0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

İhtiyati Tedbir Kararı

HMK Madde 391

(1) Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.

(2) İhtiyati tedbir kararında;

a) İhtiyati tedbir talep edenin, varsa kanuni temsilcisi ve vekilinin ve karşı tarafın adı, soyadı ve yerleşim yeri ile talep edenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,

b) Tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı,

c) Tereddüde yer vermeyecek şekilde, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği,

ç) Talepte bulunanın, ne tutarda ve ne türde bir teminat göstereceği, yazılır.

(3) (Değişik:22/7/2020-7251/40 md.) İhtiyati tedbir talebinin reddi kararı gerekçeli olarak verilir ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Yüzüne karşı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf da kanun yoluna başvurabilir. Bu başvurular öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.



HMK Madde 391 Gerekçesi

Bu maddede ihtiyatî tedbire nasıl karar verileceği ve kararın içeriğinde nelerin olması gerektiği belirtilmiştir. Yani, ihtiyatî tedbir kararının hem maddî içeriği hem şeklî durumu düzenlenmiştir.

Mahkeme ihtiyatî tedbir kararı verirken, asıl uyuşmazlığı çözecek mahiyette bir karar vermemelidir. Aksi hâlde geçici hukukî koruma olan ihtiyatî tedbir, davanın yerine ikame edilmiş olur. Ancak, bu hüküm ihtiyatî tedbir türleri için de, eda veya düzenleme amaçlı tedbire karar verilmesine engel değildir. Örneğin, geçici olarak iş ilişkisinin düzenlenmesi, düzenleme ya da eda amaçlı tedbir niteliğindedir. Görünüşte, asıl davadaki gibi bir sonuç doğursa da, bu durumlarda verilen kararlar geçici nitelikte olup, asıl hüküm verildiğinde ortadan kalkacaktır. Eğer asıl hükme rağmen, devam edecek ya da sonuçları gerçekleşecek tedbir kararı verilirse, yapılan ihtiyatî tedbirin niteliğine aykırı düşecektir.

İhtiyati tedbir kararının amacını gerçekleştirmek için ne yönde verilebileceği, örnekleyici bir sayımla belirtilmiş ancak, mahkemenin gerekli tedbirleri alması sınırlandırılmamıştır. Bu çerçevede, uygulamada en çok karşılaşılan, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdi ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması açıkça sayılmış, konu örneklenmiştir. Ancak bunun dışında da gerekli her türlü tedbirin alınabileceği hususu açıktır. Bununla birlikte, hâkimin tedbir kararını verirken tarafların menfaat dengesini ve ihtiyatî tedbirin amacını göz önünde bulundurması gerekli ve zorunludur. Bu sebepledir ki, maddenin birinci fıkrasına, karar verilecek tedbirin, istemde belirtilen sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek bir çerçevede olması, bunun dışına çıkmaması şeklinde genel bir ölçü de konulmuştur.

İkinci fıkrada ihtiyatî tedbir kararının şeklen neleri içermesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre, tarafların kimlik ve adresleri, somut olarak tedbirin hangi sebebe ve delile dayandığı, açık olarak neyin üzerinde ne tür bir tedbire karar verildiği ve hangi tür ve ne tutarda teminat gösterileceği kararda belirtilmelidir. Aksi hâlde, tedbire genel bir takım ifadelerle ve somut gerekçeler olmadan karar verilmesi, hem karşı taraf haklarının ihlâli anlamına gelecek, hem de kararın uygulanmasını güçleştirecektir.

Üçüncü fıkrada, İcra ve İflâs Kanununda düzenlenen ihtiyatî hacze paralel olarak, ihtiyatî tedbir kararının reddi hâlinde kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bu fıkra hukukumuz bakımından yenidir. İhtiyatî tedbir kararlarına karşı kanun yoluna başvurulamaması, bu kurumun kötüye kullanılmasına, farklı mahkemelerce aynı konularda farklı kararların verilmesine ve bu kararların denetim dışı kalması gibi bir çok sakıncaya yol açmıştır. Kanun yolunun açılmış olması sebebiyle, ihtiyatî tedbir konusunda, daha sağlıklı kararların verilmesi ve yeknesaklığın sağlanması mümkün olacaktır. Kanun yoluna başvuru hâlinde, ihtiyatî tedbirin özelliği gereği, inceleme öncelikle yapılacak ve verilen karar kesin olacaktır.


HMK 391 (İhtiyati Tedbir Kararı) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/21029 Karar : 2016/16216 Tarih : 20.12.2016

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Davalı, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. maddesi uyarınca, ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına itirazı üzerine verilen 30.07.2015 tarihli ek karara karşı temyiz talebinde bulunmuş ise de;

Yargıtay İçtihadı Birleştirme (Hukuk) Genel Kurulu`nun 21.02.2014 tarihli 2013/1 esas, 2014/1 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı (R.G. 14.04.2014 tarih ve 28975 sayı) uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi (HMK m. 391/3) ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilen kararlara (HMK m. 394/5) karşı temyiz yoluna başvurulamayacağından, davalının ihtiyati tedbir kararına itiraz üzerine verilen 30.07.2015 tarihli ek karara yönelik temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple temyiz dilekçesinin REDDİNE, oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/20969 Karar : 2016/17213 Tarih : 19.12.2016

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan mal rejiminin tasfiyesi davasında: davalı adına kayıtlı taşınmazların tapu kaydı ve banka kayıtları üzerine ihtiyati tedbir konulması talep edilmiş, Mahkemece 16.05.2016 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Ara karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK’nun 391/3. ve 394/5. fıkralarında ihtiyati tedbir ile ilgili olarak Mülga 1086 sayılı HUMK’nun da yer almayan yeni bir hak arama yolu öngörülmüş ve HMK’nun 341. maddesinde “İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar”, HMK`nun 362. maddesinde ise “Temyiz edilemeyen kararlar” başlığı altında yer alan düzenlemelerden sözü edilen kanun yolundan maksadın “istinaf” olduğu hususu açıkça hüküm altına alınmıştır.

Ne var ki, HMK’da öngörülen kanun yollarından istinaf başvurularının inceleneceği merciler olan bölge adliye mahkemelerinin ara kararın verildiği tarihte henüz faaliyete geçmemesi nedeniyle HMK`da daha sonra eklenen Geçici 3. maddeyle istinaf hükümlerinin uygulanması bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar ertelenmiş ve bu amaçla birtakım genel geçiş hükümleri öngörülmüştür.

Bilindiği üzere, ihtiyati tedbir, HMK`da “Geçici Hukuki Korumalar” üst başlığı altında taraflar arasındaki ihtilafın çözümüne katkı sağlayan ve asıl yargılamada verilen hükmün gerçekleştirilmesini temin eden ve hakların korunması bağlamında aynı zamanda Hukuk Devleti ilkesinin ayrılmaz bir parçası olarak hak arama hürriyeti kapsamında değerlendirilebilecek bir usul hukuku müessesesi olduğunda kuşku yoktur. Temyiz yolu da, açık bir şekilde hatalı veya kanuna aykırı biçimde ortaya çıkmış kararların düzeltilmesini amaçlayan olağan bir kanun yoludur. Bu anlamda temyiz “ hukukun hiç uygulanmaması veya yanlış ulgulanması” sebebine dayanır. Zira temyiz, hem kararın daha üst seviyedeki bir mahkeme tarafından denetlenmesinin sağlanması, hem de şekli bakımdan kesinleşmesini ertelemesi itibariyle tam bir kanun yoludur. Oysa istinaf, yukarıda belirtildiği gibi hukuki

denetim yanında (vakıa) yerindelik denetimi de yapan bir kanun yoludur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 6. maddesine göre: “Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz”. Yine Anayasa’nın 142. maddesine göre de: “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi kanunla düzenlenir”. Nitekim bu husus 6100 sayılı HMK’nun 1. maddesinde: “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindedir,” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı ilkeye Yargıtay’ın Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgilidir: “kıyas veya yorum yolu ile genişletilemez” şeklindeki kararında (YİBK. 1977/4-4) de yer verilmiştir. Bu bakımdan mahkemelerin görev ve yetkilerinin kıyas ve yorum yoluyla genişletilmesi olanaklı bulunmamaktadır. Bu itibarla HMK’nun 391. ve 394. maddelerinde geçen “kanun yolu” ibaresi ile kastedilenin istinaf yolu olduğu, Geçici 3. madde yollamasının sadece HUMK`nun temyize ilişkin hükümlerini kapsadığı ve ihtiyati tedbire ilişkin kararların nihai nitelikte kararlardan olmadığı, ayrıca bu konuda özel bir düzenlemenin de bulunmadığı gözetildiğinde bu tür kararların temyiz yolu kapsamında incelenebilmesi mümkün değildir (YİBK…. K.).

Talep, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara ilişkin olup, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun … sayılı ilamı uyarınca ilk derece mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilen kararlara karşı temyiz yolunun kapalı olduğuna karar verildiğinden ihtiyati tedbire ilişkin kararların temyizi kabil değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, 29,20 TL peşin harcın temyiz eden davacıya iadesine, 19.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/12636 Karar : 2015/12084 Tarih : 3.12.2015

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Taraflar arasında görülen dava sırasında davalı vekili tarafından 01.06.2015 havale tarihli dilekçe ile özetle; “…tarafları aynı olan Ankara 10. Aile Mahkemesinin 2014/366 E. sayılı boşanma davasında ekli dilekçeler mahkemeye sunulmak sureti ile mahkeme hâkimin reddedildiği ve ret sürecinin o dosyada işlediği, taraflar arasındaki boşanma davasının da aynı mahkemede sürmekte olup katkı payı alacağı davası yönünden bekletici mesele yapıldığı, katkı payı alacağına ilişkin 2014/374 E. sayılı dosyada hâkimin HMK`nın 389 vd. özellikle de 391. maddesine uygun şekilde karar verilmeksizin davacı yanın talebi ile doğrudan müzekkereler yazılıp ayrıca davacı vekiline elden tebliğ edilmek sureti ile infaz sürecinin başlatılmasının hâkimin tarafsızlığı konusunda şüpheyi gerektiren önemli bir sebep olduğu, yargılamanın taraflarının aynı olması, katkı payı alacağı dosyasının, boşanma davasını bekletici mesele olarak beklemesi ve yargılamanın aynı hâkim tarafından yürütülmesi ile o dosyadaki hâkimin tarafsızlığında şüpheyi gerektiren, davacı lehine önemli olumsuz bir davranışın gerçekleşmiş olması sebebi ile boşanma davası sürecinde de yargılamaya bu şekilde devam edilmesinin hukuken mümkün olmaması ve davalının bu dosya için de hâkimin tarafsızlığından şüphe duyduğu…” gerekçesi ile reddi hâkim talebinde bulunmuştur.

Reddedilen hâkim tarafından, istemin reddinin gerektiği yönünde görüş belirtilmesi üzerine, dosyayı inceleyen merci tarafından reddi hâkim talebinin reddine ve ret talebinde bulunan davalının HMK`nın 42/4. maddesi uyarınca 1500.-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İncelenen dosya kapsamına göre, hakimin reddi için ileri sürülen hususlar HMK’nın 36. maddesinde tanımı yapılan sebeplerden değildir. Açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ( ONANMASINA ), aşağıda yazılı onama harcının A.. S..`a yükletilmesine oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2013/26233 Karar : 2014/188 Tarih : 13.01.2014

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Boşanma veya ayrılık davası açılınca alınabilecek tedbirler Türk Medeni Kanununun 169. maddesinde gösterilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir ( HMK. md. 389/1 ).

Davacının boşanma davasındaki boşanmaya karar verilmesi halinde hükmedilmesi mümkün olan boşanmaya bağlı ikincil nitelikteki tazminat ve nafaka haklarının elde edilmesini temin etmek için de olsa dava konusu olmayan ve davalı adına kayıtlı bulunan taşınmazlar üzerine tedbir konulamaz.

Bu husus nazara alınmadan davalının adına kayıtlı taşınmaza konulan tedbir kararının kaldırılmasına yönelik itirazının reddi doğru bulunmamıştır.

Temyiz edilen ihtiyati tedbirin kaldırılması talebinin reddine ilişkin 19.09.2013 tarihli kararın yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

6100 sayılı HMK.nun 391/3. maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurulabileceği, 394/5. maddesinde de ihtiyati tedbirle ilgili yerel mahkemece itiraz üzerine tesis edilen karara karşı da kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş, aynı yasanın “İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar” başlıklı 341. maddesinin birinci fıkrasında da, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulacağı hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, 361. maddesinde temyiz edilebilen kararlar, 362. madedesinde ise temyiz edilemeyen kararlar tek tek sayılmıştır. 361. maddede, ihtiyati tedbire ilişkin verilen kararların temyize konu edileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmezken 362. maddenin birinci fıkrasının ( f ) bendinde geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararların açıkça temyiz edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, kanun yolundan maksadın istinaf, ihtiyati tedbir kararının da geçici hukuki koruma niteliğinde olduğu tartışmasızdır.

Öte yandan, 6217 sayılı Kanunla 6100 sayılı Yasaya eklenen Geçici 3. maddenin birinci fıkrasındaki; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete`de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenlemeyle bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmektedir.

Bu durumda, temyiz incelemesinin yönteminin belirlenmesinde olduğu gibi temyize tabi kararların kapsamının belirlenmesinde de anılan kanun hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır. 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin yer aldığı 427 ilâ 454. maddesi hükümleri gözetildiğinde; “ihtiyati tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların reddine” ilişkin kararların temyize tabi olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.

Yukarıda açıkladığımız nedenlerle ihtiyati tedbir kararlarının temyizinin mümkün bulunmadığı düşüncesindeyim. Bu sebeplerle değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas: 2015/19846 Karar: 2015/21085 Tarih: 24.11.2015

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Davacı vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen taşınmaz üzerinden fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 50.000 TL katılma alacağın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, 26.08.2015 tarihli tensip kararının açıklanan nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi üzerine; ara karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK’nun 391/3., 394/5. fıkralar6100 sayılı HMK’nun 391/3. ve 394/5. fıkralarında ihtiyati tedbir ile ilgili olarak mülga 1086 sayılı yer almayan yeni bir hak arama yolu öngörülmüş ve 341. maddesinde “İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar”, 362. maddesinde ise “Temyiz edilemeyen kararlar” başlığı altında yer alan düzenlemelerden sözü edilen kanun yolundan maksadın “istinaf” olduğu hususu açıkça hüküm altına alınmıştır.

Ne var ki, öngörülen kanun yollarından istinaf başvurularının inceleneceği merciler olan Bölge Adliye Mahkemelerinin henüz kurulmaması nedeniyle daha sonra eklenen Geçici 3. maddeyle istinaf hükümlerinin uygulanması Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar ertelenmiş ve bu amaçla birtakım genel geçiş hükümleri öngörülmüştür.

Bilindiği üzere, ihtiyati tedbir, “Geçici Hukuki Korumalar” üst başlığı altında taraflar arasındaki ihtilafın çözümüne katkı sağlayan ve asıl yargılamada verilen hükmün gerçekleştirilmesini temin eden ve hakların korunması bağlamında aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin ayrılmaz bir parçası olarak hak arama hürriyeti kapsamında değerlendirilebilecek bir usul hukuku müessesesi olduğunda kuşku yoktur. Temyiz yolu da, açık bir şekilde hatalı veya kanuna aykırı biçimde ortaya çıkmış kararların düzeltilmesini amaçlayan olağan bir kanun yoludur. Bu anlamda temyiz “hukukun hiç uygulanmaması veya yanlış uygulanması” sebebine dayanır. Zira temyiz, hem kararın daha üst seviyedeki bir mahkeme tarafından denetlenmesini sağlaması, hem de şekli bakımdan kesinleşmesini ertelemesi itibariyle tam bir kanun yoludur. Oysa istinaf, yukarıda belirtildiği gibi hukuki denetim yanında yerindelik denetimi yapan bir kanun yoludur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 6. maddesine göre:” Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz”. Yine Anayasanın 142. maddesine göre de: “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi kanunla düzenlenir”. Nitekim bu husus, 6100 sayılı HMK’nun 1. maddesinde: “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Aynı ilkeye Yargıtay’ın” Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgilidir; kıyas veya yorum yolu ile genişletilemez” şeklindeki kararında ( YİBK.1977/4-4 ) de yer verilmiştir. Bu bakımdan mahkemelerin görev ve yetkilerinin kıyas ve yorum yoluyla genişletilmesinin olanaklı bulunmamaktadır.

Bu itibarla; 391. ve 394. maddelerinde geçen “kanun yolu” ibaresi ile kastedilenin istinaf yolu olduğu, Geçici 3. madde yollamasının sadece temyize ilişkin hükümlerini kapsadığı ve ihtiyati tedbire ilişkin kararların nihai nitelikte kararlardan olmadığı, ayrıca bu konuda özel bir düzenlemenin de bulunmadığı gözetildiğinde, bu tür kararların temyiz yolu kapsamında incelenebilmesi mümkün değildir ( YİBK. 21.02.2014 tarih 2013/1 E.-2014/1 K. ).

SONUÇ : Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 21.02.2014 tarihli ve Esas: 2013/1, Karar: 2014/1 sayılı kararı ile ilk derece mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya kabulüne ilişkin kararlara karşı temyiz yolunun kapalı olduğuna karar verildiğinden, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, 440/III-1, 2,, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/6937 Karar: 2014/17588 Tarih: 02.12.2014

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Esas ve birleştirilen davaların davacıları vekilleri, davalı borçlu Safran Boya ve Kimya Sanayi A.Ş ‘nin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı taşınmazı 31.12.2003 tarihinde borçlu şirketin yönetim Kurulu Başkanı davalı A. V. N.’e sattığını belirterek davalılar arasındaki tasarrufun iptalini talep etmişler, esas davanın davacısı vekili 19.10.2006 tarihli dilekçesi ile dava sebebini 18 maddesi gereğince muvazaa hukuksal sebebine dayalı tapu iptali tescil istemi olarak ıslah etmiştir.

Davalı borçlu Safran Boya ve Kimya Sanayi A.Ş. ile davalılar A. V. N. ve Z. N. vekili, esas dava yönünden takip konusu senetlerle ilgili menfi tespit ve sahte senet tanzimi nedeniyle davam eden hukuk ve ceza davaları bulunduğunu, takiplerin kesinleşmediğini, aciz belgesi sunulmadığını, ıslah talebini kabul etmediklerini belirterek davanın reddi ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını aksi halde teminata bağlanmasını talep etmiş, birleştirilen dava yönünden ise davalı Z. N.’in dava konusu tasarrufun tarafı olmadığından hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddini, diğer davalılar yönünden ise iptal koşulları oluşmadığından davanın reddini savunmuştur.

Müdahiller Kimyataş Kimya Ticareti ve Yatırım A.Ş, Solventaş Teknik Depolama A.Ş. Soditaş Solvent Distribütörlüğü A.Ş. Güneş Lojistik Kargo Hizmetleri Ltd Şti. vekilleri müvekkillerinin de borçlu şirketten alacaklı olduğunu ve dava konusu tasarruftan yeni haberdar olmaları nedeniyle tasarruf yapılan taşınmazın eski malikine iadesi ile eski ve yeni malikin tazminata mahkum edilmelerini müdahale suretiyle istemiştir.

Müdahil Polisan Kimya San AŞ. vekili 10.6.2013 tarihli dilekçesi ile dava konusu taşınmazla ilgili 22.12.2012 tarihli satış vaadi sözleşmesi yaptıklarını ve taşınmazı satın almak istediklerini belirterek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Safran Boya ve Kimya Sanayi A.Ş İflas İdaresi vekili, borçlu şirketin 18.5.2007 tarihinde iflasına karar verildiğini,23.6.2008 tarihinde ikinci alacaklılar toplantısının yapıldığını ,dava hakkının 245 madde gereğince davacı alacaklılara devredilmediğinden iflas idaresi lehine tasarrufun iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece 28.11.2013 tarihli duruşmadaki ara karar ile; Mahkemenin 2008/191 Sayılı Esas dosyası yönünden; İstanbul 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/23 Esas 2012/20 Karar sayılı ilamının bozulmuş olması, Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 2013/3249 Esas sayılı bozma ilamında bozulan kararın herhangi bir kısmının onandığına ya da kesinleştiğine ilişkin bir ifadenin yer almamış olması, usul gereği bozulan kararın tamamen ortadan kalkmış olması, hukuk yargılamasından farklı olarak ceza yargılamasında dosya kapsamına ve bozma ilamının yorumuna bağlı olarak hukuken kesinleşmenin kabul edilmesinin sözkonusu olmadığı ve bu konuda ceza yargılamasının kendine özgü ve olması gereken temele dayanması, bozmadan sonra davanın işlem gördüğü, aynı mahkemenin 2013/272 Esas sayılı dosyası üzerinden 5.11.2013 tarihli duruşmada oluşturulan ara kararlarının içeriğine göre de kararını ve bozma ilamını bütün yönlerden yorumlayıp değerlendirme konusunda münhasır yetkiye sahip Mahkemece de bu şekilde bozulan kararın tamamen ortadan kalkmış olduğunu kabul etmiş olması, kaldı ki, bu hususlarının başka Mahkemece denetlenmesinin de mümkün olmaması, dava konusu taşınmazın ıslahla tapu iptali ve tescil davasına dönüşen davanın konusu haline gelmiş olması,, iflas hükümleri, senetlerin sahteliğini ileri sürenlerinde kabul ettiği gibi senetlerin resmi senet olması ve buna bağlı olarak sahtelik iddiasının yeterli olmayıp kesinleşmiş mahkeme kararının aranmasının yasal zorunluluk olması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ihtiyati tedbirin devam etmesinde hukuki yarar bulunduğu ve taşınmazın davalı olduğu bilinerek yapılan bir tasarrufa dayalı olarak muhtemel yararını öne süren davalı dışı şahıs yönünden ve ayrıca bu işlemin de tarafı olan davalı yönünden tedbirin kaldırılmasını gerektirir daha öncelikli bir yararlarının bulunduğunun kabul edilmesinin varit olmaması gerekçelerine bağlı olarak sonuçta ihtiyati tedbirin koruması gerektiği ve fakat ileri sürülen hukuki yarar ihtimali ve bu aşamadaki menfaat dengelerinin de gözetilmesinde hukuki yarar bulunduğu ve bunun teminat miktarının arttırılmasıyla dengelenebileceği sonucuna varıldığından ihtiyati tedbir kararına itiraz mahiyetinde olan taleplerin kısmen kabulü ile daha önce %5 teminata bağlanmış olan ihtiyati tedbir kararının %10 teminata bağlanmasına; farkı oluşturulan %5 lik teminat karşılığı olarak 175.000 TL teminat miktarının nakten ya da teminat mektubu olarak karşılanması için gelecek duruşmaya kadar kesin süre verilmesine, bu süre içinde belirtilen şekilde teminat karşılanmadığı takdirde tedbirin kaldırılacağına ilişkin ihtaratın huzuren yapılmış olduğuna; gerekçeli olarak oluşturulan bu kararın hazır olanlara huzuren tebliğ edilmiş olduğuna, ihtiyati tedbire itirazın kısmen kabul kısmen reddi nedeniyle ve gerekçesi yazılmış olduğundan kararın mahiyeti gereği ayrıca gerekçeli bir kararın yazılmasına gerek olmadığından ve bütün ilgililer duruşmaya iştirak etmiş olduğundan bugünden geçerli olmak üzere 15 gün içinde Yargıtay yoluna başvurabileceklerine karar verilmiş ;hüküm davacı O. H. O.,M. S. B. ve Kimyevi San AŞ. İflas İdaresi, davalı A. V. N. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Esas dava 19 maddesi gereğince muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal istemine; birleştirilen dava ise 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ihtiyati tedbir” kenar başlıklı (3) numaralı fıkrasında “İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır” hükmüne yer verilmiştir.

HMK’nin “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı (5) numaralı fıkrası ise “İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz” şeklindedir.

HMK’nin “Kanun Yolları” başlıklı sekizinci kısmının birinci bölümünde “istinaf” kanun yolu düzenlenmiş ve (1) numaralı fıkrasında “İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmünü içermektedir.

HMK’nin 391/3. ve ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK’nın 341/1. maddesinde “ilk derece mahkemelerinden verilen … ihtiyati tedbir … taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.

HMK’nin geçici 3. maddesinde, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli vc 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.

Görüldüğü gibi geçici 3. maddeyle, 5235 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.

Burada çözümü gereken sorun, 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolunun, temyiz kanun yolu olarak anlaşılıp anlaşılmayacağıdır.

HMK’nin geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar “1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” denilerek HUMK’nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.

HUMK’nın uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK’nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, “1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki” ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK’nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.

Ayrıca Geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmü gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunu temyiz yolu olarak kabul etmekte her iki kanun yolunun mahiyetleri ve yaptıkları denetimin farklılığı nedeniyle mümkün değildir. İstinaf kanun yolunda, “yerindelik” ve “hukukilik” denetimi yapılırken; temyiz kanun yolunda ise sadece “hukukilik” denetimi yapılmaktadır. İstinafta yeniden inceleme yapıldığından, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden bir karar verilebilir; temyizde ise, hukukî denetim yapıldığından yeni bir karar verilmeyip, alt derece mahkemesinin kararı bozulur veya onanır. Bu bakımdan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Nitekim yukarıda belirtilen 341. maddesinin gerekçesinde de istinaf kanun yolu ile ihtiyati tedbir kararına yönelik yerindelik ve hukukilik denetiminin yapılmasını gerektiren nedenler belirtilmektedir.

Diğer yandan, HUMK’nın temyize ilişkin hükümleri, ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, de aykırılık taşımaktadır.

HMK’nin “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar başlıklı 362. maddesindeki, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: … f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar…” şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

HMK’nin 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, “Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtayın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda … ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır” denilmiştir.

Belirtelim ki, ile ihtiyati tedbir konusunda öngörülen kanun yolu, “iki dereceli yargılama”dır. Başka bir ifadeyle “ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davalı A. V. N. ve müdahil P. Kimya San.AŞ vekilinin ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin talebinin kısmen kabul kısmen reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin ara kararına yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.(Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 21.02.2014 tarih, E:2013/1 K:2014/1 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.)

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar O. H. O., M. S. B. ve Kimyevi San AŞ. İflas İdaresi, davalı A. V. N. vekillerinin temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar O. H. O., M. S. B. ve Kimyevi San AŞ. İflas İdaresi, davalı A. V. N.’e geri verilmesine 02.12.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/891 Karar: 2014/892 Tarih: 10.02.2014

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Mahkemece, yargılama sırasında davalı yüklenici adına kayıtlı, İstanbul İli, Çatalca İlçesi, 442 ada, 10 parsel A/12, 21 numaralı bağımsız bölümlerin tapu kaydına üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Davalı vekilinin, mahkemenin ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazı ise reddedilmiştir.

Davalı vekilince, mahkemenin 12.11.2013 tarihli ihtiyati tedbir kararına itirazın reddine dair karar temyiz edilmiştir.

1- Mahkemece, 12.11.2013 tarihli duruşmadaki ara kararıyla davalı vekilinin tedbirin kaldırılması, olmadığı takdirde tedbir konulan dairelerin değiştirilmesi yönündeki talebin reddine karar verilmiş, ancak gerekçeli karar yazılmamıştır. İhtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddine dair kararın 391/2. maddesi uyarınca gerekçeli şekilde yazılması gerekmekte olup, esasen Yargıtay denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması mümkündür. T.C. Anayasası’nın göre de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir. Temyiz edilen kısa karar bu hususları kapsamadığından temyiz denetimi mümkün değildir. Mahkemece, 391/2. maddesine uygun olarak gerekçeli karar yazılmamış olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

2- Kabule göre de, davacı vekili, sözleşmeye göre ilave olarak fazla yapılan 19 dairenin sözleşmedeki %33,33 paylaşım oranı dikkate alındığından arsa sahiplerine verilmesi gereken 33 daireden, davacının 1/4 hissesine düşen 58 dairenin tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Ancak mahkemece, davalı üzerine kayıtlı İstanbul İli, Çatalca İlçesi, 442 ada, 10 parsel A/12, 21 numaralı bağımsız bölümlerin tapu kaydına 3. şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi için taleple orantılı olmayacak şekilde ihtiyati tedbir konulmuş olup, bu haliyle de karar doğru olmamıştır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemenin davalı vekilinin tedbirin kaldırılması veya değiştirilmesi yönündeki talebinin reddine dair 12.11.2013 tarihli kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.02.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas: 2013/23852 Karar: 2014/979 Tarih: 23.01.2014

  • HMK 391. Madde

  • İhtiyati Tedbir Kararı

Davacı G. A. vekili, davalılardan N. Ç. ile birlikte 1993 yılında satın alınan ve üzerine bina yapılan 5070 parsel sayılı taşınmazın gerek alımına gerekse de binanın yapımına davacının ziynet eşyaları ile katkıda bulunduğunun mahkeme kararı ile sabit olduğunu açıklayarak 42.129,00 TL katkı payı alacağının davalıdan tahsiline ve N. Ç.’in annesi adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, 389.maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi üzerine; davacı vekili tarafından ihtiyati tedbirin reddine ilişkin olarak kanun yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekili, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin mahkemenin verdiği karar bölümünün 391/3.maddesine dayalı olarak bozulmasını istemektedir. 6100 sayılı HMK.nun 391/3.maddesindeki düzenleme ile ihtiyati tedbir kararlarına karşı da kanun yolu açılmış ve kanun yoluna başvurulması halinde ihtiyati tedbirin özelliği gereği incelemenin öncelikle yapılacağı ve verilen kararın da kesin olacağı açıklanmıştır. 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3/3.maddesinin düzenlemesi ile Bölge Adliye Mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemeler göreve başlayana kadar 1086 sayılı Kanun’un 6100 sayılı Kanun’a aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda 341.maddesi ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi ile bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna başvurma Bölge Adliye Mahkemelerine görev olarak verildiğine göre, 391/3.maddesi gereği ihtiyati tedbir isteğinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna gidilebileceği ve bu isteğin Yargıtay tarafından inceleneceği hususunda duraksamamak gerekir.

Somut olayda, davacı vekilinin, açmış olduğu katkı payı alacağı davası sonunda elde edebileceği alacağını güvence altına almak amacı ile ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu görülmektedir. İhtiyati tedbir öğretide “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.” şeklinde tarif edilmiştir (Medeni Usul Hukuku 12.Baskı Sh.714-Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammet Özekes). Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbirin diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.

Nitekim 6100 sayılı onuncu kısmının birinci bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi 389.madde başlığında “geçici hukuki korumalar” olarak vasıflandırılmış ve aynı maddenin birinci fıkrasında “mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir” şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep, verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanması gibi sair hususlarda yapılması gerekli usul ve prosedür açıklanmıştır.

Anılan yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafın dava ile elde edebileceği alacağı güvence altına alma amacı ile ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğu, tapu kayıtları üzerine konacak olan tedbir sebebiyle davalı taraf mağdur olmayacağı gibi tedbir istenen taşınmazın dava sırasında devredilmesi halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşabileceği yada tamamen imkansız hale gelebileceği veya gecikme sebebiyle bir sakınca yahut ciddi bir zarar da doğabileceği endişesi de gözetilerek, mahkeme gerekçesinde belirtildiğinin aksine tedbire konu taşınmazın dava konusu olması karşısında tarafların menfaat dengesi ve ihtiyati tedbirin amacı birlikte düşünüldüğünde davacının ihtiyati tedbir talebinin 389 ve devamı maddeleri dikkate alınarak 391/3.maddesi gereğince kabulü ile isteğin taşınmazın tapu kaydına başkasına devrinin önlenmesi yönünden davalı olduğu bildirilerek geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı konulması gerekirken yazılı şekilde reddedilmiş olması doğru olmamıştır.

Kabule göre de, Dava, mal rejiminin boşanma nedeniyle mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkindir. Bu davaların çözümü 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi 4721 sayılı ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere aile hukukundan ( 118-395 md.) kaynaklanan bütün davalara Aile Mahkemesinde bakılacağı hükme bağlanmıştır. Görev kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Anılan hüküm gereğince dava dosyasının görev yönünden reddi ile görevli Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmemiş olması da usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin kanun yolu başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile usul ve yasaya uygun görülmeyen ihtiyati tedbir isteğinin reddine ilişkin karar bölümünün 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3.maddesi yollaması ile 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca 388/4. ( m.297/ç) ve 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 23.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS