0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

TCK Madde 211

(1) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.



TCK Madde 211 Gerekçesi

Madde metninde, resmi veya özel belgede sahtecilik suçunun bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla işlenmesi, suçun temel şekline göre daha az ceza ile cezalandırılması gereken bir hâl olarak öngörülmüştür.


TCK 211 (Daha Az Cezayı Gerektiren Hal) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2017/4105 Karar: 2018/241 Tarih: 15.01.2018

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-Belgede sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini mahkemeye ait olduğundan, suça konu kira sözleşmesi aslı incelenmek sureti ile özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatma yeteneğinin ne şekilde oluştuğunun karar yerinde tartışılması ve belge aslının denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine konulması gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,

Kabule göre; sanığın aşamalardaki beyanlarında suçlamayı kabul etmeyerek işyerini daha önceki kiracı …‘dan devraldığını, bu durumdan katılanın haberdar olduğunu savunması, dosya arasında bir sureti mevcut İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/25 esas sayılı dosyasında katılan tarafından açılan elatmanın önlenmesi davasının reddedilmesi, taraflar arasındaki kira ilişkisini gösterir 04.06.2008 tarihli sözleşme başlıklı belge fotokopisi ile yine dosyada sureti mevcut İzmir 9. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2009/187 esas sayılı dosyasında, katılan tarafından sanık aleyhine kira tespit davası açıldığının anlaşılması karşısında; sanığın suça konu kira sözleşmesini sahte olarak düzenlemesi şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 211. maddesi kapsamında “gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla özel belgede sahtecilik” niteliğinde olup olmadığının ve indirim maddesinden yararlanıp yararlanamayacağının tartışılmaması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2017/4151 Karar: 2018/225 Tarih: 11.01.2018

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1-Sanık …‘ın katılan …‘a sattığı taşınmaz karşılığında, katılanın 25.000,00TL bedelli bonoyu borcuna karşılık imzalayarak sanığa verdiği, sanığın da bu bononun miktar kısmına 1 rakamı ekleyerek 125.000,00 TL’ye dönüştürdüğü, alt kısımda da boş bırakılan bölüme yazı ile ‘‘Yüzyirmi beşbin’’ yazısını eklediği bu suretle resmi evrakta sahtecilik suçunu işlediği iddia olunan davada, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu göz önüne alınarak, sahte olduğu iddia edilen bono aslı duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle, özellikleri tutanağa geçirilerek, yasal unsurları taşıyıp taşımadığı ve aldatma niteliği bulunup bulunmadığının yöntemince belirlenmesi; senet aslının denetime olanak verecek biçimde dosya içerisinde bulundurulması; katılan …‘ın ‘‘Taşınmazın satımı konusunda 47.000,00-TL bedelle anlaştıklarını, 25.000,00-TL’lik senet düzenlendiğini, 25.000,00-TL’lik borcunun 00-TL’sini elden ödediğini, 5.000,00-TL borcu kaldığını, 00-TL’yi de ödemek için bankadan kredi çektiğini’’ beyan etmesi; sanığın ise taşınmazın 125.000 TL bedelle satışı konusunda anlaştıklarını savunması karşısında; emlak işlerinden anlayan bilirkişi aracılığı ile suç tarihine göre sanığın taşınmazdaki hisse değerinin saptanması; katılanın yapmış olduğu elden ödemeye ve bankadan çektiğini beyan ettiği krediye ilişkin belgelerin araştırılması, sonucuna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı amacıyla belgede sahtecilik durumunun ve buna bağlı olarak sanık hakkında TCK’nın 211. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenip tartışılması gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,

2- Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10677 Karar: 2017/1437 Tarih: 21.03.2017

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1-) Sanığın, katılanın bilgi ve rızası dışında suça konu belgeyi gerçeğe aykırı düzenleyerek icraya koymak suretiyle üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia olunduğu kamu davasında, sanığın aşamalarda değişmeyen savunmalarında; üzerine atılı suçlamayı kabul etmemesi, dosya arasındaki 07.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda inceleme konusu senette bulunan … adına atılı imzaların …’ nin el ürünü olmadığının, 03.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda ise inceleme konusu senetteki imzaların …’ nin eli ürünü olarak kabul edilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenebilmesi bakımından, sanık ve katılanın incelemeye esas yazı ve imza örnekleri alınıp, suç tarihine yakın tarihli kurum ve kuruluşlardan uygulamaya elverişli yazı ve imzaları da toplanmak ve 09.04.2010 tarihli taksitli hizmet satım sözleşmesindeki katılana ait imza da mukayeseye esas alınmak suretiyle, suça konu belgenin ön yüzünde bulunan keşideci imzası ve yazılarının aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak önceki alınan bilirkişi raporlarındaki çelişkiler giderildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

Yasaya aykırı;

2-) Kabule göre de;

a-) Sanık hakkında ertelemeye dair hüküm uygulanırken tekrar suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaate varıldığının belirtilmesine rağmen, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden 5728 Sayılı Kanun’la değişik 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilerek çelişkiye neden olacak şekilde hüküm kurulması,

b-) Katılanın sanığın iş yerinde hizmet alımı konusunda sözleşme imzaladığını belirtmesi ve sanık müdafinin bu sözleşmeyi mahkemeye sunması karşısında, sanığın sahtecilik eyleminin 5237 Sayılı TCK’nun 211. maddesinde öngörülen “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla” gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin karar yerinde tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

c-) T.C. Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nın 53. maddesine dair olan 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olmasından kaynaklanan zorunluluk,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/3707 Karar: 2016/8889 Tarih: 28.12.2016

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

I- )Sanıklar müdafileri ile katılan vekili ve Cumhuriyet savcısının “nitelikli dolandırıcılık” suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların 5560 Sayılı Kanun ile değişik 5271 Sayılı CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca temyizinin mümkün olmayıp, itiraz yasa yoluna tabi olduğu cihetle, sanıklar müdafileri,katılan vekili ile Cumhuriyet savcısının vaki temyiz istemlerinin 5271 Sayılı CMK’nın 264/2. maddesi uyarınca başvurularının itiraz dilekçesi olarak kabulüyle gereğinin mahallinde takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

II- ) Cumhuriyet savcısının, sanıklar hakkında, sanıklar müdafileri ile katılan vekilinin sanıklar hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarına gelince;

1- )… İlinde faaliyet gösteren Özel Cerrahi Tıp Merkezinde pratisyen doktor olarak görev yapan ile ilgilinin mevzuat gereği uzman doktorların yazması gereken ilaçların eczanelerden verilebilmesini sağlamak maksadı ile kendi düzenledikleri reçetelere uzman doktor olanın azmettirmesi ve tıp merkezi sahibi ve sorumlu müdürü olan doktorun bilgi ve talimatı doğrultusunda doktorun isim ve kaşesini basıp imzasını taklit ederek reçeteleri usulsüz olarak tekemmül ettirdiklerinden bahisle resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında;teftiş aşamasında dinlenen suça konu reçetelerde isimleri geçen hastalar veya bakımıyla ilgilenen yakınlarının reçetelerde adı geçen doktora muayene olmamakla birlikte diğer doktorlara muayene olduklarını ve reçetelerin muhteviyatındaki ilaçları eczaneden aldıklarını, reçetelerdeki imzaların kendilerine ait olduğunu beyan etmeleri, kovuşturma aşamasında bazıları dinlenen reçete sahiplerinin ise bu hususa dair beyanlarının tespit edilmemiş olması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi ve sanıkların suç kasıtları ile hukuki durumlarının tayini bakımından, suça konu reçetelerde isimleri geçen hastalar veya bakımıyla ilgilenen yakınlarının tanık sıfatıyla dinlenerek, her bir reçeteye dair hangi doktora muayene oldukları, reçetelerin muhteviyatındaki ilaçları eczaneden eksiksiz olarak alıp almadıkları, reçetelerdeki imzaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması, reçetelerdeki teşhise konu hastalıklarının bulunup bulunmadığı, daha önce ve halen bu hastalıklarla ilgili tedavi görüp görmedikleri hususlarında varsa laboratuvar kayıtları ile yapılmışsa tüm tahlil, tetkik evrakları ve sağlık raporları getirtilip, teşhislerin doğru olup olmadığı, hastalarda bu hastalıkların bulunup bulunmadığı, reçetelerdeki ilaçların teşhislerle uyumlu olup olmadığı ve doktor adına atılan imzaların sanıkların eli ürünü olup olmadığı hususlarında her bir sanık doktor tarafından düzenlenen suça konu reçeteler tasnif edilerek ayrı ayrı değerlendirilmek suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra sonucuna göre toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanıkların eylemleri sebebiyle 5237 Sayılı TCK’nın 211. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı da tartışılarak hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hükümler kurulması,

2- )2006 yılının muhtelif aylarında tanzim edildiği anlaşılan suça konu reçetelerin hangilerinin hangi sanık tarafından tanzim edildiği belirlenerek buna göre ayrı ayrı suç tarihlerinin belirlenmesi yerine gerekçeli karar başlığına suç tarihinin “2008” şeklinde yanlış yazılması,

3- )Sanığın UYAP kanalıyla mernis üzerinden temin edilen nüfus kayıt örneğine göre, hükümden sonra 18.10.2013 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığından, 5237 Sayılı TCK’nın 64. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesinde ve 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesine dair uygulamanın Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş,Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/7740 Karar: 2016/9680 Tarih: 15.12.2016

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

Sanığın gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği iddia edilen 04.09.2008 tarih ve 30692 varide numaralı talep formu ve taahhütname başlıklı belgenin iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda SGK evraklarının düzenlenme biçimi konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması ve aldatma yeteneğinin var olduğunun anlaşılması halinde de prim borçlusu …‘nun süresi içerisinde kuruma müracat edip taksit taahhütname belgesi aldığını ileri sürmesi, sanığın da …‘nun başvuru süresi içerisindeki müracaatının taksitlendirme dönemindeki yoğunluk sebebiyle onaylanmamış olabileceğini ve sistem hatası sebebiyle belgelere aynı varide numarasının verildiğini savunması karşısında, …‘ın 04.09.2008 tarihinde kuruma başvurduğuna dair belgenin bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra sanığın hatasını anlayıp sonraki tarihli belgeyi önceki tarihliymiş gibi düzenlemek şeklindeki eyleminin TCK’nın 211. maddesi kapsamında gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmadığı hususu tartışılıp tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de;

Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline dair 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı Kararının değerlendirilmesi lüzumu,

Sanık hakkında ikna suretiyle irtikap suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde ise;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

SGK İl Müdürlüğünde VHKİ olan sanığın, 5510 Sayılı Kanun kapsamında borçların yeniden yapılandırılması için çıkartılan aftan yararlanma talebi reddedilen katılana 2.000,00 TL karşılığında işini halledebileceğini söylemek suretiyle yarar sağlama eyleminin suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK’nın 255. maddesindeki “yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama” suçunu oluşturacağı ve hükümden önce 05.07.2012 gün ve 28344 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Kanun’un 89. maddesiyle 5237 Sayılı TCK’nın 255. maddesinde yer alan suçun unsurlarında esaslı değişiklikler yapılması karşısında yeni düzenlemeler ve unsurlarının oluşması durumunda görevi kötüye kullanma ile dolandırıcılık suçları yönünden de değerlendirme yapılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği nazara alınmadan suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi,

Kabule göre de;

Katılan …‘ın ekonomik durumunun araştırılmasından sonra irtikap edildiği kabul edilen 2.000,00 TL yönünden TCK’nın 250/4. maddesinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline dair 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Sayılı Kararının değerlendirilmesi lüzumu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirdiğinden ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321 ve 326/ son maddeleri gereğince BOZULMASINA, 15.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/6153 Karar: 2016/899 Tarih: 04.02.2016

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1… K… Motorlu Araçlar Ticaret ve Pazarlama Limited Şirketi’ni münferiden temsile yetkili olan sanıkların, … Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. yetkilisi adına sahte imza attıkları suça konu, başlangıç tarihi 10.01.2009 olan kira sözleşmesini … Belediyesine vermek suretiyle kullandıkları iddasıyla özel belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında; sanıkların suçu inkar ederek belge üzerindeki katılana ait imzanın kendilerine ait olmadığını savunmaları, hükme esas alınan ve soruşturma aşamasında alınan kriminal raporda suça konu belge aslı yerine fotokopisi üzerinde inceleme yapılmak suretiyle mütalaada bulunulduğunun anlaşılması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve suçun yasal unsurlarının tayini bakımından, adli emanetin 2011/5934 sırasında kayıtlı suça konu belgenin asıl olup olmadığına dair incelemenin yapılması, asıl olmadığının anlaşılması halinde belge aslının temin edilmeye çalışılması, belge aslının temin edilmesi halinde, belge aslı üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak, yazı ve imzanın sanıklar ve katılanın eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi, belge aslının ele geçirilememesi durumunda ise kira sözleşmesi fotokopisinin kullanılması sebebiyle atılı özel belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı gözetilmeyip aldatma yeteneğinin ne şekilde oluştuğu karar yerinde tartışılıp açıklanmadan ve sanıkların M.’a ibraz ettikleri kira sözleşmesinin sahte olduğundan bahisle yargılandıkları Konya 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/928 esas sayılı dosyası araştırılmadan eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-)Kabule göre de;

a-)- Sanıkların, katılandan sözlü anlaşma ile kiraladıkları yerle ilgili sonradan sahte kira sözleşmesi düzenleyerek kullandıklarının iddia ve kabul edilmesi ve sanıklar ile katılan arasında gerçekte kiralamanın var olduğunun anlaşılması karşısında; ‘‘gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik” yapıldığının kabulüyle sanıklar hakkında 211. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

b-)-Cezaları ertelenen sanıklar hakkında 5237 Sayılı TCK’nun 51/7. maddesinde “hükümlünün deneme süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere hâkimin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi halinde ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verileceğinin” gözetilmemesi;

c-)-Adli emanette kayıtlı suça konu belgenin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi gerekirken bu hususta karar verilmemesi ,

d-)-Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 gün ve 250/13 Sayılı kararında açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair 5271 Sayılı CMK’nun 231/6-c madde ve bendinde ön koşul olarak belirtilen zarar kavramı kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenebilir, ölçülebilir maddi zararlara dair olup manevi zararların bu kapsamda değerlendirilemeyeceği, somut olayda sanıkların eylemi sebebiyle katılanın maddi bir zararının bulunup bulunmadığı tespit edilmeden, katılanın zararı karşılanmadığından bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekili ve sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 04.02.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/7769 Karar: 2015/32075 Tarih: 22.12.2015

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

Kendini yeşil kart bürosunda memur olarak tanıtıp, para karşılığı şikayetçilerin yeşil kartlarının vizelerini sahte kaşe ve imza ile uzattığının iddia ve kabul olunduğu olayda, sanığın evinde ele geçen belgelerin bir kısmının fotokopi, bir kısmının ise gerçek belge olduğu, işbu dosyada adı geçen şikayetçiler adına ele geçen yeşil kartlardan bahsedilmediği, polis memuruna yaptırılan bilirkişi incelemesinin ise aramada ele geçen ve başka kişilere ait olan yeşilkartlar hakkında düzenlendiği anlaşılmakla, Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı, 09.10.2012 gün 2011/8-335 Esas 2012/1804 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması ve aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu cihetle, işbu dosyada adı geçen şikayetçilere ait yeşil kartlar celp edilip vize uzatımı olup olmadığı incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.04.2014 gün ve 2013/11-397 -2014/202 sayılı kararında açıklandığı üzere, belgelerde sahtecilik suçunun hukuki konusunun kamu güveni olduğu ve fiil tarihleri de dikkate alınarak; UYAP sorgulamasında sanık hakkında Dairemizde, Ceza Mahkemelerinde ve Cumhuriyet Başsavcılıklarında ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan açılmış birçok kamu davasının bulunduğunun anlaşılması karşısında; mükerrer cezalandırılmaya sebebiyet vermemek bakımından UYAP kayıtları üzerinden araştırma yapılıp güncel adli sicil kaydının dosya içerisine konulması, ‘resmi belgede sahtecilik’ iddiasıyla açılan davaların tespitine çalışılması, varsa derdest davaların birleştirilmesi hususunun düşünülmesi, olmazsa dosyalardaki ilgili belgelerin onaylı suretlerinin bu dosya içine alınarak suç ve iddianame tarihlerinin belirlenmesinden sonra, iddianame düzenlenmesi ile hukuki kesintinin oluşacağı gözetilip, suça konu eylemler nedeniyle sanığın her bir eylemi yenilenen suç kastıyla mı, bir suç işleme kararıyla değişik zamanlarda aynı suçu birden fazla kez mi işlediği tartışılarak, hukuki durumunun takdiri gerekirken eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi,

3-Sanığın şikayetçilerin yeşil kart vizelerindeki kaşe ve imzayı sahte olarak attığının iddia ve kabul edildiği olayda; vize tarihlerinde karne sahiplerinin yasal olarak vize yenileme haklarının devam edip etmediği araştırılarak eylemin 5237 sayılı TCK’nun 211. maddeleri kapsamında kalıp kalmadığı tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırı,

4-5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının ( c ) bendinde yer alan haklardan sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeblerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.12.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/4058 Karar: 2015/4759 Tarih: 05.11.2015

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1- )İncelenen dosya içeriğine göre, sanık ile katılan arasında borç ilişkisinin bulunduğu, ancak katılanın suça konu senedi imzalamadığını buna rağmen senedin sanık tarafından imzalanıp takibe konulduğunu beyan etmesine karşı, sanığın şirketin müdürü olduğu, bu tür senet ve mal alışverişi işlerinin şirkette çalışan pazarlama elemanlarınca yapıldığına dair savunmaları ve imzanın katılana ait olmadığının bilirkişi raporu ile anlaşılması karşısında, bonoyu icraya koyarak faydalananın sanığın şirketi olduğu ve menfaati bulunduğu da gözetilerek; sanık savunmalarında katılan ile mal alışverişi yapanların çalışanları … … ve … … olduğunu ifade ettiği ve dinlenen tanık beyanlarında da senet üzerindeki yazıların … …‘ın el yazısına benzediğinin belirtilmiş olduğu birlikte değerlendirildiğinde, maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla senet üzerindeki imzaların şirket çalışanları tarafından sanığın talimatı doğrultusunda atılmış olup olmadığı yönünden araştırma yapılarak; suçun sanığı olabilecekleri hususu da hatırlatılarak beyanlarının alınması, imza ve yazı örnekleri celbedilerek senet üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2- )Sanık ile katılan arasında ticari ilişki olduğu sabit olduğundan sanık olan kişinin eyleminin 211. maddesinde düzenlenen “gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla sahtecilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmemesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMK’nun 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 05.11.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10046 Karar: 2015/3272 Tarih: 28.09.2015

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

Bozmaya uyularak yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde daha az cezayı gerektiren hal olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK’nın 211. maddesindeki hafifletici nedenin uygulanabilmesi için failin gerçek olan bir olayın kanıtlanmasını sağlamak amacıyla hareket etmiş olması gereklidir. Kanıtlanmak istenen olayın doğruluğu veya gerçekliği koşul olmayıp, failin iyi niyetle bu olayın doğruluğuna inanması yeterlidir. Sanık Yusuf’un katılan Mustafa’dan bir grup B grubu nama yazılı hisse senedini düzenlenen belgeye istinaden temlik aldığına ilişkin taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Sanığın belirlenemeyen bir nedenle söz konusu hisseleri M… Meyve Suyu ve Gıda Sanayi A.Ş. pay defterine kaydettirmemesi böyle bir hukuki ilişki bulunduğu gerçeğini değiştirmeyeceğinden, sanığın söz konusu hukuki ilişkiye dayalı olarak alacağı olduğu inancıyla suça konu 1.000.000 dolarlık senet düzenlediği anlaşılan somut olayda, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nın 347. maddesinin (5237 sayılı TCK’nın 211. maddesinin) uygulanma koşulları oluştuğu halde, mahkemece yetersiz gerekçe ile bu konuda uygulama yapılmamış bulunması,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 28.09.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/9691 Karar: 2015/22761 Tarih: 23.02.2015

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1- Ö..Mob. San. Tic. Ltd. Şti.ye ait görünen ve keşideci imzası yönünden sahte olarak düzenlenmiş 16.000.00 TL değerindeki çeki, sanığın birinci ciranta olarak imzalayıp aldığı araç karşılığında katılana verdiğinin iddia olunduğu olayda, suça konu çekte, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre bulunması zorunlu unsurlardan olan ve “ESK.” biçiminde gösterilen keşide yerinin, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir il, ilçe, bucak, köy gibi bir idari birim adını ifade etmemesi, birden çok idari birimin adını çağrıştırması nedeniyle sanığın eyleminin özel belgede sahtecilik suçuna uygun bulunduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşülmesi,

2- Sanığın, katılandan aldığı araç karşılığında suça konu çeki sahte olarak oluşturup katılana vermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia olunması, aşamalarda, çeki Ö..Mobilya San.Tic. Ltd. Şti. yetkilisi Y.. N..’in kendisine olan ticari borçlarından dolayı verdiğini, suça konu çekin doldurulmuş şekilde kendisine bizzat tanık Yalçın tarafından teslim edildiğini, çekin sahte olduğundan haberinin olmadığını savunması, tanık olarak dinlenen çek keşidecisi şirketin yetkilisi Y.. N.. ise; demir doğrama işi yaptığını, sanığın zorda olduğunu söylemesi nedeniyle iş yerinin bir kısmını sanığa tahsis ettiğini, kendisiyle beraber çalışmaya başladığını, sanığa herhangi bir ücret ödemediğini, sadece kendi iş yerini ofis ve üretim yeri olarak kullandığını, çekin iş yerindeki çekmecesinde bulunduğunu, hırsızlandığını ise çeki sanıktan alan şahısların iş yerine gelmesi ile öğrendiğini, çeki sanığa kendisinin vermediğini, keşideci imzasının kendisine ait olmadığını belirtmesi ve dosya içerisinde bulunan ekspertiz ve uzmanlık raporları ile de tanık Y.. N.. yönünden yazı incelemesi yaptırılmamış olması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından, sanığın savunmalarında tanığın çeki verme nedeni olarak bahsettiği ticari borcun kaynağının ne olduğu, bu borcu ispatlayabilecek fatura veya tanıklarının olup olmadığı, sanıktan sorularak ayrıntılı savunmasının alınması, tanık Y.. N..’in ise yazı örnekleri alınarak çekin ön yüzünde bulunan yazıların tanığa ait olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, sanık ve tanığın suça konu çek haricinde aynı çek koçanına ait başka çekler ile ilgili olarak da davalarının bulunup bulunmadığının araştırılmasından sonra, suçun sübutu halinde, sanığın üzerine atılı eylemin 5237 sayılı TCK’nun 211. maddesi kapsamında “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı amacıyla resmi belgede sahtecilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde değerlendirilip tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.02.2015 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/18013 Karar: 2015/1074 Tarih: 02.02.2015

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1-Sanık M.. A..’ün müştekiler M.. Ş.. ve N.. Ş..’ı borçlu ve kefil olarak gösterdiği 19 adet senedi diğer sanık A.. Ş..’a müştekiler adına imzalattığı, bu suretle her iki sanığın da resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunduğu olayda; sanık M.. A..’ün ve müdafiinin, yazılı ve sözlü savunmaları ile temyiz dilekçelerinde, bu senetlerle birlikte imzalatılan ancak davaya konu olmayan 03.08.2009 vade tarihli senedin müşteki M.. Ş.. tarafından ödendiğini, yani müştekilerin senetlere diğer sanık A.. tarafından atılan imzalardan haberdar olduklarını belirtmeleri, bu senedin ödendiğine dair banka dekontunu da dosyaya ibraz etmeleri karşısında; bahse konu 03.08.2009 vade tarihli senet aslı dosyaya getirilerek üzerindeki imzaların müştekilerin eli ürünü olup olmadığı yönünden bilirkişi raporu aldırılması, şayet imzalar müştekilere ait değil ise; müşteki M.. Ş.. duruşmaya celp edilip, bu senede ilişkin ödemeyi neden yaptığı, A.. Ş..’ın kendi adlarına attığı imzalardan en başından beri haberi olup olmadığı, sanık A.. Ş..’a bu yönde bir icazet veya talimat verip vermediğinin sorulması, gerekirse N.. Ş..’ın da aynı gerekçelerle beyanlarının alınmasından sonra Sanık A.. Ş..’ın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucunda mahkumiyetine karar verilmesi,

2-Sanık M.. A..’ün müştekiler M.. Ş.. ve N.. Ş..’ı borçlu ve kefil olarak gösterdiği 19 adet senedi diğer sanık A.. Ş..’a müştekiler adına imzalattığı, bu suretle her iki sanığın da resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunduğu olayda; sanık A.. Ş.. aşamalarda, diğer sanık M..’in suça konu senetlerle işyerine geldiğini, ağabeyi ile sorun yaşayacağını belirtip kendisinden senetleri imzalamasını istediğini, kendisinin de sanık M..’in huzurunda bu senetleri imzaladığını belirtmiş ve bu savunmaları A.. Ş..’ın yanında çalışan işçisi tanık C.. P.. tarafından doğrulanmış ise de; sanık M.. A..’ün aşamalarda istikrarlı bir biçimde, suça konu senetleri diğer sanık A.. Ş..’a bıraktığını, daha sonra bu senetlerin imzalanmış şekilde kendisine getirildiğini, borç ödenmeyince de vadesi gelen senetleri icra takibine konu ettiğini, senetleri kimin imzaladığını bilmediğini, hatta bu senetlerden bir tanesini de müşteki M.. Ş..’ın ödediğini savunması, ayrıca sanık M.. A..’ün suça konu senetlerden vadesi gelmiş olan iki adedini başka bir kimseye devretmeksizin icra takibine koyması karşısında; adı geçen tanık ifadesi dışında Sanık M.. A..’ün atılı suçu işlediğine dair kesin, somut ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

3-Kabule göre de;

a) 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesinin uygulanabilmesi için “bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” gerektiği, suça konu senetlerin sanık M.. A.. tarafından bir bütün halinde getirilip, diğer sanık A.. Ş.. tarafından da müştekiler N.. Ş.. ve M.. Ş.. adına imzalanarak aynı anda oluşturulduğu, senetlerden iki adedi ile ilgili olarak başlatılan icra takibine sanık A.. Ş..’ın herhangi bir iştirakinin bulunmadığı ve bu senetleri farklı zamanlarda düzenlediği veya kullandığına dair delil de elde edilemediği cihetle; 43/1. maddesi uyarınca fiilin aynı anda işlendiğinin kabul edilmesi gerekliliği karşısında, 43. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı, eylemin kül halinde 5237 sayılı Yasanın 204/1. maddesinde öngörülen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı ancak sanığın güttüğü amaç ve saik, suç konusunun önemi, kastın yoğunluğu ve sahte belge çeşitliliği dikkate alınarak temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayini gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde, sanık A.. Ş.. hakkında kurulan hükümde suçun zincirleme şekilde işlendiğinin kabulü ile temel cezanın 43. maddesi uyarınca arttırılması suretiyle fazla ceza tayini,

b) Dosya kapsamından, sanık M.. A..’ün suça konu senetleri, diğer sanık A.. Ş.. ve müştekiler tarafından da kısmen doğrulanan aralarındaki un alışverişine karşılık olarak sanık A.. Ş..’a imzalatıp vadesi gelen iki adet senedi de icra takibine konu ettiğinin anlaşılması karşısında; sanığın üzerine atılı eylemin 5237 sayılı TCK’nun 211. maddesi kapsamında “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı amacıyla resmi belgede sahtecilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde değerlendirilip tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sonuç: Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02.02.2015 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/21183 Karar: 2014/13346 Tarih: 03.07.2014

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.

Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.

Sanık M.’un, kendisi ve aile fertlerine ait toplamda 10 adet yeşil kart sağlık cüzdanını ilaç kaydı yaptırmak için Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü Yeşil Kart Bürosuna gittiği, yapılan incelemede sağlık karnelerinin 2. ve 3. bölümündeki 10/03/2007 ve 10/03/2008 tarihli vizelerin sahte olduğunun tespit edildiği, sanık M.’un savunmasında, sağlık karnelerini Diyarbakır Devlet Hastanesi bahçesinde diğer sanık Ş.’a verdiğini, vize işlemlerini yaptığını,bir yıl sonra tekrar sanık Ş.’la irtibata geçerek vize süresini bir yıl daha uzattığını beyan ettiği, sanık M. ve ailesi tarafından sahte vizeli yeşil kartlar kullanılarak toplamda 1.119,98TL ilaç gideri ve 3.437,81TL hasta muayene gideri olarak kurum zararının bulunduğu, bu şekilde her sanığın birlikte resmi belgede sahtecilik, sanık M.’un da nitelikli dolandırıcılık suçlarını işledikleri, iddia ve kabul olunan somut olayda;

Dicle Kaymakamlığı’ndan suç tarihi itibariyle sanık M.’un yeşil kart alma hakkının bulunup bulunmadığının sorulması üzerine verilen 13.11.2009 tarihli cevabi yazıda sanık Mahmut’a yeşil kart verilmediğinin belirtilmesi karşısında, sanık M. ve ailesi tarafından uzun süre sağlık karneleri kullanılarak muayene olunduğu ve ilaç alındığı, şayet sağlık karnelerinin külliyen sahte olması durumunda bu hususun muayene sırasında veya Yeşil Kart Bürosuna müracaat esnasında anlaşılması gerektiği, sanık M.’un ilaç kaydı yaptırmak için yeşil kart bürosuna bizzat başvurması üzerine yakalanmış olması da dikkate alınarak; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından, öncelikle Diyarbakır İl İdare Kurulu’ndan sanık M. ve ailesinin suç tarihi itibariyle yeşil kart alma haklarının olup olmadığı ve dosya arasında fotokopileri bulunan yeşil kartların gerçek olup olmadığının sorulması, yeşil kart sağlık karnelerinin gerçek olması durumunda, suç tarihi itibariyle yeşil kartların üzerlerine yazılan geçerlilik sürelerinin bilgisayar ortamında kaydedilmesinin zorunlu olup olmadığı, yeşil kart sağlık karnelerinin provizyon sistemine tabi olup olmadıkları hususları araştırılıp sonucuna göre yeşil kart sağlık karnelerinin kullanılabilmesi için uzatılan vize sürelerinin bilgisayar sistemine kaydedilmek suretiyle işlemesinin gerekli olduğunun bildirilmesi halinde sahte vize işleminin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olup olmayacağı ve buna göre aldatma yeteneğinin ne şekilde oluşacağının tartışılması ve sanık M. ve ailesinin yeşil kart alma koşullarını yitirmemiş olmaları durumunda eylemin 5237 sayılı TCK’nun 211. maddeleri kapsamında kalıp kalmadığı da tartışılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de;

5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının (e), (f) (j) ve (k) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Bu açıklama kapsamında sonuç adli para cezasının gün karşılığı belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde doğrudan haksız elde olunan menfaatin iki katı esas alınmak suretiyle karar verilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık M. müdafii ve sanık Ş.’un temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.07.2014 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/27271 Karar: 2014/11081 Tarih: 05.06.2014

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1- Sanığın, bankadan kredi almak için sahte maaş bordrosu düzenlediğinin iddia ve kabul olunduğu olayda; aşamalarda suça konu belgeyi bankaya verdikten sonra banka tarafından teyit amaçlı şirketin telefonla arandığını savunması, sanık müdafiinin de temyiz dilekçesinde; sanığın sahte olarak düzenlediği iddia olunan bordroda gösterilen maaş miktarını gerçekte de aldığını belirtmesi karşısından öncelikle ilgili bankadan sanığın kredi başvurusu akabinde teyit amaçlı katılan şirketin aranıp aranmadığı hususunun sorulması uygulamasının bu tür başvurularda mutat olup olmadığının belirlenmesi mutat olduğunun belirlenmesi durumunda, belgenin sahte olduğunun anlaşılacağının muhakkak olması nedeniyle, belgenin aldatma kabiliyetinin bulunmadığının gözetilmesi, uygulamanın mutad olmadığının yani kuşku üzerine belgenin doğruluğunun sorulduğunun belirlenmesi durumunda; suça konu belge bankaya sunulmasa bile kredi verilip verilmeyeceği şirketten suç tarihinde sanığa yapılan ödemelere ilişkin belgeler var ise bunların getirtilmesi, şayet banka aracılığı ile ücretler ödeniyorsa ilgili bankadan ödemelere ilişkin belgelerin araştırılmasından sonra sanığın gerçekten suça konu belgedeki belirtilen maaşı aldığının saptanması durumunda, 5237 sayılı TCK’nun 211. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının tartışılması suça konu belge bankaya sunulmasa bile kredi verilip verilmeyeceği de araştırılarak eylemin “faydasız sahtecilik” kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabule göre de;

a-) Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 gün ve 2008/25-13 sayılı kararında açıklandığı üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 5271 sayılı CMK’nun 231/6-c madde ve bendinde işaret olunan zarar kavramanın kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenebilir, ölçülebilir maddi zararlara ilişkin olduğu, zarar koşulunun ancak zarar suçlarında dikkate alınması gereken bir unsur olduğu, somut olayda; sanık, kredi almak için sahte olarak düzenleyip bankaya sunduğu gelir durumunu gösterir belge ile katılan şirketi ne şekilde somut zarara uğrattığı açıklanıp gösterilmeden engel teşkil eden sabıka kaydı da bulunmayan sanık hakkında, “katılan şirketin zararlarını karşılamamış olması” yönündeki yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

b) Sahtecilik suçlarında mağdur suçun maddi unsurunun hedef aldığı kişi olup, suçun konusunu oluşturan ve bankadan kredi alabilmek amacıyla sahte olarak düzenlenen sanığın ne kadar maaş aldığını gösterir belgenin katılan şirkete karşı kullanılmaması nedeniyle yüklenen özel belgede sahtecilik suçundan şikayetçi şirketin doğrudan zarar görmediği ve kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı gözetilmeden, katılma kararı verilerek lehine vekalet ücretine hükmolunması,

Sonuç: Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.06.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas: 2011/7894 Karar: 2013/9165 Tarih: 03.06.2013

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde daha az cezayı gerektiren hal olarak düzenlenen 5237 Sayılı T.C.K.nun 211. maddesindeki hafifletici nedenin uygulanabilmesi için fail gerçek olan bir olayın kanıtlanmasını sağlamak amacıyla hareket etmiş olmalı, kanıtlanmak istenen olayın doğruluğu veya gerçekliği koşul olmayıp, failin iyi niyetle bu olayın doğruluğuna inanması yeterlidir. Buna göre; sanığın aşamalardaki savunmalarında, şikayetçinin işyerinde 2003 yılı Aralık ayından itibaren 9 ay süreyle aylık 1 milyar TL maaş ödenmesi şartıyla müdür olarak görev yaptığını, müştekinin kendisine sadece 600 milyon TL ödediğini, aynı zamanda müştekinin ricası üzerine emekli maaşından kesilmek üzere T.C. Ziraat Bankasından 3 Milyar kredi çekerek müştekiye verdiğini, 2004 Yılı Ağustos ayında işten ayrıldıktan sonra müştekinin suça konu çeki üzeri yazılı şekilde kendisine verdiğini savunması, müştekinin işyerinde çalışan tanıklar R. D. ve A. D. Ş.’ın sanığın müdür olarak çalıştığını beyan etmeleri karşısında; maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti ve sanığın hukuki durumunun tayini bakımından, müştekinin sahibi olduğu … Turizm Emlak Gıda Paz. Ltd. Şirketinin 2003 ve 2004 yıllarına dair defter ve belgeleriyle resmi kurumlara verdiği beyannameleri getirtilip sanığın şirket adına işlem yapıp yapmadığı, müştekinin sanık adına SGK’ya bildirimde bulunup bulunmadığı, sanığın emekli maaşından kesilmek üzere T.C. Ziraat Bankasından kredi alıp almadığı araştırılıp, sonucuna göre sanığın eyleminin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 Sayılı 347. ( 5237 Sayılı 211. ) maddelerindeki “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla resmi belgede sahtecilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağı da karar yerinde tartışıldıktan sonra hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 03.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/4519 Karar : 2018/345 Tarih : 16.01.2018

  • TCK 211. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

1-Sanığın, aralarındaki ticari ilişki sonucu katılandan almış olduğu 1100 TL değerindeki bononun bedel hanesinde rakamları ilave yoluyla tahrifat yapmak suretiyle senet bedelini 11.000 TL olarak değiştirip tahsil için Dilovası Akbank şubesine verdiği iddia edilen somut olayda; İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarında yapılan inceleme neticesinde senet bedelinin rakamla yazıldığı kısımda 11.000 rakamlarının sol başındaki 1 rakamının sonradan ilave edilmiş olduğunun tespit edilmesi; sanığın aşamalarda alınan savunmasında istikrarlı şekilde senette tahrifat yapmadığını, suça konu 13/01/2012 düzenleme tarihli, 13/02/2012 vade tarihli 11.000TL bedelli bononun katılanın kendisinden aldığı hayvan yemleri karşılığında düzenlendiğini, yine kendisinden alınan klimanın bedelinin ödendiğini, ödemeye ilişkin şerhin senede de yazıldığını ancak hayvan yemlerinin ödendiğine ilişkin hiç bir ibarenin bulunmadığını, katılanın da ödemeyi ispatlayamadığını, suça konu senedi katılanın getirdiğini, suçtan kurtulmak için tahrifatı da katılanın yaptığını savunarak senetlerin düzenlenme nedeni olan faturaları dosyaya ibraz etmesi; faturaların incelenmesinde klima ve buzdolabına ilişkin 1100 TL bedelli faturanın 15/03/2011 tarihli, hayvan yemine ilişkin 11.000 TL bedelli faturanın ise suça konu bononun düzenlenme tarihi ile uyumlu olacak şekilde 13/01/2012 tarihli olduğunun anlaşılması; katılanın, sanıktan almış olduğu 1100 TL değerindeki klima karşılığında sanığa senet verdiğini, sanığın 1100 TL lik olan senet bedelinin 11000 TL haline dönüştürdüğünü, sanıktan 8,500 TL’lik yem aldığını, bunun için de senet yaptığını, ancak bu senedi ödediğini beyan ederek sanıktan şikayetçi olması; katılanın Adli Tıp Kurumundan alınan uzmanlık raporu üzerine beyanını değiştirerek, bu kez 1000TL değerindeki senedin 11000 TL haline dönüştürüldüğünü beyan etmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması bakımından; suça konu bononun kısmen veya tamamen boş şekilde mi, üzeri doldurulmuş şekilde mi verildiğinin sanık ve katılandan ayrı ayrı sorulması; bono üzerindeki yazıların sanığın eli ürünü olup olmadığı hususunda bilirkişiden rapor alınması; suçun sübutu halinde, taraflar arasında gerçekleşen hayvan yemi satımına ilişkin borç miktarının araştırılarak katılanın borcunu ödeyip ödemediğinin tespit edilmesi; sonucuna göre eylemin TCK’nın 211. maddesi kapsamında “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı amacıyla resmi belgede sahtecilik” suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılması gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-Kabule göre de;

a) Sahte olduğu iddia edilen senet aslı duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle, özellikleri tutanağa geçirilerek, yasal unsurları taşıyıp taşımadığı tartışılıp senet aslı denetime olanak verecek biçimde dosya içerisinde bulundurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi,

b)5237 sayılı TCK’nun 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS