0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

TCK Madde 150

(1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.



TCK Madde 150 Gerekçesi

Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 308 inci maddesinde tanımlanan ve “ihkakı hak” veya “kendiliğinden hak alma” diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.


TCK 150 (Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/3899 Karar: 2018/206 Tarih: 22.01.2018

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

TCK’nın 61. maddesineTCK’nın 61. maddesine aykırı olarak, 168. maddenin 31/2. maddeden 31/2. maddeden önce uygulanması, sonuca etkili bulunmadığından;

5237 sayılı TCK’nın 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCK’nın 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlamak dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığı” nın 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ve suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinimi kadar, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği; somut olayda sanığın yakınandan tehdit ile 20 TL para ve sigara istediğinin anlaşılması karşısında, koşulları oluşmadığı halde aynı Yasanın 150/2. maddesiyle cezadan indirim yapılması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

TC. Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 sayılı CMK’nın 150,, 234, 239. maddeleri ile 5320 sayılı Yasanın 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanık için baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunman ücretlerinin sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretlerin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretlerinin sanıktan alınmasına hükmedilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından zorunlu savunman ücretine dair yargılama giderinin tahsiline ilişkin bölümün çıkarılması suretiyle, eleştiri dışında, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/12316 Karar: 2018/183 Tarih: 18.01.2018

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülerek yapılan incelemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, hükümlü … savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğname gibi ONANMASINA, üye …‘in karşı oyu ile oyçokluğuyla 18/01/2018 tarihinde karar verildi.

Muhalif

Karşı Oy:

Yağma suçunda yalnız mülkiyet veya zilliyet hakkı değil hürriyet hakkı ve beden tamlığı hakkına da taarruz edildiği ve ferdin kendisini müdafaası adeta tahrip edilmektedir.

Yağma suçu, 765 sayılı ve 5237 sayılı mal varlığına karşı suçlar bölümünde yerini almıştır.

Yağma, mal varlığına karşı suçların en tehlikelisi ve özel şeklidir. 5237 sayılı TCK’nun 148. maddesinde basit yağma,

5237 sayılı TCK’nun 149. maddesi nitelikli yağma hallerini,

i5237 sayılı TCK’nun 150. maddesi ise daha az cezayı gerektiren yağmanın nitelikli halini düzenlemiştir.

5237 sayılı TCK’nun 150/2. maddesi ise; yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle verilecek ceza 1/3’den, 1/2’ye kadar indirilebilinir denilmektedir.

765 sayılı da yağma suçları dışında diğer mala karşı suçlarda hafif, pek hafif ölçüt ve yasada gösterilen belli oranda indirmeyi düzenleyen 522. maddesi bulunmaktaydı. Yağma suçları ile ilgili 765 sayılı bulunmayan ve tamamen yeni bir yasa normu 5237 sayılı TCK’nun 150/2. maddesi ile getirilmiştir. (765 sayılı TCK’nun 522. maddesi ile tek benzer noktası cezayı indirmesidir.)

5237 sayılı TCK’nun 150/2. maddesi ile indirim yapılabileceği ve bu kuralın uygulanabilirliği (değer azlığını) takdir ve değerlendirme ile indirim oranının buna bağdaşık seçimi de tamamen hakimin takdirine bırakılmıştır. Ancak keyfilik yolu kapalıdır.

Hakimin takdiri adalet ölçütü içinde olmalıdır. Hakim neyin hukuka aykırı olduğunu yasa koyucunun iradesine bakarak belirler. Çünkü hukuk ortak vicdanı yansıtmakta ve ortak vicdana aykırılık cezai müeyyideye bağlanmaktadır. Kanunların birinci işlevi yaşamsal menfaatleri korumak, toplumun huzurunu sağlamaktır.

TCK’nun 150/2. maddesindeki değer azlığı kavramı bir şeyin para ya da benzer şeylerle ölçülebilen, gerekenden, alışılmıştan, umulandan her zamankinden eksik, çok olmayan nicelik ve nitelik değer bakımından düşük, yetersiz bir şeyin almasını içermekte ve vurgulamaktadır. Bu hali ile 145. maddesinden de ayrılmaktadır.

Kanun koyucu yağma suçunun konusu malın değer azlığını belirleme gibi indirim oranının olaydaki mevcut koşullara göre seçip, tayin ve takdir yetkisini hakime bırakmıştır. O halde hakim olayın özelliği, sanığın ihtiyaç ve şiddetli arzusunun tatmin amacıyla değerin gerçekten az kabul edilecek malın yağması halinde veya özgülenerek ayrıştıran iradesinin saptanmasından sonra yasal ve yeterli gerekçeler ile 150/2. maddesindeki normu uygulayabilir. Suçun işlendiği tarihteki malın değerinin alışılmışın dışı, umulandan, her zamankinden eksik ve çok olmayan, nicelik ve nitelik bakımından düşük, yeterli kavramda kalmayan yakınanın malı yağmalaması olayında 5237 sayılı TCK’nun 150/2. maddesinin uygulama koşulları bulunmadığından hükmün bozulması inancıyla sayın çoğunluğun onama düşüncesine iştirak olunmamıştır.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/12844 Karar: 2017/4604 Tarih: 14.11.2017

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

“Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun taktirine göre; suçun sanık tarafından işlendiği kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Sanığın gündüz sayılan zaman diliminde mağdurun çalıştığı alşveriş mağazasına geldiği, 60.00.YTL değerindeki kazağı çalarak üzerine giydiği, kazağın üstündeki barkodu optik okuyucudan geçirmediğinden mağazadan çıkarken kapı alarmının çaldığı, mağdurun sanığı kovalamaya başladığı, takip sırasında başka bir iş merkezine giren sanığın emanete kayıtlı bıçağı peşinden gelen mağdura doğrultarak ‘‘yaklaşma vururum’’ dedikten sonra olay yerine gelen güvenlik görevlilerince yakalandığının anlaşılması karşısında; Eylem tamamlandığı halde sanık hakkında 5237 Sayılı Kanun’un kalkışmaya dair 35. maddesiyle uygulama yapılması;

2- ) 5237 Sayılı TCY’nın 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının 765 Sayılı TCY’nın 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 Sayılı yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, koşulu bulunmadığı halde, 150. maddenin 2. fıkrasına düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek sanığın cezasından indirim yapılması;

3- )Sanık hakkında, 5237 Sayılı TCY’nın 58/6-7.maddeleri gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ve cezanın yerine getirilmesinden sonra denetimli serbestlik tedbirlerinin uygulanmasına esas alınan ve 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 108/2. maddesinin uygulanmasına dayanak oluşturacak hükümlülüğün kararda gösterilmemesi,

4- ) 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 108.maddesinin ( 4 ), ( 5 ) ve ( 6 ).fıkralarında ‘‘Hakim, mükerrir hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirler. Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde, koşullu salıvermeye dair hükümler uygulanır. Hakim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına karar verebilir’’. Denmiştir. Denetim süresini belirleme ve gerektiğinde uzatma görevi, hükmü veren Mahkemeye değil, hükümlünün infaz aşamasındaki davranışlarını da değerlendirerek koşullu salıverme ile ilgili kararı verecek olan Mahkemeye aittir. Buna göre hükümlülük kararında mükerrir olan sanık hakkında 5237 Sayılı TCY’nın 58/7.maddesi gereğince “mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına” karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken, denetimli serbestlik tedbirinin süresinin de belirlenmesi” gerekçesiyle sanık hakkında 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CUMK’un 326/ son maddesinin gözetilmesi suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma sonrası Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi 18.10.2012 gün ve 2012/355 Esas, 2012/432 Karar sayılı kararı ile;

“Müşteki … Beyanında; sanığın mağazalarına girip erkek reyonuna çıktığını, üzerine giydiği kazağın kasadan geçmemesine rağmen kapıdaki sensörlerin uyarı verdiğini, bunun üzerine kaçan sanığı kovalamaya başladıklarını, sanığın yakalanacağını anlayınca bıçağını göstererek “üzerime gelme” dediğini, korkup geriye çekildiğini, o sırada gelen polislerin sanığı yakaladığını, sanık hakkında şikayetçi olmadığını beyan etmiştir.

Mahkememizce yapılan yargılamada; sanığın hırsızlık şeklinde başlayan eyleminin silahlı yağmaya teşebbüs suçuna dönüştüğünden bahisle mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.

Sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 07.03.2012 tarih, 2008/7306 Esas 2012/4109 Karar sayılı ilamı ile sanığın güvenlik güçlerince yakalandığından bahisle yağma eyleminin tamamlandığı, değer azlığı indiriminin yargılama konusu olayda uygulanamayacağı, tekerrüre esas sabıka kaydı detaylarının kararda gösterilmediği ve tekerrür hükmü uygulandıktan sonra denetim süresinin belirlenmemesi gerekirken belirlendiğinden bahisle kararın bozulduğu anlaşılmıştır.

Mahkememizce bozma ilamı sonrasında yapılan yargılamaya sanık ve mağdur usulüne uygun çağrı belgesine rağmen katılmamış, sanığın kazanılmış hakları gözetilerek daha ağır bir ceza verilmesi mümkün görülmediğinden yargılamaya devam edilmiştir.

Bozma ilamı sonrasında duruşmaya katılan sanık müdafii önceki kararda direnilmesini talep etmiş, bu talep iddia makamınca da tekrar edilmiştir.

Mahkememizce yapılan yargılamada hırsızlık olarak başlayan eylemin yağmaya teşebbüs suçuna dönüştüğü, yağmalanmak istenilen ancak ısrarlı takip sonucunda yakalanan sanığın üzerinde bulunan kazak nedeni ile değer azlığı indiriminden yararlanması gerektiği anlaşıldığından, bozma ilamında yer alan tekerrüre esas alınan sabıka kaydı ayrıntılarına kararda yer verilip, 53. madde uygulaması değiştirilerek diğer bozmalar yönünden önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir.

Yapılan yargılamada sanığın mağdura ait mağazaya gelip üzerine giydiği kazağın parasını ödemeden mağazadan çıkmak isterken kapı sensörlerinin uyarısı üzerine kaçmaya başladığı, durumu fark eden mağaza çalışanlarının sanığı kıstırdıkları, bunun üzerine sanığın bıçakla kendisini takip edenlere karşı koyarak eylemini yağmaya dönüştürdüğü hususunda tereddüt bulunmaktadır, ancak yağma eyleminin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı ayrıca tartışılmalıdır, her ne kadar Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma ilamında sanığın polis tarafından yakalanmış olması nedeni ile eylemin tamamlandığından bahis edilmiş ise de sanığın polis ya da bir başkası tarafından yakalanmış olmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. Zira, sanık hırsızlık amacıyla başladığı eylemde olayın farkedilmesi üzerine iş yerinin kapısından çıkarken farkedilmiş, iş yeri çalışanlarınca ısrarlı takip sonucunda sıkıştırılmış, yakalanacağını anlayan sanık bıçağıyla kendisini yakalamaya çalışan kişileri tehdit edince araya bir zaman dilimi girmeksizin olay yerine gelen polisler tarafından yakalanmıştır. Bu sebeple sanığın yağmaladığı malı hakimiyet alanına geçirdiğini ve eylemin tamamlandığını ileri sürmek mümkün değildir. Kaldı ki yine mahkememizde yargılama konusu yapılan bir başka eylemde benzer bir olayda Yargıtay 1. Ceza Dairesince eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmiştir ( İlgili karar dosya içeriğine eklenmiştir ). Mahkememizde yaptığı yargılama sonucunda eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı kanaatine ulaşmış, bozma ilamına bu açıdan direnmiştir.

Mahkememizce verilen kararın ayrıca “malın değerinin azlığı” indiriminde bulunulması nedeni ile de bozulduğu anlaşılmıştır. Bozma ilamında 5237 Sayılı TCK’nın 150/2 fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının 765 Sayılı TCK’nın 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddeninde cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 Sayılı Yasaya özgü ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarakta gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda uygulanabileceğinden bahis edildiği anlaşılmıştır.

Yargılama konusu olayda, sanığın mağazadan sadece bir kazak aldığı tartışmasızdır. Bozma ilamında bozma gerekçesi olarak belirtilen daha fazlasını alma imkanı varken yalnızca gereksinimi kadar şeyi alma kıstasının somut olayda gerçekleştiği açıktır. Her ne kadar bozma ilamında bu unsurun gerçekleşmediği iddia edilmiş ise de, kazaklarla dolu olan iş yerinden sanığın sadece bir kazakla yetinmeyip daha fazlasını alma imkanı varken sadece kanlı kazağını değiştirme istemi ve gereksinimi kadar bir kazağı üzerine giyerek aldığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple sanığın özgülenen kastının da ihtiyacı olan tek bir kazağa yönelik olduğu, başkaca bir şeyi almaya çalışmayan sanığın davranışlarından anlaşılmaktadır. Kaldı ki bir kazağın değerinin de günün ekonomik koşulları karşısında az kabul edilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Bu sebeplerle bozma gerekçesi yapılan ve TCK’nın 150/2. maddesinin uygulanabileceği hallerini gösteren hususları gerçekte somut olayda oluştuğu anlaşıldığından sanık hakkında değer azlığı indirimi yapılması gerektiği düşünülmüş, yine bu hususta da önceki kararda direnilmesi yoluna gidilmiştir.” demekle ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.

Bu hükmün sanık … savunmanı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istekli 16.09.2014 gün ve 2013/375443 Sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilen dosya, 02.12.2016 gün, 29906 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 36. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 307/3. maddesi gereğince yeniden incelenerek değerlendirilmiş ve karara bağlanmıştır.

KARAR : Diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1- )Oluş ve dosya kapsamına göre, sanığın gündüz sayılan zaman diliminde mağdurun çalıştığı alşveriş mağazasına geldiği, 60.00.YTL değerindeki kazağı üzerine giydiği, kazağın üstündeki barkodu optik okuyucudan geçirmediğinden mağazadan çıkarken kapı alarmının çaldığı, mağdurun sanığı kovalamaya başladığı, takip sırasında başka bir iş merkezine giren sanığın emanete kayıtlı bıçağı peşinden gelen mağdura doğrultarak ‘‘yaklaşma vururum’’ dedikten sonra olay yerine gelen güvenlik görevlilerince yakalandığının anlaşılması karşısında; Eylem tamamlandığı halde sanık hakkında 5237 Sayılı Kanun’un kalkışmaya dair 35. maddesiyle uygulama yapılması;

2- ) 5237 Sayılı TCY’nın 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının 765 Sayılı TCY’nın 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 Sayılı yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, koşulu bulunmadığı halde, 150. maddenin 2. fıkras 2. fıkrasına düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek sanığın cezasından indirim yapılması, bozmayı gerektiğinden, mahkemenin kararının gerekçe ve sonuçları itibariyle yerinde görülmediğinden bozulmasına dair;

Dairemizin 07.03.2012 gün ve 2008/7306 Esas, 2012/4109 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18.10.2012 gün ve 2012/355 E. 2012/432 K. sayılı ilamındaki direnme kararı yerinde görülmediğinden,

SONUÇ : CMK’nın 307/3.maddesi gereğince, mahkemenin direnme kararı konusunda karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 14.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/5264 Karar: 2017/4006 Tarih: 02.11.2017

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Sanıkların fındık çuvallarını alıp giderken, mağdurun sanıkları durdurması üzerine sanık …‘in mağdura yumruk vurmasıyla yağma suçunun tamamlandığı, fındıkların akıbeti konusunda tanık anlatımlarına başvurulmasının sonuca etkili olmadığı anlaşıldığından, tebliğnamedeki bozma isteyen düşünce benimsenmemiştir.

“Değerin azlığının” 5237 Sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, mağdur …‘ya karşı işlenen yağma suçu yönünden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması karşı temyiz bulunmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Mahkemece 5271 Sayılı Yasa’nın 150/3. maddesi uyarınca, sanığın savunmasını yapmak üzere zorunlu savunmanın görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin yaşı küçük sanıklara, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı şekilde yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “sanıklara soruşturma ve kovuşturma aşamasında atanan müdafii giderleri 1.998 TL’nin sanıklardan tahsiline” dair bölümün çıkartılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 02.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/834 Karar: 2017/1476 Tarih: 25.05.2017

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

I- )Sanık hakkında, yakınana alacağı tahsil amacıyla tehdit suçundan; sanıklar hakkında, yakınana karşı yağma suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;

TCK’nın 53.maddesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, bu hususun infazda gözetilmesi olanaklı görülmüştür.

19.02.2007 günü saat 12:00 sıralarında sanıkların, yakınanı araca silah tehdidi ile bindirdikten sonra, cebinde bulunan 700-800 TL civarında para ile cep telefonunu aldıkları, bir müddet araçla ilerleyip, yakınanı yol kenarında bıraktıkları esnada telefonunu iade ettikleri, sonrasında yakınanı arayarak kamyonetini bıraktıkları yeri bildirdiklerinin anlaşılması karşısında; kısmi iade sebebiyle yakınandan rızası sorularak, 5237 Sayılı TCK.nun 168. maddesinin uygulama koşullarının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi; sanık hakkında, Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2003/1063 esas ve 2005/370 Sayılı kararı ile tekerrüre esas eski hükümlülüğü bulunduğu ve koşulları oluştuğu halde, 5237 Sayılı TCK.nun 58. maddesinin uygulanmaması kanuna aykırı ise de; anılan hususlar karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanıklar savunmanlarının ve diğer sanığın temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,

II- ) Sanıklar hakkında, yakınana karşı alacağı tahsil amacıyla tehdit suçundan kurulan hükmün incelenmesine gelince;

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- )Yakınan ile aralarında 5237 Sayılı TCK’nın 150/1. maddesi anlamında bir hukuki ilişki ve bu ilişkiye dayanan alacak bulunmayan sanıkların, aralarındaki ticari ilişki sebebiyle yakınandan alacaklı olan sanığın azmettirmesi sebebiyle yakınana ait sigaralara el koymaya yönelik eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde alacağın tahsili amacı ile tehdit suçundan hüküm kurulması,

2- ) Kabule göre de; sanık hakkında, Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2003/1063 esas ve 2005/370 Sayılı kararı ile tekerrüre esas eski hükümlülüğü bulunduğu ve koşulları oluştuğu halde, 5237 Sayılı TCK.nun 58. maddesinin uygulanmaması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar savunmanlarının ve sanığın temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle istem gibi BOZULMASINA, sanıkların ceza süresi bakımından kazanılmış hakkının CMUK’nın 326.maddesi gereğince korunmasına, 25.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/49405 Karar: 2017/8061 Tarih: 16.03.2017

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

A- ) Sanık hakkında tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara karşı yalnızca itiraz yolu açık ve dolayısıyla yapılan başvurunun bu doğrultuda değerlendirilmesinin gerekli bulunduğu,

Anlaşıldığından, katılan vekilinin tebliğnameye uygun olarak, temyiz davası istemi hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,

B- ) Sanıklar hakkında tehdit suçundan kurulan hükümlere yönelik temyize gelince,

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

İddianame ve dosya içeriğine göre, katılanın kendisinin de kabul ettiği şekilde, sanığa borcunun bulunduğu, sanığın oğlu diğer sanığı ( hakkında tehdit suçundan mahkumiyet kararı verilip hükmün açıklanması geri bırakılan damadı ile birlikte ) bu alacağı tahsil için katılana gönderdiği, sanığın oğlunun katılana “para için geldik, verecekmisin vermeyecekmisin, vermezsen biz nasıl alacağımızı biliriz” dediğinin iddia edilmesi karşısında, kanıtlanması halinde, sanığın oğlu diğer sanığın eyleminin TCK’nın 150. maddesinde gösterilen hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit, sanığın eyleminin ise bu fiile azmettirme suçunu oluşturabileceği, bu suçları niteleme ve kanıtları değerlendirme görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden sair yönler incelenmeden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 16.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/10021 Karar: 2017/249 Tarih: 19.01.2017

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Belli günde Hakimler Kurulu duruşma salonunda toplanarak Yargıtay Cumhuriyet Savcısı hazır olduğu halde oturum açıldı.

Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekaletnameye dayanarak sanık … adına gelen vekili huzura alınarak duruşmaya başlandı.

Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık … hakkında DURUŞMALI inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.

Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.

Sanık müdafii temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün BOZULMASINI istedi.

Sanık müdafii 4 sayfalık tebliğnameye itiraz dilekçesi sundu. Alındı, okundu, dosyasına konuldu.

Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.

Son sözü sorulan sanık müdafii savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşmanın 01.02.2017 Çarşamba günü saat 09.30’a bırakılmasına oybirliğiyle karar verildi.

Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenerek gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu:

Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan dolayı 5271 Sayılı CMK’nın 231 . maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itirazı kabil kararlardan olup temyiz yeteneğinin bulunmadığı anlaşıldığından, sanık ile müdafiin anılan hükme yönelik temyiz istemi 264. maddesi hükmüne göre itiraz niteliğinde kabul edilip gerekli karar merciince mahallinde verileceğinden ve 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 Sayılı Kanun’un 26. maddesiyle 5320 Sayılı Kanuna eklenen geçici 2. madde ile hapis cezasından çevrilenler hariç sonuç olarak hükmedilen 3.000 TL’ye kadar (3.000 TL dahil) para cezaları kesin nitelikte olup, sanık … hakkında kasten yaralama suçundan verilen cezanın tür ve miktarı itibariyle kesin olan hükmün temyizi mümkün bulunmadığından, incelemenin sanıklar haklarında diğer müsnet suçlardan kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Sanıklar …, … ile … haklarında nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve sanık … hakkında tehdit suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık … hakkında yağma suçundan verilen beraat kararının incelenmesinde,

Tüm dosya kapsamına göre, sanıkların olay günü hürriyetinden yoksun kıldıkları mağdurun makatına şişe soktuklarının anlaşılması karşısında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hüküm kurulduğu sırada, koşulları oluştuğu halde 5237 Sayılı TCK’nın 109/5. maddesinin uygulanmaması ve sanık …‘ın mağdura yönelik gerçekleştirdiği nitelikli cinsel saldırı suçundan dolayı cezanın belirlenmesi sırasında hatalı şekilde TCK’nın 29. maddesi uyarınca indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, ayrıca mahkumiyet hükümlerinden sonra TCK’nın 53. maddesiyle ilgili olarak 24.11.2015 tarihli, 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamıyla verilen iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.

Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, beraati ve sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanıklar, müdafileri ile O Yer Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazları ile sanık … müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki savunmasının reddiyle, sanık … hakkında nitelikli yağma suçundan verilen beraat kararı ile sanıklar …, …, … haklarında nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve sanık … hakkında tehdit suçlarından kurulan kısmen re’sen de temyize tabi mahkumiyet hükümlerinin ONANMASINA,

Sanık … hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde,

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Tüm dosya kapsamına göre, sanıklardan …‘ın, mağdurdan araç alım satımından kaynaklı bir alacağı bulunduğu, mağdura ulaşamayan sanığın diğer sanık …‘dan bu hususta yardım istemesi üzerine …‘ın olay günü diğer sanıklarla aralarındaki anlaşma gereği mağduru arayarak buluşma ayarlayıp haber vermesi üzerine onların da buluşma yerine geldikleri ve …‘ın mağduru kendisiyle gelmesi hususunda ikna ederek araca bindirdiği sabit olmakla, mevcut haliyle …‘ın eylemini diğer sanıklarla beraber aynı suç işleme kararına bağlı olarak icra hareketlerini gerçekleştirmek suretiyle anılan suçun kanuni tanımında yer alan fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurduğu ve bu şekilde 5237 Sayılı TCK’nın 37. maddesi kapsamında müşterek fail olup eylemi diğer sanıklarla birlikte işlediği tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, aynı Kanunun 37, 109/2,, 109/3b maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine, oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle yardım eden kabul edilip cezasında TCK’nın 39. maddesine göre indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini,

Sanık … E. hakkında tehdit, kasten yaralama suçlarından ve sanık … hakkında tehdit suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

5237 Sayılı TCK’nın 150/1. maddesinde5237 Sayılı TCK’nın 150/1. maddesinde düzenlenen, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla yağma hükümlerinden ancak o hukuki ilişkinin tarafı olan sanığın yararlanabileceği, buna göre somut olayda mağdurla aralarında herhangi bir hukuki ilişki bulunmayan sanıklar … ile …‘in mağdura yönelik eylemlerinin bütün halinde yağma suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yazılı şekilde kasten yaralama ve tehdit suçlarından mahkumiyetlerine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıklar …, … , … ve müdafileri ile O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları ve … müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/35402 Karar: 2016/5455 Tarih: 24.06.2016

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Katılanın duruşmalı inceleme yapılmasını isteme yetkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, katılan vekilinin duruşmalı inceleme isteminin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE,

Katılan …‘in aşamalarda da tekrar ettiği şikayet dilekçesinde özetle: “… Firmamız makine, pamuk temizleme sistemleri imalatı yapan bir firmadır. ile temizleme grupları ile ilgili bir sözleşme sonucunda makine satışı yapılmıştır. Makineler firmaya teslim edildikten sonra rutin bakımlara başlanmıştır. 22.10.2011 tarihinde rutin bakım yapıldıktan sonra …‘ın oğlu … ile görüşüp rutin bakımın tamamlandığını, ‘ya döneceğimizi söyledik ve fabrikadan ayrıldık. Takriben 1 km kadar uzaklaştıktan sonra arkamızdan arabanın lambasıyla durmamız için ikaz geldi. Bu sırada saat 19.30 sıralarıydı. Biz ikaz ışığına istinaden sağa çektik ve durduk. Bize ikaz eden araç sayısının 2 araç olduğunu fark ettik. Araçlar bizim hareket etmemizi engelleyecek şekilde önümüzü kestiler. Birinci araçtan … indi ve ‘Nereye kaçıyorsun’ diye bağırarak küfrederek bana ve elemanlarıma vurmaya başladı. Bana daha fazla vurdukları için sol gözüm ve yanağım patladı. Daha sonra arabanın anahtarlarını elimden zorla alarak beni kendi araçlarına ite kaka zorla bindirdiler. Kendilerinden bir elemana anahtarı vererek, benim elemanlarımı da kendi aracıma bindirerek zorla bizi fabrikaya tekrar götürdüler. Bizi öldürmekle tehdit ettiler. Bu sırada elemanlarım … ve …‘e taşla vurdular. Benim elemanlarımı başka bir alana götürüp beni ayrı bir odaya kilitlediler. Bu sırada bana ve elemanlarıma sürekli küfretmeye devam ediyorlardı. Daha sonra iki … geldiler ve bana zorla senet imzalatmaya çalıştılar. Ben tehditlere, itip kakmalara, vurmalara dayanamayıp bana hazırladıkları açık senedi imzalamak zorunda kaldım. Ben şeker hastasıyım, şeker seviyemin çok yükseldiğini, ilacımı almam gerektiğini ve fenalaştığımı defalarca söylememe rağmen bana ilacımı alma fırsatı vermediler. En sonunda çok kötü olduğumu söyleyerek tuvalete gitmek için izin aldım. Tuvalete çıktığım zaman önce bir dostum olan …‘i aradım. O da bana polisi aramamı söyledi. Ben saat 22.20 sıralarında polisi aradım, fabrikada rehin tutulduğumu, güvenliğimin olmadığını söyledim. Polis bana mevkiiyi sordu ve jandarmayı aramamı söyledi. Ben de 2 dakika sonra jandarmayı aradım. Takriben 15-20 dakika sonra jandarma geldi. Jandarma geldiğinde ben içeriden bağırarak şikayetçi benim dedim ve beni dışarı çıkardılar. Jandarmanın yanına gidip şikayetçi olduğumu söyledim. Jandarmaya direndiler. Jandarma “direnirseniz kuvvet isterim, suç işliyorsunuz” dedi. Ben arabamın anahtarının alındığını Jandarmaya söyledim. Jandarma arabanın anahtarını getirmelerini istedi. M. oğlu C. anahtarı komutana uzattı. Komutan anahtarımı bana vererek ‘Sen dışarı çık’ dedi. Ben fabrikadan dışarı çıktım. 10 dakika kadar bekledim. Daha sonra komutan yürüyerek arabaya doğru geldi ve bana ‘Ya sen burada ne bekliyorsun, ortalıkta çok kötü şeyler olacak sen buradan kaç’ dedi. Ben ‘Şikayetimle ilgili tutanak tutmayacak mısınız” dediğimde ‘Ya sen kaç kurtul’ dedi. Tutanak tutmadığı için Jandarmadan şikayetçiyim.” şeklinde beyanda bulunduğu;

Tanıklar … ve …‘in aşamalardaki tüm beyanlarının katılanın beyanlarını destekler nitelikte olduğu; düzenlenen 28.10.2011 tarihli doktor raporunda katılanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandığının belirtildiği; dosya içerisinde mevcut bulunan ve tanıklar … ve … tarafından imzalanan olay yeri görgü tespit tutanağının olaydan uzunca bir süre sonra 09.01.2012 tarihinde tanzim edildiği,

Katılanın, olayla ilgili aradığını ileri sürdüğü, bir ölçüde oluşla ilgili katılanın anlatımlarına tanıklık eden arkadaşı …‘in bu yönde beyanının saptanmadığı gibi, katılanın olay tarihi itibariyle kullandığı cep telefonuna dair arama kayıtlarının da getirtilip incelenmediği anlaşılmaktadır. Ancak, dosyaya yansıyan delillere göre; katılanın sanıklar tarafından hürriyetinin tahdit edilip darp edildiği ve hakarete maruz kaldığı iddia ve iddiayı da teyit eden tanık ve dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerle sabit olduğu, diğer iddialar yönünden ise, …‘in tanık sıfatıyla yeminli beyanı alınıp, katılanın olay tarihi itibariyle kullanmakta olduğu cep telefonuna dair arama kayıtları getirtilip, dosya içerisinde mevcut imzalı protokol ve yukarıda ifade edilen diğer deliller de toplandıktan sonra, taraflar arasındaki hukuki ilişki göz önüne alınıp,sanıklar hakkında yağmanın basit halini oluşturan TCK’nın 150 /1.maddesinde yer alan suçun oluşup oluşmadığı yönündeki değerlendirme yapılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilip, yerinde yeterli olmayan gerekçeyle, sanıklara yüklenen tüm suçlar için yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan … vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle istem gibi BOZULMASINA, 24.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/32034 Karar: 2016/5337 Tarih: 22.06.2016

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-)Olay günü ilinde güneşin yaz saatine göre 20.17’de battığı ve gece vaktinin 21.17’de başladığı; mağdurun ifadesine göre yağma olayının saat: 21.00 sıralarında işlendiğinin anlaşılması karşısında; eylemin geceleyin gerçekleştirildiğine dair delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilip tartışılmadan 5237 Sayılı Kanun’un 149/1-h maddesiyle uygulama yapılması,

2-)5237 Sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150/2.maddesinin düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması,

3-)T.C. Anayasasının 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 Sayılı CMK’nın 150,, 234 ve 239 .maddeleri ile 5320 Sayılı Kanun’un 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanıklardan, yargılandığı suç sebebiyle baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunman ücretinin alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretlerinin yaşı küçük sanıklardan alınmasına karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 Sayılı 326/ son maddesi uyarınca sanıkların kazanılmış haklarının korunmasına, 22.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/28356 Karar: 2015/45441 Tarih: 26.11.2015

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Yağma suçunun silahla gece vakti işlenmiş olması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 149. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (h) bentlerinin ihlal edilmiş olması karşısında, aynı Yasanın 61. maddesi uyarınca alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi; “Değerin azlığının” 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150/2. maddesinin düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış,

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanıkların, hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53/1-a-b-c-d-e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına, ancak TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildikleri takdirde kendi altsoyları üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluklarının sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gezete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1. maddesi uygulanırken (b) bendinde yazılı “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

2- T.C. Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 sayılı CMK’nın 150,, 234, 239. maddeleri ile 5320 sayılı Yasanın 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanık için baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunmanın ücretinin yeterli ödeme gücü olmayan sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretinin sanık R.. B..’den alınmasına hükmedilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar M.. E.. ve R.. B.. savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından TCK’nın 53. maddenin uygulanmasına ilişkin bölümler çıkarılarak yerlerine, “Sanığın, kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden (a, c, d ve e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddede yazılı (a, c, d ve e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme, siyasi hakları ve aynı maddenin 3.fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar kullanamamasına; (c) bendinde yazılı kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini ve koşullu salıverilinceye kadar kullanamamasına cümlesinin yazılması ve sanık R.. B.. hakkında kurulan hüküm fıkrasından savunman ücretine ilişkin bölüm çıkartılarak, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek ONANMASINA, 26.11.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/6490 Karar: 2015/44849 Tarih: 13.11.2015

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Sanık N.. E.. hakkında tehdit ve kasten yaralama suçlarından verilen, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, yerinde Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 05/12/2014 tarih ve 2014/1134 değişik iş sayılı kararıyla yapılan itiraz üzerine değerlendirildiğinden temyiz kapsamı dışında bırakılarak yapılan incelemede:

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- B… B… H…. ile P… T… A.Ş. tarafından yapılan, S… K… İ… B..-P.. hattının yapımına ilişkin ihalenin sanık N.. E..’e ait olan E… İ… T…, T…, S…, T… L… ş… tarafından alındığı, bu şirketle, katılan Ş.. E.. ve tanık E.. B.. arasında 26/05/2010 tarihinde imzalanan sözleşmeye göre; tarafların S… K… İ… B…-P… hattının yapımı işi sürecinde, sermaye temininin, giderlerin ortaklaşa karşılanacağı, işin yönetiminin E… İnşaat şirketinde olacağı, malzeme, araç ve gerecin taraflarca temin edileceği, kar ve zarar dağılımının paylar oranında olacağı, SSK ve vergi giderlerinin taraflarca karşılanacağını taahhüt ettikleri, B… H… ile P… T… A.Ş. F… ve M… D… B…‘nın 13/08/2014 tarih ve 4… sayılı yazısı içeriğine göre, hak ediş olarak 1.442.305.41 TL ödemenin E… İ…. T…, T… S… T…. L…. Ş….nin banka hesabına gönderildiği, katılanın aşamalardaki ifadelerinde, 11/01/2013 günü sanıkların kendisini tanık B.. Ö..’in bulunduğu D… 2. Bölge’den alıp otomobile bindirdikleri, otonun arka koltuğuna bindiğinde sanıklar A.. E.. ve N.. U..’ın da otonun arka koltuğuna oturdukları, sanık N.. E..’ün yönetiminde ayrıldıkları, yolda sanık A.. E..’ün ‘Biz senin yüzünden zarar ettik.’ diyerek yüzüne yumruklarla vurduğunu, Abdi’nin cep telefonunu elinden alarak cebine koyduğu, E… yolu girişinde sanık N.. E..’ün aracı durdurup arkasına dönerek elde edilemeyen silahı doldur boşalt yaptığı ve göğüs hizasına silahla tutarak, “Seni öldüreceğim, bu zararları nasıl ödeyeceksin?” diyerek tehdit ettiği, sanıklar N.. E.., N.. U.. ve A.. E..’ün rızası hilafına K… B…. S…‘ta bulunan sanık Nurettin’e ait E… O…‘e götürerek otelin en alt bodrum katına indirdikleri, burada sanık N.. E..’ün kendisine iki kez yumrukla vurduğu, “Bu parayı temin et, yoksa seni öldürürüm, yoksa seni şu dipte bulunan odaya kapatırım, üç ay yemek su vermem, ölürsün!” diye tehdit ettiği, sanıkların kendisini otelin bir üst katına çıkartarak muhasebe bölümünde 30/10/2012 tanzim ve 04/12/2012 vade tarihli, borçlusu S… T… D… İ…. G.. Y…. S…. T….. L…. Ş…. O… 500.000 TL meblağlı ve 11/01/2013 düzenleme ve 11/01/2013 vade tarihli, borçlusu Ş.. E.. olan 500.000TL bedelli iki senet ile 26/05/2010 tarihinde tanzim edilen Sivas kompresör istasyonu b..-p.. hattı yapım işi hesaplamada doğan “1.000.000 TL” zararın %50 Ş.. E.. ve %50 E.. B.. tarafından ödeneceğine dair 11/01/2013 tarihli ek sözleşmeyi zorla imzalattıkları, şirketin kaşesini kullanması için sanıklar A.. E.. ve N.. U..’ın D… D… 2. B… M…‘ne tekrar götürdükleri, şirket senedine sanık A.. E..’ün kaşeyi vurduğu, cep telefonunu geri verdiği, sanıklar A.. E.. ve N.. U..’ın “Polise gidersen seni öldürürüz!” şeklinde tehdit ettikten sonra serbest bıraktıklarını iddia ettiği, makine mühendisi olan katılanın 11/01/2013 günü meydana gelen olayın üzerinden 24 saatten fazla bir zaman geçtikten sonra, 12/01/2013 günü akşam saatlerinde kolluk görevlilerine müracaat ederek sanıklar hakkında şikayetçi olduğu, taraflar arasında sözleşmeden kaynaklanan bir husumetin bulunduğu, dosya kapsamına ve tanık E.. B..’nun beyanlarına göre, katılanın ihale sonucu sanıkların şirketi ile imzaladığı 26/05/2010 tarihli protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getiremediği, mağdurun özgürlüğünün zorla kısıtlandığına ilişkin bir kanıtın bulunmadığı, otel çalışanları tanıklar M.. D.. ve M… Ç…‘un katılanın otelde zorla tutulmadığını beyan ettiklerinin anlaşılması karşısında; sanıkların eylemleri kabul etmemesi ve aralarında önceye dayalı husumet bulunması nedeni ile mağdurun soyut beyanları dışında sanıkların atılı suçu işlediklerine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından, özgürlüğü kısıtlama suçundan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine hükmolunması,

2- (1) numaralı bozma gerekçesine ve mahkemenin kabulüne göre, katılan ve sanık Nurettin’in yetkilisi olduğu şirket arasında alacak nedeniyle hukuki bir uyuşmazlığın bulunduğu, sanık Nurettin’in birlikte iş yaptıkları, ancak daha sonra iş nedeniyle oluşan zararın sorumluluğunu almak istemeyen katılanı, sanık N.. E.. ile kardeşi sanık A.. E.. ve şirket çalışanı sanık N.. U..’ın birlikte darp edip tehdit ederek zorla senet imzalattıkları eylemde; öncelikle sanıklar A.. E.. ve şirket çalışanı sanık N.. U..’ın E… İ… L….. şirketindeki konum, görev ve sorumlulukları belirlenip, sanıkların şirketin uğradığı zarardan dolayı bir hak kayıplarının bulunup bulunmadığı, sanıkların bundan dolayı alacaklarını tahsil amacıyla hareket edip etmedikleri araştırılarak sonucuna göre, 5237 sayılı TCK’nın 150/1. maddesinde düzenlenen hukuki alacağı tahsil amacıyla tehdit ve yaralamaya ilişkin hükümlerinin uygulanma ihtimalinin değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde uygulama yapılması,

Kabul ve uygulamaya göre;

3- Katılan vekalet ücreti dahil olmak üzere yargılama giderlerinin her bir sanığın sebep olduğu tutar kadar ayrı ayrı yükletilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar N.. E.., A.. E.. ve N…. U… savunmanlarının temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 13.11.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/4928 Karar: 2015/44509 Tarih: 05.11.2015

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

(1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/12/2005 tarihli ve 2005/3-162-173 sayılı kararına nazaran, lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden evrak üzerinden karar verilmesinde,

2- Sanığın müştekiye karşı işlemiş olduğu silahla yağma suçu bakımından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun daha lehe olduğu kabul edilerek yapılan uygulamada, anılan Kanun’un 150. maddesi uyarınca verilen ceza üzerinden, eşyanın değerinin pek hafif olduğu gerekçesiyle indirim yapılmış ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/2. maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının 5237 sayılı Kanun’a özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da az olan şeyi alma hâlinde, olayın özelliği ve sanığın kişiliği değerlendirilerek, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği, somut olayda suçun işlenmesindeki özellik dikkate alındığında, verilen cezadan indirim yapılamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması) Dairemizden istenilmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Kanun Yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nden verilip kesinleşen, 10/10/2005 gün, 2000/143 esas ve 2000/343 karar sayılı ek kararın bozulmasına, 5271 sayılı CMK’nın 309/4-b maddesine göre Mahkemesince duruşma açılarak yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hükmün verilmesine, 10/11/2000 tarihli ilk hükümdeki ceza süresini aşmamak koşuluyla infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, 05.11.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/2483 Karar: 2015/39372 Tarih: 09.04.2015

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Hükümlülerin yokluğunda verilen 13.06.2005 tarihli uyarlama kararında, kanun yolunun temyiz yerine itiraz olarak belirtilmesi nedeniyle yanılgılı uygulama sonucu verilen bütün kararlar yok hükmünde kabul edilerek, 13.06.2005 günlü hükme yönelik yapılan incelemede: Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-) 5252 sayılı Yasanın 9/3.maddesi uyarınca hükümlü yararına olan hükmün önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı gözetilerek 5237 ve 765 sayılı Yasalara göre yağma suçunu oluşturan eylemler nedeniyle verilecek temel cezaların ne şekilde saptanacağının belirlenmesi ile bireyselleştirme amacına yönelik takdir hakkının kullanılması ve önceki yasaya göre suçların yasal öğelerinde yapılan değişikliklerin tartışılması için duruşma açılmasının zorunlu bulunduğu gözetilmeden dosya üzerinde hüküm kurulması,

2-) 5237 sayılı TCK’nın 150/2.maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCK’nın 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 sayılı Ya-saya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçların işleniş biçimleri, olayların özellikleri ve hükümlünün özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, yakınan E.K’e yönelik yağma eylemi ile ilgili olayda koşulları bulunmadığı halde, 150/2. maddesine düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, hükümlüler S.K ve C.A savunmanı ile hükümlü G.G’nun temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, 09.04.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/13001 Karar: 2015/38700 Tarih: 11.03.2015

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu’nun takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

I- ) Oluş ve dosya içeriğine göre, sanık K. S.’nın yakınanın dayısı olup, diğer sanığın kızkardeşiyle nişanlı olduğu; suç tarihi öncesinde sanık K.’in kendisine ait koyunları satmak istediğini belirtmesi üzerine, yakınanın tanıştırdığı tanık A. T.’ın yapılan alışveriş karşılığında sanık K.’e verdiği senedi zamanında ödememesi nedeniyle, suç tarihinde yakınanın işyerine gelen sanıkların, “A. T.’la buluşulacağını” söyleyip yanlarına aldıkları yakınanla birlikte yola çıktıkları, ormana giden yol üzerinde yakınanın sürdüğü aracı durduran sanıkların silah zoruyla yakınana senet imzalatıp ardından geri döndükleri, sanık K. S.’nın “Yakınanın A. T.’a sözlü olarak kefil olduğunu, tanık A.’nin ise, adı geçen sanıkla yakınan vasıtasıyla tanıştığını, yakınanın kefilliği konusunda bir görüşmenin yapılmadığını, ayrıca yapılan icra takibinden haberdar olmadığını; dosya içerisinde bulunan senet fotokopisinde, yakınanın borçlu, sanık K.’in kefil, borç miktarının 45.000 TL olarak düzenlendiğini ve söz konusu fotokopinin işyerine bırakıldığını” beyan ettiği; tanık H. D.’in, “Sanık K.’in senedi vermek istememesi üzerine evinin kapı ve mutfağını yaptırdığını” söylediği ve sanık K. S.’nın “Ortak akrabalarına ulaştırdığı senedin kendisi tarafından yırtıldığını” belirttiği olayda,

Maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından;

-Sanık K. S. tarafından tanık A. T. aleyhine icra takibi yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa buna dair icra dosyası getirtilip, incelenip, onaylı bir örneği dosya içine alınıp, -Tanık H. D.’in beyanında geçtiği haliyle, sanık K.in evinin tadilatını yaptırıp yaptırmadığı, yaptırmışsa ne miktarda masraf yaptığı araştırılıp. Olaya dair tüm deliller toplandıktan sonra, sanıkların fiilinin hukuki vasfının tayin ve takdiri gerekirken, eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm kurulması;

II- ) Kabule ve uygulamaya göre de;

1- ) Yakınanla aralarında 5237 Sayılı T.C.K.nın 150/1. maddesi anlamında bir hukuki ilişki ve bu ilişkiye dayanan alacak bulunmayan sanıkların, yakınana yönelik eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsil amacıyla tehdit suçundan hüküm kurulması,

2- ) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, sanıklar hakkında öncelikle eylemlerine uyan 5237 Sayılı Kanunun 109/2. maddesiyle temel ceza belirlenip, /kmbu cezadan anılan maddenin 3. fıkrasının ( a ) ve ( b ) bentleri uyarınca artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- ) Yakınanın şahsına bir zarar vermeden bırakan sanıklar hakkında, 5237 Sayılı T.C.K.nın 110. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması,

4- ) 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinde; bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılacağı öngörülmekte, buna paralel hüküm içeren 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı C.M.K.nın 34. maddesinde de “Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır.” hükümleri yer almaktadır.

Gerekçe: hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklamasıdır. Gerekçenin, dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yasal ve yeterli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar.

Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar ise 5271 Sayılı C.M.K.nın 230. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sırayla;

a- ) İddia ve savunma, bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğu,

b- ) Kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri,

c- ) Tüm bunların ışığında ulaşılan kanı; sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi,

d- ) Cezayı ağırlatan ve hafifleten veya değerlendirmeye bağlı sebeplerle cezayı kaldıran yasal nedenlerin bulunup bulunmadığı, bunlara dair istemlerin kabul veya reddiyle temel cezanın belirlenmesine dair nedenler,

e- ) Cezanın ertelenmesine, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik veya bu konulardaki istemlerin kabul veya reddine dair dayanaklar, gösterilecektir. Hal böyle olunca;

Olumsuz bir davranışı duruşma tutanaklarına yansımayan ve 5271 Sayılı C.M.K.nın 147/1-e maddesi uyarınca susma hakkı bulunan sanıklar hakkında, 5237 Sayılı T.C.K.nın 62. maddesinin uygulanmaması gerekçesi olarak, “Sanıkların mahkemede gözlemlenen hal ve hareketleri, atılı suçlamaları red ve inkar eden tutum ve davranışları, olaydan pişmanlık duyduklarını gösteren tavır ve davranışlarının bulunmaması gibi hususlar dikkate alınarak…” şeklindeki gerekçeye yer verilip, hangi sebeplerle suçtan pişmanlık duyduklarını gösteren tavır ve davranışlarının bulunmadığı da denetime olanak verecek şekilde açıklanmadan, yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

5- ) Açıklamaları hükme esas alınan ve sanık K. S.’nın eniştesi olan tanık H. D.’in, tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı hatırlatılmadan dinlenmesi suretiyle 5271 Sayılı C.M.K.nın 43., 51. maddelerine aykırı davranılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar K. S. ve İ. K. savunmanlarının temyiz itirazı ve tebliğnamedeki düşünce bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan sebeplerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 326 /son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın korunmasına, 11.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/13894 Karar: 2015/1055 Tarih: 04.02.2015

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Adli sicil kaydına göre de tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık Ö. hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- )Olay tarihinden bir süre önce, mağdur İ.’in, Y. isimli şahsa bir araç sattığı, aracın üzerinde haciz olması sebebiyle, Y.’ın aracı kendi adına tescil ettiremediği, her ne kadar tanık sıfatıyla dinlenen Y., sanıklar ile bir ilgisi olmadığını ve onları tanımadığını beyan etse de, sanıkların, Y.’ın aracındaki haczin kaldırılması amacıyla mağduru tehdit ederek 3.500,00-TL para istedikleri, ancak parayı alamadan yakalandıkları tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu halde, sanıkların eyleminin işyerinde, birden çok kişiyle birlikte yağmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeden, başkasına ait olan alacağın tahsili amacıyla tehdit ve cebir kullanılması halinde TCK’nın 150/1. maddesinin uygulanma imkanı olmadığı dikkate alınmadan, delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,

2- )Kasten işlemiş olduğu suçtan, hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, sanık H. hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmaması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar H., Ş. ve Ö. savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 326 /son maddesi uyarınca kazanılmış hakların korunmasına, 04.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/10231 Karar: 2014/19835 Tarih: 13.11.2014

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Olay günü sanığın, bıçak tehdidi ile mağdurlardan para istemesi üzerine, mağdur M.’nın cüzdanı çıkarınca, sanığın elinden cüzdanı çekip alıp, içinde tüm parası olan 5.- TL’sini aldığı, mağdur S.’inde üzerinde bulunan toplam 30.- TL olan parası içinden 5.- TL’sini çıkarıp sanığa verdiği, bunun üzerine sanığın her iki mağdurun üzerlerini aramadan, başka değerli eşyasının olup olmadığını araştırmadan, olay yerinden uzaklaştığının anlaşılması karşısında; suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle hakkında TCK’nın 150/2. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

2-5271 sayılı CMK’nın 150/3.maddesi gereği soruşturma ve kovuşturma evresinde zorunlu savunman görevlendirilmesi ile savunmana ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden yeterli mali geliri bulunmadığı anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğunun gözetilmemesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık Ö.. E.. savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.11.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/2447 Karar: 2014/18463 Tarih: 04.11.2014

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanık R.. A..’un 26.05.2013 günlü eylemde, mağdurdan para almak için geldiğinde, önceden numarası tesbit edilmiş tuzak parayı aldığı ve çevrede tertibat alan polislerce yakalandığı, bu haliyle suçun tamamlanma olanağının bulunmadığı ve kalkışma aşamasında kaldığı dikkate alınarak, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 35/2. maddesi ile cezasında indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

2- Değerin azlığının, 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150/2. maddesinin düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek sanıkların cezasından indirim yapılması,

3- Sanıkların, TCK’nın 53. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde uygulama yapılması,

4- Kabul ve uygulamaya göre de; sanık R..’ın 21.05.2013 ve 26.05.2013 tarihli yağma suçlarından belirlenen temel cezada TCK’nın 62. maddesi ile indirim yapılırken 3 yıl 12 ay 26 gün hapis cezası yerine 4 yıl 26 gün hapis cezasına hükmedilerek fazla ceza tayini,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık M.. U.. savunmanı, sanık R.. A.. ve savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle kısmen tebliğname gibi BOZULMASINA, 04.11.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/5481 Karar: 2014/13714 Tarih: 02.07.2014

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Oluş ve dosya içeriğine göre; sanık ve kimliği belirsiz suç arkadaşlarının gece vakti bıçak çekmek suretiyle yağma suçuna kalkışma suçunu işlerlerken özgüledikleri kastlarının sigara ile sınırlı tuttuklarının anlaşılması karşısında; yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, sanığın özgülenen kastı, yakınanın etkilenimi ve olayın vahameti de gözetilmek suretiyle, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda uygulanması mümkün olan 5237 sayılı TCK’nın 150. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,

2- T.C. Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında; savunmana ödenen avukatlık ücreti ile sosyal hizmet uzmanı için ödenen bilirkişi giderinin dosyadan yeterli mali geliri olmadığı anlaşılan çocuk sanığa yargılama gideri olarak yükletilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık M. Y. savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, 02.07.2014 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/17105 Karar: 2014/12461 Tarih: 16.06.2014

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 5271 sayılı CMK.nun 34/2,, 231/2, 232/6. maddelerine göre; mahkeme kararlarında ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını, süreleri ve şeklinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. Hükümlünün yokluğunda verilen kararda, 7 günlük temyiz süresinin başlangıcının ve yasa yoluna başvuru şeklinin belirtilmediğinin anlaşılması karşısında; hükümlü B. D.’ın 25.05.2010 günlü temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- 5237 sayılı Yasaya göre suçunu oluşturan eylem nedeniyle temel cezanın ne şekilde saptanacağının belirlenmesi, bireyselleştirme amacına yönelik takdir hakkının kullanılması ve önceki yasaya göre suçun yasal öğelerinde yapılan değişikliklerin tartışılması için duruşma açılması ve tüm bunların neden ve gerekçeleri gösterilerek hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,

2- Hükümlü B. D.’ın yağma eylemini silahla ve birden fazla kişi ile birlikte gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında; hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nun 149/1.maddesinin (a) ve (c) bendlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

3- 5237 sayılı TCK’nın 150/2. maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCK’nın 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçların işleniş biçimleri, olayların özellikleri ve hükümlünün özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150/2. maddesinin düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması,

4- 5237 sayılı TCY’nın 7/3. maddesinin açık hükmü karşısında, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle aynı Yasanın 6., 7. fıkralarında düzenlenen mükerrirlere ilişkin infaz hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,

5- Yağma suçundan özgürlüğü bağlayıcı ceza ile hükümlülüğüne karar verilen sanığın, 5237 sayılı TCY.nın 53/1. maddesinde yazılı haklardan aynı maddenin 2., 3. fıkralarında gösterilen sürelerde yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, hükümlü B. D.’ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, 16.06.2014 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/73 Karar : 2017/2663 Tarih : 12.07.2017

  • TCK 150. Madde

  • Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

1- Sanık …’ın, mağdur …’e yönelik tehdit ve kasten yaralama suçlarından verilen hükümlerine karşı, maktulden katılan …‘nin doğrudan zarar görmediği gerekçesi ile temyiz hak ve yetkisi bulunmadığından, vekilinin bu suçtan verilen hükümlere yönelik temyiz talebinin CMUK’nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.

2- Sanıklar Hasan ve Ümit müdafilerinin, temyiz isteklerinin sanık sıfatıyla sınırlı olduğu anlaşılmakla, sanık … hakkında; Ümit’e yönelik tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin

temyizleri, sanık … hakkında; Hüseyin’i kasten öldürme suçundan kurulan beraate ilişkin hükmün, katılan … vekilinin, Hasan‘ı kasten öldürmeye teşebbüs etmek suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün ise, sanık müdafiinin temyizi nedeniyle yapılan incelemede;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’ın, mağdur …’e yönelik nitelikli tehdit, silahla kasten yaralama suçlarının, sanık …’in, mağdur …’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçunun sübutu kabul, sanık …’ın, mağdur …’e yönelik nitelikli tehdit, silahla kasten yaralama suçlarında oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanık …’in, maktul …’e yönelik kasten öldürme suçunu, meşru savunma sınırları içerisinde işlediği gerekçeleri gösterilerek, mahkemece kabul ve takdir kılınarak beraatine karar verilmiş, verilen hükümlerde düzeltme nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden, sanıklar Hasan ve Ümit müdafilerinin bir sebebe dayanmayan, Cumhuriyet savcısının, sanık … hakkında TCK.nun 150. maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığına, katılan … vekilinin, sanık … hakkında eksik incelemeye, delillerin karartıldığına, meşru savunma hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,

2-A- Haklarında katılma kararı verilmeyen, müşteki sanık … lehine Ümit aleyhine, müşteki sanık … lehine Hasan aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinin gözetilmemesi kanuna aykırı ise de; bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasının sanıklar Hasan ve Ümit’e vekalet ücreti verilmesine ilişkin bentlerinin hükümden çıkartılarak DÜZELTİLEN hükümlerin,

2-B- Sanık … hakkında; mağdur …‘e yönelik tehdit ve kasten yaralama ile sanık … hakkında; mağdur sanık …’a karşı kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık … hakkında; maktule yönelik TCK’nun 25. maddesi şartlarında eylemi gerçekleştirdiği gerekçesiyle kurulan beraate ilişkin hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, 12/07/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS