0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Adli Yardım Talebi

HMK Madde 336

(1) Adli yardım, asıl talep veya işin karara bağlanacağı mahkemeden; icra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesinden istenir.

(2) Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır.

(3) Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılır.

(4) Adli yardım talebine ilişkin evrak, her türlü harç ve vergiden muaftır.



HMK Madde 336 Gerekçesi

Adli yardım kararı mutlaka mahkemece verilmelidir.

Davalarda, çekişmesiz yargı işlerinde ve geçici hukukî korumalarda, görevli ve yetkili mahkeme, asıl dava veya işin karara bağlanacağı mahkemedir. İcra ve iflâs takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesi görevli kılınmıştır.

Birinci fıkradaki düzenleme ile sadece icra takiplerinde değil, iflâs takiplerinde de adli yardımdan yararlanılabileceği hususu açıklığa kavuşturulmuştur. Ancak iflâs kararından sonra, müflisin adli yardım talebinde bulunması mümkün değildir.

İkinci fıkrada, adli yardım talebinde bulunan kişilerin, haklılık koşulunu ispata yarayacak biçimde, asıl dava veya işle ilgili özet bir bilgi ile birlikte dayanacağı delillerin neler olduğunu ve yoksulluk koşulunun varlığını ispata yarayacak, malî durumuna ilişkin belgeleri de talebiyle birlikte mahkemeye sunması gereği vurgulanmıştır.

1086 sayılı Kanunda yer alan ve günümüzde yeterli bir ispat aracı olma özelliğini yitirmiş olan, belediye veya ihtiyar heyetlerince verilecek fakirlik şahadetnamesinin sunulması zorunluluğu kaldırılmıştır. Malî durumun ispatı bakımından hâkimde kanaat uyandırmaya elverişli her tür belge delil olarak kullanılabilir.

Üçüncü fıkrada, daha önce doktrinde tartışmaya sebep olan ve Yargıtay uygulamasında kabul edilmeyen, kanun yollarında adli yardımdan yararlanabilme imkânı açıkça kabul edilmiştir. İstinaf ve temyiz harçlarının hiç de azımsanamayacak meblağlara ulaşabilmesi mümkün olduğundan ve kanun yollarındaki yargılamanın da asıl dava veya işin doğal bir uzantısı olması sebebiyle, bu aşamalarda adli yardımın kabul edilmesi, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının gerçekleştirilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.


HMK 336 (Adli Yardım Talebi) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/4625 Karar : 2018/9953 Tarih : 24.09.2018

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

1-Davalı erkek, temyiz dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardıma ilişkin usul ve esaslar Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334-340. maddelerinde düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 336/3. maddesine göre adli yardım talebi kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay`a da yapılabilir ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 337/1. maddesi uyarınca da duruşma yapılmaksızın talep hakkında karar verilebilir. Davalının adli yardım talebini içeren dilekçesi ve dosya kapsamındaki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken kanun yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu kanaatine varıldığından, davalının adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemece çocuğun yaşı, babanın hükümlü olduğu gözetilerek kişisel ilişki kurulmamış ise de koşulların değişmesi halinde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesinin her zaman talep edilmesinin mümkün bulunduğunun anlaşılmasına göre davalı erkeğin tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 3-Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükmün gösterilmesi gerekir (HMK m.26, 297/2). Yasal gereklilik böyleyken davacı kadının yoksulluk nafakası (TMK m.175) talebi bulunduğu halde; bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

4-Boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür. (TMK m. 182) Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. O halde velayeti anneye tevdi edilen 2009 doğumlu ortak çocuk Nurhayat için iştirak nafakasına hükmedilmemesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, adli müzaharetten yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmayan aşağıda yazılı onama harcının ve temyiz başvuru harcının davalıdan alınmasına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran davacıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/19400 Karar : 2018/6958 Tarih : 30.05.2018

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

1-Davalı, temyiz dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardıma ilişkin usul ve esaslar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334-340. maddelerinde düzenlenmiş olup, aynı Kanunun 336/3. maddesine göre adli yardım talebi kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay’a da yapılabilir ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 337/1. maddesi uyarınca da duruşma yapılmaksızın talep hakkında karar verilebilir. Davalının adli yardım talebini içeren dilekçesi ve dosya kapsamındaki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; kendisi ve ailesinin geçimini önemfd ölçüde zor duruma düşünmeksizin gereken kanun yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu kanaatine varıldığından, davalının adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

2-Temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Taraflar Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmışlar, hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Bu halde anlaşmalı boşanma davasının “çekişmeli boşanma” (TMK m. 166/1-2) olarak görülmesi gerekir.

Açıklanan sebeple mahkemece taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini içeren beyan ile iddia ve savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın ispatını sağlayacak delillerini sunmak ve dilekçelerin karşılıklı verilmesini sağlamak üzere süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun şekilde gösterilen deliller toplanarak gerçekleşecek sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 30.05.2018(Çrş.)


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/8156 Karar : 2018/1289 Tarih : 1.03.2018

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Asıl ve birleşen davalar, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tenkis isteklerine ilişkindir.

Asıl ve birleşen davalarda davacılar,mirasbırakanları … Demir’in ölmeden önce adına kayıtlı 874 , 875, 440,718, 99,149 parsel sayılı taşınmazlarını satış göstermek suretiyle davalılara muvazalı bir şekilde temlik ettiğini, asıl amacın mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazların davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tesciline, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın … yönünden reddine, … yönünden kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.

Bilindiği üzere, Anayasa’da aranan hak arama özgürlüğünün kullanılabilmesi ve adil yargılama hakkının unsurlarından olan, taraflar arasında silahların eşitliği ilkesinin hayata geçirilebilmesi için gerekli yargılama giderlerini ödemede sıkıntıya düşecek veya ödeyemeyecek durumda bulunan kişilere, her türlü mali ve hukuki korunma taleplerinde kolaylık sağlanması, sosyal hukuk devletinin ilkelerinden olup, bu gereğin yerine getirilebilmesi de adli yardım ile mümkündür. Bu nedenle adli yardım müessesesi 1086 sayılı HUMK’un 465 ila 472 maddeleri ile 6100 sayılı HMK’nin 334 ila 340. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Öte yandan; 6100 sayılı HMK’nin 336/3. maddesinde adli yardım talebinin kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay’a da yapılabileceği açıkça belirtilmiş ve 337/1. maddesinde de duruşma yapılmaksızın talep hakkında karar verilebileceği hükme bağlanmıştır.

Somut olaya gelince, adli yardım yönünden yasal şartların oluştuğu görülmekle davacı … ’in adli yardım talebinin kabulüne karar verilip, işin esasının incelenmesine geçildi.

Tüm dosya içeriği ve toplanan delillere göre davacıların temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.

Davalının temyiz itirazlarına gelince, 1927 doğumlu mirasbırakan … Demir’in 27.03.2011 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızları … ve … ile dava dışı eşi … ve kızı … ile oğlu … ’ın kaldıkları, dava konusu 718 parsel sayılı taşınmazın tamamı ve 440 parsel sayılı taşınmazın 8/16 payı muris … adına kayıtlı iken 01.03.2005 tarihinde davalı … ’e, … tarafından ise 19.01.2011 tarihinde davalı … ’e, 99 parsel sayılı taşınmazın 8/48 payı muris adına kayıtlı iken 13.11.2000 tarihinde davalı … ’e, … tarafından 19.10.2004 tarihinde davalı … ’a, 149 parsel sayılı taşınmazın tamamı muris adına kayıtlı iken 02.03.2005 tarihinde davalı … ’e, 874 ve 875 parsel sayılı taşınmazlar muris adına kayıtlı iken 20.08.2003 tarihinde davalı … ’e satış yolu ile temlik edildiği kayden sabittir.

Bilindiği üzere uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan, HMK’nun 190 ve TMK’nun 6. maddeleri uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir.

Somut olaya gelince; temliklerin muvazaalı olduğu davacılar tarafından usulüne uygun biçimde kanıtlanmış değildir.

Hal böyle olunca davacı … açısından da davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Kabule göre de, birleştirilse dahi her dava bağımsız varlığını sürdürdüğünden birleştirilen her dava için ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken bu hususun gözardı edilmesi doğru olmadığı gibi HMK 297.maddesine aykırı şekilde infazı mümkün olmayacak biçimde davanın kabulüne şeklinde hüküm kurulması da isabetsizdir.

Davalı … ’in yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince temyiz eden taraflardan gelen davalı … vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin diğer temyiz eden davacılardan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/4691 Karar : 2017/8487 Tarih : 20.12.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

6100 sayılı HMK madde 334de (1) Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkca dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. (2) Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler. (3) Yabancıların adli yardımdan yararlanabilmeleri ayrıca karşılıklılık şartına bağlıdır.` hükmü getirilmiştir.

Aynı kanun madde 336da ise " (2) Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali duruma ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır. (3) Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılır. (4) Adli yardım talebine ilişkin evrak, her türlü harç ve vergiden muaftır.` şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalının temyiz harcını yatırdığı ve dilekçe ekinde adli yardım talebine mesnet belge sunmadığı, bu nedenle davalının yukarıda belirtilen kanun hükmünün öngördüğü şartları taşımadığı anlaşıldığından, adli yardım talebinin reddine karar verilerek işin esasının incelemesine geçildi.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı …`a yükletilmesine, peşin alınan harcın bundan mahsubuna 20/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/7908 Karar : 2017/6350 Tarih : 7.07.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Yerel mahkeme hükmünü temyiz eden davalılar vekilinin adli yardım talebinde bulunması üzerine; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 29/12/2015 gün ve 2015/18495 18000 sayılı kararı ile adli yardım taleplerinin reddine ve temyiz harç ve başvuru harcı ile giderlerinin tamamlanması için geri çevrilmesine ilişkin karar verilmiş, bu karara davalılar vekilinin yaptığı itiraz üzerine, dosya HMK`nın 337/2. maddesi uyarınca itirazı incelemekle görevli olan Dairemize gönderilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334 ve devamı maddeleri uyarınca adli yardım talebinde bulunan kimse, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken yargılama giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğunu ispat etmek (yoksulluk şartı) ve davada veya talepte haklı olduğu yolunda kanaat uyandırmak zorundadır (haklı olma şartı).

Aynı Kanunun 334. maddesinin ikinci fıkrasına göre ise; tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanabilmesi sadece kamuya yararlı dernek ve vakıflarla sınırlıdır. Kanunda adli yardımdan yararlanacak kişiler arasında sayılmadığı için sermaye şirketleri adli yardımdan yararlanamaz.

Aynı Kanunun 336/2. maddesine göre de; adli yardım talebinde bulunacak kişi, yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin kararında belirtildiği gibi adli yardım talebinde bulunan davalı şirketler yönünden; ticari şirket olmaları nedeniyle yukarıda anılan kanun hükmü gereği adli yardımdan yararlanma hakları bulunmamaktadır.

Gerçek şahıslar yönünden ise, adli yardım istemine dair dilekçenin ekinde; adli yardım talebinde bulunan davalı gerçek şahısların ödeme gücünden yoksun olup olmadığı hususunda kanaat uyandırmaya yeter nitelikte bir belge yani bir başka anlatımla, sunulması zorunlu olan mali duruma ilişkin belgeler ibraz edilmemiştir. Bu durum karşısında davalılar vekilinin itirazının HMK`nın 337/2. maddesi uyarınca kesin olarak reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar vekilinin itirazının 6100 sayılı HMK`nın 337. maddesinin, 11.04.2013 kabul tarihli, 30.04.2013 tarih ve 28633 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6459 sayılı Kanunun 23. maddesiyle değişik ikinci fıkrası uyarınca kesin olarak REDDİNE 07/07/2017 gününde oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/16925 Karar : 2017/5495 Tarih : 6.07.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 336/3. maddesi uyarınca kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a yapılır. Aynı Kanunun 448. maddesi uyarınca bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. 336/3. maddesi, bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümlerinden olmadığından, geçici 1. madde kapsamında da değildir. Dolayısıyla anılan davalının temyiz aşamasındaki adli yardım talebi hakkında karar vermeye yetkili mercii, temyiz incelemesi yapmakla görevli bulunan dairemizdir. (HGK 2011/19-54 E.,2011/315 K., 10 HD 2013/13339 E., 2014/3487 K.)

Bu çerçevede davalı …’in adli yardım talebi ile ilgili olarak yapılan incelemede, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 335 vd. maddeleri uyarınca, adli yardım talebinde bulunan kimsenin, kendisiyle ailesini geçindirmek bakımından önemli bir zarurete düşürmeksizin davanın gerektirdiği giderleri ödemekten kısmen veya tamamen aciz içinde bulunduğunu (fakirlik şartı) ve davasında veya savunmasında haklı olduğunu (haklı olma şartı) ispat etmesi gerekir. Aynı Kanunun 336/2. maddesine göre de talepte bulunan kişi, iddiasını dayandırdığı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır. Somut uyuşmazlıkta ise adı geçen davalı tarafından sunulan adli yardım talebine ilişkin dilekçenin ekinde gerekli bilgi ve belgelere yer verilmemiştir. Açıklanan nedenle davalı …’in adli yardım talebinde bulunarak temyiz harcı yatırmamış olması nedeniyle adli yardım şartlarının oluşup oluşmadığı hususunda gerekli araştırma yapıldıktan sonra gönderilmek üzere dosyanın mahalline ( GERİ ÇEVRİLMESİNE ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/1267 Karar : 2017/4030 Tarih : 3.07.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Davacı … Bankası TAŞ …bank vekili, davalıların müvekkili bankanın çeşitli kademelerinde çalıştıklarını, davalılardan …‘ın genel müdür, …‘ün kredilerden sorumlu genel müdür muavini, …‘in ise krediler müdürlüğü yaptığını, davalıların görevde bulunduğu esnada bankanın … Şubesi kredi müşterisi … San. Tic. A.Ş. firmasına kullandırılan kredilerde birçok usulsüz ve mevzuata aykırı işlemin banka teftiş kurulunun yapmış olduğu denetimde tespit edildiğini, firmanın bilançosunun çok kötü durumda olmasına rağmen kredi kullandırılması üstelik açılan kredinin çok kısa bir sürede limit arttırılarak riskin çok yüksek miktarlara ulaşması, bütün bu olumsuzluklara rağmen gerçek anlamda değeri olmayan teminatların alınması, 04/08/1997 tarihinde … 14. İcra Müdürlüğü’nden şubeye gönderilen … Bankası’nın alacaklı olduğu takibe ilişkin dava konusu firma hakkındaki haciz ihbarnamesine rağmen firmanın yaşadığı ödeme güçlüğü kesin olarak ortaya çıktığı halde bu tarihten sonra şubeye gelen ihracat bedellerinin müvekkili banka alacağına mahsuben depo edilmeyip firmaya ödenmesi, davalıların bu ödemeye olur vermesi gibi işlemler olduğunu, borçlu firma hakkında açılan icra takiplerinde aciz vesikaları alındığını, bu arada firmanın iflasının istendiğini, kredinin tahsilinin mümkün olmadığını ileri sürerek, davalıların neden oldukları mevzuata aykırı usulsüz işlemler nedeniyle oluşan toplam 2.945.000.000.000 TL ana para, 2.925.000.000.000 TL faiz olmak üzere toplam 5.870.000.000.000 TL banka zararının dava tarihinden itibaren en yüksek işletme kredisi faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … Dörbudak vekili, mahkemenin görevsiz olduğunu, davanın dava şartları yerine getirilmeden ikame edildiğini, müvekkilinin 01/07/1993-07/07/1997 tarihleri arasında davacı bankada yönetim kurulu üyesi/genel müdür olarak görev yaptığını, anonim şirket yönetim kurulu üyesi hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için TTK’nın 341. maddesi uyarınca anonim şirket genel kurulunda bu kimseler hakkında dava açılması yönünde karar alınmasının zorunlu olduğunu, müvekkili hakkında sorumluluk davası açılması doğrultusunda hiçbir genel kurul kararı bulunmadığını, aksine müvekkili hakkında ibra kararı verildiğini, ibraların iptaline dair açılmış bir dava olmadığını, davacının davada aktif husumet ehliyetinin olmadığını zira davanın denetçiler tarafından açılması gerektiğini, davanın denetçiler müvekkilinin görev yaptığı döneme ilişkin işlemler ile zarar iddiası ve zarar tutarı arasında illiyet bağı bulunmadığını ve zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak, davanın usulden ve esastan reddini istemiştir.

Davalı … vekili, dava konusu kredilerin 1994-1995 ve 1996 yıllarında kullandırıldığının kendisinin ise 01/10/1997 tarihinde göreve başladığını, genel kurulda alınan ibra kararlarının bağlayıcı olduğunu, ibra işleminden tek taraflı olarak vazgeçilemiyeceğini, zararların … tarafından karşılandığını, yeniden tahsilin mükerrer tahsilat niteliğinde olduğunu, davacının hukuki yararının bulunmadığını, dava konusu kredi işlemlerinde müvekkiline yüklenebilecek bir kusur bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, faiz türüne ve oranına itiraz etmiş davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı …, davanın zaman aşımına uğradığını,genel kurulun ibra karalarının kaldırılamayacağını, zararların … tarafından karşılandığını ve kusurunun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu kredilerin açıldığı dönemde yürürlükte olan 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nun 86.II maddesinde “Türk Ticaret Kanununun sorumluluğu gerektiren hükümleri saklıdır.” düzenlemesi ile TTK hükümlerine atıf yapıldığı; kural olarak, yönetim kurulu üyelerinin şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamayacakları ancak TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticilerin oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olacakları, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulünün gerektiği, somut uyuşmazlıkta davalılardan …‘ın 01/07/1993-07/07/1997 tarihleri arasında genel müdür/yönetim kurulu üyesi olduğu, diğer davalıların da bankada muhtelif görevlerde bulundukları, davalı yönetim kurulu üyesi ve genel müdür ile diğer davalıların özen borcunu ihlal ederek kredi tahsis edilmemesi gereken kişilere kredi tahsis ettikleri olumsuz istihbarat raporlarına rağmen yeterli teminat almadan kredi açtıkları açılan kredinin ödenmediği alacak için yapılan icra takiplerinin kısmen sonuçsuz kaldığı ve bankanın alacağı tutarının bir kısmı hakkında aciz vesikası düzenlendiği zarar ile yönetim kurulu üyelerinin özen borcunun ihlali arasında uygun nedensellik bağının mevcut olduğu,davalıların bu kararların alınmasında kusursuz olduklarını ispatlayamadıkları kredilerin 1994-1997 yılları arasında açılıp kullanıldığı, davalıların bu dönemde görevde oldukları ve sorumluluğun maddi şartlarının gerçekleştiği; 5411 sayılı Yasa’nın 133-141 ve geçici 16. maddesi gereğince davanın zamanaşımına uğramadığı ve genel kurul ibrasının geçerli olabilmesi için davaya konu kredi ile bilgilerin genel kurula sunulan şirket bilançolarında yer alması gerektiği bu hususta açıklık olmadığından ibraların geçerli olmadığı, sorumluluk davasına konu banka zararının 541.709,22 TL tutarında bulunduğu, davalıların tümünün bu zararın tamamından sorumlu oldukları, daha önce temerrüde düşürüldükleri iddia ve ispat edilemediği gerekçesiyle, zararın dava tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili, davalı … ve … vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı …’ın temyiz istemiyle ilgili olarak, kararın temyiz edilmemiş sayılmasına dair Mahkeme’nin 03/07/2015 tarihli ek kararına … vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş, 03/07/2015 tarihli ek kararın onanması gerekmiştir.

2- Davalı … tarafından temyiz kanun yolu aşamasında adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, HMK’nın 336/3. maddesi uyarınca adli yardım talebini incelemeye asıl kararı inceleyecek olan Yargıtay Dairesi görevli olup, Mahkemenin davalı …‘ün 04.03.2016 tarihli yeniden adli yardım talebine dair verdiği 18.03.2016 tarihli adil yardım talebinin reddi ve kararın temyiz edilmemiş sayılmasına dair kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan bozularak ortadan kaldırılmasına ve 04.03.2016 tarihli yeniden adli yardım talebinin incelenmesine karar verilmiştir. HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği ve davacının sosyal ve ekonomik durumunu gösterir dosya içerisinde bulunan belgeler ve harcın tutarı gözetilerek, davacının kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmasına ve temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

3-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı …’ün asıl karara ilişkin tüm, davacı … vekilinin aşağıdaki (4) nolu bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

4- Davacı … vekili dava dilekçesinde işlemiş faiz talebinde de bulunmuş olup, mahkemece davalıların temerrüde düşürülmediği gerekçesiyle dava tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmiş ise de; haksız eylemleri ile bankayı zarara uğrattıkları iddiası ile davalıların sorumluluklarına dayalı istem hakkında haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerekir. Bu nedenle mahkemece davalıların her biri yönünden haksız fillin hangi eylemlerden ibaret olduğu ve haksız fiil tarihleri belirlenerek, bu tarihten dava tarihine kadar sorumlu oldukları temerrüt faizi belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle işlemiş faiz talebinin reddi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda ( 1) nolu bentte açıklanan, davalı … vekilinin 03.07.2015 tarihli ek karara dair temyiz itirazlarının REDDİNE, 03/07/2015 tarihli ek kararın ONANMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle Mahkeme’nin 18/03/2016 tarihli ek kararının bozularak ortadan kaldırılmasına, davalı … vekilinin kanun yolu harç ve giderleri yönünden adli yardım talebinin kabulüne ve temyiz itirazlarının incelenmesine, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin asıl karara yönelik tüm temyiz itirazlarırın, davacı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı … yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı …‘tan alınmasına, davalı …‘den harç alınmasına yer olmadığına, 03/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/8209 Karar : 2017/5440 Tarih : 16.03.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Mahkemece verilen kararın davacı tarafça harç yatırılmaksızın temyiz edilmesi üzerine Dairemizce yapılan incelemede dosya temyiz yoluna başvurma harcı ve maktu temyiz harcının tamamlanması hususundaki usuli eksikliğin giderilmesi için geri çevrilmiştir. Mahkemece davacıya muhtıra tebliğ edilmiş ve davacı vekili adli yardım talebinde bulunmuştur.

…-Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebinin Yargıtay’ca yapılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 336/…. maddesinde hükme bağlanmış ise de, aynı maddenin ikinci fıkrasında; “talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır” hükmüne yer verilmiştir.

Davacı vekilinin adli yardım talebini içeren dilekçesi ekinde iddiasını dayandırdığı delilleri sunmadığından, dosya kapsamına göre, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin ödemesi gereken temyiz giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu yönünde kanaat uyandırmaya yeterli görülmediğinden davacı bakımından yapmış olduğu adli yardım talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

…-İncelenmesine ihtiyaç duyulduğundan, davacının davalı asıl işveren … Belediyesine ait işyerinde 2011-2015 yılları arası geçtiğini iddia ettiği çalışma dönemi boyunca, davalı asıl işveren ile davalı ve dava dışı alt işverenler arasında yapılan tüm hizmet alım sözleşmelerinin eklenerek tekrar Dairemize gönderilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, ….03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/1434 Karar : 2017/3060 Tarih : 7.03.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Dava, kesinleşen icra takibi nedeniyle kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı … vasisi … 03/11/2015 tarihli temyiz dilekçesi ile adli yardımdan faydalanmak istediğini belirterek ekinde fakirlik belgesi ibraz etmiştir.Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talep edildiğine göre, bu talep hakkında karar verme yetkisi kanun yolu incelemesini yapacak olan Yargıtay’a aittir (HMK.md.336/3). Borçlunun “kanun yollarına başvuru sırasında” ileri sürdüğü adli yardım talebinin, ibraz edilen belgelerin adli yardımdan faydalanabilmek için yeterli olmadığı anlaşıldığından ,davalı borçlunun adli yardım talebinin reddine karar verildi.

HMK’nun 366. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 344. (HUMK’nun m. 434/3 fıkrası) maddesi gereğince alınması gerekli temyiz başvuru ve temyiz karar harcının tamamlanması için muhtıra çıkarılması, verilecek 7 günlük kesin süre içerisinde temyiz harçlarının tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususunun muhtırada belirtilmesi, verilen kesin süre içinde istenen temyiz harçları tamamlanmadığı taktirde mahkemece başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verileceği konusunda aynı biçimde muhtırada uyarı yapılması, tebliğ tarihinden itibaren 7 günlük kesin sürenin dolmasının beklenilmesi, süresi içinde temyiz harçları yatırılmadığı taktirde hükmün temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilerek, bu ek karar anılan ilgiliye tebliğ edilip, ek karara karşı temyiz süresinin beklenilmesi, süresi içerisinde temyiz harç ve masrafları yatırıldığı taktirde temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın Yerel Mahkemesi’ne GERİ ÇEVRİLMESİNE, 07/03/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/12742 Karar : 2017/463 Tarih : 24.01.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

6100 sayılı HMK madde 334 de “(…) Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. (…) Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler. (…) Yabancıların adli yardımdan yararlanabilmeleri ayrıca karşılıklılık şartına bağlıdır.” hükmü getirilmiştir. Aynı kanun madde 336 da ise “(…) Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır. (…) Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılır. (…) Adli yardım talebine ilişkin evrak, her türlü harç ve vergiden muaftır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Dilekçeye ekli ve dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacıların yukarıda belirtilen kanun hükmünün öngördüğü şartları taşıdığı anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi.

Dava, … Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli davalıların, görevlerini gereği gibi yapmamaları nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem reddedilmiş; karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar, …’nin … Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde normal doğum yaptığını ve doğum sonrası çocuğunun sol kolunun özürlü kaldığını, davalı doktorların gebelik sırasındaki muayenelerde ve doğum anında, özen ve aydınlatma görevlerini yerine getirmediklerini iddia ederek uğradıkları maddi ve manevi zararının ödetilmesi isteminde bulunmuşlardır.

Davalılar davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın ispat edilememesi nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi, ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy. K…., HGK 2011/…-592 E., 2012/25 K.). Bu konudaki yasal düzenlemeler, emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan sorumluluk hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da; bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.

Davaya konu edilen olayda, … Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde normal doğum yapıldığı ve doğum sonrası bebeğin sol kolunun özürlü kaldığı, davalı doktorların gebelik sırasındaki muayenelerde ve doğum anında, özen ve aydınlatma görevlerini yerine getirmedikleri ve bu nedenle davacıların maddi ve manevi zararının olduğu iddia edildiğine göre, Anayasa’nın 129/…. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun …/…. maddesi gereğince adli yargı yerinde davalılara yönelik açılan davada, husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Mahkemece açıklanan yasal düzenleme gözetilerek, davalı doktorlar hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerekirken, işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/11630 Karar : 2017/107 Tarih : 24.01.2017

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

1- Davacı … adli yardım talebi HMK’nın 336/2. maddesi koşullarına uygun bulunmadığından reddine,

2- Temyiz harç ve giderlerinin ikmali yönünden HMUK’nın 434/son maddesi gereğince temyiz eden davalıya 7 günlük kesin süre içinde temyiz harcını yatırması aksi takdirde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususunun yazılı olarak bildirilmesi, verilen kesin süre içinde temyiz harcının ödenmediği takdirde kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmesi, bu kararın da temyiz edilmesi halinde 432/son fıkrasının kıyasen uygulanması,

3- Hükmün temyiz edilmesi halinde; çekişmeli 302 ada 1, 38, 296 ada 8 parsel sayılı taşınmazlara ait tutanak asıllarının ve eldeki temyize konu hükmün kesinleştirilmesi nedeniyle oluşan tapu kayıtlarının tüm tedavülleri ve varsa intikallerine esas resmi senet örneklerinin Tapu Müdürlüğünden getirtilerek dosyaya konulması, bundan sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 24.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/10724 Karar : 2016/22577 Tarih : 1.12.2016

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Davacılar, davalının kardeşleri olduğunu, 20.4.2010 günü vefat eden kardeşleri ….in sağlığında davalıya verdiği 13.6.2008 tarihli düzenleme şeklinde taşınmaz satış vekaleti ile tapuda kayıtlı hisseli evinin satışı için vekalet verdiğini, davalının bu vekaletname ile taşınmazı 6.11.2009 tarihinde 39.000 TL ye dava dışı….’a satıp bedelini tahsil ettiği halde hissesine düşen bedelleri vermediğini ayrıca, davalının emekli dul aylığını aldığı 11.9.2006 tarihli vekaletname ile 18.9.2006 ila 16.4.2010 tarihleri arasında 26.426,40 TL tahsil ettiği halde murise vermediğini bildirerek davalının miras payının mahsubu ile toplam 42.341 TL`nin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile 27.382,38 TL`nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile veraset belgesi nazara alınmak sureti ile davacılara eşit olarak verilmesine ve fazlaya dair istemin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Davalının temyiz isteminin incelenmesinde; davacılar tarafından davalı aleyhine açılan alacak davası sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 336/3. maddesi uyarınca kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay`a yapılır. Aynı Yasa’nın 448. maddesi uyarınca bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. 336/3. maddesi, bu Kanun’un yargı yolu ve göreve ilişkin hükümlerinden olmadığından, geçici 1. madde kapsamında da değildir. Dolayısıyla anılan davalının temyiz aşamasındaki adli yardım talebi hakkında karar vermeye yetkili mercii, temyiz incelemesi yapmakla görevli bulunan Dairemizdir.

Bu çerçevede davalının adli yardım talebi ile ilgili olarak yapılan incelemede, 6100 S.K.`nun 335. vd. maddeleri uyarınca, adli yardım talebinde bulunan kimsenin, kendisiyle ailesini geçindirmek bakımından önemli bir zarurete düşürmeksizin, davanın gerektirdiği giderleri ödemekten kısmen veya tamamen acz içinde bulunduğunu (fakirlik şartı) ve davasında veya savunmasında haklı olduğunu (haklı olma şartı) ispat etmesi gerekir. Aynı Yasa’nın 336/2. maddesine göre de talepte bulunan kişi, iddiasını dayandırdığı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır. Somut uyuşmazlıkta ise. davalı tarafça sunulan adli yardım talebine ilişkin dilekçenin ekinde, taleplerini haklı gösterecek hiçbir bilgi ve belgeye yer verilmemiştir. Bu durum karşısında Dairemizce davalının kanun yoluna ilişkin harç ve giderler bakımından adli yardım talebinin HMK’nun 337/2. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2-Yukarıdaki 1. bentte açıklanan nedenlerle Dairemizce adli yardım talebinin reddine karar verildiğinden, bu kez mahkemece davalı vekiline, adli yardım taleplerinin reddedildiğinin bildirilmesi, davalı tarafça itiraz edilmediği takdirde, 1086 sayılı HUMK.’nun 5236 sayılı Kanun ile değişik 432. maddesi yollaması ile 426/D maddesi uyarınca peşin temyiz harcının ve dosyanın Yargıtay’a sevki giderinin ikmali için davalı vekiline HUMK.’ nun anılan hükümleri uyarınca gerekli meşruhatı havi davetiyenin usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesi gerekmektedir.

Ancak davalı tarafından Dairemizce verilen adli yardım talebinin reddine ilişkin karara itiraz edildiği takdirde, 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Yasa`nın 23. maddesi ile değişik HMK’nun 337/2. maddesi gereğince işlem yapılması gerektiğinden dosyanın mahalline iadesine karar verilmiştir.

3-Davacıların temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının adli yardım talebinin reddine, (2) numaralı bent gereğince mahkemece Dairemizin adli yardım talebinin reddi kararının davalı vekiline tebliği ile sonucuna göre işlem yapılmak üzere dosyanın mahalline iadesine, (3) numaralı bent gereğince davacıların temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 01/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/2768 Karar : 2016/3403 Tarih : 28.03.2016

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

İhtiyati haciz talep eden, davalılar aleyhine açılan davanın kabul edilerek 2010 yılında kesinleştiğini, muaccel borcun müteaddit müracaatlara rağmen ödenmediğini, alacağın rehinle temin edilmediğini, malların gizlenmesi ve kaçırılması ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek kesinleşmiş mahkeme ilamına istinaden ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, dayanak gösterilen ilamın limited şirket hisse devrinin iptaline, tazminat ve alacak taleplerinin reddine dair olduğu, ilamda 3.000 TL alacağa dair bir hükme yer verilmediği, talep dilekçesinde alacağın hangi kalemlere ilişkin olduğunun belirtilmediği, ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.

Kararı, ihtiyati haciz talep eden temyiz etmiştir.

1- İhtiyati haciz talep eden 19.11.2015 tarihli dilekçesi ile adli yardım talep etmiş olup HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği ve ekli belgeler ve harcın tutarı gözetilerek, davalının kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

2- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ihtiyati haciz talep edenin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ihtiyati haciz talep edenin kanun yolu harç ve giderleri yönünden adli yardım talebinin kabulüne; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ihtiyati haciz talep edenin tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, ihtiyati haciz talep eden`den harç alınmasına mahal olmadığına, 28.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/4781 Karar: 2014/7693 Tarih: 21.04.2014

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından maktu harç yatırılmak suretiyle temyiz edilmiş, mahkemece eksik temyiz harcının tamamlanması için 10.01.2014 tarihli muhtıra çıkarılmış, bu muhtıranın tebliğ edilmesinden sonra davalı vekili vermiş olduğu 28.01.2014 tarihli dilekçesi ile adli yardım talebinde bulunmuş ve dosya mahkemece Dairemizce gönderilmiş olmakla yapılan inceleme sonucu;

1- 6100 sayılı HMK’nun 334-340 maddelerinde adli yardıma ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş olup, adli yardım talebi kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay’dan da istenebilir ve bu talep hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilebilir.

Nitekim, davalı vekilince anılan Yasanın 336/3. md. hükmü gereğince mahkemece çıkarılan muhtıradan sonra adli yardım talebinde bulunmuştur.

Davalı vekilinin adli yardım talebini içeren 28.01.2014 tarihli dilekçesi ekinde, davalının kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken yargılama ve takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğuna ilişkin herhangi bir belge sunulmamış olmakla davalı vekilinin adli yardım talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Hükmü temyiz eden davalı vekili nispi temyiz harcını yatırmadığından 434/3. maddesi uyarınca işlem yapılması için dosyanın yerel mahkemesine geri çevrilmesine karar vermek gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının adli yardım talebinin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle dosyanın yerel mahkemesine geri çevrilmesine, 21.04.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas: 2015/3915 Karar: 2015/4401 Tarih: 14.09.2015

  • HMK 336. Madde

  • Adli Yardım Talebi

Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davada, İstanbul 14. İcra Müdürlüğü’nün 2012/18589 sayılı dosyası ile davalı hakkında ilâmsız icra takibine girişilerek 62.726,00 euro asıl alacağın tahsilinin talep edildiği, davalı borçlunun haksız itirazı ile takibin durduğu iddia edilerek 62.726,00 euro asıl alacak yönünden iptâli ile takibin bu miktar üzerinden devamı ve %40’dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatının tahsili istenmiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne, 61.363,14 euro üzerinden itirazın iptâli ile takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacağın %20 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline dair verilen karar, davalı vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edilmiş, 15.07.2014 tarihli sayman mutemedi alındısı ile 20 TL maktu temyiz karar harcı ile 60 TL temyiz yoluna başvurma harcı yatırılmıştır.

Mahkemece; 18.07.2014 tarihli ek karar ile davalının mali durumuna ilişkin bilgi ve belge olmadığından adli yardım talebinin reddine karar verilmiş, davalının karara itiraz etmesi üzerine İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/512 D. iş sayılı kararı ile HMK’nın 336/3. maddesi gereğince kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebinin Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’da yapılacağı gerekçesi ile davalının adli yardım talebinin reddine dair ek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Ek kararın kaldırılmasına karar verilmesinden sonra dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderilmiştir.

HMK’nın 336/3. maddesiHMK’nın 336/3. maddesi uyarında kanun yollarına başvuru sırasında yapılan adli yardım taleplerinin Yargıtay’ca incelenip karara bağlanması gerektiğinden davalı vekilinin adli yardım talebi Dairemizce incelenmiştir.

Adli yardımdan yararlanacak kişiler 6100 sayılı HMK’nın 334. maddesinde sayılmıştır. Anılan maddenin 1. bendine göre ancak gerçek kişiler, 2. bendine göre de ancak kamuya yararlı dernek ve vakıflar adli yardımdan yararlanabilir. Kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanmaları mümkün değildir. Davalı Anonim Şirket olup yasa gereği adli yardımdan yararlanması mümkün bulunmadığından adli yardım talebi yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle,

2-Kararın adli yardım talebinde bulunan davalı vekiline tebliğine,

3-HMK’nın 6459 sayılı Yasayla değişik 337/2. maddesi uyarınca bir hafta içinde mahkemeye dilekçe vermek suretiyle karara itiraz edilebileceğine,

4-İtiraz dilekçesi verilmesi halinde dosyanın HMK’nın 6459 sayılı Yasayla değişik 337/2. maddesi uyarınca itirazı incelemekle görevli Yargıtay 16. Hukuk Dairesi Başkanlığı’na gönderilmesine,

5-Kararın kesinleşmesi halinde eksik yatırılan temyiz harç ve giderlerinin tamamlatılması için 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinin yollamasıyla uygulanması gereken mülga 1086 sayılı HUMK’nın 434 /son maddesi uyarınca işlem yapılmasına,

Yukarıda 2,, 4 ve 5. bentler uyarınca işlem yapılmak üzere dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, 14.09.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS