ve açıklayıcı yeni bir rapor alınması gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22/02/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/46 Karar : 2017/240 Tarih : 7.02.2017

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Geceleyin yağma suçundan suça sürüklenen çocuk …’nın 5237 sayılı TCK`nın 149/1-h,35/2,31/3, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve yoksunluğa ilişkin … 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10/11/2014 gün, 2014/98 Esas ve 2014/410 Karar sayılı hükmü suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6.Ceza Dairesi 03/12/2015 gün 2015/7370-2015/45644 sayı ile;

“Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-)Suça sürüklenen çocuk …’nın 18 yaşını doldurduğu halde, savunmasının alındığı 06/07/2011 tarihli oturumun 5271 sayılı CMK’nın 182. maddesine aykırı olarak açık yerine kapalı yapılması suretiyle açıklık ilkesine aykırı davranılması,

2-)Suç tarihinde 15-18 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasası`nın 35/1.maddesi uyarınca sosyal inceleme yaptırılıp raporunun aldırılmaması ve aynı maddenin 3.fıkrası gereğince sosyal inceleme raporu aldırılmama nedeninin gerekçeli kararda tartışılmaması,

3-)Mahkemece, 5271 sayılı Yasa’nın 150/3. maddesi uyarınca, suça sürüklenen çocuğun savunmasını yapmak üzere zorunlu savunmanın görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olarak, suça sürüklenen çocuğa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, isabetsizliğinden bozulmasına karar vermiştir.

Bozma sonrası … 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 10.03.2016 gün 2016/2-2016/56 sayılı kararı ile;

08.12.2011 tarihli duruşma celsesinde kapalı yapılma hususunda verilen ara kararının kaldırıldığı ve usulüne aykırı yapılan duruşma tutanaklarının Yargıtay Ceza Daireleri kararı uyarınca duruşmada okunmak suretiyle usuli eksikliğin giderildiği anlaşılmakla Bozma ilamının 1 nolu kararına uyulmasına yer olmadığına bu husustaki karara karşı direnilmesine 2 ve 3 nolu bozma sebeplerine uyulmasına oybirliği ile karar verildiği,

Bu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istekli 20/04/2016 gün ve 2016/125645 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya;

5271 sayılı CMK’nın 307/3. madde ve fıkrasının 2. cümlesini değiştiren ve geçici 10.maddesini düzenleyen, 02/12/2016 gün, 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 36. maddesi uyarınca; “Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu`na gelen ve henüz karara bağlanmamış olan dosyaların, öncelikle kararına direnilen Daire tarafından incelenmesinin zorunlu kılınması karşısında;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanlığının 07/12/2016 gün, 2016/675 Esas ve 2016/1088 sayılı kararı ile Dairemize gönderilen dosya, yeniden incelenerek değerlendirilmiş ve karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Esaslı işlemlerin yapıldığı 06.07.2011 tarihli oturumda kayden 17.04.1993 doğumlu olan sanık 18 yaşını tamamladığı halde duruşmaların açık yerine kapalı yapılması 5271 sayılı CMK’nın 182. maddesine aykırı davranılması nedeniyle bozulmuştur.

Yerel Mahkeme Bozma ilamının 1 nolu bendine karşı 10.03.2016 gün 2016/2-2016/56 sayılı kararında direnme kararı vermiştir.

Sanık sorgusunun asıl ve en önemli özelliği açık duruşmada yargıç tarafından yapılmasıdır.

Yasal koşulları bulunmadığından duruşmanın gizli yapılması ve sanığın sorgusu ve/veya savunmalarının gizli oturumda alınması 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca 1412 sayılı CMUK’nın 308/6. maddesi uyarınca yasaya mutlak aykırı davranılması halidir. Asıl mesele biçimsel yönü ile aleniyet temelini oluşturan hedef ile karşılaştırıldığında adil yargılamanın gerçekleştirilmesi için sanık sorgusunun aynı yön ve yöntemler ile yerine getirilmesi zorunludur. Herhangi bir ara kararı ile yerine getirildiğinin kabul edilmesi adil yargılama hakkınında ihlalini oluşturacaktır.

Yargıtay 6.Ceza Dairesi 03/12/2015 gün 2015/7370-2015/45644 sayılı bozma ilamı: uygulamada esasa ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmaksızın usul eksikleri nedeniyle … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/11/2014 gün 2014/98 Esas ve 2014/410 Karar sayılı kararını bozmuştur.

Bozma kararı ile … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/11/2014 gün 2014/98 Esas ve 2014/410 Karar sayılı hükmü tümü ile ortadan kaldırıldığından Yerel Mahkemenin iddia ve savunma makamlarına bozma ilamına karşı diyeceklerini sorması, sorduktan sonra direnme kararı vermesi ile yetinmesi gerekmektedir. Ancak, … 1. Ağır Ceza Mahkemesi bozma sonrası iddia ve savunma makamlarına bildirdiği 10.03.2016 günlü oturumda suça sürüklenen çocuk …’nın açık kimliğini saptadıktan sonra;

“Yargıtay 6 Ceza Dairesinin 2015/7370 Esas, - 2015/45644 Karar sayılı bozma ilamı ve ekleri okundu.

Yüklenen suç anlatıldı, CMK.nın 147.maddesindeki yasal hakları hatırlatıldı. yasal hakların anladığını, susma hakkını kullanmayacağını, ifadesini vereceğini beyan etmekle, soruldu:

Sanık savunmasında: Ben kesinlikle mevcut suçu işlemedim. Savunmamı da ayrıntılı olarak yapmıştım. Mağduru daha önceden tanımam. Aramızda da husumet yoktur. Evliyim bir çocuğum doğacaktır. Suçsuzum. Beraatimi talep ederim. Bozma ilamını mahkemenin takdirine bırakıyorum.

Sanık müdafiinden soruldu: Bozma ilamına Bir diyeceğimiz yoktur. Önceki savunmalarımızı aynen tekrar ederiz.” şeklinde açıklamalarda bulunduktan sonra G.D. Talep gibi;

08.12.2011 tarihli duruşma celsesinde kapalı yapılma hususunda verilen ara kararının kaldırıldığı ve usule aykırı olarak yapılan duruşmanın tutanaklarının Yargıtay ceza daireleri kararı uyarınca duruşmada okunması sureti ile usuli eksikliğin giderildiği anlaşılmakla bozma ilamının 1 nolu kararına uyulmasına yer olmadığına, bu husustaki karara karşı direnilmesine” denilerek direnme kararı verdiği, bu kararın Yargıtay bozma ilamı üzerine direnme adı altında olsa da gerçek bir direnme hükmü mü yoksa eylemli uyma sonunda verilmiş bir hüküm mü olduğuna bakılmalıdır. Yargıtay 6. Ceza Dairesince verilen Bozma ilamı doğrultusunda suça sürüklenen çocuk …’nın açık duruşmada müdafi huzurunda esasa yönelik sorgu işlemlerinin tamamlanmasıyla verilen kararın özde direnme kararı olmayıp, eylemli uyma sonucu verilen bir karar olduğu anlaşılmakla başvurunun temyiz niteliğinde olduğu ve incelemenin Yargıtay 6.Ceza Dairesine ait olduğu benimsenmekle yapılan incelemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suça sürüklenen çocuk … savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün tebliğnameye aykırı olarak ONANMASINA, 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/4780 Karar : 2015/7174 Tarih : 25.11.2015

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Sanığın bilinen son adresine 04/02/2009 tarihinde yapılan tebligatın söz konusu tarihte sanığın başka bir suçtan cezaevinde olması nedeniyle usule uygun olmadığı ve temyiz süresinin başlangıcının sanığın öğrenme tarihi olan 28/12/2011 tarihi olduğu belirlenerek yapılan incelemede,

Sanığın, suç tarihinde, mağdur Cengiz’in düğününde karşılaştığı katılan Zekeriya’dan……….. marka cep telefonunu, kaza yapan arkadaşlarını arayacağını söyleyerek rızası dahilinde almasına rağmen bir daha geri vermediği, düğünden sonra bu olaydan haberi olan mağdur Cengiz’in katılana ait cep telefonunu iade etmesini istediği, sanığın, mağdur Cengiz`e hitaben sinkaflı şekilde küfür ederek “kendine dikkat et, erkeksen çarşıya gel” diyerek, katılana karşı güveni kötüye kullanma, mağdura karşı hakaret ve sair tehdit suçlarını işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda,

a) Sanık hakkında, hakaret ve sair tehdit suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz başvurusunun incelenmesinde;

Sanık hakkında hakaret ve sair tehdit suçlarından hükmolunan cezaların miktar ve türüne göre hükmün 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 5219 sayılı Kanun’un 3-B maddesi ile değişik 1412 sayılı CMUK’nın 305/1. maddesi gereğince hüküm tarihine göre temyizi mümkün olmadığından sanığın bu suçlardan kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin aynı Kanun`un 317. maddesi gereğince ( REDDİNE ),

b)Sanık hakkında, güveni kötüye kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz başvurusunun incelenmesinde;

Sanığın suç tarihi itibari ile 18 yaşından büyük olduğu ve 5271 sayılı CMK`nın 182, 184 ve 186. maddeleri uyarınca verilmiş ayrı bir “kapalılık kararı” da bulunmadığı anlaşılmakla; sanık hakkındaki duruşmaların, 5271 sayılı CMK’nın 182. maddesi uyarınca “herkese açık” bir şekilde yapılması gerektiği gözetilmeden, mahkemece 22/10/2007 ve 25/12/2007 tarihli duruşmaların kapalı yapılması suretiyle “açıklık kuralının” ihlâl edilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/42009 Karar : 2014/19032 Tarih : 28.05.2014

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-31/01/2012 tarihli duruşmanın yapıldığı tarihte onsekiz yaşından büyük olan sanık hakkında duruşmaların açık yapılması gerektiği gözetilmeden, yasal koşulları bulunmadığı halde duruşmaların kapalı yapılması suretiyle CMK`nın 182 ve 185. maddelerine muhalefet edilmesi,

2-Sanığın, ölümle tehdit eyleminde mağdura gösterdiği ağaç sopa, TCK`nın 6/1-f maddesine göre silahtan sayılmakla birlikte, saldırı ve savunmaya elverişli olan bu cismin, tehdit suçu bakımından “korkutmaya” elverişli olmadığı ve öldürmeye ilişkin ciddi bir tehlike oluşturmadığı gözetilmeden, TCK’nın 106. maddesinin 1. fıkrası yerine 2/a fıkrası ile hüküm kurulması,

Kanuna aykırı ve suça sürüklenen çocuk Kadir Bencan müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle hükmün ( BOZULMASINA ), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2012/1926 Karar : 2012/4933 Tarih : 30.04.2012

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

lrz ve namusa tasaddide bulunma suçundan sanık Gökbuğra’nın bozma üzerine yapılan yargılaması sonunda; atılı suçtan mahkumiyetine dair (Orhangazi Asliye Ceza Mahkemesi)’nden verilen 09.06.2009 gün ve 2008/505 Esas, 2009/262 Karar sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelendi;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mah­kemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

CMK’nın 182. maddesinin 2. fıkrası gereğince genel ahlakın gerekli kılması nedeniyle verilen duruşmanın kapalı yapılmasına ilişkin gerekçeli karar ile hükmün açık duruşmada açıklanacağına ilişkin aynı maddenin 3. fıkra­sındaki buyurucu hükme aykırı olarak, kapalı duruşmada açıklanması suretiyle duruşmanın herkese açıklığı ilkesinin ihlali ve bu suretle AİHS’nin 6/1. mad­desine aykırı davranılması,

Sanığın aşamalarda mağdureye yönelik eylemlerini oyun oynama dü­şüncesi ile yaptığını ve suç olduğunu bilmediğini iddia etmesi karşısında, 5395 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre sosyal çalışma görevlisinden sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı rapor alınarak algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mah­keme tarafından belirlenmesi ve sonucuna göre;

Eylem sanık tarafından gerçekleştirilmişse;

a-) Algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği varsa 5237 sayılı TCK’nın 31/2. maddesine göre cezalandırılmasına,

b-) Algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği yok ise ceza ve­rilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbirine,

Hükmedilmesi gerekirken, Adli Tıp Kurumu’nun suça sürüklenen çocu­ğun TCK’nın 31. maddesinde öngörülen suçla ilgili algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin saptanması hususundaki raporuna dayanılarak hü­küm kurulması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde gö­rülmüş olduğundan hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2011/2944 Karar : 2011/1561 Tarih : 21.09.2011

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Dosya incelendi gereği düşünüldü;

1- 07.06.2005 tarihli duruşmada sanığın 18 yaşını doldurduğu gözetilmeden duruşmanın CMK`nın 182 ve 185. maddelerine aykırı olarak gizli yapılması,

2- 29.04.2008 günlü bilirkişi yemin tutanağının hakim ve katip tarafından imzalanmaması,

3- Dosya içerisinde kazanın olduğu yeri gösterir herhangi bir kroki veya olay yeri tespit tutanağı bulunmadığından mahallinde temin edilirse katılanın da yer göstermesi ile keşif yapılıp kusur oranlarının tespit edilmesi gerekirken dosyadaki beyanlar üzerinden bilirkişi raporu aldırılması,

4- Sanığın yakalandığında yanında olan arkadaşı Mithat Olgan hakkında sanık olarak karakolda evrak düzenlenmesine ve sanığın aracı çaldığında yanında Mithat`ın da olduğuna yönelik beyanına rağmen Mithat Olgan’ın bilgi ve görgüsüne başvurulmaması,

Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerden dolayı yerinde görüldüğünden hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2011/3626 Karar : 2011/4485 Tarih : 7.06.2011

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan mahkûmiyetine dair, Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 5.11.2007 gün ve 2006/1209 Esas, 2007/1041 Karar sayılı hükümün süresi içinde Yargıtay`ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

C.M.K.nun 182/2 ve 184. maddeleri uyarınca 20.7.2006 tarihli oturumda gizlilik kararı verildiği halde, bu karar kaldırılmadan devam eden celselerin açık yapılması telafisi mümkün görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

Mağdurenin 23.5.2006 tarihli anlatımında adları geçen ağabeyi G., kuzeni M., okul arkadaşı B. ve jandarmaca ifadesi alınan A. Ş.`ün mahkemece tanık sıfatıyla beyanları alınmadan eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de:

Mağdureye C.M.K.nun 234. maddesi uyarınca zorunlu olarak baro tarafından vekil tayin edildiği gözetilmeden lehine vekalet ücretine hükmedilmesi.

5237 Sayılı T.C.K.nun 53/3. maddesine göre 53/1-c maddesinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri ile ilgili hak yoksunluğunun koşullu salıvermeden sonra uygulanamayacağı gözetilmeden hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanmasına karar verilmesi.

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek C.M.U.K.nun 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas : 2014/13-849 Karar : 2016/175 Tarih : 5.04.2016

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

Sanık … …nin geceleyin işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nun 116/4 ve 31/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 20 gün, nitelikli hırsızlık suçuna teşebbüsten ise TCK`nun 142/1-b, 143, 31/3 ve 35/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Bursa 2. Çocuk Ceza Mahkemesince verilen 19.12.2008 gün ve 631-863 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 04.09.2012 gün ve 33533-18336 sayı ile;

“Nüfus kaydına göre 01/06/1989 doğumlu olan sanığın hükmün açıklandığı 19.12.2008 tarihli oturumda onsekiz yaşını doldurmuş olduğu gözetilmeden, duruşmanın açık yerine kapalı yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK`nun 182/1. maddesine aykırı davranılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,

Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 16.05.2013 gün ve 595-367 sayı ile; sanığın geceleyin işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/4, 119/1-c, 31/3, 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 20 gün, nitelikli hırsızlık suçuna teşebbüsten ise TCK`nun 142/1-b, 143, 31/3, 35/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 29.09.2014 gün ve 26033-27077 sayı ile;

“Sanık hakkında mala zarar verme suçundan zamanaşımı içinde işlem yapılması olanaklı görülmüştür.

I- Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık müdafiinin temyiz itirazı yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak onanmasına,

II- Sanık hakkında işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

Dosya kapsamında yer alan tanık Muhammet Özvatan’ın soruşturma aşamasında 14.12.2006 tarihli beyanı ve aynı olay nedeniyle sanığın yaşı büyük arkadaşlarının yargılandığı Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/899-2008/1164 sayılı dosyası kapsamında 22.02.2007 tarihli oturumda tanık sıfatıyla beyanı alınan sanık …‘nin ve tutanak tanıklarının ifadeleri yine tanık Muhammet Özvatan’ın bahse konu dosya kapsamında 06.04.2007 tarihli oturumdaki beyanı ve görgü tespit tutanağı göz önüne alındığında sanığın eyleminin TCK`nun 44. maddesi delaletiyle bütün olarak bina içinde hırsızlığa teşebbüs suçunu oluşturduğu halde sanık hakkında ayrıca işyeri dokunulmazlığını bozma suçundan hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.11.2014 gün ve 278838 sayı ile;

14.12.2006 tarihinde saat 03.30 sularında polis haber merkezine … No:4 sayılı yerde reklamcılık alanında faaliyet gösteren işyerine şüpheli şahısların girmeye çalıştığının ve işyerinin alarmının çalmasıyla 16 YU … plaka sayılı oto ile kaçtıklarının ihbar edilmesi üzerine görevlilerin yaptıkları kontrollerde ihbara konu araç … kavşağında görülerek durdurulmak istenmiş ve takip neticesi durdurularak içerisinde yapılan aramada, sanık ve yanındaki diğer şahıslar suçta kullanılan alet ve malzemeler ile yakalanmışlardır. İşyerinde yapılan kontrolde ise işyerinin pimapen kapısının sert bir cisimle zorlanarak açılmış olduğunun ancak herhangi bir şeyin alınmadığının belirlendiği anlaşılmaktadır. Suçun tamamlanamamasının sebebi kapı açılıp içeri girilmesinden sonra işyerinde takılı bulunan alarmın çalması olduğu görülmektedir. Sanık ve yanındakilerin hırsızlık amacıyla kapıyı açıp işyeri içerisine girdikleri dosya kapsamına göre subuta ermiştir.

Yüksek Daire ise hırsızlığa teşebbüs suçundan kurulan hükmü onamış, işyeri dokunulmazlığını bozmaya teşebbüs suçundan kurulan hükmü ise TCK`nun 44. maddesini gerekçe göstererek bozmuştur.

Yüksek Dairenin bozma gerekçesinde dayandığı TCK`nun fikri içtima başlıklı 44. maddesinin metnine bakıldığında;

Madde 44- (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.` hükmü yer almaktadır.

Yasa metninde bu şekilde tarif edilen fikri içtima hakkında doktrinde çok farklı görüşler ileri sürülmekle beraber temel unsur tek bir fiil ile kanunun birden fazla farklı hükmünün ihlal edilmesine dayanmaktadır. Bu durumda failin hangi suçtan sorumlu tutulacağı tartışmalı bir durumdur. Failin sadece tek bir fiili ile kanunen suç sayılan birkaç neticeyi meydana getirmesi durumunda sadece en ağırından sorumlu tutulması durumunda sadece fiile önem atfedilmekte netice dikkata alınmamaktadır. Oysa ki bir kurşunla birden fazla kişinin öldürülmesi, bir bomba ile çok sayıda kişinin öldürülüp yaralanması eylemlerinde failin eylemi tek ise de dış dünyada meydana getirdiği neticeler çok ağır ve birden fazladır ve fail bunlardan sorumlu tutulmalıdır.

5237 Sayılı Kanunun içtima hususunda temel kabulü, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.10.2012 tarih, 2012/6-375 Esas, 2012/1809 Karar sayılı içtihadında da açıklandığı şekliyle, 5237 sayılı TCY’nın hazırlanmasında esas alınan asıl kural gerçek içtima olup buna göre kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza söz konusudur. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır şeklinde ifade edilmiştir. (TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı raporu ). Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı TCK’nun suçların içtimaı` bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.

Gerçek içtima kuralının istisnalarından birisi olan ve uyuşmazlık konusuyla yakından ilgisi bulunan bileşik suç, TCY’nın 42. maddesinde; Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir şeklinde tanımlanmış ve bununla da yetinilmeyerek; `bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz hükmü getirilmiştir.

Sanığın olay tarihinde işlediği bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkındaki hırsızlık suçunun düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b maddesindeki; Hırsızlık suçunun;…b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,… İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur şeklinde ifadelerin ilk bakışta kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır kuralının bir istisnası olduğu, yani bileşik suç tanımına uyduğu söylenebilir ise de, yasa koyucu bu madde ile hırsızlık suçunun bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmiş olması halini nitelikli bir hal olarak düzenlemiş, bina veya eklentiye girmeyi bu suçun oluşumu açısından bir unsur olarak aramamıştır. Buna göre hırsızlık suçunun bu nitelikli halinin, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında bina veya eklentileri içine girilerek işlenmesi olanaklı olduğu gibi bina veya eklentiye girilmeden de işlenebilmesi olanaklı olup her iki durumda da Kanunun 142/1-b maddesinin uygulanması gerekecektir. Başka bir anlatımla; maddedeki düzenleme ile, bina veya eklentilerine girilip girilmemesi hususu değil, çalınan eşyanın bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olması nitelikli hal açısından önemsenmiştir. Kanun koyucunun, bu suç tipini bileşik suç olarak düzenlemek istemesi halinde madde metnini, bina veya eklentilerine girilmek suretiyle işlenirse` şeklinde düzenlemesi gerekirken mevcut düzenlemeyi tercih etmesi de bu hususu doğrulamaktadır.

Bu nedenle, hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında bina veya işyerine girilmiş olması ve mal varlığına zarar verilmesi halinde hırsızlık suçunun yanında ayrıca konut veya işyeri dokunulmazlığını bozma ile mala zarar verme suçları da oluşmakta ve buna bağlı olarak failin bu suçlardan da cezalandırılması gerekmektedir.

Bunun yanında, bu hususu pekiştirecek şekilde 5560 sayılı Yasanın 6. maddesiyle 5237 sayılı TCY’nın 142. maddesine; Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz şeklindeki 4. fıkra eklenmiştir. Eklenen fıkranın gerekçesinde de; Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza kuralı gereğince, hırsızlık suçunu işlemek için başkasının konutuna girilmesi veya mal varlığına zarar verilmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmetmek gerekir denilmek suretiyle hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında işlenen diğer suçlardan dolayı da failin ayrıca cezalandırılması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun ve Yüksek Dairelerin uygulaması da tamamlanan hırsızlık ve konut (işyeri) dokunulmazlığını bozma suçlarının her ikisinin birlikte oluşacağı yönündedir. Yüksek 13. Ceza Dairesinin uygulaması da pek çok kararında görüldüğü gibi bu yöndedir. Nitekim 14/10/2014 tarihli 2013/24199 Esas, 2014/27971 Karar sayılı ilamında benzer olay için sanığın işyerinin kepenginin asma kilidini kurcalamaya başlaması ile konut dokunulmazlığını ihlal suçunun icrai hareketlerine başlamış olduğunu kabul etmek zorunluluğu karşısında tebliğnamedeki konut dokunulmazlığını ihlal suçuna teşebbüsten beraat kararı verilmesi yönündeki düşünceye iştirak edilmemiştir.` açıklamasını yazarak hükmü onamıştır. O halde hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarının tamamlanması durumunda iki ayrı suç oluştuğuna göre aynı suçlar teşebbüs halinde kalması durumunda 44. madde hükmü dikkate alınarak sadece hırsızlığa teşebbüs fiilinden uygulama yapılmasının yasal dayanağı bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde sanıklar işyeri içerisindeki eşyaları almak için eşyaların içeride olduğunu bunları almak için kapının kırılmasının ve içeri girilmesinin gerekli olduğunu suça karar verirken bilmektedirler ve neticeleri ayrı ayrı öngörüp istemektedirler. Bu sebeplerle, her iki fiilden de ayrı ayrı sorumlu tutulmaları gerekir” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Dairenin işyeri dokunulmazlığının ihlali suçuna ilişkin bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkemenin bu suça yönelik mahkumiyet hükmünün de onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

CMK`nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince, 24.11.2014 gün ve 26033-27077 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemlerinin nitelikli hırsızlık suçuna teşebbüsün yanında, ayrıca işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunu da oluşturup oluşturmayacağı noktasında toplanmakta olup,

İşyeri dokunulmazlığının ihlali suçunun da oluşacağı sonucuna ulaşılması durumunda suçun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı hususunun da ele alınması gerekmektedir.

İncelenen dosya muhtevasından;

Olay tutanağına göre; saat 03.30`da haber merkezine Kentiçi Reklam isimli iş yerine girmeye çalışan şahıslar olduğunu bildirmesi üzerine bölgedeki ekibinin olay yerine intikal ettiği, olayı ve şüpheli şahısları gören tanık Muhammet Özvatan ile yapılan şifahi görüşmede işyerinin önüne gelip park ettikten sonra araçtan çıkan beş kişinin yanlarında getirdikleri çeşitli aletlerle işyerinin kapısını açtıklarını, alarmın çalması üzerine hızla Yıldırım Heykeli yönüne doğru kaçtıklarını beyan etmesi üzerine araca ait bilgilerin diğer ekiplere bildirildiği,

Yakalama, üst arama ve muhafaza altına alma tutanağına göre; şüphelilerin olay yerinden kaçtıkları bildirilen 16 YU 853 plaka sayılı aracın Selçukbey Caddesi kavşağında görülerek durdurulduğu, araçta sanık … ile yaşı büyük diğer sanıkların bulundukları, sanık …’ın üzerinden siyah bere, bir çift siyah çorap ve siyah saplı tornavida ile araç içinden iki adet kırmızı saplı pense, bir adet siyah saplı tornavida ve yaklaşık 35 cm uzunluğunda levye demiri çıktığı,

Suç yeri görgü tespit tutanağına göre; iş yeri içerisinde yapılan incelemede herhangi bir dağınıklığın olmadığı,

Müştekinin soruşturma ve kovuşturma evresindeki benzer anlatımlarında; çalınan bir eşyasının olmadığını, ancak işyerinin kapısının zarar gördüğünü beyan ettiği yaşı büyük sanıkların yargılandığı Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesi`nin 2006/899 Esas sayılı dosyasında ise işyerinin sadece kapısının açıldığını, sensörlerin devreye girip alarmın çalmasıyla sanıkların içeri giremeden kaçtıklarını belirttiği,

Sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinde; üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyip araca sonradan bindiğini savunduğu, yaşı büyük sanıkların yargılandığı Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesi`nin 2006/899 Esas sayılı dosyasında tanık sıfatıyla alınan beyanında ise, yaşı büyük sanıklar Sefer ve Sezgin ile birlikte hırsızlık yapmak amacıyla işyerinin kapısını açtıklarını, ancak alarm ötünce içeri giremeden olay yerinden kaçtıklarını beyan ettiği,

Tanık Muhammet Özvatan`ın aşamalardaki benzer anlatımlarında; kapının açıldığı esnada alarmın çalması üzerine şahısların araca binerek uzaklaştıklarını ifade ettiği,

Tutanak tanıklarının benzer ve birbirleriyle uyumlu anlatımlarında; tutanak içeriğini tekrar ettikleri,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından; “suça teşebbüs, suçların içtimaı ve bileşik suç” kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.

Türk Ceza Kanununun hazırlanmasında esas alınan kural “gerçek içtima” olup, bu ilke uyarınca “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusudur. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Raporunda; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır` şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” denilmektedir. Anılan kuralın istisnaları “suçların içtimaı” bölümünde bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtima maddelerinde düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima 79. maddede tek madde halinde düzenlenmişken, 5237 sayılı Kanunda bu iki durum birbirinden ayrılarak aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise kanunun 44. maddesinde hüküm altına alınmıştır.

TCK`nun 44. maddesinde farklı neviden fikri içtima; “işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.

Kanun koyucu, gerçekleştirdiği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı birden fazla cezalandırılmasının önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır yaptırımı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.

Bu bağlamda tek fiil veya bir fiilden ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.

Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tek olması, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliği ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015, s. 484)

TCK`nun genel hükümleri arasında yer alan “fikri içtima” şartlarının varlığı halinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü bazı durumlarda ve suç tiplerinde uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Örneğin anılan kanunun 212. maddesinde sahte resmi veya özel belgelerin fail tarafından bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde hem resmi veya özel belgede sahtecilik, hem de ilgili diğer suçtan cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça “farklı neviden fikri içtima” hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.

Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş bulunması şeklinde belirlenebilecektir.

TCK`nun 42. maddesinde de gerçek içtima kuralının istisnalarından olan bileşik suç; “biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir” şeklinde tanımlanmış, kanun koyucu bununla da yetinmeyerek; “bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz” düzenlemesini getirmiştir.

Anılan maddenin gerekçesinde; “maddede biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması nedeniyle tek fiil sayılan ve doktrinde bileşik suç ya da mürekkep suç olarak adlandırılan fiilin tanımı yapılmakta ve bu tür suçlarda, suçu oluşturan araç suçtan dolayı ayrıca ceza verilmeyeceği dolayısıyla cezaların içtimaı hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça belirtilerek bu konuda meydana gelen bir kısım yanlış uygulamaların bundan böyle giderilmesi amacı güdülmektedir” açıklamalarına yer verilmiştir.

Bileşik suçta tek başlarına suç teşkil eden iki ayrı eylem birleşmekte, ancak suçlardan biri diğerinin içinde eridiğinden, faile iki ayrı suçtan değil, yalnızca en ağır neticenin karşılığı olan suçtan ceza verilmektedir. Bir başka anlatımla, farklı suç olarak düzenlenen birden fazla sonuç bir araya gelip, kendisini oluşturan suçlardan tamamen ayrı isim ve özellikte bağımsız bir suç oluşturmaktadır. İki suçun bir araya gelip birleşerek, bileşik suç oluşturma durumu iki şekilde meydana gelebilmektedir. Bunlardan ilki, bir suçun diğerinin unsuru; ikincisi ise, bir suçun diğer suçun ağırlaştırıcı nedeni olması halidir. Bileşik suçun birinci halinin tipik örneği, yağma suçudur. Gerçekten de yağma, hırsızlık ve cebir şiddet suçlarından ibarettir. Fakat bu iki suç, bağımsız kimliklerini, hatta isimlerini kaybetmek suretiyle başka bir suç şekline, yani yağmaya vücut vermektedir. Bir suçun diğerinin ağırlaştırıcı nedeni olduğu bileşik suç tipine ise, konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde işlenen yağmayı örnek göstermek mümkündür. Bu durumda aslında bağımsız bir suç olan konut dokunulmazlığının ihlali yağmanın nitelikli halini meydana getirmekte, bu nedenle faile yalnızca nitelikli yağma suçunun cezası tatbik edilmekte, ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçundan ceza verilememektedir. İki suç arasında bağlantı olsa bile, bu bağlantı suçlardan birinin diğer suçun unsuru ya da ağırlaştırıcı nedeni olmadığı sürece “bileşik suç” veya “suçların içtimaı” söz konusu olmayacaktır. Bileşik suçtan bahsedilebilmesi için, bir suçun diğerinin unsuru veyahut da ağırlaştırıcı nedeni olduğu hallerde iki suçun kaynaşarak tek suç haline gelmesi gerekmektedir. Bileşik suçun varlığından sözedebilmek için, bu suretle kaynaşan suçlardan birinin, kanundaki açık hüküm gereğince diğerinin unsurunu ya da ağırlaştırıcı sebebini teşkil etmesi şarttır. (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari Ve Tatbiki Ceza Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 1999, 14. Baskı, C. 1, s. 406)

Bir suçun diğerinin işlenmesinde yalnızca araç olması, bileşik suçun varlığını kabul bakımından yeterli değildir. Örneğin konutta, işyerinde ya da bunların eklentilerinde işlenen yağma suçunda unsur olan ve bağımsızlığını kaybeden konut dokunulmazlığının ihlali, cinsel saldırı veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsuru ya da ağırlaştırıcı nedeni olmadığından, konut dokunulmazlığının ihlali, cinsel saldırı ya da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuyla birlikte işlenmesi halinde müstakil suç olma özelliğini korumaktadır. Ancak yağma suçunun konutta ya da işyerinde gerçekleştirilmiş olması suçun nitelikli halini teşkil edeceğinden, konutta ya da işyerinde yağma halinde bileşik suç hükümleri nazara alınarak, yalnızca nitelikli yağma suçundan ceza tayin edilecek, ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından mahkûmiyet hükmü kurulmayacaktır. Aksinin kabulü durumunda, failin işlemiş olduğu konut dokunulmazlığının ihlali eylemi, “non bis in idem” başka bir anlatımla “aynı fiilden dolayı ikinci kez yargılama olmaz” kuralına aykırı olarak ikinci kez cezalandırılmış olacaktır.

Bu aşamada suça teşebbüs hükümleri üzerinde de kısaca durulmalıdır.

TCK`nun 35. maddesinin birinci fıkrasında; “kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” şeklinde tanımlanan suça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için;

1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,

2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,

3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.

Suça teşebbüste fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.

Teşebbüs halinde hâkim, önce cezanın belirlenmesindeki ölçütlere göre temel cezayı belirleyecek, ardından da kanundaki sırayı takip ederek teşebbüs hükümlerini uygulayacaktır. Teşebbüs hükümleri tatbik edilirken, somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurularak teşebbüse ilişkin kanun maddesinde belirtilen sınırlar arasında bir ceza tayin edilecektir.

Maddenin gerekçesinde; “Suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine rağmen, elinde bulunmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememektedir. Bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. …

Teşebbüs düzenlemesinde getirilen diğer bir yenilik, icra hareketlerinin başlangıcına ilişkindir. Bilindiği üzere icra hareketlerinin ne zaman başladığının belirlenmesi kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla yakından ilgilidir. Failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık ve icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir. Diğer bir deyişle, suçun icrasıyla ilgisiz davranışlar dahi, suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabilecektir.

Açıklanan bu nedenlerle, tasarıdaki kastı şüpheye yer bırakmayacak ölçütü madde metninden çıkartılmış ve yerine ise doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içerisindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.

Ayrıca belirtilmelidir ki, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs gibi, teşebbüs hareketlerinin bağımsız suç tipi olarak düzenlendiği suçlara teşebbüs mümkün değildir.

Suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. Nitekim uygulamada da elverişlilik bu şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle maddeye suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden uygun hareketler kavramı dâhil edilmiştir.” denilmektedir.

Madde gerekçesinde önceki kanunda yer alan eksik teşebbüs-tam teşebbüs ayırımına son verildiği, bu ayırımın objektif ölçütünün bulunmaması nedeniyle uygulamada tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen bir başka yeniliğin de icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, “failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması ile icranın başlayacağı” yolundaki sübjektif ölçütün kabul edilmesi halinde kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına imkân verebilecek uygulamalara yol açılabileceği, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında kastın varlığının şüpheye mahal bırakmayacak biçimde tespit edilebilmesinin mümkün olduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, bu nedenle hükümet tasarısındaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” kriterinin madde metninden çıkartılarak yerine; “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içerisindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun yasal tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden “uygun hareketler” kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir.

765 sayılı Türk Ceza Kanununda icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir düzenlemeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık bulunmayıp, cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirleyebilmek her zaman kolay değildir.

Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, “hazırlık hareketleri” ve “icra hareketleri” olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.

Öğretide; teşebbüs açısından “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edilmesiyle “objektif teori”nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Mahmut Koca–İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, s. 393)

Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna sübjektif unsur denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315)

Özetlemek gerekirse; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, hareketlerinin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olması ile birlikte, aracın fail tarafından bu neticeyi gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın, istenilen sonucun gerçekleşmemesi gerekir.

Gelinen aşamada işyeri dokunulmazlığının ihlali ve nitelikli hırsızlık suçları üzerinde de kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.

Türk Ceza Kanununun “konut dokunulmazlığının ihlali” başlıklı 116. maddesinin birinci fıkrası; “bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır,” ikinci fıkrası ise; “birinci fıkra kapsamına giren fiillerin açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi halinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiştir.

Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun tanımlandığı birinci fıkranın gerekçesinde; “Konut dokunulmazlığının ihlali, kişinin kendisine özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamın sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir. Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükûnu ihlal eyleyen bu fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür.”

Maddenin işyeri dokunulmazlığını ihlali düzenleyen ikinci fıkrasının gerekçesinde; “Birinci fıkrada tanımlanan fiillerin açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyeri ve eklentileri hakkında işlenmesi ayrı suç olarak tanımlanmıştır. Bu fıkranın uygulanmasında, birinci fıkrada sözkonusu olan koşullar aranacaktır. Niteliği itibarıyla açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi alışılmış, mutat olan yerler dışında kalan yerlere rıza bulunmaksızın girilmesi bu suçu oluşturacaktır. Avukatlık bürosu ve özel muayenehane gibi izinle girilmesi gereken yerlere örnek olarak gösterilebilir. Keza herkesin herhangi bir koşulu yerine getirmeksizin girebileceği yerlere, söz gelimi süpermarketlere, dükkânlara, mağazalara, halka açık olmadıkları zamanlarda, mesela mesai saatleri dışında rıza hilafına girilmesi halinde de bu suç oluşacaktır. Zira hak sahipleri bu gibi yerlere isteyenin girmesi hususunda daha başlangıçta rızalarını örtülü olarak açıklamış sayılırlar” biçimindeki açıklamalara yer verilmiştir.

Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, konut dokunulmazlığının ihlali ile mülkiyet ve zilyetlik hakkı değil, kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanunda mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler bulunmakta olup bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükûn ve huzurlarının korunması amaçlanmaktadır.

Gerek kanun, gerekse gerekçesinde suçun maddi konusunu oluşturan “konut, işyeri ve eklenti” kavramlarının tanımı yapılmamış, bu kavramlardan ne anlaşılması gerektiği öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde işyeri; “bir görevin yapıldığı yer, işçinin iş sözleşmesine göre çalıştığı yer” olarak tanımlanmış, öğretide; “esas olarak belirli bir zaman dilimi içinde ya da sürekli, sınaî, sanatsal, bilimsel ve benzeri amaçlara hizmet eden, sabit ya da sabit olmayan kapalı işletme veya satış yerleri” şeklinde açıklanmıştır. (Serap Keskin Kiziroğlu, Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu, Birinci Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s. 68)

Türk Ceza Kanununun nitelikli hırsızlık başlıklı 142. maddesinin birinci fıkrasının suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan, (b) bendinde, sanıkların işlemeye kalkıştıkları bina veya eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkındaki hırsızlık suçu;

“Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, …

İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” biçiminde düzenlenmiş, yerel mahkemenin hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunun 62. maddesiyle TCK`nun 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye;

“Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, …” şeklindeki (h) bendi eklenmiştir.

İlk bakışta bu düzenlemenin “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” kuralının istisnası olduğu, yani bileşik suç tanımına uyduğu söylenebilir ise de, kanun koyucu bu madde ile hırsızlık suçunun “bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya” hakkında işlenmiş olmasını nitelikli hal olarak düzenlemiş, bina veya eklentiye girmeyi suçun oluşumu açısından unsur olarak aramamıştır. Buna göre, hırsızlık suçunun bu nitelikli halinin, “bina veya eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış eşya” hakkında, bina ya da eklentilerine girilerek işlenmesi mümkün bulunduğu gibi, bina veyahut eklentiye girilmeden de işlenebilmesi mümkün olup, her iki durumda da anılan maddenin uygulanması gerekecektir. Bir başka ifadeyle, maddedeki düzenleme ile bina veya eklentilerine girilip girilmemesi değil, çalınan eşyanın bina veya eklentileri içerisinde muhafaza altına alınmış olması nitelikli hal açısından önemsenmiştir. Kanun koyucu bu suç tipini bileşik suç olarak hüküm altına almak isteseydi, maddeyi 765 sayılı Kanunda olduğu gibi “bina veya eklentilerine girilmek suretiyle işlenirse” şeklinde düzenlerdi. Bu nedenle hırsızlık suçunun bu nitelikli halinin işlenmesi sırasında bina veya işyerine ya da eklentilerine girilmesi halinde hırsızlık suçunun yanında ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçu da oluşmakta, buna bağlı olarak failin bu suçtan da cezalandırılması gerekmektedir.

Diğer taraftan kanun koyucu hırsızlık suçunun bina veya eklentilerine ya da işyerine girilerek işlenmesi halinde hırsızlık suçunun yanında ayrıca konut dokunulmazlığının ihlali suçunun da oluşacağına dair iradesini pekiştirecek şekilde 5560 sayılı Kanunun 6. maddesiyle TCK`nun 142. maddesine; “hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz” biçimindeki dördüncü fıkrayı ilave etmiştir. Eklenen fıkranın gerekçesinde de; “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza kuralı gereği, hırsızlık suçunu işlemek için başkasının konutuna girilmesi veya malvarlığına zarar verilmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmetmek gerekir” denilmek suretiyle, kanun koyucunun amacının, hırsızlık suçunun işlenmesi sırasında gerçekleştirilen diğer suçların da ayrıca cezalandırılması olduğu açıkça ortaya konulmuştur.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;

Hırsızlık amacıyla inceleme konusu olmayan diğer sanıklarla birlikte şikâyetçiye ait işyerinin kapısını zorlayarak açan sanığın, alarmın çalması üzerine içeri giremeden olay yerinden kaçtığı olayda; kanunun benimsediği objektif teori esas alındığında şikâyetçinin taşınır malını koruduğu egemenlik ve tasarruf alanına müdahale ederek, hem hırsızlık hem de işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarının kanuni tanımında belirtilen elverişli hareketlere başladığı, ancak elinde olmayan nedenlerle tamamlayamadığı gözetildiğinde, eylemlerinin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli hırsızlık suçunun yanında ayrıca işyeri dokunulmazlığının ihlali suçuna teşebbüsüde oluşturacağının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 gün 484-108 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına yerel mahkeme hükmünün, sanığın işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- İtirazın değişik gerekçeyle ( KABULÜNE ),

2- Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 29.09.2014 gün ve 26033-27077 sayılı bozma kararının ( KALDIRILMASINA ),

3- Bursa 2. Çocuk Mahkemesinin 16.05.2013 gün 595-367 sayılı kararının sanığın işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden ( BOZULMASINA ),

4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas : 2015/6-221 Karar : 2015/310 Tarih : 13.10.2015

  • CMK 182. Madde

  • Duruşmanın Açıklığı

“1- Yaşı küçük sanık …’in dosyasının bu dava dosyası ile birleşmesinden sonra, yargılamanın genel hükümlere tâbi olduğu dikkate alınmadan, duruşmaların kapalı yapılması ve kararın kapalı oturumda verilmesi suretiyle CMK’nun 182/1. maddesine aykırı davranılması,

2- Sanıkların, yakınanın aracını adres sorma bahanesi ile durdukları, daha sonra alıkoyup yağmaladıklarının anlaşılması karşısında; sanıkların yakınanın yolu üzerinde geçişini engelleyecek şekilde önceden engeller koyarak ve tertibat alarak yolunu kesmek biçiminde bir hareketinin bulunmadığı ve bu bağlamda yol kesmekten söz edilemeyeceği gözetilmeden, 5237 sayılı TCK`nun 149/1. maddesinin uygulama koşulları oluşmayan (d) bendi ile de hüküm kurulması,

3- TCK`nın 54/1. maddesine göre; kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolonur.

Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması halinde müsadere edilir.

Bu maddeye göre; müsadere edilecek eşya ya suçun işlenmesinde kullanılmalı, ya suçun işlenmesine tahsis edilmeli, ya suçtan meydana gelmeli, ya da suçun işlenmesi için hazırlanması gerekir.

Kural olarak taşınması ve bulundurulması yasak olmayan eşya bu kapsamda değildir.

5237 sayılı TCK müsadere edilecek eşyaları sayma yolu ile tahdidi bir şekilde belirlemiştir.

Suçun işlenmesinde kullanılan eşya, suçun işlenmesini kolaylaştıran suçun yerine getirilmesi ile doğrudan ilişkili bulunan, suç teşkil eden hareketler gerçekleştirmede fiilen kullanılan, suçun kendisi ile işlendiği ve suçun işlenmesinde yararlanılan her türlü araçtır.

Suçun işlenmesine tahsis edilen eşya, suçun işlenmesi için sürekli bulundurulan suçun işlenmesi ve suç işlenmesinde kullanılmasına özgülenen eşyadır.

Sanıkların mağdurun hürriyetini tahdit etmek suçunda, sanık …`e ait … … Plakalı otomobilin suçun işlenmesi ile doğrudan ilişkili olmayıp, suçun işlenmesine tahsis edilmesi de söz konusu değildir.

Olay yerine gelip, gidilme için bulundurulan otonun hürriyeti tahdit suçunun işlenmesi için kullanılması zorunlu olmadığı gibi, kolaylaştırması da söz konusu olmadığı dikkate alınmadan yazılı şekilde … … Plakalı aracın müsaderesine karar verilmesi,

4-Suçu birlikte işleyen sanıkların neden oldukları yargılama giderlerinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları yerine 5271 sayılı CMK`nun 326/2. maddesine aykırı biçimde ‘sanıklardan yargılama giderinin müteselsilen alınmasına’ biçiminde karar verilmesi” isabetsizliklerinden ( BOZULMASINA ) karar verilmiştir.

Diğer bozma nedenlerine uyan yerel mahkeme (1) numaralı bozma nedenine karşı … gün ve … sayı ile;

“…Çocuklar hakkında getirilen düzenlemeler çocuklara özgüdür ve öncelik çocuğun menfaatidir,

çocuklar hakkındaki yargılama dosyasının büyüklerle ilgili yargılama dosyası ile birleştirilmesi halinde uygulanacak olan usul hükmü çocuklara özgü usul hükmü olmalıdır, aksi durumda çocuklar ile ilgili olarak getirilen özgü düzenlemelerin bir anlam ya da maslahatı kalmayacaktır, esasen yargılamanın kapalı olarak yapılması çocukların lekelenmeme hakkı bağlamında getirilmiş olan bir ilkedir; çünkü çocuklar büyüklere göre toplumsal riske daha ziyade açıktır, aslında büyüklerde toplumsal riske açıktır; ancak konun koyucu küçüklerin toplumsal riske olan zaafiyetinin daha belirgin olması nedeni ile çocuklar hakkındaki yargılamanın kapalı olarak yapılmasına, büyükler ile ilgili olarak yapılan yargılamaların ise açık olarak yapılmasını düzenleme altına almıştır.

Büyüklerin yargılamasının kapalı olarak yapılması büyüklere bir zarar vermeyecektir, aksine büyüklerin de faydasına olan bir durumu ortaya çıkartacaktır. Küçüklerin yargılamasının açık yapılması ise telafisi mümkün olmayan menfaat zedelenmesini ortaya çıkartacaktır, çocukların yargılamasının kapalı olarak yapılması tarafı olduğumuz çocuk haklarına dair sözleşmenin bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır, esasen kapalılık ilkesi tavsiye niteliğindeki Pekin Kuralları ile Bejing Kurallarında kabul edilen ilkelere de uygunluk göstermektedir “ gerekçesiyle ilk hükmünde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafileri ile sanık … ve … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.04.2014 gün ve 148176 “onama” sayılı istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; çocuk sanıklarla yetişkin sanıkların davalarının birleştirilerek birlikte görülmesi durumunda duruşmanın kapalı mı yoksa açık mı yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan ve yetişkin sanıklar ile birlikte şikâyetçiye karşı yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işleyen sanık … hakkındaki soruşturmanın 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince yetişkin sanıklar hakkındaki soruşturmadan ayrı yürütüldüğü, ancak kamu davası açıldıktan sonra davaların birleştirilmesine karar verildiği, yerel mahkemece sanıklardan Mehmet’in yargılama sırasında 18 yaşından küçük olması nedeniyle CMK’nun 185. maddesi uyarınca tüm sanıkar bakımından duruşmanın kapalı yapılmasına karar verilerek bütün oturumlar kapalı yapılıp hükmün de kapalı oturumda açıklandığı, bozmadan sonra ise sanık …`in 18 yaşını doldurması nedeniyle duruşmanın açık yapıldığı anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK`nun “Duruşmanın açıklığı” başlıklı 182. maddesi; “(1) Duruşma herkese açıktır. (2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir. (3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.”,

Aynı kanunun “Açıklığın kaldırılması hakkında karar” başlıklı 184. maddesi: “(1) 182 nci maddede gösterilen hâllerde, açıklığın kaldırılması istemine ilişkin olarak yapılacak duruşma, istem üzerine veya mahkemece uygun görülürse kapalı yapılır.”,

“Zorunlu kapalılık” başlıklı 185. maddesi: “(1) Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı duruşmada açıklanır.”,

“Kapalılık kararının ve nedenlerinin yazılması “ başlıklı 186. maddesi ise; “(1) Açıklığın kaldırılması kararı, nedenleriyle birlikte tutanağa geçirilir.”, şeklinde düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık konusuyla ilişkili olan 5395 sayılı Çocuk Korumu Kanununun “iştirak hâlinde işlenen suçlar” başlıkılı 17. maddesinde de; “ (1) Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür. (2) Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir. (3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür.” şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.

Kanuni düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı üzere kural olarak duruşmalar herkese açık yapılmalıdır. “Aleniyet” yahut “duruşmanın açıklığı” bir usul ilkesi olup, gizlilikse istisnadır.

Aleniyet; Duruşmada zorunlu olarak bulunması gerekenler dışındaki kişilerin de bulunması anlamına gelmekte olup duruşmanın kamuya açık olmasını ifade etmektedir. (Doğrudan aleniyet) Aleniyet ilkesi yargılama işlemleri açısından getirilmiş olup insanların gizli olarak yargılanmasının engellenmesi, işlemlerin kanuna uygun yapılmasının denetlenmesi, adil yargılama ve mahkemelere güvenin sağlanmasına katkıda bulunması nedeniyle demokratik rejimlerin olmazsa olmazlarındandır.

Aleniyet duruşma salonun elverdiği ölçüde isteyen herkesin duruşmaya katılması, yargısal faaliyeti izlemesi anlamına geldiği kadar gördüklerini ve duyduklarını başkalarına duyurabilmesi anlamına da gelmektedir. (Dolaylı aleniyet) Ancak aleniyet duruşmanın alenen yayınlanması demek olmayıp CMK`nun 183. maddesi uyarınca istisnalar dışında adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda her türlü sesli veya görüntülü kayıt veya nakil olanağı sağlayan aletlerin kullanılması yasaklanmıştır.

Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan duruşmanın aleni olması ilkesi anayasa ile de güvence altına alınmış olup Anayasanın 141. maddesinde: “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.

Ayrıca İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6/1. maddesinde de yargılamanın açık yapılıp hükmün de açık oturumda verilmesi gerektiği ancak genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık yapılmasının adaletin selametine zarar verebileceği özel durumlarda mahkeminin zorunlu gördüğü ölçüde tamamen veya kısmen basına ve dinyeyicilere kapalı olarak yapılabileceği düzenlenmiştir.

Duruşmaların açıklığı ilkesinin ihlali CMK`nun 289. maddesinde sayılan “hukuka kesin aykırılık halleri”nden olup, açık yapılması gereken duruşmanın kapalı yapılması durumunda yapılan hukuka aykırılığın telafisi için hükmün bozularak kapalı yapılan duruşmaların açık yapılması gerekmektedir.

Mevzuatımıza göre kural olarak açık yapılması gereken duruşma ancak iki halde kapalı yapılabilir;

1-İhtiyari kapalılık; kamu güvenliği ve genel ahlakın gerekli kıldığı durumlarda duruşmaların bir kısmı veya tamamının kapalı yapılmasına karar verilebilir. Duruşmanın açık yapılması durumunda genel ahlakın ve kamu güvenliğinin kesin biçimde zarar göreceğinin kabul edildiği durumlarda kapalılık kararı verilmelidir. Bu iki nedenle duruşmanın kapalı yapılmasına mahkemece gerekçeli olarak açık duruşmada karar verilir. Bununla birlikte kapalılık kararının verilmesini gerektiren nedenlerin açık duruşmada tartışılmasının dahi kamu güvenliği ve genel ahlakı tehlikeye düşürme ihtimalinin bulunduğu durumlarda re`sen veya istem üzerine kapalılık kararının kaldırılmasına ilişkin duruşma kapalı oturumda yapılabilir ancak karar her halde açık duruşmada tefhim edilmelidir.

2-Zorunlu kapalılık; Kanun koyucu çocukların korunması amacıyla genel kurula bir istisna getirmiş ve çocuklara ilişkin yapılan duruşmanın zorunlu olarak kapalı yapılmasını düzenlemiştir. Bu düzenleme İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6/1. maddesine de uygundur. Zorunlu kapalılık durumunda duruşmalar mutlaka kapalı oturumda yapılıp, kararın da kapalı oturumda verilmesi gerekmektedir.Kanun koyucu bu konuda hakime takdir hakkı tanımamıştır. Ancak yargılama sırasında sanık 18 yaşını doldurması durumunda ihtiyarı kapalılık gereğince mahkeme tarafından verilmiş bir karar bulunmaması halinde genel kural gereğince duruşmanın açık yapılması gerekmektedir.

Bunun dışında alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis olan suçlarda devlet sırrı niteliğinde bilgilerle ilgili tanıklıkta CMK`nun 47/2. maddesi uyarınca sadece tanıklığın yapıldığı kısım bakımından dinlemenin gizli yapılması zorunludur. Bu halde tanık mahkeme hakimi veya heyeti tarafından zabıt katibi dahi olmaksızın dinlenir.

Çocuklar ile yetişkin sanıkların birlikte suç işlemesi durumunda; soruşturmanın ve kovuşturmanın kural olarak ayrı yürütülmesi gerekmekte olup davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde ise genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında birleştirme kararı verilebilir. Birleşen davaların genel mahkemelerde görülmesi gerekmekte olup bu durumda her ne kadar genel mahkemelerde duruşma açık yapılmakta ise de davaların birlikte görülmesinden umulan fayda ile çocukların korunması ihtiyacı ortadan kalkmadığından duruşmanın kapalı yapılmasının gerektiği kabul edilmedir. Bu yorum ceza yargılamasının genel ilkelerinden olan duruşmanın açık yapılması kuralına çocukların korunması ve yargılamadan etkilenmemesi amacıyla istisna getirerek çocuklar hakkındaki duruşmaların kapalı yapılmasını düzenleyen kanun koyucunun amacına da uygun düşmektedir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 08.10.2002 gün ve 22-342 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Öğretide de bu konuya ilişkin olarak; “Çocukların korunması gizliliği gerektirir (Any. 141/2). 18 yaşını henüz bitirmemiş olanlara ait duruşmalar mutlaka kapalı yapılır, hüküm dahi kapalı duruşmada açıklanır” (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2014, s. 891),

“Sanık 18 yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır; hüküm de kapalı oturumda açıklanır (CMK m.185). Bu halde mahkemenin, kapalılık kararı verip vermeme konusunda takdir hakkı bulunmamaktadır. Bu durum zorunlu kapalılık olarak da adlandırılmaktadır. Sanığın, duruşma devam ederken onsekiz yaşını tamamlaması halinde, tekrar aleniyete dönülecektir” (Nur Centel/Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Bası, İstanbul, 2014, s. 665 ),

“Duruşmanın kapalı yapılması esasen mahkemenin takdirinde olmakla beraber kanunumuzun bunu zorunlu kıldığı hal de vardır. Buna göre, sanık, on sekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır ve hatta hüküm de kapalı duruşmada açıklanır (CMK 185). On sekiz yaşından küçük sanıklar hakkındaki duruşmaların kapalı yapılması zorunludur” (Yener Ünver/Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku II Cilt, 7. Baskı, Ankara, 2013, s. 72),

“Sanık onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma mutlaka kapalı yapılır ve bunlurla ilgili hüküm de kapalı duruşmada açıklanır (m. 185). Kanun bu durumdan zorunlu kapalılık olarak söz etmektedir. Çocuğun yetişkinlerle birlikte suç işlemesi halinde, çocuğa yönelik soruşturma ve kovuşturma yetişkinlerden ayrı yürütülmektedir. (ÇKK m. 17/1). Davaların birleştirilmesinin zorunlu görüldüğü hallerde, davalar genel mahkemelerde görülecektir (ÇÇK m.17/3). Ancak bu durumda da duruşmanın gizli yapılması gerekir” (Cumhur Şahin/Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku II, 2. Baskı, Ankara, 2012, s.99) şeklinde görüşler bulunmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Yetişkin sanıklarla birlikte suç işleyen çocuk sanık hakkında soruşturmanın ayrı yapıldıktan sonra yargılama sırasında davaların birleştirilmesine karar verilen olayda, davaların birlikte görülmesinde umulan fayda ile çocuğun koruması ihtiyacı ortadan kalkmadığından CMK`nun 185. maddesinin amir hükmü uyarınca tüm sanıklar bakımından duruşmanın kapalı yapılması usul ve kanuna uygundur.

Bu itibarla yerel mahkeme direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, dosyanın bozmaya uyulan yönlerinin incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- … Ağır Ceza Mahkemesinin … gün ve … sayılı direnme gerekçesinin, İSABETLİ OLDUĞUNA,

2- Dosyanın, bozmaya uyulan yönlerinin incelenmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİNE, yapılan oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS