0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Karşı İspat

HMK Madde 191

(1) Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz.



HMK Madde 191 Gerekçesi

Bu madde 1086 sayılı Kanunun 239 uncu maddesinin karşılığı olup, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın dili sadeleştirilmiştir.


HMK 191 (Karşı İspat) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/5537 Karar : 2017/3127 Tarih : 11.04.2017

  • HMK 191. Madde

  • Karşı İspat

Dava, aksine Kurum işleminin iptali ile ölüm aylığının bağlanması ve boşanma kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren hak edilen aylıkların faizi ile Kurumdan tahsili istemine ilişkindir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Eski eşiyle 20.05.2009 tarihinde boşanmasını takiben 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olup da 10.09.1980 tarihinde vefat etmiş olan babası üzerinden hak sahibi sıfatıyla 08.03.2010 taihli tahsis talebine davalı kurumca yapılan inceleme sonrasında tutulan denetmen raporu ile halen ayrı yaşamadıklarının belirlenmesi nedeniyle reddedilmesinin ardından 02.07.2012 tarihli tahsis talebinin de reddedilmesi nedeniyle açıldığı anlaşılan eldeki davada, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de verilen kararın eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.

5510 sayılı Kanunun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada,özellikle Anayasa`nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşlanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise adına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli,davacının kiracı olarak kaldığı iddiası bakımından kira sözleşmesi olup olmadığı, var ise, bu kira sözleşmesinin kim tarafından imzalandığı, kira bedellerinin kim tarafından nasıl yatırıldığı araştırılmalı, 2009 yılından itibaren görev yapan anılan mahalleler muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, 26.03.2010 tarihinde düzenlenen tutanak içerikleri dikkate alınmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.

Diğer taraftan, uyuşmazlığın çözümü açısından özellikle belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanunun 59 ve 100. maddeleri uyarınca Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Diğer bir anlatımla, yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir.

Ne var ki, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan “tutanaklar” ile ifade edilen; Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikte düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkârına konu olmayan tutanaklardır.

Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından yapılan incelemelere dayalı tutanakların değerlendirildiği ve varılan sonucun yazıya geçirildiği raporların, sadece memur veya müfettiş tarafından düzenlenmiş olmaları, anılan raporların 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92/son maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 59 ve 100. maddeleri kapsamında aksinin yazılı delille kanıtlanması gereken belgeler olarak kabulleri için yeterli değildir.

Buna göre, özellikle, rapor veya ekli tutanaklarda imzası bulunmayanlar yönünden, söz konusu tutanakların aksinin yazılı delille kanıtlanması yükümünden söz etmek mümkün değildir.

Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları ve iş müfettişi raporlarının, rapora dayanak alınan tutanaklar ile birlikte değerlendirilmesi ve ancak belirtilen nitelikteki ekli tutanakların anılan Kanun kapsamında aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunun kabulü, değinilen yasal düzenlemeler karşısında zorunludur.

Eldeki davada ise, davacı hakkında, davacının ilk tahsis talep ettiği tarihte belirlenen Şehitler Mahallesi muhtarının Kurum denetmenine verdiği beyan ile, yargılamada alınan beyanı arasındaki açık çelişkinin giderilmesi, davacı ile boşandığı eşinin adres kayıtları farklı çıkmış olsa da, eski eş hakkında mahkemece banka kayıtlarının araştırılması esnasında bankalardan gelen yazı cevaplarına göre eski eşin galericilik yaptığı ve şehitler mahallesindeki davacının ikamet ettiği adresin belirtilmesi nedeniyle, hem davacı, hem de eski eş hakkında dosya arasındaki tüm adresler bakımından ve bu arada …Köyü Muhtarlığı`ndan kaldığı adresin komşu ve eski eşin Turgutlu İlçesinden beyan ettiği adreslerin her birinde yakın komşulardan ayrıntılı bir araştırma yapılması ile mümkünse bankalardan eski eşin adreslerini beyan tarihlerinin araştırılması, davacının 29.06.2012 tarihindeki adres değişikliği gerçekleştirdiği yer (Özyurt Mahallesi) bakımından da aynı şekilde komşu ve muhtarlardan tanıklar tespit edilerek beyanlarına başvurulması, davacı ile eski eşinin 01.10.2008 tarihinden sonraki seçim kayıtları ile medula sistemi üzerindeki adres kayıtlarının mahkemece araştırılması ile davacının boşandıktan sonra kaldığı anlaşılan evin eski eşe ait olup olmadığı, bu arada davacı ve eski eşi hakkında hem köyde hem de … Mahallesinde yapılan araştırma ile 12.07.2012 ve 19.07.2012 tarihlerinde tutulan jandarma tutanaklarının onaylı bir örneği ile bu adreslerin kapatılma nedenlerinin ve sonraki adres beyanlarının araştırılması ile son adreslerinin ayrı ayrı tespiti ile yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ayrıntılı bir araştırma ile boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında dava değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir

O hâlde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları nazara alınmalı ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 11.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas: 2016/12792 Karar: 2016/12334 Tarih: 24.05.2016

  • HMK 191. Madde

  • Karşı İspat

A-) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izin, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini istemiştir.

B-) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, davanın reddini istemiştir.

C-) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

D-) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E-) Gerekçe:

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-)Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına dair kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta, fazla çalışma yaptığını iddia eden davacı işçi, bu iddiasını tanık delili ile işyeri kayıtlarına dayanarak kanıtlamaya çalışmıştır. Öte yandan davalı işveren ispat yükünü taşıyan işçinin iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir ( 191. Md.). Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tarafça sunulan işyeri kayıtlarının bir değerlendirmeye tabi tutulmadığı görülmüştür. Uyuşmazlıkta tanık beyanları dikkate alınarak haftalık fazla çalışma süresi saptanmıştır. Tanık delili takdiri delil niteliğindedir. Bu durumda kesin delilin olmadığı durumlarda sonuca etkilidir.

Davalı işverene karşı aynı konuda açılan benzer bir davanın Dairemizin 2014/29843 E. sayılı dosyasında yapılan temyiz denetiminde, işyeri kayıtları esas alınarak sonuca gidilmiş ve bu karar onanarak kesinleşmiştir.

Bu durumda, Mahkemece yapılacak iş Dairemizce temyiz incelemesi yapılan 2014/29843 E. sayılı dosyadaki bilirkişi raporu da dikkate alınarak dosyaya ibraz edilen işyeri giriş çıkış kayıtları ve ödeme belgelerinin denetime elverişli olarak değerlendirildiği ek rapor alınarak fazla çalışma alacağı hakkında karar vermektir.

Eksik inceleme ve denetime elverişli olmayan rapora dayanılarak verilen kararın bozulması gerekmiştir.

3-)Dava dilekçesinde davacı işyerinde ayda 4-5 gün ortalama 3 saat kadar fazla mesai uygulaması olduğunu bazen bu çalışmaların gece 23-24 e kadar sürdüğünü beyan etmiştir.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda her hafta için 5 saat fazla mesai hesaplanması 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinde belirtilen maddi vakıa ile bağlılık kuralına aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 24.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/18671 Karar: 2014/21797 Tarih: 31.10.2014

  • HMK 191. Madde

  • Karşı İspat

Dava, hak sahibi konumunda yer alan davacıya bağlanan ölüm aylığının 5510 sayılı Kanun hükümleri gereğince kesilmesi yönündeki SGK Başkanlığı işleminin iptali ile aylığın kesilme tarihi itibarıyla yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti, birleşen dava ise yersiz ödenen aylıkların yasal faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Refika Nur Kabakcıoğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Hakkında verilen boşanma kararı 25.03.2002 tarihinde kesinleşen davacıya, 18.06.1996 günü yaşamını yitiren sigortalı babası üzerinden 506 sayılı Kanun hükümlerine göre hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle davalı Kurumca 17.10.2008 tarihi itibarıyla kesilerek, 17.10.2008 - 16.05.2013 döneminde yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar yönünden borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 56. maddesinin ikinci fıkrasında, eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıklarının kesileceği, bu kişilere ödenmiş olan tutarların, 96. madde hükümlerine göre geri alınacağı yönünde düzenleme yapılmıştır. Anılan maddeye dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 - 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 - 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, davacının getirdiği belgelerle yetinilmemeli, SGK denetimine ilişkin dosya ve boşanma dosyası celbedilip incelenmeli, tutanak tanıklarının ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, medula sisteminde kayıtlarda görülen adresler ilgili sağlık kuruluşlarından araştırılmalı, eşlerin boşanma sebebi belirlenmeli, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise ödeme için adına açılan banka hesabında kayıtlı yerleşim yeri saptanmalı, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge/bölgeler yönünden geniş kapsamlı Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahallelerde görev yapmış/yapmakta olan muhtar ve azalardan istem hakkında düşünce edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle boşanılan eşle fiilen birlikte yaşamanın gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 31.10.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/12277 Karar : 2016/8884 Tarih : 17.11.2016

  • HMK 191. Madde

  • Karşı İspat

Davacı vekili asıl davada, müvekkilince tasarlanıp dava dışı …. A.Ş. tarafından ….’daki …… Kanal projesinde kullanılan aydınlatma armatürlerinin müvekkilince ….04.2009 tarih 2009/01799 no ile tescil başvurusu yapıldığını, kanal projesinin ikinci etabının ihalesinin davalı … İnş. Ltd. Şti. tarafından alındığını, bu şirket tarafından sokak lambası aydınlatma armatürleri işinin davalı … …..i …..’a verildiğini, davalı …. tarafından müvekkilinin kalıpları yatırdığı firmadan kalıp örneklerinin kendisine haber verilmeden izinsiz alındığını ve müvekkiline ait tasarımın izinsiz üretilip satışının yapıldığını, ….’nın 2009/7029 soruşturma sayılı dosyasında davalı ….’ın işyerinde kolluk kuvvetlerince arama ve elkoyma yapılıp tutanak tutulduğunu, davalıların eylemlerinin müvekkilinin tasarımına tecavüz yarattığını ileri sürerek, tasarıma tecavüzün tespiti, tecavüz fillerinin durdurulması, tecavüz konusu ürünlere el konulup toplatılmasını talep etmiş, ….03.2011 tarihli dilekçesi ile davalıların müvekkilinin 2009/01799 nolu çoklu tasarım tescil belgesine konu ……. nolu sokak lambası tasarımını izinsiz kullandıklarını belirtmiş, birleşen davada aynı nedenlerle ….000 TL maddi, ….000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekilleri, asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.

Davacı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve hükme esas alınan bilirkişi heyeti asıl ve ek raporunda davalılardan…..’ın iş yerinde ele geçirildiği belirtilen dava konusu aydınlatma armatürlerinin parçalarına ait fotoğrafların mevcut halleriyle bütünlük arz etmeyen görselleri içerdiği ve davacı adına tescilli tasarım ile genel izlenimde yapılacak kıyaslamaya elverişli olmadığını mütalaa edilmesine, 554 sayılı KHK 51. maddesi “tescilli tasarımın izinsiz kullanılması sonucu uğranılan zarar tazminatının belirlenmesi için tazminat yükümlüsünden kullanımla ilgili belge talebine” ilişkin olup, ürün parçalarının bu madde kapsamında belge niteliği bulunmadığı gibi, davacının anılan madde kapsamında bir talebi bulunmadan temyiz incelemesinde dikkate alınamayacak olmasına, öte yandan TMK …. ve dava tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanacak olan HUMK 239. maddesi (HMK 190/… ve 191 mad.) gereğince de ispat külfeti davacıda olup, el konulan ürünlerin resmi mercilerce davalı …. ….’a teslim edilmesi nedeniyle ispat külfetinin de yer değiştirmeyecek bulunmasına göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye …,… TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/…. maddesi hükmü uyarınca takdiren 265,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, …/…/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

…- Dava, 554 sayılı Tasarım KHK’nın 48 vd. maddeleri uyarınca tescilli tasarımdan doğan hakka tecavüzün durdurulması, tecavüz konusu ürünlerin toplatılması ve imhası istemlerine ilişkindir.

…- Yerel mahkemenin davanın reddi kararını onayan Dairemizin 2014/10185-2015/7121 sayılı kararına ekli karşıoyumda da belirttiğim üzere; Somut olayda, davalı …. tarafından, tasarım konusu ürünlerin izinsiz olarak üretildiği iddiasıyla ….ı tarafından başlatılan hazırlık soruşturması kapsamında davalının işyerinde yapılan arama sırasında, davacı tarafın tasarımını ihlal ettiği ileri sürülen aydınlatma direğinin parçaları ele geçirilmiştir. 28.09.2009 tarihli arama ve el koyma tutanağında, tasarıma konu aydınlatma direği parçalarının, davalı işyerine ait ….. plaka sayılı araç içerisinde ele geçirildiği anlaşılmış ve söz konusu parçaların çok miktarda fotoğrafları soruşturma dosyasına eklenmiştir. Ne var ki, tasarım hakkına tecavüzü aynı zamanda suç olarak düzenleyen KHK’nın 48/A maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından, KHK ile suç ihdas edilemeyeceği gerekçesiyle ….06.2009 tarih ve 2005/57 – 2009/… sayılı kararıyla iptal edilmiş olması üzerine ele geçirilen ürün numunelerinin davalı ….’a iade edildiği ve hakkında başlatılan 2009/7029 sayılı hazırlık soruşturmasının da takipsizlikle sonuçlandırıldığı anlaşılmıştır.

…- Yerel mahkemece yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında, sunulan fotoğraflardaki ürün parçalarının bütünleştirilmesi halinde, yaklaşık beş metre boyundaki aydınlatma direğini oluşturup oluşturmayacağını incelemek ve bu doğrultuda görüş bildirmek yerine, delilin hukuki niteliğini sorgulayarak verilen görevden kaçındıkları, daha çok ve ayrıntılı fotoğraflar ile ürün numunesine ihtiyaç duydukları, davacının kendi özel imkanları ile ele geçirilen her bir fotoğrafın, bütünün hangi kısmına ilişkin olduğunu da gösteren bütünleştirme çalışmasını dahi değerlendirmeden sunulan rapora itibar edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

…- Öte yandan, ….. tarafından yapılan arama sırasında ele geçirilen somut ürün numuneleri davalıya teslim edildiğine göre, ele geçirilen parçaların tasarım hakkına tecavüz niteliğinde olmadığını ispat yükü davalıya aittir. Davalı, 554 sayılı KHK’nın 51.maddesi uyarınca, tecavüze konu delilleri ibraz etme yükümü altındadır. Ayrıca, 6100 sayılı HMK’nın 190/… maddesi uyarınca “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Ürün numuneleri davalının elinde bulunduğuna göre, kendisine teslim edilen ürün numunelerinin tasarım hakkına tecavüz etmediğini ispat yükü, bizzat ürün numunelerini sunmak veya kullanıldığı ya da satıldığı yerleri göstermek suretiyle davalı tarafa ait bulunmaktadır. Davacının, çekilen ürün parçalarına ilişkin fotoğrafları dosyaya sunması ve bunları kendi imkanı ile bütünleştirmiş olması, HMK 191. maddesi uyarınca ispat yükünü üzerine almış sayılamaz. Bütün bunlara rağmen yerel mahkemenin, bilirkişiden kendi ara kararına uygun rapor dahi almaksızın ve hukuka aykırı şekilde ispat yükünü de ters çevirerek tasarım hakkına tecavüz iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine dair kararı ile söz konusu ret kararı onayan ve aynı gerekçeyle karar düzeltme isteminin reddeden Dairemiz çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/30165 Karar : 2016/6170 Tarih : 15.03.2016

  • HMK 191. Madde

  • Karşı İspat

A) Davacı/Karşı Davalı İsteminin Özeti:

Davacı/karşı davalı, iş akdinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, izin ve ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

B) Davalı/Karşı Davacının Cevabının Özeti:

Davalı/karşı davacı, davanın reddini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı/karşı davacı temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı/karşı davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta, fazla çalışma yaptığını iddia eden davacı işçi, bu iddiasının ispatını tanık delili ile işyeri kayıtlarına dayanarak kanıtlamaya çalışmıştır. Öte yandan davalı işveren ispat yükünü taşıyan işçinin iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir (HMK 191. Md.). Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tarafça sunulan elektronik ortamdaki giriş çıkış kayıtları genel olarak bir değerlendirmeye tabi tutulmuş, ancak davalı işverence ibraz edilen puantaj kayıtları dışındaki işyeri giriş ve çıkış kayıtlarının bir değerlendirmeye tabi tutulmadığı izlenimi edinilmiştir. Uyuşmazlıkta tanık beyanları dikkate alınarak haftalık fazla çalışma süresi saptanmıştır. Tanık delili takdiri delil niteliğindedir. Bu durumda kesin delilin olmadığı durumlarda sonuca etkilidir.

Ayrıca, dava dosyasına işverence sunulan 6 klasörlük deliller arasında 2008 yılından önceki döneme ait fazla mesailerin ödendiğine dair ödeme belgeleri ve banka kayıtlarının dosyaya ibraz edildiği ve bu konuda denetime elverişli bir değerlendirmenin yapılmadığı görülmüştür.

Davalı işverene karşı aynı konuda açılan benzer bir davanın Dairemizin 2014/29843 E. sayılı dosyasında yapılan temyiz denetiminde, işyeri kayıtları esas alınarak sonuca gidilmiş ve bu dava onanarak kesinleşmiştir.

Bu durumda, Mahkemece yapılacak iş Dairemizce aynı gün temyiz incelemesi yapılan 2014/29843 E. sayılı dosyadaki bilirkişi raporu da dikkate alınarak dosyaya ibraz edilen işyeri giriş çıkış kayıtları ve ödeme belgelerinin denetime elverişli olarak değerlendirildiği ek rapor alınarak fazla çalışma alacağı hakkında karar vermektir.

Eksik inceleme ve denetime elverişli olmayan rapora dayanılarak verilen kararın bozulması gerekmiştir.

3-Ayrıca davalının cevap dilekçesinde maddi ve manevi tazminat ile ihbar tazminatı talebinde bulunmasına karşın, Mahkemenin karşı dava hakkında hüküm kurmaması HMK.nun 297. maddesine aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS