0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Keşfin Yapılması

HMK Madde 290

(1)Keşfin yeri, kapsamı ve zamanı mahkeme tarafından tespit edilir. Keşif, taraflar hazır iseler huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır.

(2) Mahkeme keşif sırasında tanık ve bilirkişi dinleyebilir. Keşif sırasında, yapılan tüm işlemler ve beyanları içeren bir tutanak düzenlenir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/25 md.) Tutanağa, hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır. Plan, çizim, fotoğraf gibi belgeler de tutanağa eklenir.

(3) Mahkeme, bir olayın nasıl geçmiş olabileceğini tespit için temsili uygulama da yaptırabilir.



HMK Madde 290 Gerekçesi

Keşfin yeri, günü, saati mahkeme tarafından tespit edilir. İstinabe suretiyle yapılacak keşiflerde bu belirlemeyi istinabe olunan mahkeme yapacaktır. Resmî çalışma saatleri dışında, tatil günlerinde ve adli tatil içinde keşif yapılabilir. Davayı takip edenler mahkeme kararıyla keşfin yeri ve zamanı hakkında bilgi sahibi olacaktır. Davanın oturumlarının başında yapılan tebligatla davayı takip etmeyen kişiye, bulunmadığı oturumlarda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği tebliğ edildiğinden, keşif yeri ve zamanının bulunmayanlara ayrıca tebliğine gerek görülmemiştir.

Mahkeme; keşif sırasında tanık ve bilirkişi dinleyebilir.

Keşif sırasında yapılan tüm işlemleri ve beyanları içeren tutanak düzenlenir ve plân, çizim, fotoğraf gibi belgeler de bu tutanağa eklenir.

Mahkeme, bir olayın nasıl gelişmiş olabileceğini tespit bakımından temsili uygulama da yapabilir. Bu uygulama mahallinde olabileceği gibi duruşma salonunda da yapılabilir.


HMK 290 (Keşfin Yapılması) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/20776 Karar : 2018/171 Tarih : 25.01.2018

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Yargıtay bozma ilamında özetle; “dava konusu taşınmazın öncesini bilen yerel bilirkişiler ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK’nın 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, davetiye ile çağrılarak, taşınmaz başında dinlenilmeleri, dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle niteliği, umuma ait yol olup olmadığı, yol değilse kime ait olduğu, kimden kime, ne şekilde intikal ettiği, davalı … muhtarının iddia ettiği taş duvar temelinin zeminde bulunup bulunmadığı ve yeri, zeminde mevcutsa bu temelin davacının taşınmazının sınırını oluşturup oluşturmadığı hususlarının etraflıca sorulup belirlenmesi, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK’nın 261. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanıkların yüzleştirilerek çelişkinin giderilmesine çalışılması, teknik bilirkişiden Yargıtay denetimine elverişli, beyanlarda geçen kavramların ve varlıkların yerleri krokisine işaretli, ölçekli ve koordinatlı rapor alınması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile, … Köyü 1, 3, 11 nolu parsel ve 127 ada 9 ve 10 parsel nolu taşınmazlar arasında kalan 19.10.2011 tarihli kadastro bilirkişi raporuna ekli krokide (A) ve (B) harfi ile işaretli 179,93 metrekare yerin, yol olmadığı ve davacının zilyetliğinde kaldığı anlaşıldığından, işaretli 127 ada 9 nolu parsel ile birleştirilerek … Köyü nüfusuna …TC no ile kayıtlı 1945 doğumlu… oğlu … adına tapuya tesciline, karar verilmiş; hüküm, davalı … temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece; yapılan keşif, tapu kayıtları, satış senedi, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Yargıtay bozma ilamına uyulmakla taraflar yararına usuli müktesep hak oluşur. Bu hakkın zedelenmemesi için bozmada işaret edilen hususların eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Hükmüne uyulan bozma ilamında taraf tanıklarının keşif mahaline davetiye ile çağırılmaları, tanık ve bilirkişi beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve taşınmazda duvar temelinin bulunup bulunmadığı hususunun belirlenmesi, fen bilirkişisine keşif ve uygulamayı denetlemeye elverişli rapor ve harita düzenlettirilmesi gereğine değinildiği halde mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. O halde, doğru sonuca ulaşılabilmesi için hükmüne uyulan bozma ilamında işaret edildiği gibi dava konusu taşınmazın öncesini bilen yerel bilirkişilerin tespiti ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları 6100 sayılı HMK’nın 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, davetiye ile çağrılarak, taşınmaz başında dinlenilmeli, dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle niteliği, umuma ait yol olup olmadığı, yol değilse kime ait olduğu, kimden kime, ne şekilde intikal ettiği, davalı … muhtarının iddia ettiği taş duvar temelinin zeminde bulunup bulunmadığı ve yeri, zeminde mevcutsa bu temelin davacının taşınmazının sınırını oluşturup oluşturmadığı hususları etraflıca sorulup belirlenmeli, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK’nın 261. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanıkların yüzleştirilerek çelişkinin giderilmesine çalışılmalı, teknik bilirkişiden Yargıtay denetimine elverişli beyanlarda geçen kavramların ve varlıkların yerleri krokisine işaretli ölçekli ve koordinatlı rapor alınmalı, ondan sonra oluşacak durum ve tüm dosya kapsamı nazara alınarak sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Bozma ilamında yazılı bulunan bu eksiklikler giderilmeden eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsiz olup, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/16287 Karar : 2017/16816 Tarih : 13.12.2017

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Davacılar vekili dava konusu 1339 parsel sayılı taşınmazın 1/4 hissesinin … kızı … ve 3/4 hissesinin… kızı … adına tapuda kayıtlı olduğunu,……nun 1960 yılında, …`ın ise en az 30 yıl önce öldüğünü, vekil edenlerinin murisi…nin ise dava konusu taşınmazı 40-45 yıl önce satın alarak ölümüne kadar nizasız fasılasız ve malik sıfatıyla kullandığını, …nin ölümünden sonra da vekil edenlerinin dava konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliklerini sürdürdüklerini belirterek 1339 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Bir kısım davalılar davanın reddini savunmuştur.

Bir kısım davalılar davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece; bozmadan önce; TMK.nun 713/2.maddesinde yazılı ölüm sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasının kabulüne, 1339 parselin … kızı … ile… kızı… adına yazılı olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına hisseli olarak tapuya tesciline karar verilmesi üzerine hüküm, bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Daire`nin 22.03.2010 tarihli ve 2009/6400 Esas 2010/1245 Karar sayılı ilamı ile davanın 1339 parsele yönelik olarak açıldığı ancak aynı yer hakkında çifte tapu oluştuğu, çifte tapu durumu giderilmeden kurulan hükmün infazında duraksama olacağı, mahkemece bu durumun dikkate alınması ve tarafların hukuki durumları değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği, bu durum dikkate alınmadan yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığı gerekçesi ile sair yönler incelenmeksizin bozulmuştur. Mahkemesince ilamına uyulan bozma sonrasında; yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, 1339 nolu parselin … kızı … ile … kızı (tapu kaydında oğlu şeklinde yazılı)….. adına olan tapu kaydının iptali ile; 112 payın …., , 48 payının …kızı … (Tekin), 48 payının …oğlu …, 48 payının …oğlu …, 48 payının …oğlu …, 48 payının …oğlu …, 48 payının …kızı …, 12 payının …oğlu…. eşi …. …, 9 payının …oğlu …, 9 payının …. 9 payının T…., 9 payının da Tahsin kızı … adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar … ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre, davacı taraf TMKnun 713/2 maddesindeki ölüm ` nedenine dayanarak eldeki davayı açmıştır.

Tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesine imkan tanıyan TMK’nun 713/2. fıkrasında yer alan üç halden biri olan “…ölmüş…” ibaresi , “Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2011 tarih ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptal edilmişse de, Dairenin sapma göstermeyen uygulamalarında, Anayasa Mahkemesi`nce yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın verildiği 17.02.2011 tarihine kadar hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğu kabul edilmektedir.

Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 1339 parsel sayılı taşınmazın ağıl yeri vasfı ile ¼ hissesinin … kızı … adına, ¾ hissesinin ise… oğlu… Topçu adına hükmen 08.03.1958 tarihinde tapuya tescil edildiği, 1339 parselin 2062 parsel sayılı taşınmazla çifte tapu durumunun oluştuğu, az yukarıda bahsi geçen bozma ilamı sonrasında çifte tapuya ilişkin olarak … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 2013/29 Esas sayılı dosyasında tapu iptal ve tescil davasının açıldığı, mahkemesince verilen 2014/477 sayılı kararla çifte tapu haline son verildiği ve kararın 04/02/2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Eldeki davada; tapu maliki davalıların murisi … kızı …‘a ait … Sulh Hukuk Mahkemesi’nden alınan 22.6.2004 tarihli ve 2004/482-482 Karar sayılı veraset ilamına göre; …, … kızıdır. Tapu kaydında ise; …‘nin baba adı … olarak geçmektedir. Şu halde nüfus kaydında ismi geçen “…” ile tapuda malik olan “…“‘nin aynı kişi olup olmadığı hususunda duraksama bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, tapuda kayıt maliki olan … ile davalıların kök miras bırakanları 1971 tarihinde öldüğü belirlenen …`ın aynı kişi olup olmadıklarının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlemektir. Buna göre, Tapu Müdürlüğü taraf gösterilerek tapu kaydında isim tashihi davası açılmak üzere taraflara süre ve imkan tanınması, dava açılması halinde bekletici mesele yapılması, tapu kaydında isim tashihi davası sonuçlandıktan sonra toplanan delillere göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile infazda tereddüte meydan verilecek biçimde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Yine; mahkemece bozma ilamından önce; 11.12.2007 tarihinde keşif yapıldığı ve yapılan bu keşifte davacı ve davalı tanıklarının dinlendiği, ancak keşif tutanağının kaybolduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle de mahkemece yeniden keşif yapılmış ve sadece davacı tanıkları dinlenmiştir. Ancak yapılan bu keşfin hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez. O halde; kaybolan keşif tutanağına istinaden, mahkemesince 13.11.2009 tarihinde, keşif tutanağının tüm aramalara rağmen bulunamadığı ve taraf vekillerinde de olmadığına dair tutunak tutulmuş ise de; 4473 sayılı `Yangın, Yer Sarsıntısı, Seylap (su basması) veya Heyelan Sebebiyle Mahkeme ve Adliye Dairelerinde Ziyaa Uğrayan Dosyalar Hakkında Yapılacak Muamelelere Dair Kanun”nun ilgili maddelerinin kıyasen uygulanarak keşif tutanağının yeniden araştırılması, tüm aramalara rağmen bulunamaması halinde; tüm taraf tanıklarının dinlenmesi amacıyla yeniden keşif yapılması gerekmektedir.

O halde mahkemece; dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak yerel bilirkişi ve taraf tanıkların HMK’nın 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, kimden kime ne şekilde ve hangi tarihte intikal ettiğinin, davacının zilyetliğinin başlangıcı ve sürdürülüş şeklinin yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrıntılı olarak sorularak açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde, HMK`nun 261. maddesi gereğince aykırılığın giderilmesi, keşfe katılacak teknik bilirkişiden taşınmazlardaki fiili kullanımı gösterecek şekilde ayrıntılı ve denetime elverişli rapor temin edilmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz araştırma ve eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, … ve müşterekleri vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK`nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 13.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/447 Karar : 2016/6271 Tarih : 25.05.2016

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Dava, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi gereğince dava konusu taşınmazın davalı adına oluşturulan tapu kaydının iptali ile … adına tescili isteğine ilişkindir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, dava konusu taşınmazın evveliyatının mera olduğu ve 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinde yazılı koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.

İmar planı içindeki meralar planın onayıyla birlikte hukuki bakımdan meralık vasfını yitireceğinden, bu yerlerden genel hizmete ayrılanların (yol, park, yeşil saha, gibi) belediye veya özel idareye bedelsiz terkini gerekir. İmar planında genel hizmetler dışında özel mülkiyete konu olabilecek konut, sanayi ve ticaret alanı olarak belirlenmiş alanlarda kalan meralar bu vasıflarını yitirmeleri halinde … adına tescili gerekir. (…. Dairesinin 1988/328 Esas, 1989/19 Karar sayılı mütalaası) belediye adına tescili gerekmeyen yerler belediye veya gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri adına tescil edilmiş ise “Yolsuz Tescil” olacağından … her zaman bu iddia ile dava açabilir. Ne var ki, başlangıçtaki tescil işlemi yolsuz tescil olsa da 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi hükmü koşulların oluşması halinde tescilin belediye veya gerçek ya da özel hukuk tüzel kişileri adına devam etmesi olanağı sağladığından, artık burada 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi şartları üzerinde durulması gerekir. 27.05.2004 tarihli 5178 sayılı Kanunun 5. maddesi ile ayrıca 03.06.2007 tarihli 5685 sayılı Kanunun 1. maddesi ile 4342 sayılı Mera Kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmış ve eklenen geçici 3. madde ile; “Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan ve 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşen imar plânları içerisinde yerleşim yeri olarak işgal edilerek mera, yaylak ve kışlak olarak kullanımı teknik açıdan mümkün olmayan yerlerin ot bedeli alınmaksızın tahsis amacı değiştirilerek … adına tescilleri yapılır. Ancak, bu nitelikteki taşınmazlardan ilgili belediye veya kamu kurum ve kuruluşları adına tescil edilmiş olanların tescilleri bedel talep edilmeksizin aynen devam eder. Bunlar hakkında …ce dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir. …ce bu nitelikteki taşınmazlar hakkında ilgili belediye veya kamu kurum ve kuruluşları aleyhine açılan davalar sonucunda … adına tesciline veya mera, yaylak ve kışlak olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına karar verilen, kesinleşen ve henüz tapuda işlemleri yapılmamış olan taşınmazlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.

Birinci fıkrada nitelikleri belirtilen taşınmazlardan … adına tescil edilmesi gerekirken gerçek ya da özel hukuk tüzel kişileri adına tescil edilmiş taşınmazlara ilişkin …ce açılan davalardan, taşınmazların emlak ve rayiç bedellerinin toplamının yarısı üzerinden hesaplanacak bedelin ilgililerce …ye ödenmesi kaydıyla vazgeçilir. Bu hüküm, henüz dava açılmamış taşınmazlar hakkında da uygulanır. Evvelce açılan davalarda … adına tesciline veya mera, yaylak ve kışlak olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına karar verilen ve kesinleşen kararlara konu olan bu nitelikteki taşınmazların tapuları da talep etmeleri halinde aynı esaslara göre önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına devredilir (Ek fıkra: 3/6/2007-5685/1 m.). Birinci fıkrada nitelikleri belirtilen taşınmazlardan, … adına tescil edilmesi gerekirken belediyeler adına tescil edilen ve belediyelerce konut veya işyeri yapılmak üzere bedelsiz olarak veya bedeli karşılığında gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine tahsis edilen, daha sonra … tarafından ilgili belediye aleyhine açılan davalar sonucu mera, yaylak ve kışlak olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına karar verilerek mera, yaylak ve kışlak özel siciline yazılan, fakat daha sonra bu Kanun hükümlerine göre mera, yaylak ve kışlak vasfı değiştirilerek … adına tescil edilen taşınmazlardan; herhangi bir kamu hizmeti için gerekli olmayan, …ce herhangi bir tasarrufa konu edilmeyen ve halen tapuda … adına kayıtlı olan taşınmazlar, tahsis tarihindeki arsa değerine devir tarihine kadar geçen süre için yasal faiz eklenerek belirlenecek bedelin ilgililerce …ye ödenmesi kaydıyla adlarına tahsis yapılanlara devredilir” şeklinde düzenlemeler yapılmıştır.

Yukarıya aynen alınan madde hükmünden anlaşılacağı üzere; 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinin uygulanacağı taşınmazlar, öncesi mera iken kanunun öngördüğü koşulların gerçekleşmesi sebebiyle aslında … adına tescili gereken veya … adına tescili gerekirken gerçek veya tüzel kişiler adına tescil edilecek taşınmazlardır.

Bir yörede 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesine göre işlem yapılabilmesi için;

a)Mera, 4342 sayılı Kanunun geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 03.05.2005 tarihi itibariyle belediye ve mücavir alan sınırları içersinde bulunmalıdır. Zira bu tarih itibariyle köy sınırları içerisinde bulunan veya bu tarihten sonra belediye ve mücavir alan sınırları içerisine alınan meralarda bu madde hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur.

b)Mera, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içersinde kalmalıdır. Bu tarihten sonra imar planı içerisine alınan veya imar planı bulunmayan yerlerdeki meralarda bu madde hükmü uygulanmaz. Yasa hükmünde geçen “imar planından” maksat ise her türlü ölçekteki plan yani nazım, uygulama veya mevzi imar planlarıdır.

c)Meranın yerleşim yeri olarak işgal edilmesi yani bu şekilde kullanılması durumunun da 01.01.2003 tarihinden önce mevcut olması gerekir. Bu tarihten sonra işgal edilerek yerleşim yeri olarak kullanılan meralarda bu madde hükmü uygulanamaz. Bu maddenin uygulanmasında “yerleşim yeri” kavramı konut, konaklama, turizm, sanayi, askeri vb. amaçlar için kullanılmak üzere planlanarak yapılaşmış veya eskiden beri bu amaçlarla kullanılan şehir, kasaba ve beldelerin üzerinde yapılaşma bulunan yerleşim alanlarını ifade etmektedir.

d)Diğer bir koşul da meranın mera niteliği ile kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunmamasıdır.

Bu gibi yerler kanun uyarınca … adına tescili gereken yerler olacağından, mahkemece 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi koşullarının varlığı veya yokluğu üzerinde yeterince durulmalıdır.

Somut olayda;

Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu ifrazen oluşan bir kısım parsellerin mera vasıflı 19.04.1955 tarihli ve 28 no`lu parselden geldiği, 1967 yılında tapulama tesbitinde Belediye adına yazıldığı ve Belediye Meclis kararı ile ifraz olduğu ve satıldığı ve malikler Hasan ve Hüseyin K… tarafından üzerine ev ve portakal bahçesi tesis edilerek kullanıldığı, son olarakda taksim sonucu davalı … adına tescil olduğu, böylece dava konu taşınmazın bulunduğu yörede yapılaşmalar olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkemece, çekişme konusu taşınmazın tapu kaydı ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte incelenerek yerinde şehir plancısı, ziraatçı bilirkişi ve harita mühendisi bulundurmak koşuluyla yeniden keşif yapılmalı, 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesi ve imar planı uygulama haritaları Belediyeden sağlanmalı ve bu haritaların kapsamına göre mera olan taşınmazların 01.01.2003 tarihinden önce yerleşim yeri olarak işgal edilen yerlerden olup olmadığı resmi deliller toplanarak ve bu tarihlere yakın tarihlerde çekilen hava fotoğraflarından da yararlanarak saptanmalı, öte yandan, meranın artık mera olarak kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunup bulunmadığı parsel bazında değil, imar planları ve ada bazında ziraatçı bilirkişiye incelettirilmeli, 6100 sayılı HMK`nın 290. maddesi hükmü gereğince keşfi izlemeye olanak sağlayacak ve bilirkişi raporlarını denetlemeye yardımcı olacak sayıda fotoğraf çektirilerek dosyaya konulmalı, böylelikle ortaya çıkacak sonuca uygun bir hüküm kurulmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2015 tarihli ve 2014/14-1313 Esas, 2015/2411 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.

Mahkemece, belirtilen tüm bu hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/11449 Karar : 2015/2307 Tarih : 3.03.2015

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Dava, TMK`nın 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.

Davalılar, davanın reddini savunmuştur.

Birleştirilen dosya davalısı H… B…. kendisine keşif yapıldıktan sonra dava açıldığını bu yüzden yeniden keşif yapılıp bilirkişi raporu tanzimini istemiştir.

Mahkemece, davanın kabulü ile 1146 parsel sayılı taşınmaz lehine davalı H. B. adına kayıtlı 148 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit kurulmasına karar verilmiştir.

Hükmü, davalı H. B. vekili temyiz etmiştir.

Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nispi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.

TMK`nın 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.

Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.

Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilmesinin zorunlu olduğu hallerde, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.

Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Bu bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.

Kurulan geçit hakkının TMK`nın 748/3 ve 1012. maddesi ile yeni Tapu Sicil Tüzüğünün İrtifak hakları ve taşınmaz yükünün tescili başlıklı 30. maddesi gereğince kütük sayfasında ayrılan özel sütununa tesciline karar verilmelidir.

Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.

Somut olayda mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi rapor ve krokisi 28.03.2013 havale tarihli olup buna ilişkin keşif 07.03.2013 tarihinde yapılmıştır. Birleştirilen dosya dava dilekçesi ise 05.12.2013 tarihinde yani keşiften sonraki bir tarihte verilmiştir. Davalıya bu dava dilekçesi 23.12.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Asıl dava dosyasında da davalı H. B. hakkında verilen dahili dava dilekçesinin tarihi 30.09.2013` tür. Kısacası dahili davalıya savunma hakkı verilmeden yapılan keşfe dayalı olarak oluşturulan bilirkişi rapor ve krokisine göre hüküm kurulmuştur.

6100 sayılı HMK`nın 290. maddesi uyarınca keşif, taraflar usulen davet edildikten sonra hazır iseler huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır. Bu kuralın ihlali halinde bir tarafın savunma hakkı kısıtlanmış, hukuki dinlenme hakkı elinden alınmış sayılır(6100 sayılı HMK m.27).

Yukarıda belirtildiği üzere hükme esas alınan keşif, davalı H… B…`ın yokluğunda hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek yapıldığından yöntemince yapılmayan bu keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulamaz.

Mahkemece, belirtilen yasa kuralları uyarınca işlem yapılarak 148 parsel sayılı taşınmazın malikine hukuki dinlenilme hakkı tanınmalı, bilirkişiden keşif tarihi itibarıyla geçit bedelinin de güncelleştirilmesi suretiyle yeniden rapor alınarak dava sonuçlandırılmalıdır.

Kararın, açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/171 Karar : 2014/969 Tarih : 10.02.2014

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Davacılar T…. M…. ve H…M… M…, G… Köyü çalışma alanında bulunan ve 1950 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında taşlık vasfında olması nedeniyle tespit harici bırakılan taşınmaza satın alma, imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tescil istemiyle dava açmışlardır.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 34455.45 metrekare yüzölçümündeki bölümün eşit paylarla davacılar T…M …ve H…M…M.. .adlarına tapuya tesciline karar verilmiş;

hüküm, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece çekişmeli taşınmazın özel mülkiyete konu tarım arazisi niteliğinde bulunduğu ve davacılar lehine zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır.

Çekişmeli taşınmazın etrafında bulunan 204, 210, 209, 211, 208 ve 207 parsel sayılı taşınmazlara ait kadastro tutanakları ve dayanak belgeler getirtilerek çekişmeli taşınmazı ne okuduğu belirlenmemiş, TMK’nın 713/4-5. maddesi gereğince yasal ilanlar yapılmamış, davacıların tapu ve vergi kayıtlarına dayanmadan kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap ettikleri taşınmazların tespiti için yapılan araştırmada tapu kayıtları ile yetinilmiş kadastro tutanak örnekleri getirtilerek denetlenmemiştir.

Doğru sonuca ulaşılabilmesi için, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen kısıtlama ile ilgili olarak aynı çalışma alanı içinde lehlerine tescil kararı verilen davacılar adlarına, belgesizden tespit ve tescil edilen taşınmaz bulunup bulunmadığı, Kadastro Müdürlüğü, Tapu Müdürlüğü ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorularak tespit edilmeli; belgesizden tespit ve tescil edilen taşınmaz ya da taşınmazlar bulunduğu sonucuna varıldığı takdirde, belirlenen taşınmazların kadastro tespit tutanakları ile kadastro sonucu oluşan tapu kayıtları getirtilerek incelenmeli, çekişmeli taşınmazın imar planına alındığı 2007 tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait üç ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlüklü hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığı’ndan, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaları İl Kadastro Müdürlüğü’nden getirtilerek dosya içine konulmalı, komşu taşınmazlara ait kadastro tutanak örnekleri ve varsa dayanak belgeleri getirtilmeli ve daha sonra taşınmaz başında jeodezi ya da fotogrametri mühendisi ve 3 kişilik ziraat mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu huzuruyla yeniden keşif yapılmalı, keşif sırasında dinlenilecek yansız yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarından taşınmazın öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, kimden kime ve nasıl intikal ettiği imar-ihya edilmiş ise hangi tarihte imar-ihyanın tamamlandığı, etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, tüm komşu taşınmazların dayanak kayıtlarının nizalı taşınmaz yönünü ne okuduğu belirlenmeli, mera okuduğunun tespiti halinde mahkemece yöntemine uygun mera araştırması yapılmalı, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişiye hava fotoğrafları ve uydu fotoğrafları üzerinde streoskopik inceleme yaptırılmalı, ziraat bilirkişi kurulundan çekişmeli taşınmazın belirtilen dönem içindeki niteliği ve kullanım durumunu kesin olarak belirleyen raporlar alınmalı, imar-ihyaya tabi taşınmazlardan olduğu belirlendiği taktirde imar-ihyanın tamamlandığı tarih belirlenmeli, HMK’nın 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulmalı, TMK`nın 713/4-5. maddeleri gereğince yasal ilanlar yapılarak üç aylık yasal ilan süresinin dolması beklenilmeli,

ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup,

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün (BOZULMASINA), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas: 2015/7475 Karar: 2017/4812 Tarih: 20.06.2017

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Yargıtay bozma ilamında özetle; “çekişmeli taşınmaz bölümünün tescil harici bırakıldığı tarihteki niteliği ile komşu parsel tutanak ve dayanaklarından ve jeolog ve ziraat bilirkişisi raporlarından da yararlanmak sureti ile çekişmeli taşınmaz üzerinde zilyetlikle edinim koşullarının oluşup oluşmadığı hususunun belirlenmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda bilirkişi raporunda (A), (B), (C) ve (E) ile gösterilen bölümlerin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece; fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C) ve (E) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünde zilyetlikle edinme şartlarının davacı yararına oluştuğu gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; bir yerin kullanım durumunu en iyi belirleme yöntemi olan hava fotoğraflarından usulünce yararlanılmamış, uygulaması jeolog bilirkişiye yaptırılmış, dosya içerisindeki ziraat bilirkişi raporları çelişkili olduğu halde çelişki giderilmemiş, taşınmaz üzerinde imar-ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte bitirildiği kesin olarak belirlenmemiş, 2011 tarihli ziraat bilirkişi raporunda taşınmazın 26 yıldır imar-ihyasının tamamlandığı bildirildiği halde 2000 yılı olan dava tarihi itibari ile kazanım koşullarından olan 20 yıllık zilyetlik süresinin bu bilirkişi raporuna göre dolmayacağı göz ardı edilmiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulamaz. Hal böyle olunca; öncelikle karar tarihinden sonra yürürlüğe girmiş olan 6360 Sayılı Kanun uyarınca Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve taşınmazın bulunduğu yer ilgili belediye başkanlığı davaya dahil edilerek husumet yaygınlaştırılmalı, çekişmeli taşınmazın imar planı sınırları içinde kalıp kalmadığının, imar planı sınırları içinde kalıyorsa hangi yıl imar planı sınırları içine alındığının ve imar planının kesinleşip kesinleşmediği Belediye Başkanlığı ve Büyükşehir Belediye Başkanlığından sorularak alınacak cevabın ve tüm plan ve haritaları getirilerek dosyasına konulmalı, taşınmaz imar planı kapsamına alınmışsa bu tarihten, imar planı kapsamında değilse dava tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait 3 ayrı dönemde çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığı’ndan getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, jeodezi ve fotogrametri mühendisi, teknik bilirkişi ve 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu katılımı ile keşif yapılmalıdır. Taşınmaz başında yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, çekişmeli taşınmazın önceki ve şimdiki niteliği, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığı ve tamamlandığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; yerel bilirkişi ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler, gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeli, bilirkişi ve tanık sözleri, komşu taşınmazların tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmeli; teknik bilirkişiye yerel bilirkişi ve tanıkların gösterdiği sınırlar haritasında işaret ettirilmeli, komşu taşınmazlarla mukayeseli mahkeme gözlemi tutanağa geçirilmeli; 3 kişilik ziraat bilirkişi kurulundan çekişmeli taşınmazın eğimi, niteliği, toprak yapısı, bitki örtüsü, taşınmaz üzerindeki ağaçların cinsi, adedi ve yaşı, taşınmazın imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, taşınmaz üzerinde ekonomik amaçlı zilyetliğe ne zaman başlanıldığını ve taşınmazın kullanım durumunu kesin olarak belirleyen bilimsel verilere dayalı, önceki ziraat bilirkişi raporunu da irdeleyen ve sınırındaki taşınmazlarla mukayese edilecek şekilde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik üç adet hava fotoğrafının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde taşınmazın sınırlarını ve niteliğini, taşınmaz üzerinde imar-ihya tamamlanmış ise tamamlandığı tarihi ile sürdürülen zilyetliğin başlangıcı, şekli ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalı; HMK’nın 290. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla raporlarda belirtilen hususların somutlaştırılması için, taşınmaz ve çevresini tüm yönleriyle gösterecek şekilde taşınmaz ve çevresinin yakın plan fotoğrafları çektirilip fotoğraflar üzerinde çekişmeli taşınmaz kabaca işaretlettirilmeli ve mahkemece onaylanmasını müteakip dosya arasına konulmalı, 3402 Sayılı Kanun göz önüne alınarak taşınmaz imar planı kapsamında ise imar planı onay tarihinden önce imar planı kapsamı dışındaysa dava tarihine kadar 3402 Sayılı Kanun’un 14., 17. maddesinde öngörülen koşulların davacı taraf yararına gerçekleşmiş olup olmadığı değerlendirildikten sonra, tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

SONUÇ : Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan sebeplerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 20.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas: 2016/21832 Karar: 2017/1309 Tarih: 07.02.2017

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Davacı vekili, dava dilekçesinde Hazine adına tespit ve tescil edilen 171 ada 149 Sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, davaya konu taşınmazların taşlık, kayalık ve çamlık niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiklerini, kazanmayı sağlayan zilyetlik ile edinilecek yerlerden olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya koşullarının davacı yararına gerçekleştiği gerekçesi ile her iki parsel bakımından davanın kabulüne karar verilmiş, davalı Hazine vekilinin hükmü temyiz etmesi üzerine, anılan karar Dairemizin 10.04.2012 gün ve 2011/6452 Esas 2012/2696 Karar sayılı ilamı bozulmuş, Mahkemece gerekçede veya hüküm bölümünde bozma ilamına direnildiğinden bahsedilmemiş olup, bir kısım bozma sebepleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması sonucunda davanın 171 ada 149 parsel yönünden reddine, 171 ada 131 parsel yönünden kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 Sayılı 6763 Sayılı Kanun’un 43. maddesiyle6763 Sayılı Kanun’un 43. maddesiyle Değişik 373. maddesinin 5. bendi 5. bendi hükmüne göre, Dairemizce yeniden yapılan inceleme sonucunda; az yukarıda açıklandığı üzere, Mahkemece gerekçede veya hüküm bölümünde bozma ilamına direnildiğinden bahsedilmemiş olup, bir kısım bozma sebepleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması sonucunda davanın 171 ada 149 parsel yönünden reddine, 171 ada 131 parsel yönünden kabulüne karar verilmiştir. Bu haliyle, Mahkemece verilen karar yeni hüküm niteliğinde olup, direnme olarak değerlendirilmemiş, temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.

Toplanan delilller ve tüm dosya kapsamından; mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; keşifte uygulandığı açıklanan 1959 tarihli hava fotoğrafı çok eski tarihli olup sonuca ulaşmak açısından olaya ışık tutmamaktadır. 1992 tarihli hava fotoğrafı ise, süre açısından yetersizdir.

Bu sebeple bu hava fotoğraflarının incelenmesi sonucu verilen raporlara değer verme olanağı bulunmamaktadır. Daire ve Yargıtay uygulaması uyarınca tespitlerin yapıldığı 24.10.1991 tarihinden geriye doğru en az yirmi yıl öncesine ait ( 1960-1971 yılları arası ) iki ayrı zamanda çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, 1960-1971 yılları arasında çekilmiş ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının olmaması halinde gönderen kurumca bunun gerekçesinin gösterilmesinin istenmesi, stereoskopik hava fotoğraflarının jeodezi ve fotoğrametri uzmanı üç mühendisden oluşan bilirkişi kurulu tarafından keşifte uygulanması, hava fotoğraflarının stereoskopik alet ile üç boyutlu olarak incelemeye tabi tutulması, çekildikleri tarihlere göre taşınmazların kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadıkları, imar ve ihyalarının tamamlanıp tamamlanmadığı, kadastro tespitlerinin yapıldığı sırada üzerinde çamlık ve çalılıkların bulunması gözetilerek imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığının açıklığa kavuşturulması, bu konuda uzman bilirkişilerden gerekçeli, denetime açık, tutanaktaki niteliklerde gözetilerek karşılaştırmalı rapor sunulmasının istenmesi, taşınmazların niteliklerinin hiçbir duruksamaya yer verilmeyecek biçimde belirlenmesi gerekmektedir.

Bundan ayrı, davaya konu taşınmazlar çamlık, taşlık ve çalılık nitelikleri ile tespit edildiklerine göre 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi uyarınca diğer kazanma koşulları yanında imar ve ihya koşullarınında araştırılıp belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, yerel bilirkişi ve tanıkların 258, 259. ( HMK.m.243,, 244,, 259 ve 290/2 ) maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza dair bulunması nedeni ile keşif yerinde dinlenilmeleri, davacının taşınmazların imar ve ihyasına hangi tarihte başladığı, imar ve ihyayı ne şekilde yaptığı, hangi biçimde emek ve para sarf ettiği, tutanaklarda çamlık, taşlık ve çalılık yazılı bulunduğu 1991 yılında yapılan tespitlerde bu nitelikleriyle belirlendikleri, imar ve ihyalarının henüz tamamlanmadığı gözetilerek, yerel bilirkişi ve tanıklara tutanakların edinme sebepleri ile nitelik bölümleri okunarak bilgilerine başvurulması, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığının olaylara dayalı olarak kesin bir biçimde saptanması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. 713/1. maddesi gereğince açılan tescil davaları kamu düzeni ağırlıklı davalar olup bir bakıma kendiliğinden araştırma ve inceleme prensibine tabidirler. Bu hususun gözönünde tutulması gerekir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle yerinde görülen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkemenin yeni hüküm niteliğindeki kararının 6100 Sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi ve 1086 Sayılı 428 . maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas: 2015/17580 Karar: 2017/140 Tarih: 11.01.2017

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Davacı Hazine vekili, davaya konu taşınmazların geldisi olan 324 ada 28 parsel sayılı taşınmazların kadastro çalışmaları sırasında davalı … adına tespit edildiğini; ancak, bu taşınmazın 1953 yılında tahsis edilen mera tahsis kararı ve krokisinin sınırlarında kaldığını, anılan taşınmazın ifraz edilerek değişik parsellere gittiğini ve imar uygulamasıyla da davaya konu 4441 ada 6 parsel sayılı taşınmazların arsa vasfıyla Belediye adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.

Davalı, 4342 Sayılı Mera Kanununun 3. maddesi şartlarının oluştuğunu, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davaya konu taşınmazların mera krokisi içinde kalmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

27.05.2004 tarihli ve 5178 Sayılı Kanun’un 5. maddesiyle 4342 Sayılı Mera Kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmış ve eklenen geçici 3. madde ile; “Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan ve 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşen imar plânları içerisinde yerleşim yeri olarak işgal edilerek mera, yaylak ve kışlak olarak kullanımı teknik açıdan mümkün olmayan yerlerin ot bedeli alınmaksızın tahsis amacı değiştirilerek Hazine adına tescilleri yapılır. Ancak, bu nitelikteki taşınmazlardan ilgili belediye veya kamu kurum ve kuruluşları adına tescil edilmiş olanların tescilleri bedel talep edilmeksizin aynen devam eder. Bunlar hakkında Hazinece dava açılmaz, açılmış davalardan vazgeçilir. Hazinece bu nitelikteki taşınmazlar hakkında ilgili belediye veya kamu kurum ve kuruluşları aleyhine açılan davalar sonucunda Hazine adına tesciline veya mera, yaylak ve kışlak olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına karar verilen, kesinleşen ve henüz tapuda işlemleri yapılmamış olan taşınmazlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.

Birinci fıkrada nitelikleri belirtilen taşınmazlardan Hazine adına tescil edilmesi gerekirken gerçek ya da özel hukuk tüzel kişileri adına tescil edilmiş taşınmazlara dair Hazinece açılan davalardan, taşınmazların emlak ve rayiç bedellerinin toplamının yarısı üzerinden hesaplanacak bedelin ilgililerce Hazineye ödenmesi kaydıyla vazgeçilir. Bu hüküm, henüz dava açılmamış taşınmazlar hakkında da uygulanır. Evvelce açılan davalarda Hazine adına tesciline veya mera, yaylak ve kışlak olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına karar verilen ve kesinleşen kararlara konu olan bu nitelikteki taşınmazların tapuları da talep etmeleri halinde aynı esaslara göre önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına devredilir. (Ek fıkra: 03.06.2007-5685/1 md.) Birinci fıkrada nitelikleri belirtilen taşınmazlardan, Hazine adına tescil edilmesi gerekirken belediyeler adına tescil edilen ve belediyelerce konut veya işyeri yapılmak üzere bedelsiz olarak veya bedeli karşılığında gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine tahsis edilen, daha sonra Hazine tarafından ilgili belediye aleyhine açılan davalar sonucu mera, yaylak ve kışlak olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına karar verilerek mera, yaylak ve kışlak özel siciline yazılan, fakat daha sonra bu Kanun hükümlerine göre mera, yaylak ve kışlak vasfı değiştirilerek Hazine adına tescil edilen taşınmazlardan; herhangi bir kamu hizmeti için gerekli olmayan, Hazinece herhangi bir tasarrufa konu edilmeyen ve halen tapuda Hazine adına kayıtlı olan taşınmazlar, tahsis tarihindeki arsa değerine devir tarihine kadar geçen süre için yasal faiz eklenerek belirlenecek bedelin ilgililerce Hazineye ödenmesi kaydıyla adlarına tahsis yapılanlara devredilir” hükmü getirilmiştir.

Yukarıya aynen alınan madde hükmünden anlaşılacağı üzere; 4342 Sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinin uygulanacağı taşınmazlar, öncesi mera iken Kanun’un öngördüğü koşulların gerçekleşmesi sebebiyle aslında Hazine adına tescili gereken veya Hazine adına tescili gerekirken gerçek veya tüzel kişiler adına tescil edilecek taşınmazlardır. Başka bir anlatımla 4342 Sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi hükmü, belediye adına tescil edilerek belediyenin özel mülkü haline gelen taşınmazlara uygulanamaz.

Bir yörede 4342 Sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesine göre işlem yapılabilmesi için;

a-)Mera, 4342 Sayılı Kanunun geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 03.05.2005 tarihi itibariyle belediye ve mücavir alan sınırları içersinde bulunmalıdır. Zira bu tarih itibariyle köy sınırları içerisinde bulunan veya bu tarihten sonra belediye ve mücavir alan sınırları içerisine alınan meralarda bu madde hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur.

b-)Mera, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içersinde kalmalıdır. Bu tarihten sonra imar planı içerisine alınan veya imar planı bulunmayan yerlerdeki meralarda bu madde hükmü uygulanmaz. Yasa hükmünde geçen “imar planından” maksat ise, her türlü ölçekteki plan yani nazım, uygulama veya mevzi imar planlarıdır.

c-)Meranın yerleşim yeri olarak işgal edilmesi yani bu şekilde kullanılması durumunun da 01.01.2003 tarihinden önce mevcut olması gerekir. Bu tarihten sonra işgal edilerek yerleşim yeri olarak kullanılan meralarda bu madde hükmü uygulanamaz. Bu maddenin uygulanmasında “yerleşim yeri” kavramı konut, konaklama, turizm, sanayi, askeri v.b. amaçlar için kullanılmak üzere planlanarak yapılaşmış veya eskiden beri bu amaçlarla kullanılan şehir, kasaba ve beldelerin üzerinde yapılaşma bulunan yerleşim alanlarını ifade etmektedir.

d-)Diğer bir koşul da meranın mera niteliği ile kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunmamasıdır.

Yukarıda belirtilen şartların varlığı duraksamasız saptanmadan belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşları adına tescil edilmiş meraların mülkiyeti bu kurum ve kuruluşlara bırakılamaz. Bu gibi yerler yasa uyarınca Hazine adına tescili gereken yerler olacağından, mahkemece 4342 Sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi koşullarının varlığı veya yokluğu üzerinde yeterince durulmalıdır.

Somut olayda, davaya konu taşınmazların 324 ada 23,, 24,, 26 ve 28 parsel sayılı taşınmazların ifrazıyla oluştuğu iddia edilmiştir. fen bilirkişi ek rapor ve krokisinde; davaya konu yere ait 1953 tarihli basit kroki niteliğindeki toprak tevzi belirtmelik tutanaklarının uygulanabilir niteliği olmadığı, davaya konu taşınmazın geldisi 324 ada 23,, 24,, 26 ve 28 parsel sayılı taşınmazların şekil itibariyle mera kapsamında kalmadığı belirtilmiştir. Ancak mahkemece itibar edilen bilirkişi raporu denetime elverişli olmadığı gibi tereddütleri ortadan kaldırıcı nitelikte de değildir.

Davacının dayandığı 02.02.1953 tarihli Aşıkpaşa Semti için verilen mera norm kararında mera hudutları belirtilmiştir. Her ne kadar mera paftası fenni sıhhatı haiz değil ise de zeminde bulunan bu sınırlardan mera hudutlarının belirlenmesi mümkün olabilecektir. Bu yüzden mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılarak gerekirse yöreyi iyi bilen mahalli bilirkişilerdende faydalanılarak konusunda uzman olan üç kişiden oluşan harita mühendisi ve ayrıca ziraatçi bilirkişi ve şehir plancısı aracılığıyla uygulama yapılmalı, mera norm kararındaki sınırlar bilirkişilere sorularak arazi üzerinde tespit ettirilmeli, mera norm kararında belirtilen sınırların davaya konu yeri kapsayıp kapsamadığı duraksamasız belirlenmeli, saptanan sınırlar ve davaya konu taşınmazların konumu teknik bilirkişinin kadastro paftası ile imar planları çakıştırılmak suretiyle çizeceği krokide işaret ettirilerek denetime elverişli bir rapor aldırılıp sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.

Yapılan araştırma sonunda davaya konu taşınmazların mera norm kararı sınırlarında kaldığının tespit edilmesi halinde 2981 Sayılı Kanun’un 10/c maddesi ve imar planı uygulama haritaları kapsamına göre mera olan taşınmazların 01.01.2003 tarihinden önce yerleşim yeri olarak işgal edilen yerlerden olup olmadığı resmi deliller toplanarak bu tarihlere yakın tarihlerde çekilen hava fotoğraflarından da yararlanılarak saptanmalı, öte yandan meranın artık mera olarak kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunup bulunmadığı parsel bazında değil, imar planları ve ada bazında ziraatçi bilirkişiye incelettirilmeli, HMK’nın 290. maddesi hükmü gereğince keşfi izlemeye olanak sağlayacak ve bilirkişi raporlarını denetlemeye yardımcı olacak sayıda fotoğraf çektirilerek dosyaya konulmalı, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2015 tarihli, 2014/14-1313 Esas sayılı Kararı da bu doğrultudadır.

Mahkemece belirtilen bu hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda yazılı sebeplerle davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/13374 Karar: 2014/10689 Tarih: 25.09.2014

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Davacı H. Ç. vekili, mevki ve yönlerini dava dilekçesinde bildirdiği kadastro sırasında tescil harici bırakılan taşınmazın kadastro sonrası nedene dayanarak davacı adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, fen bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 97.169,78 metrekare yüzölçümündeki bölümün davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece; çekişmeli taşınmaz üzerinde davacı taraf yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmaza komşu 28 parsel sayılı taşınmaz mera olduğu halde mahkemece usulüne uygun kadim mera araştırması yapılmamış, keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler aynı köyden seçilmiş, 21.06.2013 tarihli keşifte mahkeme gözlemine hiç yer verilmemiş, 1984 yılına ait tek hava fotoğrafı uygulanmış ve hava fotoğrafı incelemesine ziraat ve jeolog bilirkişi raporunda yer verilmiş, tek kişinin düzenlediği denetime elverişli olmayan zirai bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır. Öte yandan karar tarihinden sonra 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun gereğince çekişmeli taşınmazın bulunduğu Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülki sınırları olarak belirlenmiş, Büyükşehir Belediyesi olan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. Hal böyle olunca doğru sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle Viranşehir Belediyesi ile Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesini davaya dahil etmesi için davacı tarafa süre verilmeli, taraf teşkili sağlandıktan sonra davaya devam edilmeli, bundan sonra dava tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait en az üç ayrı evreye ilişkin streoskopik hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığından getirtilerek dosyaya konulmalı, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişilere belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelemesi yaptırılarak; çekişme konusu taşınmazın, önceki ve şimdiki niteliği, arazinin ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığı ve kullanımın hangi tarihten itibaren olduğu konusunda rapor düzenlettirilmeli, daha sonra taşınmaz başında önceki zirai bilirkişi dışında 3 kişilik zirai bilirkişi ile fen bilirkişisinden oluşacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılmalı, mahkeme gözlemi tutanağa geçirilmeli, 3 kişilik zirai bilirkişi heyetinden çekişmeli taşınmazın toprak yapısı ile komşu parsellerin toprak yapısının mukayese edildiği, taşınmazın tamamının ya da bir bölümünün tarıma elverişli olup olmadığı, ne zamandır tarım arazisi olarak kullanıldığı hususlarına dair rapor alınmalı, dosyada hükme esas alınan zirai bilirkişi raporu ile çelişki doğması halinde çelişkinin giderilmesine çalışılmalı, fen bilirkişinden keşfi izlemeye elverişli rapor ve harita düzenlemesi istenilmeli, önceden belirlenecek davada yararı bulunmayan komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarından taşınmazın öncesinin ne olduğu, mera veya tarım arazisi olup olmadığı, kim tarafından nasıl zilyet ve tasarruf edildiği hususlarında olaylara dayalı olarak beyan alınmalı, taşınmazın öncesinin imar-ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, imar-ihyası tamamlanmış ise tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlikle kazanma süresinin dolup-dolmadığı saptanmalı, HMK’nın 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulmalı, daha sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 25.09.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas: 2013/17555 Karar: 2014/4781 Tarih: 20.03.2014

  • HMK 290. Madde

  • Keşfin Yapılması

Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazların dedesinden babasına, babasından da kendisine intikal ettiği halde kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakıldığını açıklayarak, tapuda adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine ve dahili davalılar DSİ ile Karayolları Genel Müdürlüğü vekilleri ayrı ayrı davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.

Davalı Köy Tüzel Kişiliği temsilcisi, dava konusu taşınmazların davacıya babasından kaldığını açıklamıştır.

Mahkemece; davacı yararına zilyetlik yoluyla kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüne; teknik bilirkişilerin raporunda A, B, C ve D harfleriyle gösterilen sırasıyla 14.075,54 96 59 00 m2’lik bölümlerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine ve dahili davalı Karayolları Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir.

Dava, 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14, 17.maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir.

Dava konusu taşınmazlar, 30.05.1985 tarihinde yapılan tapulama çalışmaları sırasında tespit harici bırakılmıştır. Öncelikle; davacı tanığı H. B. 12.11.2009 tarihli yargılama oturumunda, dava konusu taşınmazların, davacıya babası tarafından sağlığında bağışlandığı açıklanmıştır. Bu kapsamda, davacının, eldeki dava yönünden dava şartı olan aktif dava ehliyeti bulunmaktadır. Davacı, 19.02.2007 tarihli yargılama oturumunda, dava konusu yerlere ait eski tapu kaydının olduğunu bildirmiş, ve bu tapu kaydı dosya arasına alınmıştır.

Davacının dayandığı tapu kaydı, keşif mahallinde yerel bilirkişi ve tanıklar marifetiyle uygulanmadığı halde, hükme esas alınan teknik bilirkişilerin 04.06.2007 tarihli raporlarında, tapunun dava konusu taşınmazları kapsadığı bildirilmiştir. Ne var ki, Mahkemece, davacının dayandığı tapu kaydı gerekçede tartışılmadan doğrudan, davacı yararına zilyetlik yoluyla kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkemece yapılacak iş, öncelikle davacının dayandığı Haziran 1326 tarih ve 104 sıra numaralı tapu kaydının ilk oluşumundan itibaren tüm tedavüllerinin varsa haritaları ile birlikte bulundukları yerlerden getirtilmesi, tapu kayıt maliki ile davacı arasında mirasçılık ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, davaya konu sulama kanalı ile Pasinler-Narman Karayolu kapsamında kalan bölümler bakımından anılan sulama kanalının ve karayolunun inşa tarihlerinin belirlenmesi, yine dava konusu taşınmazlara komşu taşınmazların tapulama tutanakları ile varsa tapulama sırasında uygulanan tapu ve vergi kayıtlarının dosya arasına alınması, yeniden yapılacak keşifte 243, 244,, 259, 290/2 maddeleri gereğince yerel bilirkişi ve tanıkların davetiye ile keşif yerine çağrılarak, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenilmeleri, davacının dayandığı tapu kaydının yerel bilirkişiler ve tanıklar marifetiyle uygulanarak dava konusu taşınmazları kapsayıp kapsamadığının ve varsa komşu parsellerin dayanak kayıtlarının dava konusu taşınmaz yönlerini ne okuduğunun belirlenmesi, tapunun dava konusu taşınmazları kapsamadığı anlaşıldığı taktirde, davacı yararına zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmeye çalışılması ve bu kapsamda sulama kanalı ile karayolunun inşa tarihleri itibariyle davacının bu yerlerdeki zilyetliğinin kesileceği gözetilerek, zilyetlikle kazanma için aranılan 20 yıllık sürenin dolup dolmadığının bu belirlemeye göre tespit edilmesi, gerek tapu kapsamında kaldığı gerekse zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının gerçekleştiği belirlendiğinde dahi, bu yerler bakımından (hükme esas alınan teknik bilirkişilerin 04.06.2007 tarihli raporunda krokide B ve D harfiyle işaretlenen kısımlar) bu yerlerin ancak mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilebileceğinin gözetilmesi (anılan kısımların tapuya tesciline şeklinde hüküm kurulması isabetsizdir), bu şekilde toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesidir. Eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.

Sonuç: Davalı Hazine ve dahili davalı Karayolları Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 388/4., m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 20.03.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS