0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Nitelikli Yağma Suçu

TCK Madde 149

(1) Yağma suçunun;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.



TCK Madde 149 Gerekçesi

Madde metninde, yağma suçunun nitelikli hâlleri tanımlanmaktadır. Birinci fıkranın (a) bendinde, yağmanın silâhla işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır. Silâhın cebir veya tehdit amaçlı olarak kullanılmasının bir önemi yoktur. Bu bakımdan, silâhın mağdura gösterilmesi veya yöneltilmesi suretiyle tehditte bulunulması ya da cebir aracı olarak kullanılması hâlinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezaya hükmolunacaktır.

Fıkranın (b) bendinde, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle yağma suçunu işlemesi hâlinde, cezanın artırılacağı hüküm altına alınmıştır.

Tanınmamak için tedbirler alınması hâlinde de bu bent hükmüne göre cezaya hükmolunacaktır. Tehdidin mektupla yapılması hâlinde, mektubun imzasız olması, korku salmış bir kimsenin ismi ile veya rumuzla yahut sahte imza ile imzalanmış olması, bu duruma ilişkin örnekleri oluşturmaktadır.

Fıkranın (c) bendine göre, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu nitelikli hâlin varlığı için, yağma suçunu iki veya daha fazla kişinin müşterek fail olarak işlemesi gerekir. İki veya daha fazla kişinin suçu birlikte işlemesi hâlinde bir iştirak ilişkisi vardır ve bu kişilerin hepsi müşterek faildir. Ancak, yağma suçunun iştirak hâlinde işlenmesine rağmen, müşterek faillik ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, örneğin diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâllerinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezada artırma yapılamayacaktır.

Bu hükmün kabulünde, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinin mağdur üzerinde oluşturabileceği zorlayıcı etki göz önünde bulundurulmuştur.

Fıkranın (d) bendinde, yağma suçunun yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır. Yol kesme hâlinde fiilin doğrudan doğruya mağdura karşı işlenmiş olması gerekir; yol kesme süresi kısa veya uzun olabilir.

Fıkranın (e) bendinde, yağma suçunun var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.

Fıkranın (f) bendine göre, yağma suçunun suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi, söz konusu suçun nitelikli unsurunu oluşturmaktadır. Örgütün suç işlemek maksadıyla meydana getirilmiş olması gerekir.

Bu nitelikli unsurun varlığı için, örgüte yarar elde etmek maksadıyla hareket edilmesi gerekir; ancak, örneğin yağma sonucu elde edilen paranın örgüte aktarılması şart değildir. Yarar deyiminin de geniş şekilde anlaşılması gerekir. Mağdurun böyle bir örgüte üye olmaya ve aidat ödemeye veya bağışta bulunmaya zorlanması hâlinde de, bu bent uygulanır.

Fıkranın (g) bendinde, yağma suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde, failin suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılması kabul edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir.


TCK 149 Nitelikli Yağma Suçu Yargıtay Kararları


Ceza Genel Kurulu 2019/647 E. , 2020/407 K.

  • TCK 149
  • Yağma Suçunun Unsurları

Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.

Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan, birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.

Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Cebir ya da tehdit, bir kişiyi malını teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla yapılmalıdır. Cebir ya da tehdidin belirtilen amaçla ve bu şekilde gerçekleştirilmesi, yağmayı mal varlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.

Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır.

Yağma suçu, bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle işlenmiş sayılacağından, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe, hem de kişi hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleşmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibarıyla “mal aleyhine” işlenen bir suçtur.


Ceza Genel Kurulu - Karar: 2019/548

  • TCK 149
  • Nitelikli yağma suçu ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun birlikte işlenmesi

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1-Sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığı,

2-Sanığa atılı yağma suçunun sabit olup olmadığının,

Belirlenmesine ilişkindir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu 5237 sayılı TCK’nın “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı 109.maddesinde;

“(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silâhla,

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, (18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 62. maddesi ile değiştirilen bent metni; “d) Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde,” şeklindedir.)

e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,

f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması hâlinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli haller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.

Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; “Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir” şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir.

Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Madde de sadece “bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak” tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle mağdurun bir yere gitme veya kalma özgürlügünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yer, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesini yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olmasına gerek yoktur, aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme halinde dahi diğer unsurların varlığı halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığını somut olayın özelliğine göre hakim takdir edecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.

Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun’un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İ. 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4.Bası, İ. 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-M. Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ankara 2009, Cilt 3, s. 2830) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarih ve 110-161, 23.01.2007 tarih ve 275-9, 03.12.2002 tarih ve 288-419 sayılı ve bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.

Uyuşmazlık konusu ile ilgili diğer suç olan “yağma” 5237 sayılı TCK’nın 148.maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Madde gerekçesinde; “Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir” açıklamasına yer verilmiştir.

TCK’nın 149. maddesinde de yağma suçunun; “Silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla” işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.

Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.

Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.

Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.

Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;

Katılanın aşamalarda istikrarlı şekilde, olay tarihinde saat 00.30 sıralarında evine yaya olarak giderken nişanlısı olan tanık M. ile telefonla konuştuğunu, bu esnada aracıyla kendisini takip eden sanığın yanına gelip, hiçbir şey söylemeden elindeki telefonu alarak cebine koyduğunu, ardından kendisine vurmaya başlayıp, saçından tutarak boş araziye doğru sürüklediğini ve burada cinsel saldırıda bulunduğunu beyan etmesi, adli raporlarda katılanın vücudunun muhtelif yerlerinde çok sayıda ekimoz ve sıyrık olduğunun tespit edilmesi, tanık Mehmet’in telefonda konuştukları sırada katılanın kendisine bir şahsın vurduğunu söylemesinin ardından telefonun kapandığını, katılanı yeniden aradığında önce telefonun meşgule alındığını, bir kez daha aradığında ise telefonun kapalı olduğunu, olay yerine gittiğinde yardım çağrısında bulunan katılanı boş arazi içerisinde gördüğünü ifade etmesi, söz konusu cep telefonunun 05.09.2014 tarihinde en son saat 00.53’de kullanıldığına dair Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumundan alınan imei sorgulama sonuçlarının katılanın olay sırasında cep telefonuyla görüştüğü hususunu doğrulaması, olay yeri inceleme ekiplerince katılana ait bir kısım eşyanın arazi içerisinde bulunmasına karşın telefona rastlanmaması, yine telefonun yaşanan arbede sırasında düşmesi ihtimaline binaen kolluk görevlilerince 05.09.2014 tarihinde olayın gerçekleştiği boş arazide bu amaçla yapılan araştırmaya rağmen cep telefonunun bulunamaması, kolluk görevlilerince düzenlenen olay yeri inceleme raporunda katılana ait cüzdan, ters çevrilmiş eşofman altı ile birbirine yakın durumda kırmızı siyah çizgili bir çift spor ayakkabının ana yola 23 metre uzaklıktaki arazide bulunduğunun belirtilmesi, bireylerin hareket özgürlüğünü koruma altına alıp TCK’nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun kamuya açık veya kapalı alanda işlenmesinin mümkün olması ve sanığın savunmalarının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olduğunun anlaşılması karşısında; sanığın olay tarihinde, yolda cep telefonu ile konuşarak yürüyen mağdurenin önünü kesip cep telefonunu zorla alarak cebine koyduğu, ardından mağdureye vurmaya başladığı ve saçından tutarak yol kenarından 23 metre uzaklıkta bulunan boş araziye kadar sürüklediği anlaşıldığından, sanığa atılı yağma suçunun sabit olduğu ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun ise unsurları itibariyle oluştuğu hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde kabul edilmelidir.


Ceza Genel Kurulu - Karar: 2019/496

  • TCK 149
  • Nitelikli yağma suçu ile hırıszlık ve kasten yaralama arasındaki fark

26.05.2011 tarihinde mahalleden tanıdığı mağdurun evine elinde bir şarap şişesi ile giden sanığın, mağdur ile birlikte televizyon izleyip şarap içtiği, 22.00 sıralarında bir anda mağdurun yüzüne yumruk ile vurup basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte yaralayıp masanın üzerinde bulunan mağdura ait cep telefonunu alarak evden ayrıldığı, mağdur sanığın cep telefonunu aldığını gördüğü halde karşı koyamadığı anlaşılan olayda; sanığın alkollü hâldeki mağduru yaralayıp zor duruma düşürerek suça konu cep telefonunun alınmasına karşı koymamaya mecbur kıldıktan sonra cep telefonunu alması karşısında sanığın eylemlerinin ayrı ayrı nitelikli hırsızlık ve kasten yaralama suçlarını değil bir bütün hâlinde nitelikli yağma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.


Ceza Genel Kurulu - Karar: 2019/357

  • TCK 149
  • Nitelikli yağma suçuna teşebbüs

TCK’nın suç tarihi itibarıyla yürürlükteki 149. maddesinde de yağma suçunun; “Silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla” işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.

Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.

Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.

Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.

Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir. Bu aşamada konumuza ilişkin olarak suça teşebbüs hükümleri üzerinde de kısaca durulmalıdır.

5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin birinci fıkrası; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.” şeklindedir.

Suça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için;

1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,

2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,

3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.

Suça teşebbüste fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.

Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, “hazırlık hareketleri” ve “icra hareketleri” olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.

Öğretide; teşebbüs açısından “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edilmesiyle “objektif teori”nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Koca–Üzülmez; s. 401.)

Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315.)

Bu açıklamalardan sonra yağma suçunda teşebbüs hükümlerinin uygulanabilme koşullarına değinilmesinde fayda bulunmaktadır.

Neticesi hareket ile bitişik bir suç olan yağma teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı alamadığı hâllerde, yağma suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılır. Yağma suçunda almanın gerçekleşmesi hırsızlık suçunun aksine, failin malı egemenlik alanına sokmasına bağlı değildir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması ise, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp giderken yakalanması halinde suça teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir. (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Kişilere karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, 4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406.)

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

17.04.2010 tarihinde saat 21.00 sıralarında Bağcılar Semti’nde bulunan Hacı Bektaş-ı Veli Parkına alkollü bir şekilde gelen sanıkların, aynı park içerisinde dondurma standı bulunan mağduru parka ait tuvaletten çıkarken görüp görevli olmamalarına rağmen tuvalet ücreti olarak 50 kuruşu vermesini istedikleri, mağdurun aynı parkta çalışması nedeniyle istenilen parayı vermeyeceğini söylemesi üzerine sanık …‘in önce kafası sonra yumrukları ile mağdura vurduğu, sanık …‘ın ise “İllaki bu parayı vereceksin. Yoksa seni öldürürüm.” dediği, ardından yumruğu ile mağdura vurduğu, mağdurun aldığı darbeler sonucunda burnunun kırıldığı, yargılama sırasında mağdurun şikâyetinden vazgeçip sanıkların şaka yaptıklarını beyan etmesine rağmen olaydan hemen sonra kolluktaki samimi anlatımı ile adli muayene raporları gözetildiğinde sanıkların söz konusu parkta görevli olmamalarına rağmen mağdurdan tuvalet ücreti bahanesi ile para istedikleri, mağdurun talep edilen parayı vermemesi üzerine de sözü edilen parayı almak için şaka kabul edilmeyecek şekilde burnunu kırarak kasten yaralayıp ölümle tehdit ederek zor kullandıkları fakat mağdurun parasını alamadıklarının anlaşılması karşısında sanıkların nitelikli yağma suçuna teşebbüs ettiklerinin kabulü gerekmektedir.


Ceza Genel Kurulu - Karar: 2018/18

  • TCK 149
  • Hırsızlık suçuna teşebbüs ile tamamlanmış nitelikli yağma suçunun farkı

Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmeleri için ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.

1- Sanığa atılı nitelikli yağma suçunun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi;

TCK’nın 148. maddesinde yağma suçu; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Madde gerekçesinde; “Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir” açıklamasına yer verilmiştir.

149.maddede de yağma suçunun; “Silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla” işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.

Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.

Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.

Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.

Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir.

Bu aşamada konumuza ilişkin olarak suça teşebbüs hükümleri üzerinde de kısaca durulmalıdır. 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin birinci fıkrası; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” şeklindedir.

Suça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için;

1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,

2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,

3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.

Suça teşebbüste fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.

Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, “hazırlık hareketleri” ve “icra hareketleri” olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.

Öğretide; teşebbüs açısından “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edilmesiyle “objektif teori”nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Koca–Üzülmez; s. 401)

Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İ. 2000, s. 315)

Bu açıklamalardan sonra yağma suçunda teşebbüs hükümlerinin uygulanabilme koşullarına değinilmesinde fayda bulunmaktadır.

Neticesi hareket ile bitişik bir suç olan yağma teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı alamadığı hallerde, yağma suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılır. Yağma suçunda almanın gerçekleşmesi hırsızlık suçunun aksine, failin malı egemenlik alanına sokmasına bağlı değildir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması ise, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp giderken yakalanması halinde suça teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir. (Nur Centel-Hamide Z.-Özlem Çakmut, Kişilere karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, 4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406)

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Suç tarihinde saat 23.15 sıralarında sokakta yürüyen ve cep telefonu ile görüşme yapan mağdurun arkasından gelen sanığın, mağdurun elindeki cep telefonunu çekip almaya çalıştığı, buna engel olmak için sanık ile mücadele etmeye başlayan ve bu esnada serçe parmağı kırılan mağdurun yere yığıldığı ve elindeki cep telefonunu düşürdüğü, sanığın cep telefonunu alıp kaçmaya başladığı, ayağa kalkan mağdurun sanığın peşinden koşup “Hırsız kaçıyor, kapkaççı” şeklinde bağırması üzerine, çevredeki vatandaşların da mağdur ile birlikte sanığı kovalamaya başladıkları, peşindekilerden kurtulmaya çalışan sanığın cep telefonunu yere atıp kaçmaya devam ettiği, ancak yüz elli metre sonra yakalandığı olayda; neticesi harekete bitişik bir suç olan yağmada, mağdurun zilyetliğine son verilmesi ve mal üzerindeki zilyetlikten doğan hakların kullanılmaz hâle getirilmesiyle söz konusu suçun tamamlanmış sayılacağı cihetle; elindeki telefonu vermek istemeyen mağdurun direncini kıran ve yere düşen telefonu alan sanığın tipe uygun bu hareketi ile yağma suçundaki malın alınması unsurunun gerçekleştiği ve mağdurun mal üzerindeki tasarruf olanağının ortadan kalktığı, diğer bir anlatımla sanığın suça konu telefonu herhangi bir dış engel ile karşılaşmadan alması ile suçun tamamlanmış olduğu, bu aşamadan sonra aldığı cep telefonu ile kaçmaya başlayan sanığın mağdur ve çevrede bulunan vatandaşlarca kesintisiz bir şekilde takip edildiği sırada elindeki telefonu yere atması ile yağma suçunun teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemeyeceği, zira hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunda, failin mal üzerinde serbestçe kullanım imkânı sağlayacak şekilde fiili hakimiyet kurmasının aranmayacağından yağma suçunun tamamlandığı kabul edilmelidir.


Ceza Genel Kurulu - Karar: 2018/18

  • TCK 149
  • Mağdurun malını koruyamayacak duruma sanık ve inceleme dışı sanık tarafından getirilmiş olması nedeniyle, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu değil, yağma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Yağma suçu, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Yani cebri hırsızlıktır. Başka bir deyişle yağma; bir kimsenin menkul malını cebir veya tehdit kullanarak almaktır. Hırsızlık ile yağma suçları ortak unsurlara malik olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur; malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Failin malı almak için mağdura karşı cebir veya tehdit kullanması yağma suçunu hırsızlıktan ayırır. Bu itibarla, yağma suçunda, birden çok hukuki değer korunmaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan, kişi özgürlüğü, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.

Yağma suçunda, tehdit veya cebir malın alınması veya teslimini sağlamaya yönelik olmalı, tehdit veya cebir malvarlığına karşı işlenen bu suçta araç olarak kullanılmalıdır. Başka maksatlarla kullanılmış bulunan cebir veya tehdidin etkisiyle malın alınması yağma suçunu oluşturmaz.

Yağma suçunun manevî unsuru kasttır. Bu suçun taksirle işlenmesi olanaksızdır. Failin, tehdit veya cebirle mağdurun egemenliğindeki malı aldığını bilmesi ve istemesi gerekir. Kast hem almayı hem de icbarı kapsamalıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Suç tarihinde 11 yaşında olan mağdurun köyün dışında tek başına yürüdüğü sırada, mağduru gören sanık ve inceleme dışı sanığın, mağdura cinsel istismarda bulunma hususunda aralarında anlaştukları, sanığın bıçakla tehdit ettiği mağduru kendileriyle birlikte gelmeye zorlayıp köyün dış tarafında bulunan kurumuş dere yatağına götürdükleri ve burada mağdura cinsel istismarda bulundukları, mağdurun direncini kırmak için sanığın cinsel istismar eylemini gerçekleştirdiği sırada inceleme dışı sanığın, inceleme dışı sanığın eylemi esnasında ise sanığın mağduru tuttuğu, bu sırada mağdurun üzerinde bulunan cep telefonunun yere düştüğü, kendisine yönelik cinsel istismar eylemleri sırasında hareket kabiliyeti de engellenmiş olan ve böylece sanık ve inceleme dışı sanık tarafından kendini savunamayacak duruma getirilen mağdurun telefonunun düştüğünü görmesine rağmen, içinde bulunduğu hâl itibarıyla telefonunun alınmasına karşı koyabilecek durumda olmadığından müdahale edemediği, sanığın ise mağdurun telefonunu yerden alıp cebine koyduğu ve iade etmediği anlaşılmakla, mağdurun malını koruyamayacak duruma sanık ve inceleme dışı sanık tarafından getirilmiş olması nedeniyle, sanığın eyleminin hırsızlık suçunu değil, yağma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/5773 Karar: 2018/295 Tarih: 24.01.2018

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Yerel Mahkemece verilen hüküm duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

5237 sayılı TCK.nun 53.maddesindeki hak yoksunluklarının; Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı gözetilerek infaz aşamasında değerlendirilmesi mümkün görülmekle yapılan incelemede;

Hükmedilen cezanın süresine göre duruşmalı incelenmesi olanaklı bulunmadığı için; sanık … savunmanının duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 318, 421.maddeleri gereğince REDDİNE,

Yağma suçunun, yakınanın iş yerinde ve gece vakti işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının (d) bendinin yanı sıra (h) bendi ile de uygulama yapılması ve aynı Yasanın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve Yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Mahkemece 5271 sayılı Yasa’nın 150. maddesi uyarınca, sanık savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi nedeniyle savunmana ödenen avukatlık ücretinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı biçimde, sanığa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hükmün fıkrasının yargılama giderlerine ilişkin kısmından sanık savunmanına ödenen avukatlık ücretleri çıkartılmak suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/10404 Karar: 2018/290 Tarih: 23.01.2018

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Sanıklar … ve … ile savunmanlarının duruşma gününden usulen haberdar edildikleri halde geçerli mazeretleri bulunmadan duruşmaya gelmedikleri anlaşılmakla adı geçen sanıklar yönünden duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü;

Sanıklar …, … ve … hakkında yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanık … hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet; suçlarından kurulan hükmün incelenmesinde;

Yağma suçunun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, konutta işlendiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nın 149/1.maddesinin (a) ve (c) bentleri yanında (d) bendiyle de uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulmuş olması nedeniyle sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararına göre TCK’nın 53. madde uygulamasının infazda gözetilmesi olanaklı görülmüştür.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, kararın dayandığı gerekçeye ve takdire göre, sanık … ve savunmanı ile sanıklar … ve … savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 23.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/14791 Karar: 2018/203 Tarih: 22.01.2018

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

I-) Sanık … hakkında yakınan …‘e yönelik yağma ve özgürlüğü kısıtlama suçları ile ruhsatsız tabanca taşımak suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Sanığın yağmaya kalkışma suçunu kahvehane içerisinde, silahla birden fazla kişiyle birlikte işlediklerinin anlaşılması karşısında TCK’nın 149/1-(a), (c) bendlerinin yanında (d) bendiylede uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması nedeniyle sonuca etkili görülmediğinden; sanık … hakkında yağmaya kalkışma suçundan tayin edilen ceza miktarı TCK’nın 62/1. maddesi ile 1/6 oranında indirilirken, 2 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası yerine 1 yıl 15 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararına göre TCK’nın 53. madde uygulamasının infazda gözetilmesi olanaklı görülmüştür.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık … savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün istem gibi ONANMASINA,

II-) Sanık … hakkında yakınan …‘e yönelik yağma ve özgürlüğü kısıtlama suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Sanığın yağmaya kalkışma suçunu kahvehane içerisinde, silahla birden fazla kişiyle birlikte işlediklerinin anlaşılması karşısında TCK’nın 149/1-(a), (c) bendlerinin yanında (d) bendiylede uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması nedeniyle sonuca etkili görülmediğinden; sanık … hakkında yağmaya kalkışma suçundan tayin edilen ceza miktarı TCK’nın 62/1. maddesi ile 1/6 oranında indirilirken, 2 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası yerine 1 yıl 15 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararına göre TCK’nın 53. madde uygulamasının infazda gözetilmesi olanaklı görülmüştür.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler kurulunun takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanık … hakkında, diğer sanık … hakkındaki Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1994/70-314 Esas ve Karar sayılı mahkumiyet kararının tekerrüre dayanak alınması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak ve sanık … hakkında yağmaya kalkışma ve özgürlüğü kısıtlama suçundan kurulan hükümlerdeki, “Sanığın Mahkememizin 10.11.1994 günlü 1994/70-314 Esas ve Karar sayılı ilamı ile insan öldürmek suçundan 765 sayılı TCY’nın 448, 65/3. maddeleri hükmünce 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilip, cezanın infaz da edilerek 22.12.2000 günü koşullu olarak salıverildiği, bihakkın tahliye tarihinin 16.07.2014 tarihi olduğu ve olayda da koşulları oluştuğundan. 5237 sayılı Yasanın 58/6. maddesinin uygulanmasına” ilişkin bölüm çıkarılarak, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

III-) Sanık … hakkında yakınan …‘e yönelik tabanca ile yaralamaya kalkışmak suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Yaralamaya kalkışma suçunun yağma suçunun unsuru olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 22.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/6102 Karar: 2018/37 Tarih: 16.01.2018

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Sanık … hakkında adli sicil kaydında tekerrüre esas ilamın olmasına rağmen 58. maddesinin uygulanmaması, sanığın yağma eylemlerini gece vakti sayılan zaman dilimlerinde gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında 149/1-h. bendinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık … hakkında maktul …‘ye yönelik nitelikli kasten öldürme, nitelikli yağma, mağdur …‘e yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs, nitelikli yağma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun niteliği tayin ve takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, verilen hükümde düzeltme nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden sanık … müdafiinin, sübuta, suçun niteliğine, teşdide, 62. maddesinin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın delaleti ile Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uyarınca, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, sözleşmenin anılan maddesinde yer alan ücretsiz müdafii yardımından yararlanma koşullarından “Adaletin selametinin gerektirmesi’’ kıstası ile ilgili yerleşmiş içtihatları da dikkate alınarak; sanığın 150/2. maddesi uyarınca kendisine atanan müdafii yardımından ücretsiz olarak faydalanma hakkı bulunduğu halde, yargılama giderleri arasında gösterilmesi ve 24.11.2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı Kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama kanuna aykırı ise de bu hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak; hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün “Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek 5237 sayılı TCK’nun 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine” şeklinde, ayrıca hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan 578,00 TL zorunlu müdafii ücretinin çıkartılmasına ve yargılama giderleri toplamının 1.710,31 TL olarak değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN kısmen re’sen de temyize tabi hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre nazara alınarak sanık … müdafiinin tahliye isteminin REDDİNE, 16/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/5672 Karar: 2017/3993 Tarih: 01.11.2017

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve Yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- )Yakınanın oğlu …‘in 2003 yılında sanık …‘dan bir araba satın aldığı ve karşılığında 400.-TL borçlandığı, cezaevine girip borcunu ödeyememesi üzerine, sanıkların yakınanın evine birden çok kez gelip “Ya öleceksin, ya borcu ödeyeceksin, ya da oğlunu bul” demek suretiyle tehditte bulundukları, 2003 yılının temmuz - ağustos aylarında …‘in sanık … tarafından, dükkanına çağrılması üzerine, yakınanın yanında tanıklar M., ve … olduğu halde sanık …‘ya ait sanayideki boya dükkanına gittiği, burada sanıklar … ile …‘yı oğlu …‘le borç yüzünden tartışırken gördüğü, borcunu ödemezse oğlunun ayaklarına sıkacaklarını söyleyerek yakınanı tehdit etmeleri üzerine, oğlunun borcu olan 00.-TL’yi ödeyeceğini söyleyerek, oğluyla birlikte dükkandan ayrıldıkları, olaydan kısa bir süre sonra borcun 00.-TL’sini sanık …‘ya, sanayideki çay ocağında ödediği, daha fazla bulamadığını söyleyince, sanık …‘in bu durumu kabul etmediği ve kendisinden senet imzalamasını istediği, yakınanın kalan miktar için senet imzalayarak sanığa verdiği; sözkonusu senedin 03.05.2005 tarihine kadar ödenmemesi üzerine, yakınan çarşıda yorgancı …‘e ait dükkanının önünde telefon ile konuşurken, sanıklar … ve…‘nın beyaz bir arabayla gelerek “Neden para ödemiyorsun? Bunu dağa kaldıralım” şeklinde sözler sarfederek yakınanı tehdit ve darp ettikleri, tanıklar S. Ç., ve A. A.,’in araya girerek yakınanı sanıkların elinden aldıkları, sanıklardan Sadık’ın elinde bıçak olduğu halde “Bunu öldüreceğim” dediği, kimliği tespit edilemeyen bir şahsın kolluğa haber vermesi üzerine olay mahalline gelen kolluk güçlerine yakınanın sanıklardan korkmasından ötürü şikayetçi olmadığını söylediği; bu olaydan 2 gün sonra 150.-TL parayı sanıklara iletilmek üzere tanık …‘e bıraktığı, tanık …‘in bu parayı sanık …‘ya ilettiği, birkaç gün sonra da 50.-TL parayı aynı şekilde sanıklara iletilmek üzere bıraktığı; kalanı ödeyememesi üzerine sanıkların aynı şekilde tanık S. Ç.,’in dükkanına gelerek ödemesini istemeleri üzerine, yakınanın mecbur kalarak bir mağazadan taksitle bisiklet alıp bu bisikleti 100.-TL nakit paraya satarak; sanıklara kalan 100.-TL’yi de ödediği, sanıkların da senedi geri verdiği olayda; sanıkların eyleminin bir bütün halinde TCK.nın 149/1-a-c-d maddesinde anılan birden fazla kişiyle, silahla, işyerinde yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden; 2003 ve 2005 yıllarındaki eylemler bölünerek yazılı şekilde hüküm kurulması;

Kabule göre de;

a- )Hükmün gerekçesinde sanıkların birden fazla kişiyle ve silahla yağma suçunu işledikleri kabul edilmesine rağmen, TCK.nın 149/1-c maddesi uyarınca hüküm tesis edilerek çelişkiye düşülmesi,

b- )Yakınanın 07.12.2005 tarihli celsede zararının sanıklar tarafından, ilk duruşmadan 15 gün kadar önce giderildiğini beyan etmesi karşısında; etkin pişmanlığın kovuşturma aşamasında gerçekleştiği gözetilmeden 5237 Sayılı TCK.nın 168/3-2.fıkrası yerine, aynı Kanun’un 3.maddesinin 1.fıkrası uygulanması suretiyle eksik ceza tayini,

2- )Sanıkların kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetlerinin kanuni sonucu olarak, 5237 Sayılı TCK.nın 53/2-3. maddeleri de gözetilerek, 53/1.maddesinde sayılan haklardan yoksun bırakılmalarına; velayet vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından getirilen kısıtlamanın TCK.nın 53/3. maddesi uyarınca şartla salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmalarına karar verilmişse de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararında TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olmasına dair karar da gözetilerek TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddesinin ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, ( c ) bendinde yazılı kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini …mahkum oldukları hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar kullanamamalarına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

3- )Mahkemece 5271 Sayılı Yasa’nın 150. maddesi uyarınca, sanıklara savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi sebebiyle savunmana ödenen avukatlık ücretinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı biçimde, sanıklara yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle istem gibi CMK.326/ son maddesi uyarınca sanıkların ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla BOZULMASINA, 01.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/5259 Karar: 2017/3534 Tarih: 18.10.2017

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

I-) Yakınanlara yönelik yağma suçlarına yönelik sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerin temyiz incelemesinde;

Anayasa Mahkemesinin, TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına dair 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, sanık hakkında infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş,

“Değerin azlığının” 5237 Sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, yalnızca gereksinimi kadar ve/veya değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, yakınanlara karşı işlenen yağma suçu yönünden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150/2. maddesinin düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması, kanuna aykırı ise de karşı temyiz bulunmadığından; anılan hususlar bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık … savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA,

II-) Murat Gıda çalışanı yakınana yönelik yağmaya teşebbüs; Gül Market işletmeciliği yakınan …‘e yönelik yağma suçundan sanık hakında verilen hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-) Olay günü gece vakti 21:40 sularında Murat Gıda adlı işyerini kapatmaya hazırlanan anılan işletme çalışanı mağdurun elinde silah, kendini tanınmayacak hale sokan başında karmaskesi ile gelen faili fark edip, işletmenin kapısını içerde kitleyip, yardım istemesi üzerine yağma suçunu tamamlayamayacağını anlayarak eylemini sonlandıran sanık hakkında TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının (a-b-h) bentleri ile uygulama yapılması yetinilmesi gerekirken koşulları bulunmayan (d) bendine de yer verilerek temel cezanın fazla tayini,

2-) Gül Markete saat 08:50 sularında başında karmaskesi olduğu halde girip, belinden çıkardığı silahı mağdura doğrultup “çocuğu aç üç gündür eve ekmek götüremiyorum para ve yiyecek ver” diyerek tehdit ettiği, mağdurun “ne istersen vereceğim” diye karşılık verdiği, bu sırada dükkana başka müşterilerin gelmesi üzerine suçu tamamlayamayacağını ve/veya neticeyi elde edemeyeceğini anlayarak suç teşkil eden fiilini sonlandıran sanık hakkında TCK’nın 35. maddesinde anlamını bulan teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiği düşünülmeden, suçu tamamlayamayacağını anlayıp fiilini sonlandıran sanığın bundan sonra kast ve iradesi dışında gelişen bazı olay ve olgulardan sorumlu tutularak tamamlanan yağma fiilinden yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 18.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/7016 Karar: 2017/633 Tarih: 13.03.2017

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Dosya içeriğine göre; 23.08.2011 günü saat 23:30 sıralarında yakınanların polis merkezine gelerek İstiklal Caddesi’nde gezdikleri sırada tanımadıkları bir şahsın kendilerini “Eğlenmek ister misiniz?” diyerek Mis Sokak üzerinde bulunan … isimli mekana götürdüğünü, burada yaklaşık beş dakika oturduktan sonra kendilerine 1500.-TL hesap çıkarıldığını ve yakınan … zorla 1000.-TL alındığını, bunun üzerine şikayette bulunmak üzere geldikleri sırada yanlarında bulunan …, … ve … isimli şahısların peşlerine takılarak “Paranızı verelim, şikayetinizden vazgeçin” dediklerini, ancak kendilerinin kabul etmediklerini, bu şahıslardan davacı ve şikayetçi olduklarını belirttikleri, yakınanlar ile gelen sanıkların da bu şekilde yakalandıkları,

Yakınan … 24.08.2011 tarihli kolluk ifadesinde “Ben Türkiye’de turist olarak bulunmaktayım. 23.08.2011 günü saat 06:00 sıralarında … Caddesi’nde bulunan La … Otel’e arkadaşım … ile yerleştik, daha sonra saat 18:00 sıralarında … Caddesi’ne gezmek için çıktık. Caddede gezerken, daha önceden tanımadığım görsem tanıyabileceğim ancak eşgalini veremeyeceğim bir kişi gelip ‘Bayanlarla eğlenmek ister misiniz?’ diye sordu, biz de evet eğlenmek isteriz dedik. Bunun üzerine kişi bizi … Sokak’ta bulunan … isimli Bar’a getirdi. Burada bir masaya oturttu, bir garson geldi ve ben bir bira ve arkadaşım … bir su istedi. İçeceklerimiz geldikten hemen sonra çağırmadığımız üç bayan gelip masamıza oturdular ve hemen bir buzlu kovanın içerisinde altı boş şişe ve üç adet bardakta bilmediğim içkiler bayanlara geldi. Rahatsız olduğumuz için birkaç dakika içinde ordan ayrılmak istedik ve arkadaşım … hesabı istedi. Hesap geldi, arkadaşıma sorduğumda 1.500.-TL olduğunu söyledi ve garsona ‘Bu hesapta yazanlar bize gelmedi, biz bu hesabı ödemeyiz! demesi üzerine önceden tanımadığım ve ismini olay sebebiyle öğrendiğim … ve önceden tanımadığım ama görsem tanıyacağım ancak eşgallerini hatırlamadığım 2(iki) kişi arkadaşım …‘yi itip kakarak zorla cüzdanından 1000.-TL’sini aldılar ve bizi mekandan attılar. Biz de korkuyla ordan hemen uzaklaştık bir süre daha caddede gezdikten sonra…‘e gittik. 23.08.2011 günü saat 23:30 sıralarında arkadaşımla birlikle merkezinize geldik” dediği, …‘nin 24.08.2011 tarihli kolluk ifadesinde “23.08.2011 günü saat: 18:00 sıralarında … Caddesi’nde arkadaşım … ile gezerken daha önceden tanımadığım 25-30 yaşlarında 1.70 boylarında esmer zayıf kirli sakallı, kısa saçlı mavi gömlek mavi pantolon giyen bir kişi yanımıza gelip ‘Bayanlarla eğlenmek ister misiniz’ dedi. ‘İsteriz’ dememiz üzerine bizi … Sokak’ta bulunan … isimli bara getirdi. Biz de mekanda oturduk, ben bir su arkadaşım …‘da bir bardak bira istedi. İçeceklerimiz geldiği esnada daha önceden tanımadığım eşgalini veremeyeceğim görsem tanıyabileceğim üç bayan biz çağırmadığımız halde masamıza gelip oturdular. Hemen akabinde bir buzlu kovanın içinde beş adet boş şişe geldi ayrıca ne olduğunu bilmediğim üç adet bardakta içecek bayanlara geldi. Bayanlarla birkaç dakika oturduk. Rahatsız olup biz bayanlar masada iken kalkmak için hesap istedik, bir süre sonra hesap geldi. Gelen hesapta altı şişe şampanya bir bardak su, bir bardak bira yazıyordu. Tutar olarak 1500.-TL hesap geldi. Ben de hesaba itirazda bulundum. ‘Bize bunlar gelmedi, biz bu hesabı ödemeyiz’ demem üzerine önceden tanımadığım, ismini olay sebebiyle sonradan öğrendiğim … ve önceden tanımadığım eşgalini veremeyeceğim ama görsem tanıyabileceğim iki sahısla birlikle beni itip çekiştirerek zorla pantolonumun arka sağ cebinde bulunan siyah cüzdanım içerisinden bana ait 1000.-TL’yi alıp beni arkadaşımla birlikte mekandan attılar. Biz de korkarak ordan uzaklaştık bir müddet daha İstiklal Caddesi’nde gezdikten sonra 23.08.2011 günü saat 20:00 sıralarında kaldığımız …e gittik. Daha sonra saat:23.30 gibi şikayette bulunmak için polis merkezine geldik. Merkezin önüne geldiğim sırada ismini olay nedeni ile öğrendiğim …, … ve … isimli şahıslar yanımıza gelerek ‘Para verelim, şikayet etmeyin’ dediler. Biz de polislere söyledik polis memurları da şahısları yakaladılar. Vücudum da herhangi bir yara ve darp izi olmadığından darp-cebir raporu alınmasını istemiyorum” dediği, kovuşturma aşamasında her iki yakınanın da dinlenmediği,

Tanık …‘un kovuşturma aşamasında “Ben emniyette ifade vermedim, hatırladığım kadarıyla iki tane İranlı’nın şikayeti üzerine polisler geldiler ve şüphelileri göz altına aldılar. Ben de aynı iş yerinde garson olarak çalışıyordum. İsimlerini hatırlamıyorum ancak iki tane … masasına ben bakmıştım, ancak ne kadar hesap geldi hatırlamıyorum, sanırım şikayeti yüksek hesap geldiği için yapmışlar, ben müştekilerin yağmalandığına şahit olmadım, bir tartışma olduğunu da hatırlayamadım” şeklinde beyanda bulunduğu,

Yakınan …‘nin adli raporunda darp cebir izinin bulunmadığının belirtildiği,

Hakkında beraat kararı verilen sanık …‘in aşamalarda suçlamayı kabul etmediğini, olay yerinde bulunmadığını belirttiği,

Sanık …‘in 24.08.2011 tarihli kolluk ifadesinde “… isimli eğlence mekanının sahibiyim. 23.08.2011 günü saat 20:00 sıralarında dört kişi olarak isimlerini olay nedeni ile öğrendiğim … ve … isimli şahıslar ve yanlarında iki kişi daha geldiler, masaya oturdular. Masaya … isimli garson baktı. Gelenler üç kola, duble çerez ve duble meyve suyu söylediler, yarım saat kadar oturdular, hesap istediler. Hesabı kendim yazdım ve 100.-TL gönderdim. Daha sonra garson geldi ve ‘Abi bunlar hesap ödemiyorlar, itiraz ediyorlar bağırıp çağırıyorlar’ dedi. Ben de tamam ‘Hesap almadan gönderin, gitsinler’ dedim. Daha sonra gittiler, aradan üç dört saat geçince … şahısların işyerimin önünden geçtiğini görmüş ve konunun ne olduğunu öğrenmek için arkasından gelmiş bana da şahısların merkezinize geldiklerini söyledi. Ben de hemen merkezinize geldim ve merkezinizde polis memurları beni de içeri aldılar. Ben bu şahıslardan para almadım kesinlikle asılsızdır masaya bayan da oturmadı. Ben şahıslara polis merkezi önünde de para teklif etmedim tamamen asılsızdır. Suçlamaları kabul etmiyorum” şeklinde beyanda bulunduğu, kovuşturma aşamasında suçlamayı kabul etmediği,

Sanık …‘nın 24.08.2011 tarihli kolluk ifadesinde “… mesul müdür olarak çalışmaktayım. Dün yani 23.08.2011 günü saat 20:30 sıralarında isimlerini olay nedeni ile öğrendiğim … ve … isimli şahıslar ve yanlarında iki erkek kişi daha işyerimize geldiler, masaya oturdular. Masayla … isimli garson ilgilendi. Şahıslar üç kola, iki meyve suyu, iki çerez söylediler. Bu şahıslar masada toplam yarım saat oturdular, daha sonra hesabı istediler. Şahıslara 100.-TL hesap gitti, şahıslar hesap ödemek istemediler. Biz de para almadan şahısları dışarı çıkardık. Ben şahısların dört saat sonra işyerime bakıp uzaklaşmaları sebebiyle arkalarından geldim, daha sonra polis memurları beni merkezinize aldılar. Ben şahsın iddia ettiği gibi şahsa para da vermek istemedim Şahısların iddia ettiği gibi masaya 1500.-TL hesap gitmedi, yine şahısların iddia ettiği gibi şahıslardan zorla tartaklayarak 1000.-TL para alınmadı. İddialar asılsızdır. Suçlamaları kabul etmiyorum” şeklinde savunmada bulunduğu, aşamalarda bu beyanlarını tekrar ettiği,

Yakınanların olay günü masalarına hizmet veren …‘un zorla para alan kişi olmadığına dair beyanlarının kollukta tutanağa bağlandığı, ancak diğer sanıklara dair teşhis tutanağının düzenlenmediği,

Dosyaya yansıyan raporlarda darp cebir bulunmadığının belirlendiği bu bağlamda iddia, savunma ve dosyaya yansıyan deliller ile birlikte değerlendirildiğinde,

Mağdurlar, … ve arkadaşı …‘nin olay günü sanık …‘in sahibi, sanık …‘nın mesul müdür, tanık …‘un garson olarak çalıştığı eğlence merkezine geldikleri, tanık …‘un garson olarak hizmet sunduğu çıkan hesaba mağdur … Karami’nin itiraz ettiği, taraf beyanları ile tartışmasızdır.

Olayda tesbit edilmesi gereken husus ise; mağdur … ve arkadaşının hesaba itirazı üzerine sanık … ve yanındaki iki kişinin zorla mağdur … bir miktar parasını alıp almadığı; alındı ise sanık …‘nın yanındaki iki kişiden birinin sanık … olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Mağdurlar … ve …‘nin mahkeme aşamasında bulunamadıklarından kolluk dışında bir beyanlarının bulunmadığı, bu beyanlarında ise zorla paranın alındığı sırada sanık …‘ın yanındaki kişinin sanık … olduğu yönünde bir açıklamaya yer vermedikleri,

Sanıkların tüm aşamalarda zorla para almadıkları gibi hesaba itiraz edilince onu dahi almadıklarını savunmaları, tanık …; sonraki gelişmelere karşı …‘in vaki açıklamalar ile doğruladıkları dikkate alındığında;

Sanık savunması ve onu doğrulayan tanık beyanına karşı, mağdurların vaki iddiasına hangi sebeplerle üstünlük tanındığı, savunma ve tanık beyanına hangi sebeple itibar edilmediğinin karar yerinde denetime olanak verecek şekilde açıklanıp tartışılmadan; sanık …‘ın suç teşkil eden haksız bir fiili var ise bu takdirde de; sanık …‘nın bu fiile el ve işbirliği içinde katılımını kabule götüren delillerin nelerden ibaret olduğu da gösterilmeden; genel, geçişli bazı ifadelere yer verilip yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

2-)Kabule göre de,

Suç tarihinde güneşin saat 19:54’te battığı, yakınanların beyanına göre suçun 18:00-20:00 saatleri arası işlendiğinin anlaşılması karşısında; suçun gece vakti işlendiğine dair delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde tartışılmadan TCK’nın 149. maddesinin (h) bendi ile uygulama yapılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, 13.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/5642 Karar: 2016/7335 Tarih: 20.12.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

I-) Sanık … hakkında yağma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Sanık … hakkında yağma suçundan kurulan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” dair kararın, 5271 Sayılı CMK’nın 231/12. maddesi gereğince temyizi olanaklı olmayıp itirazı olanaklı kararlardan olması nedeniyle, dosyanın itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesinin sağlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE,

II-) Sanık … hakkında yağma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Olay günü gündüz saat: 15.30 sıralarında mağdurun, okuldan çıkıp evine gitmek için otobüs durağına doğru yürüdüğü sırada, daha önceden tanıdığı sanık ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen diğer sanık … ile karşılaştığı, sanık …‘ın mağdurun omzuna kolunu atarak yolun kenarındaki kaldırıma götürdüğü, bu sırada diğer sanık …‘ın çok yakın mesafede olayı izlediği, sanık …‘ın, mağdurdan para istediği, mağdurun olumsuz cevap vermesi üzerine “para yok deme seni döverim, sesini yükseltme burda bana para vermezsen seni donuna kadar soyarım” diyerek tehdit ettiği, mağdurun, korkarak çantasının gözünden 1,00.-TL çıkarıp sanık …‘a verdiği, sanığın, mağdura “bu para az biraz daha çık” dediği, mağdurun “bu kadar parası olduğunu” söylemesi üzerine sanık … mağdura yine “seni döverim biraz daha para ver” diyerek tehditlerini sürdürdüğü esnada, diğer sanık …‘ın yanlarına geldiği ve mağdurun omzuna kolunu atarak biraz ileriye götürüp “Ben … i…sine benzemem” dediği, mağdur, sanık …‘a “gerçekten param yok abi olsa verirdim” dediği, diğer sanık …‘ın mağdura “yahu elli kuruş ver de şu köşeden soğuk su alayım çok susadım” dediği, mağdurun, çantasını kontrol edip yine “parasının olmadığını” söylemesi üzerine sanıkların, mağdura “tamam gidebilirsin” diyerek olay yerinden uzaklaştırmaları şeklinde gelişen eylemde;

1-)Mağdurun sanıkları yolda birlikte gördüğü, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın çok kısa bir mesafede sanık … ile mağdurun konuşmalarını görüp duyduğu, sanık …‘in mağdurdan 1,00.-TL para aldıktan sonra daha fazla almaya çalıştığı ancak sanığın başarılı olamadığını gören sanık …‘ın olaya müdahale ederek “Ben … i…sine benzemem” diyerek mağdurdan tekrar para almaya çalıştığının anlaşılması karşısında; sanığın, temyizin konusu olmayan diğer sanık … ile birlikte el ve iş birliği içerisinde hareket ederek 5237 Sayılı TCK’nın 149/1-c maddesine uyan yağma suçunu işlediği anlaşıldığı halde, kanıtların takdirinde yanılgıya düşerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-) Sanık … ile temyizin konusu olmayan sanık …‘nun, mağdurun üzerini ve çantasını aramaksızın, sanık …‘a verdiği, 1,00.-TL alan sanığın bu parayı daha az bularak biraz daha istediği, mağdurun olumsuz yanıt vermesi üzerine hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen diğer sanık …‘nun mağdurdan para istediği, mağdurun yine olumsuz yanıt vermesi üzerine “yahu elli kuruş ver de şu köşeden soğuk su alayım çok susadım” diyerek mağdurdan yalnızca 0.50 Kuruş para daha istedikleri, mağdurun yine olumsuz yanıt vermesi üzerine mağdurdan aldıkları 1,00.-TL ile yetinerek eylemlerini sonlandırdıklarının anlaşılması karşısında,suçun işleniş biçimi, olayın özelliği, özgülenen kastı ve suça konu değerin azlığı dikkate alınarak sanık hakkında TCK’nın 150/2. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

3-) Sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 168/3. maddesinin 31/3. maddesinden 31/3. maddesinden önce uygulanması suretiyle aynı kanunun 61. maddesine aykırı davranılması,

4-) T.C. Anayasasının 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 Sayılı CMK’nın 150,, 234 ve 239 . maddeleri ile 5320 Sayılı Kanun’un 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanıktan, yargılandığı suç sebebiyle baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunman ücretinin alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretlerinin sanıktan alınmasına karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 20.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/9203 Karar: 2016/7306 Tarih: 13.12.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Oluş ve dosya içeriğine göre, yağma suçunun konutta işlendiğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 149/1.fıkrasının ( d ) bendinin uygulanması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılarak eksik ceza tayini,

2-Sanığın yağmaladığı cep telefonunu olaydan birkaç gün sonra, soruşturma aşamasında katılanın adresine kargo ile geri gönderdiği, katılanın da bunu doğruladığının anlaşılması karşısında; TCK’nın 168/3. madde 1.cümlesi uyarınca cezadan yapılacak indirimin 1/3 oranından fazla olması gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde uygulama yapılması,

3-24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK’nın 326/ son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, 13.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/32025 Karar: 2016/5161 Tarih: 16.06.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin, sanık hakkında tehdit ve 6136 Sayılı Yasaya aykırılık suçlarından verilen beraat kararları ile olay yerinde ele geçirilen mermi çekirdeği hakkında bir karar verilmemesine yönelik olduğunun kabulüyle yapılan incelemede;

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Sanık hakkında, yağma suçundan 5237 Sayılı TCK’nın 149/1-a-c-h maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, yağma suçunun unsuru bulunan tehdit eylemi sebebiyle yöntemince açılan bir kamu davası bulunmadığı gözetilmeden, mahkemece eylemin bölünerek hem yağma, hem de tehdit suçundan beraat kararı verilerek iki kesin sonuç doğuran hüküm kurulması,

2- ) Katılanların aşamalardaki tüm beyanlarında, sanığın iş yerinde bir el silahla ateş ettiğini beyan ettikleri; Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği görevlilerince katılanın iş yerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen olay yeri inceleme raporundan, duvar üzerinde bir adet mermi isabet noktasının mevcut olduğu ve zemin üzerinde bir adet deforme mermi çekirdeğinin ele geçirildiğinin anlaşıldığı; 21.11.2007 tarihli ekspertiz raporundan da katılanın iş yerinde ele geçirilen mermi çekirdeğinin 6136 Sayılı Kanun kapsamındaki bir silahtan atıldığının anlaşılmış olması karşısında; sürecin bir bütün halinde değerlendirilmesi sonucunda sanığın üzerine atılı 6136 Sayılı Yasaya aykırılık suçunu işlediği ve hükümlülüğüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, kanıtların değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde beraat kararı verilmesi,

3- ) Katılanın iş yerinde ele geçirilip, Küçükçekmece 2.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 20.11.2007 tarihli kararı ile el konulmasına karar verilen bir adet deforme mermi çekirdeği hakkında bir karar verilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, tehdit suçu yönünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan sebeplerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 16.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/33123 Karar: 2016/4660 Tarih: 01.06.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

I- ) Sanık hakkında, “hakaret ve mala zarar verme” suçlarından kurulan hükmün incelemesinde;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın, hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53/1-a, b, c, d, e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildiği takdirde, kendi altsoyu üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluğunun sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140, 2015/85 esas ve karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeple isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına” dair bölümler çıkartılarak, yerlerine, “Sanığın, kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1. maddesinin ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, ( c ) bendinde yazılı kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini, mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar kullanamamasına” cümlesinin yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II- Sanık hakkında, “hırsızlığa kalkışma ve kasten yaralama” suçlarından kurulan hükmün incelemesine gelince;

1- ) Oluş ve tüm dosya kapsamına göre; olay günü olan 24.11.2009 tarihinde, gece saat 19:00 sıralarında; sanık …‘in, alkollü bir biçimde, katılan …‘e ait, … Mahallesi, … Caddesi, … Apartmanı, No:24/2 adresindeki … isimli işyerine gelerek, katılandan bıçak istediği, katılanın, “burası bıçakçı dükkanı değil” diye karşılık vermesi üzerine, sanığın, bu kez, katılanın tamir için kullandığı tornavidaları görerek almak istediği, katılanın buna da izin vermemesi üzerine işyerinden ayrılıp gittiği, yaklaşık on dakika kadar sonra yeniden gelip, ana-avrat sinkaflı küfürler ederek, büro masası üzerinde duran LSD LG marka bilgisayar monitörünü katılanın kafasına vurarak, onu basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaraladığı, bu olay sebebiyle işyerindeki müşterilerin kaçtığı, katılanın da 155 Polis hattını arayıp, polis gelene kadar giriş kapısını kapatıp, dışarı çıkmasına izin vermediği, sanığın ise, polisin arandığını görünce, işyerinin arka kısmında personel odası olarak kullanılan bölmedeki 100x60 cm ebadındaki pencere camını kırıp kaçmaya çalıştığı, pencerede demir parmaklık bulunduğu için kaçamadığı, bunun üzerine eline kırık bir cam parçası alıp, katılana doğrultup, “seni öldürüm, burayı yakar yıkarım” diye tehdit ettiği, bu sırada, polislerin olay yerine gelmesiyle, sanığın, katılana yönelik sinkaflı sözler söylemeye devam etmesi ve saldırgan hareketlerde bulunması sebebiyle zor kullanarak kelepçe takılıp etkisiz hale getirildiği, sanığın, pantolonunun önünde birşey gizlemeye çalıştığının fark edilmesi üzerine yapılan üst aramasında, katılana ait Nokia 6300 marka cep telefonunun, sanığın külotunun içerisinde bulunup, muhafaza altına alınarak, katılana teslim edilmesiyle sonuçlanan somut olayda; sanığın katılana yönelik eylemlerinin 5237 Sayılı TCK’nın 149 /1-a,d,h maddesindeki nitelikli yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, delillerin değerlendirilmesinde ve suç vasfında hataya düşülerek sanık hakkında “kasten yaralama ve nitelikli hırsızlığa kalkışma” suçlarından yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- ) Uygulamaya göre de; sanığın, hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53/1-a, b, c, d, e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildiği takdirde, kendi altsoyu üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluğunun sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140, 2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “Seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle kısmen isteme uygun olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 Sayılı CMUK’nın 326/ son maddesi uyarınca kazanılmış hakkının korunmasına, 01.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2016/7 Karar: 2016/4221 Tarih: 10.05.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Üye …‘un, 6526 Sayılı Kanunla Terörle Mücadele Kanununa eklenen son cümlesinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Milletlerarası andlaşmalara aykırı olduğu, bu sebeple iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması; Üye …‘un anılan maddenin ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği için verilen hükmün incelenmesinin eşitlik ilkesi ve adil yargılama hakkı gereğince bütünüyle bozulması görüşleri oyçokluğu ile reddedilmesinden sonra, sanıklar …, … ve …‘a atılı tefecilik suçu yönünden 5271 Sayılı CMK’nın 260/1. maddesine göre, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan …‘nin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve sanıklar hakkındaki beraat hükmünün … vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında; aynı Kanun’un 237/2. maddesi uyarınca …‘nin katılma talebinin kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;

Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında hükmolunan cezaların süresine göre, sanıklar …, …, …, …, …, … ve… savunmanları ile sanıklar …, …‘in yaptığı duruşmalı inceleme istemlerinin, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollaması ile 1412 Sayılı CMUK’nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,

Sanıklar … ve …‘ın, fikir ve eylem birliği içerisinde diğer sanık … ile birlikte suç tarihinde geceleyin yakınan …‘in işyerine gittikleri, yakınanı silah zoruyla işyerinden alarak arabaya bindirdikleri, kredi kartıyla ATM’den ve 4 ayrı iş yerinden değişik meblağlarda toplam 1.780 TL para çektirerek veya işlem yaptırarak menfaat sağladıkları, sanıkların tanık … tarafından çoklu ortamda teşhis edildiği, yakınanın zararının soruşturma aşamasında giderildiğinin anlaşılmasına göre, haklarında 5237 Sayılı TCK’nın 149/1-a,c,d,f,g,h,, 168, 109/2-3,a,b; 2007 yılı Nisan aylarında bir tekel bayiinin içerisinde sanık …‘in, … ve … ile birlikte, “Bu parayı alacaksın yoksa seni ve aileni öldürürüz” diyerek yakınan …‘yu tehdit edip, 12.500.- TL’lik senedi zorla imzalatarak aldıkları, 2007 yılının Nisan veya Mayıs ayı içerisinde sanık …‘un, … ile birlikte yakınanın evine gelip boş araziye götürdükleri ve “Borçları nasıl ödeyeceksin” dedikleri, “…‘de tarlalarının olduğunu ve satacağını, biraz müsaade etmelerini tarlayı sattığında ödeyeceğini” söyleyen yakınanı arabaya bindirdikleri, dövdükleri ve … civarına getirerek bıraktıkları, 2007 yılının Temmuz ayı içerisinde sanık …‘un, …, … ve … ile birlikte araçlarına bindirip … kahvehanesine götürdükleri, …‘ın da belinden bir silahı çıkartarak kabzası ile kafasına vurmak suretiyle 21.000 TL’lik senet imzalattıkları, evde tek kaldığı sonraki bir tarihte sanıklar … ve …‘un, …, … ve … ile birlikte evine gelip “Artık bize olan borcunu ödeyene kadar burada kalacağız” diyerek o gece evinde kaldıkları, dövdükleri ve ertesi gün saat 15.00 ile 16.00 sularında “Yine geleceğiz bizim paramızı ayarla yoksa seni ve aileni yok edeceğiz” diyerek evden ayrıldıkları, babasının yanına …‘ye gittiği 2007 yılı yaz ayları içerisinde sanık …‘un, …, … ile birlikte … ilçesine bağlı … Mahallesindeki evlerine gelip dövdükleri ve …‘nin de elinde bulunan bıçağı sol bacağına batırdığı, aradan bir hafta geçtikten sonra da … ve … ile birlikte sabah saat:05.30 sıralarında …‘ye evlerine tekrar gelip araçlarına bindirdikleri ve şehir içerisinde tur atmaya başlayarak kırtasiyenin açılmasını bekledikleri, kırtasiye açıldıktan sonra boş senet alıp, “Bu senetleri babana imzalatacaksın sen de kefil olacaksın yoksa seni ve aileni öldürürüz. Baban emekli, icraya verirsek paramızı alırız” dediklerini ve ölümle tehdit ederek kahvehanede bir tanesi 7.000 TL’lik diğeri 4.000 TL’lik olmak üzere kefil sıfatıyla iki ayrı senet imzalattıklarının anlaşılmasına göre, sanık … hakkında aynı Kanun’un 149/1-c,d,f,g,h ve sanıklar … ve … hakkında 109/2-3, b; sanık …‘in, 2007 yılı içerisinde 4-5 milyar civarında faizle para alan yakınan …‘ı yazıhaneye çağırıp diğer sanıklarla birlikte borcuna karşılık senet imzalattığı ve sürekli tehdit ettiğinin anlaşılmasına göre, hakkında TCK’nın 106/2-c,d; …‘ı sürekli tehdit eden, diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içinde hareket eden sanık … ile örgüt yöneticisi olması sebebiyle TCK’nın 220/5 maddesi yollamasıyla olmak üzere sanıklar … ile yine benzer şekilde yakınan …‘ı sürekli tehdit eden sanıklar … ve … hakkında aynı Kanun’un 106/2-c,d maddeleri uyarınca, zamanaşımı içerisinde Cumhuriyet Başsavcılığınca işlem yapılması olanaklı görülmüş, sanık …‘ın adı hüküm fıkrasında …; kendisine yönelik yağma ve tehdit suçundan kurulan hükümlerde yakınan …‘un adı … olarak yazılmış ise de, bu hususlar yerinde düzeltilebilir yazım hataları kabul edilmiştir.

I- ) Sanık … hakkında, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak;

Sanık … hakkında yakınanlar …, … ve …‘e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanık … hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme; sanık … hakkında yakınan …‘a yönelik tehdit;

Sanık … hakkında, yakınan …‘a yönelik hakkı olmayan yere tecavüz; sanıklar … ve … hakkında yakınan …‘e yönelik tehdit; sanıklar … ve … hakkında, yakınan …‘a, yakınan …‘a yönelik tefecilik suçlarından kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, kararın dayandığı gerekçeye ve takdire göre, o yer Cumhuriyet savcı ve katılan … vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin ONANMASINA,

II- ) Sanık … hakkında suç örgütü kurmak ve yönetmek; sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında suç örgütüne üye olmak; sanıklar …, …, … ve … hakkında suç örgütüne yardım etmek; sanıklar … ve … hakkında yakınan …‘e yönelik kişi hürriyetinden yoksun kılma ve yağma; sanıklar …, …, … ve … hakkında katılan … ‘e yönelik tehdit; sanıklar …, …, … ve … hakkında yakınan …‘ya yönelik kişi hürriyetinden yoksun kılma; sanıklar … ve … hakkında yakınanlar …, … ve …‘e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanıklar … ve … hakkında yakınan …‘e yönelik tehdit; sanıklar …, …, …, … ve … hakkında yakınan …‘a yönelik tehdit; sanıklar …, … ve … hakkında yakınan …‘a yönelik tehdit; sanıklar …, … ve … hakkında yakınan …‘a yönelik tehdit; sanıklar …, …, …, …, … ve… hakkında yakınan … ‘ye yönelik tehdit; sanıklar … ve … hakkında yakınan …‘a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanıklar … ve … hakkında yakınanlar … ve …‘a yönelik yağma; sanıklar …, …, …, … ve … hakkında tefecilik; sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve… hakkında 6136 Sayılı Yasaya aykırılık; sanıklar … ve … hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık … hakkında kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;

Yakınan …‘e yönelik eylemin, silâhla, birden fazla kişi tarafından birlikte, işyerinde, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla ve gece vaktinde işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar … ve … hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 149/1. maddesinin ( a ), ( f ), ( g ) ve ( h ) bentleri ile birlikte ( c ) ve ( d ); 109/3-a bentleri ile birlikte ( b ) bentlerinin de uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi, katılan … ‘e yönelik tehdit eyleminin, silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte ve var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar …, …, … ve … hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 106 /2-c ve d bentlerinin de uygulanması ve aynı Kanun’un 61. maddesi değerlendirilerek alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi, sanıklar …, … ve …‘ın 2007 yılı Nisan ayında, … ile birlikte sanık …‘ın aynı yılın Nisan veya Mayıs ayında, … ile birlikte sanıklar …, … ve …‘nin silahlı olarak aynı yılın Temmuz ayında, evine gidip kalmak suretiyle … ve … ile birlikte sanıklar …, … ve …‘nin yine o tarihlerde, … ile birlikte sanıklar … ve …‘nin silahlı olarak 2007 yılı yaz ayları içerisinde, bundan bir hafta sonra … ile birlikte sanıklar … ve …‘nin ve daha sonra sanıklar … ve …‘nin Ağustos ayında, sanık …‘ın ve örgüt yöneticisi sanık …‘in, yenilenen kasıtla ikiden fazla ve aynı suçu işleme kararının icrası kapsamında zincirleme olarak; sanıklar … ve …‘nin ise, yenilenen kasıtla birden fazla ve aynı suçu işleme kararının icrası kapsamında zincirleme olarak yakınan …‘yu hürriyetinden yoksun kıldıklarının anlaşılması karşısında; sanıklar … ve … hakkında ikiden fazla, sanıklar … ve … hakkında birden fazla olmak üzere, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan hüküm kurulması ve 5237 Sayılı TCK’nın 109/3, 43. maddeleri uyarınca da artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi; sanıklar … ve …‘nın yakınan …‘a bıçak dayayıp hürriyetinden yoksun kıldıklarının anlaşılması karşısında; haklarında 5237 Sayılı TCK’nın 109/3-a bendi uyarınca da uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi; yakınan … …‘ye yönelik tehdit eyleminin, silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte ve var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlendiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar …, …, …, … ve … hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 106/2-a bendiyle de uygulama yapılması ve aynı Kanun’un 61.maddesi değerlendirilerek sanıklar …, …, …, …, … ve… hakkında temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi, sanıklar … ve … hakkında, yakınanlar … ve …‘a yönelik yağma eylemlerinin birden fazla kişi tarafından birlikte, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak ve suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlendiğinin anlaşılması karşısında; aynı Kanun’un 5237 Sayılı TCK’nın 61. maddesi5237 Sayılı TCK’nın 61. maddesi değerlendirilerek sanıklar hakkında, temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin düşünülmemesi, Yargıtay ve Dairemizce benimsenip sürdürülen uygulamaya göre, sanık…‘in 99 adet mermi bilindurmak eyleminin, 6136 Sayılı Kanununun 13/3.maddesine uyan suçu oluşturduğunun gözetilmemesi, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış,

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, mahkumiyet hükmü kurulan suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık … lehine, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması,

2- ) Katılan … …‘e yönelik tehdit suçundan kurulan hükümde örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlemeyen sanıklar …, … ve … hakkında, 5237 Sayılı TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,

3- ) Sanıkların, hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53 /1-a-b-c-d-e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildikleri takdirde, kendi altsoyları üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluklarının sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet savcısı, sanıklar …, …, …, …, …, …, …,…, …, …, …, …, …, … ve … savunmanları ile sanıklar …, …, …, …, …, …, …,… ve …‘in temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar …, … ve … hakkında katılan … …‘e yönelik tehdit suçundan kurulan hükümde 5237 Sayılı Kanun’un 58. maddesinin uygulanmasına dair bölüm ile hüküm fıkralarından TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına dair bölümlerin çıkarılması; 53. maddenin uygulanmasına dair bölümlerin yerlerine, “Sanıkların, kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddesinin ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, ( c ) bendinde yazılı kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini mahkum oldukları hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar kullanamamalarına” ve hüküm fıkrasına “Beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık … lehine, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 2.640.- TL vekalet ücretine hükmedilmesine” cümlesinin yazılması suretiyle, eleştiriler dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

III- ) Sanık … hakkında, suç örgütüne üye olmak, yakınan …‘e yönelik kişi hürriyetinden yoksun kılma ve yağma; katılan … …‘e yönelik sanıklar …, …, … ve … hakkında, iş ve çalışma hürriyetini ihlal ile sanıklar …, … ve … hakkında, tehdit; yakınan …‘a yönelik sanıklar … ve … hakkında, yağma ile sanıklar …, …, … ve … hakkında, tehdit; yakınan …‘ya yönelik mahkumiyet kararı verilen sanıklar …, …, …, … ve … hakkında, tehdit ve yağma ile beraat kararı verilen sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında, konut dokunulmazlığını bozma; sanıklar … ve … hakkında, yakınan …‘a yönelik yağma; yakınan Hikmedin Ok’a yönelik mahkumiyet kararı verilen sanıklar …, … ve … ile beraat kararı verilen sanıklar …, … hakkında, kasten yaralama; sanıklar …, …, … ve … hakkında, yakınan …‘a yönelik tehdit; sanık … hakkında yakınan, …‘a yönelik tehdit; Yakınan …‘e yönelik mahkumiyet kararı verilen sanıklar …, …, …, … ve … ile beraat kararı verilen sanık … K. hakkında, tehdit; sanıklar … ve … hakkında, yakınan …‘e yönelik konut dokunulmazlığını bozma; yakınan …‘a yönelik sanıklar …, … ve … hakkında, tehdit ve sanıklar … ve… hakkında yağma; sanık … hakkında, çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak; sanıklar … ve … hakkında, yakınanlar … ve …‘a yönelik tehdit; sanık … hakkında, resmi belgede sahtecilik; sanık … hakkında tefecilik; sanıklar … ve … hakkında 6136 Sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükümler ile sanık … hakkında kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, resmi belgede sahtecilik suçunun sanık …; 6136 Sayılı Yasaya aykırılık suçunun sanıklar … ve … tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede; katılan … …‘e yönelik eylemlerin sanıklar …, …, … ve …; yakınan …‘ya yönelik eylemin sanıklar …, …, …, … ve …; yakınan …‘e yönelik eylemin sanıklar …, …, …, … ve …; yakınan …‘a yönelik eylemin sanıklar …, … ve… tarafından gerçekleştirildiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Sanık …‘ın, başka suçtan hükümlü bulunduğu aynı yer yargı çevresinde bulunan … E Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda bulunduğu ve Cezaevi aracılığıyla temyiz dilekçesini gönderdiğinin anlaşılması karşısında; 5271 Sayılı CMK’nın 196. maddesi gereğince 25.02.2013 tarihli oturum ile karar oturumuna getirtilerek, esas hakkındaki savunması sorulduktan sonra hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yokluğunda yargılama yapılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2- ) Dosya içerisinde bulunan nüfus kayıt örneğinden sanık …‘ın 13.12.2013 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında; 5237 Sayılı TCK’nın 64/1. maddesinin uygulama olanağının değerlendirilmesi zorunluluğu,

3- ) Sanık … hakkında, yakınan …‘a yönelik eylem sebebiyle tefecilik suçundan kamu davası açıldığı ve beraatine karar verildiği, bunun dışında sanık hakkında tefecilik suçundan açılmış bir kamu davası bulunmadığı halde; davaya konu dışına çıkılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle 5271 Sayılı CMK’nın 225/1. maddesine aykırı davranılması,

4- ) Yakınan …‘nun, 2007 yılı Nisan aylarında sanık …‘a 10.000.- TL’ye ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine, adı geçenin … Kıraathanesinde kendisine 5.600.- TL getirip verdiği, bu paranın geriye kalan 4.400.- TL’sini faiz olarak kendisinin kestiğini söylediği, kendisinin bu duruma itiraz ettiği ve parayı almak istemediği, bunun üzerine sanık …‘ın “Ben senin için gittim para buldum, bu parayı bu şekilde kabul edeceksin, yoksa seni öldürürüz, bu iş çocuk oyuncağı değil ben parayı senin için gidip buldum ve bu şekilde kabul etmek zorundasın” dediği, parayı almayınca da “Gel seninle bir yere gideceğiz” deyip arabasına alarak bir Tekel bayiine götürdüğü, tekel bayinin içerisinde olan sanıklar …, … ve … ile birlikte “Bu parayı alacaksın yoksa seni ve aileni öldürürüz” diyerek tehdit ettiği, yakınana zorla verdiği 5.600.- TL paraya karşılık 12.500.-TL’lik senedi zorla imzalatarak aldıkları, 3 ay boyunca aylık 2.500.- TL olmak üzere toplam 7.500.- TL parayı yakınanın faiz farkı olarak sanık …‘a ödediği, sanıkların her ay faizin faizi olarak da kendisinden para istemeye başladıkları, 4. aydan sonra faizi ödeyemez duruma gelen yakınanı Kanatlı Hayvanlar Derneği isimli yere götürdükleri ve orada tekrar 15.000.- TL’lik bir senedi sanıklar … ve …‘nin zorla imzalattıkları, önceki vermiş olduğu senedi istediğinde geri vermeyip “Bu senetlerin karşılığını ödeyeceksin” diyerek serbest bıraktıkları, bir ay geçtikten sonra tekrar faizin günü geldiğinde yakınanın ödeme yapamadığı, bunun üzerine sanıkların sık sık evlerine gelmeye başladıkları, 2007 yılının Nisan veya Mayıs ayı içerisinde sanıklar … ve …‘un evlerine gelip aşağıya çağırarak boş araziye götürdükleri ve “Borçları nasıl ödeyeceksin?” dedikleri, onun da “…‘de tarlalarının olduğunu ve satacağını, biraz müsaade etmelerini tarlayı sattığında ödeyeceğini” söylediği, tekrar arabaya bindirdikleri, dövdükleri ve … civarına getirerek bıraktıkları, sanık …‘a aldığı 5.600.- TL’ye karşılık parça parça yaklaşık yakınanın 36.000.-TL para ödediği, ancak senetlerini almadığı ve bu paraya karşılık faizi ile birlikte 90.000.-TL para istedikleri, 2007 yılının Temmuz ayı içerisinde sanıklar …, …, … ve …‘un, yakınanı tekrar araçlarına bindirip … Kahvehanesine götürdükleri, önceden imzalamış olduğu senetleri geri vermeyi de kabul etmeyip sanık …‘ın da belinden bir silahı çıkartarak kabzası ile kafasına vurmak suretiyle 21.000.- TL’lik senet imzalattıkları, evde tek kaldığı sonraki bir tarihte sanıklar …, …, …, … ve …‘un evine gelip “Artık bize olan borcunu ödeyene kadar burada kalacağız” diyerek o gece evinde kaldıkları, dövdükleri ve ertesi gün saat 15.00 ile 16.00 sularında, “Yine geleceğiz bizim paramızı ayarla yoksa seni ve aileni yok edeceğiz” diyerek evden ayrıldıkları, babasının yanına …‘ye gittiği 2007 yılı yaz ayları içerisinde sanıklar …, … ve …‘un, … ilçesine bağlı … Mahallesindeki evlerine gelip dövdükleri ve sanık …‘nin de elinde bulunan bıçağı sol bacağıma batırdığı, yakınanın “Öldürseniz dahi para yok ancak tarlamız var onu satıp paranızı ödeyeceğiz” demesi ve “O zaman bizim yol paramızı ver” demeleri üzerine yakınanın akrabalarından bulduğu 200.- TL parayı sanıklara verdiği, aradan bir hafta geçtikten sonra sanıklar …, … ve …‘un sabah saat:05.30 sıralarında …‘ye evlerine tekrar geldikleri, araçlarına bindirdikleri ve şehir içerisinde tur atmaya başlayarak kırtasiyenin açılmasını bekledikleri, kırtasiye açıldıktan sonra boş senet alıp “Bu senetleri babana imzalatacaksın sen de kefil olacaksın, yoksa seni ve aileni öldürürüz. Baban emekli, icraya verirsek paramızı alırız” dedikleri ve ölümle tehdit ederek kahvehanede bir tanesi 7.000.-TL’lik diğeri 4.000.- TL’lik olmak üzere kefil sıfatıyla iki ayrı senet imzalattıkları, sanıklar hakkında şikayetçi olduktan sonra sanık …‘in, telefonla arayarak “Oğlum seni öldürmeye …‘ye geliyor. Ya parayı öde kurtul, ya da sen oğlumu öldür, ben de senin sülaleni öldüreyim” dediği, bu şekilde tehditler sürerken yaklaşık 1,5- 2 ay kadar sonra, sanıklar …, … ve …‘nin tekrar …‘a gelip, “Borcu nasıl ödeyeceksin” dedikleri, yakınanın da tarlayı sattıklarında ödeyeceğini söylediğinin anlaşılması karşısında; eylemlerinin bir bütün halinde 5237 Sayılı Kanun’un 149/1-a,c,d,f,g ve h bentlerine uyan tek yağma suçunu oluşturduğu, tehdit ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarının yağma suçunun unsurları olduğu gözetilip hükümlülükleri yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmesi,

5- ) Yakınan …‘in, eşi …‘in darp edilmesi, işyerlerinin dağıtılması ve eşinin zorla alıkonularak kredi kartından para çekilmesi olayını gerçekleştiren … ve … ile yanlarında isimlerini bilmediği şahısların eşini sabah saatlerinde bırakmalarından sonra, öğleden önce kendisi işyerine geldiğinde, daha önceden satılığa çıkarmasından dolayı işyerine müşteri olan ancak, … Bulvarı üzerinde … Otomotiv isimli işyerini işleten…‘in geldiğini, “Burada tatsız bir olay yaşanmış geçmiş olsun diyerek, olayı yapan şahısları tanıdığını, şahısların alkollü iken bir halt ettiklerini haklarında davacı olmamalarını, çekilen paraları kendisinin ödeyeceğini” söylediğini ve kredi kartından çektirilen paranın bir miktarını kendisinin yanında iki kişi ile

birlikte getirerek teslim ettiğini, geriye kalan kısmını ise, daha sonra kendisinin işçisini göndererek…‘den aldırdığını, bu olayların arkasında…‘in olduğunu düşündüğünü iddia ettiği, sanık…‘in aşamalardaki savunmalarında ise, “Olay tarihinde sabah saatlerinde işyerine geldiğinde, olayı gerçekleştiren daha önceden tanıdığı … isimli şahsın işyerinin önünde olduğunu, ‘Kendilerinin Balcalı’da bulunan … Cafe sahibi ile tartıştıklarını’ söylediğini, ‘Bunun üzerine … Hanımı tanıdığını ve görüşebileceğini’ söylediğini, … Hanımı aradığını ve durumu anlattığını, … Hanımın da, ‘Onları buraya getirme, ancak sen gel görüşelim’ dediğini, gidip … Hanımla görüştüğünü, … Hanımın ‘Sen benim alacağımı bunlardan al beni muhatap etme Allah belalarını versin’ dediğini, …‘nın 1.000.- TL civarında bir para getirdiğini, parayı götürüp …‘e verdiğini, …‘nın getirdiği kalan parayı da …‘in eniştesi veya dayısının gelip kendisinden aldığını” beyan ettiğinin anlaşılması karşısında; sanık…‘in, diğer sanıkları yakınan …‘e yönelik kişi hürriyetinden yoksun kılma ve yağma suçlarına azmettirdiğine ilişkin, olayların arkasında sanık…‘in bulunduğunu düşündüğünü beyan eden yakınan …‘in iddiası dışında hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilip açıklanmadan; sanık …‘in olay sonrası yakınanların iş yerine gelip,

“Burada tatsız bir olay yaşanmış, geçmiş olsun diyerek, olayı yapan şahısları tanıdığını, şahısların alkollü iken bir halt ettiklerini, haklarında davacı olmamalarını, çekilen paraları kendisinin ödeyeceğini” söylemesi ve zararın giderilmesine aracılık etmesi eyleminin, 5237 Sayılı TCK’nın 220/7 örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçunu oluşturduğu düşünülmeden, yazılı şekilde hakkında suç örgütüne üye olmak, kişi hürriyetinden yoksun kılma ve yağma suçlarından mahkumiyetine karar verilmesi,

6- ) Yakınan …‘ın, 2007 yılı içerisinde sanık …‘den 40.000.- TL para aldığı, daha sonra sanığa elden ödediği, parayı ödedikten sonra sanık …‘in, “Ben sana bu parayı babamın hayrına vermedim, ben herkese bu şekilde para verirsem nasıl geçineceğim, ben bu parayı senden almasını bilirim” diyerek 40.000.- TL istediği, yakınanın, sanık ve arkadaşlarının faizle para verdiklerini ve parayı ödeyemeyen şahısları tabanca ile yaralama, darp etme, dağa kaldırma gibi işkencelerle paralarını ve mallarını aldıklarını bildiği için vuracaklarından korktuğundan ve sanığın devamlı tehdidi üzerine evini sanık …‘e devrettiğinin anlaşılması karşısında; adı geçen sanık … ile örgüt yöneticisi olması sebebiyle 5237 Sayılı ve TCK.nın 220/5.maddesi yollamasıyla sanık …‘in yağma suçunu işlediklerinin kanıtlandığı gözetilip hükümlülükleri yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile beraatlerine karar verilmesi,

7- ) Sanıklar …, … ve …‘nın, 26.05.2009 günü saat:15.00 ile 18.00 arasında katılan … …‘in … Cafe isimli işyerine gidip …‘tan ayrılmasını istedikleri ve kabul etmeyen katılanı, “Sen kimsin, biz adamı asarız, keseriz” demek suretiyle tehdit ettikleri, 29.05.2009 günü gece saat 03:00 sıralarında ise, aynı suçu işleme kararının icrası kapsamında tekrar gelerek katılanın içerisinde bulunduğu işyerinin camlarına tabancayla ateş ettikleri ve olay yerinden kaçtıklarının anlaşılması karşısında; eylemlerinin bir bütün halinde 5237 Sayılı TCK’nın 106/2-a, c, d ve 43. maddelerine uyan tehdit suçunu oluşturduğu gözetilip, aynı Kanun’un 61. maddesi de değerlendirilerek alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle hükümlülükleri yerine, tehdit ile olayda koşulları bulunmayan iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçlarından yazılı biçimde hüküm kurulması,

8- ) Yakınan … aşamalardaki anlatımlarında; “… Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi verdiğini, Adliye’den çıkarken karşılaştığı arkadaşı …‘a durumu anlattığında ‘onların böyle bir şey yapacağını tahmin etmiyorum, ben … ile görüşürüm ve seni ararım’ dediğini, …‘ın ertesi günü arayarak ‘Sen şikayette bulunmuşun, İsmail senden babanın yanına gidip işine gücüne bakasın diye o senedi almış, ben o senedi sana getiririm, sen şikayetinden vazgeç, İsmail korkusundan dolayı senedi yırttı, ancak yeni bir senet düzenleyip sana iade edecek’ dediğini, birkaç gün sonra senedi … ile …‘ın adliye binasının önünde teslim ettiklerini, ancak vermiş olduğu senedin o olmadığını, teslim edilen senedin arkasına ‘Benim …‘da alacağım kalmamıştır. … isim ve imzalı’ yazılı olduğunu ve bu senedin kendisinin ismi ve imzası taklit edilmek suretiyle düzenlendiğini gördüğünü” beyan ettiği, sonradan da şikayetten vazgeçtiği, telefon görüşme içeriklerinde de tehdide dair bir beyana rastlanmadığının anlaşılması karşısında; sanıklar …, …, … ve …‘ın, yakınanı şikayetinden vazgeçirmek için tehdit ettiklerine dair hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilip açıklanmadan, yazılı şekilde tehdit suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi,

9- ) Oluş ve dosya içeriğine göre, sanık …‘ın, 08.06.2009 tarihinde saat:11:50’de yapmış olduğu telefon görüşmesi sırasında “Lan … çakal gerekirse seni öldürürüm lan …, sıkma benim canımı ha, … Canımdan korkmam … seni parça parça yaparım” diyerek yakınan …‘ı tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında; sanığın tehdit suçunu işlediğinin kanıtlandığı gözetilip hükümlülüğü yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesi,

10- ) Yakınan …‘in, 2007 yılının Ocak ayı içerisinde sanık …‘den 4.000.- TL para aldığı, 2007 yılı Mayıs ayı içerisinde 9.000.- TL olarak ödemek üzere 9.000.- TL’lik senet imzaladığı, 2007 yılı Mayıs ayında parayı ödeyememesi üzerine sanıklar … ve …‘nin köye gelip ödeyemeyeceğini belirten yakınanı darp ettikleri, saat 21:00 sıralarında yanlarında kimlikleri belirlenemeyen iki kişi ile birlikte tekrar gelerek evini dağıttıkları ve babası …‘i darp ettikleri, sanıklar …, …, …, …, … ve …‘nin bu olaydan sonra 3-4 kez köye gelerek tehdit etmeleri sebebiyle yakınanın köyü terk ederek Kumhüyüğü köyüne yerleştiği, sanıkların haber göndererek paranın faizini işletmeye devam ettiklerini ve 9.000.- TL’ye karşılık 2008 yılının Ağustos ayında borçlarının 82.000.- TL olduğunu söyledikleri, 82.000.- TL’yi düştükten sonra geriye kalan 78.000.- TL para yakınana verilmek üzere yakınan ve hissedarların, 2008 yılı Ağustos ayı içerisinde sahibi oldukları arazinin tapusunu sanık …‘e devrettikleri, tapu devir işlemi bitip arabaya bindiklerinde, elden vereceklerini söyledikleri 78.000.- TL parayı almayı bekleyen yakınana silah çıkararak kafasına dayadıkları ve “Size para yok, sen bizi daha önce şikayet ettin, eğer bir daha şikayet edersen ya seni ya da ağabeyini öldürürüz” dedikleri, sonraki günlerde sanıklar …, … ve …‘nin tarlaya gelerek silah çektikleri ve “Tarlayı boşaltın yoksa sizi burada öldürürüz” demeleri sebebiyle korktuklarından tarlayı boşaltarak köyü terk ettikleri, sanıkların kendilerine vereceklerini söyledikleri 78.000.- TL’yi de vermediklerinin anlaşılması karşısında; fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıklar …, …, …, …, … ve …‘nin eylemlerinin bir bütün halinde 5237 Sayılı Kanun’un 149/1-a,c,d,f ve g bentlerine uyan yağma suçunu oluşturduğu ve konut dokunulmazlığını bozma suçunun da yağmanın unsuru olduğu gözetilip yağma suçundan hükümlülükleri yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmesi,

11- ) Yakınan …‘ın eşi …‘ın, 2008 yılı içerisinde ektiği soğanları simsarlık yapan … aracılığıyla sattığı, ancak karşılığı olan 130.000.- TL parayı alan şahısların ve …‘ın vermedikleri, …ın “Faizle para veren arkadaşları olduğunu ve onlardan para alarak işçilerin parasını ödeyebileceklerini” söylemesi üzerine soğanları söken işçilere olan borçlarını ödemek için sanık …‘den 34.000.- TL’lik senet imzalayarak 20.000.- TL ve yeğeni sanık…‘den ise, 13.000.- TL olmak üzere toplam 33.000.- TL parayı % 15 faizle 5 ay sonra ödemek koşuluyla aldığı, …‘ın parayı işçilere dağıttığı, bu borcun zamanında ödenmemesi sebebiyle sanık …‘in çocuklarının, işyerine giderek kendisi ve ailesini öldürmekle tehdit etmeye başladıkları, aradan geçen zaman içerisinde yakınan ve eşinin, sanık …‘e 44.000.- TL; sanık …‘e ise, 17.000.- TL ödeme yaptıkları, ancak senetleri alamadıkları, 2009 yılı Ocak ayı içerisinde …ın, yakınan ve eşini sanıklar … ve …‘in de bulunduğu sanık …‘in bürosuna götürdüğü, senetleri istemeleri sebebiyle sanık …‘in, “Ödediğiniz para, aldığınız paranın faizi bile değil, senet veremeyiz, gidin başınızı nereye vurursanız vurun” dediğini ve ısrar etmeleri üzerine de sanık …‘ın, “Biz günlük tavuk vuruyor gibi adam vuruyoruz, ben burada yiyeceğim ekmeği gider, cezaevinde çalışmadan yerim, bir daha senet için buraya gelmeyin, 1 hafta içerisinde de aldığınız 33.000.- TL paraya karşılık bize 150.000.- TL daha borçlusunuz, bu parayı da ödeyeceksiniz, yoksa gereken her şeyi yapacağız” dediği, kendilerinin korkularından bir şey diyemeden oradan ayrıldıkları, sanıklar … ve …‘in telefonla yakınan ve eşini arayarak ölümle tehdit ettikleri ve çocuklarını kaçıracaklarını söyledikleri, bunun üzerine korkularından …‘ya kaçtıkları, bir ay kadar orada kaldıktan sonra …‘ın kendilerini …‘da bulduğu ve “Ben artık senin borçlarını hallettim, …‘ya gel, sana kimse bir şey demeyecek” diyerek ikna etmesi üzerine …‘ya döndükleri, sanıklar … ve …‘in, kendilerini arayarak ve evlerine gelerek tehdit etmeye ve ağır hakaretlerde bulunmaya başladıkları, tehditler sebebiyle yakınan adına kayıtlı olan iki katlı evlerinin tapusunu …‘e 13.02.2009 tarihinde devrettikleri, tapuyu verdikten sonra senetleri istedikleri, ancak sanık…‘in “Borcunuz bitmedi” diyerek senetleri vermedikleri, …‘ın, yakınanın eşinin borcuna karşılık kendisinden sanık …‘in aldığını söylediği arabaya karşılık 13.000.- TL parayı yakınanın eşinin, sanık …‘e vermesi için …‘a ödediği, yakınanın eşinin kiraladığı mandalina bahçesinin ürününü sanıklar …‘in, kendilerinden habersiz olarak 19.000.- TL’ye satıp parasını aldıklarının anlaşılması karşısında; fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıklar …, … ve …‘ın eylemlerinin bir bütün halinde 5237 Sayılı Kanun’un 149/1-c,d,f ve g bentlerine uyan yağma suçunu oluşturduğu, tehdit suçunun yağma suçunun unsuru olduğu ve aynı Kanun’un 61. maddesi değerlendirilerek alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği gözetilip yağma suçundan hükümlülükleri yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmesi,

12- ) Sanıklar … ve …‘in, yakınanlar … ve …‘a yönelik eylemlerinin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğu ve tehdit eylemlerinin yağma suçunun unsuru olduğu gözetilmeden, tehdit suçundan da ayrıca yazılı şekilde hüküm kurulması,

13- ) Sanık …‘in üzerinde yapılan aramada aynı anda yakalanan suça konu nüfus cüzdanı ile sürücü belgesinin farklı zamanlarda ve ayrı kasıtla düzenlendiğinin belirlenememesi karşısında; aynı anda birden fazla sahte belge düzenlenmesi veya kullanılması halinde eylemin iki ayrı suçu oluşturmayacağı, tek suç kabul edilip belge sayısı ile TCK’nın 61.maddesi nazara alınarak alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde iki kez resmi belgede sahtecilik suçundan ceza tayini,

14- ) 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçunun mütemadi suçlardan olduğu ve hukuki kesintiyi oluşturan iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar gerçekleştirilen eylemlerin tek suç, bu tarihten sonra gerçekleştirilen eylemlerin ise ayrı suç oluşturacağı gözetilerek, iddianamenin düzenlendiği tarihten önce ele geçen ruhsatsız tabanca ve mermiler sebebiyle sanıklar … ve …‘ın eylemlerinin kül halinde tek bir 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçunu oluşturacağı, ancak bu suçtan temel ceza belirlendiği sırada kastlarının yoğunluğuna göre alt sınırdan uzaklaşılarak cezanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, her bir eylem sebebiyle ayrı ayrı cezaya hükmolunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısı, sanıklar…, …, …, …, …, …, …, …, … ve… savunmanları ile sanıklar …, …, …, …, … ve …‘ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, … hakkında kurulan hükümler ile sanık … hakkında, tefecilik suçundan kurulan hükümler açısından diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 10.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY :

05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesiyle yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler; 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da; anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Sözü geçen bu hüküm, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıdır.

Şöyle ki;

1- )Özel yetkili mahkemeler, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Yargı Birliği”ni sağlamak amacıyla kaldırılmıştır. Bu husus, anılan Kanunun genel gerekçesi ile sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; tüm ağır ceza mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması amaçlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır.

Ancak, 6526 Sayılı Kanunla, Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen geçici 14. maddesinin 4. fıkras 4. fıkrasının son cümlesinde, özel-genel mahkeme ayrımı sürdürülmekle; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10; “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36; “Kanuni hâkim güvencesi” başlıklı 37,”Suç ve Cezalara dair esaslar” başlıklı 38. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkına dair 6. maddesine aykırı bir düzenleme yapılmış ve yargı birliği ilkesi ihlal edilmiştir.

2- )Mahkemeler, bütün işlemlerinde, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan “Kanun önünde eşitlik” ilkesine uygun hareket etmek zorundadır. 6526 Sayılı Kanunla kanıt toplama yöntemleri değişmiş; yargılama hukuku, hukuka uygun ve güvenilir hâle getirilmiştir. Önceden, CMK’nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda, şüpheli ve sanıklar yönünden mevcut kısıtlayıcı hükümler kaldırılmakla, kişilerin hukuki güvenlik hakları ile yargılama eşitliği sağlanmıştır.

3- )Keza bu cümle, Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan, “Hak arama hürriyeti ile herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu”; 37. maddesindeki, “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı” ve 38. maddesinde yer alan, “Kanuna aykırı olan elde edilmiş bulguların, delil olarak kabul edilemeyeceği” hükümlerine de aykırılık teşkil etmektedir.

4- )Çağdaş anayasaların temel kurallarından birisi de kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği kuralıdır. Kanun koyucu, CMK’nın 250. maddesiyle görevli mahkemeleri kaldırmakla, bu mahkemelerin, normal ağır ceza mahkemelerine göre daha güvencesiz olduğunu kabul etmiştir.

5- )CMK’nın 250. maddesiyle görevli mahkemelerin kaldırılarak diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıklarıyla, kararları Yargıtay’da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında fark yaratılması da Anayasa’nın 10. maddesinde yazılı eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmuştur.

6- )Anayasa’nın 90/ son maddesinde yer alan, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere dair milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” kuralı gereği olarak da; yapılan düzenleme, AİHS’nin adil yargılanma hakkına dair 6. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekmektedir.

Özetle, 5526 Sayılı Kanun’un 1. maddesiyle Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkras 4. fıkrasının son cümlesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalara aykırı olduğundan, 152. madde uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulması ve verilecek karar sonucuna kadar temyiz incelemesinin geri bırakılması görüşündeyim.

KARŞI OY :

6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesiyle yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren

6526 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.

Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay’a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir.

Çünkü;

5271 Sayılı Kanun’un 2/f maddesi5271 Sayılı Kanun’un 2/f maddesi “kovuşturma: iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel ( normal ) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeplerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay’da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel ( normal ) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.

Şöyle ki;

1- )Özel Yetkili Mahkemeler, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Ağır Ceza Mahkemeleri” arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına dair düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.

Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.

2- ) Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 Sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK’nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay’da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10; “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36; “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlıklı 37; “Suç ve Cezalar” başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.

Görüldüğü üzere;

Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hem de tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.

Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.

Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 Sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.

Şöyle ki;

Anayasamızın 90/5. maddesiyle; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.

Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 Sayılı Kanun’un 1. maddesiyle Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkras 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel ( normal ) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.

Bu sebeplerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/9674 Karar: 2016/2697 Tarih: 06.04.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

I-Sanık … hakkında katılan …‘e yönelik “kasten yaralama” ve katılan …‘e yönelik “mala zarar verme” suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Sanık hakkında hükmolunan doğrudan para cezalarının miktarı bakımından, 14.04.2011 tarih ve 27905 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunun 26. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 2. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrası uyarınca, üç bin liraya kadar olan mahkumiyet hükümlerinin kesin nitelikte olması ve temyiz kabiliyetinin de bulunmaması nedeniyle sanık … savunmasının temyiz isteğinin, CMUK’nın 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,

II-Sanık … hakkında katılan …‘e karşı “nitelikli yağma” ve katılanlar … ve …‘e karşı “tehdit” suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesine gelince;

Sanığın, diğer katılanlara karşı işlediği yaralama, mala zarar verme ve yağma suçları öncesinde, ağabeyi katılan …‘e hitaben söylediği “bana bak bana, ben buraya savaşmaya geldim, adamsan silah bulup gelirsin, önüme geleni delik deşik edeceğim, ne yapacağımı birazdan görürsün” biçimindeki sözlerinin, TCK’nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturduğu şeklindeki Mahkeme’nin kabul ve nitelendirmesi usul ve yasaya uygun görülmekle; tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.

Sanığın, yağma eylemini, silahla ve katılan …‘in konutunda işlediğinin anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasının ( a ) bendinin yanı sıra ( d ) bendinin de uygulanması gerektiği ve dolayısıyla olayda birden fazla nitelikli halin gerçekleşmiş olmasına karşın aynı Yasanın 61. maddesi gereğince temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu’nun takdirine göre, suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53/1-a, b, c, d, e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildiği takdirde, kendi altsoyu üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluğunun sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün, 2014/140, 2015/85 esas ve karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık … savunmasının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümler çıkarılarak yerlerine, “Sanığın, kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1. maddesinin ( a, c, d ve e ) bentleri ile ( b ) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, ( c ) bendinde yazılı kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini, mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar kullanamamasına” cümlesinin yazılması suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/3307 Karar: 2016/2795 Tarih: 22.03.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Tüm dosya kapsamına göre; sanıkların mağdure …‘nın evine girmek suretiyle silahla yağma suçundan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.07.2009 günlü Kararı ile 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 149/1-a,c,d, 168/3. maddeleri uyarınca mahkûmiyetlerine karar verilmiş, ilk derece mahkemesinin anılan hükümleri Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 01.10.2010 günlü Kararı ile onanmıştır. Onama kararında ayrıca sanıklar hakkında “yakınanı evinde bıçak ile tehdit edip bağırmaması için ağzını elleriyle kapatıp yağmaladıktan sonra el ve ağzını tülbent ile bağlamak suretiyle olay yerini terk ettiklerinin anlaşılması karşısında; haklarında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 Sayılı TCK.nun 109/2,, 109/3-a,b maddeleri gereğince zamanaşımı içerisinde işlem yapılabileğine” işaret edilmesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca her iki sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmaları istemiyle 20.04.2011 tarihli iddianame düzenlenmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20.04.2011 tarihli iddianamede “şüphelilerin olay günü saat 08:30 sıralarında müştekilerin kaldığı evin zilini çaldıkları, o sırada evde müştekilerden … ve küçük kızının bulunduğu, müştekilerin küçük kızlarının kapıyı açtığı, kapı açılınca şüphelilerin birlikte zorla içeri girdikleri, böylece kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ve ekli evrak kapsamından anlaşılmıştır.” şeklindeki anlatım ile sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmaları talep edilmiş ise de, iddianameye konu edilen bu eylemlerin hukuki niteliğinin 5237 Sayılı TCK’nın 109. maddesinde düzenlenen ve Yargıtay 6. Ceza Dairesinde de açıkça işaret edilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna dair eylemler olmayıp, aynı Kanunun 116. maddesinde öngörülen konut dokunulmazlığının ihlali suçuna dair eylemler olduğu, bu şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma olarak nitelendirilebilecek hiçbir eyleme iddianamede yer verilmediği, 5271 Sayılı CMK’nın 225/1. maddesinin “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça dair fiil ve faili hakkında verilir” şeklinde olduğu, iddianamede anlatılan eylem sebebiyle sanıklar haklarında ancak konut dokunulmazlığının ihlali suçundan mahkûmiyet kararı verilebileceği, sanıkların konut dokunulmazlığının ihlali eylemlerinin ise Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılama kapsamında TCK’nın 149/1-d maddesi uyarınca nitelikli yağma suçunun unsuru olarak kabul edildiği anlaşıldığından, iddianamedeki fiille bağlı olan mahkemece sanıklar haklarında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulması,

Uygulamaya göre de;

Hükümlerden sonra Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 günlü, 29542 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan husus nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/26727 Karar: 2016/175 Tarih: 27.01.2016

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

I-) Sanıklar M. K. ve M. K. hakkındaki “kasten yaralama” suçundan kurulan hükümlerin incelemesinde;

Sanıkların, yaralama eylemini gerçekleştirirken kullandıkları av tüfeğinin dipçiği ile TCK’nın 6/1-(f)-3 no.lu bendi uyarınca “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli” şeylerden olan ağaç sopaların silah sayılması ve hükmolunan cezasından, TCK’nın 86/3-e maddesi gereğince arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulu’nun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-) Sanıkların, hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53 /1-a-b-c-d-e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildikleri takdirde, kendi altsoyları üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluklarının sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

2-) Suçu birlikte işleyen sanıkların neden oldukları yargılama giderlerinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları yerine 5271 Sayılı CMK’nın 326 /2. maddesine aykırı biçimde “eşit olarak alınması” biçiminde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar M. K. ve M. K. savunmanın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından “TCK’nın 53. maddesinin uygulanması” ve “sanıklardan eşit olarak tahsiline” dair bölümler çıkarılarak, yerlerine sırasıyla “Sanıkların, kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, (a, c, d ve e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddesinin (a, c, d ve e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, (c) bendinde yazılı kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini mahkum oldukları hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar kullanamamalarına” ve “sanıklardan neden oldukları yargılama giderinin ayrı ayrı alınmasına” tümceleri eklenmek suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

II- Sanıklar Ö. D., M. K. ve M. K. hakkındaki “nitelikli hırsızlık” ile sanık Ö. D. hakkında “kasten yaralama” suçlarından kurulan hükümlerin incelemesine gelince;

Yakınana karşı işlenen yağma suçu sırasında, yakınanı darp edip, etkisiz hale getirdikten sonra boynundaki poşu ile yakınanın ellerini arkadan bağlayıp olay yerinde bu şekilde bırakan sanıklar hakkında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçundan zamanaşımı içerisinde yerinde işlem yapılması olanaklı kabul edilmiştir.

1-) Oluş ve dosya içeriğine göre; sanıkların E. Ç., G. M.’nda dışarıdan gelerek hayvancılık yapan göçerlerden olduğu, yakınan M. Ş.’in de aynı bölgede tanık olarak ifadesi alınan H. Y.’a ait 98 adet büyükbaş hayvanın çobanlığını yaptığı, olay günü, gece saat 22:30-23:00 sıralarında sanıklara ait küçükbaş hayvanların bulundukları yerden ayrıldığı, bunların bulunması bahanesiyle aramaya çıktıkları, sanıklardan M. Z..’nin, başka bir istikamete, diğer sanıkların ise, yakınanın hayvanlarının bulunduğu istikamete gittikleri, yakınan ile sanıklar M. K. ve Ö. D. arasında bu hayvan meselesi yüzünden tartışma çıktığı, tartışma neticesinde, diğer sanık M. Z.’nin de olay yerine gelerek, sanıkların hep birlikte, ellerindeki ağaç sopalar ve av tüfeğinin dipçiği ile yakınanın vücudunun çeşitli yerlerine vurup, yakınanı aldırılan doktor raporuna göre, “hayati tehlike geçirmeksizin, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve sol el ikinci parmağında kemik kırığı olup, hafif (1.) derecede vücut fonksiyonlarına etki edecek” şekilde yaralayıp, etkisiz hale getirerek, yakınanın boynundaki poşu ile de ellerini arkadan bağladıktan sonra yanında bulunan babası Mirza’ya ait av tüfeğini, nüfus cüzdanını, marka cep telefonunu ve boş olan cüzdanını aldıkları, yakınanı bağlı vaziyette bırakıp gözetimi altında bulunan büyük baş hayvanlardan 14 tanesini alıp gittikleri, yakınanın, kendi çabasıyla ellerini çözüp, olayı önce çadırda uyuyan kardeşi M. Ş.’a, sonra da hayvan sahibine ve babasına haber verdiği, sonradan sanıkların, yakınandan aldıkları av tüfeğini ve marka cep telefonunu yakınları aracılığıyla yakınana, büyükbaş hayvanların da, ertesi gün, sanıkların çadırlarına yakın yerde başı boş vaziyette bulunarak mal sahibine teslim edildiği, ancak içi boş cüzdan ve nüfus cüzdanının yakınan Hayri’ye teslim edilmemişse de, kısmi iade sebebiyle yakınanın rızasının olduğu anlaşılan somut olayda; sanıkların, yakınana yönelik eylemlerinin, 5237 Sayılı TCK’nın 149/1-a,c,h maddesindeki nitelikli yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, delillerin değerlendirilmesinde ve suç vasfında hataya düşülerek sanıklar hakkında “nitelikli hırsızlık” suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-) Sanık Ö. D.’in, yaralama eylemini gerçekleştirirken kullandığı av tüfeğinin dipçiği ile TCK’nın 6/1-(f)-3 no.lu bendi uyarınca “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli” şeylerden olan ağaç sopanın silah sayılması ve hükmolunan cezasından, TCK’nın 86/3-e maddesi gereğince arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

3-) Nüfus kaydına göre “12.05.1996” doğumlu olup, suçun işlendiği “29.08.2011” tarihinde 18 yaşını doldurmamış olan ve kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyeti bulunmayan sanık Ö. D. hakkında “kasten yaralama” suçundan hükmolunan kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezanın, 5237 Sayılı TCK’nın 50/3. maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Uygulamaya göre de;

4-) Sanıklar M. K. ve M. K.’un, “nitelikli hırsızlık” suçundan verilen hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar TCK’nın 53/1-a-b-c-d-e maddesinde yazılı hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına; ancak, TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca koşullu salıverildikleri takdirde, kendi altsoyları üzerinde TCK’nın 53/1-c bendinde sayılan hakları kullanmaktan yoksunluklarının sona erdirilmesine karar verilmiş ise de; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK’nın 53/1-b maddesinde yazılı, “seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin iptal edilmiş olması,

5-) Sanık Ö. D. hakkında, “nitelikli hırsızlık” suçunda; 5237 Sayılı TCK 168/1. maddesinin, 31/3. maddesinden önce uygulanması suretiyle, aynı kanunun 61. maddesine aykırı davranılması

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Ö. D., M. K. ve M. K. savunmanın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle kısmen isteme uygun kısmen aykırı olarak BOZULMASINA, tüm sanıkların, “nitelikli hırsızlık” ile sanık Ö. D.’in “kasten yaralama” suçundan 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 Sayılı 326/ son maddesi uyarınca kazanılmış haklarının korunmasına, 27.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/27875 Karar: 2015/45081 Tarih: 19.11.2015

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Dosya içerisindeki 11.05.2011 tarihli yakalama üst arama ve teslim tutanağına göre; sanığın, çevreyi rahatsız ettiğine dair kolluğa ihbar gelmesi ve mağdurun aynı gün yağma iddiasıyla sanığı şikayet etmesi üzerine; sanığın, şehir merkezi Eski bayram yeri trafosu yanında yakalanarak gözaltına alındığı ve üst araması yapıldığı sırada mağdura ait suça konu S… D 500 marka cep telefonunun üzerinden çıkması sebebiyle kolluk tarafından el konularak mağdura teşhis yaptırıldıktan sonra teslim edildiğinin anlaşılması karşısında;

Sanığın etkin pişmanlık iradesiyle hareket ederek mağdura ait suça konu cep telefonunu, kendi iradesiyle kolluğa teslim ettiğine dair bir bilginin dosyaya yansımamış olması sebebiyle mahkemece, söz konusu tutanağı tanzim eden tutanak düzenleyicileri, S..K.. ve U..A..’dan, sanığın yakalanma esnasında söz konusu cep telefonunun müştekiye ait olduğunu söyleyerek kendi iradesiyle kolluğa teslim edip etmediği hususları sorularak sonucuna göre sanık hakkında 168/1-3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

2- Mağdur A.. B.. ve tanık P.. M.., sanığın, konutta, saat 22.30-23.00 sıralarında bıçak ile mağdura saldırarak, mağdurun cep telefonunu gasp edildiğine dair hazırlıkta samimi beyanda bulundukları, mahkemece de, mağdur ve tanık P.. M..’ın olayın sıcaklığı ile hazırlıktaki samimi beyanlarına üstünlük tanıyarak sanığın, mağdura yönelik beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı konutta geceleyin yağma eylemini işlediğinin kabul edilmesi karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 149/1.maddesinin (d), (e) ve (h) bendinin yanı sıra (a) bendinin de uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

3- “Değerin azlığının” 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150/2. maddesinin düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek, sanığın cezasından indirim yapılması,

4- TC. Anayasa’sının 90. maddesinin son fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesi ışığında, 5271 sayılı CMK’nın 150,, 234, 239. maddeleri ile 5320 sayılı Yasanın 13. maddesine dayanılarak hazırlanan, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi gereğince, sanık için baro tarafından görevlendirilen zorunlu savunman ücretlerinin sanıktan alınmasına hükmedilemeyeceği, bu ücretlerin Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanacağı gözetilmeden, yazılı şekilde zorunlu savunman ücretinin sanıktan alınmasına hükmedilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının ve sanık savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak bozulmasına, 19.11.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/7353 Karar : 2018/4777 Tarih : 26.06.2018

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Anayasa Mahkemesinin, TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24/11/2015 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 08/10/2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilerek yapılan incelemede,

Oluş ve dosya kapsamına göre, yağma suçunun silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte, geceleyin ve konutta işlendiğinin anlaşılması karşısında; TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (a,c,h) bendlerinin yanı sıra (d) bendinin uygulanması ve TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken, bu hususların değerlendirilerek alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi; mağdurlar … ve …‘e yönelik yağma eylemlerinde, suça konu cep telefonu ve saatin sanıkların yakalandıklarında üzerlerinde ele geçirilmiş olmasına göre, TCK’nın 168/1. maddesinin uygulanma koşulları bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde eksik ceza belirlenmesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu’nun takdirine göre; sanık …, …, … ve … savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükmün istem gibi ONANMASINA, 26/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/5130 Karar : 2018/4558 Tarih : 19.06.2018

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

21.06.2014 olan suç tarihinde, güneşin yaz saati uygulamasına göre saat 20:44’de battığı ve yağma eyleminin, gündüz sayılan zaman diliminde saat 21:30 sularında, silahla, birden fazla kişi ile gerçekleştiği olayda, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (c) bendinin kapsamında kaldığı, (h) bendinin uygulanma yerinin bulunmadığının gözetilmemesi, gösterilen alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi karşısında, sonuç cezaya etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre sanık … savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan kararın isteme uygun olarak ONANMASINA, Daire üyesi …‘in muhalefetiyle 19/06/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Olay günü; silahla, birden fazla kişi ile gündüz saatlerinde yağma suçunu işleyen sanık hakkında TCK’nın 149.maddesinin 1.fıkrasının (a ve c) bentleri ile uygulama yapılmakla yetinilmesi yerine koşulları bulunmadığı halde aynı madde ve fıkranın (h) bendine yer verilerek temel ceza tayin edilmesi kanuna aykırı olup hükmün bozulması inancı ile sayın çoğunluğun görüşüne iştirak olunmamıştır.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/258 Karar : 2018/4063 Tarih : 24.05.2018

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının TCK’nın 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülerek yapılan incelemede;

Oluş ve dosya kapsamına göre; yakınanın iş yerine olay günü saat 19.00’da gündüz vakti sayılan zaman diliminde ele geçmeyen bıçakla girerek nitelikli yağma eylemini gerçekleştiren, sanık hakkında TCK’nın 149/1. maddesinin (a) bendinin yanı sıra (d) bendi ile de uygulama yapılıp alt sınırdan uzaklaşılarak temel cezanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve sanığın adli sicil kaydının yanında hükümlülük kaydının celp olunup sonucuna göre, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulama olanağının tartışmasız bırakılması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık … ve savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğname gibi ONANMASINA, 24/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/6113 Karar : 2018/2853 Tarih : 12.04.2018 

  • TCK 149. Madde

  • Nitelikli Yağma Suçu

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Mağdura ait …Mahallesi İzmir yolu üzerinde bulunan Teknik Yalıtım isimli tel örgü ile çevrili işyerine yanında kimliği tespit edilemeyen bir kişi ile birlikte gelen sanığın,tel örgüleri kesmek suretiyle içeriye girip, bir takım malzemeleri iş yerinin yan tarafında bulunan boş arsaya attığı, bu esnada iş yerine gelen mağdurun durumu farketmesi üzerine sanık … ve kimliği tespit edilemeyen diğer kişinin işyerinin dışında bulunan motorsiklete binerek yükledikleri malzemelerle birlikte kaçtıkları, mağdur … takip ederek sanıkların önlerine çıkınca, sanık …‘ın motosikleti sürüp bıçak çekerek “seni öldürürüm çekil önümden” diyerek motorsiklet ile kaçtığı olayda; sanığın hırsızlık olarak başlayan eyleminin işyerinin dışında yağmaya dönüştüğü düşünülmeden yasal koşulları bulunmadığı halde sanık … hakkında 5237 sayılı TCK’nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile uygulama yapılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 12.04.2018 günü oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS