Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
HMK Madde 2
(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.
HMK Madde 2 Gerekçesi
Bugüne kadar, malvarlığına ilişkin davalarda, sulh hukuk ve asliye hukuk arasında miktara göre yapılan ayrım, birçok soruna yol açmıştır. Bu ayrımın pratik ve ihtiyaçlara da tam olarak cevap verdiği söylenemez. Ayrıca aynı konuda karar vermeye yetkili olan bir mahkemenin, miktarın azlığı ya da çokluğuna göre yapacağı inceleme, harcayacağı zaman ve kullanacağı bilgi özünde değişiklik göstermemektedir. Sadece rakamsal olarak vereceği karar değişmektedir. Böyle bir durumda, salt miktardaki azlığın veya çokluğun görev yönünden bir öneminin olmaması gerekir. Uygulamada miktar ve değere bağlı görev sınırının tespitinde ortaya çıkan sorunlar sebebiyle görevsizlik kararları verilmekte ve davalar salt bu yüzden gereksiz yere uzamaktadır. Esasen hak arayan kişi bakımından bu sınırın hiç bir önemi de yoktur, onun için önemli olan hakkının yerine gelmesidir. Bu sınıra ilişkin periyodik değişiklikler de diğer bir sorun olup, zaman zaman karışıklığa yol açabilmektedir. Bu sebeple, malvarlığına ilişkin davalarda sulh hukuk asliye hukuk arasındaki ayrım kaldırılarak, kanunlarda belirtilen istisnalar dışında malvarlığına ilişkin davalarda asliye hukuk mahkemesi, asıl görevli mahkeme haline getirilmiştir. Öteden beri, aksine hükümler saklı kalmak üzere şahıs varlığına ilişkin davalarda asıl görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Bu hüküm muhafaza edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, asliye hukuk mahkemelerinin genel görevli mahkeme olduğunu belirtmek ve bu konuda tereddütleri ortadan kaldırmak için düzenleme yapılmıştır. Özel Hükümlerle başka mahkemelerinin görev alanına girmeyen tüm dava ve işlere asliye hukuk mahkemesi tarafından bakılacaktır. Böylece, görev konusunda bir tereddütün yaşanmaması veya boşluğun doğmaması sağlanmıştır.
HMK 2 (Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi) Emsal Yargıtay Kararları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas : 2019/310, Karar : 2022/86
- HMK 2. madde
- Genel mahkemelerin (asliye hukuk ve sulh hukuk) görevli olduğu davalar açık düzenleme olmadıkça özel mahkemelerde görülemez.
Genel anlamda bir mahkemenin görevi; belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna ait ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından bakılabileceğini belirtir.
Bir yerdeki ilk derece mahkemeleri; genel mahkemeler ve özel mahkemeler olmak üzere ikiye ayrılır. Genel mahkemeler ise asliye hukuk ve sulh hukuk mahkemesi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Hangi davalara özel mahkemelerde, hangi davalara genel mahkemelerde bakılacağı ve genel mahkemelerde bakılacak davalardan hangilerine asliye hukuk mahkemesinde, hangilerine sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı hususuna görev; bunu düzenleyen kurallara da görev kuralları denir.
Genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğretide ve uygulamada duraksama yoktur.
Genel mahkemelerin bakacakları davalar belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar genel mahkemelerin görevine girer (Kuru Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, Cilt 1, s.164).
Buna karşılık özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Diğer bir ifadeyle, özel mahkemeler özel kanunlarla kurulmuş olup özel kanunlarda belirtilen davaları yürütür.
Genel mahkemelerin kuruluşunda olduğu gibi özel mahkemelerin (veya ihtisas mahkemelerinin) kuruluşu da mutlaka ayrı (özel) bir kanun hükmü ile düzenlenir. Özel mahkemelerin kuruluşunun tabiî hâkim ilkesine aykırı düşmeyeceği 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 37. maddesinde belirtilmiştir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 136. ve 142. maddelerinde mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişleri ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Mahkemelerin görevi kıyas veya yorum ile genişletilemez ya da değiştirilemez. Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda görev genel mahkemelere aittir (05.12.1977 tarih ve 1977/4E., 1977/4K. sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı gerekçesinden). Yine, 23.05.1960 tarihli ve 11/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, ayrık hükümlerin dar olarak yorumlanması yoruma ilişkin temel bir kuraldır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Görevin belirlenmesi ve niteliği” kenar başlıklı 1. maddesinde; “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir.” hükmü mevcut olup,
HMK’nın 114. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine göre mahkemenin görevli olması dava şartıdır.
HMK’nın 115. maddesine göre ise dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir.
Gelinen bu noktada İş mahkemelerinin görevine kısaca değinilmelidir.
Dava tarihinde yürürlükte olan mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (5521 sayılı Kanun) 1. maddesine göre; “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.
Bu mahkemeler:
A) (Mülga: 18/10/2012-6356/81 md.)
B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar”.
Diğer taraftan 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun (7036 sayılı Kanun) 5. maddesinde iş mahkemelerinin görevi;
“İş mahkemeleri;
a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,
b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4`üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,
c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” şeklinde düzenlenmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere iş mahkemelerinin görevleri istisnaî nitelik taşıdığı için, görevlerinin geniş yoruma değil dar yoruma tabi tutulması esastır (08.12.1982 tarihli 4/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
Mahkemelerin görevlerini belirleyen usul hukuku kuralları kamu düzenine ilişkin olup görev itirazı yargılamanın her aşamasında usul hukukuna ilişkin hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın taraflarca ileri sürülebileceği gibi, davayı gören mahkeme de bu yönde bir itiraz olmasa bile görevli olup olmadığını kendiliğinden değerlendirmekle yükümlüdür. Her dava, usul hukukunun kamu düzenine ilişkin kurallarının gösterdiği görevli mahkeme hangisi ise o mahkemede görülmelidir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir” tanımlaması yapılmıştır.
Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanunu’nda “hizmet akdi” sözcüğü terkedilmiş, yerine “iş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.
Hizmet sözleşmesinin, “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder” şeklindeki tanımı mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 313/1. [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 393] maddesinde yapılmıştır.
Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı İş Kanunu’nda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Zaman unsuru, bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işverenin emrine tahsis etmesi anlamını taşır. Hizmet akdini oluşturan bir diğer unsur olan ücret ise görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedeldir.
Somut olayda, dava dışı … Otomotiv Bilişim İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti’ye ait işyerinden 04.10.2004-05.01.2009 tarihleri arasında hizmet bildirimi bulunan davacının 15.03.2008 tarihinde … adresindeki otomobil yarış pistinde trafiğe kapalı olarak düzenlenen parkurda … marka otomobillerin müşterilere test sürüşü yaptırıldığı sırada dava dışı otomobil sürücüsü …’ın kullandığı aracın beton hendeğe düşmesi ile gerçekleşen kazada yaralanması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini için eldeki dava açılmıştır.
Dava dışı işveren … Otomotiv Ltd. Şti. tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna iş kazası bildiriminde bulunulması üzerine 30.05.2008 tarihinde düzenlenen Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı iş kazası inceleme raporunda olayın iş kazası olduğunun tespit edildiği, dava dışı … Otomotiv Ltd. Şti. ile davalı … Otomotiv A.Ş. arasında yetkili satıcılık sözleşmesinin düzenlendiği, sigorta poliçe bilgilerinden kazada kullanılan aracın davalı … Otomotiv A.Ş. adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.
Mahkemece yargılama sırasında alınan 27.04.2014 ve 24.12.2014 tarihli kusur raporlarında dava dışı … ile yine dava dışı … Otomotiv Ltd.Şti’nin kusurlu olduğu belirtilmiştir.
Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından … İş Mahkemesinde açılan rücuen tazminat davasında da davalılardan …’ın % 80, davalı işveren … Otomotiv Bilişim İnş. San. ve Tic. Ltd.Şti’nin % 20 oranında kusurlu olduklarının kabulü ile %9 oranında meslekte kazanma gücünü kaybeden sigortalı için davacı Kurumca yapılan masrafların her iki davalıdan müteselsilen tahsiline ilişkin verilen karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.
Şu hâlde yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yukarıda da belirtildiği üzere mahkemece davalı şirketin işveren sıfatının bulunmadığı yine Özel Daire tarafından da işverenin … Otomotiv Ltd. Şti. olduğunun kabul edildiği, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun 1. maddesi gereğince işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğu gözetildiğinde, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığından iş mahkemelerinin değil, genel mahkemelerin görevli olacağı, bu nedenle yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gereken ve kamu düzeninden olan görev kuralları gereği görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın husumetten (taraf sıfatı yokluğundan) reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Yargıtay 14HD Esas : 2020/1802 Karar : 2021/4371
- HMK 2. madde
- Asliye hukuk mahkemesi genel görevli mahkemedir.
Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re`sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak da söz konusu olmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/05/2014 tarihli ve 2013/13-2166 Esas, 2014/709 Karar, sayılı kararı da bu yönde değerlendirmeler içermektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılır.
HMK’nın 1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi ancak kanunla belirlenir. Asliye hukuk mahkemelerinin görevi HMK’nın 2. maddesinde belirlenmiş olup 2/1 maddesine göre dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarda aksine bir hüküm bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri görevli olup 2/(2) maddesine göre de bu kanun ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Başka bir deyişle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre asliye hukuk mahkemeleri genel görevli mahkemedir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı, dükkan niteliğinde bir bağımsız bölüm satın almıştır. Bu durumda ticari nitelikte bir uyuşmazlık bulunmadığından söz konusu davaya bakma görevi asliye hukuk mahkemelerinindir. Mahkemece, görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının re’sen görevli ve yetkili asliye hukuk mahkemesine gönderilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay HGK Esas : 2017/979, Karar : 2021/759
- HMK 2. madde
- Asliye hukuk mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasındaki ilişki işbölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Nisbi ticari dava mahiyetindeki davalar asliye hukuk mahkemesinde değil, asliye ticaret mahkemesinde görülür.
Bilindiği üzere, dava şartlarının neler olduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde, mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, … 2017, s. 930).
Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, … 2016, s 190).
Bu noktadan hareketle, uyuşmazlık yönünden görevli mahkeme kavramının açıklanması da gerekmektedir.
Genel anlamda bir mahkemenin görevi belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna ait ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından bakılabileceğini belirtir.
Bilindiği üzere, ilk derece mahkemeleri genel mahkemeler ve özel mahkemeler olarak ikiye ayrılmışlardır. Hangi davalara özel mahkemelerde, hangi davalara genel mahkemelerde bakılacağı ve genel mahkemelerde bakılacak davalardan hangilerine asliye hukuk mahkemesinde, hangilerine sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı hususuna görev, bunu düzenleyen kurallara da görev kuralları denir. Genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğretide ve uygulamada duraksama yoktur. Genel mahkemelerin bakacakları davalar, belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar genel mahkemelerin görevine girer.
Buna karşılık özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Diğer bir ifadeyle, özel mahkemeler özel kanunlarla kurulmuş olup özel kanunlarda belirtilen davaları yürütür.
Yukarıda belirtildiği üzere, göreve ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkin olup, HMK’nın 114/1-c maddesine göre mahkemenin görevli olması dava şartıdır.
HMK’nın 115. maddesine göre ise dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Diğer taraftan görevsiz mahkeme davanın esası hakkında karar veremez. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukukî ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukukî niteleme yapılmalı ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir.
Görev nedeniyle dava dilekçesinin reddi kararında görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğu belirtilmeli ve dava dosyasının bu görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir (HMK m.20).
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sulh hukuk mahkemelerinin görevine değinmekte fayda vardır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görevi” başlıklı 4. maddesinde;
“ (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;
a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları,
b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları,
c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları,
ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları görürler.” amir hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, eldeki davada uygulanması gereken mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndan (HUMK) farklı olarak bu düzenlemede miktar ayrımı yapılmaksızın tahliye, alacak, tazminat, kiracılık sıfatının tespiti gibi tüm kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri sulh hukuk mahkemesi olarak gösterilmiştir.
Konunun aydınlanması için kira sözleşmesinin hukuksal niteliği açıklanmalıdır.
Kira sözleşmesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 248. maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu`nun 299. maddesi) “Adi icar, bir akittirki mucir onunla, müstecire ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terk etmeği iltizam eder.” şeklinde ifade edildiği üzere, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.
Kira sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen rızaî bir sözleşme olup kira sözleşmesinin meydana gelmesi için kiraya veren ile kiracının sözleşmenin esaslı noktaları üzerinde anlaşmaları, irade beyanlarının karşılıklı ve birbirine uygun olması gerekir. Sözleşmede bir şeyin kullanılmasını devretmeyi üstlenen kişiye kiraya veren, buna karşılık bir bedel ödemeyi üstlenen kişiye de kiracı denir. Kiraya veren, kiralanan şeyin maliki olabileceği gibi o şey üzerinde sınırlı bir aynî hak sahibi veya kiracı da olabilir.
Yukarıda açıklandığı üzere, HMK`nın 4. maddesinde; “…kira ilişkisinden doğan alacak davalarında değerine bakılmaksızın” sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğu düzenlenmiştir.
Bu doğrultuda somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; müteahhit olarak iş yapan davacı ile dava dışı taşınmaz maliki vakıf arasında “hasılat kira sözleşmesi” başlıklı sözleşme ile dava dışı vakıf ile davalı arasında davaya konu taşınmazın kiraya verilmesiyle ilgili kira sözleşmesi olduğu, davanın tarafları arasında düzenlenmiş herhangi bir sözleşme olmadığı hususu çekişme dışıdır. Dava dışı vakıf, davalı ile aralarındaki kira sözleşmesinden doğan alacağın bir bölümünü davacıya temlik etmiş, davacı da temliken sahip olduğu bu alacak hakkını davalıya yöneltmiştir. Bu durumda çekişme davanın tarafları arasındaki ilişkinin hukukî mahiyetine yöneliktir.
Her ne kadar davacının davaya konu ettiği alacağı, dava dışı vakfın davalıdan olan kira alacağı ise de, davanın tarafları yani davacı ile davalı arasında kira ilişkisi olmadığı, davaya konu alacağın da taraflar arasındaki bir kira ilişkisinden doğmadığı açıktır. Kanun’un hazırlanması sırasında HUMK’dan farklı olarak bilinçli şekilde “kira sözleşmesi” ifadesi çıkarılıp yerine “kira ilişkisi” ifadesi konulmuş ise de burada belirtilen kira ilişkisinin davanın tarafları arasında olması gerektiğinde kuşku olmamalıdır.
Taraflar arasında böyle bir kira ilişkisinin mevcut olmaması nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu düşünülemez.
Gelinen noktada, asliye ticaret mahkemesiyle asliye hukuk mahkemesinin görev ayrımı önem taşıdığından ticarî dava kavramını açıklamak yerinde olacaktır.
Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar,
olmak üzere üç gruba ayrılır.
Bir davanın ticarî dava sayılmasına bağlanan en önemli sonuç, o davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi ve buna bağlı olarak özel birtakım usul kurallarına tabi olmasıdır. Hangi iş ve uyuşmazlıkların ticarî dava sayıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ve bazı özel kanunlarda sınırlı olarak belirtilmiştir (Börü, L./ Koçyiğit, İ.; Ticari Dava, 2. Baskı, … 2021, s. 27).
Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticarî işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK`nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır.
Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK`nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.
Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir.
Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK`da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun`un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası; “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” 5. maddesinin 3. fıkrası; “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.” Şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukukî ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir.
Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz.
Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK`nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re’sen dikkate alınır.
Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK’nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK’nın kapsamında kaldığının kabul edilebilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlarla, bir ticarî işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekmektedir.
Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 30.06.2020 tarihli ve 2019/4-231 E., 2020/487 K. sayılı kararında da yer verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler karşısında somut olay incelendiğinde;
Müteahhit olan davacının dava dışı vakfa ait taşınmazın imar tadilatı suretiyle yaptığı iş nedeniyle doğan alacağının, vakıf ile aralarında düzenlenen “hasılat kira sözleşmesi” başlıklı sözleşme ile karşılandığı, bu sözleşmeye göre vakfın taşınmazını davalı şirkete kiralamasından doğan alacağın bir kısmını davacıya temlik ettiği, davacının da bu suretle hak kazandığı alacağını davalıya yönelttiği anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere, her iki taraf da tacirdir ve dava her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgilidir.
Yukarıda da belirtildiği üzere 6102 sayılı TTK`nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları nispi ticarî dava sayılacağından eldeki davaya bakmakla görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi değil 6102 sayılı TTK’nın 4/1. maddesi gereğince asliye ticaret mahkemesidir.
Bu durumda Özel Dairenin, bozma kararının dördüncü paragrafının dokuzuncu satırında görevli mahkemenin “Asliye Ticaret Mahkemesi” yerine “Asliye Mahkemeleri” yazılmış olmasının kararın devamında asliye ticaret mahkemesince işin esasına girilmesi gerektiğinin işaret edilmiş olması karşısında maddi hata teşkil ettiği değerlendirilmiş ve bu husus işin esasına etkili görülmemiştir.
Yargıtay 2HD Esas : 2023/4340, Karar : 2023/3659
- HMK 2
- Eşin rızasını almadan diğer eşin bankadan kredi çekerek aile konutuna ipotek koydurması nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davası asliye hukuk mahkemesinde değil, aile mahkemesinde görülmelidir.
Davacı taraf ıslah dilekçesi ile dava konusu taşınmazların 1989 yılından beri aile konutu olarak kullanıldığını, üzerinde intifa hakkı bulunduğunu, davalı banka tarafından usulsüz bir şekilde …kardeşlere kredi kullandırıldığını, aile konutu olmasına ve eş muvafakatı olmamasına rağmen, davalı banka tarafından sahte ekspertiz raporu düzenlenerek, yüksek miktarda kredi verilerek …kardeşlerin sebepsiz zenginleşmesinin sağlandığını, aile konutu olarak kullanılan taşınmaza diğer eşin rızası olmadan ipotek konulamayacağını, davalı bankanın davalı eşin rızasını almadığını, sahte belgeyi kullanarak işlemler yaptığını, neticesinde bu usulsüz işlemler sonucunda dava konusu edilen iki taşınmazın elden çıktığını, davalı bankanın ortaya çıkan zararları karşılaması gerektiğini iddia ederek maddî ve manevî tazminat isteminde bulunmuştur. Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hâkime aittir. Davacı tarafın davasının dayanağını 4721 sayılı Kanun’un 194 üncü maddesi kapsamında aile konutu olduğu iddia edilen taşınmazlar üzerindeki hakların diğer eşin açık rızası olmadan sınırlandırılamayacağı düzenlemesinden kaynaklanmaktadır. Öyleyse, bu belirlemeye göre istek, Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair 4787 Sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yer alan aile hukukundan kaynaklanan dava ve işlerdendir. İstek yönünden Aile Mahkemesi görevlidir. Görev, kamu düzenine ilişkin olup, hakim tarafından yargılamanın her aşamasında res’en gözetilir. Bu bakımdan, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasının incelenmesi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 7HD Esas : 2021/2153, Karar : 2022/1058
- HMK 2
- Tarımsal kredi sözleşmesi sebebiyle konulan ipoteğin kaldırılması tüketici mahkemesinde değil, asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir.
Eldeki ipoteğin fekki davasının konusu, tarımsal kredi sözleşmesi sebebiyle konulan ipoteğin kaldırılması olup, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 73. maddesinde; tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu açıklanmıştır. Hal böyle olunca, davacının tüketici sıfatı bulunmadığından, temelinde tarımsal kredi sözleşmesi bulunan taraflar arasındaki ihtilafta, mevcut davaya bakma görevi genel mahkemelere aittir. Mahkemece kamu düzeninden olan görev hususu re’sen gözetilerek uyuşmazlığa asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılıp davanın esasının incelenip hükme bağlanması doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 8HD Esas : 2020/129 Karar : 2021/4138
- HMK 2. madde
- Taşınmazın haksız işgal edilmesi nedenine dayanan dava asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir.
Dava, mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, kira ilişkisinden söz edilmek ve davanın sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmek suretiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Ne var ki, eldeki dava, davalının çekişme konusu taşınmazı fuzulen işgal ettiğinden bahisle açıldığına göre; anılan isteğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerinden kaynaklandığı ve uyuşmazlığın çözümünün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2/1. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde bulunduğu kuşkusuzdur.
Hâl böyle olunca, işin esasının incelenmesi, taraflar arasında hukuken geçerli bir kira ilişkisinin varlığının saptanması halinde davanın reddedilmesi, aksi halde elatmanın önlenmesi ve ecrimisil yönlerinden bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay (Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/8374 E. , 2012/12869 K.
- HMK 2. Madde
- Mülkiyet kaydının düzeltilmesine ilişkin dava asliye hukuk mahkemesinde görülür.
…Asliye Hukuk Mahkemesince, Talebin Çekişmesiz yargı işi olduğu, 6100 sayılı HMK.’nın 382/2-ç,1 ve 383. maddeleri gereğince uyuşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemesinin görevinde olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
….Sulh Hukuk Mahkemesi ise, talebin hak kaybına sebebiyet vereceği, 6100 sayılı HMK gereğince Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde olduğundan bahisle ile görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. 6100 sayılı HMK 01.10.2011 tarinden itibaren yürürlükte olup HMK 2-(1) hükmü “dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, Şahısvarlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemisidir” şeklindedir.
Somut olayda; davacı vekili tarafından … parselde kayıtlı taşınmazda, tapu kaydında malikinin kim olduğu belli olmayan 1/60 hissenin tespit edilecek hak sahibi maliki adına tescil edilerek mülkiyet kaydının tashihine karar verilmesine ilişkin dava, 26.10.2011 tarihinde 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğünden sonra açılmış olmakla talebin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu anlaşıldığından, HMK 2. Madde kapsamında olan uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/12150 Karar : 2018/10904 Tarih : 31.05.2018
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacı, çekişme konusu 534 ada 68 parsel sayılı taşınmazın 1978 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında davalılar adına tespit ve tescil edildiğini,… tarafından mahallinde yapılan inceleme neticesinde tanzim edilen 23/02/2012 tarihli idari tahkikat tutanağı ve mahalli tespit tutanağında çekişme konusu taşınmazın tapu kaydında malik olarak gözüken … yanı sıra mirasçılarının da kimler oldukları ve nerede bulunduklarının tespit edilemediğinin ifade edildiğini, dava konusu taşınmazın kanun hükümleri mucibinde … intikali gerektiğini belirterek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, TMK’nın 588. maddesinden kaynaklanan davaların taşınmazın aynına (mal varlığına) yönelik olduğu, olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(HMK) 382. ve 383. maddelerinin uygulama yeri bulunmadığı, bu hali ile HMK’nın 2. maddesi kapsamında kaldığı ve görevli mahkemenin … Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hâkimi … ‘ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13. maddesinin j. Bendi gereğince davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, 31.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/8427 Karar : 2018/10100 Tarih : 10.05.2018
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Dava, Türk Medeni Kanunu 594. maddesine göre taşınmazların Hazineye intikali isteğine ilişkindir.
Davacı,… Müdürlüğüne verdiği dilekçesinde, aynı köyde … simli kişi adına kayıtlı 416 parsel sayılı taşınmazı üzerine ev yapmak suretiyle 30-34 yıldır kullandığını, köyde … isimli birinin hiç yaşamadığını bildirerek taşınmazın Hazineye intikal ettirilerek satışını istediğini, bunun üzerine yapılan araştırma sonucu taşınmazın bulunduğu köyde… isimli bir kişinin yaşamadığının ve mirasçısının da bulunmadığının belirlendiğini, yapılan tapu kaydı taramasında aynı şahıs adına kayıtlı 681 parsel sayılı taşınmazın da bulunduğunun görüldüğünü ileri sürerek, Türk Medeni Kanunu 594. maddesine göre, … adına kayıtlı 416 ve 681 parsel sayılı taşınmazların Hazineye intikalini istemiştir.
Mahkemece; malvarlığına ilişkin davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 2. maddesine göre Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanında olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 594. maddesinde, mirasbırakanın mirasçısı bulunup bulunmadığı veya mirasçılarının tamamı bilinmiyorsa, sulh hukuk hakiminin uygun araçlarla ve bir ay ara ile iki defa ilan yapıp hak sahiplerini son ilandan başlayarak en geç bir yıl içerisinde mirasçılık sıfatını bildirmeye davet edeceği, ilan süresinde kimsenin başvurmaması halinde ve sulh hukuk hakiminin mirasçı tespit edememesi durumunda miras sebebiyle istihkak davası açma hakkı saklı kalmak üzere mirasın devlete geçeceği düzenlenmekte olup anılan yasal düzenlemeye göre sulh hukuk mahkemeleri özel yetkili kılınmıştır.
./..
Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesinden de anlaşılacağı üzere “aksine bir düzenleme bulunmadıkça” dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup, Türk Medeni Kanunu 594. maddesindeki sulh hukuk mahkemesinin görevine ilişkin düzenlemenin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 2. maddesinde ayrık tutulan hallerden olduğu açıktır.
Somut olaya gelince, davacı, dava konusu 681 ve 416 parsel sayılı taşınmazların tespit maliki Mustafa Helvacı’nın, mirasçısız öldüğünü ileri sürerek TMK’nun 594.maddesi uyarınca anılan taşınmazların Hazine adına intikalini istemiş olup uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi olduğuna göre, Mahkemece, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken bu yön göz ardı edilerek görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir.
Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 10.05.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
…
-KARŞI OY-
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 594. maddesinden kaynaklanan, malvarlığının intikali, tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkin olup, hasım gösterilmeden sulh hukuk mahkemesinde açılmıştır.
Mahkemece, davanın mal varlığına ilişkin olması nedeniyle asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu hususunda sayın çoğunluk ile aramızda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. İhtilaf söz konusu davanın hasımsız olarak açılıp açılamayacağına ilişkindir.
Bilindiği üzere, kayyımın atanması, görev ve sorumluluklarını düzenleyen TMK’nın ilgili hükümleri ile 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun hükümleri dikkate alındığında; ilgililerin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla malvarlığına yönelik bu tür davaların kayyıma yöneltilmesinde zorunluluk vardır.
Somut olayda, tapu kaydının iptali istenen taşınmazın kadastro tutanağı incelendiğinde Mustafa Helvacı adına ölü olduğu belirtilmek suretiyle tespit yapıldığı, ayrıca dava konusu taşınmazdan başka yine ev ve arsa vasıflı 601 sayılı parselin de aynı kişi adına tespitinin yapıldığı görülmektedir. Bilindiği üzere yerleşim yerlerinde tespitin yapıldığı 1970 li yıllar nazara alındığında ev ve arsanın kimin olduğunun bilinmemesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Yapılan ilanlar üzerine kimsenin müracaatta bulunmaması, tapu malikinin mirasçılarının olmadığı anlamına gelmemektedir.
../…
Gerek TMK 588. maddesinden, gerekse 594. maddesinden kaynaklanan davalarda hakimin gerekli titizliği göstermesi ile ancak doğru sonuca ulaşılabilir. Yargılama usulüne yeterince uyulmaması, gerekli araştırmalar yapılmadan davanın kabulü halinde (hasım bulunmadığı için) kararın denetim makamı olan istinaf veya temyiz mercii önüne gelmesi mümkün olmayacaktır. “Mirasçısı çıkarsa sonra hazineden alsın” savunması elden çıkan taşınmazın geri dönmesinin güç ve masraflı, bazen de mümkün olmaması nedeniyle itibar edilebilecek bir argüman değildir.
İşte bu sakıncaların giderilebilmesi için kendisini mahkeme önünde savunma imkanı bulunmayan taşınmaz maliklerini temsil etmesi amacıyla “temsil kayyımlığı” müessesesi getirilmiştir. Somut olayda da söz konusu mahsurların önüne geçilebilmek için aynı TMK 588. maddesine ilişkin uygulama gibi,( Dairenin 2017/1391 E, 2017/1546 K sayılı 30.3.2017 tarihli ve bunun gibi bir çok emsal karar)mal varlığının kayyımla temsili yoluna gidilmek suretiyle hasımlı açılacak bir davada uyuşmazlığın çözülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik şartı olan taraf teşkili sağlanmadan açılan davanın sulh hukuk mahkemesince reddedilmesi gerektiği kanaatıyla, bozma açısından sayın çoğunluk görüşüne katılmakla birlikte bozma gerekçesi bakımından katılmıyorum.
YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/17413 Karar : 2018/2119 Tarih : 17.04.2018
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı vekili, davacı banka ile davalı arasında akdedilen Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesine istinaden davalıya verilen kredi kartı borcunun ödenmemesi nedeniyle yaptıkları takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıya tebligat yapılmadan dosya üzerinden tensiben karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin bankacılık işleminden kaynaklandığı, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı Kanunun 4 ve 5. maddesi gereğince davanın ticari dava niteliğinde olduğu, TTK hükümleri uyarınca davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülmesi gerektiği, mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğu gerekçesi ile HMK 115/2 maddesi uyarınca dava şartı noksanlığı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı bankadan alınıp kullanılan kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır.
5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 44/2. maddesine göre; “ Kart çıkaran kuruluşlarca açılacak davalarda 1086 sayılı HUMK.`nun görevine yetkiye ilişkin hükümleri uygulanır.” Bu yasal düzenleme karşısında, 01.10.2011 tarihine kadar olan dönemde bankalarca kredi kartı hamilleri aleyhine açılan ve istisnalar dışında kalan davalarda görevli mahkeme, dava değerine göre genel mahkemeler sıfatıyla sulh veya asliye hukuk, bu tarihten sonraki davalarda ise 6100 sayılı HMK’nun 2/1. maddesi uyarınca dava değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesidir.
28.11.2013 tarihli ve 28835 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun`un yürürlüğe girmesinden sonra oluşacak banka kredi kartı uyuşmazlıklarında ise görevli mahkeme, anılan kanunun 3/1-k-l,4/3,73/1,83/2 ve geçici 1. maddelerinde yer alan hükümler çerçevesinde belirlenmelidir.
Mahkemece, açıklanan görev hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek somut olayda 16.04.2014 tarihinde davanın açıldığı dikkate alındığında Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilmeden Ticaret Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde davacıya iadesine, 17/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/2030 Karar : 2017/6296 Tarih : 6.07.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin …, …, … Mah. … Pafta 1019 ada 18 parsel sayılı binanın 1 nolu bağımsız bölümünün maliki olduğunu, davalıların bu dairenin tam ortasına asansör boşluğu kurarak müvekkilinin daireyi satın aldığı tarihten bugüne kadar kullanmasını engellediklerini belirterek projeye aykırı olarak yapılan bu müdahalenin önlenmesine, davacıya ait dairenin projesine uygun hale getirilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 8.000.-TL ecrimisil bedelinin en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama devam ederken davada taraf olmayan kat maliki … davaya dahil edilmiştir.
Davalılardan…`ın dava tarihinden önce vefat etmiş olması nedeniyle mirasçıları …, … aleyhine … … 20. Sulh Hukuk Mahkemesinde aynı iddia ile dava açmış, bu dava eldeki dava ile birleştirilmiştir.
Mahkemece asıl dava ve birleşen davanın kısmen kabulü ile … ili, … ilçesi, … mahallesi, 1019 ada 18 sayılı parselde tapuda kayıtlı … Caddesi No:89’da bulunan … apartmanının 1 nolu dairesinin 1 ve 2 nolu deposunun giriş koridorunda onaylı projesine aykırı olarak yapılan ve 1 ve 2 nolu depolara giriş çıkışı engelleyen asansör kovasının projesine uygun hale getirilmesi için asansör kova duvarının yıkılıp molozunun atılması, 1. … kat tavan boşluğunun kapatılması, zemin döşeme tamirinin yapılması, sıvı ve boya tamir işlerinin yapımı, asansör kovasının bir üst kata taşınmazı için asansör sisteminde yapılacak değişiklik nedeni ile gerekli tadilat projesinin yaptırılıp onaylatılması bu proje gereği mekanik ve elektrik işlerinde gerekli tadilatın yapılarak asansör sistemini yeniden kurulmasına bu işlerin masrafı davalı tarafa ait olmak üzere 15 günlük süre verilmesine, 13.869.72.-TL ecrimisil bedelinin dönemsel ecrimisil bedelleri için her bir dönem sonundan itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, ecrimisil bedellerinin sırasıyla …‘tan 524.23.-TL, …‘tan 1.572.70.-TL, …‘dan 1.797.37.-TL, …‘den 2.096.93.-TL, …‘den 2.696.05.-TL, …‘den 2.696.05.-TL, …‘dan 1.887.24.-TL, …‘tan 599.12.-TL`nin alınmasına karar verilmiş, hüküm davalılar ve birleştirilen dosya davalıları vekilince temyiz edilmiştir.
1)Davalılar ve birleştirilen dosya davalıları vekilinin projeye aykırılığın eski hale getirilmesi istemine ilişkin temyiz itirazları bakımından;
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve mimari projeye aykırılıkların eski hale getirilmesine karar verildiğine göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2)Davalılar ve birleştirilen dosya davalıları vekilinin ecrimisil istemine ilişkin temyiz itirazları bakımından;
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek 1. maddesinde, bu kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır. Bununla birlikte ecrimisil davası, Kat Mülkiyeti Kanununun uygulanmasından kaynaklanmayıp, anılan kanun maddesi hükmünün bu istem yönünden uygulama olanağı bulunmamaktadır. Buna göre görev hususu genel hükümler uyarınca belirlenmelidir. Hukuki uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemelerinin görevi asıl, sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisnadır. Özel bir kanun hükmü ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesine göre dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Ecrimisil istemi de malvarlığı haklarına ilişkin olduğundan davanın bu niteliğine ve genel hükümlere göre davaya asliye hukuk mahkemesinde bakılmak üzere ecrimisil davasının tefriki ile görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde gösterilen nedenlerle; davalılar ve birleştirilen dosya davalıları vekilinin projeye aykırılığın eski hale getirilmesi istemine ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA,
2)İkinci bentde gösterilen nedenlerle; davalılar ve birleştirilen dosya davalıları vekilinin ecrimisil istemine ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu kısım için BOZULMASINA 06/07/2017 günü oybirliği ile karar verildi.
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/799 Karar : 2017/10711 Tarih : 22.06.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacılar, murislerinden kalan iki taşınmazın davalılar tarafından kullanılıp işletildiği, kullandıkları dönem için tespit edilen kira bedelinindavacıların payı oranında tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın haksız olduğunu belirterek, itirazın iptaline ve % 20 tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-) 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nun 2/1 maddesine göre “ Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. ” Somut olayda, uyuşmazlık sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Dava, 04/11/2014 tarihinde 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra açıldığına göre görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmamış olsa bile re`sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır.
Hal böyle olunca, mahkemece; uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, görevsizlik nedeniyle HMK`nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu yön gözardı edilerek davanın esası hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-) Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK`nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/13624 Karar : 2017/4983 Tarih : 4.04.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacı … vekili, davacı ve davalı adına 1/2’şer hisseli olarak satın alınan 4902 ada 21 parsel 6 nolu bağımsız bölüm için çekilen kredinin boşanma dava tarihinden sonra davacı tarafından ödenen bedelin tespiti ile, davalı adına edinilen 1940 parsel sayılı taşınmaz yönünden de alacağının tespit edilerek bağımsız bölümün kişisel mal olarak tespitine, mümkün olmaması halinde her iki taşınmazdaki alacağının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 1940 parsel sayılı taşınmaz yönünden davacının katılma alacağının kabulüne, 4902 ada 21 parsel 6 nolu bağımsız bölüm yönünden de davacının boşanma dava tarihinden sonra ödediği kredi miktarlarının toplamından kira gelirinden elde edilen gelir düşülerek alacağın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, temyiz dilekçesindeki açıklamalara göre davalı vekili tarafından 4902 ada 21 parsel 6 nolu bağımsız bölüm yönünden temyiz edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; davacının dava dilekçesinde 1/2’şer olarak davalı eş ile malik oldukları taşınmaz nedeniyle kullandığı konut kredisinin boşanma dava tarihinden sonra ödediği kısmın tespiti ile tahsilini istediği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalara göre, davacının 4902 ada 21 parsel 6 nolu bağımsız bölüme yönelik talebi sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası niteliğinde olduğu anlaşılmakla, davacının iddiası genel hükümlere dayalı (TBK m. 77 vd.) olup, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde değildir.
O halde, 4902 ada 21 parsel 6 nolu bağımsız bölüme yönelik talep TMK 2. kitabından kaynaklanmadığından aile mahkemesi görevli olmayıp, uyuşmazlığın çözüm yeri 6100 sayılı HMK’nun 2.maddesi uyarınca belirlenecek asliye hukuk mahkemesidir. Görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan (HMK m. 114/c) iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK m. 115/1). Mahkemece, 4902 ada 21 parsel 6 nolu bağımsız bölüme yönelik görevsizlik kararı verilmesi grekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın temyiz edene iadesine, 04.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/4789 Karar : 2017/2121 Tarih : 20.03.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Dava, mirasçılık belgesinin iptaline ilişkindir.
Davacılar, … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/659 E., 2011/854 K. ve … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/660 E., 2011/855 K. sayılı mirasçılık belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme, davanın görev nedeni ile usulden reddine karar vermiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Görev kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden gözönünde bulundurulur.
Dava, HMK’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra 05.03.2015 tarihinde açılmıştır. 01.10.2011 tarihinden önce yürürlükte bulunan HUMK’nun Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevini belirleyen 8/II-5. bendine göre “mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davalarına …” bakar şeklinde olduğu halde 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nun 1. maddesi uyarınca; “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden” sayılır, hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun’un 2. maddesinde ise, “dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi” olduğunu vurgulamıştır. 6100 sayılı HMK’nun 4/1-ç bendine göre, “Bu kanun ile diğer kanunların, Sulh
Hukuk Mahkemesi veya sulh hukuk hakiminin görevlendirdiği davalara Sulh Hukuk Mahkemesi bakar” yine aynı Kanun’un, görevli mahkeme başlığını taşıyan 383/1. fıkrasında; “ çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemesi” olduğu açıklanmıştır. Öte yandan genel hüküm niteliğinde bulunan TMK’nun 598/1. fıkrasında da, veraset belgesinin Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilmesi öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanunun çekişmesiz yargı işleri başlığını taşıyan 382/1-c kısmının 6. bendine göre, mirasçılık belgesi verilmesinin Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görev alanına girdiği ve çekişmesiz yargı kapsamına alındığı belirlenmiştir. Yukarıda açıklandığı gibi HUMK’nun 8/II-5. maddesi uyarınca mirasçılık belgesinin verilmesi, değiştirilmesi veya iptal davaları ile ilgili görev Sulh Hukuk Mahkemesi’ne verildiği halde, HMK’nun 382/2-c kısmının 6. bendine göre, Sulh Hukuk Mahkemelerinin sadece veraset belgesinin verilmesiyle ilgili istekler konusunda görevli olduğu anlaşılmaktadır. Anılan maddenin bu haliyle yorumlanmasında veraset belgesinin değiştirilmesi veya daha önce verilen veraset belgesinin iptali davalarının Sulh Hukuk Mahkemesi’nde bakılamayacağı ve bu mahkemelerin görevli olamayacağı sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki, veraset belgesinin iptali davaları hasımlı olarak açılması zorunlu bulunduğundan çekişmesiz yargıdan çıkıp çekişmeli yargı haline geldiği de bir gerçektir.
Bu durum karşısında HMK’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan eldeki dava bakımından HMK’nun 382/2-c kısmının 6. bendi uyarınca görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonucuna varıldığından işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken mahkemenin görevsiz olduğundan bahisle usulden red kararı vermiş olması doğru değildir. Yukarıda anılan ilkeler gözetilmeksizin karar verildiğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/784 Karar : 2017/1543 Tarih : 15.03.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
.. 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19.09.2013 tarih ve 2013/111-2013/113 D.İş sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi ihtiyati haciz talep eden (alacaklı) vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
İhtiyati haciz talep eden vekili, müvekkili ile … Ltd. Şti. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, karşı tarafın müteselsil kefil olarak sözleşmeyi imzaladığını, sözleşmeden doğan alacağının vadesi geçtiği halde ödenmediğini, karşı tarafın temerrüde düştüğünü, mal kaçırma çabası içerisine girdiğini ileri sürerek ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, ihtiyati haciz istenen bankaya ait 771.420,80 TL borcun davalı tarafından gayrimenkul ipoteği verilerek rehinle temin edilmiş olduğu, ihtiyati haciz talep eden bankanın öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapması gerektiği, olağan takip usullerini uygulaması gerektiği, ipotekle temin edilmiş olan alacakla ilgili mal kaçırma iddiasında bulunamayacağı, ihtiyati haciz istenemeyeceği gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, ihtiyati haciz talep eden vekili temyiz etmiştir.
1- HMK’nın 316/1-c maddesi uyarınca ihtiyati haciz istemlerinin incelenmesi basit yargılama usulüne tabi ise de, aynı Kanun maddesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, basit yargılama usulü sadece ve münhasıran sulh hukuk mahkemesinde değil asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemelerinin görev alanına giren pek çok dava ve iş bakımından da uygulanan bir yargılama usulü niteliğindedir. Öte yandan, ihtiyati haciz istemi, mahiyeti gereği, 6100 sayılı HMK’nın 2. maddesinde belirtildiği üzere gerek istemde bulunanın ve gerekse de aleyhine istemde bulunulanın mal varlığı haklarına ilişkin bir “iş” niteliğinde olup aksine bir düzenleme söz konusu olmadığı için bu işler bakımından asıl görevli mahkeme asliye hukuk ve/veya işin mahiyetine göre asliye ticaret mahkemesidir. Bu durumda, açık yasa hükümlerine karşın, mahkemece somut istemde yerel mahkemenin görevli olmadığının gözden kaçırılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, ihtiyati haciz talep eden vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın resen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ihtiyati haciz talep eden vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/12052 Karar : 2017/902 Tarih : 16.02.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Kadastro Müdürlüğünce 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca re’sen yapılan düzeltme işlemi sırasında … Köyü çalışma alanında bulunan ve tapuda … adına kayıtlı olan 422 parsel sayılı 20.000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 27.300,03 metrekare yüzölçümlü olarak belirlenerek tapu kaydında düzeltme yapılmasına karar verilmiştir. Davacı Hazine, yapılan düzeltme işleminin hatalı olduğu iddiası ile düzeltme işleminin iptali ve yüzölçüm fazlalığının Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3402 sayılı Yasa’nın 41. maddesi uyarınca yapılan teknik hatanın düzeltilmesi işleminin iptali istemine ilişkindir. Anılan madde uyarınca, re’sen veya istem üzerine Kadastro Müdürlüğünce düzeltme kararı verilmesi halinde, bu karar ilgililerine tebliğ edilir. Bu karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde dava açılmaması halinde tapu sicilinde düzeltme yapılır. Yasada öngörülen bu süre hak düşürücü bir süre olmayıp sadece, hak kayıplarının olmaması amacıyla, düzeltme kararının tescilinden önce bir bekleme süresidir. Bu sürenin geçirilmiş olması ya da düzeltme talebinin reddedilmesi halinde 41. maddeye dayanılarak tapu iptal ve tescil davası açılması imkan dahilindedir. 30 günlük süre içinde açılacak davalarda görevli mahkeme, 3402 sayılı Yasa’nın 41/1. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesidir. 3402 sayılı Yasa’nın 41. maddesine dayanılarak, düzeltme kararı infaz edildikten (30 günlük süreden) sonra açılacak davalar ile düzeltme isteminin idarece reddi halinde açılacak davalarda ise görevli mahkeme; Kadastro Kanunu’nda bu konuda bir hüküm yer almadığından, 6100 sayılı HMK’ nın 2. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. Somut olayda; çekişmeli 422 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili olarak … Kadastro Müdürlüğü’nce yapılan düzeltmeye ilişkin 18.03.2014 tarihli karar, davacı Hazine’ye 16.04.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı Hazine 19.08.2014 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesi’nde işlemin iptali için dava açmıştır. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açmak için gerekli olan 30 günlük süre geçtikten sonra dava açıldığına göre Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yönelik olarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, davacı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, 16.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/297 Karar : 2017/2026 Tarih : 13.02.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacı vekili, müvekkili ile davalı işyerinde çalışmakta iken emekli olan … arasında 21.12.2011 tarihinde temlikname imzalandığını, bu temliknameye göre …‘nın adına tahakkuk edecek olan ikramiyelerinin tamamı ile emekli olması dahilinde kalan kısmının kıdem tazminatından kesilip ödenmesi kaydı ile alacağı bulunan 90.000,00 TL’nin Borçlar Kanunu’nun 162. maddesi gereğince davacıya devir ve temlik ettiğini belirterek, Borçlar Kanunu’nun 100. maddesine göre hesaplama yapılması kaydı ile, müvekkiline devredilen kıdem tazminatı ve gecikme zammı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; zamanaşımı def’inde bulunmuş, davalı işyerinde işçi olarak çalışmış bulunan …‘nın iş bu davanın davacısına çalışmasından doğan işçilik alacaklarını temlik etmiş olduğunu, temlik edilen miktarın davacıya ödendiğini, davacının son olarak 22.01.2015 tarihinde alacağını aldığını, sonrasında dilekçe vererek sadece faiz hakkını saklı tuttuğunu; ancak Borçlar Kanunu’nun 100. maddesi gereğince alacaklarının tahsilini talep etmemiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller çerçevesinde, gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Uyuşmazlık, iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre iş mahkemelerinin görevi, 4857 sayılı Kanun’a göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya 4857 sayılı Kanun’a dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesidir.
Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır.
Somut olayda, davacı … ile davalı işyerinde çalışmakta iken emekli olan … arasında 21.12.2011 tarihinde temlikname imzalanmıştır. Söz konusu temliknameye göre; … tarafından, emekli olması dahilinde kalan kısmı kıdem tazminatından kesilip ödenmesi kaydı ile adına tahakkuk edecek olan ikramiyelerinin tamamı Borçlar Kanunu’nun 162. maddesi gereğince davacıya devir ve temlik edilmiştir. Davaya konu istek; temliknameye dayalı olarak edinilen işçilik alacağının tahsiline ilişkindir.
Alacağı temlik eden ve temlik alan arasındaki halefiyet kuralı göz önüne alındığında; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinde sözü edilen uyuşmazlığın, alacağı temlik eden dava dışı işçi ile işveren arasında iş sözleşmesinden ve aynı zamanda 4857 sayılı İş Kanunu’na dayanan işçilik alacağından doğduğu, temlikname ile alacağı temlik alan davacıya sirayet ettiği; başka bir ifadeyle uyuşmazlığın taraflarının yine işçi - işveren olduğu ve değişmediği anlaşılmaktadır. Buna göre uyuşmazlığın çözüm yeri; yukarıda açıklanan hukuki olgular dikkate alındığında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesi gereğince genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi olmayıp İş Mahkemesidir. Bu sebeple, mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, mahkemenin görevsiz olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas : 2014/1241 Karar : 2016/1033 Tarih : 9.11.2016
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine dair verilen 05.04. 2013 gün ve. 2012/415 E.-2013/161 K. sayılı kararın davacı vekilinin temyizi üzerine 19. Hukuk Dairesinin 09.09.2013 gün ve 2013/10450 E.-2013/13361 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili; çiftçi olan müvekkilinin elde ettiği ürünü un fabrikası sahibi olan davalıya satmakta olduğunu, müvekkilinin sattığı ürün karşılığında davalıdan bir senet aldığını, davalının bedelini ödemeyerek müvekkilini oyalaması nedeniyle zamanaşımına uğrayan senede dayalı olarak icra takibi başlatıldığını, ancak takibin davalının haksız itirazı ile durduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin takibe konu senedi ürün tesliminden önce davacıya verdiğini, ancak ürünün müvekkiline teslim edilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre; davacının çiftçi olduğu, takibe konu senedin ise zamanaşımına uğramış olduğu, bu durumda davada TTK’da düzenlenen kambiyo hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı, davanın ticari dava niteliğinde olmadığı, davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava zamanaşımına uğramış bonoya dayalı olarak girişilen icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkin olup, zamanaşımına uğramış bono ile ilgili TTK hükümlerinin tartışılması ve değerlendirilmesi gerektiğinden ve bunun sonucu olarak dava TTK`nın 4. maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olduğundan, işin esasına girilerek deliller eksiksiz olarak toplanıp hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir…”
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu belirtilerek dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda gösterilen sebeplerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece gerekçesi açıklanarak önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyize getirilmektedir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, satım sözleşmesine ve buna dayalı olarak bir tacir tarafından tacir olmayan kişi lehine düzenlenen ve zamanaşımına uğramış bonoya dayanılarak girişilen takibe vaki itirazın iptali davasının ticari dava niteliğinde olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre davayı görmek görevinin Asliye Hukuk Mahkemesinde mi, yoksa Asliye Ticaret Mahkemesinde mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Hukuk mahkemelerinin hangileri olduğu ve bunların kuruluşu 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4 ve 5 inci maddelerinde düzenlenmiştir.
Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere …. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2 nci maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır.
Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 sayılı Kanunun üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5 inci maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.
Bir davanın ticari nitelikte olup olmadığı, bir diğer ifade ile asliye ticaret mahkemesinde görülüp görülmeyeceğinin belirlenmesi işi de Türk Ticaret Kanununun 4 üncü madde-sinde gösterilen ilkelere göre yapılmalıdır. Öğretide de benimsenen görüşe göre ticari davalar mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrılmaktadır. Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesinin 1 inci bendinin (a) alt bendi uyarınca bu Kanunda düzenlenen hukuk davaları mutlak ticari davalardır. Nispi ticari davalar ise konusu ne olursa olsun, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalarıdır (TTK.m.4/1). Kanuni düzenleme uyarınca sadece mutlak ya da nispi ticari davalar asliye ticaret mahkemesinde görülürken, bunlar dışında kalan davalar (istisnalar saklı kalmak kaydıyla) asliye hukuk mahkemelerinde görülmelidir.
Hemen belirtmek gerekir ki itirazın iptali davaları takip hukuku kaynaklı, icra takibine sıkı sıkıya bağlı ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde belirlemeye yarayan kendine özgü davalardır. Dava ile takip arasındaki bu sıkı ilişki nedeniyle dava konusu, ancak takip talepnamesinde yazılı alacak dayanağı, tutar ve benzeri talepler olabilir ve kural olarak ispat vasıtaları da bu çerçevede değerlendirilir.
Somut olaya dönüldüğünde davacı yanca davalı aleyhine Antalya 5. İcra Dairesinin 2012/5431 sayılı takip dosyası üzerinden 02.08.2012 günü girişilen (örnek 7) genel haciz yolu ile icra takibinde alacağın kaynağı olarak “10.08.2007 tarihli 30.000,00 TL’lik alacak” gösterilmiş ve takip talepnamesi ekine keşidecisinin davalı …, lehtarının davacı … Gürdal olduğu, 10.07.2007 günü Döşemealtı ilçesinde düzenlenmiş, 10.08.2007 vadeli ve bedel hanesi boş 30.000,TL’lik bono eklenmiştir.
Ödeme emrinin tebliği üzerine davalı borçlu vekili tarafından icra dosyasına sunulan dilekçe ile özetle müvekkilinin borcu olmadığı, alacaklının müvekkiline 84 ton arpa satmayı teklif ettiği ve bu vaad üzerine kendisine takip talepnamesi ekindeki bononun verildiği, ancak alacaklının teslimatı gerçekleştirmediği ve bu nedenle de bonoda yazılı borcun doğmadığı ileri sürülerek borca itiraz edilmiştir.
Takibe yönelik bu itiraz üzerine açılan eldeki davada davacı vekili müvekkilinin davalıya arpa sattığını ve karşılığında takip konusu bonoyu aldığını, davalının oyalaması nedeniyle zamanaşımı süresinin geçtiğini ve giriştikleri takipte gönderilen ödeme emrine ticari ilişki de kabul edilmek suretiyle itiraz edildiğini, zamanaşımına uğramış bononun alt ilişki bakımından yazılı delil başlangıcı sayılacağını ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevabında itiraz dilekçesine paralel olarak, davacının arpayı teslim etmeyi vaad etmesi üzerine bononun kendisine verildiğini ancak arpayı teslim etmediğini ve bonoyu da kaybettiği bahanesiyle iadeden kaçındığını, satım sözleşmesi gereği edimini ifa etmediğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Takip talepnamesinde gösterilen borç kaynağına, iddia ve savunma içerikleri ile özellikle bononun zamanaşımına uğradığının sabit olmasına ve tarafların benimsemesine göre takip konusu alacağın bonoya dayanmayıp, satım sözleşmesine dayandığı tartışmasızdır.
Zamanaşımına uğramış bononun medeni usul hukuku anlamında yazılı delil başlangıcı olduğunda tartışma bulunmamaktadır.
Dosya kapsamına göre davacı bonoya bir kambiyo senedi olarak değil bir ispat vasıtası olarak dayanmakta, davalı da bu çerçevede malın teslim edilmediği savunmasında bulunmaktadır. Bu durumda Özel Daire belirlemesinin aksine somut olay bakımından zamanaşımına uğramış bono ile ilgili Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin tartışılması ve değerlendirilmesi gerekmemektedir. Kaldı ki dava, Türk Ticaret Kanununun 778 inci maddesi atfıyla bonolar için de uygulanan ve poliçelerde sebepsiz zenginleşmeyi düzenleyen 732 nci maddesine dayalı bir istemi de içermemektedir.
Bu haliyle somut uyuşmazlık satım sözleşmesinde karşılıklı edimlerin ifa edilip edilmemesi noktasında toplandığından, uyuşmazlığın çözümünde hakim kambiyo senetlerine ilişkin kuralları tartışmayacak, zamanaşımına uğradığı için bono vasfını kaybetmiş belgeyi taraflar arasındaki satım sözleşmesinin delili olarak değerlendirerek bir sonuca varacaktır.
Bu belirlemeye göre uyuşmazlığın münhasıran bonoya dayanmadığı ve davanın da mutlak ticari dava sayılamayacağı sonucuna varılmaktadır. Davalının tacir olduğu sabit ise de dosyaya yansıyan bilgiler ve özellikle tarafların açıklamaları kapsamında davacının çiftçi olduğu ve Türk Ticaret Kanununun 12 nci maddesinde ifadesini bulan tanıma göre bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işletmediği anlaşıldığından, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı, bu haliyle davanın nispi ticari dava olarak da kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Varılan sonuçlar bir arada değerlendirildiğinde işin ticari nitelikte olmadığı, davanın da mutlak ya da nispi ticari dava sayılamayacağı anlaşıldığından davanın asliye ticaret mahkemesinde değil asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında uyuşmazlığın çözümünde zamanaşımına uğramış bono ile ilgili Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin değerlendirilmesinin gerektiği, bu nedenle eldeki davanın mutlak ticari dava olduğu ve asliye ticaret mahkemesinin görevsizlik kararı vermesinin hatalı olduğu görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.11.2016 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/15532 Karar : 2016/14409 Tarih : 24.10.2016
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacı … vekili, tarafların boşanma davasının devam ettiğini, evlilik birliğinden önce edinilen kişisel malı olan taşınmazı davalının kullanmaya devam ettiğini, davalıya taşınmazı boşaltması için noter kanalıyla ihtar göndermesine rağmen taşınmazı boşaltmadığından, davalının taşınmaza yönelik müdahalesinin önlenmesi ile 1.500,00 TL ecrimisil alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, ön inceleme aşamasında, dosya üzerinden yapılan inceleme ile, tarafların karı koca oldukları, müşterek konuttan ecrimisil istenemeyeceği ve taşınmazın kişisel mal olup olmadığının Aile Mahkemesi`nce çözümlenmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; davacının talebi mülkiyet hakkına dayalı müdahalenin önlenmesi ve ecrimisil alacağına yönelik olup, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında bir talep niteliğinde değildir.
O halde, talep TMK 2. kitabından kaynaklanmadığından Aile Mahkemesi görevli olmayıp, uyuşmazlığın çözüm yeri 6100 sayılı HMK’nun 2.maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. Görev kamu düzeni ile ilgili dava şartı olduğundan (HMK m. 114/c) iddia ve savunma olarak ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulur (HMK m. 115/1). Mahkemece davaya genel hükümler çerçevesinde bakılması gerekirken, Aile Mahkemesi`nin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, taraflarca HUMK`nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
29,20 TL peşin harcın istek halinde temyitz eden davacıya iadesine 24.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ Esas: 2017/1450 Karar: 2017/1733 Tarih: 08.06.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacı vekili, davalı arsa sahipleri ile müvekkili şirket arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, müvekkili şirkete ait olacağı kararlaştırılan iki adet villanın, sözleşmeye aykırı olarak diğer davalı şirkete satıldığını, bu satış işlemi ile müvekkilinin zarara uğratıldığını ileri sürerek, davaya konu iki adet villanın tapu kaydının iptali ile müvekkili şirket adına tescilini, olmazsa zararının tazminini talep ve dava etmiştir.
Davalılar davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın, taraf şirketlerin ticari işletmeleri ile ilgili bulunduğu, bu bakımdan davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesi’ne ait olduğu gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde iki hafta içerisinde talep halinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı şirket kayyımı temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirket ile davalı arsa sahipleri arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil, olmassa tazminat istemine ilişkindir.
Dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra, 08.01.2015 tarihinde açılmıştır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesince bakılacağına dair bir düzenleme bulunması gerekir.
Yine, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 Sayılı Kanun’un 2. maddesiyle6335 Sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve dair düzenlemeler, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine dair olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re’sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 Sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması göreve yönelik dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesini gerektirmeyecektir.
Somut olayda; uyuşmazlığın temeli, davacı yüklenici şirket ile davalı arsa sahipleri arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı şirket bu sözleşmeye göre kendisine isabet eden bağımsız bölümlerin, yine sözleşmeye aykırı olarak diğer davalı şirkete devredildiğini ileri sürerek, tapu iptal tescil, olmassa tazminat isteminde bulunmaktadır. Her ne kadar, davaya konu iş davacı şirket ile davalılardan … Yapı Gayrimenkul İnş. Oto. San. Ltd. Şti.’nin ticari işletmeleri ile ilgili olsa da, diğer davalı arsa sahipleri tacir sıfatına sahip değildir ve uyuşmazlık temel olarak arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine dair bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.
Yapılan açıklamalara göre, eldeki davaya bakma görevi 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine aittir. Bu durumda, mahkemece davanın esasının incelenmesi gerekirken göreve yönelik dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı şirket temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas: 2016/6185 Karar: 2017/89 Tarih: 10.01.2017
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Dava, eser sözleşmesinden doğan alacağın temliki nedeniyle alacak istemine ilişkin olup, mahkemenin görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine dair kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı; davalı şirket ve dava dışı şirketin oluşturduğu adi ortaklık ile diğer davalı olan Iğdır Üniversitesi arasında “Suveren Kampüs Alanı Alt Yapım İşine” ilişkin eser sözleşmesi bulunduğunu, eser sözleşmesi nedeniyle doğan alacağın 115.000,00 TL’lik kısmının ivaz karşılığında temlik alındığını, davalı Üniversite tarafından ödeme yapılmayınca adi ortaklığı oluşturan şirketlere icra takibi yapıldığını dava dışı şirketin takibe itiraz etmediği halde davalı şirketin takibe itiraz ettiğini belirterek şimdilik 10.000,00 TL alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş mahkemece, eser sözleşmelerinde asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğuna dair hüküm bulunmadığı ve davalı Üniversite yönünden davaya bakmaya asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu da belirtilerek mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve 6100 sayılı HMK 2. madde hükümlerin sonucu olarak genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğu davalar kanunda özel olarak sayılmış ve hükümleri ile değer esasına göre sulh hukuk mahkemesinin görevi ortadan kalkmış ise de sulh hukuk mahkemesi yapılan ayrım ile görevli mahkeme olarak sayıldığından genel mahkeme olarak kabul etmek gerekir. Diğer mahkemeler ise dışındaki kanunlardaki usul kuralları gereğince görevli mahkemeler olarak kurulduğundan genel mahkeme olmayıp özel mahkemelerdir. Ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisi haline getirildiğinden asliye ticaret mahkemeleri de genel mahkeme olmaktan çıkmış ve özel mahkeme haline gelmiştir.
Aralarındaki bağlantı nedeniyle birlikte açılan davalarda bir kısım dava arkadaşları veya talepler yönünden özel mahkeme, bir kısmı yönünden de genel mahkeme görevli ise davaya bakmaya tümüyle özel mahkeme görevlidir. Davanın diğerine tabaen tümüyle özel mahkemede görüleceği ilkesi, yargısal uygulamalarda kararlılıkla kabul edilip sürdürülmektedir. ( Örnek: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.04.2015 T. 2013/13-2232 E. 2015/1232 K. Sayılı ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 20.12.2010 T. 2010/11737 E. 2010/17269 K. Sayılı kararları )
Davada bir kısım dava arkadaşları veya talepler yönünden farklı özel mahkemeler görevli ise davanın açıldığı mahkeme bu özel mahkemelerden biri ise davaya o mahkemede bakılmalıdır. Dava genel mahkemede açılmış ancak birden fazla özel mahkeme görevli ise ağırlıklı hukuki ilişkiye göre görevli mahkeme olan özel mahkemede dava görülmek üzere görevsizlik kararı verilmelidir. Davadaki talepler hem asliye hukuk mahkemesinin hem de sulh hukuk mahkemesinin görevine girmekte ise dava tümüyle asliye hukuk mahkemesinde görülmelidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır.
6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re’sen incelenir.
Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4 maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı temlik alan ile davalılardan Beşkardeşler Limited Şirketi’nin ticari şirket olduğu, her iki taraf arasındaki uyuşmazlığın ticari işletmelerinden kaynaklandığı bu durumda davaya bakmaya görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğu, diğer davalı Iğdır Üniversitesi hakkındaki davanın da diğer davalı şirkete tabaen aynı mahkemede görülmesi gerektiği ve bu durumda her iki davalı yönünden de görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olmasına rağmen, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ilehükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/27183 Karar: 2016/579 Tarih: 14.01.2016
-
HMK 2. Madde
-
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi
Davacı İ… K… Genel Müdürlüğü vekili, davalı şirketin 2003 yılı 8.9 ve 10 aylara ait aylık işgücü çizelgesi özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma zorunluluğuna aykırı hareket ettiğini ve şirkete 26.548,59 TL idari para cezası uygulandığını, idari para cezasının tahsili için Fethiye 2.İcra Müdürlüğünün 2008/648 esas sayılı icra dosyası takip yapıldığını, ödeme emrine davalı tarafından haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı şirket vekili ise, Muğla İdare Mahkemesi 2007/2399 esas sayılı iptal davasında görevsizlik kararı vermesi üzerine görevli Muğla Sulh Ceza mahkemesinde para cezasının iptali istemi ile dava açtıklarını, soruşturma zamanaşımı süresinini geçirilmesi sebebi ile idari para cezasının kaldırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, itirazın iptaline konu olan idari para cezasının sulh ceza mahkeme kararı ile ortadan kaldırılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, davacı vekili temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre iş mahkemelerinin görevi, 4857 Sayılı Kanun’a göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya 4857 Sayılı Kanun’a dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesidir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Görev konusu kamu düzenine dair olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır.
Somut olayda taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Davaya konu istek; idare tarafından davalıya verilen idari para cezasının tahsiline ilişkindir. 4904 Sayılı İş Kurumu Kanunu’nun 20/ son maddesi idari para cezalarının genel esaslara göre tahsil edileceğini düzenlemiştir. Buna göre uyuşmazlığın çözüm yeri yukarıda açıklanan hukuki olgular dikkate alındığında İş Mahkemesi olmayıp, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesi gereğince genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.06.2010 tarihli ve 2010/9-314 esas, 2010/342 karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde işin esasına girilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, 14.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.
Makale Yazarlığı İçin
Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.