0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Yemine Konu Olamayacak Vakıalar

HMK Madde 226

(1) Aşağıdaki hususlar yemine konu olamaz:

a) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar.

b) Bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller.

c) Yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar



HMK Madde 226 Gerekçesi

1086 sayılı Kanunun yemin teklif olunamayacak konuları belirlediği 346 ve 352 nci maddelerindeki hükümler, bu maddede yer almaktadır. Aynı konuya ait ve re’sen teklif olunan yemine ilişkin düzenleme bu Tasarıya alınmadığı için 357 nci madde hükmüne yer verilmemiştir.


HMK 226 (Yemine Konu Olamayacak Vakıalar) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas : 2017/1002 Karar : 2018/494 Tarih : 21.03.2018

  • HMK 226. Madde

  • Yemine Konu Olamayacak Vakıalar

Dava, eşler arasında ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, taraflar arasında boşanma davası açıldığını, müvekkiline düğün sırasında takılan ziynet eşyalarının uzun süre bankada kaldığını, davalı kocanın bu şekilde bir kazanç elde edilmediğini söyleyerek dövize çevirmek ve geri vermek şartıyla ziynetleri ödünç olarak aldığı hâlde daha sonra bozdurup bir kısmı ile minibüs hattı satın aldığını, bir kısmını da dövize çevirip kendi adına bankaya yatırdığını, ziynet eşyalarını müvekkiline iade etmediğini ileri sürerek, davacı kadına ait olan ziynet eşyalarının aynen iadesine, bunun mümkün olmaması hâlinde ise bedeli olan 14.850,00 TL`nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, iddianın doğru olmadığını, evliliğin başından beri ziynet eşyalarının davacıda kaldığını, müvekkilinin uzun yıllardır yurt dışında çalıştığını, kendi birikiminin bulunduğunu, bunun bir kısmını banka mevduat hesabında değerlendirdiğini, minibüs hattının ise olmadığını,davacıdan hiç bir şekilde ziynet eşyası almadığını, takılan ziynet eşyalarının da dava dilekçesinde belirtilen miktarda olmadığı gibi talep edilen bedelin de fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, ziynet eşyalarının kolay taşınabilir ve muhafaza edilebilir olma özelliği ile davacı kadında bulunduğu karinesinin aksinin kanıtlanamadığı, ayrıca taraflarla yurt dışında komşu olan davalı tanık beyanıyla da ziynet eşyalarının davacı kadında olduğu kanaatinin oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine

Yargıtay 6. Hukuk Dairesince; davacının ileri sürdüğü iddiasını sunduğu deliller ve dinlettiği tanık beyanlarıyla kanıtlayamadığı, bununla birlikte dava dilekçesinde ve delil listesinde “yasal ve takdiri her türlü delil” demek suretiyle yemin deliline de dayandığı, böyle olunca davacıya ziynet eşyalarının elinden alındığı ve davalı tarafta kaldığı konusunda yemin teklif hakkının hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Yerel mahkemece anılan bozma kararına uyulmuş, yemin teklif hakkı hatırlatılan davacının yemin teklifinde bulunması, davalı asilin de mahkemeye gelerek yemin etmesi üzerine, davalının usulüne uygun olarak eda ettiği yemin karşısında iddianın ve ziynetlerin davalıda kaldığı hususunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkemece verilen bu ikinci karar da davacı vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçeyle bozulmuştur.

Mahkemece, Yargıtay’ın öteden beri sapma göstermeyen içtihatlarına göre yeminin bölünemeyeceği, bu nedenle yemin beyanı altında söylenen sözlerin bir bütün olarak göz önünde bulundurulması gerektiği, bir davada taraflardan birinin diğerine yemin yöneltmesinin iddianın sonucunu yemin edecek kimsenin iradesine ve vicdanına bırakmak, buna rıza göstermek olduğu gibi gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun yemine ilişkin hükümlerinde yemin altında söylenen sözlerin bölünmesine yer veren bir kuralın benimsenmediği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: davalının yemin beyanı altında söylediği sözlerin bölünüp bölünemeyeceği, varılacak sonuca göre Özel Daire bozma kararında belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılarak, bankadan alınıp bozdurulan altınlar yönünden davanın kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m.187/1).

Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 gün ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.

Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir.

Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 6. maddesinde, “ Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde düzenlendiği gibi

usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, HMK`nın 190. maddesinde de “ İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

İspat için başvurulan araçları ifade eden deliller ise 6100 sayılı HMK`da senet, yemin, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukuki sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller hâkimin bağlı olduğu ve takdir yetkisine sahip olmadığı delillerdir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki uyuşmazlık konusu olan “yemin delili” de kesin deliller içerisinde yer almakta olup, hâkimi bağlamaktadır (Kuru/Arslan/Yılmaz.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013, s. 406-413).

Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 gün ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK).

Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK`nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Görüleceği üzere yemin, tarafın kendisinden kaynaklanan (ondan sadır olan) vakıalar hakkında verilebilir.

Kanunda, bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılırken (HMK. m. 225/2), tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıaların yemin konusu olamayacağı (HMK. m. 226) düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez (HMK. m. 227).

Kendisine yemin teklif edilen taraf yemini eda ettiği takdirde, yemin teklif eden kimsenin iddia ettiği vakıanın doğru olmadığı ispat edilmiş olur. Yani, yeminin eda edilmesi üzerine, artık ortada uyuşmazlık konusu olan vakıa kesin delille kanıtlanmış olacağından, karşı taraf o konuda yeni bir delil getiremez, hâkim de yeni araştırmada bulunamaz.Yemin, eda eden kişi ve mirasçıları lehine kesin delil teşkil eder.

Yukarıda ana hatlarıyla açıklanan tüm bu kurallar göstermektedir ki,

Yemini ispat yükü kendisine düşen taraf teklif edebilir (HGK`nın 30.10.1991 gün ve 1991/11-384 E., 1991/543 K.). Kendisine ispat yükü düşmeyen tarafın yemin teklif etmesinin hiçbir hukuki sonucu olmayacağı gibi iddia ve savunmasını yemin dışında ileri sürdüğü delillerle ispat eden tarafın yemin teklif etmesine de gerek yoktur.

Somut olayda, dava konusu ziynet eşyalarının varlığı yanında bunların davalı tarafından alındığı konusundaki ispat yükünün davacı kadına ait olduğu, davacının da iddiasını yemin dışında ileri sürdüğü delillerle ispat edemediği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık, davacı tarafından teklif edilen yemini eda eden davalının, yemin edeceği hususa bazı ilaveler yaparak yemini eda etmiş olması nedeniyle yemin altında söylediği sözlerin bölünüp bölünemeyeceğine ilişkindir.

Yemin ile iddianın sonucu, yemin edecek kimsenin iradesine ve vicdanına bırakılmış olur ve yemin altında söylenen sözler bölünemez.Gerçekten de yemin edecek olan kimse, ikrarda olduğu gibi, yemin edeceği hususa bazı ilaveler yapacak tarzda yemin edebilir. Bu takdirde yemin yine bütün olarak ele alınmak gerekir (Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1977, C.I,s. 575).

Konu ile ilgili olarak Kuru da, yemin edenin, mahkemenin hazırladığı yeminli ifade metnini aynen tekrarlamak zorunda olmayıp, kendisine sorulan sorulara metin dışı bazı açıklamalar yapmak suretiyle cevap verebileceğini; bu halde mahkemenin, yemin edenin sözlerini bölmeden tüm olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etmektedir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C.III, s. 2530). Öğretide, yemin altında söylenen sözlerin bölünemeyeceği, yani yemin edilen husustaki ifadenin bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği hususu Ejder Yılmaz tarafından da dile getirilmektedir (Yılmaz, E.: Medeni Yargılama Hukukunda Yemin, Ankara 2012, s.178).

Nitekim, öğretide olduğu gibi Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1964 gün ve 146/253 sayılı kararı ile 16.03.2012 gün ve 2011/3-861 E., 2012/158 K. sayılı kararlarında da yemin teklif etmenin iddianın sonucunu yemin edecek kişinin iradesine ve vicdanına bırakma, yani onun söyleyeceklerinin doğru olduğunu hâkimin kabul etmesine önceden rıza göstermek demek olduğu ve yemin altında söylenen sözlerin tüm olarak göz önünde bulundurulması gerektiği benimsenmiştir.

O hâlde somut olayda davalının yemin beyanında söylediği sözlerin de bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekir.

Davalı yemininde, davacıya takılan ziynetlerin bir süre banka kiralık kasasında saklandığını, kendisinin yurt dışında olduğunu, davacının da yanında bulunduğunu, Türkiye`ye geldiklerinde ziynet eşyalarının bir kısmını davacı ile birlikte kasadan alarak ihtiyaçları için harcadıklarını, kasadan tek başına ziynet alıp bozdurmasının mümkün olmadığını, geriye kalan ziynetlerin de davacıda bulunduğunu, kendisinde kalan ziynet eşyası olmadığını beyan etmiştir. Görüleceği üzere davalı kendisinde kalan herhangi bir ziynet eşyası olmadığına dair yemin etmiş olup, davalının bu beyanı içinde geçen ziynetlerin bir kısmını davacı ile birlikte alarak ihtiyaçları için harcadıklarına ilişkin cümlenin bu beyandan ayrılarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Davalının yemin beyanı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacıya ait ziynet eşyalarının davalı tarafından geri verilmek şartıyla ödünç olarak alındığı, ancak iade edilmeyerek davalıda kaldığı yönündeki davacı iddiasının kanıtlanamadığının kabulü gerekmiştir.

Görüşmeler sırasında, yemin metni dışına çıkılamayacağına dair kanuni bir düzenlemenin bulunmadığı, yemin metni dışına çıkılarak ilave edilen kısımlar bakımından ise yeminin bölünemeyeceği ilkesinin uygulanamayacağı, somut olayda davalının yemin metni dışına çıkarak banka kiralık kasasında bulunan ziynet eşyalarının bir kısmını Türkiye`ye geldiklerinde davacı ile birlikte alarak ihtiyaçları için harcadıklarını beyan ettiği, yemin içeriğindeki bu beyanların yeni vakıalara ilişkin ikrar mahiyetinde olduğu, bağlantısız bileşik ikrar niteliğindeki bu vakıalar nedeniyle mahkemece bozma kararında belirtildiği gibi altınların saklandığı banka kiralık kasasının sadece davalı adına mı, yoksa müşterek hesap mı olduğu ve altınların kim tarafından çekildiği hususlarının tespit edilerek, alınıp bozdurulan altınlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, bu nedenle direnme kararının Özel Daire bozma kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin yukarıda açıklanan hususlara değinen direnme kararı yerindedir.

Usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.03.2017 gününde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS