0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Tercüman ve Bilirkişi Kullanılması

HMK Madde 263

(1) Tanık Türkçe bilmezse tercümanla dinlenir.

(2) Tanık, sağır ve dilsiz olup okuma ve yazmayı biliyorsa, sorular kendisine yazılı olarak bildirilir ve cevapları yazdırılır; okuma ve yazma bilmediği takdirde, hâkim, kendisini işaret dilinden anlayan bilirkişi yardımıyla dinler.



HMK Madde 263 Gerekçesi

1086 sayılı Kanunun 270 inci maddesini karşılamaktadır ve bu maddenin günümüz Türkçesi ile ifade edilmiş hâlidir.

Türkçe bilmeyenler ile sağır ve dilsizlerin hukukî dinlenme hakkı böylece korunmuştur.


HMK 263 (Tercüman ve Bilirkişi Kullanılması) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas : 2014/3-101 Karar : 2016/111 Tarih : 29.01.2016

  • HMK 263. Madde

  • Tercüman ve Bilirkişi Kullanılması

Taraflar arasındaki “iştirak nafakasının azaltılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

… Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.12.2011 gün ve 2010/1319 E. - 2011/1512 K. sayılı kararın incelenmesi …. tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay … Hukuk Dairesinin 31.10.2012 gün ve 2012/15818 E. - 2012/22311 K. sayılı ilamı ile;

(…Davada, boşanma davasında müşterek çocuklar için hükmedilen 300’er TL iştirak nafakasının, davacının duyma ve konuşma engelli olup okuma ve yazması olmadığı, davalının boşanma davasında davacıyı yanılttığı, halen bu miktarda nafakaları ödeyecek ekonomik gücü olmadığı iddiasıyla ayrı ayrı 100’er TL`ye indirilmesi talep edilmiştir.

Davalı vekili duruşmada verdiği beyanla davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile müşterek çocuklar … ve ….. için takdir edilen aylık 300,00 er TL iştirak nafakasının 150,00 şer TL ye indirilmesine karar verilmiş,

hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya arasında bulunan …… Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan rapora bakıldığında 19.06.2009 tarihli olduğu, davacının %52 işitme, %35 konuşma engelli olduğu, tüm vücut fonksiyon kaybının ise %69 olduğunun tespit edildiği, bu raporun 2022 sayılı yasa gereği özürlü kimliğinden yararlanabilmek için alındığı görülmektedir, yine ….. Askeri Hastanesinden alınan raporun 18.06.1998 tarihli olduğu, davacının ileri derecede işitme kaybı olduğu ve askerlik yapmaya elverişli olmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Ancak, dava tarihinden sonra alınmış bir rapor bulunmamaktadır.

6100 sayılı HMK’nunda davalı veya davacı tarafın sağır ve dilsiz olmaları durumunda yargılama usulu hakkında bir hüküm bulunmamaktadır. (1086 sayılı HUMK`nunda da bulunmamaktadır)

Medeni Kanun 1.maddesi gereğince Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir ``.

Buna göre kanundaki boşluğu doldurmak hakimin görevidir. Hakim bunu yaparken kanunun benzer maddeleri ya da yürürlükte bulunan diğer kanunlardan kıyas yoluyla faydalanabilir.

Örneğin; 6100 sayılı HMKnın 263/2 maddesine göre Tanık, sağır ve dilsiz olup okuma ve yazmayı biliyorsa, sorular kendisine yazılı olarak bildirilir ve cevapları yazdırılır; okuma ve yazma bilmediği takdirde, hâkim, kendisini işaret dilinden anlayan bilirkişi yardımıyla dinler.`

Yine Noterlik Kanununun 73.maddesine göre Noter ilgilinin sağır veya kör yahut dilsiz olduğunu anlarsa, işlem iki tanık huzuruyla yapılır.``

O halde öncelikle mahkemece yapılacak iş, ….. Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan rapor da eklenerek davacı hakkinda yukarıdaki hükümlerden faydalananıp faydalanmayacağı konusunda Adli Tıp Kurumundan yeniden rapor aldırmak, ardından sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Bu hususlar gözönünde bulundurulmadan yukarıdaki şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmemiştir …)

gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; iştirak nafakasının azaltılması istemine ilişkindir.

Mahkemece, sağır ve dilsiz olan davacının okuma yazma bildiği, sağlık kurulu raporuna göre de % 65 oranında konuşabildiği dolayısıyla boşanma davası sırasında beyanda bulunabileceği ancak davacının gelirinde azalma meydana geldiğinden bahisle, davanın kısmen kabulü ile müşterek çocuklar için takdir edilen aylık 300,00’er TL iştirak nafakasının 150,00’şer TL’ye indirilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire`ce yukarıda yazılı nedenlerle bozulmuş; Yerel Mahkemece, önceki kararda dayanılan gerekçeler genişletilerek direnme kararı verilmiş, direnme kararını davalı vekili temyize getirmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; temyiz edenin sıfatına göre Özel Daire bozma kararının aleyhe temyiz yasağı kapsamında kalıp kalmadığı ile dosya içeriğine göre davacının özür durumu hakkında Adli Tıp Kurumu’ndan rapor aldırılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun “Tazminat ve Nafakanın Ödenme Biçimi” başlıklı 176/1. maddesinde, “Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.”

176/4. maddesinde de; “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.” Denilmekte,

TMK’nın “Hakimin Takdir Yetkisi” başlıklı 182/2 ve 3. maddesinde ise; ”Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hakim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”

Hükmü yer almaktadır.

TMK’nın “Nafaka Miktarının Takdiri” başlıklı 330. maddesinde, “Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. Nafaka her ay peşin olarak ödenir. Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir” Düzenlemesi ile,

Yine aynı Kanun’un “Durumun Değişmesi” başlıklı 331.maddesinde; “Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”

Düzenlemesine yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde taraflarca her zaman nafaka artırımı ve azaltılması davası açılabilir. Aynı konuda, fakat değişik dönemlere ilişkin olmak üzere daha önce açılan davaların derdest olması ya da karara bağlanıp da kararın kesinleşmemesi takip eden dönem için nafaka artırım davası açılmasına engel değildir.

Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

Yargılama sırasında taraflardan birinin sağır ve dilsiz olmaları durumunda yargılama usulünün nasıl olacağı konusunda bozma kararında da belirtildiği üzere gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilince müvekkilinin sağır ve dilsiz olduğu belirtilerek taraflar arasındaki boşanma davası sırasında nafaka miktarı konusunda davacının davalı eşi tarafından aldatıldığı iddia edilmiştir. Ancak Yerel Mahkemece dinlenilen tanık anlatımlarından davacının okuma yazma bildiği, boşanmaya ilişkin dava dilekçesini ve tarafların anlaşma zaptını imzaladığı tespit edilmiş; dosyada mevcut Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenmiş 19.06.2009 günlü sağlık kurulu raporuna göre davacının % 52 oranında işitme, % 35 oranında konuşma engelli olduğu belirtilmiş ise de bu rapora göre davacının % 65 oranında konuşabildiği, bu nedenle de boşanma davası sırasında isterse beyanda bulunabileceği anlaşılmıştır.

Kaldı ki, yapılan tüm yargılama boyunca davacı vekillerince müvekkillerinin sağır ve dilsiz olması nedeniyle kendisini ifade edemediği, iddialarını yeterince ortaya koyamadığı gibi iddialar da ileri sürülmemiş, davacının sağır ve dilsizliği konusunda yeniden bir araştırma yapılması talep edilmemiş, tüm aşamalarında dava vekillerince davacı adına takip edilmiş ve Yerel Mahkemece sadece davacının gelirinde meydana gelen azalma nedeniyle davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm davacının sağır ve dilsiz olduğu belirtilerek davacı vekillerince temyiz edilmemiştir.

Hal böyle olunca, bozma ilamında belirtildiği gibi davacının Adli Tıp Kurumuna sevk edilerek özür durumu hakkında raporunun aldırılması ve buna göre kıyas yoluyla uygulanabilecek yargılama yöntemlerinin belirlenmesine gerek bulunmamaktadır.

Buna göre Yerel Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme ile davacının özür durumu hakkında rapor aldırmasına gerek olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair kararda direnilmesi isabetli olup; direnme kararının onanması gerekir.

Ne var ki, davalı vekilinin nafaka miktarına yönelik diğer temyiz itirazları bozma nedenine göre incelendiğinden dosyanın bu yönde inceleme yapılmak üzere inceleme yapılmak üzere Daireye gönderilmesi gerekmektedir.

SONUÇ: I-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ( ONANMASINA ),

II- Davalı vekilinin hükmedilen nafaka miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın …. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS