0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması Suçu

TCK Madde 133

(1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/80 md.) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.



TCK Madde 133 Gerekçesi

Madde metninde, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suç olarak tanımlanmaktadır.

Bir arada bulunan kişiler arasında yapılan konuşmanın aleni olmayan konuşma olarak kabulü için konuşmanın yapıldığı yerin önemi yoktur. Bu bakımdan, örneğin bir parkta iki kişi arasında geçen konuşmanın başkaları tarafından ancak özel gayret gösterilerek duyulabilecek olması hâlinde, aleni olmayan konuşma söz konusudur. Keza, örneğin bir evde sınırlı sayıda kişiler arasında yapılan konuşma, aleni olmayan bir konuşmadır.

Birinci fıkrada tanımlanan suç, aleni olmayan konuşmanın bir aletle dinlenmesi veya bir ses alma cihazı ile kayda alınması ile oluşur. Söz konusu suçu, aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan kişi işleyebilir. Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi birinin rızasının olmaması yeterlidir. Bu bakımdan konuşmanın taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmayacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından diğerlerinin rızası olmadan kayda alınması, suç olarak tanımlanmıştır.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır. Bu konuşma içeriklerinin basın ve yayın yoluyla yayınlanması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.


TCK 133 (Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/17241 Karar: 2017/4259 Tarih: 24.05.2017

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

A- ) Sanık … hakkında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- ) Ses kaydının çözümüne dair bilirkişi raporuna ve dosya kapsamına göre; sanık …‘ın, dayısının kızı olan katılan … ile yüz yüze yaptıkları, içeriği özel, aleni olmayan konuşmaları, katılanın bilgisi ve rızası dışında kaydettiğinin kabul edilmesi karşısında, sanık ile katılan arasında geçen konuşmaya bir üçüncü kişinin dahil olmaması ve sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesi sebebiyle TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurlarının oluşmamasından dolayı sanığın sübut bulan eyleminin TCK’nın 134/1. madde ve fıkrasındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülüp, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle sanık hakkında TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan hüküm kurulması,

2- ) Kabul ve uygulamaya göre de:

a- ) Sanığa hükmedilen hapis cezasında takdiren 1/6 oranında indirim yapılırken, TCK’nın 62. maddesi yerine, uygulama alanı bulunmayan mahsuba dair TCK’nın 63. maddesi yazılmak suretiyle CMK’nın 232/6. madde ve fıkrasına aykırı hareket edilmesi,

b- ) TCK’nın 51/1-b madde, fıkra ve bendi uyarınca, sanığın suçu işledikten sonra yargılama sürecinde pişmanlık duyup duymadığı irdelenip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerektiği gözetilmeden, hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına dayanak olarak gösterilen “Sanığın bir daha suç işlemeyeceği yönünde mahkememizde kanaat oluşmadığından” ibareleri ile çelişki oluşturacağı da nazara alınmaksızın, dosya kapsamına uygun düşmeyen ve kanundaki ibarelerin tekrarına dayalı soyut gerekçelerle sanığa hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi,

c- ) Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA,

3- ) Sanıklar S. ve N. haklarında şantaj suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;

Katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Katılan …‘in aşamalarda özde değişmeyen ve tanık anlatımlarıyla da doğrulanan samimi beyanlarına, sanık …‘nin kaçamaklı savunması ile adı geçen sanığın kullanımındaki GSM hattından katılanın kardeşi olan tanık D.’e gönderilen mesaj içeriğine, sanık … tarafından katılanın bilgisi ve rızası dışında kaydedilen konuşmalara ve dosya kapsamına göre; evli olan sanıklar S. ve N.’ın, katılan …‘e, talep ettikleri miktardaki parayı vermediği takdirde, cinsel içerikli özel konuşmalarını içeren ve gizlice kaydedilen ses kaydını ifşa edecekleri tehditleriyle TCK’nın 107/2. madde ve fıkrasındaki şantaj suçunu işlediklerinin sübut bulduğu gözetilmeksizin, delillerin takdirinde yanılgıya düşülüp, dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçelerle sanıklar hakkında CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraat hükümleri kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeple 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 24.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/11389 Karar: 2017/640 Tarih: 01.02.2017

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

Dosya kapsamına göre; katılan …‘in mali işler direktör yardımcısı ve tanık…‘ın insan kaynakları direktörü olarak görev yaptığı bir özel hastanede ortopedi uzmanı olarak çalışan ve 10.09.2011 tarihinde iş akdi feshedilen sanık …‘in, adı geçen yöneticilerle beraber işten çıkarılma süreci ve alacakları ile ilgili konuları görüşmek için yüz yüze gerçekleştirdikleri toplantıda, üçü arasında geçen konuşmaları gizlice kaydedip, bu kaydı içeren CD’yi, kıdem tazminatının ve diğer alacaklarının tarafına ödenmediği iddiasıyla iş mahkemesine açtığı davaya vekili aracılığıyla delil olarak sunmak suretiyle TCK’nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,

Tarafı olduğu söyleşiyi kaydetmek suretiyle elde ettiği verileri üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına dair hakkında bir delil bulunmayan sanığın, iş mahkemesindeki iddialarını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlama amacını taşıyan eylemlerinde hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı nazara alındığında, sanığa yüklenen TCK’nın 133. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurları somut olayda gerçekleşmediği gibi, hukuki ihtilaf ile ilgili konuşmaların katılanın özel yaşam alanına dair ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunmaması sebebiyle sanığın eylemlerinin TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu da oluşturmayacağı anlaşıldığından, sanık hakkında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan dolayı beraat kararı verilmesine dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.05.2013 tarihli ve 2013/11-87-245 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere; vekalet ücreti kişisel hakka dair olup, kişisel hakka dair kanuna aykırılıkların Yargıtay tarafından bozma konusu yapılabilmesi için, hükmün karşı hak sahibi tarafından temyiz edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, hakkında beraat kararı verilen ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/5. maddesi gereğince, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, temyiz edenin sıfatına göre, bozma sebebi olarak kabul edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin sanığa atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğuna dair sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması sebebiyle sanık hakkında CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat hükmü kurulması gerekirken, sanığın üzerine atılı suç açısından kastının bulunmadığından bahisle aynı Kanun’un 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeple 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hükmün ilk paragrafının, “Sanık hakkında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan açılan davanın yapılan yargılaması sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraatine,” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 01.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/10509 Karar: 2016/13364 Tarih: 14.12.2016

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

Sanığın, 05.05.2009 tarihinde işlediği sabit görülen kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan dolayı TCK’nın 133/1,, 62/1,, 53/1-2-3. maddeleri gereğince 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.11.2009 tarihli, 2009/190 esas, 2009/181 Sayılı kararının itiraz edilmeden 09.12.2009 tarihinde kesinleşmesinin ve kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık denetim süresinin başlamasının ardından, Sulh Ceza Mahkemesi’nin 10.03.2011 tarihli, 2010/187 esas, 2011/113 (Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2010/663 esas, 2011/544) sayılı kararı ile 09.06.2010 tarihinde işlediği sabit görülen kasten yaralama suçundan dolayı TCK’nın 86/2,, 86/3-a,, 62/1,, 52/2-4. maddeleri gereğince 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair mahkumiyet hükmü 19.11.2013 tarihinde kesinleşen sanık hakkında, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi sebebiyle ihbarda bulunulmasını müteakip, duruşma açılarak, sanığın savunması alınıp, 17.11.2009 tarihli hükmün CMK’nın 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına dair Anamur 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.05.2014 tarihli, 2014/906 esas, 2014/22 (Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2014/307 esas, 2014/249) sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, üst Cumhuriyet savcısının ve sanığın sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

1-) Sanığın üzerine atılı TCK’nın 133/1. maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu için, suç tarihinden sonra, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 80. maddesiyle yapılan değişiklikle “iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası” öngörülmüş olup, hapis cezasının üst sınırı itibariyle davaya bakma görevinin 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesine ait bulunduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla Sulh Ceza Mahkemesince yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

2-) Kabul ve uygulamaya göre de:

a-) Dosya kapsamına göre; resmi nikahlı eşi olan mağdur … ile ailevi meselelerden dolayı tartışıp, iki gündür ortak konuta gitmeyen sanık …‘ı, 05.05.2009 günü sabah saatlerinde telefonla arayarak hastaneye gideceğini söyleyen mağdurun, telefonunu kapattığı düşüncesiyle yanında bulunan babası, annesi ve erkek kardeşi ile konuşmaya başladığı, telefonun diğer ucundaki sanığın ise görüşmeyi sonlandırmayıp, eşinin boşanıp boşanmayacağına ve boşanmanın sonuçlarına dair konuşmaları ile diğer aile bireylerinin bu konuya dair açıklamalarını dinleyerek, konuşulanları konuşanların bilgisi ve rızası dışında kaydettiği olayda,

Mağdur tarafından tesadüfen yapılan bir arama neticesinde başlayan telefon görüşmesinin sonunda açık halde unutulan haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan faydalanarak konuşulanları işiten ve gizlice kaydeden sanığın, önceden bir plan yapmaksızın, mağdur ve mağdurun ailesi tarafından kendisine karşı haksız bir saldırıda bulunulduğu düşüncesine kapılmasının ardından ve başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde iken, gıyabında söylenen “… Bir ton dayakla dağa kaldırıp, … a … gömdüğüm…”, “… Siz karışmayın, ben onu hallederim…” biçimindeki sözlerle tehdit ve hakaret suçlarının işlendiğine dair iddiasını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delilin muhafazasını sağlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı kabul edilemeyeceğinden, sanığa yüklenen TCK’nın 133/1. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanık hakkında CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle mahkumiyet hükmü kurulması, kanuna aykırı,

b-) Sanık hakkında TCK’nın 53. maddesi tatbik edilirken, 3. fıkraya aykırılık oluşturacak şekilde, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğuna, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından “koşullu salıverilme tarihine kadar”, diğer kişiler yönünden ise, “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, üst Cumhuriyet savcısının ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 14.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/8457 Karar: 2016/1763 Tarih: 24.02.2016

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

Sanık müdafiin kanuni süresinden sonra yaptığı duruşmalı inceleme talebinin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verilmekle evrak tetkik edildi.

Katılanlar ile katılan … vekillerinin 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçu yönünden temyize hakları bulunmadığından, temyiz istemlerinin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin sanık müdafiin temyizi ile katılanlar vekili ve katılan … vekilinin beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması, şantaj ( iki kez ) ve hakaret ( iki kez ) suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiziyle sınırlı olarak yapılmasına karar verilmekle yapılan incelemede gereği düşünüldü:

KARAR : Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ile şantaj ( iki kez ) ve 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, beraati ve sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanık müdafii, katılanlar … ve … vekili ile katılan … vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle tehdit suçlarından kurulan beraat hükmü ile şantaj ( iki kez ) ve 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin ONANMASINA,

Sanık hakkında katılan …‘e yönelik hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, katılan … vekilinin temyiz itirazları ile sanık müdafiin sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

TCK’nın 53. maddesindekiTCK’nın 53. maddesindeki belli haklardan yoksunluğun kasten işlenen suçlardan verilen hapis cezalarının sonucu olarak uygulanacağı gözetilmeksizin, 5.000 TL adli para cezasına hükmedilen sanık hakkında kanunda belirtilen haklardan yoksunluğa karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetki uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümde yer alan TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün karardan çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Sanık hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Sanığın cinsel ilişkilerin rıza ile meydana geldiğine dair istikrarlı savunması, müşteki …‘nın, mağdureyi 2010 yılı Şubat ayında elinde telefonla yakalamasına karşın mağdurenin sadece sanık ile görüştüğünü belirttiği ancak zora dayalı olduğunu iddia ettiği eylemlerinden bahsetmediği gibi olayın 2010 yılı Eylül ayında ikinci kez müşteki …‘nın mağdureyi sanığa ait cep telefonuyla yakalaması sebebiyle ortaya çıkması, mağdurenin eylemlerin başladığını ifade ettiği 2008 yılı Kasım-Aralık ayı ile şikayet tarihi arasında iki yıla yakın zaman geçmesi, bilirkişi raporları ve tüm dosya içeriğine göre, sanık ile mağdure arasındaki cinsel ilişkinin gerek başlangıç tarihinin mağdurenin onsekiz yaşından küçük olduğu dönemde olduğuna gerekse de bu eylemlerin sanık tarafından mağdureye ait çıplak fotoğrafları ailesine vermekle tehdit etmek suretiyle gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinin anlaşılması karşısında, sanığın atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

Sanık hakkında kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Konuşmanın sadece sanık ile katılan arasında geçmesi ve sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesi sebebiyle TCK’nın 133/1-2. maddesindeki; 6352 Sayılı Kanun’un 80. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki TCK’nın 133/3. maddesinin, “Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi…cezalandırılır.” hükmü, anılan maddenin gerekçesinde yer alan, “Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır…” açıklamalarıyla birlikte göz önüne alındığında, sanığın mağdure ile arasındaki konuşmalarına dair kayıt, TCK’nın 133/1-2. maddesindeki suç işlenerek elde edilen bilgi niteliğinde kabul edilemeyeceğinden, aynı Kanunun 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun oluşmayacağı, ancak sanığın mağdure ile arasındaki cinsel içerikli konuşmaları ve mağdurenin görüntülerini rızası dışında kaydetmesinin ve bunları müşteki …‘ya vermesinin, mağdurenin özel yaşam alanına dair ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin hem TCK’nın 134/1. maddesinde düzenlenen görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal hem de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenen görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu ve sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sanık hakkında katılan …‘ya yönelik hakaret suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

Sanığın, katılan …‘ya çektiği hangi mesajın hakaret içerdiği karar yerinde açıklanmandan, sanık hakkında zincirleme şekilde hakaret suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de,

TCK’nın 53. maddesindeki belli haklardan yoksunluğun kasten işlenen suçlardan verilen hapis cezalarının sonucu olarak uygulanacağı gözetilmeksizin, 5.000 TL adli para cezasına hükmedilen sanık hakkında kanunda belirtilen haklardan yoksunluğa karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafii, katılanlar vekili ile katılan … vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re’sen de temyize tabi hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2014/2511 Karar: 2014/17251 Tarih: 08.09.2014

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

1- ) Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle ( sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle ) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK’nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanunun 133/2. maddesinde “Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK’nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani, fayda veya avantaj sağlanması, bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK’nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, hükümden sonra 5.7.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla işlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesiyle TCK’nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği;

Bu açıklamalar ışığında, kabule, dosya içeriği, sanığın ikrar beyanı, tanık anlatımları ve bilirkişi raporuna göre; resmi olarak verilmiş bir ayrılık karan bulunmadığı, fiilen de beraber oldukları dönemde, resmi nikahlı eşi katılanın sadakatinden kuşkulanan ve kendisini aldattığını düşünen sanığın, birlikte yaşadıkları evin mutfağına ses kayıt cihazı yerleştirerek katılanın bir kişiyle telefonda yaptığı konuşmalara dair seslerini kaydedip, bu kayıtları katılanın kendisini aldattığını söyleyerek müşterek arkadaşları N. ve D.’a dinletmesi, bilahare bu kayıtları açılan boşanma davasında mahkemeye delil olarak sunması biçiminde gelişen olayda;

6352 Sayılı Kanunun 80. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki TCK’nın 133/3. maddesinin, “… Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi… cezalandırılır.”, hükmü, anılan maddenin gerekçesinde yer alan, “… Maddenin 3. fıkrasına göre, bir ve 2. fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır…”, açıklamalarıyla birlikte göz önüne alındığında, sanığın, kendisini aldattığı düşüncesiyle boşanma aşamasına geldiği katılan hakkında açacağı boşanma davasındaki iddiasını ispatlama amacıyla ses kayıt cihazı ile kayıt yaptığı, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği, buna göre, ses kayıtlan TCK’nın 133/1. maddesindeki suç işlenerek elde edilen bilgi niteliğinde kabul edilemeyeceğinden, TCK’nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun oluşmayacağı, eylemin TCK’nın 133/3-1 maddesi kapsamında olmayıp, TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından; katılana ait ses kayıtlarını müşterek arkadaşlarına dinleterek ifşa eden sanık hakkında, TCK’nın 134/2. maddesi uyarınca ifşa suçundan mahkumiyet kararı verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin, bir nedene dayanmayan, katılan vekilinin ise, ertelemeye dair temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

2- ) Hakaret suçundan temyiz itirazlarının incelenmesine gelince,

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin, bir nedene dayanmayan, katılan vekilinin ise, sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Dosya içeriği, sanık savunmaları, katılanın tutarlı beyanları, tanık anlatımları ve 30.7.2010 tarihli ifade ve mesaj tespit tutanağına göre; sanığın, katılana cep telefonundan değişik zamanlarda mesajlar çekerek şeref, onur ve saygınlığını rencide edecek nitelikte sözlerle hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında, atılı suçun sabit olduğu gözetilerek mahkumiyetine hükmedilmesi yerine yazılı düşüncelerle beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 08.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2013/26087 Karar: 2014/10205 Tarih: 28.04.2014

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

En az üç veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesi, TCK’nın 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır. Anılan suçun oluşabilmesi için, söyleşinin, “aleni olmaması”; yani, “belirsiz sayıda kişinin, ayrıca bir çaba harcamadan, rahatlıkla duyabileceği ve algılayabileceği şekilde konuşulmaması” gerekli ve yeterli olup, söyleşi içeriğinin suçun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Buna göre, söyleşi; gizlilik taşıyan ve özel yaşam alanı kapsamında yer alan konularla ilgili olabileceği gibi, herkes tarafından bilinen veya anlamsız ya da sıradan hususlar hakkında da olabilir.

Elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesi, TCK’nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlanmış olup, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK’nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eylemi suç olarak düzenlenmiştir.

Ancak kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan ( cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi ) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntülerini dinleme, izleme ya da kaydetme eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiğinden de söz edilemeyeceği,

Dosya içeriğine, sanık savunması, müşteki beyanı ve bilirkişi raporlarına göre, sanığın özel bir bankanın genel müdürlüğü bünyesinde inşaat proje sorumlusu, müştekinin ise aynı birimde inşaat birim müdürü olarak çalıştığı, sanığın, müştekinin kendisi hakkında performans değerlendirmesi için odasında müdür yardımcısı E.’ın da katılımıyla yaptığı aleni olmayan toplantıda konuşulanları, diğerlerinin rızası olmaksızın cep telefonu ile kayda alarak toplantıda müştekinin kendisine hakaret ettiği iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığında şikayetçi olması şeklinde gelişen olayda; sanığın aksi kanıtlanamayan bankada 2003-2012 yılları arasında görev yaptığı, 2009 yılında birim müdürü olarak çalışmaya başlayan müştekinin göreve başladığı günden bu yana kendisine karşı negatif bir tutum içerisinde olduğu, eski çalışan olması nedeniyle kendisini tasfiye etmek istediği, daha önce iş ortamında kendisine sözlü olarak hakaret ettiği, toplu ortamlarda kendisine karşı rencide edici ve küçük düşürücü tavırlar sergilediği, yaklaşık 1 ay önce hakkında haksız yere soruşturma başlattığı, olay günü de, performans değerlendirme toplantısında kendisine hakaret içerikli sözler söylemesi nedeniyle üzerindeki cep telefonu ile gizlice kayıt yaptığı, eylemi başka türlü ispat etmesinin mümkün olmadığı yönündeki savunması ile bu savunmayı doğrulayan bilirkişi raporuna göre, sanığın başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde iken toplantıda kendisine yönelik hakaret içerikli konuşmayı kayda aldığı, sanığın eyleminin hukuka aykırı olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı anlaşıldığından, tebliğnamede bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiş, gerekçede her ne kadar, atılı suçta failin aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan herhangi bir kişi olması gerektiğinden sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı belirtilerek sanığın beraatine karar verilmiş ise de, gerekçesi yanlış olan hükmün, sonucu itibariyle doğru olduğu anlaşılmakla bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

SONUÇ : Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan katılan vekilinin sübuta ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraata ilişkin hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 28.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas: 2012/27549 Karar: 2013/22721 Tarih: 07.10.2013

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK’nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK’nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK’nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK’nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği,

Ancak, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiğinden de söz edilemeyeceği,

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; kendisine olan borcunu ödemesini istediği mağdur G.’un, alacağını vermeyip, tehdit içeren söylemlerde bulunduğunu belirterek, Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunan sanığın, iddiasına ispat olarak, daha önce cep telefonunun ses kaydetme fonksiyonunu kullanarak gizlice kaydettiği, mağdurla aralarında geçen konuşmaların yer aldığı CD’yi, Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği, Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2010 tarihli iddianamesi ile de, sanığın kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı; ayrıca, sanık tarafından verilen CD içeriğindeki konuşmalara dayalı olarak, mağdur G.’un da sanığa yönelik, “… vallahi ben bilmem, ya sen geberirsin, ya da F. geberir…” şeklinde sözler sarf ederek, tehdit suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,

İddiaya konu ses kaydının yer aldığı CD’nin çözümüne ilişkin 26.01.2010 tarihli bilirkişi raporu ve taraf beyanlarına göre, kayıt, mağdurun bilgisi ve rızası dışında gerçekleştiği halde, mağdurun, yargılama esnasında, konuşmalarının kaydedilmiş olmasına rıza gösterdiği yönündeki ifadesi nazara alınarak; ayrıca, gerek soruşturma, gerek kovuşturma aşamasında, mağdurun sanığa yönelik bir şikayetinin bulunmadığı dikkate alınmaksızın, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle, sanık hakkında beraat kararı verildiği görülmüş ise de,

Sanığın, iddiaya konu konuşmanın tarafı olması ve sanık ile mağdur arasında geçen konuşmaya bir üçüncü kişinin dahil olmaması karşısında, TCK’nın 133/1 ve aynı Kanunun 133/2. maddesindeki; 6352 sayılı Kanunun 80. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki TCK’nın 133/3. maddesinin, “Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi…cezalandırılır.” hükmü, anılan maddenin gerekçesinde yer alan, “Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır…” açıklamalarıyla birlikte göz önüne alındığında, iddia konusu ses kaydı, TCK’nın 133/1 veya 133/2. maddelerindeki suç işlenerek elde edilen bilgi niteliğinde kabul edilemeyeceğinden, TCK’nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun oluşmayacağı,

Sanığın eylemleri, TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de, hukuki ihtilafa konu olabilecek bir borç ilişkisi ile ilgili konuşmaların, mağdurun özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunmadığı gibi, bahse konu konuşmaları içeren CD’yi, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, mağdurun kendisine yönelik tehdit suçunu işlediği iddiasını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delilin muhafazasını sağlama amacını taşıyan eylemlerinde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiği de kabul edilemeyeceğinden, sanığın eylemlerinin TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturmayacağı anlaşılmakla, gerekçesi isabetsiz olan yerel mahkeme kararının sonucu itibariyle doğru olduğu kabul edilmiş, tebliğnamedeki, sanığın şikayet etme gayesiyle cep telefonuna kayda aldığı konuşmalara sonradan rıza gösterilmesinin, yasadaki suçu hukuka uygun hale getirmeyeceği gözetilmeden, sanığın mahkumiyeti yerine, beraat kararı verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasını öneren görüşe iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sanığa atılı suçun sabit olduğuna ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

Sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı dosya kapsamıyla sabit olduğu ve sanığın CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince, aynı Kanunun 223/9. maddesi de nazara alınarak, beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, A harfiyle belirtilen hüküm fıkrasının 1 numaralı paragrafının, “Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince, aynı Kanunun 223/9. maddesi de nazara alınarak, sanığın beraatine,” şeklinde düzeltilmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/2015 Karar : 2017/5898 Tarih : 5.07.2017

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

1- Hakaret suçundan dolayı TCK’nın 125/1, 62/1, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet

2- Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan dolayı TCK’nın 133/1, 29, 62/1, 51/1-3. maddeleri gereğince mahkumiyet

Hakaret, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii ve katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

A) Hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Anayasa Mahkemesinin 07.10.2009 gün ve 27369 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp, yayımından itibaren bir yıl sonra 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren, 23.07.2009 gün ve 2006/65 Esas, 2009/114 karar sayılı iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 50 ve 52. maddeleri ve 765 sayılı TCK hükümleri uyarınca doğrudan hükmedilip, başkaca hak mahrumiyeti içermeyen 2000 TL’ye kadar (2000 TL dahil) adli para cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümleri 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı Kanun’un 305. maddesi gereğince kesin nitelikte olup, 07.10.2010 ila 6217 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihine kadar ise mahkumiyet hükümlerinin hiçbir istisna öngörülmeksizin temyizinin mümkün olduğu, 14.04.2011 ve sonrasında ise, doğrudan hükmedilen 3000 TL’ye kadar (3000 TL dahil) adli para cezalarının 5320 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu anlaşılmakla; 28.06.2016 tarihinde doğrudan hükmedilen 2000 TL’den ibaret mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin ve katılanın temyiz istemlerinin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca isteme uygun olarak REDDİNE,

B) Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine gelince;

Bir okulda öğretmen olarak görev yapan sanık …‘nın, aynı meslekten olan resmi nikahlı eşi Bilal ile yine meslektaşı olan katılan … arasında gayrimeşru ilişki olduğu düşüncesiyle eşinin aracına gizlice ses alma cihazı yerleştirip, katılanla kendi eşi arasında yüz yüze gerçekleşen, içeriği özel, aleni olmayan konuşmaları, konuşanların bilgisi ve rızası dışında kaydetmesi biçiminde sübut bulan eyleminin, haksız tahrik altında TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu oluşturduğuna dair yerel mahkemenin kabulünde dosya kapsamına göre bir isabetsizlik görülmemiştir.

Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin ve katılanın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

TCK’nın 133. maddesinin 1. fıkrasında, iki aydan altı aya kadar hapis cezası öngörülmüş iken, suç tarihinden sonra, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 80. maddesi ile yapılan değişiklikle TCK’nın 133. maddesinin 1. fıkrasındaki ceza miktarı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiş olup, TCK’nın 7/2. maddesi gereğince, suçun işlendiği zamandaki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun ilgili tüm hükümlerinin somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve her iki kanuna göre hükmedilecek sonuç cezalar belirlendikten sonra sanığın lehine olan kanunun tespiti ile lehe kanunun bir bütün halinde uygulanması ve bu durumun kararın gerekçesine yansıtılması suretiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, temel cezanın asgari hadden uzaklaşılarak tayin edildiği açıklandıktan sonra, suç tarihi itibariyle sanık lehine olan düzenleme nazara alınmaksızın, TCK’nın 133. maddesinin 1. fıkrası gereğince 3 yıl hapis cezası hükmolunmak suretiyle sanığa fazla ceza hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin ve katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 05.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/4795 Karar : 2017/4840 Tarih : 7.06.2017

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Katılanın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK’nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK’nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK’nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, hükümden önce 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK’nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği,

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; sanığın, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanık …’i azmettirip katılan ile yüzyüze yapmış olduğu konuşmayı kaydettirip, katılanın açmış olduğu İş Mahkemesindeki davaya delil olarak sunduğu iddia edilen olayda, iki kişinin yüzyüze yapmış olduğu konuşmaların kaydedilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmadığı, şartları oluştuğu takdirde TCK 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebileceği, ancak konuşma içeriklerinin incelenmesinde konuşmaların katılanın özel yaşam alanına dahil ve onun özel hayatının gizliliğini ihlal edecek bir husus konuşulmadığından, sanığın söz konusu konuşma içeriklerini devam eden İş Mahkemesindeki davaya delil olarak sunmasında hukuka aykırı hareket etme bilinciyle de hareket etmemesi nedeniyle, sanığın eyleminde, TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının da gerçekleşmediği gözetilmeden sanığın CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken aynı kanunun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi,

Kanuna aykırı olup, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinin, “Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraatine,” ibaresinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/14885 Karar : 2017/3121 Tarih : 12.04.2017

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

A) Sanık … hakkında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

Sanık hakkında, katılan …’e karşı eylemi nedeniyle açılan dava bulunmadığından ve sanığın, katılan …‘e karşı dava konusu yapılan eylemleri nedeniyle suçtan doğrudan zarar görmeyen katılanın, davaya katılmasına karar verilmesi hükmü temyize hak vermeyeceğinden, katılan vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme uygun olarak REDDİNE,

B) Sanık … hakkında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince,

Sanığın kardeşi olan katılan ile aralarında görülmekete olan tapu iptali davasına dosya içerinde çözümü yaptırılan aralarındaki konuşma kayıtları vermesi şeklinde gerçekleşen olayda,

Dosya kapsamına göre; sanığın tarafı olduğu ve iki kişi arasında geçen konuşma içeriklerini kayıt altına alması eyleminin TCK’nın 133/1 kapsamında kalan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu oluşturmayacağı ancak şartları bulunması halinde TCK’nın 134 maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği, dosya kapsamı itibariyle çözümü yapılan konuşma içeriklerinde tarafların özel hayatına ilişkin herhangi bir bilginin olmadığı gözetildiğinde sanığın eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu da oluşturmayacağı anlaşıldığından yerel mahkemece sanık hakkında beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Katılan vekilinin, sanığın atılı suçu işlediğinden dolayı mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanığın CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken, sanığın suç kastı sabit görülmediğinden bahisle CMK’223/2-c maddesi gereğince beraat hükmü kurulması,

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının ilk paragrafının, sanık … yönünden “Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraatine,” olarak değiştirilmek suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 12.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/8457 Karar : 2016/1763 Tarih : 24.02.2016

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

İlk derece mahkemesince verilip kısmen re’sen de temyize tabi hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi.

Sanık müdafiin kanuni süresinden sonra yaptığı duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verilmekle evrak tetkik edildi.

Katılanlar ile katılan … vekillerinin 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçu yönünden temyize hakları bulunmadığından, temyiz istemlerinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin sanık müdafiin temyizi ile katılanlar vekili ve katılan … vekilinin beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması, şantaj (iki kez) ve hakaret (iki kez) suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiziyle sınırlı olarak yapılmasına karar verilmekle yapılan incelemede gereği düşünüldü:

Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ile şantaj (iki kez) ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, beraati ve sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanık müdafii, katılanlar … ve … vekili ile katılan … vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle tehdit suçlarından kurulan beraat hükmü ile şantaj (iki kez) ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin ONANMASINA,

Sanık hakkında katılan …‘e yönelik hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, katılan … vekilinin temyiz itirazları ile sanık müdafiin sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

TCK’nın 53. maddesindeki belli haklardan yoksunluğun kasten işlenen suçlardan verilen hapis cezalarının sonucu olarak uygulanacağı gözetilmeksizin, 5.000 TL adli para cezasına hükmedilen sanık hakkında kanunda belirtilen haklardan yoksunluğa karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetki uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümde yer alan TCK’nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün karardan çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Sanık hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde;

Sanığın cinsel ilişkilerin rıza ile meydana geldiğine dair istikrarlı savunması, müşteki …‘nın, mağdureyi 2010 yılı Şubat ayında elinde telefonla yakalamasına karşın mağdurenin sadece sanık ile görüştüğünü belirttiği ancak zora dayalı olduğunu iddia ettiği eylemlerinden bahsetmediği gibi olayın 2010 yılı Eylül ayında ikinci kez müşteki …‘nın mağdureyi sanığa ait cep telefonuyla yakalaması nedeniyle ortaya çıkması, mağdurenin eylemlerin başladığını ifade ettiği 2008 yılı Kasım-Aralık ayı ile şikayet tarihi arasında iki yıla yakın zaman geçmesi, bilirkişi raporları ve tüm dosya içeriğine göre, sanık ile mağdure arasındaki cinsel ilişkinin gerek başlangıç tarihinin mağdurenin onsekiz yaşından küçük olduğu dönemde olduğuna gerekse de bu eylemlerin sanık tarafından mağdureye ait çıplak fotoğrafları ailesine vermekle tehdit etmek suretiyle gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinin anlaşılması karşısında, sanığın atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

Sanık hakkında kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Konuşmanın sadece sanık ile katılan arasında geçmesi ve sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesi nedeniyle TCK’nın 133/1-2. maddesindeki; 6352 sayılı Kanunun 80. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki TCK’nın 133/3. maddesinin, “Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi…cezalandırılır.” hükmü, anılan maddenin gerekçesinde yer alan, “Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır…” açıklamalarıyla birlikte göz önüne alındığında, sanığın mağdure ile arasındaki konuşmalarına ilişkin kayıt, TCK’nın 133/1-2. maddesindeki suç işlenerek elde edilen bilgi niteliğinde kabul edilemeyeceğinden, aynı Kanunun 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun oluşmayacağı, ancak sanığın mağdure ile arasındaki cinsel içerikli konuşmaları ve mağdurenin görüntülerini rızası dışında kaydetmesinin ve bunları müşteki …‘ya vermesinin, mağdurenin özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin hem TCK’nın 134/1. maddesinde düzenlenen görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal hem de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenen görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu ve sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sanık hakkında katılan …‘ya yönelik hakaret suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

Sanığın, katılan …‘ya çektiği hangi mesajın hakaret içerdiği karar yerinde açıklanmandan, sanık hakkında zincirleme şekilde hakaret suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,

Kabule göre de,

TCK’nın 53. maddesindeki belli haklardan yoksunluğun kasten işlenen suçlardan verilen hapis cezalarının sonucu olarak uygulanacağı gözetilmeksizin, 5.000 TL adli para cezasına hükmedilen sanık hakkında kanunda belirtilen haklardan yoksunluğa karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafii, katılanlar vekili ile katılan … vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re’sen de temyize tabi hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2014/1263 Karar : 2014/21630 Tarih : 3.11.2014

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.05.2013 tarih 2013/11-87-245 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, vekalet ücreti kişisel hakka ilişkin olup, kişisel hakka ilişkin kanuna aykırılıkların Yargıtay tarafından bozma konusu yapılabilmesi için, hükmün karşı hak sahibi tarafından temyiz edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, hakkında beraat kararı verilen ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/5. maddesi gereğince, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, temyiz edenin sıfatına göre, bozma sebebi olarak kabul edilmemiştir.

Dosya kapsamına göre; Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan katılan Ö.. katılanın babası ve meslektaşı olan İlhan’ın, 19.09.2009 Cumartesi günü, saat 14.00 sularında, Trabzon ili, Sürmene ilçesindeki bir sosyal tesiste yemek yedikleri esnada, katılanın, yakın arkadaşı İlhan’ın kişiliği ve geçmişte gözlemlediği bazı davranışları ile Ergenekon adı verilen davayla ilgili açıklamalarını içeren gizlice kaydedilmiş konuşmalarının, ilk olarak..ve ardından www. habervaktim.com adlı internet sitelerinde yayımlanmasını müteakip, 07.06.2010 tarihinde, sanık E..’in yayın sorumlusu olduğu www.samanyoluhaber.com adlı internet sitesinde, “Gündemi sarsacak şok ses kaydı”, “Yargı mensuplarının skandal ses kayıtlarına bir yenisi eklendi. İşte o ses kaydı” başlığı altında, “İlhan paraları masalarda yedi”, “Ergenekon’un Yargıtay’daki başı H. Y. A.” şeklindeki ara başlıklarla habervaktim.com adlı internet sitesi kaynak gösterilerek yayımlandığı iddiasına konu olayda,

Sanığın üzerine atılı kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu ile ilgili olarak, kovuşturma aşamasında, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile değişiklik yapılmış, TCK’nın 133/1. maddesinde, “iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası” ve aynı Kanun’un 133/3. maddesinde, “iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası” öngörülmüş olup, hapis cezalarının üst sınırı itibariyle davaya bakma görevinin 5235 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca Asliye Ceza Mahkemesine ait

bulunduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi,

Kabul ve uygulamaya göre de:

TCK’nın 6/1-g maddesinde, ceza kanunlarının uygulanmasında, basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınların anlaşılacağının belirtilmesi karşısında, hükümden önce 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesinin, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmü gereğince, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 03.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/25958 Karar : 2014/10760 Tarih : 5.05.2014

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

1- Tehdit suçundan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sanıkların, mesaj göndererek müştekiye “Ama ne yapıyorsanız benden, bizden uzakta yapın ve ispatlamaya zorunlu olduğunuz tüm iddiaların, geri dönüşlü sonuçlarını hesaplayın” demekten ibaret sözlerinin tehdit niteliğinde olmadığı, bu şekilde gerçekleşen eylemlerinin atılı suçu oluşturmadığı anlaşılmakla,

Yapılan yargılama sonunda yüklenen suçun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan katılan vekilinin bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle beraata ilişkin hükümlerin isteme aykırı olarak ONANMASINA,

2- Özel hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Dosya içeriğine, sanıkların ikrar beyanlarına ve teknik inceleme raporuna göre, katılan …‘nın, yakın arkadaşı olan…le internet üzerinden yaptığı özel görüşmelere ilişkin kayıtları,…in bilgisayarından ele geçiren abisi sanık … ile yengesi sanık …‘ın, katılana “hayata bakışı ve zeka kapasiteleri muadil …. ve …., yaşınız gereği mi, bugüne kadar dahil olduğunuz sığ toplumların sizdeki yansımasından dolayı mı, yoksa kanınızmı bozuk diye mi böyle insanlarsınız siz, bilemiyorum” içerikli elektronik posta mesajı ekinde, katılana ve katılanın arkadaşlarına göndererek ifşa etmesi şeklindeki eylemleri nedeniyle, sanıkların mesaj göndererek sarfettikleri sözlerin bütün halinde katılanın şeref, onur ve saygınlığını rencide edecek nitelikte olduğu ve eylemin hakaret suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, sanıkların, katılanla kardeşi … arasındaki özel haberleşme içeriklerini katılanın arkadaşlarına göndererek hukuka aykırı olarak yetkisiz kişilerce öğrenilmesini sağladıkları, sanıkların bu şekilde sabit olan eylemlerinin TCK’nın 132/2. fıkrasında düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu ile TCK’nın 125/2-1. madde ve fıkralarında düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğu ve bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu tutularak cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu yönünden suç vasfında yanılgıya da düşülerek mahkumiyetleri yerine yazılı düşüncelerle beraatlerine karar verilmesi,

2- Hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 79. maddesi ile TCK’nın 133/2. maddesinde yapılan değişikliğe göre hapis cezasının üst sınırı itibariyle 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca davaya bakma görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi zorunluluğu,

3- Hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi ile, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından “kovuşturmanın ertelenmesi” kurumunun düzenlenmesi karşısında, TCK’nın 7/2 maddesi de gözetilerek, sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 05.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/18235 Karar : 2014/7436 Tarih : 5.03.2014

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Kişilerin özel yaşamlarının ve haberleşmenin gizliliği ilkelerinin 20, 22. maddelerinde güvence altına alındığı Anayasanın 38/6. maddesinde, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiş, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde özel yaşamın gizliliği korunmuş, 6. maddesinde ise adil yargılanma hakkı düzenlenmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında, özel yaşamın gizliliği ilkesine aykırı olarak elde edilen hukuka aykırı delillerin anılan sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir. (bkz. 6. madde yönünden 12.7.1988 tarihli Shenk-İsviçre kararı, prg. 30-48; Dr. Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı, 3.B. 2008, s. 291; 8. madde yönünden 26. 4. 1985 tarihli Malone-İngiltere ve 24.4.1990 tarihli Fransa-Kruslin/Huoin kararı vd., Prof.Dr. Durmuş Tezcan-M.R.Erdem-O.Sancaktar, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 2004, s. 387) 5271 sayılı CMK’nın 206/2-a ve 217/2. maddelerinde ise yasa ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı açıklanmıştır.

1412 sayılı CMUK’nın 18.11.1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun ile değişik 254/2. maddesinde de, “soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağı” belirtilmiştir. Anılan Kanun döneminde özel kişilerin elde ettiği deliller hakkında Anayasa Mahkemesinin 22.6.2001 tarihli ve 1999/2 esas, SPK 2001/2 sayılı kararında (RG. 5.1.2002 Mük. Sayı 24631) şu saptamalar yapılmıştır: “1412 sayılı CMK’nın 254/2. maddesinde yasaklanan deliller hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerdir. Hukuka aykırılıktan kasıt ise, tüm pozitif hukuk kuralları ile birlikte hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine aykırılıktır. Bu anlamıyla yasadışılıktan daha geniş bir içeriğe sahiptir. …Anayasal haklara ağır bir müdahale söz konusu ise, özel kişiler tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delillerin de delil yasakları kapsamına girmesi gerekir. Çünkü delil yasaklarının asıl amacı, temel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. …Buna aksi bir görüşü savunmak, özel kişilere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etme imkanı verir ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. …insan hakları çiğnenerek elde edilen delillerin mahkemeler tarafından dikkate alınması CMUK 254/2 hükmü nedeniyle mümkün değildir.

Özel konuşmaları kaydedilen kişilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çünkü Anayasanın 20. maddesinde özel hayatın gizliliğine dokunulamaz, 22. maddesinde ise haberleşmenin gizliliği esastır’ kuralı yer almaktadır. Bu yol açılacak olursa, hukuk devletinin temel kurallarından birisi olan ve varlığını Anayasanın 2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkesinden alan delil yasaklarına ilişkin hüküm tüm etkisini yitirecektir. Usul hukukumuzdaki ilkelerden olan dürüst işlem ilkesi’ de bu şekilde elde edilen bir delilin kullanılmasına olanak vermez. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devletinin kuralları çerçevesinde yargılanmalarını öngörür. Bu kurala aykırılık, adil ve dürüst işlem ilkesini ihlal edecektir.”

Açıklanan kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, yalnızca hukuka ve yöntemine uygun biçimde kaydedilmesi durumunda kişilerin ses ve görüntü kayıtlarının delil niteliği bulunacak, buna karşın bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı olup, TCK’nın 133/2. maddesinde öngörülen kişiler arasındaki aleni olmayan görüşmenin kayıt edilmesi suçunu oluşturacağından, delil olarak değerlendirilmesi mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte Dairemizce benimsenen YCGK’nın 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda almasının hukuka uygun olduğunun, TCK’nın 25 ve 26/1. maddeleri uyarınca kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusu olabilecektir.

Somut olayda, katılanın, tesadüfen yapılan bir telefon araması üzerine, başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde iken iddiaya konu hakaret ve tehdit sözlerini içeren görüşmeyi kayda aldığının anlaşılması karşısında, bu kayıttaki sözlerin sanığa ait olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve katılan A.. S..’nün temyiz nedenleri yerinden görüldüğünden, tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2013/10293 Karar : 2014/1505 Tarih : 27.01.2014

  • TCK 133. Madde

  • Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesi TCK’nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesi aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlanmıştır. Söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK’nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylem aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir. Elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesi TCK’nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlanmış olup, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK’nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eylemi suç olarak düzenlenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına ve aksi kanıtlanamayan savunmaya göre; olay tarihinde Halk Eğitim Müdürü olarak görev yapan sanığın, kursiyerlerden birinin hakkında hakaret ve iftira suçu kapsamında kalacak şekilde sözler sarf ettiğini duyması üzerine, katılan ve tanıklar A.. T.. ve A.. K.. bu konu hakkında konuştuğu, bu kişilerin tanıklık yapamayacaklarını söylemeleri üzerine, katılan ve tanıklar ile birlikte yaptığı konuşmayı, ses kaydetme fonksiyonunu açık bıraktığı cep telefonu aracılığıyla gizlice kaydettikten sonra, bu ses kaydından oluşturduğu CD’yi, hakkında hakaret ve iftirada bulunan kursiyer hakkında şikayet dilekçesi vermesini müteakip başlatılan adli soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği, daha sonra her iki evrakın soruşturma aşamasında tefrik edilerek, katılanın sanık hakkında şikayetçi olması üzerine, aleni olmayan söyleşiyi kayda alma suçundan dava açılması şeklinde gerçekleşen olayda;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın, eksik incelemeye ve sair nedenlere ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

Tarafı olduğu söyleşiyi gizlice kaydedip, bu söyleşiyi içeren CD’yi, katılanın bilgisi ve rızası dışında, Cumhuriyet Başsavcılığına teslim eden sanığın eylemlerinin TCK’nın 133/2-3. maddelerinde düzenlenen kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu kapsamında değerlendirilebileceği; ancak, bahse konu söyleşiyi içeren CD’yi, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, kendisine karşı suç işlenmekte olduğuna dair iddiasını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlama amacını taşıyan eylemlerinde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiği kabul edilemeyeceğinden sanık hakkında beraat kararı verilmesi yerine yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 27.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS