0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Tanığın Davet Edilmesi

HMK Madde 243

(1) Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir.

(2) Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Acele hâllerde tanığın daha önce gelmesine karar verilebilir.

(3) Tanığı davet, gerektiğinde telefon, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, davete rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz.



HMK Madde 243 Gerekçesi

“Tanığın davet edilmesi” başlığını taşıyan bu maddenin ilk iki fıkrası mevcut 1086 sayılı Kanunun 258 inci maddesi hükmünü içermektedir. Bu bağlamda birinci fıkrada tanığın davet edilmesi zorunluluğuna işaret edilmiş, ikinci fıkrada ise acele hâllerde bunun istisnası dile getirilmiştir. Acele hâller kavramının takdiri, tanığı dinleyecek hâkime ait bir görevdir.

Tanığın mahkemeye çağrılmasına ilişkin kullanılacak araçlar, günümüz iletişim ve bilişim teknolojisi göz önüne alınarak gösterilmiştir. Mahkeme gerektiğinde tanığı telefon, faks ve elektronik posta gibi araçlardan yararlanarak davet edebilecektir. Bu durum istisnaî bir düzenlemeyi içerdiğinden, olağan prosedürde öngörülen tanığın davete rağmen gelmemesinin sonuçları, burada uygulama alanı bulmayacaktır.


HMK 243 (Tanığın Davet Edilmesi) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/20521 Karar : 2018/8317 Tarih : 27.06.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir (HMK m.241).

Davalı-karşı davacı erkek 23.02.2015 tarihli karşı dava dilekçesinde tanık deliline dayanmış, 12.03.2015 tarihinde süresinde sunduğu delil listesinde sekiz tanık ismi bildirmiştir. 30.09.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında mahkemece, taraflara tanıklarını beşer adetle sınırlı tutmaları yönünde ara karar oluşturulmuş, yargılamanın devamında davalı-karşı davacının beş tanığı dinlenilerek tahkikat sona erdirilmiş ve hüküm kurulmuştur.

Davalı-karşı davacı erkek delil listesinde ismini bildirdiği tanıklarından aynı zamanda müşterek çocuk olan …‘ın da dinlenilmesini istemiş ancak talebi mahkemece 04.02.2016 tarihli ara kararla “30/09/2015 tarihli celsede tarafların dinletebilecekleri tanık sayısının beş ile sınırlandırıldığı, taraf vekillerinin bu ara karar gereğince beşer tanık ismini bildirdiği ve tüm tanıkların dinlendiği” gerekçesiyle reddedilmiştir.

Davalı-karşı davacı erkek bu tanığının dinlenilmesinden açıkça vazgeçmediği gibi, ısrarla dinlenilmesini talep etmiş olup, esasen mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanununun 241. maddesi gereğince kalan tanıkların dinlenilmemesi hususunda alınmış bir karar da bulunmamaktadır. Mahkemece davalı-karşı davacının savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde, tanık sayısının beşer tanık ile sınırlandırılmış olması başlı başına adil yargılanma ilkesini etkileyen önemli bir usul hatasıdır. Davalı-karşı davacı erkeğin delil listesinde gösterdiği ve dinlenilmesinden açıkça vazgeçmediği tanıklarının 243. vd maddeleri gereğince usulüne uygun olarak çağrılıp dinlenilmesi, toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 27.06.2018(Çrş.)


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/18943 Karar : 2018/7979 Tarih : 25.06.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Dava dilekçesinin 20.04.2015 tarihinde mahkeme kaleminde davalı kadına bizzat tebliğ edildiği bildirilmiş ise de, söz konusu tebliğ mazbatasında tebliğ eden ile tebliğ alanın kimlik bilgilerinin bulunmadığı anlaşılmakla dava dilekçesinin bu tarihte davalıya tebliğinin usulüne uygun şekilde yapıldığından söz edilemez. Davalı kadın davadan 05.05.2015 tarihinde haberdar olduğunu bildirdiğine göre 14.05.2015 tarihinde sunduğu cevap dilekçesinin süresinde olduğunun kabulü gerekli olup, davalı kadın cevap dilekçesinde vakıalarını bildirdiği gibi tanık deliline de dayanmış, 30.06.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında verilen süre içerisinde sunduğu 07.07.2015 tarihli delil listesinde tanıklarını bildirmiş, bu tanıklardan …, .. …, … ve … dinlendikten sonra mahkemece 31.05.2016 tarihli duruşmada davalı tarafca ispat edilmek istenen hususlar hakkında yeter derecede kanaat elde edinildiğinden HMK m.241 gereğince dinlenilmeyen diğer davalı tanıklarının dinlenilmesine yer olmadığına karar verilerek, davalı kadının tanık listesinde yer alan …, … ve … dinlenilmeden davanın kabulü ile tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, boşanmaya sebep olan olaylarda eşine ve onun annesine ağır hakaretler eden davalı kadının eşini eve almayan davacı erkeğe nazaran boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m.174/1-2) ile yoksulluk nafakası (TMK m.175) taleplerinin reddine, ortak çocukların velayetlerinin davalı anneye bırakılmasına, ortak çocuklar yararına tedbir ve iştirak nafakasına ve davalı kadın yararına tedbir (TMK m.169) nafakasına karar verilmiştir.

Yasal sebep bulunmadıkça gösterilen tanığın dinlenmemiş olması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır (HMK m.27). Mahkemece, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edinildiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verilebilir (HMK m. 241).

Davalı kadın cevap dilekçesinde; kusurunun bulunmadığını, kusuru olsa dahi davacı erkeğin kendisini affettiğini savunmuş ve davacı eşinin kendisine yönelik kusurlu davranışlarını fiziksel şiddet, hakaret, evden kovma ve ortak konuta almama olarak bildirmiştir. Mahkemece bildirilen bu vakıalardan yalnızca ‘‘davacının davalı eşini ortak konuta almadığı’’ vakıası davacı erkeğin kusurunun belirlenmesinde dikkate alınmış, kadının af savunması ile dayandığı diğer vakıalar yönünden bir değerlendirme yapılmamıştır. Davalı kadının cevap dilekçesinde yer alan af savunması ile diğer vakıaların ispatı bakımından dinlenilmesinden açıkca vazgeçmediği tanıkları …, … ve … yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanununun 241. maddesi koşullarının oluştuğundan söz edilemez. O halde mahkemece, davalı kadın tanıkları …, …, … ve …‘in Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243. ve devamı maddeleri uyarınca dinlenilerek, toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.06.2018 (Pzt)


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/19639 Karar : 2018/7482 Tarih : 7.06.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Tanıkların dinlenilmesi Usulü Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243. maddesinde “tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hallerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir” hükmü yer almıştır.

Davacı kadın dava dilekçesinde tanık deliline dayanmış, mahkemece ön inceleme duruşmasında, taraflara tanıklarını ve adreslerini bildirmek üzere iki haftalık kesin süre verilmiş, davacı kesin süre içinde tanıklarını bildirmemiştir. Her ne kadar davacı kesin süre içinde tanık listesini vermemiş ise de; davacı vekili ön incelemeyi izleyen tahkikat duruşmasında mazeret bildirmiş olup mazereti kabul edildiğine ve takip eden celsede de tanıklarının hazır olduğunu belirttiğine göre, HMK’nın 243. maddesinde düzenleme gereğince tanıkların dinlenip, bütün deliller birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07.06.2018(Prş.)


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/18450 Karar : 2018/6541 Tarih : 22.05.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Davalı erkek süresinde sunduğu 28.12.2015 havale tarihli cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmıştır. Mahkemece taraf vekilleri ve davacı asılın hazır bulunduğu 18/02/2016 tarihli ön inceleme duruşmasında taraflara delillerini ve tanıklarını bildirmek üzere iki haftalık kesin süre verilmiş, davalı tarafça 29.02.2016 tarihinde süresinde delil listesi sunulmuş olmasına rağmen mahkemece davalı tarafça süresinde gösterilen tanıklar dinlenmeden hüküm kurulmuştur.

Tanıkların dinlenilmesi usulü Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir (HMK m. 243). Kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak üzere tanıklık için çağrılan herkes gelmek zorundadır, Usulüne uygun olarak çağrıldığı halde, mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirtilir (HMK m. 245). Mahkemece 14.04.2016 tarihli celsede davalı vekiline tanıklarını hazır etmesi için bir sonraki celseye kadar süre verildiği ve hazır edilmediği takdirde bu delile başvurmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtar edildiği, sonraki celse davalı vekilinin tanıklara ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadan mazeret dilekçesi verdiği belirtilerek davalı tanıklarının dinlenilmediği anlaşılmaktadır.Davalının tanıklarının dinlenmesinden açıkça vazgeçtiğine dair bir beyanı olmadığı gibi, tarafların tanıklarını duruşmada hazır bulundurma yükümlülükleri de bulunmamaktadır. Yasal sebep bulunmadıkça gösterilen tanığın dinlenmemiş olması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır. Bu nedenle davalı erkeğin bildirdiği ve dinlenmesinden açıkça vazgeçmediği tanıklar, mahkemece hesaplanacak delil avansı tamamlattırılmak suretiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243. ve devamı maddeleri uyarınca dinlenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile davalının hukuki dinlenilme hakkına (HMK m.27) aykırı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 22.05.2018(Salı)


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/12818 Karar : 2018/9896 Tarih : 7.05.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, mirasbırakan annesi … ’ın çekişme konusu 227 ada 2 parsel sayılı taşınmazı davalı oğlu … ’a satış suretiyle devrettiğini, temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, muvazaa iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi … ’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle davalı vekilince tanık listesi süresinde verilmeyip, bundan sonraki ilk celsede davalı tanıkları hazır edilmediği, davalı tarafça süresinden sonra tanık listesi verilmesine davacı vekilinin muvafakat etmediği saptanarak mahkemece davalı tanıklarının dinlenmelerine yer olmadığına karar verilmesinin doğru olduğu gözetilerek, davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 22.757.96.-TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 07.05.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

  • KARŞI OY-

Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.

Mahkemece, muvazaa idiasının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı, davacı tanıklarının varsayıma dayalı beyanlarına itibar edilerek davanın kabulünün doğru olamadığını, 03.10.2013 tarihli oturumda verilen iki haftalık kesin sürede her iki tarafın da tanık listesi ibraz etmediğini, 30.10.2013 tarihli tanık listesiyle birlikte gider avansını yatırıp, tanıklarının davatiye ile çağrılması taleplerinin mahkemece kabul edilmediğini, sonra da tanıkların kesin sürede bildirilmediği gerekçersiyle tanık dinletme taleplerinin reddedildiğini, savunma haklarının kısıtlandığı ve tanıkları dinlenmeden verilen kararın hakkaniyete, kanunlar önünde eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı oldugunu ileri sürerek kararı temyiz etmiştir.

Daire çoğunlugu ile aramızda ki uyuşmazlık, ön inceleme duruşmasında verilen kesin süreden sonra her iki tarfça tanık listesi verilmesine rağmen, davalı tanıklarının davetiye ile çağrılarak duruşmada dinlenmesi talepleri kabül edilmeyerek sadece davacı tanıkları dinlenerek sonuca gidilmesinin, mahkeme önünde silahların eşitliği ilkesine aykırılık ve savunma hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Mahkemece, 03.10.2013 tarihli ön inceleme oturumunun 2 nolu ara kararıyla, “ Davalı tarafın delillerini ve tanıklarını bildirmeleri, herbir tanık için 30,00TL tanıklık ücreti, 8,00 TL davetiye giderinin varsa avanstan yoksa ikmal edilmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine, süreye riayetsizlik halinde mevcut duruma göre karar verileceğinin ihtarına, ihtar edildi”, 3. nolu ara kararıyla “Davacı tarafa tanıklarını bildirmesi, her bir tanık için 30,00TL tanıklık ücreti, 8,00 TL davetiye giderinin varsa avanstan yoksa ikmal edilmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine, süreye riayetsizlik halinde mevcut duruma göre karar verileceğinin ihtarına, ihtar edildi”, 4 nolu ara kararıyla da “Bildirilen ilk iki davacı tanığı adına davetiye çıkarılmasına”, duruşmanın 06.02.2014 tarihine bırakılmasına karar verildiği saptanmıştır.

Davalı vekili 30.10.2013 tarihli dilekçesiyle “… bayramı tatili ve devamında … Bayramı tatilinin araya girmesiyle tanık listesinin sunulduğu, fiili olarak tanıklarını dinletmeye hazır olduklarını, bu yöndeki (kesin süre) Yargıtay kararları esas alınarak tanık dinletme taleplerinin kabulüyle ad ve adresleri bildirilen tanıklara davetiye tebliği ve 06.02.2014 tarihli oturumda dinlenmelerinin” talep edildiği, aynı gün 84.00TL gider avansının mahkeme veznesine yatırıldığı, dilekçe üzerine, “Ara kararı olmadığı için davalı tanıklarına davetiye çıkmadığı” kaydının konulduğu tespit edilmiştir.

Davacı vekilinin, kesin süreden sonra, 07.11.2013 tarihli dilekçeyle tanık listesi verdiği, adı geçen iki tanığın davetiye ile çağrılarak, 06.02.2014 tarihli oturumda dinlendiği, oturumun 1 nolu ara kararıyda, davalı tanık listesi iki haftalık kesin sürede verilmediğinden, davalı tanıklarının dinlenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 240. maddesinde tanık gösterme şekli düzenlenmiş, aynı kanunun 243/1 maddesinde,” Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hallerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundulursa tanık dinlenir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Bilindiği üzere, davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlenmesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.

../…

Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikle getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.

Yargıtayın yerleşik uygulamasında, verilen kesin süreye rağmen tanık listesi verilmediği hallerde, duruşmadan önce listenin verilerek, giderin karşılanması ve tanıklara davetiye gönderilmesi veya tanıkların duruşmada hazır bulundurulması durumunda tanıklar dinlenmektedir. Yargıtayın bu uygulamasının temel nedeni, kesin sürenin, davanın sürüncemede kalmasını engellemek amacıyla konulmuş olması ve duruşma günü tanıkların hazır bulundurulması ile oturum ertelenmesine sebebiyet verilmemiş olması ve kesin süreden beklenen amacın gerçekleşmiş olması görüşüne dayanmaktadır.

Savunma hakkı Anayasamızın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.

İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usûl hukukumuzda da yer almıştır..Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkı”nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının, usul hukuku hükümlerine aykırı olarak ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.

Somut uyuşmazlıkta; davalı vekiline tanıklarını bildirmesi için iki hafta kesin süre verilmiş, davalı tanık listesi 30.10.2013 tarihinde verilen kesin süreden sonra duruşma günü olan 06.02. 2014 gününden önce gider avansı mahkeme veznesine yatırılarak mahkemeye verilmiş, tanıkları fiilen dinletmeye hazır oldukları, tanıkların davetiye ile çağrılarak, 06.02.2014 günlü oturumda dinlenilmesi talep edilmiştir. Mahkemece, 03.10.2013 günlü oturum ara kararında sadece davacının bildirdiği iki, tanık için dinlenme kararı alındığından, davalı tanıklarının davet edilmediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davalı tarafın duruşma gününden önce tanık listesini ve gider avansını mahkeme veznesine yatırıp, fiilen tanıklarını dinletmeye hazır olduklarını bildirip davetiyeyle çağrılmaları talebinin, ara kararıyla davalı tanıklarının çağrılmasına karar verilmediğinden reddedildiği, davalı tanıklarının 06.02.2014 günlü oturumda dinlenmesi yönünde mahkeme ara kararı olmadığına göre, HMK’nun 243/1 maddesinin uygulama yerinin de olmadığı, davalı tarafın, duruşma günden önce tanık listesini vermekle kesin süreden beklenen amacın hasıl olduğu, bu nedenle duruşma ertelenmesine sebebiyet vermediği gözetildiğinde, yerinde olmayan gerekçeyle davalı tanıklarının dinlenmemesi hukuki dinlenme hakkı ve savunma hakkının kısıtlanması, adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurduğu açıktır.

Açıklanan nedenlerle, davalı tanıklarının dinlenmesi, tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuça göre karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, davalının temyiz itirazının kabulüyle, mahkeme kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun mahkeme kararının onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/17027 Karar : 2018/5619 Tarih : 25.04.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda tanıkların ne zaman gösterileceği belirtilmiştir. Ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu belirlendikten sonra taraflara delillerini bildirmeleri için süre verilir. Davacı-davalı ve davalı-davacı dava ve cevap dilekçelerinde tanık deliline dayanmış ve tanık isimleri bildirmişlerdir. Davacı-davalı tanığı …‘nın talimatla dinlenileceği 18.05.2016 tarihli duruşma günü beklenilmeden ve davacı-davalı tarafından bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmesi talebi de söz konusu olmadığı halde yerel mahkemece davacı-davalı tanığı …‘nın talimatla dinlenilmesi talebinin bila ikmal iadesinin istenilmesine karar verilmiştir. Davalı-davacı tarafından tanık listesinde ismi belirtilen ve talimat ile dinlenmesine karar verilen …‘a yapılan tebligatın ise ismen tanınmaması sebebiyle iade edilmesi üzerine talimat mahkemesince tanığın mernis adresi talep edilmiş ve mahkemece TC kimlik numarası bildirilen tanığa mernis şerhi bulunmadan tebligat çıkarılmış ve muhatabın adresten ayrılması sebebiyle tebligat iade edilmiştir. Davalı-davacı vekili her ne kadar adres bildirmek için süre talep etmiş ise de, mahkemece davalı-davacı tanığı Bayram Demircan’ın dinlenilmesinden vazgeçilmesine karar verilmiştir. Mahkemece davacı-davalı tanığı …‘nın ve davalı-davacı tanığı Bayram Demircan’ın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243 ve devamı maddeleri gereğince usulen celp edilip dinlenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.04.2018


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/8386 Karar : 2018/7833 Tarih : 19.03.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı … payı oranında … iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, … bırakan eşi … ’ın, 135 ada 13 … sayılı taşınmazını davalı oğulları … ve … ’a satış suretiyle devrettiğini, yapılan temliklerin … tan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davalılar adına olan … kaydının iptali ile … payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı … , annesinin babasından bir çok taşınmaz kaldığını,… bırakanları … ’ın bu taşınmazları satarak dava konusu taşınmazı adlarına satın aldığını, … bırakanın davacıya da maddi yardımda bulunarak davacı adına taşınmaz satın aldığını, düğününde takılan tüm altınları ve birikimini … bırakana verdiğini ve bu birikimler ile taşınmaz üzerine ev yapıldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.

Davalı … davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, muvazaa iddiasının ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, … bırakan … ’ın paydaşı olduğu 135 ada 13 … sayılı taşınmazdaki paylarının yarısını … davalı … ’a, kalan yarısını da davalı diğer … ’a 19.4.1985 tarihinde satış suretiyle devrettiği, 1938 doğumlu murisin 25.02.2003 tarihinde … , geride … çıları olarak ikinci eşi davacı … ile, dava dışı ilk eşinden olan çocukları … ve … ile , davacıdan olan … ve … ’in kaldıkları anlaşılmaktadır.

Davacı ve davalı, iddia ve savunmalarının ispatı için … kayıtları, … , bilirkişi incelemesi ve … delillerine dayanmış, Mahkemece, bir kısım taraf tanıkları dinlenmek suretiyle sonuca gidilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, tanıklık, taraflar dışındaki kişilerin dava ile ilgili bir vakıa hakkında, dava dışında bizzat edinmiş oldukları bilgiyi mahkemeye bildirmeleridir.

Tanık delili, 6100 Sayılı … Kanunu’nun (HMK) 240 ile 266. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tanıkların davet edilmesini düzenleyen 243. maddesinde açıkça; ‘‘(1) Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir. (2) Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Acele hâllerde tanığın daha önce gelmesine karar verilebilir. (3)Tanığı davet, gerektiğinde telefon, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, davete rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun 245. maddesinde ise; ‘‘(1) Kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak üzere, tanıklık için çağrılan herkes gelmek zorundadır. Usulüne uygun olarak çağrıldığı hâlde mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirtilir, gelmemesinin sebep olduğu giderlere ve beşyüz … Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. Zorla getirtilen tanık, evvelce gelmemesini haklı gösterecek sebepleri sonradan bildirirse, aleyhine hükmedilen giderler ve disiplin para cezası kaldırılır.

Tanıkların taraflarca hazır edilmesini zorunlu kılan bir kural yoktur. Bunun aksinin kabulü, adil yargılanma hakkı (TC. Anayasası 36. madde) kapsamında olan iddia ve savunma hakkının (6100 s. HMK’nın 27., 1086 sayılı HUMK’un 78. maddeleri) kısıtlanması ve eksik inceleme sonucunu doğurur.

Somut olayda, davalı 25.11.2013 havale tarihli dilekçesi ile … ,… ,… ,… isimli tanıkların isim ve adreslerini bildirdiği, tanıklar adına keşif gününü bildirir tebligat çıkartılmasına karar verildiği, tüm tanıklara tebligat çıkarıldığı ,05.12.2014 tarihinde yapılan keşifte davalı tanıkları … , … , … ’ın dinlenildiği, adı geçen diğer tanık … ’ın ise beyanının alınmadığı görülmektedir.

O halde; yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; davalı tanıklarından … dinlenmeden, olaya ilişkin bilgi ve görgülerine başvurulmadan sonuca gidilmiş, diğer bir söyleyişle davalının tanık delili toplanmayarak savunma hakkı kısıtlanmıştır.

Hâl böyle olunca, davalının bildirmiş olduğu tanıkların dinlenmesi, toplanan deliller toplanacak delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Davalılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, 19.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/20776 Karar : 2018/171 Tarih : 25.01.2018

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Yargıtay bozma ilamında özetle; “dava konusu taşınmazın öncesini bilen yerel bilirkişiler ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK’nın 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, davetiye ile çağrılarak, taşınmaz başında dinlenilmeleri, dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle niteliği, umuma ait yol olup olmadığı, yol değilse kime ait olduğu, kimden kime, ne şekilde intikal ettiği, davalı … muhtarının iddia ettiği taş duvar temelinin zeminde bulunup bulunmadığı ve yeri, zeminde mevcutsa bu temelin davacının taşınmazının sınırını oluşturup oluşturmadığı hususlarının etraflıca sorulup belirlenmesi, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK’nın 261. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanıkların yüzleştirilerek çelişkinin giderilmesine çalışılması, teknik bilirkişiden Yargıtay denetimine elverişli, beyanlarda geçen kavramların ve varlıkların yerleri krokisine işaretli, ölçekli ve koordinatlı rapor alınması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile, … Köyü 1, 3, 11 nolu parsel ve 127 ada 9 ve 10 parsel nolu taşınmazlar arasında kalan 19.10.2011 tarihli kadastro bilirkişi raporuna ekli krokide (A) ve (B) harfi ile işaretli 179,93 metrekare yerin, yol olmadığı ve davacının zilyetliğinde kaldığı anlaşıldığından, işaretli 127 ada 9 nolu parsel ile birleştirilerek … Köyü nüfusuna …TC no ile kayıtlı 1945 doğumlu… oğlu … adına tapuya tesciline, karar verilmiş; hüküm, davalı … temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece; yapılan keşif, tapu kayıtları, satış senedi, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Yargıtay bozma ilamına uyulmakla taraflar yararına usuli müktesep hak oluşur. Bu hakkın zedelenmemesi için bozmada işaret edilen hususların eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Hükmüne uyulan bozma ilamında taraf tanıklarının keşif mahaline davetiye ile çağırılmaları, tanık ve bilirkişi beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve taşınmazda duvar temelinin bulunup bulunmadığı hususunun belirlenmesi, fen bilirkişisine keşif ve uygulamayı denetlemeye elverişli rapor ve harita düzenlettirilmesi gereğine değinildiği halde mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. O halde, doğru sonuca ulaşılabilmesi için hükmüne uyulan bozma ilamında işaret edildiği gibi dava konusu taşınmazın öncesini bilen yerel bilirkişilerin tespiti ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları 6100 sayılı HMK’nın 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, davetiye ile çağrılarak, taşınmaz başında dinlenilmeli, dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle niteliği, umuma ait yol olup olmadığı, yol değilse kime ait olduğu, kimden kime, ne şekilde intikal ettiği, davalı … muhtarının iddia ettiği taş duvar temelinin zeminde bulunup bulunmadığı ve yeri, zeminde mevcutsa bu temelin davacının taşınmazının sınırını oluşturup oluşturmadığı hususları etraflıca sorulup belirlenmeli, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK’nın 261. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanıkların yüzleştirilerek çelişkinin giderilmesine çalışılmalı, teknik bilirkişiden Yargıtay denetimine elverişli beyanlarda geçen kavramların ve varlıkların yerleri krokisine işaretli ölçekli ve koordinatlı rapor alınmalı, ondan sonra oluşacak durum ve tüm dosya kapsamı nazara alınarak sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Bozma ilamında yazılı bulunan bu eksiklikler giderilmeden eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsiz olup, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/844 Karar : 2017/4603 Tarih : 19.04.2017

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Dava 27.08.2014 tarihinde açılmıştır. Davalı davaya süresinde cevap vermiş ve tanık deliline dayanmıştır.

Mahkemece ön inceleme tensip tutanağı ile taraflara delil ve tanıklarını bildirmeleri için iki haftalık kesin süre verilmiştir.

26.02.2015 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, tarafların anlaşamadıkları hususlar tespit edilmiş, tahkikate geçilerek tanık dinlenmiş ve taraflara dilekçelerinde bildirdikleri belgeleri sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmiştir. Aynı duruşmada davalı taraf hakkında ise “süresinde tanık bildirilmediği” gerekçesiyle tanık dinletme ve bildirme talebinin reddine karar verilmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesinde yer alan hüküm; “tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belge niteliğindeki delillerin ve başka yerden getirtilecek belgelerin, bulundukları yerlerle ilgili açıklama yapmaları için, ön inceleme duruşmasında iki haftalık kesin süre verilmesine” ilişkindir.

Ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları ve tanık bildirmeleri için süre verilmesi sonuç doğurmaz.

Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir. (HMK. m. 187/1) Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, taraflardan tanıklarının isim ve adreslerini göstermeleri de beklenemez.

Bu sebeple ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, tahkikat aşamasına geçilerek davalıya cevap dilekçesinde açıkladığı savunma delilleri ile ön inceleme aşamasında Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesi hükmüne göre başka yerden getirileceğini belirttiği belgeler ile delillerini ve tanıklarını (HMK m.129/l-e) bildirmesi için süre verilmesi, gösterildiği takdirde davalı delillerinin toplanması ve tanıkların usulunce çağrılarak (HMK m. 243) dinlenmeleri ile gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/21832 Karar : 2017/1309 Tarih : 7.02.2017

  • HMK 243. Madde

  • Tanığın Davet Edilmesi

Davacı vekili, dava dilekçesinde Hazine adına tespit ve tescil edilen 171 ada 131 ve 149 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmazların taşlık, kayalık ve çamlık niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiklerini, kazanmayı sağlayan zilyetlik ile edinilecek yerlerden olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya koşullarının davacı yararına gerçekleştiği gerekçesi ile her iki parsel bakımından davanın kabulüne karar verilmiş, davalı Hazine vekilinin hükmü temyiz etmesi üzerine, anılan karar Dairemizin 10.04.2012 gün ve 2011/6452 Esas 2012/2696 Karar sayılı ilamı bozulmuş, Mahkemece gerekçede veya hüküm bölümünde bozma ilamına direnildiğinden bahsedilmemiş olup, bir kısım bozma sebepleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması sonucunda davanın 171 ada 149 parsel yönünden reddine, 171 ada 131 parsel yönünden kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK’nun 6763 sayılı Kanun`un 43. maddesi ile Değişik 373. maddesinin 5. bendi hükmüne göre, Dairemizce yeniden yapılan inceleme sonucunda; az yukarıda açıklandığı üzere, Mahkemece gerekçede veya hüküm bölümünde bozma ilamına direnildiğinden bahsedilmemiş olup, bir kısım bozma sebepleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması sonucunda davanın 171 ada 149 parsel yönünden reddine, 171 ada 131 parsel yönünden kabulüne karar verilmiştir. Bu haliyle, Mahkemece verilen karar yeni hüküm niteliğinde olup, direnme olarak değerlendirilmemiş, temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.

Toplanan delilller ve tüm dosya kapsamından; mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; keşifte uygulandığı açıklanan 1959 tarihli hava fotoğrafı çok eski tarihli olup sonuca ulaşmak açısından olaya ışık tutmamaktadır. 1992 tarihli hava fotoğrafı ise, süre açısından yetersizdir.

Bu nedenle bu hava fotoğraflarının incelenmesi sonucu verilen raporlara değer verme olanağı bulunmamaktadır. Daire ve Yargıtay uygulaması uyarınca tespitlerin yapıldığı 24.10.1991 tarihinden geriye doğru en az yirmi yıl öncesine ait ( 1960-1971 yılları arası ) iki ayrı zamanda çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, 1960-1971 yılları arasında çekilmiş ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının olmaması halinde gönderen kurumca bunun gerekçesinin gösterilmesinin istenmesi, stereoskopik hava fotoğraflarının jeodezi ve fotoğrametri uzmanı üç mühendisden oluşan bilirkişi kurulu tarafından keşifte uygulanması, hava fotoğraflarının stereoskopik alet ile üç boyutlu olarak incelemeye tabi tutulması, çekildikleri tarihlere göre taşınmazların kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadıkları, imar ve ihyalarının tamamlanıp tamamlanmadığı, kadastro tespitlerinin yapıldığı sırada üzerinde çamlık ve çalılıkların bulunması gözetilerek imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığının açıklığa kavuşturulması, bu konuda uzman bilirkişilerden gerekçeli, denetime açık, tutanaktaki niteliklerde gözetilerek karşılaştırmalı rapor sunulmasının istenmesi, taşınmazların niteliklerinin hiçbir duruksamaya yer verilmeyecek biçimde belirlenmesi gerekmektedir.

Bundan ayrı, dava konusu taşınmazlar çamlık, taşlık ve çalılık nitelikleri ile tespit edildiklerine göre 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi uyarınca diğer kazanma koşulları yanında imar ve ihya koşullarınında araştırılıp belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK.nun 258, 259. (HMK.m.243, 244, 259 ve 290/2) maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeni ile keşif yerinde dinlenilmeleri, davacının taşınmazların imar ve ihyasına hangi tarihte başladığı, imar ve ihyayı ne şekilde yaptığı, hangi biçimde emek ve para sarf ettiği, tutanaklarda çamlık, taşlık ve çalılık yazılı bulunduğu 1991 yılında yapılan tespitlerde bu nitelikleriyle belirlendikleri, imar ve ihyalarının henüz tamamlanmadığı gözetilerek, yerel bilirkişi ve tanıklara tutanakların edinme sebepleri ile nitelik bölümleri okunarak bilgilerine başvurulması, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığının olaylara dayalı olarak kesin bir biçimde saptanması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. TMK.nun 713/1. maddesi gereğince açılan tescil davaları kamu düzeni ağırlıklı davalar olup bir bakıma kendiliğinden araştırma ve inceleme prensibine tabidirler. Bu hususun gözönünde tutulması gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde görülen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkemenin yeni hüküm niteliğindeki kararının 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi ve 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK`un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS