0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Onama Kararları

HMK Madde 370

(1) Yargıtay, onama kararında, onadığı kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermek zorundadır.

(2) (Değişik: 31/3/2011-6217/29 md.) Temyiz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı düzelterek onayabilir. Esas yönünden kanuna uygun olmayan kararlar ile hâkimin takdir yetkisi kapsamında karara bağladığı edalar hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz.

(3) Tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır.

(4) Karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır.



HMK Madde 370 Gerekçesi

Maddeyle, temyiz incelemesi sonunda verilecek onama ararlarının da, Anayasanın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki hükme uygun olarak, gerekçeli olacaklarına işaret edilmekte; bunun yanında, uygulamada “düzelterek onama” olarak bilinen işlemin esas ve şartları düzenlenmektedir.

Maddede ayrıca, düzeltme işleminin, tarafların kimliklerine ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıklarına ve bu arada kararın doğru bulunmayan gerekçesine de uygulanacağı hükme bağlanmaktadır.


HMK 370 (Onama Kararları) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/7653 Karar : 2018/16660 Tarih : 25.09.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin red kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

… Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunun kabulü ile feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine ve yasal sonuçlarına karar vermiştir.

… Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi`nin kararı duruşmalı olarak süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibarıyla duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nun 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi`ne gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 25/09/2018 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/4661 Karar : 2018/8003 Tarih : 17.09.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı, davalı tarafından kendisine ait aracın vekil sıfatı ile dava dışı üçüncü kişiye satıldığını, satış bedelinin 41.900,00 TL olduğunu, davalı tarafından tahsil edilen satış bedelinin kendisine ödenmediğini, alacağın tahsili için davalı adına yapılan İcra takibine davalının haklı bir neden olmaksızın itiraz ettiğini beyan ederek, davalının haksız itirazının iptali ile %20 İcra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, 2009 Yılında … isimli şahsın yanında davacı ile birlikte çalıştıklarını, patronları olan …‘e kredi çıkmayınca davacı ve kendisi adına krediler çekilip araba alındığını, davaya konu aracın bu kredilerle alındığını ve asıl sahibinin … olduğunu, bu kişinin kredi borçlarını ödeyememesi üzerine arabayı satmasını söylediğini, kendisinin de 26.000,00 TL bedelle aracı …‘e sattığını, paranın 17.000,00 TL’si ile Yapıkredi … Şubesi’ne arabanın kredi borcunu ödediğini, kalan 9.000,00 TL’sini de patronunun Akbank`tan olan başka bir borcuna yatırdığını, ruhsat her ne kadar davacı adına ise de asıl sahibinin davacı olmadığını, davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, aracın satışının 30.09.2009 tarihinde yapıldığını ancak davanın 23.12.2014 tarihinde açıldığını ve 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

İlk derece mahkemesince, sabit görülen davacının davasının Kabulüne, davalının … 16. İcra Müdürlüğünün 2014/19039 takip sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin 41.900 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %11.75 oranındaki faizi geçmemek koşulu ile yasal faiz uygulanmasına, Davacı tarafın İcra inkar tazminat talebinin alacağın likit olmaması ve yargılama sonucunda belirlenmiş olması nedeniyle Reddine, karar verilmiş ve davalı tarafça istinaf yoluna başvurulmuştur.

… Bölge Adliye Mahkemesi 18.Hukuk Dairesince de davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesiyle yapılan inceleme sonucunda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre, davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun HMK`nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince, esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK`nın 370/1. madddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 4,50 TL. kalan harcın temyiz edenden alınmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 17/09/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/7965 Karar : 2018/15676 Tarih : 13.09.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı … vekili, …… birliği içerisinde edinilen malların tasfiyesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere menkul ve gayrimenkuller için 116.000,00 TL ve 12.180,00 TL kira alacağı olmak üzere toplam 128.180,00 TL alacağın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, 26.284,00 TL’nin karar tarihi itibarı ile yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, diğer taleplerinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, mal rejimin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğine ilişkindir.

1.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Davacı vekilinin davalı yararına hükmedilen vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Dava dilekçesinde talep edilen toplam alacak miktarı 128.180,00 TL olarak belirlendiğine, Mahkemece davacı lehine 26.284,00 TL alacağa hükmedildiğine, buna göre reddedilen alacak miktarı 101.896,00 TL üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT’nin 12/1. maddesi gereğince 10.901,00 TL nispi avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken, hatalı hesaplama ile 16.750,00 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir (HUMK md. 438/7, HMK md. 370/2).

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün (2.) bentte açıklanan sebeple hüküm fıkrasının (6) nolu bendindeki ‘‘16.750,00 TL’’ ibaresi çıkarılarak yerine ‘’ 10.901,00 TL’’ ibaresinin yazımasına, HMK’nin 370/2. (HUMK’nin 438/7) maddesi uyarınca hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, taraflarca HUMK’nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 13.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/1916 Karar : 2018/5304 Tarih : 5.07.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı … vekili Avukat … … tarafından, davalı aleyhine 28/11/2012 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 03/11/2016 günlü karara karşı davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; dahili davalı … vekilinin istinaf dilekçesinin usulden reddine dair verilen 22/03/2017 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi dahili davalı … vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

İlk derece mahkemesince verilen karar, dahili davalı … vekilince yapılan istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi tarafından istinaf dilekçesinin usulden reddine dair verilen karar süresi içinde temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kanuna uygun gerektirici nedenlere göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan kararın HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine 05/07/2018 gününde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/3620 Karar : 2018/5274 Tarih : 4.07.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı … Uluslararası Org. Reklam Tan. Basın. Yayın Ltd. Şti. vekili Avukat … tarafından, davalılar ve diğerleri aleyhine 23/08/2013 gününde verilen dilekçe ile haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 24/11/2016 günlü karara karşı davacı tarafın istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; ilk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-B.1 maddesi gereğince esastan reddine dair verilen 05/05/2017 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 04/07/2018 gününde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/1114 Karar : 2018/6091 Tarih : 26.06.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

I-İSTEM

Dava, ….. rant sigortasına giriş tarihinin ……’de sigortalılık başlangıç tarihi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

II-CEVAP Davalı Kurum vekili, Davalı Kurum vekili, Kurum işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davacının davasının reddine karar verilmesini istemiştir.

III-MAHKEME KARARI

A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacının ……… rant sigortasında görünen ve 18 yaşının ikmal edildiği 11/10/1992 tarihinin Türkiye sigortalılık başlangıç tarihi olarak tespitine, davacının yurtdışı borçlanma hakkının olduğu yönündeki talebinin ise konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, istinaf yolu ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine dair karar verilmesini talep etmiştir.

B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:

……. Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 19.12.2017 günlü ilamı ile mahkemece ayrılmasına karar verilen borçlanma istemi hakkında ana dava dosyasında kabul kararı verildiği ve bu kararın kesinleştiği gözden kaçırılarak eldeki dava dosyasında “Davacının yurtdışı borçlanma hakkının olduğu yönündeki talebinin ise konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi, davacının 01.08.1992 tarihinin sigortalılık başlangıç tarihini talep etmesine karşın mahkemece “davanın kısmen kabulü ile davacının ….. rant sigortasında görünen ve 18 yaşının ikmal edildiği 11/10/1992 tarihinin Türkiye sigortalılık başlangıç tarihi olarak tespitine” karar verilmesi nedeniyle Kurum yararına avukatlık ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olduğu için, HMK`nın 353/1-b maddesinin 2. alt bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın kısmen kabulüne, karar verilmiştir.

IV-TEMYİZ EDEN:

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı davalı avukatı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

V-TEMYİZ NEDENLERİ:

…… Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen karar, davalı avukatı tarafından, davacı hakkında Kurumca yapılan işlemlerin doğru ve yerinde olduğu gerekçeleri ile temyiz edilmiştir.

V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde ise:

“(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.

(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.

Eldeki davada, Bölge Adliye Mahkemesince davalı kuruma kısmen kabul kararının varlığı nedeniyle vekâlet ücreti verilmesi gerektiğine dair yaklaşım yerinde ve isabetli ise de, kararın infazda tereddüt yaratacak nitelikte fazla istemin reddine dair yeniden karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370/2. maddesi gereğince verilen karar, düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Dairesi kararının 3. bendinin son kısmında yer alan “fazla istemin reddine” ibaresinin silinmesi ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın kararı veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.06.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/23432 Karar : 2018/8361 Tarih : 11.04.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin netelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle, iş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde durularak, bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. Fesih talebinin işverenden gelmesi durumunda makul yarar, davacı işçinin fesih sonrasında elde edeceği maddi değerler ile yerleşik içtihatlarımıza göre 4 aylık ücret tutarını karşılaması gerekmekte olup, ikale sözleşmesi ile davacıya 2 aylık ücret ödemesi yapılmış olup, makul yarar sağlanamadığı anlaşılmasına göre davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibari ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 370 vd. maddeleri uyarınca ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi`ne gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 11/04/2018 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

İşçi ile işveren arasında imzalanan ikale sözleşmesinin geçerli olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.

Anayasal haklardan olan sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak, işçi ve işveren yapacakları bir anlaşmayla, daha önce kurdukları iş sözleşmesini kural olarak her zaman sona erdirebilirler. Bu ko­nuda sözleşmenin belirli veya belirsiz süreli olması arasında fark bulunmamaktadır. Sözleşmeyi sona erdirme anlaşmasına “ikale (bozma) sözleşmesi” denilmektedir.

İkale sözleşmesi ile iş sözleşmesinin ortadan kaldırılması için özgür iradelerin karşılıklı ve birbirine uygun olması gerekir. Bu nedenle taraf iradelerinin uyuşmaması veya irade sakatlıklarının bulunması hâlinde, ikale sözleşmesinin geçerli olmadığı kabul edilmelidir. Gerçekten taraflardan birinin iş sözleşmesini ortadan kaldırma konusunda karşı tarafla aynı görüşte olmaması durumunda ikale sözleşmesi geçerli olmayacaktır.

Diğer taraftan, işverene göre daha zayıf konumda bulunan işçinin ikale sözleşmesini imzalamasında makul bir yararının bulunmaması durumunda, böyle bir sözleşmeye geçerlilik tanınamayacağı da Yargıtay uygulaması ile yerleşmiş ve kabul görmüştür.

Makul yararın ne olduğuna ilişkin pozitif bir hukuk kuralının bulunmaması nedeniyle, tamamen yargısal kararlara kalan bu konuda somut olayın özelliklerine göre karar vermek gerekmektedir.

Kesin bir ölçü konulması mümkün olmamakla birlikte kanaatimizce, işverenin önelsiz geçerli fesih yapması durumunda ödemekle yükümlü olduğu kıdem ve ihbar tazminatları toplamından aşağı olmamak kaydıyla önereceği miktar parayı kabulle ikale sözleşmesi imzalayan işçinin iradesinin fesada uğratılmamış olması şartıyla bu sözleşmeyi imzalamasında makul yararının varlığı kabul edilmelidir. Çünkü, kazanılıp kazanılamayacağı ve ne kadar sürede sonuçlanacağı belli olmayan bir dava sürecini beklemektense kıdem ve ihbar tazminatlarına denk bir parayı derhal ve peşin olarak almak küçümsenemeyecek bir kazanımdır.

Somut olaya gelindiğinde; iş sözleşmesinin işverenden gelen teklif üzerine imzalanan ikale sözleşmesi ile sona erdirildiği, işçiye kıdem ve ihbar tazminatları ile iki maaş tutarında ek ödeme yapıldığı, sözleşmenin irade fesadı hâllerinden birisi ile sakatlandığı hususunda bir ispat bulunmadığı, asıl uyuşmazlığın imzalanan ikale sözleşmesinin geçerlilik şartlarından kabul edilen makul yarar koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğine, daha açık bir ifadeyle yapılan ödemenin yeterli olup olmadığına ilişkin olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak; açıklanan şartları içeren ikale sözleşmesini imzalamakta davacı işçinin makul yararının bulunduğu gözetilip, sözleşmeye değer verilmeli ve işe iade davası reddedilmeliyken kabulü hatalı olmuştur. Şeklindeki kanaatim nedeniyle aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.11.04.2018


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/7568 Karar : 2018/1003 Tarih : 19.02.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Taraflar arasında görülen davada; Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacılar, 95, 490 ve 492 parsel sayılı taşınmazların davalılar ile ortak mirasbırakanları … ’e ait olmasına rağmen kadastro tespiti esnasında tamamının davalıların mirasbırakanı … adına tescil edildiğini, bu işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, zamanaşımı itirazında bulunmuşlar, davacıların iddialarının doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında Kadastro Kanunun 12.maddesinde öngörülen 10 yıllık sürenin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar ve davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hâkimi … ’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

Hemen belirtilmelidir ki, mirasbırakanın terekesi ölüm ile intikal edeceğinden ve terekenin açılmasıyla mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olacaklarından, bu tür isteklerde dava hakkı mirasbırakanın ölümüyle ortaya çıkar. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi hükmünde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanmasında da mirasbırakının ölüm tarihi büyük önem taşır. Değinilen yasal düzenlemede, kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceği ve dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Başka bir ifadeyle, dayanılan hakkın kadastro tespit tutanağının tanzim tarihinden önce doğması halinde anılan sürenin uygulama imkanına kavuşacağı açıktır. Ancak, tutanağın tanziminden sonra doğan haklara ilişkin açılan davalarda hak düşürücü sürenin uygulama yeri yoktur.

Ne var ki, çekişme konusu 490 ve 492 sayılı parsellerin senetsizden zilyetliğe dayalı olarak, 95 nolu parselin tapu kaydı esas alınarak davalıların murisi adına kadastroca tespit ve tsecil edildiği, taşınmazlarla ve tespite esas alınan tapu kaydı ile murisin bir ilgisinin olmadığı açıktır.

Bu nedenle davanın reddedilmiş olması doğrudur. Davacıların temyiz itirazları yerinde olmadığından reddine.

Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Bilindiği üzere, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan tapu iptali tescil davalarında dava değeri, taşınmazın tüm değeri üzerinden, davayı açan mirasçı veya mirasçıların payına isabet eden değerdir.

Somut olayda, çekişme konusu 95,490 ve 492 parsel sayılı taşınmazların 08.10.2014 tarihli bilirkişi raporunda dava tarihi itibariyle toplam değerinin 453.898,06 TL olduğu, davacıların miras payına isabet eden dava değerinin 264.773,91 TL olarak belirlendiği açıktır. Hal böyle olunca davalılar yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir.

Ancak, anılan bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; hükmün 5. bendinin hükümden çıkarılarak yerine 5.bent olarak “Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 21.836,38-TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine” ibaresinin yazılmasına, davalıların bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı H.M.K.’nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nın 436/2. (6100 sayılı HMK’nun 370/2. md.) maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/8739 Karar : 2018/226 Tarih : 17.01.2018

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Yörede 2008 yılında yapılan kadastro sırasında, dava konusu …Köyü 102 ada 74 parsel sayılı 885.917,80 m² yüzölçümlü taşınmaz, belgesizden mera niteliği ile sınırlandırılmıştır.

Davacı … tapu kaydına ve zilyetliğe, birleşen dosya davacıları ise zilyetliğe dayalı olarak dava açmışlar, yargılama sırasında … ve … harç yatırmak suretiyle davaya katılmışlardır.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda birleşen dosya davacılarının ve katılanların davasının reddine, asıl dosya davacısı …’nun davasının kısmen kabulü ile dava konusu 102 ada 74 nolu parselin kadastro tespitinin iptaline, 19/06/2013 havale tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide 6 numaralı kısım içerisinde bulunan (A) harfi ile gösterilen 6.230,00 m2’lik kısmın parselden ifraz edilerek ayrı bir parsel numarası verilerek çayır vasfıyla tapu maliki … adına tapuya kayıt ve tesciline, 02/10/2014 tarihli fen bilirkişi raporunda 9 numara ile gösterilen 3.297,13 m2, 10 numara ile gösterilen 1.788,07 m2, 14 numara ile gösterilen 1.682,02 m2, 17 numara ile gösterilen 17.286,15 m2, 18 numara ile gösterilen 2.857,00 m2`lik kısımların ise parselden ifraz edilerek ayrı parsel numaraları verilmek suretiyle orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, parselden geriye kalan kısımların mera olarak sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına karar verilmiş, hüküm davacı … ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanunla değişik hükümlerine göre yapılan orman kadastrosu bulunmaktadır.

1)Birleşen dosya davacısı …’in temyiz itirazları incelendiğinde; incelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre yazılı biçimde davanın reddi yönünde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, temyize konu 102 ada 74 sayılı parsel kadastro sırasında mera olarak sınırlandırılmış ve davacı taraf dava dilekçesinde Hazine ve köy tüzel kişiliğine husumet yöneltmiştir. Eldeki davada davalı … Yönetimi, bu dosyadan tefrik edilen 101 ada 1 ve 102 ada 1 sayılı orman parsellerine yönelik olarak açılan davalar nedeniyle taraf olarak gösterilmiş olup, davacı …’in söz konusu orman parsellerine yönelik davası olmadığı gibi temyize konu eldeki davanın sadece 102 ada 74 sayılı mera parseline ilişkin olması nedeniyle davalı … Yönetimi lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken, davanın reddi nedeniyle Yönetim lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olması doğru değil ise de bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu nedenle hüküm fıkrasının 6 numaralı bendinde yer alan “Davalı …‘nün kendisini vekille temsil ettirdiği anlaşıldığından, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 31/3. maddesi gereğince vekilin emek ve mesaisi gözönüne alınarak takdiren 800,00 TL. vekalet ücretinin davacılar … ile …, dahili davacılar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … ile asli müdahiller … ve …‘den tahsil edilerek davalı kuruma verilmesine” cümlesindeki “… ile” ibaresinin cümleden çıkartılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı HMK`nın 370/2 maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle onanmasına karar verilmiştir.

2)Davalı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece verilen karar usul ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; davacılardan … tapu kaydına dayandığı halde dayanak tapu kaydı tüm tedavülleriyle birlikte getirtilmediği gibi mahallinde yapılan keşif sırasındaki tapu kaydı uygulaması da yetersiz görülmüştür. Zira tapu kaydının nasıl oluştuğu, davacı ile tapu malikleri arasındaki bağın tespiti, tapu malikleri ile davacı yanında diğer mirasçılar arasında taksim yapılıp yapılmadığı dosyadaki mevcut kayıt ve beyanlara göre anlaşılamamaktadır.

O halde; mahkemece davacı …’ın dayandığı Temmuz 1946 tarih cilt:73 sayfa:37 no:64’te kayıtlı tapu kaydının ilk oluşumundan itibaren sıra izler biçimde tüm tedavülleri (tapu kaydının nasıl oluştuğunu tespit edecek şekilde, eski kayıtların Türkçe tercümesi ile birlikte), revizyon gördüğü tüm parsel tutanakları ilgili yerlerden getirtilip, mahkemece bir fen elemanı aracılığıyla mahallinde yapılacak inceleme ve keşifte tapu kaydının kapsamı kesin ve net bir şekilde belirlenmelidir. Bu cümleden hareketle; tüm tedavülleri getirtilen tapu kayıtları yeterince yaşlı yerel bilirkişiler yardımıyla yöntemince zemine uygulanmalı, tapu kayıtlarının kapsamı belirlenmeli, bilinmeyen sınırlar konusunda taraf tanıklarının beyanlarına başvurulmalı, tapu kayıtlarının kapsamları arazi üzerinde işaretlettirilmeli, fen bilirkişisine tapu kapsamındaki arazinin krokisi düzenlettirilmeli ve çekişmeli parselin bu tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı yöntemince saptanmalıdır.

Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu davacının dayandığı tapu kaydının çekişmeli 102 ada 74 sayılı parsele uyduğu belirlendiği takdirde ise, Temmuz 1946 tarih cilt:73 sayfa:37 no:64’te kayıtlı tapunun, ¼ hisse itibariyle davacının murisi …adına kayıtlı olduğu dikkate alındığında diğer hisseye sahip tapu malikleri ile …arasında harici ve fiili taksim yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise bu taksim sonucu taşınmazın davacının murisi Selahattin Özçubukçu’ya isabet edip etmediği, söz konusu taşınmazın muris Selahattin Özçubukçu’dan davacı …’a nasıl geçtiği, davacı yanında murisin diğer mirasçılarının da hak sahibi olup olmadığı hususları davacının göstereceği tanıklar ve yaşlı yerel bilirkişilerden sorulmak suretiyle belirlenmeli, gerçek hak sahipleri tespit edilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı …’in temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 17/01/2018 gününde oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/16039 Karar : 2017/18376 Tarih : 28.12.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı dava dilekçesinde, davalının 1 yılı aşkın bir süredir sigortalı olarak çalıştığını ve asgari ücretin üstünde maaş almakta olduğunu, geçmiş yıllarda da sigortalı olarak çalıştığını, ailesi ile birlikte yaşamasından dolayı ev kirası, elektrik, su, yakıt gideri gibi masraflarının da bulunmadığını, ailesinin durumunun da iyi olduğunu, 2011 yılında kendisinin bir çocuğunun olduğunu, masraflarının arttığını, şimdiki eşi ile düğün yapmak için çekmiş olduğu kredileri ödediğini, maddi durumunun iyi olmadığını, bu nedenle ödediği nafakanın kaldırılmasına, kaldırılmadığı takdirde düşürülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; asgari ücret civarında bir gelir elde ettiğinin açık olduğunu, ancak davacının durumunun kendisinden daha iyi olduğunu, ayrıca enflasyon da dikkate alındığında hem boşanma sürecinde hem nafaka artırımı sürecinde hem de eldeki davanın açıldığı dava sürecinde bu kişinin gelirinin bugün ile paralellik içerdiğini, tarafına nafaka takdir edildiği halde icra müdürlüğüne de bildirdiği nafaka alacağından feragat ettiğini, açılan davayı kabul ettiğini, ilk celsede kabul ettiğinden dolayı yargılama harç ve giderlerinden sorumlu tutulmamasını istemiştir.

Mahkemece, tarafların mali durumlarının değişmesi değerlendirilmiş; tarafların mali sosyal durum araştırma raporları sonucu, tarafların beyanları dikkate alınarak; nafakanın kaldırılmasını isteyen davacının maddi durumunda artışın olmadığı, davalının maddi durumunda davalı lehine olumlu olarak artış olduğunun anlaşıldığı, yoksulluk nafakasının amacının barınma, geçim olduğu ve yoksulluğa düşecek tarafın durumu ve davalı tarafın kabulü de değerlendirilerek mevcut durum karşısında delillerin değerlendirilmesi sonucunda nafakanın kaldırılması gerektiğinin hakkaniyete daha uygun düşeceği gerekçesiyle davacı …‘ün davasının davalı …`nın kabulüne istinaden sabit olması nedeniyle kabulüne; … Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 2006/575 esas 2008/255 karar ile 2009/344 esas 2010/26 karar ilamı ile hükmedilen yoksulluk nafakasının dava tarihi olan 18/02/2015 tarihinden itibaren kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. maddesine göre “Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz.” hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinde; davalının cevap dilekçesinde açılan davayı kabulü yönündeki beyanı nedeniyle ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar uyuşmazlığın sona erdiği anlaşılmaktadır.

O halde; mahkemece; karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca davacı lehine belirlenen ücretlerin yarısı oranında vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde tam vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

Ancak, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği ve ‘hakimin takdir yetkisi kapsamında’ kalmadığından, hükmün, HUMK 438/7, C2 hükmü ve 6100 sayılı HMK 370/2 ek 3/1 maddesi gereğince düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 4. Fıkrasında yer alan ‘1.500,00’ rakamının hükümden çıkartılarak yerine ‘750,00’ rakamının yazılması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK`nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.12.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/3540 Karar : 2017/16786 Tarih : 30.11.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı, davalı kiracının halen aylık 7.010 TL kira bedeli, 12.594 TL ortak gider ödediğini, rayice göre ödenen bedellerin düşük kaldığını ileri sürerek 01.01.2013 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin 29.500 TL, ortak giderin 19.944 TL olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; 01.01.2013 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin brüt 22.125 TL, ortak giderin 19.344 TL olarak tespitine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-) Davalının ilam harcına yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;

Bilindiği üzere, yargılama harçları (temyiz harçları da dahil) 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda ve çeşitli özel yasalarda düzenlenmiş olup, mahkemelerce verilen kararların temyizi esnasında yine mahkemelerce kararı temyiz edenden alınması gereken temyiz harçları ve bu harçların ne şekilde alınacağı 492 sayılı Harçlar Kanunu`nda açıklanmıştır.

Vergi ve harçlar yalnızca yasa ile konulur (ihdas edilir). Yine bir kişi ya da kurumun harçtan muaf olup olmayacağı, kişi ya da kurumlarca yapılan bir işlemin harçtan müstesna olup olmayacağı yalnız yasa ile düzenlenir. Harçlardan muafiyeti ya da istisnaları düzenleyen kanun, genel nitelikteki Harçlar Kanunu olabileceği gibi başkaca her hangi bir kanun da olabilir. Bir kişi ya da kurumun yargılama harçlarından muaf olabilmesi için muafiyeti düzenleyen yasada o kurumun “yargılama harçlarından muaf olduğu” açık ve net bir şekilde hüküm altına alınmalıdır. Vergi ve harçların yasallığı ilkesi bunu gerektirir.

5441 sayılı Devlet Tiyatroları Kuruluş Kanunu 14. maddesi uyarınca devlet tiyatorları her türlü harçtan muaftır. Mahkemece, davalı harçtan muaf olduğundan peşin harcın davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken, bakiye ilam harcının harçtan muaf olan davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru değildir.

Ancak, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği ve “hakimin takdir yetkisi kapsamında” kalmadığından; hükmün, HUMK`nun 438/7, C2 hükmü ve 6100 Sayılı HMK 370/2 ek 3/1 maddesi gereğince düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasından harca ilişkin 4. fıkranın karar metninden çıkartılarak yerine “492 sayılı Harçlar Kanununun 5281 Sayılı Kanunla değişik 13/c maddesi gereğince davalı harçtan muaf olduğundan peşin alınan harcın davacıya iadesine” cümlesinin yazılması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK`nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 30.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/3258 Karar : 2017/17334 Tarih : 21.12.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Dava dilekçesinde, kendiliğinden dağılmasına karar verilen derneğin tasfiyesine karar verilmesi istenmiş, mahkemece davanın kabulüne ve derneğin tasfiyesine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, mahkeme kararıyla kendiliğinden sona erdiği tespit edilen derneğin, para, mal ve haklarının tasfiyesi isteğine ilişkindir.

5253 sayılı Dernekler Kanununun “Tasfiye” başlıklı 15. maddesinde; “ Genel kurul kararı ile feshedilen veya kendiliğinden sona erdiği tespit edilen derneğin para, mal ve haklarının tasfiyesi, tüzüğünde gösterilen esaslara göre yapılır. Tüzükte tasfiyenin ne şekilde yapılacağının genel kurul kararına bırakıldığı hallerde, genel kurul tarafından bir karar alınmamış veya genel kurul toplanamamışsa, yahut dernek mahkeme kararı ile feshedilmişse, derneğin bütün para, mal ve hakları, mahkeme kararıyla derneğin amacına en yakın ve kapatıldığı tarihte en fazla üyeye sahip derneğe devredilir. “

Hükme esas alınan bilirkişi kurulu rapor ve ek raporlarında; mevcut defter incelemesine dayanılarak derneğin tasfiyesine konu borcunun 1.350,00 TL, dernek alacağının 46,67 TL olduğu ve dernek demirbaşlarının 26 adet plastik tabure, 1 adet buzdolabı, 2 adet çalışma masası, 8 adet metal iskeletli sandalye, 1 adet bilgisayar olduğuna kanaat getirildiği, dernek tasfiyesine konu mal varlığının bunlardan ibaret olduğunu aradan geçen sürede demirbaşların ekonomik ömürlerini tamamlaması nedeni ile maddi değerlerinin olmadığı bildirilmiştir.

Derneğin alacağı düşüldükten sonra toplam borcunun 1.303,33 TL olduğu, bunun dışında aktif malvarlığının olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında aktif malvarlığı olmayan sadece yukarıda belirtilen miktarda borcu yani pasif malvarlığı bulunan derneğin tasfiyesine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken mevcut borçtan sorumluluk doğuracak şekilde devir kararı verilmesi doğru değil ise de, bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılması gerektirmediğinden, kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür (HUMK m. 438/7, HMK 370/2).

SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “…Dernekler Yönetmeliğinin 89/a ve 89/b maddesi uyarınca” ibaresinden sonra gelen kısmın hükümden çıkartılarak yerine “TASFİYESİNE” kelimesinin hükme eklenmesine, kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA, taraflarca HUMK`nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/779 Karar : 2017/6161 Tarih : 4.07.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının ilgili siteye ait ortak bağımsız bölüm içinde uzun süredir kulübe içinde evcil hayvan beslendiği, site üyelerinin site içinde evcil hayvan beslenmesine karşı oldukları, davalı tarafın site yönetimi tarafından defalarca sözlü olarak uyarıldığı, ancak davalı tarafın sözlü uyarıyı dikkate almadığı, daha sonra site yönetimi tarafından … 1.Noterliğinin 20/04/2015 tarih 4150 yevmiye nolu ihtarnamesi ile ihtar çekildiği, bu yazılı ihtara rağmen davalının köpek beslemeye devam ettiği, bunun üzerine site yönetimi tarafından 12/04/2015 tarihinde yapılan genel kurul toplantısının 7 nolu kararı ile evcil hayvanların ve kulübenin sitenin ortak alanlarından tahliye edilmesine dair oy birliği ile karar alındığı, yine site sakinlerine gelen misafirler içinde tehlike arz ettiği, bu yönde sürekli olarak site yönetimine şikayet geldiği, bu nedenle 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 18.maddesi 1. fıkrasına göre sitenin ortak alanında mevcut köpek ve köpeğe ait kulübenin kaldırılarak tahliyesi istenilmiş, mahkemece; dava konusu köpek barınağında bulunan ve davalı yana ait köpeğin doğal yapısı gereği uluduğu, koku çıkardığı bu durumun bir kısım site maliklerine rahatsızlık verdiğinin tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi site yönetim planının 9/e maddesi gereğince kat malikleri kurulunca izin verilmedikçe kedi, köpek ve tavuk gibi hayvan beslenemeyeceğinin düzenlendiği davalı tarafın yönetim planına aykırı bir şekilde köpek beslediği gibi bu durumun site sakinlerine rahatsızlık verdiği yine mimari projede köpek barınağı yerinin bulunmadığı da gözönüne alınarak davanın kabulü ile yönetim planına aykırı olarak taşınmazın ortak alanında bulundurulan köpeğin tahliyesine ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu`nun 18. maddesi 1. fıkrasına göre sitenin ortak alanında mevcut olan köpek ve köpeğe ait kulübenin kaldırılarak tahliyesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kullanılırken verilen rahatsızlığın giderilmesi istemine ilişkindir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak;

Karar gereğinin yerine getirilmesi için davalıya Kat Mülkiyeti Kanunu`nun 33.maddesi gereğince uygun bir süre verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru değil ise de bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden gerekçeli kararın (1) nolu hüküm fıkrasının sonuna “davalıya karar gereğini yerine getirmesi için 10 gün süre verilmesine” sözleri ilave edilmek suretiyle hükmün 6100 sayılı Kanunun 370/2. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, Yargıtaydaki duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1480. TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacılara verilmesine, temyiz harcının istek halinde iadesine 04/07/2017 günü oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/18435 Karar : 2017/11437 Tarih : 3.07.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2.4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesi uyarınca, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.”

Feshin geçersizliği ve işe iade davasının alt ve asıl işveren ilişkisinde, her iki işverene birlikte açılması ve muvazaa bulunmaması halinde ise, davacı işçi alt işveren işçisi olup, iş sözleşmesi alt işveren tarafından feshedildiğinden, feshin geçersizliği ve işe iade yükümlülüğü alt işverenindir. Asıl işverenin iş ilişkisinde sözleşmenin taraf sıfat bulunmadığından, asıl işverenin işe iade yönünde bir yükümlülüğünden sözedilemez. Asıl işverenin işe iade kararı sonrası işçinin işe başlamak için başvurması ve alt işverenin işe almamasından kaynaklanan işe başlatmama tazminatı ile dört aya kadar boşta geçen süre ücretinden yukarda belirtilen hüküm nedeni ile alt işverenle birlikte sorumluluğu vardır(Ek. 2. Dairemizin 09.06.2008 gün ve 2007/40942 Esas, 2008/14420 Karar sayılı ilamı).

Diğer taraftan, HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit

görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan hakların ve yükümlülüklerin gerekçeye uygun olarak açıkça belirtilmesi, birden fazla davalı var ise sorumluluklarının belirlenmesi gerekir. Aksi durum infazda tereddüte yol açacaktır.

Dosya içeriğine göre davacının yardımcı iş kapsamında çalışması nedeni ile davalılar arasında asıl alt işveren ilişkisi kabul edilerek, davacının iş sözleşmesi yazılı fesih bildirimi yapılmadan feshedildiğinden, feshin geçersizliğine karar verilmesi isabetlidir. Ancak davalılar arasında asıl alt işveren ilişkisi kabul edilmesine rağmen ve bu nedenle Mahkemece, işe iadenin mali sonuçlarından davalıların müşterek ve müteselsil sorumlu tutulması ve gerekçe de alt işveren işyerine işe iadesinin belirtilmesi yerinde ise de, işe iade yönünden hüküm fıkrasında hangi davalı nezdinde işe iadesine karar verildiğinin hükümde gösterilmemesi hükmün infazında tereddüt yaratacağından usule aykırı olup, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın HMK.’un 370 ve geçici 3/1 maddesi yollaması ile HUMK’nun 436/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.

SONUÇ: Yukarda açıklanan gerekçe ile, Temyiz olunan kararda hüküm fıkrasının 3 bendinde yazılı olan; “Davacının İŞE İADESİNE” cümlesinin yerine “Davacının alt işveren … SAĞLIK HİZMETLERİ OTOMASYTON GIDA TEMİZLİK NAKLİYAT SAN. TİC. LDT. ŞTİ işyerindeki İŞİNE İADESİNE” cümlesinin yazılmasına ve hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılardan … Sağ. Hiz. Otom. Gıda Tem. Nak. San. Tic. Ltd. Şti.’ye yükletilmesine, 03.07.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/4547 Karar : 2017/9322 Tarih : 15.06.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

26.9.2004 tarih ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna paralel olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinde değişiklik yaparak istinaf ve temyiz ile ilgili hükümleri yeniden düzenleyen 18.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu`na eklenen geçici 7.maddeye göre, 5311 sayılı Kanun hükümleri Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanır.

Somut olayda, davacının ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, … 11. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 16/08/2016 tarih ve 2016/302 E.-2016/536 K. sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verildiği, davacı tarafından, şikayetin reddine dair ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi`nin 13/02/2017 tarih ve 2017/215 E. 2017/341 K. sayılı kararı ile istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b,1 maddesi gereğince esastan reddedildiği,bu kararın temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince temyiz talebinin de reddine karar verildiği, bu kez son kararın temyiz konusu yapıldığı anlaşılmaktadır.

2.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 25.maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu`nun 364/2.maddesine göre, temyiz yoluna başvurma ve incelemesi, Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre yapılır. 6100 Sayılı HMK’nun 361/1. maddesi uyarınca ise, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edene 20/02/2017tarihinde tebliğ edildiği halde, temyiz dilekçesi belirli süre geçirildikten sonra, 21/03/2017 tarihinde verilip kaydettirilmiştir.

Davacının temyiz yoluna başvurusu süresinde olmadığından, İİK’nun 361/1. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz talebinin reddi kararı doğru olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.

SONUÇ:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK`nun 370. maddeleri uyarınca ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/2108 Karar : 2017/3797 Tarih : 15.06.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı vekili, müvekkili tarafından … Ltd. Şti. aleyhine … İş Mahkemesi’nde açılan hizmet tespiti davasının yargılaması sırasında anılan şirketin ticaret sicilinden terkin edildiğini, mahkemece davalı şirketin yeniden ihya ve tescili için taraflarına yetki ve süre verildiğini, açtıkları hizmet tespiti davasının sonuçlanabilmesi için anılan şirketin ihyasının gerektiğini belirterek … Ltd. Şti. unvanlı şirketin tüzel kişiliğinin ihyasına ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı …, davaya konu şirketin kaydının 08/04/2011 tarihinde terkin edildiğini, terkin işleminin kanuna ve prosedüre uygun olarak yapıldığını, şirketin ihyasına ve tesciline karar verilmesi durumunda karar doğrultusunda işlem yapılacağını bildirmiştir.

İlk derece mahkemesince, davacı tarafından davaya konu şirketin tasfiyesi kapatılmadan önce açılmış bir davanın bulunduğu, söz konusu davanın görülebilmesi ve verilecek kararın infazının TTK’nın 547. maddesi anlamında ek tasfiye işlemi niteliğinde olduğu, bu nedenle davaya konu şirketin yeniden ticaret siciline tescilinin gerektiği, ek tasfiye işlemlerinin de aynı tasfiye memuru tarafından yapılması uygun olduğu gerekçesiyle Tasfiye Halindeki … Limited Şirketi’nin ihyası ile tesciline karar verilmiştir.

Karara karşı, davalı Tasfiye Memuru … tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

… Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, hüküm fıkrasında tasfiye memuru atanmasına yer verilmediğinden, istinaf talebinin kabulüne ek tasfiye işlemlerini yerine getirmesi için şirketin son tasfiye memuru …‘ın atanmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre davalı … tarafınca yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı …‘ın temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. madddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 15/06/2017 tarihinde kesin olarak karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/41679 Karar : 2017/7400 Tarih : 14.06.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacılar vekili, davacılardan …’nın 06/04/2007 tarihinde davalı hastanede kalp ameliyatı geçirdiğini, akabinde kontrollere gelmesi gerektiği belirtilerek taburcu edildiğini, ancak yapılan ameliyat sonucunda göğüs-sırt bölgesindeki ağrıların artarak devam ettiğini, bu durumu hastane hekimlerine bildirdiğinde kendisine çeşitli ilaçlar verildiğini, daha sonra şikayetlerin artması üzerine hastanede anjiyo yapıldığını, ağrıların kesilmemesi nedeniyle başka hastanede ameliyata alındığını ve hazırlanan raporda “cerrahi ve tıbbi bakım esnasında vücutta kaza ile yabancı cisim bırakma” teşhisinin konulduğunu, davalıların ameliyat ederken vücudun içerisinde sargı bezi unuttuklarını, bu durum nedeniyle uzun yıllar kalbinde yabancı bir cisimle dolaşmak zorunda kaldığını, eşinin yardımı olmaksızın günlük hayatını idare edemediğini belirterek, gördüğü zarar nedeniyle, 1.000,00TL maddi 60.000,00TL manevi tazminatın (45.000TL Mustafa için, 15.000TL eşi için) olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davacıların maddi tazminat talebi ile davalılar … … … ve … … hakkındaki davanın reddine, davalı …hakkındaki manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, davacı … için 20.000,00TL, davacı … için 5.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacılar ve davalılardan …tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyize gelen davalının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacılar, davalıların yapmış oldukları operasyondaki hata nedeniyle uğramış oldukları zarardan dolayı tazminat istemişlerdir. Bu durumda, mahkemece, talep gibi olay tarihinden faiz işletilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde dava tarihinden faize hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 (HMK’un 370.) maddesi gereğidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan (1) nolu bent gereğince temyize gelen davalı …nin tüm, davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bent gereğince temyiz edilen kararın “Hüküm” başlıklı bölümünün 2. bendindeki “dava tarihinden itibaren” ibaresinin karardan çıkarılarak yerine “olay tarihinden itibaren” ibaresinin yazılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davalı-… Sağlık Hizmetleri’nden alınarak davacılara ödenmesine, aşağıda dökümü yazılı 1.280,765 TL. kalan harcın davalı-Özel Damla Sağlık Hizmetleri’nden alınmasına, peşin alınan 27,70 harcın davacılara iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/21616 Karar : 2017/9614 Tarih : 5.06.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

… Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi davalı vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

… Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesinin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nun 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 05/06/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/17133 Karar : 2017/4948 Tarih : 5.06.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı … Yönetimi, 15.04.2010 günlü dava dilekçesiyle; … köyü 346 parsel sayılı 1240,00 m² yüzölçümündeki taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olduğunu, yörede 2006 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığını, bu durumun davalı tarafından daha önce açılan orman kadastrosuna itiraz davası sonucu … Kadastro Mahkemesinin hükmü ile de belirlendiğini ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tescili ve elatmanın önlenmesi istemiyle dava açmış, mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parselin tapu kaydının iptaline, orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline, davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiş, hükmün temyizi üzerine Dairemizin 2014/1217 E. - 2847 K. sayılı kararıyla “1) İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmada, çekişmeli taşınmazın orman tahdit hattı içinde kaldığı, daha önce davalı tarafından altı aylık itiraz süresi içinde açılan orman kadastrosuna itiraz davası sonucu Manisa Kadastro Mahkemesinin 2006/41 E. - 2007/351 K. sayılı kararı Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2007/18359 E. - 2008/3807 K. sayılı 30.06.2008 tarihinde onanarak kesinleşen kararıyla çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davasının reddedildiği belirlenerek yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, davalının tapu iptali ve tescil davası yönündeki temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.

2)Davalı …’nın elatmanın önlenmesi davasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Dava konusu taşınmaz, davalı tarafından dava tarihine kadar tapu kaydına dayanılarak tasarruf edildiğinden ve bu tarihe kadar davalı tarafından çekişmeli taşınmaza haksız elatma söz konusu olmadığından,…elatmanın önlenmesine ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece, davalının taşınmaza yönelik elatmasının önlenmesine karar verilmiş olması, usûl ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.” denilerek bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davacının men`i müdahale (elatmanın önlenmesi) yönünden açmış olduğu davanın reddine, diğer yönlerden mahkememizin önceki kararı kesinleşmiş olduğundan yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı için taktir edilen 11.200.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi tarafından esasa yönelik olarak, davalı vekili tarafından vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir.

Dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptali ve tescil ile elatmanın önlenmesi istemlerine ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 24.04.2006’da ilana çıkarılarak kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamaları bulunmaktadır.

1)Davacı … Yönetiminin temyiz itirazları bakımından:

Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE,

2)Davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince:

Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; …nin men`i müdahale talebi yönünden davanın reddine karar verildiği ve mahkemece yapılan keşif sonucu dava konusu taşınmazın belirlenen değeri üzerinden davacı tarafından eksik harç tamamlandığı halde karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmına göre davalı yararına 14.400 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanılgı ile 11.200.-TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple; hüküm fıkrasının 5 numaralı bendinde yer alan “11.200 TL” ibaresinin kaldırılarak, bunun yerine, “14.400.-TL” ibaresinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun 370/2. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 05/06/2017 günü oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/8955 Karar : 2017/6716 Tarih : 31.05.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı, davalıların …‘nın … ilçesinde birlikte inşaa ederek satışa sundukları devre mülklerden iki adet satın aldığını, değerini eksiksiz ödediğini, ancak davalıların devre mülkleri teslim etmedikleri gibi, projenin de iptal edildiğini ileri sürerek şimdilik kaydıyla kullanım bedeli 1500 TL, devremülk ve cezai şart bedeli 1607,80 TL, devremülk hakkı için 1400 TL toplam 6.115,60 TL talep etmiş, talebini ıslah ederek devre mülk için belirlenen 15.000,00 TL tazminatın işleyecek avans faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.

Davalılardan … Belediye Başkanlığı, sözleşmede belediyenin imzası olmaması nedeniyle her zaman sözleşme düzenlenebileceğini bu yüzden bedelden sorumlu olmadıklarını belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, 20.05.2013 tarihli karar ile açılan davanın kısmen kabulü ile, ıslah ile arttırılan bölümde dikkate alınarak A tipi 2 adet devremülk bedeli 15.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren en yüksek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, karar verilmiş; hükmün, davalı … Belediyesi tarafından temyiz edilmesi üzerine, davalı lehine bozulmasına karar verilmiş; bu kez yapılan yargılamada, davanın kısmen kabulüne, sözleşmenin ifası imkansız hale geldiğinden, 2 adet A grubu devremülk için 9.696,00TL menfi zararın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş ise de, hüküm, bu kez davacı ve davalı … Belediyesi tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, davalılardan … Turizm Ticaret Limitet Şirketi yönünden … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/489 Esas 2013/407 Karar 20.05.2013 tarihli ilamının kesinleşmiş olduğunun anlaşılmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı … Belediyesi’nin tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı, davalıların …‘nın … ilçesinde birlikte inşaa ederek satışa sundukları devre mülklerin tesliminin imkansız hale gelmesi nedeniyle rayiç bedellerini istemiş; mahkemece davanın kısmen kabulü ile birlikte yasal faize hükmedilmiştir. Davalılardan şirket tacir olmakla ve belediye de birlikte iş yapmakla müteselsilen sorumlu olduğundan, mahkemece talep gibi avans faizine hükmedilmesi gerekirken, alacağın yasal faizi ile birlikte tahsili yönünde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.nun 438/7 (HMK’un 370.) maddesi gereğidir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle, davalı … Belediyesi’nin tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen kararın “Hüküm” başlıklı bölümünün 1.bendindeki “yasal faiziyle” ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine “avans faiziyle” ibaresinin yazılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan 165,58 TL harcın istek halinde davalı …‘na iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/20825 Karar : 2017/8679 Tarih : 23.05.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Yerel mahkemece, davanın feragat sebebiyle reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin red kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi davalı vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesinin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nun 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 23/05/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/4327 Karar : 2017/3840 Tarih : 11.05.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2- Dava, davacının davalı işveren …..e ait işyerinde çalışırken 17/09/2015 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle maluliyet oranının tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne ve davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, peşin yatırılan harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine karar verilmiştir.

Somut olayda, davalı Kurumun harçtan muaf olması sebebiyle bakiye harcın davalı işverenden tahsiline ve davacı tarafından yatırılan peşin harcın davalı işverenden alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olası usul ve Yasa’ya aykırı olup bozma nedenidir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, HMK 370/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının harca ilişkin 2. bendi tamamen silinerek yerine, “2- Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan karar tarihi itibariyle alınması gerekli karar harcı olan 29,20 TL’den davacı tarafından yatırılan 17,15 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 12,05 TL harcın davalı ……..’ten tahsili ile hazineye irat kaydına, davacı tarafından yatırılan başvurma harcı ile peşin harç toplamı olan 34,30 TL’nin davalı … ….’en alınarak davacıya verilmesine,” yazılmasına ve hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davalılardan…..’e yükletilmesine, 11/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/3232 Karar : 2017/7532 Tarih : 11.05.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

26.9.2004 tarih ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna paralel olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinde değişiklik yaparak istinaf ve temyiz ile ilgili hükümleri yeniden düzenleyen 18.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu`na eklenen geçici 7.maddeye göre, 5311 sayılı Kanun hükümleri Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanır.

Somut olayda, davacının icra mahkemesine başvurduğu …1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 08.11.2016 tarih ve 2016/478 E.-587 K. sayılı kararı ile talebin reddine karar verildiği, davacı tarafından, talebin reddine dair ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, …1. İcra Hukuk Mahkemesi`nin 12.12.2016 tarih ve 2016/478 E.-587 K. sayılı ek kararı ile istinaf başvurusunun İİK’nun 365/1. maddesi gereği reddine karar verildiği, bu red kararına karşı davacı tarafından süresi içinde istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.

2.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 24.maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu`nun 363/1.maddesine göre istinaf yoluna başvuru süresi tefhim veya tebliğden itibaren on gündür.

Somut olayda, İcra Mahkemesi kararı istinaf edene 25.11.2016 tarihinde tebliğ edildiği halde, istinaf dilekçesi belirli süre geçirildikten sonra, 06.12.2016 tarihinde verilip kaydettirilmiştir.

Şikayetçinin istinaf yoluna başvurusu süresinde olmadığından, İİK’nun 365/1. maddesi gereğince İcra Mahkemesinin istinaf isteminin reddi kararı doğru olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.

SONUÇ:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK`nun 370. maddeleri uyarınca ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/1670 Karar : 2017/3678 Tarih : 8.05.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin feragat nedeniyle reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

Dava, ödeme emrinin iptali talebine ilişkindir.

Mahkemece, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ancak davalı Kurum yararına avukatlık ücretine hükmedilmiştir.

6736 sayılı Yasa`nın 2.maddesinin 10 fıkrasına göre “Bu madde hükümlerinden yararlanmak isteyen borçluların, bu maddelerde belirtilen şartların yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır.”

Feragatin yasal zorunluluktan kaynaklandığı hallerde, anılan yasa hükmü ile dava açan Kurum borçlularının haklı olup olmadıkları yönünde bir karar almalarının yasa ile engellendiği, dolayısıyla bu zorunluluk karşısında davadan feragat eden Kurum borçlusunun avukatlık ücreti ile sorumlu tutulmaması gerektiği açıktır.

Somut olayda mahkemece, davacının 6736 sayılı Yasa`dan yararlanmak amacıyla yasal zorunluluk gereği feragat ettiği kabul edilerek davalı Kurum yararına avukatlık ücretine hükmedilmemesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Ne var ki bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK`un 370/2. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın vekalet ücretine ilişkin (4 nolu) hüküm fıkrası tümüyle silinerek karar metninden çıkartılmak suretiyle DÜZELTİLMESİNE, kararın bu DÜZELTİLMİŞ ŞEKLİ İLE ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/2856 Karar : 2017/6045 Tarih : 18.04.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

26.9.2004 tarih ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna paralel olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinde değişiklik yaparak istinaf ve temyiz ile ilgili hükümleri yeniden düzenleyen 18.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu`na eklenen geçici 7. maddeye göre, 5311 sayılı Kanun hükümleri Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanır.

Somut olayda, davacının icra mahkemesine başvurduğu, Karaman İcra Hukuk Mahkemesi’nin 26/09/2016 tarih ve 2016/78 E. 2016/142 K. sayılı kararı ile talebin reddine karar verildiği, taraflarca, talebin reddine dair ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulduğu, … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 23/01/2017 tarih ve 2016/313 E. 2017/39 K. sayılı kararı ile borçlunun istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK`nun 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilerek, yeniden esas hakkında karar verildiği, borçlunun temyiz yoluna başvurduğu görülmektedir.

SONUÇ:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK`nun 370. maddeleri uyarınca ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/3577 Karar : 2017/4409 Tarih : 27.03.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı vekili, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 3624 parseldeki evin vekil edeni tarafından yapıldığını açıklayarak, muhdesatın vekil edenine aidiyetinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılardan …, …, …, … ve … davanın reddine karar verilmesini istemiş, davalı … davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm davalılardan …, …, … ve … tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Dava, muhdesatın tespiti talebine ilişkindir.

1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, bir kısım davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2-Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

Ne var ki, çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti talebinin, muhdesatı meydana getirenin tespiti isteğini de kapsadığı kabul edilmelidir. Bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda, muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespiti isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

Dosyanın içeriğine, toplanan delillere ve tanık beyanlarına göre, davanın açılmasında, davaya konu parsel hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunması nedeniyle güncel hukuki yararın bulunduğu ve muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiği de kanıtlandığına göre, mahkemece muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespiti isteğinin kabulüne karar verilmekle yetinilmesi gerekirken yanlışa düşülerek muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi doğru olmamıştır.

Ne var ki; bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden temyiz edilen hükmün 2. fıkrasının HUMK’un 438/7 (HMK 370) maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme hükmünün 2. fıkrasındaki ‘‘…. davacıya ait olduğunun….’’ ifadelerinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına, yerine “…. davacı tarafından meydana getirildiğinin ….” ifadelerinin yazılmasına, 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. fıkrası gereğince düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, bir kısım davalıların diğer temyiz itirazlarının (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 27.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/9904 Karar : 2017/2093 Tarih : 20.03.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Dava ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulü ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.

Hükmü davalı Hazine vekili temyiz etmiştir.

Dosya kapsamına, toplanan delillere, pay ve paydaş durumuna nazaran taşınmazların taksiminin mümkün bulunmamasına göre hükmün esasına yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğu halde harçla yükümlü tutulması doğru değil ise de bu husus kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK’nın 370/2 maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm sonucundan harçla ilgili kısmının kaldırılarak yerine “satış bedeli üzerinden alınacak harcın davalı Hazine hissesine düşen kısım çıkarıldıktan sonra geri kalan harcın payı oranında davacıdan alınmasına” ibaresinin eklenmek suretiyle düzeltilmesine, hükmün DÜZELTİLMİŞ ve değiştirilmiş bu şekli ile ONANMASINA, 20.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/17179 Karar : 2017/3264 Tarih : 16.03.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı, 23.01.2012 tarihindeki belindeki rahatsızlık nedeniyle davalı hastaneye müracaat ettiğini ve bel fıtığından ameliyat olduğunu, ameliyattan 2 gün sonra taburcu edildiğini, taburcu edildikten 5 gün sonra ayağında güç kaybı oluştuğundan tekrar hastaneye müracaat ettiğini, “bir şey yok” denilerek evine gönderildiğini, rahatsızlıklarının, ağrı ve yanma hislerinin arttığını, 13.02.2012 tarihinde davalı hastaneye tekrar gittiğini ve enfeksiyon tedavisine başlanıldığını, 29 günlük tedavinin ardından taburcu edildiğini ancak rahatsızlığının halen geçmediğini ve ağrılı bir hayat yaşadığını, … Üniversitesi… Fakültesine gittiğinde kendisine önceki ameliyatı nedeniyle güçlü bir enfeksiyon kapmış olduğunun söylendiğini ve tekrar tedavisine başlandığını ileri sürerek enfeksiyon tedavisinde ödediği 480 TL, belgelendirilemeyen tedavi gideri olan 420 TL, çalışamaz olduğu dönemde geçici iş göremezlik bedeli olarak 4.000 TL ve sürekli iş görmezlik bedeli olarak 3.600 TL maddi tazminatın ve 91.500 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillere yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Karar tarihi itibariyle geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinin 3. fıkrasına göre, manevi tazminat davalarının tamamen reddi durumunda, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre, maktu oranda vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, mahkemece açıklanan husus göz ardı edilerek, “ 9.720 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” şeklinde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK.’nun 370/2. maddesi gereğince hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: 1. bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle, kararın ‘Hüküm’ başlıklı bölümünün, (5) no’lu bendinde bulunan, vekalet ücretine ilişkin (…. 9.720 TL) miktarın karardan çıkarılarak, yerine (…1.500 TL) vekalet ücreti miktarının yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/13002 Karar : 2017/1999 Tarih : 8.03.2017

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

Davacı dava dilekçesi ile;

… ili, … ilçesi, …köyü, …allesi, Köyiçi mevkiinde kain Doğusu;…: …bahçesi, Güneyi: …, Kuzeyi; … ile çevrili tahminen 1000,00 m² miktarındaki bahçe niteliğindeki taşınmazın kadastro tesbiti sırasında 101 ada 1 parsel adı altında … olarak tesbiti yapıldığını ve süresi içerisinde itiraz edilmediğinden bu haliyle kadastro tespit tutanağının kesinleştiğini, dava konusu ettiği taşınmazın öncesinin muris babası …`e ait olup babasının ölümüyle mirasçılar arasında yapılan taksim sonucunda bu yerin kendisine isabet ettiğini, dava konusu taşınmazın yaklaşık 70-80 yıldan bu tarafa fasulye ve patates ekmek suretiyle bahçe olarak kullandığını, dava konusu ettiği taşınmazın ormanla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, taşınmazın özel mülkiyete tâbi olan kuru tarım ürünlerinin yetiştirilmesi amacıyla kullanılan kuru tarım arazisi niteliğinde olduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığı, kendisini bildi bileli dava konusu taşınmazı nizasız ve fasılasız kullandığını, kullanma süresinde de üçüncü kişiler tarafından herhangi bir müdahalede bulunmadığını, dava konusu taşınmazın kendisine ait olduğundan dolayı iş bu davanın açılmasına zaruret hasıl olduğunu, tüm bu nedenlerle dava konusu…köyü 101 ada 1 sayılı parsele ait tapu kaydının iptali ile taşınmazın aynı adanın son parsel numarası adı altında adına tapuya kayıt ve tesciline, yargılama giderlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucu; dava konusu parselin tamamının eski tarihli belgelere 1993 tarihli memleket haritasına ve hava fotoğraflarına, amenajman planı meşcere haritasına göre … sayılan alanlar kapsamında kalmadığı, 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar çerçevesinde yapılan değerlendirmeler ve ziraat bilirkişisi raporuna göre de davacının iddiasının doğru olduğu, mahalli bilirkişi beyanlarının da bu hususları desteklediği, dava konusu parselde 8-10 yıl öncesine kadar tarım yapıldığı, davacı ve ataları tarafından kadimden bu yana kullanıla geldiği anlaşılmakla davacının davasının kabulüne karar verilmiş, hükmün davalılarca temyiz edilmesi üzerine yapılan inceleme neticesinde Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 15/10/2012 tarih ve 2012/12408 E. - 2012/11527 K. sayılı kararı ile [Çekişmeli 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın krokide (B) harfi ile gösterilen 311,67 m²’lik bölümü yönünden:

Mahkemece; dava konusu taşınmazın krokide (B) harfi ile gösterilen bölümünün kültür arazisi olduğu ve davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle bu bölüme yönelik davanın kabulüne karar verilmişse de, incelenen dosya kapsamına, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporuna göre mahkemenin değerlendirmesi yerinde değildir.

10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanunun 4. maddesinin üçüncü fıkrası; “Kadastro çalışma alanı sınırında … bulunduğu takdirde; durum çalışmaya başlamadan iki ay önce … Genel Müdürlüğüne bildirilir. Bu yerlerin … sınırlaması ve … sınırları dışına çıkarma işlemleri 6831 sayılı … Kanunu hükümlerine göre … kadastro komisyonlarınca tesbit ve haritasına işaretlenerek tutanakları ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edilir. Bu yerlerin ölçü ve harita işlemleri yukarıdaki sınırlar esas alınarak kadastro ekiplerince ikmal edilir. İki ay içinde kadastro komisyonlarınca … sınırlarının belirlenememesi halinde kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve çalışmalar bu Kanun hükümlerine göre yürütülür. Kadastro ekiplerince bu şekilde tesbit ve ilân edilen yerlerde … kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. … kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” şeklinde iken 22.02.2005 gün ve 5304 sayılı Kanun ile sözü edilen üçüncü fıkra değiştirilmiş ve aynı maddeye dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralar eklenmiştir. Bu düzenlemede üçüncü fıkra “Çalışma alanında … bulunması ve 6831 sayılı … Kanununa göre … kadastrosuna başlanılmamış olması halinde … kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tesbiti kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak; bu çalışmalarda kadastro ekibine … Genel Müdürlüğü taşra teşkilatınca görevlendirilecek en az bir … yüksek mühendisi veya … mühendisi ile tarım mühendislerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren yedi gün içerisinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar ve bilirkişilerin katılmaması halinde çalışmalar re’sen devam ettirilir.” şeklinde değiştirilmiş; eklenen beşinci ve altıncı fıkralarda ise, “Çalışma alanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırılma ve tesbitleri yapılarak otuz günlük kısmî ilâna alınır. Bu alanlarda … kadastrosu yapılmış sayılır”, “… kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” hükümlerine yer verilmiştir. Yine, 27.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile 6831 sayılı … Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasının sonuna; “Ancak, henüz … kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre belirlenen … sınırı, … kadastro komisyonlarınca belirlenen … sınırı niteliğini kazanır” cümlesi eklenmek suretiyle 6831 sayılı Kanun hükümleri 3402 sayılı Kanun hükümleri ile uyumlu hale getirilmiştir.

Yukarıda belirtilen kanunların getirdiği bu yeni düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 5304 sayılı Kanunla değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca … kadastro çalışmalarının yapıldığı, kadastro ekiplerince dava konusu 101 ada 1 parsel sayılı taşınmazın … niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiği ve kamu malı niteliğini kazandığı, 3402 sayılı Kanunun 16/D maddesi hükmünde “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu yasada hüküm bulunmayan hallerde, özel yasaları hükümlerine tabi olduğu”nun belirtildiği, bu nedenle ormanlar hakkında özel yasa olan 6831 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği ve 6831 sayılı Kanunun 11/1. maddesinde de … kadastrosunun kesinleşmesinden sonra tapulu taşınmazlarda tapu sahiplerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açabilecekleri hükmünün bulunduğu, bu ilkelerin HGK`nın 08.06.2005 gün 2005/20-327-377 sayılı ve 28.06.2006 gün 2006/20-467-494 sayılı kararlarında da aynen benimsendiği anlaşılmakla, davacının zilyetliğe dayanarak 101 ada 1 sayılı kesinleşmiş … parseli içinde bulunan krokide (B) harfi ile gösterilen taşınmaza açtığı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır.

Taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince,

Mahkemece; dava konusu taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen bölümünün üzerinde de davalı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, mahkemece yapılan inceleme araştırma hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki, dosya arasında raporu bulunan fen bilirkişi tarafından dava konusu yapılan krokide (A) harfi ile gösterilen bölümün kadastro sırasında yol olarak bırakılan alan içinde olduğunu ifade etmiştir. Ziraatçı bilirkişi … tarafından hazırlanan rapor da ise dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan çok yıllık yabancı ot deseninden anlaşılacağı üzere, taşınmaz üzerinde 8-10 yıldır tarımsal bir faaliyet olmadığı yerleşim yerine yakın olması, sınırlarının belirgin olması ve kenarlarında bir adet 50-60 yaşlarında yabani elma ağacı ve 1 adet 8-10 yaşlarında erik ağacının bulunması durumundan dolayı eskiden beri tarım arazisi olarak kullanıldığı anlaşıldığı ifade edilmiştir. Rapor bu haliyle yetersizdir. Hükme dayanak alınan bu rapordan davacı gerçek kişi yararına 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerindeki imar ve ihya ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılamamaktadır. Ayrıca davacı gerçek kişi yönünden 3402 sayılı Kanunun 14. maddesindeki sınırlamanın aşılıp aşılmadığı da usulüne uygun araştırılıp saptanmamıştır.

O halde, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, mahkemece, fen bilirkişi raporuna göre kadastro sırasında yol boşluğu olarak bırakılan krokide (A) harfi ile gösterilen taşınmaz davacı kişi yararına zilyetlik yolu ile kazanma (Medenî Kanunun 713. maddesi, 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddelerindeki) koşulların oluşup oluşmadığının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak, dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1985-1990’lı yıllara ilişkin 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları ile aynı yıllara ilişkin fotogrametri yöntemiyle düzenlenmiş harita getirtilmeli, yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman ziraatçı ile fen bilirkişi, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde yapılacak keşifte zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki giderilmeli, taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmeli, yerel bilirkişinin imar - ihya ve zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları, taşınmazın umumi ve kadim bir yol olup olmadığı keza bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulup saptanmalı, ayrıca taşınmazın değişik bölümlerinden yeterli derinlikten toprak örnekleri alınıp incelenerek, taşınmazın imar ve ihyaya konu edilip edilmediği, edildi ise tarihi ve ne kadar süreyle ne şekilde zilyet edildiği, 1985-1990`lı yıllara ait hava fotoğrafları ve memleket haritasında taşınmazın o yıllarda ziraat alanı olarak kullanılıp kullanılmadığı, yine fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, çekişmeli taşınmazın fiili durumunu da belirtir şekilde fen ve ziraatçı bilirkişiden rapor alınmalı, keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli, ayrıca 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı gerçek kişi ve murisleri yönünden de tapu ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 3.7.2005 gün ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, yasanın getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilip ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.

Kabule göre de, bilirkişi raporlarında (A) harfi ile gösterilen 181,71 m² bölüm kadastro sırasında yol boşluğu olarak bırakıldığı halde, kararda 101 ada 1 sayılı … parseli içinde (B) bölümü ile birlikte kabul edilmesi de doğru görülmemiştir.” denilerek bozulmuştur.

Bunun üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; 6100 sayılı HMK’nın 114/1-g maddesi gereğince gider avansının dava şartlarından olduğu, 115/1. maddesine göre dava şartlarının mahkemece her aşamada re’sen incelenebileceği, 115/2. maddesine göre dava şartı yokluğunun giderilebilecek noksanlıklardan olması halinde tarafa eksikliği gidermek üzere kesin süre verileceği, kesin süre içerisinde giderilmeyen eksiklik sebebiyle davanın usûlden reddine karar verileceği, dosya kapsamına göre dosyanın Yargıtay`dan dönmesinin ardından bozma ilamına uyulduğu ve yeniden keşif ara kararı kurulduğu, dosyada gider avansı bulunmaması nedeniyle davacıya tespit edilen gider avansını yatırmak üzere iki haftalık kesin süre verildiği, davacı tarafın gider avansını yatırmadığı ve bu nedenle belirlenen günde keşfe gidilemediği, keşif tarihinden sonraki ilk celseye katılmadığı ve davayı takip eden davalılar vekilleri ve temsilcilerinin davanın usûlden reddini talep ettikleri anlaşılmakla, dava şartı yokluğu dikkate alınarak davanın usûlden reddine karar verilmiş, hüküm davalı … Yönetimi vekili tarafından vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, zilyetlik nedenine dayanarak on yıllık süre içinde açılan … kadastrosuna itiraz niteliğindedir. İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre, mahkemece davanın usûlden reddi yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; dava reddedildiği ve davalı … Yönetimi kendisini vekil ile temsil ettirdiği halde, lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması doğru değil ise de, bu yanılgının giderilmesi, hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Bu sebeple, hükmün 4. bendinden sonra gelmek üzere 5. bent olarak, “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 750,00.-TL maktu vekalet ücretinin davacılardan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalı … Yönetimine verilmesine” cümlesi yazılmak suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun 370/2. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 08/03/2017 günü oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/35343 Karar : 2016/20173 Tarih : 17.11.2016

  • HMK 370. Madde

  • Onama Kararları

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili; davalı şirkette 24/09/2013-03/07/2015 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili; davacının iş akdinin, işe devamlılık edinimini gerekli seviyelerde yerine getirmediği için haklı nedenlerle feshedildiğini, davacının fesih bildirimini tebellüğden imtina ettiği için feshin noter ihtarnamesi ile bildirildiğini, çalıştığı süre boyunca tüm hak ve alacaklarının eksiksiz ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk derece mahkemesince toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) İstinaf:

İlk derece mahkemesinin kararına karşı davalı istinaf yoluna başvurmuştur.

E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

Bölge adliye mahkemesince; davalı vekilinin gerekçeli kararın tebliğinden sonra kanun yoluna başvurma nedenlerini belirteceklerini bildirir dilekçe sunduğu, dilekçede gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçeli temyiz sebeplerinin bildirileceğinin belirtildiği, davalı vekiline 12.08.2016 tarihinde gerekçeli kararın tebliğ edilmesine rağmen gerekçeli kanun yoluna başvurma nedenlerini gösterir dilekçenin sunulmadığı, Uyap sisteminde de böyle bir dilekçenin bulunmadığı, istinaf yolu sebepleri ve gerekçeleri belirtilmediğinden HMK’nun 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine bir aykırılık da tespit edilemediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvuru talebinin reddine karar verilmiştir.

F) Temyiz:

Bölge adliye mahkemesi kararını davalı temyiz etmiştir.

G) Gerekçe

Davalının ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf sebeplerini açıkça belirtmeden yalnızca gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçelerini bildireceğini belirtmek suretiyle istinaf yoluna başvurduğu, gerekçeli kararın tebliğinden sonra da gerekçeli dilekçenin sunulmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun bu nedenle reddedildiği, 6100 sayılı HMK’nun 352. ve 355. maddeleri uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

H) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 17/11/2016 gününde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS